Ana Sayfa Blog Sayfa 578

Hayatı kolaylaştıracak medyum robotlar geliştirildi

0

ABD’li biyomühendisler, bir algoritma ile yapacaklarımızı önceden tahmin edebilen medyum robotlar geliştirdiler. Öngöreceğiniz üzerine yazılım, insan zihnini okumuyor, ancak önceki aktiviteleri inceleyip buna göre hesaplamalar yapıyor ve tahminde bulunuyor.

İngiliz bilim insanı Alan Turing’in dile getirdiği “Makineler düşünebilir mi?” sorusundan sonra ve Isaac Asimov’un devrim niteliğindeki “Ben Robot” kitabından bu yana, insanlık robotların yapabilecekleri hakkında daha esnek düşünür hâle geldi. Robotlar; arabaları, uçakları kullanabiliyorlar, işleri devralıyorlar, belki günün birinde insanları çalıştırmaya bile başlayacaklar, kim bilir…

medyum robot

Yapılan çalışmalarda, bir hedefe uzanan insanların karşılarına engel çıktığında ne yapacaklarının önceden öngörülüp görülemeyeceği test edildi. Test sırasında bir elin hareketleri, nesneye uzanırken ve karşısına engelleyici bir güç çıktığında takip edildi. Geliştirilen ileri algoritma, tıpkı bir insan gibi ellerin nereye gitmek istediğini hesaplayabiliyor ve tahmin edebiliyor. Bu öngörebilen yazılım, fiziksel hareketleri ve niyetleri, önceki hareketleri inceleyerek tahmin ediyor.

Bu yazılımın teknolojik uygulamalarını gerçek yaşamda düşününce, çok etkileyici olduğu daha net fark ediliyor. Mesela, yarı otonom araçlarda, araç kontrolü sürücünün hareketlerini takip ederek kazalardan koruyabiliyor. Algoritmayı geliştiren ortaklardan Şikago, Illinois Üniversitesi’nden Justin Horowitz, “algoritmanın insanların niyetlerine göre hareketlerini tahmin edebildiğini” ifade ediyor.

Eylül ayında PLOS ONE’da yayınlanan bu matematiksel algoritma, hareketleri analiz ediyor ve kişinin niyetini tahmin edebiliyor. Bu hareketler ister sonuçlanmış olsun, ister yarıda kalmış olsun farketmiyor. Algoritma araçların yapay zekası ile birleştirildiğinde hayat kurtarıcı özelliğe sahip: Yarı otonom araçlarda, sürücünün önceki direksiyon hareketleri takip edilerek, kaza yapma olasılığını azaltabilen bir sistem mevcut. Sınırsız uygulama alanlarından birisi de akıllı protezler: Algoritma titreme sorunu olan bireylerin hareketlerini takip edip, bu titremeyi azaltabiliyor.

Medyum Robot 2

Geliştiricilerden Horowitz, “Biz buna medyum robot dedik. Şayet birinin nasıl hareket ettiğini biliyorsanız ve sorun da biliniyorsa, hareketin altında yatan niyeti söyleyebilirsiniz. Bu da algoritmanın, felçli birinin yoldan çıkan arabasını düzeltebilecek sistemi tasarlamak için kullanılabileceğini gösteriyor” diyor.

Bu algoritmanın karmaşık sistemlerde hata eğitimi yapılarak, yani olası hatalar algoritmaya tanıtılarak birçok sisteme, insan ve makine etkileşimi sayesinde çözüm bulabileceği öngörülüyor. Hayat kurtarması ve hayatları kolaylaştırması açısından oldukça işe yarayacağı düşünülen algoritma etkileyici.

Öte yandan, (sonuçları bâriz olmasına rağmen, doğaya göz göre göre yapılanlar düşünüldüğünde varılan bir kanı olarak) öngörülü insanların azalmaya yüz tuttuğu dönemde, “öngörülü robotlar insanları ele geçirir mi?” sorusu haksız olmasa gerek…

Kaynak: Science Alert, Tech Times, Etcio

Tek başına çölleşmeyi durduran adam: Yacouba Sawadogo

Burkina Faso’da yaşayan Yacouba Sawadogo olağanüstü biri; bilim insanlarının ve kalkınma örgütlerinin bile çözemediği krizleri tek başına halletti.

Kuzey Burkina Faso arazilerinin çölleşmesine karşı, eski çiftçilerin yeniden ağaçlandırma ve toprak koruma gibi basit yöntemleri çok etkili.

Yacouba Sawadogo 1

1980 yılında, Yacouba, kendi elleriyle sorunu çözmeye karar verene kadar; aşırı tarım, aşırı otlatma ve aşırı popülasyon, yıllar boyunca, denize kıyısı olmayan Batı Afrika milletlerinde toprak erozyonuna ve kuraklığına sebep oldu.

Diğer çiftçiler, Yacouba’nın çok alışılmamış yöntemleri ile dalga geçtiler. Fakat, onun teknikleri başarılı şekilde ormanları yenilediğinde, bu çiftçiler durumun farkına vardılar. Yacouba, ormanların büyümesini ve toprak kalitesinin artmasını sağlayan, “zai” denilen antik Afrikalı çiftçi yöntemini yeniden kullandı.

Zai, basit ve düşük maliyetli bir teknik. Bir balta veya kürek kullanarak, sağlam zemine küçük delikler kazınır ve kompost ile doldurulur. Ağaç tohumu, darı veya süpürge darısı kompost içinde ekilir. Delikler, yağmur sezonu boyunca suyu çeker; bu işlem, rutubet ve besleyici ögeleri kuraklık boyunca muhafaza eder.

Zai kurallarına göre; Yacouba, yerel uygulamaların tam tersi toprağı kuraklık sezonuna hazırlıyor. Diğer çiftçiler ve toprak şefleri ona gülseler de yakın zamanda onun bir dâhi olduğunun farkına vardılar. Sadece 20 yıl içinde çorak alanı 60’tan fazla ağaç türü ile 30 dönüm ormana dönüştürdü.

Yacouba Sawadogo 2

Uluslararası İşbirliği Merkezi Doğal Kaynak Yönetimi Uzmanı Chris Reji yaptığı açıklamada şunları söylüyor: “On binlerce hektar verimsiz toprak, Yacouba’nın tekniği sayesinde verimli hale geldi.”

Yacouba, sırlarını saklamamayı seçti. Dostluk ruhu içinde insanları bir araya getirerek, ziyaretçilerine çiftliğinde eğitim seminerleri verdi. Yaptığı açıklamasında, “Bölge çapında, verimli değişim için başlangıç programı eğitimi vermek istiyorum” diyen Yacouba’yı çeşitli köylerden çiftçiler, tavsiye ve iyi kalitede tohum almak için ziyaret ediyor.

2010 yılında, ödüllü film yapımcısı Mark Dodd, Yacouba’nın deneyimlerini konu alan The Man Who Stopped the Desert” adında bir belgesel yaptı. Film, tek bir insanın mücadele ederek dünyada çölleşmenin en çok görüldüğü yerlerden biri olan Afrika’nın Sahel bölgesindeki binlerce çiftçiyi nasıl kurtardığını anlatıyor. Aynı zamanda Afrika’nın sorunlarını çözmek için dış yardıma ihtiyacı olduğu düşüncesine meydan okumada da yardımcı oluyor.

Chris Reji Yacouba Sawadogo
Chris Reji ve Yacouba Sawadogo

Film, Yacouba’nın çalışmaları hakkında farkındalığın ve daha fazla bağışın sağlanmasının artmasına katkı yaptı. Oxfam Amerika desteğiyle, Yacouba, akışı yavaşlatan taş set kullanımını teşvik ediyor; bu şekilde çukurlardan su toprağa sızıyor. Bu kadar kısa bir sürede topraktaki ilham verici dönüşüm, bu tekniği oldukça başarılı olduğunu kanıtlar nitelikte.

Fakat, bunu gerçekleştirmek söylenildiği kadar kolay değil. Belgeselin başarısına rağmen Yacouba, birçok çevreden sorunlarla yüzleşti. Ormanın önemli bir kısmı, yayılmak için işgal edilmeye devam ediyor. Yetersiz tazminatlar ile kurtarılan topraklara evler yapılmaya başlandı. Yacouba, aksiliklere rağmen umudunu kaybetmedi. Yaptığı şeyin çok önemli bir iş olduğunu biliyor. Yetiştirme çabaları ise iki katına çıktı. Kendisi kesinlikle mükemmel birisi, her kıtaya bir Yacouba olsa dünya çok daha güzel bir yer olurdu.

Kaynak: Oddity Central

Japonya’dan kötü haber: Nükleer felaket alanında çalışan işçiye kanser teşhisi konuldu

0

Japonya’da 2011 yılında yaşanan deprem felaketinden sonra gerçekleşen Fukuşima nükleer santrali kazası, bölge coğrafyasında çok derin yaralar bıraktı. Bugün ise Japonya’dan kötü bir haber geldi. Japonya Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, depremden sonra hasar gören bir reaktörün temizlenmesinde çalışan işçiye, radyasyona maruz kaldığı için akut lösemi tanısı, yani kanser teşhisi konuldu.

Washington Post’un haberine göre, Fukuşima Daiichi nükleer felaket alanında 2012-2013 yılları arasında temizleme çalışmasında görev alan bir işçiye akut lösemi tanısı konuldu. Kanser hastalığının kanserojen etkene 5 yıl boyunca maruz kalınmasından sonra ortaya çıktığı biliniyor. Ancak Japonya’daki işçide beliren hastalık, durumun ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor.

Japonya Kanser Nükleer 1

Vice News’in haberine göre ismi haberlerde geçmeyen 41 yaşındaki inşaat işçisi, nükleer yıkımın yaşandığı alana koruyucu kaplamalar inşa etmekteydi. Reuters’a konuşan Sağlık Bakanlığı çalışanı, işçinin 2012-2013 yılları arasında 15,7 mSv radyasyona maruz kaldığını belirtti.

Columbia Üniversitesi’nde Radyolojik Araştırmalar Merkezi Yöneticisi David Brenner, ABD’de yaşayan bireylerin her yıl doğal ve tıbbi kaynaklardan 4 mSv radyasyona maruz kaldığını belirtti. Brenner, 15 mSv seviyesindeki radyasyonun bir insanı kanser etmesinin oldukça az rastlanan bir olay olduğunu açıkladı. 

Kanser Hücresi 1

Kanser olma ihtimali yüzde 40 daha fazla

Brenner, “Fukuşima’da yaşanan olaydan sonra kanser riskinin geniş çapta artmasını söylemek için oldukça erken, ancak Çernobil’de yaşanan felaketten sonraki 10 yıl içerisinde kanser tanılarının hızla arttığını biliyoruz” dedi. Bu tarz tanıların genellikle 4 yıl sonra ortaya çıkmasının normal olduğunu da vurguladı.

Ekim ayının başlarında AP’nin yayınladığı raporda, nükleer felaketin yaşandığı bölgenin çevresinde yaşayan çocukların tiroid kanseri olma ihtimalinin diğer bölgelere göre ortalama 40 kat daha fazla olduğu belirtilmişti.

Japonya hükümeti felaketin yaralarını sarabilmek için bugüne kadar yaklaşık 59 milyar dolarlık bir harcama yaptı.

Kaynak: Vice News, Eco Watch 

Hazırlayan: Burak Avşar

“Bir Hayvanın Gözünden”: Ormanların derinlerindeki gizem teknoloji ile birleşirse

0

Londra merkezli Marshmallow Laser Feast stüdyosu tarafından tasarlanan In the Eyes of an Animal (Bir Hayvanın Gözünden) teknolojisi, sizi mükemmel bir orman gezisine çıkarırken etrafı hayvanların gözünden görmenizi sağlıyor.

Birleşik Krallık’taki Grizedale Ormanı’nda uygulanan ve AND Festival tarafından desteklenen proje, sanal gerçeklik deneyimi sunuyor. Fütüristik proje, kullanıcılara ağaçların üzerinden uçma, ormandaki eşsiz varlıklarla yüksek çözünürlük teknolojisiyle yüz yüze gelme, hatta çeşitli hayvanları cisimleştirerek Grizedale Ormanı’nın mükemmel doğasında gezme fırsatı sunuyor.

Hayvanların Gözünden 3

Bu donanım, uzaktan algılama teknolojisi olan ışıklı radar (Lidar) verilerinin yararlılığını araştırmaya yarıyor. Grizdale Ormanı’nın Lidar ile taranmasının ardından elde edilen veriler, tomografi ve fotogrametri tekniklerinden elde edilen verilerle gerçek zamanlı bir biçimde harmanlanıyor. Taranmış her sahnede çevresel unsurlar Lidar ile elde edilen verilerin tomografi ile elde edilen verilerle uyumlu bir biçimde harmanlanmasından oluşuyor. Tüm bu işlemlerin ardından hayvanların ve ormanın sesini tekrardan oluşturmak için geliştirilmiş sesler ekleniyor. Sonucunda ise ormanı canlıymışcasına inceleme imkanı tanıyan aşırı gerçekçi bir deneyim ortaya çıkıyor.

Bu sanal gerçeklik deneyimi, pek çok insanın doğayı bir hayvanın gözünden keşfetmesine olanak sağlayarak dünyaya yeni bir bakış açısı getirmeyi hedefliyor. En aşağıda bulunan video üzerinden bu teknolojinin nasıl kullanıldığını izleyebilirsiniz.

Hayvanların Gözünden 4Hayvanların Gözünden 2Hayvanların Gözünden 5Hayvanların Gözünden 6Hayvanların Gözünden 7Hayvanların Gözünden 8Hayvanların Gözünden 9

Kaynak: My Modern Met 

Hazırlayan: Burak Avşar

Hayal gücünün sürüklendiği zamanlar: Ursula Le Guin

0

Gerçek bir zamandan gerçeküstü bir zamanlara yaptığımız yolculuklarımızda, kendimize has yöntemlerimizle hareket ederiz.

Bazen bir film, bazen bir kitap ya da bir müzikle yaptığımız bu yolculukları sağlayan da bu eserlerin sahiplerinin ta kendileridir. Ne zaman ki farklı bir görüş ya da bakış açısı görsek biz hayalperestler, kendimizi farklı bir diyarın içinde buluveririz. Sonuna kadar sürdürdüğümüz bu yolculuklardan bazılarının tadı ise damağımızda kalır ve ağzımızda mayhoş bir tat bırakır. Ama o yolculuklar, burada yarım kalmaz.

İşte 21 Ekim’de, hayal gücünün öğretmenlerinden biri doğdu: Ursula Le Guin. O, çok farklı bir yazardı; her ne kadar farklı bir hikâye varsa, onu en gerçeküstü hâliyle hayal gücümüze ışınlamaya hazırdı. Değişik anlatım tarzıyla ve yansıttığı yeni hayatlarla Le Guin, günümüzde de bilimkurgu romanlarının baş yazarlarından biri olarak hâlâ anılmaktadır.

UrsulaleGuin3

Ursula Le Guin ve feminizm

Okuduğumuz kitaplarda ve izlediğimiz filmlerde o kadar çok “mükemmellik” barınıyor ki; hep çekici kadınlar, kendilerine hayran bırakan erkekler ve bu ikiliden meydana gelen mucize çocuklar var. Neden hep mükemmelliği kovalarız? Ursula Le Guin, romanlarında bu sorunsalları aşan bir yazar.

Romanlarında, bu özenilmiş karakterleri kullanmaktan kaçınır. Karakter olarak genellikle yaşlı ve sakat adamlar ile belli bir güzelliğe ve mükemmel görüntüye sahip olmayan kadınları işler. Cılız, sakat ve mağdur çocukları da intikam peşinde koşamayacak derecede yorgun bir hayatta şekillendirir ama bu durum, o karakterlere önemli derecede gizli bir romantizm katar. Bu gizli romantizm içerisinde, aynı zamanda köleyi ve köleliği de ele almaktadır; mert ve dürüst bir kurtarıcı karakter koymadan, köleleri en yalın hâliyle yansıtması da onun romanlarının bir özelliğidir. Kadınlık ve erkeklik kavramı arasında zıtlıklar oluşturarak üstün bir sınıf çizmez, aksine bir çatışma ve bu çatışmadan doğan eşitlikleri yansıtır. Aslında bilimkurgunun en düz mekanda yazılmış romanları, Ursula Le Guin’in değişik yansıtmasıyla bize ulaşmaktadır.

Feminist teoreme yer verirken, erkek okuyucuları da rahatsız etmeden hikâyeye işler. Anaerkil ve anarşist bir toplumu, romanlarında yansıtmaktan çekinmez. Her romanı farklı bir hikâye, her cümlesi farklı bir serüvene geçiş gibidir.

Sadece roman yazmamakla birlikte, şiir ve çocuk kitapları da bulunur. Teknolojinin getirdiği kolaylıklarla değil, toplumbilim ve psikolojinin öne çıktığı ve alternatif toplum biçimlerinin sorgulandığı bilimkurgu yaklaşımının en önemli temsilcilerindendiɾ.

Eserleri arasında onu ileriye taşıyanlardan en önemlisi ise Yerdeniz Üçlemesi ya da sonradan eklenen 4 ve 5 ile Yerdeniz Beşlemesi‘dir.

UrsulaleGuin2

Farklı bir dünyaya giriş: Mülksüzler

İki farklı dünya ve ütopya içeren, belki içinde distopik ögeleri barındıran Le Guin’in farklı hayatları yansıttığı farklı bir roman olarak karşımıza çıktı. Birçok ödül alarak ve aslında bu ödüllerin de hakkını vererek yoluna devam eden Mülksüzler, anarşizmin ve kontrol merkezciliğinin bir karışımı ve adeta ilginç derecede uyumunun yansıtılmasıdır. İki farklı dünya olan Anarres ve Urras’ta geçen, baş kahramanı Shevek’in yaşadığı olaylardan bahsediliyor.

Kendimize ve hayatlarımıza koyduğumuz yüksek duvarların, Urras’ın etrafını çeviren yüksek duvarlar gibi olması, aslında hayatta birbirimizi daha çok anlamamız ve hayatlarımızı gereksiz şeyler uğruna harcamamız gerektiği beynimize ısrarcı bir tavırla yerleşiyor. Ursula Le Guin’in yaklaşımı ve değişik anlatım tarzıyla içimize işlemesi de bizi hayaller aleminde sürüklüyor.

UrsulaleGuin1

Le Guin’in de dediği gibi:

“Bütün duvarlar gibi iki anlamlı iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığına bağlıydı.”

Başlık Fotoğrafı: Dan Tuffs / Getty Images

Kaynak: Söz Kimin, Baş Ucumuz Kitap 

Komünist Başkan’dan Somalı kadınlara: Dayanışmayla kışa hazırlanalım

Gıda alışverişiniz ve kış hazırlıklarınız için hem temiz, sağlıklı hem de dayanışma dolu önerilerimiz var. Zaten zengin olanların cepleri yerine dayanışma kokanları onurlandırmak kadar umutlu bir davranış var mı sizce?

Alışveriş yapmak özellikle kent insanı için şart oldu. Hâlâ köylerde yaşayan şanslı insanlardan değilseniz süpermarketlere mecbur gibi hissetmenize gerek yok. Biraz araştırma yapmak ve biraz duyarlı olmak hem sağlığınız için hem de geleceğimiz için önemli.

Yeterli beslenebilmek ve sürekli artan ihtiyaçları sağlamak için dikkatli olmak lazım. Ancak ihtiyaçlarımızı gidermenin tek yolu içinde sayısız kimyasal madde bulunduran paketlenmiş ürünler değil elbette.

13 Mayıs 2014 günü gerçekleşen ve hepimizi yasa boğan Soma Faciası sonucu birçok aile mağdur oldu. Hayatını kaybeden işçilerin aileleri yasa gömülüp hayattan kopmak yerine, azimle çalıştılar ve dayanışmanın gücünü hepimize gösterdiler.

Somalı çalışkan kadınlardan bahsetmişken el emeği göz nuru sabunlarını söylememek olmaz. Daha önce haberini yaptığımız sabunlara buradan ulaşabilirsiniz.

Soma Kadın Salça 1

Kadınlar hiç durmadan, yılmadan çalışıyor. Somalı emekçi kadınların ürünlerinin 2015 yılı fiyat listesi şu şekilde: 

  • Güneşte koyultulmuş biber salçası kg fiyatı : 25 TL
  • Güneşte koyultulmuş biber salçası kg fiyatı: 20 TL
  • Güneşte koyulmuş domates+biber salçası kg fiyatı: 22,50 TL
  • Karışık erişte (Domatesli+biberli+ıspanaklı+sade+kerevizli+havuçlu) kg fiyatı: 15 TL
  • Tarhana kg fiyatı: 15 TL
  • Bamya konserve kg fiyatı: 20 TL
  • Taze fasulye konserve kg fiyatı: 15 TL
  • Menemen Sosu (Domates+kırmızı biber+yeşil biber) kg fiyatı: 12,5o TL

Üretimin hijyenik koşullarda, geleneksel yöntemlerle ve katkısız yapıldığını önemle belirtmek gerekiyor. Siparişlerinizi [email protected] adresine adresinizi de içeren bir e-posta ile iletmeniz yeterli. Ödeme banka havalesi ile yapılıyor ve banka hesabı teyid maili ile tarafınıza bildiriliyor. Kargo ücreti alıcıya ait ancak kargo şirketi ile anlaşma yapıldığından indirimli tarife uygulanıyor. Destekleyen Alevi Kültür Derneği ve Temel İhtiyaç Derneğiiyi ki varsınız.

Komünist başkandan organik fasulye ve nohut

Son yerel seçimlerde Dersim’in Ovacık ilçesinin Belediye Başkanı olan Fatih Mehmet Maçoğlu‘nun da bizzat katıldığı tarım faaliyetleri sonucunda organik fasulye ve nohutlar da satışa sunuldu. Satılan ürünlerden elde edilen gelirle eğitim desteklenecek. Türkiye’nin tek komünist belediyesinin vasıtasıyla eğitime destek olmak için Ovacık Belediyesi ile iletişime geçmeniz yeterli. E-posta üzerinden iletişime geçmek isterseniz [email protected] adresini veya 0428 511 21 72 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

Fatih Mehmet Maçoğlu 2

Bu Facebook sayfasını inceleyerek Elden Ele Pazarı adlı oluşuma ulaşabilirsiniz. Nar ekşisi, pul biber, yeşil zeytin, zeytinyağı, tarhana ve çilek reçeli edinebilirsiniz. Sipariş için mail atabilirsiniz, facebooktan iletişim kurabilirsiniz veya 0533 350 61 76 ile 0533 270 03 90 numaralı telefonları arayabilirsiniz. Şimdilik yoğunlukla Ankara ve İstanbul’da ulaşabileceğiniz ürünlere 100 lira üzeri alışverişlerinizde Halkevleri’nin şubesi olan diğer şehirlerden de ulaşabilirsiniz.

Bunlara ek olarak süpermarketlere gitmek yerine küçük esnafı ve semt pazarlarını da onurlandırabilirsiniz. Gelenekler bazen iyidir.

Nar Kadın Dayanışma Ağı’ndan çağrı: “İsyanı siyah bezlere yazıyoruz”

Nar Kadın Dayanışma Ağı, bu akşam 18:30’da Sakarya Meydanı’nda Ankara Katliamı’nda yitirdiklerimizi anmaya, umudu, isyanı siyah bezlere yazmaya davet etti.

“Bildirilerimizi dağıtıyoruz, kalbimize iğnelediğimiz yıldızlarımız için öfkemizi, umudumuzu, isyanımızı yazıyoruz siyah bezlerin üzerine, beyaz birer çentik atıyoruz her buluşmada siyaha, karanlığa…”

Nar Kadın Dayanışma Ağı'ndan çağrı: "İsyanı siyah bezlere yazıyoruz"

“Bazı” kitabevleri Ankara Katliamı’nı lanetledi: “Barış umudumuzu kana buladılar”

10 Ekim günü Ankara Gar Meydanı yeni ismiyle Demokrasi Meydanı’nda IŞİD militanları tarafından gerçekleştirildiği söylenen ve en az 105 kişinin yaşamını yitirmesine, yüzlerce kişinin yaralanmasına (vücut bütünlüğünün bozulmasına) neden olan Ankara Katliamı “bazı” kitabevleri tarafından lanetlendi. 

Timsah gözyaşlarına inanmadıklarını belirten kitabevlerinin yaptıkları ortak açıklamada, açığa çıkarılmamış her suçun failinin devlet olduğunu belirtildi.

Yapılan açıklamanın tam metni:

Barışı Vurdunuz, Suçlusunuz!

Ankara Katliamını Lanetliyoruz!

 
Barış umudumuzu kana buladılar!

10 Ekim 2015 günü Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından birine tanık olduk. “Barış ve Demokrasi” talebiyle, şarkıları, türküleri, halaylarıyla Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkarak Ankara’da buluşan on binlerce insanımıza vahşice saldırıldı.

100’den fazla insanımız bu alçak saldırıda hayatını kaybetti, kimisi ağır 500’e yakın yaralımız var. Gökyüzüne kansız bakmanın umuduyla toplanmışlardı; kanlı bir saldırıda öldüler, yaralandılar, ölümlere tanıklık ettiler.

Şunu biliyoruz ki; Ankara Garı önünde bombalara hedef olanlar sadece çocuk-genç-yaşlı bedenler değildir. Saldırıya hedef olan barış, demokrasi ve özgürlük umutlarımızdır.

Barış umuduyla dolu olarak Ankara’ya koşan yüreklerimiz şimdi kan ağlıyor. Üzgünüz. Acımız ve öfkemiz çok büyük.

Katliamın sorumlusu iktidardır!

Katliamın asıl sorumlusu, aklımızla alay edercesine yakalayıp adalete teslim ettiklerini söyledikleri canlı bombalar değil, devlettir. Haftalarca önce izni alınmış ve ilan edilmiş bir mitingin güvenliğini sağlamakla yükümlü olan iktidar, hiçbir önlem almayarak o canlı bombaların kitlenin içine rahatça sızmasına zemin hazırlamıştır.

Saldırı öncesinde âdeta sahayı saldırı için boşaltan polis, bombalar patladıktan sonra ambulanslardan önce alana gelmiş, ölülerin ve yaralıların olduğu alana gaz sıkmış, insanları coplamış, tazyikli sularla delilleri karartmıştır. Yüksek sesle hatırlatıyoruz: Açığa çıkarılmamış her suçun faili devlettir. Bu gerçeği, yakın tarihteki failleri açığa çıkmamış katliamlardan biliyoruz.

Timsah gözyaşlarına inanmıyoruz!

Saray ve hükümet, yaptıkları açıklamalarla, olayı aydınlatmak yerine karartmaya çalışıyor. Saldırının aslen yine kendilerine karşı yapıldığını öne sürüyor, neredeyse saldırının mağdurlarını suçluyorlar.

Bu tablo ortada iken, yapılan kınama açıklamalarını, “ulusal yas” ilanını, ciddiye alabilir miyiz? Hayır, timsah gözyaşlarına inanmıyoruz! Gerçek zihniyetinizi, oluşturduğunuz havuzdan beslediğiniz gazete ve televizyon kanallarının yalan ve tahrifat dolu manşetleri yansıtıyor. Gerçek zihniyetinizi, sizi desteklemek için miting yapan çete reislerinin “Oluk oluk kan akacak” sözleri yansıtıyor. Gerçek zihniyetinizi, onlarca ölünün ardından “İstifa edecek misiniz?” sorusuna gülümseyerek karşılık veren bakanlarınız yansıtıyor.

Suçlusunuz!

Suçlusunuz;

“Bölgede lider” olma hevesiyle Türkiye’yi savaşın tam göbeğine soktunuz. Bir araya gelmiş öfkeli gençler diyerek İŞİD’i meşrulaştırdınız, örgütlenme faaliyetlerine, eylemlerine göz yumdunuz, silah ve mühimmat desteği sağladınız. “Makul şüphe”yle onlarca insanı tutuklarken “Elimizde canlı bombaların listesi var ama eyleme geçmeden bir şey yapamayız,” diyerek, tarafınızı açıkça itiraf da ettiniz.

Suçlusunuz;

Ankara katliamının önceki halkaları olan Diyarbakır ve Suruç saldırılarının faillerini ve azmettiricilerini yakalamadınız. Saldırıların planlayıcılarını açığa çıkarmak yerine “gizlilik” kararıyla gözlerden saklamaya çalıştınız, araştırma önergelerine ret oyu verdiniz. Eğer bu saldırıları planlayanlar açığa çıkarılmış olsaydı belki Ankara katliamı yaşanmayacaktı.

Suçlusunuz;

Cezasızlığı bir devlet ilkesi haline getirdiniz. Cezasız kalan her suç başka suçları doğurur. Hakikatlerin ortaya çıkmasını, geçmişle yüzleşmeyi imkânsızlaştırır. Haysiyetli ve vicdanlı bir toplum olma ümidini dahi yok eder. Ve en çok da toplumu sizin ve bizim ölülerimiz diye böldüğünüz, katliamlara alıştırmaya çalıştığınız ve kısmen de olsa başardığınız, arkadaşlarımızın yalnızca yaralanmalarına sevinir hale getirdiğiniz için suçlusunuz. Biz buna izin vermeyeceğiz!

Ankara katliamını kitabevleri lanetledi

Karanlığa geçit vermeyeceğiz!

Milli irade ezberinin 7 Haziran seçimlerinde bozulmasının ardından “fiili bir yönetim değişikliği” dayatan iktidar, borazanlığını yapmayan basın kuruluşları ve çalışanları dahil toplumun her kesimini susturmak amacıyla devletin tüm kurumlarını kullanıyor. Toplantı, yürüyüş, düşünce ve ifade özgürlüğü açıkça tehdit, zor ve baskılarla karşı karşıya.

Biz bu karanlık tabloyu kabul etmiyoruz. Susmuyoruz, yılmıyoruz, itaat etmiyoruz!

Bizler;

Bizler; ülkenin ve tüm dünyanın düşünce, kültür ve edebiyat meyvelerini üretip çoğaltarak topluma sunan yayınevleri olarak artık yeter diyor, ayağa kalkıyoruz! Hiçbir baskı bizi yıldıramayacak, biz yüzyıllardır yapmakta olduğumuz şeyi; düşünmeyi, tartışmayı, eleştirmeyi, sorgulamayı, kitaplar yayınlamayı sürdüreceğiz. Daha büyük bir güçle, coşkuyla, dayanışmayla. Devletin halkına karşı işlediği suçların açığa çıkarılması ve cezasızlığın kökünün kazınması için tüm gücümüzle çalışacağız. Hayatını kaybeden insanlarımızı birer rakam olmaktan çıkararak unutturmamak için bütün imkânlarımızı kullanacağız.

Sesimizi, katliamı protesto eden yüz binlerin sesine katıyoruz!

Açıklamada imzası bulunan kitabevleri: Agora, Alef, Anı, Aram, Aykırı, Ayrıntı, Belge, Berfin, Bulut, Can, Cem, Ceylan, Delidolu, Dipnot, Ege, Encore, Epos, Evrensel, Habitus, Islık, İletişim, İthaki, Kalkedon, Kök, Metis, Nas, Nisan, Nesin, Notos, Pencere, Peri, Say, Sel, Sorun, Sözcükler, Su, Tekin, Verita, Versus, Yordam.*

*İmza toplama süreci devam etmektedir.

Başlık Fotoğrafı: Oğulcan Akkuş

Devlet izinli cinayet: Afrika’nın en büyük fili öldürüldü

Afrika’da son 50 yılda görülmüş en büyük fil 60 bin dolar karşılığında öldürüldü.

Cecil’i hatırladık değil mi? Afrika’nın en tanınan aslanıydı. O kedi, onu öldürebilmek için para ödeyen bir katil tarafından katledilmişti. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde Zimbabve’nin güneydoğusunda bulunan Gonarzhou Milli Parkı’nda Alman bir “katil” tarafından Afrika’da son 50 yılda görülmüş en büyük fil, 60 bin dolar karşılığında öldürüldü. Cinayet, Zimbabveli bir yetkilinin yardımı ile 21 günlük sürecin ardından gerçekleştirildi.

Afrika Fil Zimbabve

Zimbabve’nin güney doğusunda bulunan Gonarzhou Milli Parkı‘nda bulunan son elli yılın en büyük fili olduğu söylenen, Alman bir avcı tarafından öldürülen ve dişleri sökülen filin karşılığında 60 bin dolar ödendiği belirtildi. Filin ölümü Zimbabve Koruma Görev Gücü Başkanı Johnny Rodrigues tarafından da onaylandı. Öldürülen filin yaklaşık 40 yaşında olduğu ve Gonarezhou Milli Parkı’nda bu büyüklükte bir filin daha önce görülmediğini, büyük ihtimalle Güney Afrika’daki, Kruger Park’ından gelmiş olabileceğini açıklandı. Kruger Parkı yetkilileri ise iddiayı yalandı.

Rainer Schorr 2

Kruger’ın sözcüsü William Mabasa, ulusal bir gazeteye “Moralleri en çok bozan, yerli bir Zimbabveli ailesine yemek temin etmek için bir hayvanı öldürdüğünde beş ila 15 yıl arasında bir hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Ama varlıklı bir yabancı avcı gelip bir hayvanı vurduğunda yaptığı yanına kâr kalıyor. İnsanlara ne mesajı veriyoruz?” yorumunda bulundu.

Zimbabve’de geçtiğimiz aylarda da tüm dünyaca tanınan 13 yaşındaki Cecil, Amerikalı diş hekimi Walter Palmer tarafından 55 bin dolar rüşvet karşılığında izi sürülerek öldürülmüştü. Palmer yaptığının yasal olduğunu sandığını belirterek kendini aklamaya çalışmıştı. Cecil’in ölümü dünya kamuoyunda ciddi yer edinmiş ve büyük tepki uyandırmıştı. Üzerinden yaklaşık 3 ay geçen olayın ardından Zimbabve’de yeni bir cinayet para karşılığı gerçekleştirilerek dünya kamuoyuna duyuruldu. Hem de hayvan cesedinin yanında gülen bir ifadeyle poz verilerek.

Cecil Aslan 1

İnsan merkeziyetçi yasalar, vahşi canlıların para karşılığı avlanmasını olanaklı kılmakta. Özellikle Afrika’da düzenlenen av safarileri ile vahşi canlılar, büyüklüklerine göre fiyatlandırılarak öldürülebilmekte. Bir haftalık av için en az 3 bin 500 dolarlık bir meblağ ödenmesi gerekliliğinden dolayı, bu seri cinayetler ciddi bir gelir kapısı olarak görülmektedir. Öldürülen canlının başını koparıp yanında götürmek isteyen kişilerden (katillerden) ekstra ücret talep edilerek ek gelir elde ediliyor olması da katliam niteliğindeki olayların bölge yönetimleri tarafından meşrulaştırılması için yeterli. Örneğin bir filin kopartılmış kafası için 25 bin dolar ödenmesi talep edilmektedir.

Afrika’da filler aynı zamanda kaçak avcılığın da en büyük kurbanlarından. Beyaz altın adı verilen dişleri için her yıl binlercesi öldürülmekte ve Asya, Avrupa gibi bölgelerde yoğun talep görmektedir. Fildişi yüzünden her 15 dakikada bir fil kaçak avcılar tarafından katlediliyor.

1980 yılında yaklaşık 1 milyon 200 bini bulan fil nüfusunun günümüzde 420 bin civarında olduğu düşünülüyor. Yalnızca Mozambik’te son beş yılda 10 bin civarı filin kaçak avcılık sonucu öldürüldüğü düşülüyor. Bu rakam Mozambik’te bulunan fil nüfusunun yaklaşık yüzde 48’ini temsil etmekte. Güncel verilere göre, her gün dünya genelinde 96 filin öldürüldüğü düşünülmekte. 2002-2013 yılları arasında fil nüfusu yüzde 65 oranında azaldı ve bu hızla giderse 2023 yılında fil nesli tamamen yok olabilir.

Fil Avcılık

Ayrıca filler, fildişi ticareti dışında sirkler, Asya’da fil gezileri ve buna benzer alanlarda kullanılmak üzere zorla alıkonuluyor. Esaret altındaki yaşamlarına bir de eziyet eklenerek insanların verdiği komutları yerine getirmesi bekleniyor. Dünya’nın en büyük kara hayvanları dahi insanın kurduğu acımasız distopyanın esiri olarak yaşam savaşı vermektedir. Özellikle Güney Asya ve Afrika türleri kaçak avcılığın ve hayvan ticaretinin mağdurları olarak yaşamlarını ya esaret altında geçirmekte ya da bu uğurda yaşamlarını yitirmektedirler.

Devlet onaylı avcılığın özellikle Afrika’daki tek mağduru filler değil. Aynı şekilde gergedan, buffalo, antilop, aslan, zebra hatta maymun gibi türler de para karşılığında, özellikle batılı avcılar tarafından öldürülmektedir. Söz konusu avların doğal yaşamı korumak adına gerçekleştirildiğini savunanlar da mevcut.

Bullet Safaris şirketinin sahibi ve kendisi de av tutkunu olan Nathan Askew, kişisel internet sitesinde şu ifadelere yer veriyor: “Tüm hayatım boyunca vahşi doğayı korumak için çabaladım. Bunu, müşterilerimden sağladığım gelirle ve onların Afrikalı hükümetlere ödedikleri meblağlarla yaptım. Bu hayvanların bir değeri var. Bu sistem onlara bir değer yüklüyor… Tükenmek üzere olan dünyamızda hayvanlar varoluşlarının bedelini ödeyebiliyorlar. Bu paralar ulusal parkların bütçesine gidiyor, yasa dışı avın önlenmesinde, bilimde ve yerel halkın eğitilmesinde kullanılıyor.”

(Fotoğraf: REUTERS/Bazuki Muhammad)
(Fotoğraf: REUTERS/Bazuki Muhammad)

Bulunduğumuz coğrafyada da geçtiğimiz aylarda yetkiler tarafından başta ayı olmak üzere yaban keçisi, dağ keçisi, kızıl geyik gibi türlerin avlanılması ihaleye sunulmuş ve ihale sonucu istenen meblağları karşılayan kişilere devlet destekli cinayet onayı verilmiştir. İhale sonucu belirlenen kişiler bu canlıların bir kısmını öldürmüş ve bir kısmı da katledilmeyi beklemekte. Avların yetkiler tarafından hasat olarak nitelendirilmesi de insanların çıkarları doğrultusunda her canlıyı yok edebileceği gerçeğini bizlere sunmuştur.

Tüm dünya genelinde gerçekleştirilen cinayetlerin haklı taraflarının aranıyor oluşu insanın iki yüzlüğünün yansıması niteliğindedir. Gerçekleştirilen eylemin cinayet olduğu gerçeğini gizlemek adına sarf edilen bir çabadan ibarettir. Kendi yaşamları olan varlıkları sırf kişisel tatmin amacıyla katletmek ve bunu spor diye nitelendirmek bir bahane olmaktan öteye gidememekte.

Özellikle insan hakları konusunda belli noktalara gelmiş batılı toplumlara ait bireylerin bu avlarda boy göstermesi ise tüm dünya genelindeki insan odaklı yaklaşımın ötesine geçilemediğinin bir göstergesidir. İnsan gelişiminin vicdani yaklaşımın ötesinde bir bakış açısı geliştirdiğini anlamamız için de fazlasıyla yeterli. Merak konusu ise bu cinayetleri işleyen kişilerin toplum içerisinde zararsız bireylermiş gibi nitelendiriliyor oluşudur. Hayvanlara yöneltilen şiddetin, insanlara öncelikli olarak da kadın ve çocuklara yöneltileceği gerçeğini göz ardı etmemiz ise nedendir bilinmez.

Av bir spor değil, cinayettir!

Cinsiyeti şiir olan şairler: Arthur Rimbaud & Paul Verlaine

19’uncu yüzyıl, Fransa. Dini ve ahlâki kaygıların arasında yükselen bir şiir sanatı, bir aydınlanma hareketi ve yükselen Fransız entelijansiyası. Bir yandan etik kaygıların ve dini arka planın mevcudiyeti şüphe götürmezken, bir yandan da bu mevcudiyetin sanatın önlenemez yükselişine karşı koyamayışı alenidir. Bilhassa şiir sanatında, Charles Baudelaire, Gerard de Nerval, Alphonse de Lamartine gibi şairler, Fransa’da bir şiir devrimi başlatmışlardır ve bu devrimin belki de doruk noktasında Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine gözümüze çarpar. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında yaşamış iki şair, yalnızca şiire verdikleri o muazzam katkıyla değil, aralarındaki şairane ilişkiyle de insanlık hâfızasında hatrı sayılır izler bırakmışlardır.

Arthur Rimbaud-Paul Verlaine 1

30 Mart 1844 senesinde, Paul Verlaine dünyaya geldi. Bundan 10 sene sonra, 20 Ekim 1854’te ise şiirin dâhi çocuğu Arthur Rimbaud. İkilinin kaderi, Verlaine’in disiplinli geçen çocukluğundan sonra, sıkıcı yaşamının tam ortasında, Rimbaud’nun ise en deli, en uçarı döneminde kesişti. Bu sırada Paul Verlaine evliydi ama Rimbaud’nun karşı koyulamaz zekâsı ve yeteneği, onu o kadar etkilemişti ki, kendisini Rimbaud’dan uzak tutmayı başarması neredeyse imkânsızdı. Nitekim Verlaine, 1972 senesinde eşinden ayrıldı ve Rimbaud ile yaşamaya başladı. İkilinin arasındaki ilişki hem oldukça ateşli, hem de oldukça kırılgan görünüyordu. Rimbaud’nun alaycı tavırları, uçarılığı ve umursamazlığı Verlaine’i kızdırsa da ondan vazgeçmek pek mümkün görünmüyordu. Ama Rimbaud 1973 senesinde Verlaine’i öylesine kızdırdı ki, Verlaine apar topar Londra’ya gitti. Rimbaud ise Verlaine’in ardından ona şu mektubu gönderdi:

“Dön, dön artık, bir tanecik dost, dön. Artık iyi ve kibar olacağıma söz veriyorum. Sana karşı soğuk davranışım inatla sürdürdüğüm bir şakaydı; ama şimdi çok pişmanım buna. Geri dönersen bu da unutulup gider. Bu şakaya inanmış olman ne acı! İki gündür durmaksızın ağlıyorum. Geri dön. Biraz olsun yüreklilik göster, benim sevgili dostum. Henüz hiçbir şey kaybedilmiş değil; yapacağın şey yalnızca ve yalnızca bir dönüş yolculuğu sadece. Burada yine yüreklilikle, sabırla yaşarız.

Yalvarıyorum sana. Hem daha fazla senin iyiliğine olacaktır bu. Geri dön, bütün eşyalarını yerli yerinde bulacaksın. Umuyorum ki tartışmamızda ciddi bir neden olmadığını sen de anlamışsındır artık şimdi. Ne korkunç bir andı o! Peki ama, gemiyi terk etmeni işaret ettiğim zaman sen neden gelmedin? Bu noktaya gelmek için mi iki sene birlikte yaşadık? Peki ama ne yapacaksın şimdi? Sen buraya gelmek istemiyorsan, ben senin bulunduğun yere geleyim mi?

Evet, haksız olan benim.

Beni unutmayacaksın, öyle değil mi?
Hayır, unutamazsın sen beni.
Ben seni hep yüreğimde taşıyorum.
Dostunu cevapsız bırakma: birlikte yaşayamayacak mıyız artık?
Biraz yürekli ol. Hemen bana yaz.
Daha uzun süre kalamayacağım burada.
Kalbinin sesinden başka şey dinleme.
Yanına geleyim mi?
Hemen bildir bana.
Tüm hayatım boyunca sana bağlı kalacağım.
Hemen cevapla beni. Burada en çok pazartesi akşamına kadar kalacağım. Üzerimde henüz bir peni bile yok; elimdeki tüm parayı postaya veremem. Kitaplarını ve müsveddelerini Vermersch’e bıraktım.
Seni bir daha göremezsem, ya denizci olacağım ya asker.”
 1873.

Arthur Rimbaud-Paul Verlaine 3

Bu mektup ikilinin arasındaki buzları eritmeye yetmedi. Aralarındaki tartışma daha da alevlendi ve Paul Verlaine çok sevdiği Arthur Rimbaud’yu silahla yaraladı. Verlaine’in karısına dönme çabasına karşın Rimbaud onun aklını çelmeye çalışırken Verlaine öfkesine ve bir bakıma ise nefrete dönen sevgisine engel olamadı. Bu yaralamanın ardından Verlaine iki sene hapis cezasına çarptırıldı. Bu hadiseden sonra ise ikilinin yolları tamamen ayrılmıştı. Arthur Rimbaud, Afrika’ya giderek orada tüccarlık yapmaya başladı. Daha sonra ise kalça kanseri olan Rimbaud, önce bir bacağını, ilerleyen yıllarda ise hayatını kaybetti. Tarih 10 Kasım 1891’di. Ve şiirin dâhi çocuğu Rimbaud henüz 37 yaşındaydı. Paul Verlaine ise hayatının son dönemini içkinin ve uyuşturucunun pençesinde geçirdi. Bu sırada önemli eserler vermeye de devam ediyordu. Ama onun yaşamı da uzun sürmedi. Verlaine’in hayata gözlerini yumduğu zaman, tarih 8 Ocak 1896 idi. İki şair yeryüzünden silinseler de geride bıraktıkları şiirler asla silinmeyecekti:

Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.

Dayandım nasıl da
Unutamam bir daha artık,
O korkular, kaygılardı
Uçup gitti göklere.
Bir belalı susuzluk
Kabartıyor damarlarımı.
Arthur Rimbaud

Arthur Rimbaud-Paul Verlaine 2

İki şairin aralarındaki ilişki belki çok sağlıklı değildi, belki çok uzun soluklu da olmadı. Ama şu gerçeği kavramamızda yarar var: Bu iki şair, dünya şiir tarihinin iki önemli yüzü olarak, edebiyattaki dehâlarını her eserlerinde kanıtladı. Ve birbirlerine kattıkları en önemli şey, şiirsel dehâydı. Rimbaud’nun Verlaine’e göre daha iyi bir şair olduğu fikrine, Verlaine’in de katılacağı konusunda şüphe yoktur. Ama şüphe olmayan diğer bir konuysa, Rimbaud’nun bu şiir dehâsını ortaya koyabilmesinin, Verlaine’in sayesinde olduğudur. Verlaine’in de Rimbaud sayesinde, kendi şiirini bir adım daha ileri götürdüğünü de söylemek oldukça mümkündür.

Ben geldim işte, çiğlerle bezenmiş olarak;
Alnımda seher yelinin dondurduğu çiğler,
Yorgunluğumu alsam ayak ucunda bırak!
Hayal etsem o tatlı demleri birer birer.
Paul Verlaine

Film Önerisi: Tutkunun Şairleri

Kitap Önerileri: Graham Robb, Rimbaud, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Arthur Rimbaud, Cehennemde Bir Mevsim, Can Yayınları
Stefan Zweig, Bir Küçük Hayalperest Verlaine, Zeplin Yayınları