Ana Sayfa Blog Sayfa 503

Kubilay Akbıyık: Kendi evreninde yaşayan mutlu ressam

Tüketim dünyasını ve popüler kültürün bize dayattığı mottoları eleştirerek eserlerlerinde bize kendi iç dünyasını açan Türkiyeli ressam Kubilay Akbıyık illüstrasyon ve temel resim tekniklerini kullanarak bize yeni alternatif sanat akımının alarmlarını veriyor.

Dünyanın pek çok yerinde tüketim çılgınlığının eleştirilmesi ve günümüzün yapay sanal dünyasını reddeden sanatcıların çalışmaları hız kazanırken ülkemizde de bu akıma yoğunlaşan sanatçı görselliğimize hitap ederken aynı zamanda bizi düşündürüyor. Çalışmalarında yer aldığı galaksiler genç ressamın kendi iç dünyasındaki kaçış noktası, gizli evi ve aslında yaşadığı kendi mutlu evreni sanki. Renklerin bir araya getirdiği gizli pshycedelic etki ise görsellik algısını bir üst noktaya taşıyor. Genç sanatçının çalışmalarını daha detaylı göz atmak isteyenler Behance hesabı üzerinden ulaşabilirler.

Kubilay Akbıyık 2

Umarım ülkemizde daha birçok sanatçı toplumsal olaylara bu denli yaklaşım gösterip renkleriyle bize yeni ufuklar açmaya devam eder.

Kubilay Akbıyık 3 Kubilay Akbıyık 4 Kubilay Akbıyık 5 Kubilay Akbıyık 6Kubilay Akbıyık 7

Gün ışığından mahrum kalan güneş ayısı Kwan’ın hikâyesi

Gün ışığından mahrum bırakılan güneş ayısı Kwan’ın hikâyesi, yabani hayvan ticaretinin karanlık tarafını gözler önüne seriyor! Kwan, iki yıl boyunca karanlık bir odada tutularak hiç güneşe çıkarılmamış bir güneş ayısı!

Tayland Yaban Hayatı Dostları Derneği‘nden (WFFT) Edwin Wiek ve arkadaşları onu terk edilmiş bir halde artık kullanılmayan bir tapınakta bulduklarında korkunç bir durumdaymış. Güneş ışığından mahrum kalmış ve oldukça zayıf görünen Kwan’ın kafa tüylerinin çoğu dökülmüş. Öyle ki artık bir güneş ayısına da benzemiyormuş. Kendisi için sergilenen bütün çabalara rağmen, kurtarıldığının ertesi gecesi saat 02.45’te hayata veda etmiş.

Fakat garip olan şu ki Kwan çok uzun süre hayata tutunmuş. Dış dünyadan tamamen izole ve terk edilmiş halde kendi başına bırakılmış olan Kwan, korkunç şartlar altında hayatla ölüm arasında vakit geçirmiş; son nefesini ise onu kurtaranların kucağında vermiş. Sanki kurtarılmayı beklemiş gibi… Güneşi tekrar görme şansını bir kez daha yakalamak; bütün dünyaya hikâyesini haykırmak istermiş gibi…

Gün ışığından mahrum bırakılan Güneş Ayısı Kwan’ın hikâyesi - 3

Satılmak için doğadan koparılmış!

Kwan’ın ölmeden önceki hayatına dair elimizde çok fazla bilgi yok. Ama hikâyesi, doğadan koparılarak yabani hayvan ticareti için paketlenip en sonunda virane “tapınaklarda” sonlanan diğer güneş ayılarının hikâyelerine oldukça benziyor.

Gün ışığından mahrum bırakılan Güneş Ayısı Kwan’ın hikâyesi - 2Oysaki Kwan’ın vahşi ormanlarda özgürce hayatını sürdürüyor olması gerekirdi. Fakat o, bunun yerine, muhtemelen kendisi de kaçak avcılar tarafından öldürülerek “sağlığa yararlı” yabani hayvan eti olarak satılmış olan annesinden koparılmış; hayatı da bundan sonra kâbusa çevrilmişti.

Sevimli ve hassas bir yavru olan Kwan, muhtemelen, evcil hayvan niyetine yasadışı olarak satılacaktı. Güneş ayıları, doğduklarından sonra en az iki yıl boyunca korunma amacıyla anneleriyle yaşarlar. Buna rağmen Kwan, fazla hareket alanı olmayan bir kafeste yaşamak zorunda bırakılmış.

Bir insan neden vahşi bir hayvanın tutsak edilerek beslenmesinin iyi bir fikir olduğunu düşünür ki? Belki de cehaletlerinden onların da kedi ve köpekler gibi eğitilebileceklerini sandıklarından. Belki de bir hayvana sahip olmayı kendilerine hak görecek kadar aptal olduklarından ya da diğerlerine üstünlük sağlamanın farklı bir hayvana sahip olmayı gerektirdiğinden!

Ama bütün bu heves genellikle, Kwan gibi ayıların büyüyüp artık sevimliliklerini bir kenara bıraktıkları ana kadar devam eder. Kwan, artık içine sığamayacak boyutlara geldiği kafeste muhtemelen bitkin, kilolu, hasta ve giderek daha sinirli hale gelmiş.

Gün ışığından mahrum bırakılan Güneş Ayısı Kwan’ın hikâyesi - 5
Eşelenemeyen, koşamayan, ağaçlara tırmanamayan, bir eş sahibi olamayan ya da diğer türdeşleriyle bir arada bulunamayan Kwan, tutsak edilen hayvanlarda rastlanılan nevrotik sterotipik yinelemeli davranışlar geliştirmiş olabilir. Metal kafeste attığı her adımı pençelerine zarar vermiş; yaralanmış ve sürekli tekrarlayan yara ve muhtemel enfeksiyonlardan dolayı acı çekmiş olabilir.

Gün ışığından mahrum bırakılan Güneş Ayısı Kwan’ın hikâyesi - 4

Büyük ihtimalle tam da o vakit, sahipleri, vahşi bir hayvanın ev hayvanı gibi beslenilmesinin oldukça pahalıya mal olduğunu ve aslında o kadar da eğlenceli olmadığını fark etmiş. Ve Kwan’ı öldürmek yerine, bir “fazilet örneği” göstererek, onu yakınlardaki bir tapınağa bağışlama kararı almış. Ne de olsa tapınak rahiplerine göre, inandıkları din bütün canlılara göz kulak olmayı gerektirmekte!

Fakat rahipler muhtemelen vahşi bir hayvana bakabilme bilgisine sahip değilmiş. Maddi imkânsızlıklar ve bilgi eksikliği de Kwan’ın daha da kötüleşmesine sebep olmuş. Kwan’ın neden uzun süre karanlık bir odada tutulduğu ise bilinmiyor. Belki de diğer ayılardan daha gergin olması onun karanlık bir yere atılmasına sebep olmuştur. Ve bulunduğu zamanki hali düşünüldüğünde, uzunca bir süredir ihmal edildiği çok açık.

Edwin Wiek ve arkadaşları, Kwan’ı kurtarmak için canla başla çalışmış. Fakat o, yaşama bağlanmak için gösterdiği büyük çabaya rağmen, ölümün huzurlu kollarına kendini bırakmış.

Kwan gibi diğer ayılar da kurtarılacak!

Kwan o kötü hayatını bırakıp gitti. Hem de bunu yapabilecek kadar “güvende” olduğunu hissettiği vakit. Özgürlüğünün son saatlerinde basın ve sosyal medyada yayılan hikâyesi binlerce insanın kalbinde yer etti.

Gün ışığından mahrum bırakılan Güneş Ayısı Kwan’ın hikâyesi - 6

O, son kez güneşi görme isteği ile insan evladının ihmalkârlığını farkında olmadan gözlerimizin önüne serdi. Ve öyle görünüyor ki onun yaşamındaki ayrıntılarla yüz yüze gelmemiz, artık gözlerimizin kapalı kalmasına izin vermeyecek.

Kwan’ın hikâyesi, tutsak haldeki güneş ayılarının içinde bulunduğu bu kötü şartları bizlere gösterdi. Edwin ve WFFT’den arkadaşları şu sıralar bir zamanlar Kwan’ın da içerisinde bulunduğu tapınaktaki diğer dört ayının salıverilmesi için uğraşıyor. Onun yaşamı ve ölümü, evet, çok talihsiz; fakat kesinlikle beyhude değil…

Kaynak: One Green Planet

Hindistan’dan organik hareket: Dünyanın ilk organik tarım bölgesi Sikkim

Hindistan’ın Sikkim bölgesi, dünyanın ilk tam organik bölgesi haline geldi. Başbakan Narendra Modi, bu durumun anıtsal bir başarı olduğunu ve 75 bin hektar tarım arazisinin organik tarımla gelişmesinin bir sonucu olduğunu söyledi.

Hintli doktor Anbalagan ise konuyla ilgili; “Biz Aralık sonuna kadar organik statümüzü elde etmiş bulunmaktayız. Başbakan Narendra Modi, bu konuyu resmen 18 Ocak’taki Gangtok Sürdürülebilir Yaşam Konferansı’nda açıklayacak” dedi.

13 yıl önce, Pawan Chamling önderliğinde hükûmet yasama meclisine bir bildiri verilerek, Sikkim bölgesinin organik tarım devleti yapılma kararı alındı. Organik üretim için ulusal programda belirtildiği gibi o zamandan beri 75 bin hektar tarım arazisi, organik uygulamalar ve ilkeler uygulanarak sertifikalı organik araziye dönüştürüldü.

hindistandan-organik-hareket- sikkim

Organik” konusuna eğilim son yıllarda artıyor ve bunun için çok geçerli nedenler mevcut. Artık günümüzde çoğu meyve ve sebzede bulunan pestisitler ve herbisitlerin (özellikle glifosat içeren bir toksik kanserojen), sağlığı olumsuz etkilediği gösterilmiştir.

Kaynak: True Activist

Eşsiz bir Yaratıcılık: J.R.R. Tolkien

0
Altın olan her şey parlamaz,

Her gezgin yitirmemiştir yolunu,

Gücü olan yaşlı kolay kolay solmaz

Derindeki kök alır donu.
Küllerden bir ateş dirilecek,

Bir ışık fırlayacak gölgelerden,

Kırılan kılıç yenilenecek,

Şimdi taçsız olan, kral olacak yeniden.

tolkien124 yıl önce Güney Afrika’da dünyaya gelen J. R. Tolkien, kendisi ve yarattığı evren üzerine yıllardır sayfalarca yazılar ve tezler yazılan, çekilen filmlerle birlikte milyonlarca insana ulaşan ve kendisinden sonra gelen birçok fantastik edebiyat yazarına ilham veren bir yazar, şair ve filologdur.



Gerçek hayatta yaşadığı olayları olağanüstü hayalgücü ile birleştirmiş ve eşşiz bir yaratıcılıkla tüm zamanların en önemli ve en detaylı fantastik eserlerinden birini, Orta Dünya evrenini kaleme almıştır. Yaratılış mitlerinden iyi ile kötü arasındaki savaşlara, o dünyaya özgü dillerden o dünyaya özgü ırklara, ortaya koyduğu eser bir başyapıttır.

Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, burada karşılaştığı vahşeti eserlerine yansıtmıştır. Yunanca, Latince, Anglo-Sakson, Fince, Almanca ve Macarca dillerini konuşup okuyabilen bir filolog olması, bu evreni yaratırken çeşitli mitolojileri araştırabilmesine ve dolayısıyla bunlardan ilham alarak Orta Dünya’nın temelini atmasına yardım etmekle kalmamış aynı zamanda Cücece, Elfçe ve Kara Lisan gibi kurgusal dilleri yaratmasını da sağlamıştır.

Ölümünden sonra oğlu tarafından notlarının bir araya getirilmesiyle oluşturulan ve ne yazık ki henüz Türkçeye çevrilmemiş olan 12 ciltlik The History of Middle Earth serisi Tolkien’in kurgusal evreni üzerine yazılmış en kapsamlı külliyattır.

grave-tolkien

Modern fantastik edebiyata yepyeni bir yön veren Tolkien, ayrıca ünlü İngiliz destanı Beowulf’u çevirmiş; şiirler, şarkılar, Hamlı Çiftçi Giles, Yaprak Çizen Nigel ve oğlunun köpeği kaybolduğunda o üzülmesin diye kaleme aldığı Roverandom gibi çocuk kitapları da yazmıştır.

2 Eylül 1973’te Oxford’da hayata gözlerini yuman Tolkien, eşi Edith ile aynı mezara gömülmüş ve mezar taşlarına, eşiyle tanışmalarından yola çıkarak Silmarillion’da yazdığı en güzel aşk hikâyesinin (Arwen ile Aragorn’un hikâyesi de bunun bir yansımasıdır) kahramanlarının, Beren ile Luthien’in isimleri yazılmıştır.

Kaynak: İstifhane, The White Tree

José Saramago’nun son romanı yayınlandı

Kimimizin “Kabil” ile kimimizin “Körlük” ile tanıdığı Nobel Edebiyat Ödüllü José Saramago’nun yarım kalan son romanı 11 Ocak’ta okuyucuyla buluştu. 

José Saramago’nun ölümüne dek üzerinde çalıştığı “Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler” adlı kitabı ilk kez Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayınlandı. Çevirisini Işık Ergüden‘in üstlendiği romanda, Günter Grass‘ın illüstrasyonları da bulunuyor. Ayrıca kitabın içerisinde romanın yanında, yazarın bu romanı kaleme alırken tuttuğu notlar ve romanla ilgili iki ayrı makale de yer alıyor. Saramago’nun tuttuğu notlar, usta bir yazarın roman yazma sürecinde aklından geçenleri gözler önüne seriyor ve kitaptaki diğer metinlere birlikte okuru romanı tanımlamaya ve sorulan etik soruların peşinden gitmeye çağırıyor.

Cihan Haber Ajansı‘ndaki habere göre, José Saramago’nun bu romanı, silah endüstrisini sorguluyor. Sonu gelmeyen savaşlarla silah fabrikalarını ilişkilendiren roman, “Neden silah sanayisinde hiç grev olmaz?” sorusunu da irdeliyor. Bir silah fabrikasında çalışıp terfi etmekten başka bir amacı olmayan bir adamla, onun idealist karısı arasındaki ilişkiyi baz alan kitapta Saramago’nun sıkça vurguladığı bir ilke görülüyor: “Çöküş koşullarında bir erdem isyanı başlatmak.”

 

Başlık Çizimi: Luna Cerridwen
Kaynak: Cihan Haber Ajansı

Rusya’nın Putin’siz yüzü

0

Batı’da Rusya ile ilgili çok fazla haber yok. Çocukların tırmanma videoları ve Putin’in medyada haberleri kaplaması Ruslar için belki daha önemli bir hale gelmiş olabilir. Ancak Alex Brown‘ın çektiği fotoğraflarda Rusya’nın bambaşka bir yüzü görülüyor. 

PayPal son zamanlarda nadiren gördüğümüz ülkelerin bir kısmında açığa çıkan bu sınırlandırılmış bakış açısının rol aldığı bir video/fotoğraf projesini ortaya çıkardı. Bu proje, iyi bir girişim örneği olsa da fotoğrafçılık ve video alanında ilgi çekici olduğu kesin.

Russia-2-of-27

Gennady Khorunzhy gibi dağlarda yaşayan insanlar, en yakın köye bir günden daha uzun zamanda gidiyor. Fotoğrafçı ve kameramanlar, ülkenin geniş ve keskin vahşiliğiyle yakınlaşan Rus toplumunun saçaklarıyla yaşayan beş Rus müşterisini ziyaret etti.

Russia-3-of-27 Russia-4-of-27 Russia-5-of-27 Russia-8-of-27 Russia-9-of-27 Russia-10-of-27 Russia-11-of-27 Russia-12-of-27 Russia-13-of-27 Russia-14-of-27 Russia-15-of-27 Russia-16-of-27 Russia-17-of-27 Russia-18-of-27 Russia-19-of-27 Russia-20-of-27 Russia-21-of-27 Russia-22-of-27 Russia-23-of-27 Russia-24-of-27 Russia-25-of-27 Russia-26-of-27 Russia-27-of-27

Fotoğraf: Alex Brow
Kaynak: The Plaid Zebra

19. yüzyılda yapayalnızlık ile baş başa: İvan İlyiç’in Ölümü

Dikte edilene başkaldırmadan uyum sağlamak? Hayatını önceden belirlenmiş çerçeveler üzerinden yaşamak ve sadece o hatlar içerisinde kaldığı sürece mutlu olduğunu sanmak. Belki de bunu anlayamıyordu İvan İlyiç

Beklenilenleri hep gerçekleştirmişti: Başarılı bir öğrenci, “gönlüne göre” bir evlilik ve insanlara parmak ısırtan bir kariyer. Her yükseldiğinde standartlarını daha da artırmış, daha güzel bir ev, bambaşka bir dekorasyon için çalışmıştı.

Sonuçta ne oldu? Daha ellisine gelmemişken, henüz 45 yaşındayken böğrüne aldığı bir darbeyle başladığını düşündüğü (!) bir hastalığa yakalandı. Hem bağırsağı hem de böbrekleri problemliydi ve bu hastalık onu günden güne kemirecek, eritecekti ve fakat bu kimin umurundaydı ki? Karısının mı? Ya da çocuklarının? Veya iş arkadaşlarının?

Kimsenin.

19.yy'da yapayalnizlik 2Tolstoy klasiklerinden Anna Kararina ve Savaş & Barış’ı okumadan, bu romanla bir başlangıç yapmış oldum; klasiklere nazaran oldukça kısa bir roman bu: İvan İlyiç’in Ölümü. Bir insanın ölüm döşeğindeki hislerini konu alıyor: İlk olarak olayın şoku ve tam olarak durumu idrak edememesi, insanların bu değerli bilgiyi ondan saklama çabası ve bu yapmacık çabanın bünyesinde oluşturduğu olumsuz etki, etrafında herkesin eşi ve çocuklarını da dahil olmak üzere onu sadece kendi kişisel menfaatleri için el üstünde tuttuklarını anlaması gibi… Kitap ölüm duyurusuyla başlıyor ve geriye dönerek olayın perde arkasına ışık tutuyor.

19.yy'da yapayalnizlikSizi ilk sarsan şey, Ivan’ın en yakın arkadaş grubunun ölüm haberini aldıklarındaki düşünceleri. Hepsi Ivan’ın yerine kimin geçeceğini, kimin nereye terfi edeceğini ve artacak maaşlarını düşünüyorlar. Hiçbiri bir arkadaşı kaybetmenin burukluğunu yaşamıyor. Hele ki karısı? Daha henüz cenaze törenindeyken hukukçu bir arkadaşını bulup, artık bir “dul kadın” olarak devletten ne kadar ekstra para koparabileceğini sorması?

“Oradakilerin hiçbiri bilmiyor, bilmek istemiyor, acımıyorlar. Eğleniyorlar. Vız geliyor onlara, ama kendileri de ölecekler. Aptallar! Ben biraz önce, onlar biraz sonra… Ama onların da başına gelecek. Oysa orada coşup duruyorlar. Hayvanlar!” s:51

“Ama ben, Vanya, Ivan İlyiç, ben başkayım! Bütün duygularımla, düşüncelerimle başkayım! Ölüme zorla götürmeme imkân yok. Çok feci bir şey olurdu bu!” s:55

Kanadalı veganlardan yeni bir zafer

Kanadalı veganlara zafer getiren yeni yasaya göre; vegan öğrenciler okullarda hayvanlar üzerinde deney yapmaya zorlanmayacak. Tüm kurumlar özel ya da devlete ait olması fark etmeksizin vegan menü çıkaracak. Vegan olduğundan dolayı kimse ayrımcılığa uğramayacak.

Ontario İnsan hakları komisyonu, hayvanların acısını durdurmak için değil de vegan olan insanların konforu için düzenlediği yeni yasa ile veganizmi insan hakları kapsamına alarak veganlara yönelik ayrımcılıkların ve haksızlıkların karşısına geçmeyi hedefliyor. Animal Justice adlı hayvan hakları kuruluşunun lobi faaliyetleri ve çabaları ile yapılan yasal düzenleme örnek teşkil edecek türden.

live-in-peace
Hayvanlarla birlikte huzurlu yaşa. Vegan ol!

Türkiye’de de gelişmeler var

Animal Justice yöneticisi Camille Labchuk “Şimdi sırada bu yasaları her yeri kapsayacak şekilde genişletmek için çaba sarf etmek var” dedi.

Yeni yasa, hayvanların uğradığı ebedi katliam ve işkenceye bir sınırlama getirmiyor. Fakat daha fazla insanın hayvan katliamına karşı uyanması için bir adım olarak görülebilir.

Türkiye’de de vegan öğrenciler ve vegan mahkûmların başlattığı mücadele sonucu hapishanelerde vegan yemek, bazı üniversitelerde vegan menü hakkı kazanılmıştı. Şu an halen vegan veterinerlik öğrencileri tarafından dirikesim* karşıtı bir mücadele sürdürülmektedir.

*Hayvanları canlı olarak keserek üzerilerinde test yapmak ya da üzerilerinde çeşitli uygulamalarda bulunmak.

Kaynak: The Vegan Herald

Mario Gerth’in objektifinden Afrika’nın son göçebe kabileleri

Belgesel fotoğrafçısı Mario Gerth, çalışmaları için beş kıtada 80 ülkeye dolaştı. İki sene boyunca Afrika’nın ücra köşelerini fotoğrafladı.

Göçebe ve yarı göçebe kabilelerden çektiği çarpıcı portre çalışması, Afrika’nın benzersizliğini gözler önüne seriyor. Her bir kabile, kendine özgü süsleme ve vücut boyamalarıyla dışarıya sıradışı bir güzellik yansıtıyor.

Ayrıca fotoğraflar Batı toplumundaki tektipliliğe karşı Afrika’daki çeşitliliğe dikkat çeken bir çalışma. Batıda modern hayatın sunduğu kolaylıklarla birlikte tükenen yöresel kültürler, Afrika’da canlılığını sürdürüyor.

Çalışmasını Rüzgârın Çocukları olarak adlandıran Gerth, göçebe ve yarı göçebe Afrikalıların bizim geçmişimizi yaşadıklarını belirtiyor. “Kendine yeten, basit ve tatminkâr bir hayat. Sayısız nesil ve doğanın ruhu burada, bu kıtada, bize artık yabancı gelen bir güzellik ve çeşitlilik yaratmışlar. Benim için ellerini sıkmak, bir fincan çaylarını içmek bir fotoğraftan daha kalıcı” diyor. Kabilelerin fotoğrafları sahiplendiğini, yorumladıklarını ve bunlarla gururlandıklarını da ekliyor.

Mario Gerth’ın diğer çalışmalarını görmek için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak: True Activist, The Plaid Zebra

Torununun renkli Saori örgülerine neşe içinde modellik yapan 93’lük büyükanne

0

Sanatçı Chinami Mori, rengârenk örgüler örüp 93 yaşındaki neşeli büyükannesini model olarak kullanarak birlikte Instagram’da çok güzel kombinler sergiliyorlar. Mori, Saori olarak bilinen Japon tekniğiyle gökkuşağı renginde modeller ortaya çıkartıyor. Bu teknik değişik malzemelerin bir arada örülebilmesini ve eğlenceli kombinasyonların oluşmasını sağlıyor. “Hiçbir kural yok” diyor zanaatkar ve “İstediğim şekilde ve renkte örüyorum” diye ekliyor.

örgü 15 Mori’nin büyükannesi Emiko, bu heyecan verici sanatı görmek için neredeyse her gün zamanını torununun stüdyosunda harcıyor. Mori, hayatındaki en favori kişinin büyükannesinin olduğunu söylüyor ve büyükannesini mutlu ettiğinde bunun kendisi için de çok eğlenceli olduğunu belirtiyor. Mori, büyükannesinin giymiş olduğu rengârenk örgüleri Instagram’a yüklemeye başladığı zaman, çok geçmeden büyükannesinin çok iyi bir model olduğunu fark etmiş çünkü takipçileri çok güzel tepkiler vermiş. 93 yaşın getirdiği eğlenceli sunum ve Mori’nin canlı örgüleriyle her bir çekim eğlencenin sanatsal patlaması gibi.


Kaynak: My Modern Met