Ana Sayfa Blog Sayfa 439

Trans kadınlar da var: 2016 Türkiye Trans Güzellik Yarışması

1

Bu sene İstanbul’da üçüncüsü düzenlenen Angels of Turkey 2016 (Türkiye Trans Güzellik Yarışması) Taksim’de bulunan bir gece kulübünde gerçekleşti.

Komisyon Başkanlığını Asya Dilovan’ın üstlendiği yarışmada Tayland’da Türkiye’yi temsil edebilme şansına sahip olacak Rosalinda Peres, Angels of Turkey 2016 Türkiye Güzellik Yarışması birincisi olurken ikinci Kumsal Atasoy, üçüncü de Narin Esmersoy oldu. İlk üç derecenin dışında Duru Çölgülü seçilirken Yeliz Şahin de kıyafet güzeli seçildi.

Yarışmanın ve yarışmacıların gayesi Türkiye’de ve dünyada trans kadınların da var olduğunu, birlik ve beraberlik içinde olurlarsa güçlü olduklarını kanıtlamaktı. Bu yarışma her gün transfobik cinayetlere ve şiddete maruz kalan, bedenleriyle ve kimlikleriyle gurur duyan trans kadınların gür bir sesle “Trans kadınlar vardır ve var olacaktır” diye haykırmasına, bir nebze de olsa trans kadınların zor olan hayatlarını duyurmasına, iyileştirmesine, farkındalık yaratmasına ve kendilerini daha çok önemsemesine olanak sağlamıştır. Fotoğrafçı Cansu Alkaya’ın objektifinden 2016 Türkiye Güzellik Yarışması fotoğrafları:

Kutsal Kâse’nin arkasındaki uzun süredir kayıp, gerçek hikâye

1

Beat Kuşağı figürlerinden Gern Stern, Jack Kerouac’ın kutlu romanı Yolda’nın devrimci tarzından ilham alıp, açık arttırmaya gittiğinden ve 16 bin kelimeden oluşan yazını, Kutsal Kâse’yi kaybettiğinden dolayı 60 yıldır suçlanıyor. 

1950’de uyuşturucu dolu, Beat efsanesi Neal Cassady tarafından yazılmış ve 500 bin dolardan fazla değere sahip mektup, Stern’in, Kaliforniya’daki evinden denize atıldı. Ya da en azından Kerouac’ın bu hikâyesi basına böyle yansıdı.

Stern’in 87 yılında konuya ilişkin olarak şu sözleri dile getirdi: “Çeşitli edebiyat dergilerinde yer aldı ve yeterince sinir bozucu oldu. Bunu yıkmış olduğumu hiç düşünmemiştim.”

Beat Kuşağı jenerasyonu yazarları ile bağlantılı olan şair ve sanatçı Stern, uzun zamandır kayıp olan mektubun 2012 yılında, kendisi ya da Kerouac ile alakası olmayan bir adamın evinde bulunduğunda kendini böylece kanıtlamış oldu. Bu mektupla bu kadar ilgilenmelerinin sebebi, o zamanlardan geriye kalan birkaç sanat eserinden biri olmasıydı” diyor Stern.

Christie, bu mektubun 16 Haziran’da New York’ta açık arttırmaya açılacağını ve tahmini değerinin 523 bin 500 dolar ile 785 bin 250 dolar arasında olacağını duyurdu. Cassady’nin, Kerouac’a yazdığı 18 sayfalık mektupta sarhoş ve cinsellik dolu Denver-Colorado ziyaretlerini anlatıyor.

Dürüst ve doğal akan, tek aralıklı, çift taraflı kâğıt… Tüm bu kullanımları ile doğrudan Kerouac’ın düz yazısından etkilenmiştir. 

1968’de Paris’te yaptığı bir röportajda Kerouac “Yolda’nın kendiliğinden olan ani yazım tarzını; Neal Cassady’nin bana yazdığı mektuplarda, ne kadar iyi yazdığını gördüğümde oluşturmuştum. Kendi halinde, hızlı, deli, itirafçı, tamamen ciddi, ayrıntılı, kişileri gerçek isimleri ile yazması….’’ diyor. “Ben onun tarzından etkilendim.”

Aynı zamanda Joan Anderson Mektup’u diye de bilinen, romanvari mektup, karşılaştığı kadını romantik bir şekilde anlatır. Görünüşe göre, üç günlük alem sırasında, amfetamin ile yükselmiş durumdayken yazıp tamamlamıştır. 

Kutsal Kase’nin arkasındaki gercek 2
Stern, 1963.

Stern, “O süratlı bir ucubeydi” der Cassady için. 

Kerouac, Paris röportajında, Beat şairi olan arkadaşı Allen Ginsberg’e mektup gönderdiğini sonrasında aynı mektubun Stern’e ödünç verildiğini söyler. Kerouac, Stern’in mektubu teknede kaybettiğine inanıyordu, her neyse sonsuza dek denizdeydi artık…

“Allen ya da teknedeki herhangi bir kimse bu kadar umursamaz olmamalıydı” diyor Kerouac yine Paris’te yaptığı röportajda. 

Ama Stern, bu hikâyeyi yalana bulayanın Ginsberg olduğunu söylüyor, “Bu Allen’in sonu oldu. Allen, haylazdı.”

Ginsberg, mektubu yayınlanacak umutlarıyla San Francisco’daki, Golden Goose Press’e gönderdi. Yayınevi kapanana kadar, açılmamış bir şekilde orada durdu. Atılmak üzereydi ki yayıncı ile ofisini paylaşan bir müzik operatörü tarafından fark edildi. O da tüm arşivi evine götürdü.

Kızı, Jean Spinosa, 2012 yılında ölen babasının evini temizlerken mektubu ortaya çıkardı.

Kutsal Kase’nin arkasındaki gercek 3
Cassady’den Kerouac’a 16 bin kelimelik yazın

Los Angeles performans sanatçısı olan Spinosa, mektubu doğrulamak için tarihi müzayede evi Profiles’in sahibi olan Joe Maddalena’ya götürdü.

Bu, Kerouac’ın Yolda’sının, en az orijinal versiyonu kadar önemli.

Stern mektup için “Okuduğumda çok etkilenmiş değildim, sadece Neal’in bildiği ve hiç kimsenin kadının kim olduğunu tespit etmesi mümkün değildi” dedi.

“Biraz işleri vardı”

San Fransisco’daki Beat Müzesi’nin sahibi ve direktörü olan Jerry Cimino, mektup için Beat Jenerasyonunun edebi kutsal kasesi” diyor. 

Neal Cassady
Neal Cassady

“Tüm bu şeyleri, hikâyeleri neredeyse 60 yıldır hepimiz duyuyoruz. Kaybolduğu, yok edildiği sanılıyor ve hiçbir zaman hiç kimse gerçek anlamda tamamını okuyamadı. Bu, Kerouac’ın Yolda’sının, en az orijinal versiyonu kadar önemli” diyor. 

Mektup, ilk olarak 2014’te açık arttırmaya konulmuştur. Ancak Cassady ve Kerouac’ın mülklerinin, bir sahibi olduğu iddia edilince açık arttırmadan geri çekildi. Sonrasında, vaziyet dostane bir çözüme ulaşmış, mektubun yine piyasa dolaşmasına izin verilmiş.

Winnipeg Üniversitesi’nde edebiyat uzmanı ve profesör olan Gord Beveridge, “Cassdy’nin, Beat hareketine en büyük katkısı belki de Kerouac ve Ginseberg üzerindeki etkisidir” diyor.

Neal Cassady, Jack Keoruac
Neal Cassady, Jack Keoruac

“Dalgındı. Allen Ginsberg, Cassady’i ‘Yolda’nın kahramanı’ olarak referans gösteriyordu” diyordu.

Yolda karakteri olan Dean Moriarty, 1968’de ölen Cassady idi. Ginsberg ve William S. Burroughs da dahil olmak üzere, Cassady’nin seyahatleri 1957’deki Kerouac’ın romanının temeli oldu.

“Beat yazarları ile olan yakın ilişkisinden dolayı kesinlikle çok önemli bir adamdı, fakat sonunda o ve Kerouac tamamıyla ilerleyemedi” dedi Beveridge.

“Kerouac ölmeden hemen önce tekrar bir araya geldiklerinde birbirlerine söyleyecekleri pek bir şeyleri yoktu”

Cimino, Beat alimlerinden ve edebiyatseverlerden böyle kritik dokümanların ve mektubun kamu alanlarında olmasını umduğunu söyledi. 

Cimino, yeteri kadar para toplayıp müze için mektubu satın almak üzere potansiyel birkaç bağışçı ile görüştü.

Kutsal Kase’nin arkasındaki gercek 5

Biz ona burada sahip olmayı isterdik… Bu tür bir şey insanların ziyaret etmesi gereken türden şeyler” diyor Cimino.

Fakat mektup hikâyesine karşın, Stern Beat sahnesinin bir parçası olmayı sürdürdü ve Allen’i hayatının geri kalanı için tutuyordu.

“Jack ve Neal’e düşkün değildim. Ben biraz daha Allen düşkünüydüm.”

Stern, haziran ayında yapılacak olan müzayedeye de katılacağını bildirdi.

National Post internet sitesindeki The Realt Storu Behind the Long Lost Drug Fuelled Holy Grail Letter That Inspired On the Road başlıklı yazıyı Su Gökarca Gaia Dergi için çevirmiştir.

Gaia Dergi arşivlerini edinmek şimdi daha kolay

Gaia Dergi arşivlerini edinmek isteyenlerin çok sevineceği bir “kampanya” yaptı. Dergi sizden, kargo bizden dedik çıktık bir indirim yoluna.

Gaia’ya abone olmak artık 127,50 yerine 109 TL. Şimdiye kadar yayınladığımız 10 sayımızı edinmek ise 89 TL olarak yeniden fiyatlandırıldı.

Bugüne kadar “Param yok okuyamayacak mıyım?” diye arayan da oldu, “Bu ne paha siz bizi zengin mi sandınız” ve hatta “Çok ucuz; bu kaliteye 8 TL, yazık değil mi sizlere” diyen de. Parası olmayana biz yolladık, pahalı diyene indirim yaptık, ucuz diyene teşekkür ettik.

Çünkü biliyoruz ki kelimelerimiz satılamayacak kadar değerli ancak yerli olmayan kâğıtlar, baskıda kullanılan mürekkep ve ulaşımı sağlayan kargocular bizim gibi düşünmüyor.

Biz emeğimizi bir kenara bıraktık, okuyun yeter ki dedik. Dergi bizden kargo sizden, buyrunuz Gaia Dergi arşivlerine…

Mağazamıza buraya tıklayarak ulaşıp aboneliğinizi gerçekleştirebilirsiniz veya içeriklere dair fikir sahibi olabilirsiniz. 

Gaia Dergi sosyal medyada resmen koşuyor. Kısa zamanda bu denli büyümemizi sağladığınız, bizi desteklediğiniz, takip ettiğiniz ve her daim yapıcı eleştirilerinizle yanımında olduğunuz için çok teşekkür ederiz.

Gaia Dergi’yi Facebook‘tan takip edebileceğiniz gibi, Twitter, Google Plus, Pinterest, Instagram, Linkedin ile de okuyabilirsiniz.

“Anadolu Kent Arşivi”ne dijital olarak erişebilirsiniz

Türkiye’nin doğal, tarihsel ve kültürel varlıklarının korunması amacıyla 1990 yılında kurulan ÇEKÜL Vakfı‘nın dijital ortama aktardığı 25 yıllık “Kent Arşivi”ne artık internet üzerinden erişebilirsiniz.

Bilgiye erişim haktır lakin genellikle çok ucuz değildir. Kitaplar, okullar, çeşitli eğitimler, öğretmeler vesaire kişilere genellikle pahalıya patlar. Bir şeyin, “hak” konumunda yer alırken cebimizden bu denli paraları da yanında götürmesi beni her zaman çok rahatsız etmiştir.

Ne iyi ki bunun farkında olup bilgiyi paylaşan güzel insanlar ve oluşumlar da yok değil. ÇEKÜL Vakfı da uzun senelerdir derlediği arşivi Tarihi Kentler Birliği’nin desteği ile herkesin kolay erişimine açıldı.

Önceden sadece öğrencilerin ve araştırmacıların yararlanabildiği, Beyoğlu’nda bulunan ÇEKÜL’ün Bilgi-Belge Merkezi’ne artık herkes internet üzerinden erişim sağlayabilecek. Tamamlanan dijitalleşme sonucu toplam 24 bin 100 belge tarandı.

Anadolu’nun kentlerinden kitap, broşür, fotoğraf, dia, kartpostal, video, mektup, dergi, küpür gibi birçok kaynağa “MİDAS Dijital Arşiv Sistemi” üzerinden kolaylıkla ulaşıp, inceleyebilirsiniz. ÇEKÜL Bilgi Belge Merkezi katalog tarama sistemine gitmek için tıklayınız.

Kartpostal arşivine ulaşmak için tıklayınız.
Afiş arşivine ulaşmak için tıklayınız.
Kitap arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Kaynak: ÇEKÜL Vakfı

Yoga tekrar yürümeme yardım etmeyecek ama…

Yoga tekrar yürümeme yardım etmeyecek fakat yıllardır ilk defa bacaklarımı hissetmeme yardımcı oldu.

Bu kadim egzersiz sistemi size tütsülerle dolu bir oda imgesi yaratıyor olabilir fakat öğretileri ve prensipleri engelli bireyler için pratik yararlar sunabilir.

Daha önce hiç yogayı deneyimlememiştim ve ilk yoga dersine gittiğim zaman oldukça gözüm korkuyordu. İçimdeki alaycı tarafım tütsü dumanları arasında elleri üzerinde duran insanlar hayal etmişti; fakat onun yerine geniş beyaz bir odada matlar, bloklar, battaniyeler ve diğer insanlarla karşılaştım. Kendime bir yer seçtim ve yere oturdum.

Eğitmenimiz Matthew Sanford geldiğinde omzumda rahatlatıcı elini koymuştu. Ben yanımda tekerlekli sandalyemi park etmiş şekilde yerde oturuyordum ve ikimizin de belden aşağısı felçliydi.”

Sanford ailesiyle birlikte geçirdiği kazada daha 13 yaşındaydı. Annesi ve bir kardeşi hayatta kalmayı başarmış fakat babası ve diğer kardeşi yaşamını yitirmişti. O ise kırık bir boyun, sırt ve diğer sakatlanmalarla birlikte hayatta kalmayı başarmıştı. Hatta üç gün komadaydı.

Sanford’un anlattıklarına göre çocukken çok atletik ve tüm vücudunu hissetmeyi seven birisiymiş. Kazadan sonra doktorlar belaltı hissiyatını kaybettiğini söylemişler ve onlara inanmış. Bacaklarında hissedeceğin karıncalanma ve yanma hislerinin hayali hisler olduğunu ve bunları hissetmesi durumunda boş yere yürümeyi hayal etmemesi gerektiğini de eklemişler. Fakat o bacaklarında hissettiği acı ya da mutluluk veren karıncalanmaların işlevsel olmasa da gerçek hisler olduğundan eminmiş.

Sanfrod geleneksel rehabilitasyon yöntemlerini takip ederek tüm bedeniyle başa çıkabilmesi için üst bedenini güçlendirmeyi öğrenmiş.

yoga tekrar yurumemi saglamayacak amaKazadan 12 yıl sonra üniversitede felsefe öğrenimine devam ederken yoga eğitmeniyle tanışmış. “Zihin ve beden ilişkisi kurma üzerine kurulu yoga prensiplerini keşfediyorduk, tıpkı benim bedenimdeki gibi. O (hayali) hisleri yeniden hissetmeye başladım ve buraya ait olduğumu düşündüm. Duruşları herkes gibi yapamasam da bu duruşların özü olan duruşun bütünlüğünü hissedebiliyordum. Zaten bu da yoganın kalbiydi” diyor.

Şimdi öğrendiklerini diğer insanlarla paylaşma konusunda oldukça tutkulu ve İngiltere’yi dolaşarak yoganın engelli bireyler için muhteşem olabileceği fikrini yaymak için atölyeler ve etkinlikler düzenliyor. “Şanslıydım, çünkü muhteşem bir hocayla çalıştım ve başkalarının da kendine uygun yoga hocaları bulmalarını istiyorum. Yoganın prensipleri ayrım gözetmiyor fakat yoga duruşlarında bu büyük ayrımla karşılaşıyoruz. Her bir yoga pozundaki hizalanma ve duyarlılık prensiplerini fark ettiğim zaman bu öğretiyi herkesle paylaşabileceğimi fark ettim.”

yoga engelli

Fakat oldukça da korkuyordum. Şimdi bile insanlar derslere kayıt yaptırıp eğitmenlerinin bir tekerlekli sandalyede olduğunu fark edince ilk tepkileri ‘Nasıl olur?’ oluyor fakat çalışmaya başladıktan beş dakika sonra unutuyorlar.”

Sanford, sağlık çalışanlarına da eğitimler veriyor. “Sağlık alanında da insanların daha çok beden farkındalığına ihtiyaç duyduğu oldukça fazla alan var. İnsanlar yaşlandıkça fiziksel güç ve beden bağlantısını kaybediyorlar ve bu durum çökmelerine neden oluyor. Onlara farklı tür bir hissiyat olduğunu öğretmeli ve bunun fiziksel başarılarla ilgili olmadığından bahsetmeliyiz çünkü artık koşu bandında koşmalarının lüzumu yok. Ben de şu an tekerlekli sandalyemi ellerimle hareket ettiremiyorum, benim için o zaman eskilerde kaldı.

Kaynak: The Guardian 

21. Türkiye Korolar Şenliği başladı

0

21. Türkiye Korolar Şenliği, her yıl olduğu gibi yine 1-5 Haziran tarihleri arasında Ankara’da MEB Şura Salonu’nda gerçekleştiriliyor. Sevda-Cenap And Vakfı’nın da destekçisi olduğu bu şenliğe vakıf bünyesinden üç koro katılacak.

Sevda-Cenap And Vakfı, Ankaralı sanatseverlerin ilgisini çekecek Haziran ayı programıyla bizimle.

Bu şenlikte vakfı temsilen, 17. yılını Mayıs ayında görkemli bir konserle kutlayan şef Cihan Can’ın yönetimindeki SCA Müzik Vakfı Kadınlar Korosu, son olarak Mayıs ayında 4. Sansev Uluslararası İstanbul Çoksesli Müzik Festivali’ne katılan şef, Fatma Bildiren ve JM Ankara Çocuk Korosu ile Türkiye Korolar Şenliği’ne 20 yıl aralıksız katılımı nedeniyle ödüllendirilmiş olan şef Pınar Alpay Yüksel yönetimindeki Akyurt Çocuk Korosu sahne alacak.

Çankara Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi Yaşar Kemal Konferans Salonu’nda ise 6 ve 10 Haziran tarihlerinde iki resital gerçekleştirilecek.

11 Haziran’da ise Özel SCA Müzik Kursu öğrencilerinin, öğretmen ve korolarının her yıl hazırladığı “Yılsonu Konseri” MEB Şura Salonu’da yapılacak.

Ayrıca Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü töreni, 22 Haziran 2016 Çarşamba günü, saat 18.30’da Çankaya Belediyesi, Çağdaş Sanatlar Merkezi Yaşar Kemal Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

Her yıl 300 bebek PKU’lu doğuyor: Fenilketonürinin farkında mısınız?

Fenilketonüri, fenilalaninden kısıtlı özel diyet ile tedavi edilebilen bir hastalık. Tedaviye uymayan hastalarda zihinsel ve gelişimsel bozukluklar olabileceği için hasta sahibi olan ailelerin diyeti çok iyi öğrenmesi gerekmektedir. Fenilketonüri tedavisi bu konu ile ilgili merkezlerde sürdürülmelidir. Tedavi edilmeyen PKU hastası çocuklarda kalıcı zihinsel problemler görülür. Hastalık genelde akraba evliliğinden doğan çocuklarda görülür. Hem annede hem babada olan bu hastalık çocuğa geçer, ebeveynlerden yalnızca biri bu geni taşıyorsa çocuk hasta olmayabilir fakat taşıyıcıdır.

Dünya’da bu hastalığın görülme sıklığı 10 bin 30 bin çocukta 1 iken Türkiye’de 3 bin – 4 bin 500 çocukta 1’dir. Türkiye’de daha çok görülme sebebi ise Türkiye’de yapılan 4 evlilikten birinin akraba evliliği olması, anlayacağınız üzere. Yani Türkiye’deki her 400 kişiden 4’ü fenilketonüri taşıyıcısı. Pek bu hastalıkla ilgi ne biliyoruz? Hastalığın farkında mıyız?

İşte bu farkındalığı yaratmak ve artırmak için 1-7 Haziran arası çeşitli etkinliklerle kutlanıyor, aileleler ve çocuklarla biraraya geliniyor. Siz bu hastalığın farkında mısınız?

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğrencileri ise bizlerin bu hastalıktan haberdar olmasına başlangıç sebebi yarattılar ve bize ulaştılar: “Biz Ege Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencileri olaral fenilketonüri farkındalık çalısması yürütüyoruz, bunun için de 1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü’nde sosyal medyada hastagler açıp paylaşım yapmaya başladık. Amatörce hazırladığımız bir kısa film çalışmamız da var. Ciddi bir hastalık olan fenilketonüri ne yazık ki ülkemizde bilinmiyor, 1995-96 yılından itibaren yenidoğan tarama programlarına dahil edilse de düzenli tarama 2000’li yılların başında başlamış. Teşhisi konulan birçok hasta olduğu halde henüz teşhis konulmayan birçok hasta da bulunmaktadır. Örf ve adet bahane edilerek yenidoğan tarama programını reddeden aileler bulunmaktadır. Ülkemizde akraba evliliklerinin sık yapılması hastalığın dünyada görülme sıklığında ülkemizi ilk 3’te bulunmasının en büyük sebeplerinden” şeklinde durumun vahametini anlatan öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.

pku cocuk

Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin beyni etkilenmeden erken tanılanması çok önemli. Doğumdan sonraki ilk 72 saat içerisinde yenidoğanların topuklarından alınan iki damla kan ile hasta olup olmadıkları anlaşılabiliyor. Fenilketonuri yenidoğan taraması ile saptandığında ilk 3 ay içerisinde tedaviye başlanmazsa bebekte zihinsel gerilik kaçınılmaz olduğundan, buna önem vermek çocuğunuzun hayatıyla ilgili vereceğiniz ilk ve en önemli kararlardan biri.

pku cocuk 2

PKU Derneği’nin internet sitesi için buraya, facebookta bulunan topluluk sayfası için buraya tıklayınız.

*Yazı içinde yer alan fotoğraflardaki çocuklar İzmir’deki PKU derneğinin küçük üyelerinden. Onlar da fenilketonüri hastası ve farkındalık yaratıp hastalıklarının tanınmasını istiyorlar.

PayPal Türkiye 6 Haziran’da Türkiye faaliyetlerini durduruyor!

Paypal, alıcılara ve işletmelere sadece bir e-posta aracılığı ile para gönderme ve alma imkânı sunan bir ödeme sistemidir. Online ödemelerin en kolay ve en güvenilir yollarından biri olduğu için 190 ülkede 100 milyonun üzerinde üye hesabına ulaşan PayPal, maalesef 6 Haziran 2016 tarihinde sistemin Türkiye ayağını belirsiz bir süre için kapatıyor.

PayPal yetkililerince yapılan açıklamada yerel düzenleyici kuruluşa yaptıkları lisans başvurusunun reddedilmesi ve ilgili kurumun Türkiye’deki faaliyetlerini durdurma talimatı almaları sebebiyle Türkiye’deki faaliyetlerini durduracakları belirtildi. PayPal yetkilileri yaptıkları açıklamada lisanslarını geri almak için çalışmaya devam edeceklerini de eklediler. Sisteme kayıtlı müşterilerin bu süreçten etkilenmemeleri için PayPal Türkiye sayfasındaki bilgilendirme bölümünü okumaları tavsiye edilmektedir.

Tabii ki bu durum PayPal ile ödeme alan ve ödeme yapan işletmeler için oldukça moral bozucu oldu. Bu kadar yaygın başka bir alternatifi olmaması da birçok küçük işletme için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Özellikle internet üzerinden ürün satan ve ürünlerini yurtdışından getirten firmalar isyan etmiş durumdalar. Tüm dünyada kendine önemli bir yer edinmiş olan PayPal’in lisans problemlerini bir an önce çözmelerini dileyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.

Bununla birlikte, Paypal hesaplarında 10 doların altında bulunan paralar çekilemiyor. Ancak bu ufak meblağları belli kurumlara 6 Haziran 2016 tarihinden önce göndererek, bağış yaptığınız kurumun hizmet kalitesinde ciddi bir fark yaratabilirsiniz. İşte PayPal hesaplarınızda bulunan 10 dolar altı meblağları yollayabileceğiniz bazı hayır kurumları ve dernekler:

  • Alikev (Ali İsmail Korkmaz Vakfı)

O, Gezi olaylarının en önemli simgelerinden biri. Aydınlık bir gelecek için çıktığı sokakta hayatına kast edilen Ali İsmail Korkmaz’ın adını yaşatmak için kurulan ALİKEV de bağışlarınızı bekliyor: https://alikev.org/bagis/

  • Darüşşafaka Eğitim Kurumları

Anne veya babası hayatta olmayan ve maddi durumu yetersiz öğrencilere tam burslu ve yatılı eğitim imkânı veren ve eğitimde fırsat eşitliği yaratmayı amaçlayan Darüşşafaka Eğitim Kurumları’na bağış yapabilmek için: http://www.darussafaka.org/bagis/genel-bagislar/serbest-bagis

  • Lösev

Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı’na bağış yapmak için: losev.org.tr/bagis

  • Çak bi Pati

Hayvan dostlarımızı da unutmadık. Sokaktaki canları korumak ve onlara yardım etmek için Yeni Nesil Sokak Hayvanları Koruma Derneği’ne bağış yapabilirsiniz.
PayPal adres: [email protected]

  • Hayat Sende Derneği

Koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatlarına yenilikçi bir çözüm getirmeyi amaçlayan Hayat Sende Derneği’ne bağış yaparak bu gençlerin başarılarına ortak olmak isterseniz;
http://hayatsende.org/sayfa/paypal-ile-odeme.html

  • Vicdani Ret Derneği

Vicdani Ret Dernegi’ne destek olmak için: [email protected]

  • SineMasal Kültür Sanat Derneği

Bu dernek de gelecek olan bağışlarla çocukları sinemaya götürerek, onlara unutulmaz bir an yaşatmak istiyor. Siz de sinema bileti bağışı yapmak isterseniz Paypal adresleri: [email protected]

**Bu yazı yayınlandıktan kısa bir süre sonra yeni bir açıklama yapıldıı: PayPal hesaplarından banka hesaplarına para aktaran müşterilerimiz için güncellememiz var. PayPal hesabınızdaki bakiyeyi banka hesabına aktarabilmeniz için minimum çekim limitini kaldırdık. Tüm müşterilerimize gösterdikleri sabır için teşekkürlerimizi iletmek isteriz. Ayrıca bilmenizi isteriz ki 6 Haziran’dan sonra da PayPal hesabınızdan banka hesabınıza para aktarmaya devam edebileceksiniz.

Engelsiz Filmler Festivali, ödül töreni ile sona erdi

Ankara Engelsiz Filmler Festivali, engeli olan-olmayan bütün sinemaseverleri biraraya getirdiği festival programını 29 Mayıs Pazar akşamı Opera Sahnesi’nde yapılan ödül töreniyle sonlandırdı.

Ödül töreninde de festivalin tamamında olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için ayrıntılı altyazı ve işaret dili ile gösterim yapıldı.

Engelsiz Yarışma’nın bu yılki programında Emin Alper’in Abluka, Faruk Hacıhafızoğlu’nun Kar Korsanları, Deniz Gamze Ergüven’in Mustang, Emine Emel Balcı’nın Nefesim Kesilene Kadar ve Tolga Karaçelik’in Sarmaşık filmleri yer alıyordu.

Sunuculuğunu Levent Kol’un gerçekleştiridiği Ödül Töreni’nde, Levent Kol’a işaret dili çevirmeni Hayrettin Baydın ve sesli betimleme için de Çiğdem Banu Yeşilyurt destek verdi.

En İyi Yönetmen ödülünü alan Tolga Karaçelik’in yönettiği Sarmaşık, En İyi Film Ödülü’nün sahibi oldu. Faruk Hacıhafızoğlu’nun yönettiği Kar Korsanları ise En İyi Senaryo Ödülü’ne layık bulundu. Seyircilerin oylarıyla belirlenen Seyirci Özel Ödülü, Deniz Gamze Ergüven’in yönetmen koltuğunda oturduğu Mustang filmine verildi.

Ödül alanların konuşmalarıyla renklenen törende konuşmacılar, festivalin diğer şehirlerde yaygınlaşmasının önemi üzerinde durdu.

Mustang adına ödülü alan yapımcı Mine Vargı, “Bu ödülü tüm ekip adına aldım. Engelsiz Festival, festival ötesi bir şey olmuş. İleriki yıllarda daha da güzel olacak, kendi adıma söz veriyorum. Engelli – engelsiz hepimiz biriz” dedi.

Kırsala dönüş yıllığım 2: Ekonomi

Ekonomi konusuna ne çabuk geldik eyvahlar olsun. Hem çok keyifsiz meseleler hem de tam bir başarısızlık öyküsü bu seferki. “Evren, ne alemde limon bahçesi?” sorusunun cevabı. Sizlere tavsiyem, yazdıklarımı “Böyle yapmazsak daha iyi olur” gözlüğüyle okumanız.

defne yagi yaparken
Defne yağı yaparken

Bu hikâyede hem tek başarılı kısım hem de gerçekten atılması gereken ilk adım olduğunu düşündüğümden dolayı, işin kolay ve eğlenceli kısmından başlayalım bari, harcamamak. Maddenin doğası gereği harcama kalemlerini ne kadar kısarsak kazanma zaruriyetinden de o kadar kurtulmuş oluyoruz değil mi? Aslında bu konuyu açmayı başka bir yazıya saklıyorum ama para harcadığımız birçok şeyi yapmak, onu almak için harcadığımız parayı kazanmaya ayırdığımız zamandan çok daha kolay. Mesela Ankara’da yaşayan bir insan yıllık tükettiği domatesi 3 m²’lik balkonunda yetiştiremeyebilir. Ama o küçücük balkonunda mevsiminde Ayaş’tan alınmış mis gibi kilolarca domatesi kurutmak pazar günü 3 saatlik keyifli bir uğraşla mümkün. Bir sonraki hafta yine yerel üreticinden temin edilen mürdüm eriğinden cevizli sucuklar, kırkağaç kavunundan pestiller… Yazın haftada birkaç saatlik uğraşınızla hazırlayacağınız kışlıklar, kışın bir aylık maaşınızı yatırsanız bile satın alamayacağınız güzellikte ve nitelikte ürünler oluyor. Neyse bu konuya daha fazla girmeyelim şimdilik, kısacası ben de böyle böyle harcamayı durdurdum. 

Ev içi harcamaları durdurdum durdurmasına ama ya diğer işler? Ortaca’ya ilk geldiğimde ben burada yokken uzun süre boş duran tarlamı artık hak ettiği güzelliğe kavuşturma isteğiyle kolları sıvadım. Tarlam biraz problemli bir yerde bulunuyor. Arazi komşularım uzun süreden beri çeşitli zarar verme taktikleriyle tarlayı onlara satmamız için işleri zorlaştırıyor. Buna karşı akılcı bir çözüm bulmaya karar verdim. Madem onlar her fırsatta zarar verecekler o zaman ben de bu zarara karşı maksimum dayanıklılıkta bir ağaç seçmeliydim. Çok düşünmeme gerek kalmadan seçimimi Ortaca’nın yerli limon cinsi olan Kara Limon’dan yana (tabii ki mono kültür değil) kullandım. Bu tür hem araziye son derece uygun hem de su baskınlarına karşı (ki en çok kullandıkları zarar verme yöntemi su bastırmak) dayanıklı. Hemen nasıl ödeyeceğim kaygısına çok kapılmadan krediye başvurdum ve çalışmaları başladım. 

Tam o sırada ilk bela geldi çaldı kapımı. Yine tarlayı su bastırmışlardı, eğer ki fidanlar üzerinde olsa ciddi bir zarara uğrayacaktım. Ben de bir daha böyle bir tehlike yaşama riskini göze alamayacağımdan dolayı elimdeki paranın yaklaşık yarısını harcayarak tarlanın etrafını büyük drenaj hendekleri ile çevirdim. İşte evdeki hesap çarşıya o gün uymamaya başladı. Kuyucudan yediğim kazık, kışın yaşanan dondan dolayı fidan fiyatlarının artması, damlama hortumları ve diğer ekipmanlara gelen zamlar derken bahçe bitmedi. Şu anda dikime hazır bir tarlam ve 200 ağaç fidanım dışında hiçbir şey yok. 

Bahçe bitmiş olsaydı da bu, şu an için bir ekonomik döngü yaratacağı anlamına gelmiyor. Fidanların büyümesi ve ağaçların tam anlamıyla verime oturması 10 yıla yakın bir süre alıyor (komşulardan koruyabilirsem). Yaz boyu bahçeye o kadar odaklanmıştım ki ekim ayında ilk kredi taksitlerinin geleceği aklımın ucundan bile geçmedi. Ama benim aklımdan geçmiyor oluşu bankanın beni unuttuğu anlamına gelmiyordu tabii ki. Ekim ayı geldiğinde önümde iki seçenek vardı. Ya borcu ödemek için şehre gideceğim ya da burada bir şeyler yapmaya çalışacağım. İlk hedefim olan limon bahçesi henüz bitmemiş olduğundan birinci seçenek otomatik olarak düştü. İkinci seçeneğin ise bir şeyler yapmakla bitmediğini biraz uzun sürede anladım.

kirsala donus yilligim Ankara'daki balkonum
Ankara’daki balkonum

İlk olarak elimdekileri bir döktüm ortaya. Yazın yaylaya inip çıktıkça hem oradaki küçük bostanımızdan, hem de doğadan topladığım malzemelerden epey bir kışlık yapmıştım şehirdeki dostlarıma hediye etmek için. Tabii beni tanıyanlar bilir elimin ayarı yoktur, hediyelik dediysem mesela elimde 70 kilo tarhana, 30 kilo salça vardı. Bir de özel bir merakı yoksa hiç kimsenin almak istemeyeceği ardıç kütüğünde tütsülenmiş yaban mantarı gibi bir dünya absürt şey. İçlerinden en makul ve herkesin bildiği kalemleri arkadaşlarım arasında yaptığım bir duyuruyla satmaya başladım. Az evvel dedim ya, yapmakla bitmiyormuş iş, bu sefer de çarşıdaki hesap eve uymadı. Sonrasında da toparlamak için birkaç tane daha başarısız girişim. 

Her neyse uzatmayalım bu sıkıcı konuları, gelmeden evvel benim de bir çok hayalim, hatta planım vardı burayla ilgili. İlk hedefim olan bahçeyi bile elime yüzüme bulaştırdım en sonunda. Anadolu’nun muzip insanlarının söylediği bir deyimde olduğu gibi ben de “sıvadım” işin doğrusu. 

kirsala donus ekonomi
Tarlamın ekilmeden önceki hâli

Peki, ne olsaydı belki böyle olmazdı? 

Benim yaptığım gibi büyük adımları tercih etmemek gerek bence. Tarla işlerinden anlıyor olmam, limon ağaçlarını sevmem ve bakımını bilmem limon bahçesi yapabileceğim anlamına gelmiyor. Hani bunun çiti, hani bunun kuyusu, hani bu değirmenin suyu?

  • Kendi gücümüze ve emeğimize ne kadar güveniyor olsak da yeterli insan kaynağının olmaması işleri çok zorlaştırıyor. Duvara çivi çakmak için bile sandalyeyi tutacak ikinci bir insana ihtiyacımız var. 380 tane ağacın dikileceği tarlayı hazır etmeyi varın siz düşünün.
  • Mümkün olduğu kadar, borçla harçla bir işe kalkışmayın. 
  • Otomobil kullanmayı teşvik ediyormuşum gibi olacak ama otomobil kullanmasını bilmemek bile işleri çok zorlaştırıyor. Hammaddeyi taşımak, gerektiğinde çarşı pazara inmek vesaire için harcadığınız efor ve zaman, işin kendisinden çok daha fazla zor olabiliyor. Yayladaki o ürünleri aşağı indirmek yapmaktan uzun sürdü (tarhanayı yapmam ve kurutmam 10 gün, aşağı değirmene indirmek için bir vasıta ayarlamam 1 ay zaman aldı)

Bu liste daha uzar da uzar. Evet, belki her şeyi salıvermek de mümkündü. Meşhur olmuş bir duvar yazısı var ya “İmkânı olan delirsin” diye, işte tam da öyle, her türlü adım kişinin koşulları ve imkânları doğrultusunda gerçekleşebiliyor. İstesem de boşverebileceğim koşullarım yok muhtemelen yakın zamanda olmayacak da.

Her ne kadar motivasyonum kırılmış olsa da bazı konularda, bu kırılmayı bir derse dönüştürüp hedefime ulaşmak konusunda hâlâ kararlıyım. Bir kere inat ettim artık inat! O bahçe bitecek!

Serinin ilk yazısı: Kırsala dönüş yıllığım 1: Sosyalleşme