Ana Sayfa Blog Sayfa 579

Momo Okabe’nin gözünden Japonya’daki transseksüellerin ezber bozan fotoğrafları

Momo Okabe, Dildo ve Bible (İncil) isimli iki muhteşem kitaba imza atmış genç bir Japon fotoğrafçı. Dildo, fotoğrafçının iki genç aşıkla sürekli değişim halinde olan ilişkisini gözler önüne serdiği son derece kişisel bir çalışma. Bu aşıklar, Kaori ve Yoko, fotoğrafların çekildiği dönemde toplumsal cinsiyet kimlikleriyle ilgili sorunlar yaşamaktaydı. Dildo’nun sadece 55 adet kopyası basıldı ve şu an bunlardan birini bulmak neredeyse imkânsız. Cinsiyet değiştirme ameliyatı öncesi, sırasında ve hemen sonrasında Kaori ve Yoko’nun yüzlerindeki ifadeleri görmek gerçekten insanı oldukça duygulandırıyor.

Session Press tarafından yayınlanan Bible ise Okabe’nin Tokyo, Miyagi ve Hindistan’daki günlük hayatı üzerine. Bible, “transseksüel topluluğun Japonya’daki yabancılaşması”nı anlattığı kadar Okabe’nin ilişki içerisinde olduğu, “delirip suç işleyen ama içinde kötü bir insan yatmayan” adamı da konu almakta. Okabe’nin bu çalışması, aynı zamanda Nan Goldin’in benzer bir çalışmasıyla da duygusal bir temas halinde.

dildo3

Dazed ile 2014 yılında yaptığı bir röportajda, Okabe ilk kitabı hakkında “Dildo’yu çıkardım; çünkü iki sevgilimi de gönülden seviyordum. Beraber geçirdiğimiz vakti gerçekten sevgiyle anmak istedim. İnsanların aile albümü yapması gibi çekmek istedim o fotoğrafları. Amacım, gerçekten aşık olduğum bu insanlarla yaşadığım keyifli anları korumaktı. O yüzden çalışmam aynen her ailenin evinde olan o değerli aile albümleriyle karşılaştırılabilir” demişti.

Okabe, Bible’ı ise şöyle anlatıyor: “Bible, 2010 ile 2013 arasında Tokyo, Miyagi ve Hindistan’da çekmiş olduğum ve şimdiye kadar yayınlanmamış olanlar dahil olmak üzere son dönemdeki tüm çalışmalarımı kapsıyor. O dönemde yapmam için gerçek herhangi bir sebep olmaksızın bu fotoğrafları çekiyordum. Ancak, bu yaz yeni bir adamla tanıştım ve her şey hızla değişti. Çıldırır ve suçlara bulaşırdı; ama onun içinde bir kötülük yattığını düşünmezdim. Ne zaman onunla beraber olsam kendimi korkunç mutsuz hissederdim ama bir sürü de güzel fotoğraf çekmiş bulundum. Sonunda kendi geçmişimden kurtulduğumu hissettim. Bible, hatıraların bir kaydı olmaktan ziyade, insanların ancak uzun ve karanlık mücadelelerle erişebileceği bir zihinsel manzara. Acıyı tecrübe etmiş insanlar için bir ağıt… Bu derlemeyi tamamladığımda adeta yeniden doğmuş gibi hissettim. Karşımdaki dünyaya, sonunda beni ben olarak gösterebileceğimi hissettim.”

başlık foto bible1 bible2 bible3 bible4 dildo1 dildo2 dildo5 dildo6 dildo7 dildo8 dildo9 dildo10 dildo11 dildo12

Kaynak: Dangerous Minds
Hazırlayan: Sinan Doğan

Frida Kahlo’nun sanatında kullandığı bitkilerin saklı anlamları

New York Botanik Bahçesi daha önce 2010’da Emily Dickinson’ın ve 2012’de Claude Monet’in bahçesini ziyarete sunmuştu. Bu sergilerle büyük başarılara imza attıktan sonra en son mayıs ayında Meksikalı sanatçı Frida Kahlo’yu New Yorklular ile buluşturdu.

Kahlo, Monet’i de Dickinson’ı da geride bırakarak onuruna düzenlenen sergiye mayıstan beri 500 bin ziyaretçi akın etti. Ziyaretçilerin büyük bölümü, onun fotoğraflarındaki ve otoportrelerindekine benzer şekilde çiçeklerle bezenmiş saçlarla sergiye katılarak hayranlıklarını gösterdi. Daha önce de olduğu gibi, yine bahçede en çok dikkat çeken şey bitkilerin şiirler ve resimlerle oluşturduğu ilham verici kombinasyondu.

Bahçe, Diego Rivera’nın eski İspanyol dönemi sanat eserlerinin koleksiyonunu sergilemek için yaptığı piramidin küçük bir replikası ile sonlanıyor. Yükselen basamaklarda saksılanmış çiçekler, Meksika kaktüsleri, sütleğenler ve kadife çiçeklerinin kullanımı tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan çiçeklerin hepsi Meksika’dan özel olarak getirtilmiş. 1 Kasım’a kadar sürecek olan sergi, Kahlo severlere Kahlo’nun meşhur bahçesine, hayatına ve eserlerine yeni bir açıdan bakma fırsatı sunuyor.

frida kahlo garden - 4

Kahlo’nun sergide bulunan eserlerinde en çok modern temalar olan kimlik ve cinsiyet dikkat çekiyor. Ayrıca açık şekilde doğurganlığı, ölümü, çiçekler ve meyvelerle bezeli Meksika gelenekleri gibi temaları da ele aldığı görülüyor.

frida kahlo garden - 2Ünlü eseri, “İki Frida” da sanatçı bir Frida’yı Alman babasına uygun olarak Avrupa kıyafetleri içerisinde diğer Frida’yı ise Meksikalı bir annenin çocuğu olarak Meksika kıyafetleri içerisinde resmetmiş. Sergideki fotoğraflar ve resimler onun bitkilere bakışını ve onları eserlerine geçirme yeteneğini de ortaya çıkarmak için özenle seçilmiş.

Bütün bahçeler gibi Casa Azul’un avlusu Kahlo’nun orada yaşadığı 25 yıl boyunca birçok değişiklik yaşamış. En hassas dönem boşanması ve Rivera ile yeniden evlendiği 1939’dan 1941’e kadar olan zaman dilimiyken taslaklarından ve mektuplarından yapılan bir çıkarıma göre Kahlo, Rivera ile yeniden evlendikleri dönemde bitkileri kullanarak eşine evine tekrar hoşgeldin demek istemiş.

frida kahlo garden - 1

Bitkileri hislerine bağlayan sanatçının yakın arkadaşı Emmy Lou Packard da çiçeklerle evini neşelendirmeyi sevdiğini belirtmiş. Fakat bahsedilen bu neşe, serginin en favori parçası olan Kahlo’nun 1940’da resmettiği otoportresi ile karşıtlık oluşturuyor. Begonvil dallarından oluşan kolyenin dikenlerinin boynuna battığı otoportrede, bir omzunda evcil bir maymun oynarken diğer tarafta siyah bir kedi oturuyor. Meksika bitkisi olan küpeçiçeği ve zinya Kahlo’nun koyu saçlarının iki tarafındaki kalın yeşil yapraklardaki yusufçukların kanatlarıyla birleşmiş görülürken eski bir Meksika inanışını temsil eden sinekkuşu da boynundaki kolyenin ucunda asılı. Bu portrenin, Kahlo’nun evcil maymunu veren Rivera’dan kısa ama acılı boşanmasını ifade ettiği düşünülüyor.

Kaynak: Financial Times

İnsansız hava aracı, Fukuşima’nın terk edilmiş çorak topraklarının görüntülerini kaydetti

0

Japonya’nın Fukuşima şehrindeki harap olmuş nükleer tesisten salınan radyoaktif sular birkaç yıldır Pasifik Okyanusu’na karıştığı gibi atmosfere de ulaşmaktadır. Ne yazık ki günümüzde Fukuşima’nın içindeki bu sular için herhangi bir temizlik çalışması yapılmamaktadır.

Geçen haftalarda gözlemlediğimiz kadarıyla 1986’da yaşanan Çernobil faciasının ardından doğanın, tahrip olmuş her yeri geri almış olduğunu fark ettik. Fakat insansız hava aracının son günlerdeki görüntülerine göre Fukuşima’da hayat tamamıyla durmuş vaziyette.

Fukuşima 1 Fotoğrafçı Arkadiusz Podniesinski’nin videosuna ve The Guardian’ın bir dizi fotoğraflarına göre Fukuşima’nın ne kadar ıssız bir yer olduğu belli olmaktadır.

Bu video ve fotoğraflara göre trafikte terk edilmiş araçların otlarla kaplanmış olduğu ve bu hayalet şehirde yıkılmış binaları ve iş yerlerini, her şeyin yıllar önceki gibi yerli yerinde durduğu gözlenmektedir. Tabii ki yıpranma ve aşınmayı saymazsak.
Fukuşima 2 Fukuşima 3 Fukuşima 4 Fukuşima 5 Fukuşima 6 Fukuşima 7

Kaynak: True Activist

Neredeyse her üründe gördüğümüz emülgatörler metabolizmamızı bozuyor

Marketten aldığımız pek çok paketli gıdanın içindekiler bölümüne baktığımızda sıklıkla rastlarız bu kelimeye; emülgatör. Abur cuburu seven bir insansanız veya hazır gıdalarla çok haşır neşirseniz vücudunuza bol miktarda emülgatör sokuyorsunuz demektir. Yapılan araştırmalar söz konusu bileşiği tüketmenin sağlığımıza çok da yararlı olmadığı ortaya koyuyor.

Birden fazla yoğunluktaki veya birbirinden farklı fazdaki (mesela sıvı ile katı) içeriğin birbiriyle daha rahat karışmasını sağlayan bir maddeden bahsediyoruz; ama sağladığı bu küçük yararın yanında, metabolik sendrom dediğimiz vücudun enerji üretme ve depolama yollarını bozan bir hastalığa ve bağırsak iltihaplarına sahip olma riskimizi artırıyor.

Yediğimiz gofretin içinde var. Hazır çorbalar, bazı ekmekler, örneğin paketli ünlü markaların ekmekleri, yazın yiyip durduğumuz hazır dondurmalarda ve hatta pastane dondurmalarının da çoğunda var.

Geçtiğimiz yıllarda metabolik sendrom ve bağırsak iltihaplanmaları artmaya başlamış, bunlar zaten başlı başına ciddi hastalıklarken bir de obeziteye dönüşmeleri hiç de zor olmuyor. Sonra şeker hastalığı, kalp damar rahatsızlıkları ve bu durumda kalp krizi riskini de arttırıyor emülgatörler. Ülser hastalığının oluşmasına da çok güzel zemin hazırlayan, sindirim sıvılarımızın salgılanmasını engellediği için, sağlıklı olmak için ihtiyaç duyduğumuz, içimizdeki doğal canlı çeşitliliğine de zarar veren bir malzeme anlayacağınız.

Emülgatör
Marketlerden satın aldığımız pek çok ürünün içerisinde emülgatör bulunmaktadır.

Bahsedilen hastalıkların son yıllarda hızlı bir artış göstermesi bir süredir bilim insanlarının aklını kurcalıyordu. Bunun sebebinin sadece genetik olamayacağını düşündüler, buradan yola çıkıp çevresel etkileri incelemeye koyulan bilim insanları içerisinden Andrew Gewirts ve ekibi gıda ve katkı maddelerini mercek altına yatırmış.

Georgia Devlet Üniversitesi‘nde yürüttükleri çalışmanın sonuçları ise geçtiğimiz aylarda Nature dergisinde yayımlandı. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi) ve Health Canada tarafından onaylandığı halde raf ömrünü uzatmak için gıdalara konan emülgatörlerin sindirim sistemini büyük ölçüde tahrip eden bir unsur olduğu ortaya çıktı.

Emülgatör 22

Karragenan, ksantan sakızı, polisorbat 80, poligliserol ve daha pek çoğu. Böyle denildiğinde bir anlam ifade etmiyorsa, parlak kutuları içerisindeki tatlandırıcılı sakızlar, mayonez, süt ürünleri, pudingler, hepsi bu çemberin içinde kalıyor.

Emülgatörlerden uzak durmak istiyorsak, biraz daha fazla vakit ayırıp evlerimizde kendi yiyeceklerimizi yapabiliriz. Evdeki insanlarla iş bölümü yaparak yemek yaptığımızda, mutfak çok eğlenceli bir sohbet ortamına dönüşebilir. Böylece hem sağlıklı beslenmiş oluruz hem de çok daha ucuza, çok daha fazla yiyecek üretmiş oluruz.

Kaynak: Treehugger

Bir görünüp bir kaybolan tarih: Santiago Tapınağı

0

Meksika’da Sömürge Dönemi’nden kalma 400 yıllık bir kilise su yüzüne çıktı: Santiago Tapınağı!

Chiapas Eyaleti’ndeki Grijalva Nehri‘nde meydana gelen kuraklık ile beraber Nezahualcoyotl baraj gölünde su seviyesinin 25 metre düşmesi sonucu tarihi bir kilise ortaya çıktı. 

Santiago (Quechula) Tapınağı olarak bilinen ve İspanyol işgalciler tarafından 16’ıncı yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, önemli bir karayolu güzergahında yer alıyordu. 1966 yılında yapılan baraj gölünde, daha önce 2002’de de su seviyesinin düşmesi sonucu ortaya çıkan kilisenin, 1773-76 yılları arasında yaşanan bir veba salgını sonucunda terk edildiği biliniyor.

Duvarları 10 metre yüksekliğinde, uzunluğu 61 metre ve genişliği de 14 metre olan kilisenin çan kulesi ise yerden 16 metre kadar yükseğe çıkıyor.

Mimar Carlos Navarete’ye göre bu kilise Tecpatan manastırıyla büyük bir benzerlik gösteriyor ve ikisinin arasında bir bağlantı olabilir.

Turistlerin büyük ilgisini çeken kiliseye turlar düzenleniyor.

colonial-church-emerges-water-resevoir-temple-santiago-quechula-mexico-1

colonial-church-emerges-water-resevoir-temple-santiago-quechula-mexico-2 colonial-church-emerges-water-resevoir-temple-santiago-quechula-mexico-3 colonial-church-emerges-water-resevoir-temple-santiago-quechula-mexico-5 colonial-church-emerges-water-resevoir-temple-santiago-quechula-mexico-7

Fotoğraflar: David von Blohn / AP
Kaynak: The Big Story 

Yumurtanın dünya üzerindeki en acımasız yiyeceklerden biri olduğunun 9 kanıtı

Tükettiğimiz gıdaları sorgulamamızın zamanı geldi de geçiyor. Et ve süt tüketiminin dört ayaklı dostlarımıza verdiği acı ile yumurta üretimi sırasında kuş türlerinin çektiği acılar her gün artmaya devam ediyor. 

Gagalarının kesilmesi, takım kafeslerde doğal davranışlara getirilen kısıtlamalar, doğar doğmaz öğütücü makinelere giden erkek civcivler… Bu durumların hepsi tamamen bizim talebimiz doğrultusunda yapılıyor.

Et tüketimini etik bulmuyorsanız ve yumurta tüketimine devam ediyorsanız kapalı kapılar ardında neler yaşandığına bir göz atmalısınız. 

Gerçekleri göstermek için derlediğimiz yumurtanın en acımasız yiyeceklerden biri olduğunun 9 kanıtı:

1. Takım Kafesler

Tavukların yaşadığı aşırı hapsedilme durumları yumurta sektörünün en korkunç yönlerinden biri. Buralardaki tavukların hemen hemen hepsi ömürlerini bir not defterinin bile güçlükle sığabileceği takım haline getirilmiş anlamsız kafesler içinde geçiriyor.

2. Öğütücüler

Erkek civcivler yumurtlayamamaları ve “olgunlaşmalarının” yavaş olması sebebiyle yumurtadan çıkmalarının ardından geçen birkaç saat içerisinde katlediliyorlar. Bir kısmı öğütücülerde canlı bir biçimde parçalatılırken bazısı ise gaz verilerek veya boğdurularak öldürülüyorlar.

3. Gaga Kesme

Yumurtlayan tavukların halen yavru iken ısıtılmış bir bıçaklarla gagaları kesiliyor. Uygulama esnası ve sonrası fazlasıyla acı dolu olduğu için çoğu tavuk bu işlemin sonunda yemek yerken acı çektikleri için açlıktan ölüyor.

4. Varolmayan Kanun Düzenlemeleri

Mevcut “insani kesim” yasalarının kuşları kapsamaması sebebiyle fabrikalarda esaret altında tutulan tavukların yaşadıkları acı dolu hayata müdahale etmek ne yazık ki mümkün olmuyor. Bu durum ise halihazırda gerçekleşen suistimal vakalarının hayli katlanmasına sebebiyet veriyor.

5. Yaşanan Kısa Hayatlar

Tavukların doğal ortamlarında ortalama 10-12 yıl arası bir yaşam ömrüne sahip olmalarına karşın, bu fabrikalardaki tavuklar devamlı yumurtladıkları için iki yaşına gelmeden ölüyorlar.

6. Ambar Yangınları

Uluslararası vakalara bakıldığı zaman ne yazık ki yumurta fabrikalarındaki yangın durumlarının sayısı olağanüstü sayıda. Yaşam alanlarının fazlasıyla dar olması nedeniyle küçük bir bölgenin yanmasıyla bile yüzlerce tavuk diri diri yanarak can veriyor. Bu durumlara ek olarak su baskınları ve yıkılma durumları da sıkça rastlanır halde.

7. Doğal Davranışlara Getirilen Kısıtlamalar

Doğal yaşam şekilleri nasıl olursa olsun tavuklar, bulundukları kafeslerin içerisinde hareket edecekleri bir yer ve yuva yapma imkanı olmaksızın tellerin üzerinde ömürleri boyunca toprak zemin görmeden ve kanat çırpmadan yaşıyorlar.

8. Kırık Kemikler

Yaşadıkları duygusal ve sosyal mahrumiyetlerin yanında ek olarak hareketli bir hayat geçirmeleri gerektiği halde tavuklar bütün ömürlerini neredeyse hareket etmeden geçiriyorlar. Bu hayat ise birçok sağlık problemine, sakatlığa, kırılgan kemiklere ve kas yetmezliğine sebebiyet veriyor. Tavukların ortalama yüzde 30’u yaşamlarını kırılmış kemiklerle geçiriyorlar.

9. Varolmayan Veteriner Bakımları

Birçok yumurta fabrikasındaki tavuk açık yaraları ve yukarıda bahsedilen sağlık problemleri olmasına karşın herhangi bir biçimde tıbbi müdahaleden yoksun bir durumda bırakılıyor. Bu nedenle de tavuklar enfeksiyondan hayatlarını kaybedebiliyorlar.

Kaynak: MFA Blog

Danimarka’daki hayvanat bahçesinde 9 aylık bir aslan çocukların önünde parçalandı

Danimarka’daki Odense Hayvanat Bahçesi, geçtiğimiz perşembe günü oldukça çirkin görüntülere sahne oldu. 9 aylık sağlıklı bir aslan yaklaşık 400 çocuğun gözünün önünde önce “ötenaziye” maruz kaldıktan sonra parçalarına ayrıldı.

Hayvanat bahçesi yetkilileri tarafından anatomi eğitimi için öldürüldüğü belirtilen aslanın ve alandaki çocukların görüntüleri, sosyal medyada büyük tepki topladı. Hayvanat bahçesinin Facebook sayfasına pek çok sayıda mesaj geldi. Bazı mesajlarda yapılan cinayete destek verilirken çoğu mesajda oldukça şiddetli tepkiler yer aldı.

Aslan Danimarka Hayvanat Bahçesi 2

Geçtiğimiz sene de aynı eylemi Marius isimli bir zürafa üzerinde yapan hayvanat bahçesi, aslanın parçalara ayrılarak çocuklara öğretilmesinin oldukça faydalı bir eylem olduğunu düşünüyor. 

Kopenhag Üniversitesi’nde biyoetik alanında profesörlük yapan Peter Sandøe, geçtiğimiz yıl gerçekleşen Marius’un ötenazisini ve ardından parçalanarak sergilenmesini desteklemişti. Sandøe, bu desteğinden sonra pek çok e-posta aldığını belirtti ve içlerinden bir tanesinde kendisinin de aynı eyleme kurban gideceği söylenmişti.

Aslan Danimarka Hayvanat Bahçesi 3

Odense Hayvanat Bahçesi’nin basın sözcüsü Nina Collatz Christensen’in açıklamalarına göre, bu eyleme karşı çıkanlar evlerinde oturmalı. Christensen yaptığı açıklamada, “Bazı insanlar hayvanat bahçelerine karşı çıkıyor, o hâlde burayı ziyaret etmesinler” dedi. 

Avrupa Hayvanat Bahçeleri Birliği de eylemi desteklediğini bildiren bir açıklama yaptı. İnsan sağlığı için hayvan nüfusunun kontrol altına alınmasının gerekli olduğunu savunan yetkililer, yapılan eylemin anatomi eğitimi açısından çok önemli olduğunu belirtti.

Aslan Danimarka Hayvanat Bahçesi 4

PETA (Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler), aslanın ölümüyle sonuçlanan eylemi “bir kabusun hayattayken gerçekleşmesi” olarak nitelendirdi. Geçtiğimiz yıl Marius isimli zürafanın aynı muameleyi görmesinin ardından hayvanat bahçesinin girişinde eylem yapan PETA aktivistleri, projeksiyon ışıkları ile duvara “Bilet için para ödediniz, Marius ise hayatıyla ödedi” yazmıştı.

Kaynak: Vice News 

Hazırlayan: Burak Avşar

Özgürlük, adalet ve barış için tüm sinemacılardan festivale çağrı: “Barış Filmleri”

Ankara ve İstanbul’daki “bazı” sinemacılar 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı’nın önünde gerçekleşen canlı bomba eyleminde hayatını kaybedenlerin anısına bir festival düzenleme kararı aldı.

Kendilerine Barış Filmleri adını veren sinemacılar Ankara’da gerçekleştirdikleri ilk toplantılarında yitirdiklerimizin anısını yaşatmak amacıyla bir kısa belgesel, kurmaca, deneysel, animasyon film çekmek kararını alarak bunu Ankara’daki sinemacılara da ilettiler. Alınan karar göre çekilen tüm filmler “Barış Filmleri” adı altında toplanacak, sosyal medya aracılığı ile yayılacak ve Ankara ile İstanbul’da aynı isimde bir festivalde halka gösterimi sağlanacak.

Ankara Katliamı

Sinemacılar bugün yapılan açıklamada 23 Ekim’de gerçekleşecek ikinci toplantılarına herkesi, bu çalışmanın içinde yer almaya, bu mücadeleyi büyütmeye, barış ve kardeşlik mücadelesinin filmlerini hep birlikte çekmeye davet ettiler. 

Toplantı 23 Ekim 2015 tarihinde saat 17:30’da Selanik Caddesi 48/10 Kızılay’da yani Aka-Der’in Kızılay şubesinde yapılacak. 

Barış isteyen sinemacıların açıklamasının tam metni şu şekilde: 

“10 Ekim 2015 saat 10:04’te Ankara Tren Garı önünde barış, kardeşlik, özgürlük ve adalet isteyen 103 kardeşimiz, canımız, yoldaşımız hayatını kaybetti, onlarcası ise ağır yaralı halde hayata tutundu. Kendi egemenlikleri adına karanlığı, savaşı, katliamları barış isteyen halklara reva görenler katliamlarına bir yenisini daha eklerken, bizimse hem acımız hem de isyanımız bir kat daha büyüdü.

Şimdi bize, geride kalanlara, devam edenlere düşense onların öykülerini, onların sözlerini daha fazla haykırmak, büyütmek ve geleceğe taşımaktır. Bizler Ankara ve İstanbul’daki sinemacılar olarak işte bu sorumluluk ve bilinçle bir araya geliyoruz.

İstanbul’da Metin Yeğin’in çağrısı ile bir araya gelen sinemacılar ölen her arkadaşımızın anısına ithaf edilen bir kısa belgesel, kurmaca, deneysel, animasyon film çekmek kararını alarak bunu Ankara’daki sinemacılara da ilettiler.

Ankara’da gerçekleşen ilk toplantıda da çekilecek olan bütün filmlerin “Barış Filmleri” adı ile bir arada toplamak, internet ve sosyal medya aracılığı ile yaymanın yanında Ankara ve İstanbul başta olmak üzere bu filmlerden oluşacak bir festival gerçekleştirmek hedefleri belirlendi.

Biz bu sorumluluğu sinema sanatının imkân ve olanakları ile yerine getirmek isteyen sinemacılar olarak herkesi bu çalışmanın içinde yer almaya, bu mücadeleyi büyütmeye, barış ve kardeşlik mücadelesinin filmlerini hep birlikte çekmeye davet ediyoruz.

İstanbul organizasyon ekibinden Metin Yeğin’in de katılacağı ikinci toplantımız 23 Ekim Cuma günü saat 17:30’da Selanik Caddesi 48/10 Kızılay’da (Aka-Der Kızılay Şube) gerçekleştirilecektir.

Sararıp dökülmeden önce, kızaran yapraklar ki onlar,
şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar,
mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca, rüzgar,
çıplağında o atın, yine onlar koşacaklar,
O çocuklar,
O yapraklar,
O şarabi eşkıyalar,
Onlar da olmasalar benim gayri kimim var?
C. Yücel

BARIŞ FİLMLERİ”

Tebessümü bol, naif bir masal: Kirpi Kız

0

“Yalnızlık, bir ovanın düz oluşu gibi bir şey “ –Cemal Süreyya

Kısa metraj tutkunları iyi bilir. Merve Yıldıran’ın ismi, çekmiş olduğu “Malık Adlı Bir Balık” isimli bol ödüllü kısa filmle ilk defa duyulmuştu. Rotasını, yollarda masal izleri sürmeye çeviren yönetmen, İthaki Yayınları’ndan çıkardığı ilk kitabı Kirpi Kız ile okuyucusuna tebessümü bol, naif bir masal anlatıyor.

Öncelikle Yıldıran’ın benimsemiş olduğu sürdürülebilir yaşam, Kirpi Kız’ın her bir sayfasında fazlasıyla karşımıza çıkıyor. Öyle ki yazarın kendi elleriyle oluşturduğu karakter maketlerini yeşil dolu bir doğada fotoğraflayarak betimlemesi, ilerleyen öyküyle birlikte mükemmel bir uyum oluşturuyor. –Ki sanırım ülkemiz çocuk kitaplığında bu tarz bir denemeye nadir sayıda rastlayabiliriz.–

Kitabın konusu ise kalbinin her kırılışı ile birlikte vücudundan dikenler çıkan yalnız bir kız üzerine kurulu. Ancak kirpi kızımız açısından bu durum çok da can sıkıcı bir gelişme olarak gözükmüyor…

kirpi kız 6

Çocuk edebiyatının da ötesinde

Kitabının kahramanları aracılığıyla aktarılmış cümlelerde, duygusallık ile beşeriyetin rutinleşen sosyal yaptırımlarına fazlaca rastlıyoruz. Nitekim, farklı olanı parmakla göstererek ötekileştiren bir topluma hapis kalan insanlık, yazılmış olan bu naif ve duru kitap sayesinde bir kez daha gözler önüne seriliyor. Özellikle de büyük özenle tasarlandığı açıkça belli olan atmosfer, çevireceğiniz her sayfa ile birlikte sizleri bambaşka çıkarımlarla buluşturacak kalitede.

Kirpi Kız’ı; sevgisini gökyüzüyle, ağaçlarla ve toprakla paylaşmaktan asla çekinmeyen naif bir kitap olarak tanımlayabiliriz. Anlatılan masal ile çevrilen sayfaların içerisinden yakalama olasılığımız yüksek koşulsuz sevgi kavramı ise bir çocuk edebiyatının da ötesine çıkarak hikâyesine her yaşa seslenebilen olgun bir duruş kazandırıyor.

Çocuklarına farklı görünmenin çok da kötü bir şey olmadığını, aksine bu durumun özel ayrıcalıkları da beraberinde getirebileceğini anlatmak isteyen herkes, Kirpi Kız’ın umut saçan öyküsüne mutlaka göz atmalı. Özellikle de iki zamanlı geçen öykü ve birbirinden enfes fotoğraf kareleri, çocuk edebiyatımıza oldukça özgün bir hikâye anlatıcısı kazandırıyor.

kirpi kız 3

kirpi kız 7

kirpi kızKirpi Kız 4

Bizi kör kuyularda merdivensiz bırakan açıklama: Yeşil Yol Rabb’e giden yolmuş!

Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP’nin Trabzon mitinginde Yeşil Yol Projesi’ne değindi. Davutoğlu projenin “Doğaya ulaşıp Rabb’imize şükretmek için” yapıldığını iddia ederek son zamanlarda gerçekleştirdiği şaşırtmayan açıklamalarına bir yenisini daha eklemiş oldu.

Davutoğlu Trabzon’da yaptığı konuşmada, Karadeniz’in sekiz kentini birbirine bağlayacak ve doğaseverler tarafından talan olarak adlandırılan proje ile ilgili değişik bir açıklama yaparak olaya farklı bir boyut kazandırdı. Bizi kör kuyularda merdivensiz bırakan Davutoğlu ve bir cumhuriyet devletinin tüm hükûmet yetkililerinin açıklamaları, sonucu etkilemiyor. Kör kuyular gittikçe artıyor, merdiven üretimi durma noktasında. Umuda bir virgül koyup mücadeleye devam etmek gerekli.

davutoglu-trabzon

“Tek bir yaylanın tarumar edilmesine izin vermeyiz”

Turizmi geliştireceği gerekçesiyle yapılmak istenen ancak bölge halkının kesin olarak karşı çıktığı Yeşil Yol Projesi aslında “doğaya ulaşıp Rabb’imize şükretmek için” yapılacakmış. Davutoğlu, bu cümleyi sarfettiği konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Dünyanın her yerinden insanlar gelsin Karadeniz’in yaylalarına aşık olsun, havasında şifa bulsun diye bu projeyi yapıyoruz. Türkiye’nin her köşesindeki çevre aşıkları olan bizler adına söylüyorum; bizler sarı çiçekle konuşan Yunus Emre’den ilham almışız. Tek bir sarı çiçeğin ezilmesine izin vermeyiz. Tek bir yaylanın tarumar edilmesine izin vermeyiz. Kötü yapılaşmayla o doğanın bozulmasına izin vermeyiz. O yollar doğayı bozmak için değil, doğaya ulaşıp Rabb’imize şükretmek için yapılıyor. Yeşil Yol bu felsefeyle yapılmaya devam edecek.”

Davutoğlu’nun tek bir yaylanın tarumar edilmesine, kötü yapılaşma ile doğanın bozulmasına izin vermeyeceklerini belirttiği konuşmasında bazı bilgi eksiklikleri olduğu göze çarpıyor. Mesela kötü yapılaşmayı tanımlamak gerekir. Kötü yapılaşma nedir, kimler kötü yapılaşır, inşa edilen yapıların izni kimden ve nasıl alınır?

Karadeniz’in kalbine bir hançer: Yeşil Yol

Yeşil Yol’a tepki gösterilmesinin en büyük sebeplerinden biri yapılaşma. Karadeniz bölgesi gerek doğası gerek insanı ile el değmemiş ve sakin yapısını koruyor. Ancak bölgeye yapılması planlanan proje tamamlandığı takdirde peşinde asfalt, araç, egzoz ve fosil yakıtı da getirecek. Buna bağlı şekilde suyun kirlenmesi, doğa tahribatı ve kirli hava da Karadeniz halkına ızdırap olacak. Bu etkenler tanıdık geldi değil mi? Bz büyükşehirlerde temiz su, temiz hava ve üç-beş ağaca hasret kalmışken… Karadeniz; bir İç Anadolu, bir Marmara olmasın diye, sadece bunun için mücadele etmek hayati önem taşıyor. 

(Fotoğraf: Zete)
(Fotoğraf: Zete)

Halkın büyük kısmı yol istemiyor ama bir kısmı da istiyor. Peki, bölge halkını ayrıştıran nedir? Bölge halkını ayrıştıran tabii ki vaatler. Halka “siyah takımlılar” tarafından verilen turizm gelecek, refaha erilecek ve hayat canlanacak vaatleri nedeniyle halk geçim derdine bir umut olarak Yeşil Yol’u onaylayabiliyor. Ancak proje detaylandığı zaman, onaylayanlar bile yaylalarına bir müdahale yapıldığı takdirde en önde direneceklerini söylüyorlar.

Yeşil Yol Projesi bir talan, bir doğa katliamı projesidir. Bu konuda bu kadar açık ve net cümleler kurabilmem de tamamen projenin kendisinden ileri geliyor. Ortada bir proje yok, isteyenlere verilmeyen projenin her 19 kilometrelik kısmını bir müteahhit yapıyor. Yani birbirinden farklı kişilerin oluşturacağı bu “yol” doğaya ve birilerinin Rabb’ine değil, doğrudan talana ve pis bir doğa yaratmaya uzanıyor.