Ana Sayfa Blog Sayfa 730

Eşen 1 Barajı’nda alarm

Muğla’nın Seydikemer İlçesi’nde Eşen 1 Barajı’nın taşma ihtimaline karşı Çukurincir Mahallesi’nde 15 ev boşaltıldı.

Akşam saatlerinde itibaren etkili olan şiddetli yağış nedeniyle Eşen 1 Barajı yüzde 100 doluluğa ulaştı. Sel ihtimali olan bölgelerde tedbir amaçlı baraj yetkilileri uyarıda bulundu. Bunun üzerine Eşen Çayı kenarında bulunan Çukurincir Mahallesi’ndeki 16 ev tedbir amaçlı boşaltıldı.

Tahliye çalışmalarını yerinde takip eden Seydikemer Kaymakamı Muammer Köken, tedbir amaçlı evlerin boşaltıldığını söyledi. Yayla Patlangıç Mahallesi’ndeki barajda su seviyesinin yükseldiğini anlatan Kaymakam Köken, “Zaten mahallede selin neden olduğu bir zarar mevcuttu. Bu zararın barajdan gelecek su nedeniyle daha da büyümemesi için önlem alıyoruz. Su baskını nedeniyle mal kaybımız olacaktır ancak biz can kaybı yaşanmaması için tedbir alıyoruz. Mal kaybını en aza indirmeyi hedefliyoruz. İnşallah zararımız daha fazla olmaz” dedi.

Vatandaşlara tahliye sırasında yardımcı olan Çukurincir Muhtarı Servet Yılmaz da “Barajın taştığını öğrenince hemen önlem almaya başladık. Eşen Çayı kenarında bulunan 15 evi boşaltıyoruz. Tek tek evleri gezerek halkımızı uyardık. Tahliye edilen kişileri, mahallenin yüksek kesimlerindeki akrabalarının yanına yerleştiriyoruz” diye konuştu.

Kaynak: Karşı Gazete
Fotoğraf: Murat Sipahi, Panoramio

Kurt avı mevsimi İsveç’te durduruldu

İsveç, başlatacağı kurt avı mevsimini aniden durdurma kararı aldı.

İsveç Hükümeti, geçen cuma günü başlayacak ve ülkenin en iddalı çevre tartışmalarından biri olan kurt avı mevsimini çevre aktivistlerini dikkate alarak durdurma kararı aldı.

İsveç’in, 2010 ve 2011 yıllarında kurt avını yeniden başlatması, ülkenin avlanma politikasının AB Komisyonu tarafından kınanmasına sebebiyet vermişti. O zamandan beri çevre savunucuları devletin av politikalarıyla başarılı bir şekilde savaşmaktalar.

6 Şubat 2011'de Stokolm'de gerçekleşen avlanma karşıtı eylemlerde, eylemcilerin öldürülen kurtlar için hazırladıkları 20 adet tabut ve aralarında duran bir kurt köpeği.
6 Şubat 2011’de Stockholm’de gerçekleşen avlanma karşıtı eylemlerde, eylemcilerin öldürülen kurtlar için hazırladıkları 20 adet tabut ve aralarında duran bir kurt köpeği.

 

Yerel bir mahkeme, perşembe günü çevre aktivistleriyle anlaşarak Oerebro ve Vaermland bölgelerinin Avrupa Çevre Mevzuatı’nın koruduğu türler için avlanma izinlerini tahsis ederek yetkilerini aştıklarını beyan etti.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı İsveç Şubesi’nde (WWF Sweden) bir vahşiyaşam uzmanı ve aynı zamanda Karlsland batı bölgesi idari mahlkemesi davacılarından biri olan Tom Arnbom yaptığı açıklamada “Durumdan memnunuz, fakat halen kanunun uygulanması için mahkemeye gitmek zorunda olmamız bizim için üzücü bir durum” dedi.

Kurt avlanması, etobur türlerin tekrardan doğaya kazandırıldığı diğer Avrupa ülkelerindeki gibi İsveç’te de hassas bir mesele konumunda.

İsveç Avcılar Birliği başkanı Bjöern Spraengare‘ın Yerel haber ajansı TT’ye yapığı açıklamada; “Av mevsiminin başlaması gereken zamandan 12 saat önce aniden durdurulması dikkat çekici bir durum. Bir çok insan işlerinden izin alarak ablanmak için vahşi doğaya gittiler” diyerek avcıların ‘mağduriyetine’ değindi.

2011 yılında İsveç hükümetinin nüfus düşürme politikalarıya tekrardan başlattığı av mevsiminde öldürülen kuırtlardan biri.
2011 yılında İsveç hükümetinin nüfus düşürme politikalarıya tekrardan başlattığı av mevsiminde öldürülen kuırtlardan biri.

İsveç’in önceki merkez sağ görüşlü hükümeti, kurtların bazı bölgelerde fazla işgalci bir tür haline büründüklerine ve nüfuslarının 400den 270e düşürülmesi gerektiğine inanıyordu. Lakin günümüzdeki Sosyal Demokratlar ve Yeşiller koalisyon hükümeti, avlanmaya ayrıcalık tanıyan çevre bakanı ve bu duruma karşı çıkan diğer bakanların arasında kalmış durumda.

Kanser olmak için “nefes alsak yeter”

Hava kirliliği; pek çok hastalığa, hamilelik dönemindeki düşüklere ve bebek gelişimindeki geriliğe neden olan en önemli faktör. Dünyanın en önemli üniversitelerinden biri olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yapılan bir araştırma, hava kirliliğinin nelere sebep olduğunu istatistik verileriyle birlikte gözler önüne serdi.

Amerika’daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde yapılan bir araştırmaya göre, hava kirliliği erken dönem hamileliklerinde düşüklere ve bebek gelişiminde geriliğe sebep olmaktadır. Araştırmalara göre, kanserin bir numaralı tetikleyicisi hava kirliliği.

Araç egzozu daha tehlikeli

Araştırma sonuçlarından elde edilen verilere göre, Amerika’da sadece 2005 yılında araçların egzozlarından dolayı oluşan hava kirliliği, ölü doğan 200 bin bebeğin 58 bininin ölüm sebebidir. Yine araştırmalara göre, hava kirliliğine maruz kalan insanların ömürleri 12 yıl kadar kısalmaktadır.

Araştırma ekibi araştırmalarında hava kalitesi modellemesi ve epidemik kanıtları kullanarak, Amerika’daki hava kirliliğinin sebebi olabilecek ilk altı etkeni belirlemiştir. Araç egzozuna bağlı ölümlerin, diğer beş kategoriye oranla çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Egzoz kirliliğini ise yılda 54 bin ölüme sebep olan güç santrali emisyonları ve onu 43 bin ölüm ile endüstriyel emisyonlar izlemektedir.

2010 yılında EPA’nın (Çevre Koruma Ajansı) açıklamalarına göre 160 bin bebek ölümü havadaki ince parçacık kirliliğinden ileri gelmekteyken, ozon kirliliği sebebiyle de 4 bin 300 bebeğin öldüğü tespit edilmiş.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) son zamanlarda kanserojenler listesine hava kirliliğini de eklemiştir. Kanser Araştırmaları Ajansı’nın araştırmalarına göre hava kirliliğinin mesane ve akciğer kanserleriyle doğrudan ilişkisi kanıtlanmıştır. WHO’nun değerlendirmesine göre, pasif içicilikten de daha çok zarar verebilen hava kirliliği, en önemli çevre kaynaklı kanser sebebidir.

Başlık Görseli: Carbonated

Yeşeren moda

Her gün değişen trendler ve ucuzlayan ürünler ile moda sektörü; bizi giderek daha çok tüketmeye yönlendirmekte. “Alışveriş çılgınlığı” terimi günden güne şişmanlıyor ve önüne geçilemez bir hal alıyor. Bunun cefasını ise en çok “doğa” çekiyor.

Sürekli alım, sürekli üretimi beraberinde getiriyor. Bu uğurda doğa sömürülüyor. Satılana kadar meydana gelen ekolojik hasarı görmezden gelip ileriki süreçleri incelediğimiz takdirde bir giysinin karbon ayak izinin üçte ikisi satın alındıktan sonra meydana geldiğini görmekteyiz.

İşte bunun sonucunda “Ekolojik (Sürdürülebilir) Moda” akımı ortaya çıkar. Çevre bilincini tüketiciye aşılayabilmek adına başlatılan bir hareket olan ekolojik modanın temel felsefesi uzun süreli giyilebilecek doğaya zarar vermeyecek ve modası geçmeyecek ürünler üretmektir.

Sürdürülebilir modayı bize zorunlu kılan aslında sürdürülemeyecek kadar tüketmemiz. Araştırmalara göre yılda 40 kilo giyecek atıyor ve bunun kat ve kat fazlasını da satın alıyoruz. Aldığımız her ürünün dolabımıza gelene kadar geçirdiği sayısız işlem var ve bu işlemlerin her aşamasında bir kimyasal saklı. Hal böyle olunca da sürdürülebilir moda günümüzde lider markaların önem verdiği bir kavram haline gelmiştir.

H&M, Barneys NewYork, Chanel, Alexander Mcquenn, Marc Jacobs, Levi’s gibi dünyaca ünlü markalar koleksiyonlarında yeşil modaya destek vermekte.

Giyimde sürdürülebilirlik ile hedeflenen doğanın ve çevrenin gelecek nesiller için korunması, toksik olmayan, fiziksel çevreye zarar vermeyen dönüştürülebilir kaynakların kullanılmasıdır. Ayrıca ekolojik moda sadece giyinme alışkanlıklarımızı değil, kötü çalışma şartlarına sahip atölyeler ve çocuk işçiler ile ilgili farkındalık yaratmayı da amaçlar.

Konu ekolojik/sürdürülebilir moda olduğunda yapabileceğimiz çok şey var.

Sürdürülebilir modaya bireysel destek!

•  Giysilerinizi daha az sıklıkta ve düşük sıcaklıkta yıkayın. Çamaşırı 40°C sıcaklıkta yıkarken kullandığınız enerji, 60°C sıcaklıkta kullandığınızın neredeyse yarısı kadardır. Böylelikle su ve elektrik kulanımını minimuma indirmiş ayrıca kıyafetlerin kulanım sürelerini arttırmış olursunuz.

•  Deterjanınızı doğa dostu seçin! Optik ağartıcı ve fosfat içeren deterjanlar doğaya karıştığında ciddi tahribatlara neden olur.

•  Deterjanı belirtilen ölçeklerden fazla kulanmanız giysilerinizi daha temiz yapmaz. Aksine ömrünü azaltır. Ayrıca deterjan kalıntıları ciltte tahrişe neden olabilir.

•  Kurutma makinesi kullanmayarak elektrik israfından kaçınabilirsiniz.

•  Atmayın, onarın: Bluzünüzün kolunda çıkmayan lekeler varsa onu tişört yapın, kazağınızın omzu söküldüyse yaratıcı değişikliklerle ona farklı bir görünüm kazandırın.

•  Artık kullanmadığınız giysileri başkalarına vererek modayı sürdürün.

Böylece günlük hayatımızda daha bilinçli seçimler yapar, güzel gezegenimizin korunması için bir adım atmış oluruz.

Hazırlayan: Ece Can

Yüzde 100 temiz enerji amaçlayan 10 şehir

Fosil yakıt kullanımı ve karbondioksit salımı iklim değişiklikleri üzerindeki en büyük etken. Buna karşın karbondioksit salımının engellenmesi üzerine pek nadir iyi haberler alıyoruz.

Geçtiğimiz sene iki büyük en büyük karbondioksit emitörü Çin ve ABD’nin CO2 salımını azaltmak için imzaladıkları anlaşma, belki de şimdiye kadar duyduğumuz bu konudaki en büyük haber; fakat bu ülkeler yüzde ikinin, yüzde beşin hesabını yaparken dünya üzerinde bazı şehirler var ki çok kısa sürede temiz enerjinin tüm imkânlarını kullanmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Aspen, Colorado

6 bin 600 kişinin yaşadığı Aspen, Colorado eyaletindeki turistik bir şehir. 2015 yılında yüzde yüz yenilenebilir enerjiye ulaşmayı planlayan Aspen, hedefinden çok da uzak sayılmaz. Geçtiğimiz sene yüzde 86’ya kadar çıkartabildikleri yenilenebilir enerjiyi büyük oranda su ve aynı zamanda rüzgardan üretiyor. Aspen’in bu çabası 2050’de yüzde 80 sera etkili gazların salımında kesintiyi amaçlayan daha geniş çaplı bir sürecin aslında lokal ayağı.

Aspen Colorado

Kopenhag, Danimarka

Danimarka’nın başkenti Kopenhag dünyanın ilk “karbonsuz” şehri olmak için kendisine 2025 tarihli bir hedef belirledi. Halihazırda elektrik enerjisinin büyük bir çoğunluğunu rüzgâr yoluyla elde eden şehir, karbonsuz ulaşım üzerine çalışıyor. Bu çalışmalar içerisinde yürümeye teşvik, bisiklet kullanımı arttırmak amaçlı yapılan bisiklet yolları ve elektrik kullanan araçlar için ücretsiz park yeri ve enerji istasyonları bulunuyor.

Kopenhag

Bonaire, Karayipler

Çok büyük bir şehir olmamasına karşın, Bonaire’in 2015 için hedeflediği ve neredeyse başarmak üzere olduğu yüzde yüz temiz enerji planının önemi bir ada şehri olarak öncelerinde Bonaire’in pahallı ve çevreyi oldukça çok kirleten dizel jeneratörlerine bağlı olmasıydı. Fakat 2004’de çıkan bir yangında bu tesislerin yok olması bu küçük ada şehrinin yenilenebilir enerjiye başvurmalarına vesile olmuş. Rüzgâr enerjisinin yanında hâlâ dizel jeneratörlerinden destek alıyor fakat zamanla yakıt tipini değiştirerek alg temelli biyoyakıtlar kullanmayı planlıyorlar.

Bonaire

Münih, Almanya

Münih 1,32 milyon nüfusuyla Almanya’nın üçüncü en büyük şehri. Tüm bir şehrin enerji ihtiyacının tamamını 2025’de yenilenebilir enerjiyle sağlamayı amaçlayan Münih, şimdiden büyük bir ilerleme kaydetmiş durumda. Su, jeotermal ve güneş enerjisinin yanında rüzgâr da şehrin yenilenebilir enerji planında gittikçe önemli bir yer almaya başlıyor. 2015 yılında temiz enerjinin yüzde sekseninin rüzgâr panelleri tarafından üretilmesi planlanıyor.

Münih

Sidney, Avustralya

2030’a kadar tüm sera etkili gaz salımını yüzde yetmiş azaltmayı planlayan şehir, elektrik ihtiyacının yüzde 30’unun yenilenebilir enerji yoluyla ve geri kalan yüzde 70’ini ise kojenerasyonla elde etmeyi planlıyor.

Sidney

San Diego, Kaliforniya

Konu ABD olunca “pazar” kelimesinden kaçmak neredeyse imkansız; Kaliforniya eyaletinde güneş enerjisi ve elektrikli araba pazarı halihazırda patlamış durumda. San Diego’da bu büyüme daha yüce bir amaca ön ayak oluyor; 2035’e kadar gerçekleşmesi planlanan yüzde 100 yenilenebilir elektrik.

San Diego

Wight Adası, İngiltere

142 bin 500 nüfusuyla İngiltere’nin en büyük ada şehri olan Wight Adası, gelecekte isminin yanına bir Unvan daha eklemeyi planlıyor; bir eko-ada olmak. 2020’ye kadar yenilenebilir enerjiyi yüzde 100 oranında kullanmayı planlıyor. Saatte 600 gigawattlık enerji ihtiyacını anakaradan almaya devam eden ada, yenilenebilir enerji sistemleriyle kendine yeter olmayı amaçlıyor.

Wight Adası

Frankfurt, Almanya

Frankfurt en geç 2050’ye kadar tüm karbon salımından kurtulmayı planlıyor. İlk enerji ve iklim koruma dairelerinden birisine sahip olan şehir, 1985’den beri kapsamlı bir enerji yönetim planına sahip.

Frankfurt

San Jose, Kaliforniya

Yaklaşık 960 bin nüfuslu San Jose, Silikon Vadisinin tam ortasında yer alıyor. 2010’daki değerlendirmelere göre yenilenebilir kaynaklar şehrin toplam ihtiyacının yüzde 17’sini karşılıyordu. Şimdi San Jose, 2022’ye kadar tüm elektrik ihtiyacını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı planlıyor. Yüzde 100 temiz enerjinin yanı sıra, enerji kullanımında yarı yarıya azalma, 100 bin yeni ağaç dikimi ve yüzde 100 atık su dönüşümü de şehrin planları arasında.

San Jose

San Francisco, Kaliforniya

2020’ye kadar yüzde 100 yenilenebilir elektrik kullanımını planlayan San Francisco’nun mevcut enerji ihtiyacının yüzde kırk biri halihazırda yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor. Ilk olarak 2011’de yayınlanan plan geçen sürede gerçekleştirilen ilerlemeye göre başarılabilir duruyor.

San Francisco

Kaynak: MNN

Sistem dışında yaşamayı seçen insanlar

Fransız fotoğrafçı Antoine Bruy, Avrupa’da otostop ile birkaç senesini geçirdi. Bu süreç içinde medeniyetten uzak yaşamak için şehirlerin gürültüsünü terk eden, sistem dışında yaşamayı seçen insanların yaşamlarını belgeledi.

Bakir kalmış dağ ve nehir vadilerinde; musluktan akan su, merkezi ısıtma ve market eşyaları gibi konfor olmaksızın bireyler (yetişkinler ve çocuklar) komün hayat sürdürüyorlar. Çevreleri ile olan ilişkilerini değiştirerek, artık kendi kararlarından ortaya çıkan ekonomik ve sosyal şartlar ile yaşıyorlar.

Scroblands* isimli fotoğraf koleksiyonunu hazırlayan Brup, köhne barınakları ve içlerinde yaşayan cesur maceracıları gösteriyor.

Antoine Bruy projesi hakkında şöyle diyor: “Resimlerimde betimlenen insanlar ve yerler, sadece siyasi düzeyde görülmemesi gerektiğini düşündüğüm, daha da önemlisi günlük acil deneyimler gibi çeşitli yaşamı sergiliyor. Bu belgesel projesi, çağdaş bir masal türü oluşturmak ve modern uygarlığımıza bir parça büyüyü geri kazandırmak için bir girişim olmuştur.”

Antoine Bruy 1

Antoine Bruy 2

Antoine Bruy "Scrubland"

Antoine Bruy "Scrubland"

Antoine Bruy 3

Antoine Bruy "Scrubland"

Antoine Bruy 4

Antoine Bruy "Scrubland"

Antoine Bruy 5

Antoine Bruy "Scrubland"

Sanatçının kişisel websitesi: www.antoinebruy.com

*Scrobland: İngilizce’de, çalılık veya bodur ağaçlarla kaplı alan demek.

Rüzgâr enerjisini ağaçtan toplamak

0

Temiz enerji, geleceğimizi dünyaya en az zarar verecek şekilde garanti altına alır. Fransız girişimci Jérôme Michaud-Larivière, tasarladığı ağaç şeklinde rüzgar türbinleriyle hem temiz enerji üretmenin hem de estetik zevkimize hitap etmenin yolunu bulmuş.

Temiz enerji dediğimiz güneş ve rüzgâr enerjileri (kuş yollarına inşa edilmemeleri gerekir), diğer enerji üretim yollarına kıyasla çok daha yenilenebilir olmalarına karşın, şehirlerin estetik değerleriyle çok da uyuşmamaktadır. Bilim insanları ve tasarımcılar bir arada çalışarak estetik çözümler üretmeye başlamıştır. Arkasını gösterecek şekilde tasarlanıp, pencerelere cam olarak takılabilen güneş panelleri bunlara bir örnektir.

Fransız girişimci Jérôme Michaud-Larivière’in geliştirdiği rüzgâr türbini ise ağaç şeklinde tasarımıyla göze oldukça güzel görünmektedir. Tasarım 11 metre boyunda olup ve 72 yapay yaprak görünümlü dikey rüzgâr paneli içermektedir. Rüzgâr estiğinde yaprak şeklindeki türbinler dönerek elektrik üretmektedir.

Tek bir ağacın ürettiği elektrik 3.1 kilowatt

Tasarımın fikri, Lariviere’e sokakta yürürken ağaçları incelemesi üzerine gelmiş. Yaprakların rüzgârla dalgalanmasından aklına rüzgâr türbinleri gelen girişimci, “Neden olmasın” demiş ve işe koyulmuş.

Tek bir ağacın ürettiği elektrik 3.1 kilowatt. Bu ilk başta küçük bir miktar gibi görünse de, eğer bir yolun etrafına sıra sıra bu ağaçlardan konulursa, yolun aydınlatılmasında kullanılan ışıkları ve yakında bulunan binaların elektrik ihtiyacının bir kısmını karşılamaya yeterlidir.

Tasarım 2015 Mayısında Paris’te bulunan Concorde Meydanına yerleştirilerek sergilenecek ve insanların beğenisine sunulacak.

Aşağıdaki videoda ise rüzgar türbini ağacı ve yapraklarının rüzgarda dönüşünü gözlemleyebilirsiniz.

Kaynak: Tree hugger

Latimer’in mikrokozmosu

David Latimer’in 1960’da tasarladığı şişenin içerisinde küçük bir ekosistem yaşıyor ve bu süre boyunca sadece 1972’de suladığı bu şişenin kapağını o gün kapatmış. O gün bugündür içerisindeki telgraf çiçekleri yaşamlarını sürdürüyorlar.

Bu küçük bitkiler, yaşamlarının sonuna çok uzaktalar. Tüm bu uzun yıllar boyunca hava, besin ve sularının geri dönüşümünü sağlayarak hayatta kalmayı başarabilmişler. Yaklaşık 38 litrelik bir şişe içerisinde dış dünyaya tamamen kapalı bir şekilde yaşayan bu bitkilerin yaşamlarını hâlâ sürdürebiliyor olmasının en önemli nedenlerinden birisi, belki de içinde yaşayacak minyatür insanları hâlâ “geliştirememiş” olmasıdır.

Dışarıdan aldığı ışıkla gerçekleştirdikleri fotosentezle gerekli enerjiyi biriktiriyorlar. Kendine yeter küçük ekosistemleri, içerisinde fotosentez yaparak ve gerekli besinlerinin dönüşümünü sağlayarak hayatta kalıyor ve dışarıdan tedarik etmeleri gereken tek bir şey var, o da ışık. Fotosentez oksijen oluşturmasının yanında, bitkiler için gerekli olan nemi de sağlıyor. Ortaya çıkan nem şişenin içerisinde birikerek bir nevi yağmur görevi görüyor. Düşen yapraklar da fotosentez için gerekli karbondioksidi oluştururken aynı zamanda çürüyerek bitkiler için gerekli besini de oluşturuyor.

Peki, böyle kendine yeter bir sistem evde nasıl yapılır? Çok az bir çaba ve bakımla kendine yeter bir sistem oluşturmak mümkün.

Öncelikle cam bir kavanoz seçmek gerekiyor. Bu konuda dikkat edilmesi gereken etken, kavanozun ağzının yeterince geniş olması. Böylelikle kullanılacak materyalleri yerleştirmek çok daha kolay olacaktır. Daha sonra kaliteli bir gübre, çakıl taşları ya da büyük kum taşları ve son olarak da bir bitki.

latimerin mikro kosmosuGeniş bir kaşık yardımıyla bir katman taş koyduktan sonra üzerini bitkilerin köklerini salabileceği kadar gübreyle kaplamak gerekiyor. Bundan sonra tek ihtiyacımız olan şey bitkiler. Kavanozun içerisine koyacağınız bitkilerin küçük türlerden seçilmesi ve çok az koyulmasında fayda var. Bitki olarak küçük eğrelti otu türlerini kullanabilirsiniz. Arapsaçı gibi bitkiler de kendine yeter bir sistem oluşturmada başarılı olacaklardır.

Bitkileri yerlerine yerleştirirken çok dikkatli olmak gerekiyor. Bu işlem için ince bir çubuk kullanabilirsiniz. Yerleştirdiğiniz bitkilerin üzerine bir kat daha taş ekleyerek gübrenin altta kalmasıyla mikro kozmosunuzun daha güzel görünmesini sağlayabilirsiniz.

Son olarak sulama işlemini de gerçekleştirdikten sonra kavanozunuz hazır olacaktır. Kavanozun çok fazla suya ihtiyacı olmayacağını unutmadan içine az bir miktar su ekledikten sonra tek yapmanız gereken şey, bitkileriniz için doğru ışık alan bir yer bulmak olacak. Doğru yeri seçme konusunda tek dikkat etmeniz gereken şey ise çok fazla ısınmayan fakat yeterli ışığı alabilecek bir yeri seçmek olacaktır.

Kaynak: Daily Mail

Medeniyetten uzak yaşayanlar!

İnsanların sürdürülebilir küçük toplumlar kurarak, kendi kendine yeten köylerde bağımsız yaşadıkları komünler her geçen gün artıyor.

İngiliz gazeteci ve belgesel yapımcısı Nick Rosen, “Off the Grid”* kitabı için bu komünlerle röportaj gerçekleştirdi. Medeniyetten uzak yaşayan insanlar, gezegen üzerindeki etkilerini azaltmak istiyorlar. Bu toplulukların bazıları kendi kendilerini geçindirmeye çalışıyor; bazısı da kooperatif şeklinde, aynı kafadan insanların oluşturduğu toplulukları oluşturuyor.

Bunlardan birkaçına çok kısaca bakalım:
Orijinal isimleri ile sıraladım.

Three Rivers Recreation Area

1960’ta kurulmuş bu oluşumun 4 bin dönüm arazi boyunca 500’den fazla evi var. Hiçbir ev, güç kaynağına bağlı değil. Altbölümdeki evler, elektrik sağlamak için güneş panalleri, rüzgar türbinleri ve yedekleme jeneratörlerini kullanılıyor. Su ihtiyacı için bazıları su kuyusu yapmış.

Three Rivers Recreation Area (Kaynak: www.bendbulletin.com)
Three Rivers Recreation Area (Kaynak: www.bendbulletin.com)

Greater World Community

635 dönümlük bu komün, dünyanın ilk Yeryüzü Evi olduğunu iddia ediyor. Bunlar, geri dönüştürülen malzemeler kullanılarak inşa edilen çevre dostu evler. Buradaki evler, iki veya daha fazla dönüm alan üzerinde. 347 dönüm üzerinde yürüyüş, bisiklet, park ve açık yeşil alanlar mevcut. 

Greater World Community (Kaynak: www.thestar.com)
Greater World Community (Kaynak: www.thestar.com)

Breitenbush

Detroit yakınlarında, 154 dönüm üzerine kurulmuş bu toplulukta daimi olarak yaklaşık 60 kişi yaşıyor. Hidroelektrik santrali 100 bina için elektrik sağlıyor. Jeotermal kuyular da ısı sağlıyor.

Breitenbush Hot Spring (Kaynak: Wikipedia)
Breitenbush Hot Spring (Kaynak: Wikipedia)

Earthaven

N.C., Black Mountain’da yaklaşık 60 kişinin yaşadığı bu toplumda 35 bina var. Mikro hidro sistem tarafından üretilen güneş panelleri ve hidroelektrik tarafından destekleniyor. Evler ve tarlalar 320 dönüm arazi üzerine kurulmuş. 56 evin bulunduğu bu toplulukta en az 150 insan yaşıyor.

Earthaven Ekoköyü (Kaynak: thinkorthwim.com)
Earthaven Ekoköyü (Kaynak: thinkorthwim.com)

Emerald Earth

Kaliforniya, Boonville yakınlarında kurulan bu topluluk 189 dönüme sahip. Ortak kullanılan mutfak, duş, toplantı alanları mevcut. Odun sobası ve pasif güneş ile ısıtılan dört küçük kabin var. Güneş panelleri ve gaz jeneratörü elektrik sağlıyor.

Emerald Earth (Kaynak: moonsproutadventures.wordpress.com)
Emerald Earth (Kaynak: moonsproutadventures.wordpress.com)

Bu gibi oluşumları görünce insanın şehirlerden kaçası gelmiyor mu sizce de?

* Kitabın tam adı: Off the Grid: Inside the Movement for More Space, Less Government, and True Independence in Modern America.

Off the Grid kavramı medeniyetten uzak yaşayan insanlar için kullanılıyor.

Artemis’in gücü adına!

0

Tarih öncesi dönemlerde çoğalma ve üretkenlik insanların hayatta kalma güdülerinden en esaslı olanlarıydı. Kadınları doğurganlıklarından dolayı bereket getiren olarak düşündüler ve dinsel inanışlarını da kadına atfettiler. Böylece, üretkenliğin temsili olan kadın vücudunu en yüksek mertebeye çıkarıp, fenomenlerin sorumlusu ve koruyucusu olarak Ana Tanrıça’ya tapınmaya başladılar. Onlara göre bu haşmetli kadının kudreti sorgulanamaz derecede büyük ve hayatiydi. Ana Tanrıça bu süre boyunca yaratıcı güçlerin tanrıçası, sanatın velisi, öğretmen, yazar ve aileyi koruyan anne imajından dolayı da insanları yöneten güç oldu.

Daha sonraları, üretkenlik ve çoğalmada erkekler kendi rollerinin de bilincine vardıklarında Ana Tanrıça yerini birçok tanrı ve tanrıçaya bıraktı. Bunlardan biri bugün hayranlıkla bahsedeceğim Artemis idi. Artemis Ana Tanrıça’ya en çok benzeyen tanrıçadır. Öyle ki, sanki terk-i diyar eyleyip de Artemis’in kılığına büründükten sonra şanını devam ettirmek ister gibidir.

Artemis daha doğarken, ondan bir gün sonra doğacak olan ikiz kardeşi Apollon’un doğumuna yardım etmiştir. Annesinin çektiği doğum sancısına şahit olan Artemis, bakire kalmaya karar vermiştir. Doğduğu anda ebelik görevini üstlenir ve bir tanrıça olarak yüce görevlerinden birisi de kadınların doğumuna eşlik etmek ve sancılarını hafifletmektir.

Bir gün babası Zeus’un kucağında otururken Zeus, ondan altı tane dilek dilemesini istemiştir. O da; her zaman bakire kalmayı, kendisini Apollon’dan ayıran birçok isminin olmasını, Işık Taşıyıcısı olmayı, avlanabilmesi için bir yay, ok ve diz hizasında bir tunik istemiştir. Ona adanan bir şehir istememiştir çünkü dağlara hükmetmek istemiştir.

Ormanların, dağların, türlü türlü hayvanların tanrıçasıdır Artemis. Avlanmanın hayati öneminden dolayı avla da ilişkilendirilmiş ve onun avcılara yardım ettiğine inanılmıştır. Onun, faniler ve tanrılar arasında iyi bilinen avcılık şanı, çoğu zaman kıskanılmış ve meydan okunmuştur. Lakin, bu çatık kaşlı tanrıçaya meydan okuyanların akıbeti pek de iyi değildir.

Efes’te Amazonlar, “Efes’in Tanrıçası” olarak adlandırdıkları, tabiatı dölleyen, göğsünde sayısız memesiyle çocukların annesi ve koruyucusu olan bir tanrıçaya tapmışlardır. Daha sonraları MÖ 8. yüzyılda Yunanca konuşan Avrupalıların anakara Yunanistan’a gelip yerleşmeye başlamasıyla, Efes’in Tanrıçası’nı kendi Artemisleri ile ilişkilendirmeye başlamışlardır. Sonra Artemis’e ibadet muazzam bir şekilde büyümüş ve bu koruyucu adına Dünyanın Yedi Harikası arasına giren Efes’teki Artemis Tapınağı inşa edilmiştir.

ArtemisArtemis’e antik Yunan’da başlıca tanrıça olarak tapınılmıştır. O; ormanlarda, dağlarda, el değmemiş kırlarda dolaşan hayvanların koruyucusu olarak kabul edilmiştir.

Bu ibadetler arasında en ünlü olan festival Brauron‘da gerçekleşirmiş. Bu kültte Artemis yavrularını koruyan bir dişi ayı olarak bulunurmuş. Genç Atinalı kızlar ergenliğe eriştiklerinde, “avktoi” diye adlandırılan yavru ayılar olarak Artemis’e kurban edilirlermiş. Kurban edilecek kızlar ayı derisi giyip ayı dansları yaparken, kızlara anneliğin gizemleri olan özveri, yenilenme (menstrual döngü) ve ölümü göstermek için keçiler kesilip kanları akıtılırmış.

ARTEMİS’E RİTÜEL

Bu ritüelin amacı Artemis’i aramaktır.

Önerilen Eşyalar

Gümüş/beyaz Tanrıça mumu, gümüş/beyaz sunak bezi, gümüş/beyaz ritüel giysisi, beyaz sunak mumu.
Semboller: Ay, anne, hayvanlar, gümüş eşyalar

Ritüelden Önce

Artemis’in ismini Tanrıça mumuna yont, duş al ya da ellerini yıka ve eşyaları bir araya getir

Ritüel

Gümüş,koruyucu ve kutsal bir meydanı gözlerinin önüne getirerek bir yuvarlark oluşturlar.
4 sunak mumunu yakarlar.
Sessizce oturup hazır olduklarında Artemis’i ve onların hayaındaki anlamını düşünürler. Onu hissetmeye, görmeye, tadını ve kokusunu almaya çalışırlar. Hzır olduklarında Tanrıça mumunu yakarlar.

Artemis İlahisi

Sana adadığım bu mum
Yolu aydınlatsın ki görebileyim
Aradığım varlığını
Hepimizi besleyen Anne
Artemis’e selam olsun!

Bu ritüeli gerçekleştirenler, ritüel sonrasında Artemis’in kesinlikle geleceğine ve dualarının kabul göreceklerine inanır bu yüzden ilahiden sonra herkes dileklerini söylemeye başlarmış.

Bana göre Artemis, Anadolu kadının kaçınılmaz simgesidir. Uzun süreler Anadolu kadınına ilham olmuş, şimdi de bizlere kadının geri plana itilmiş ve dinlerin gelmesiyle günah sayılmış çoğu özelliğini hatırlatır.

Umarım bana olduğu kadar size de ilham vermiştir.

Pek sevgili okuruma not: Bu yazıyı 5harfliler.com’un ‘fıtrat’ a pek ters kadınları tarafından oluşturulmuş, yeni keşfettiğim tadından yenmez playlistleri dinlemenizi önererek bitirmek istedim. Buyrunuz bu da linki: https://soundcloud.com/5harfliler

Başlık Görseli: Arna Baartz