Ana Sayfa Blog Sayfa 729

Sıfır noktasındaki kadın

“İnsanlar iki çeşittir Firdevs, köleler ve efendiler”

Neval El Seddavi’nin 1975 yılında yazıp 83’te “Woman at Point Zero- Sıfır noktasındaki Kadın” adıyla yayımladığı, Mısır’da adam öldürmek suçundan idama mahkum edilen hayat kadını Firdevs’in biyografisi, kuşkusuz okuru etkisi altına alan bir kadın hikâyesi.

Seddavi, Mısırlı kadın mahkumlarda nevroz konulu araştırması sırasında Kanatır Cezaevi’nde tanıştığı Firdevs’i tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Firdevs’i, üç bölümden oluşan bu kitabın ilk bölümünün son anlarına dek bir reddediş olarak görüyoruz. Sevgi Soysal’ın “Tante Rosa bir kapı dışarı bırakılmadır” dediği gibi “Firdevs, bir tümüyle reddetmedir” diyebiliriz. Kimseyle görüşmek istemeyen, yemeğine dokunmayan, konuşmak istemeyen, idam cezasını müebbete çevirmek için af dilekçesi yazmaya yanaşmayan, ölmeyi beklemeyi öldürülmeyi beklemeye tercih etmeyen bir kadın. Tümüyle reddedişin, külliyen kayıtsızlığın ete kemiğe bürünmüş hali. Kabullenme olarak görülmemesi gerektiği için “reddetme” olarak vurguluyorum.

Kitabın ikinci bölümünde Firdevs’in soluksuz anlattığı hayatına tanık olmak: Okul, evlilik, fahişelik, “saygıdeğer” bir iş, tekrar fahişelik şeklinde basitçe özetlenebilir. Ne var ki Firdevs’in “sıfır noktasındaki kadın”lığının içinizde bıraktığı ağırlığın yanında bu basitçe özetlemeler yetmeyecektir.

sıfır noktasındaki kadınFirdevs’in fahişeliğe son verip içini ezen saygıdeğerlik kavramıyla sil baştan hayata başlama isteği, başarması ve hüsrana uğraması bir çeşit “Asiye Nasıl Kurtulur?”dur. “Sen saygıdeğer değilsin”in üzerine söylenmiş şu cümlelerle: “Artık dünyada hiçbir şey, o gece o adamın söylediği iki sözcüğü işitmeden önceki halime döndüremezdi beni. O andan itibaren başka bir kadın olmuştum. Eski hayatım geride kalmıştı. Bedeli ne olursa olsun, ister açlık, ister soğuk, isterse en ağır yoksulluk olsun, hangi işkencelerden, hangi acılardan geçersem geçeyim, geri dönmek istemiyordum. Bedelini hayatımla da ödeyecek olsam saygın bir kadın olmalıydım” Öyle ki yukarıda bahsettiğim gibi Firdevs’in hikâyesi, sonu hariç, bir tür, Vasıf Öngören’in Asiye Nasıl Kurtulur’udur. Müjde Ar’ın o eşsiz gözü karalığında Asiye’nin “Para geçti elime para! Hiç unutmam, bir kilo eti tek başıma yediğimi”yle Firdevs’in “Tavukların parlak bir ateşin üzerinde kızardığı vitrine bakarken birkaç kez yutkundum. Gözlerimi oynaşan alevlerden, demir çubukta dönen tavuklardan alamıyordum. Güneş ışığından yararlanabilmek için pencere kenarında bir masa seçtim ve iri, nar gibi kızarmış bir tavuk ısmarladım. Oturup yavaş yavaş, her lokmayı sindire sindire yedim. Ağzım şekerleme atıştıran bir çocuğunki gibi doluydu; tavuğun güçlü, lezzetli bir tadı, ilk kuruşumla aldığım macunun tadına benzer tuhaf bir tatlılığı vardı” sözlerinde muhakkak bu iki kadını birleştiren bir şey var. Et yemenin insana dayatılmış, kanıksatılmış, psikolojimize gizliden sızdırılmış yanılgısına, tekabül ettiği güç ögesine de buradan değinilebilir. Birazdan bahsi geçecek olan efendilik hususunda, efendilik hissiyatının kazanımında bir araç olarak etin kullanımına da işarettir bu.

Kitapta “yol gösterici” Marzuk, “İnsanlar iki çeşittir Firdevs, köleler ve efendiler” diyor. Firdevs’in Marzuk’a karşı “O halde ben köle değil, efendilerden biri olmak istiyorum” demesindeki efendilik, birkaç sayfa önce mırıldandığı şarkıda geçtiği gibidir:

“Hiçbir şey beklemiyorum/ Hiçbir şey istemiyorum/ Hiçbir şeyden korkmuyorum/ Özgürüm…”

Lale Müldür’ün yazdığı, Yeni Türkü’nün söylediği gibidir Firdevs: Destina, “Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için/ Seni bu denli yıktıkları için”dir.

Firdevs’in kitaptaki son sözlerine gelince, cesaretinden ödün vermeyen ve ‘sıfır noktası’na yakışan bir konuşmayla içinize bıraktığı öfkeye son şeklini veriyor:

“Gerçeği hiç zorluk çekmeden anlatıyorum. Çünkü gerçek kolay ve yalındır. Bu yalınlığın içinde de vahşi bir güç yatar. Yaşamın vahşi, ilkel gerçeklerine ancak yıllar sonra süren bir savaşımın sonunda varabildim. Çünkü insanlar yaşamın yalın ama çirkin ve güçlü olan gerçeklerine varamazlar pek. Gerçeğe ulaşmak, artık ölümden korkmamak demektir.”

Tohum bombaları ile yeşillendirme hareketi

Tohum bombaları, şehirlerdeki terk edilmiş arsaları yeşillendirmek için kullanılan eğlenceli ve dostane bir taktik olarak ortaya çıktı. “Gerilla bahçıvanlar”, tohum bombalarını ve gübreleri, tel örgülerle çevrilmiş ve terk edilmiş endüstri bölgeleri gibi bakımsız kalmış alanlara atıyorlardı.

Şimdi, Kaliforniya merkezli bir şirket tohum bombalarını, tarların kaybolmasına karşı bir strateji olarak kullanıyor. Ei Ei Khin ve Chris Burley’nin 2014 yılında başlattığı ve gerekli yardımı topladığı “kickstarter” projesi; tohumsuz, arı-dostu yabani çiçeklerle çevreyi doldurmayı planlıyor. Renkli tohum toplarıyla 1 milyon yabani çiçek oluşumunu amaçladıkları projenin ismi de ”Grow the Rainbow”.

Yaklaşık 8 yıl kadar önce, ilk “koloni çöküş sendromu haberleri duyulmaya başladı. (Koloni çöküş sendromu, dünya genelindeki arı popülasyonundaki kesin düşüşe verilen isimdir.) Arı yetiştiricileri, kolonilerinin popülasyonunda yüzde doksanlara varan azalmalar görmeye başladılar. Bilim insanları, bu duruma açıklama getirmekte zorlanıyorlardı.

O zamandan beri arı popülasyonundaki azalma gündemden düşmedi. Bilim insanları, koloni çöküş sendromu üzerine çeşitli teoriler geliştirse de, bunca süre, günümüzde bile hala bu fenomene bir çözüm bulunabilmiş değil.

Koloni çöküş sendromu insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından birinde, insan nüfusunun artmasıyla yaklaşmakta olan gıda buhranı ve iklim değişiminin, tarım üzerindeki olumsuz etkilerinin gözle görülür bir hal aldığı bir dünyanın tam ortasında ortaya çıktı. Birkaç ay önce, Birleşmiş Milletler iklim değişimi üzerine sorun ve çözümleri tartışmak için toplandı, fakat polenleri taşıyacak arılar olmadan çözüm yolu bulmak oldukça zorlu gibi olacak görünüyor.

Her ne kadar yakın zamanlarda koloni çöküş sendromunun etkileri önceki yıllarda olduğu arı nüfusunu etkilemiyor olsa da bu sendrom hala büyük bir problem olarak mevcudiyetini koruyor.

Bilim insanları, koloni çöküş sendromunu etkileyen etmenler arasında, bazı böcek ilaçlarının kullanımındaki yaygınlaşma, parazitler ve hatta stresin olduğunu düşünüyorlar. Fakat doğal yaşam alanlarındaki azalma da aynı zamanda büyük bir etken.

Tohum bombaları bu noktada insanları bu konuda bilgilendirmek ve çiçek yetiştiriciliği konusunda teşvik etmek için güzel bir girişim olabilir gibi görünüyor.

Kaynak: Treehugger

Arhavi meselesi değil, insanlık meselesi!

Arhavi Doğa Koruma Platformu, dereleri için İstanbul’da 17 Ocak günü protesto gerçekleştirecek.

Doğaseverler, 17 Ocak 2015 Cumartesi günü, saat: 12:00’de bir kez daha seslerini duyurmak için Mecidiyeköy Çevre Pastanesi (Eski Ali Sami Yen Stadı yanı) önünde toplanacak.

Arhavi dereleri üzerinde; suyun başında (Kamilet Vadisi’nde) 1, suyun denize kavuştuğu Cihani ve Cumhuriyet Mahallesi’nde 2 regülatör olmak üzere toplam 3 regülatörlü Nehir Tipi Hidro Elektrik Santraliyle (HES), 14 ayrı HES’in yolunu açılmaya çalışılıyor.

Yaklaşık 20 yılımı Arhavi’de geçirdim. O zaman ki görüntü ile şimdi gördüklerimi karşılaştırınca şaşırmamak elde değil. Bu yaz memleketi ziyaret ettiğimde, çocukken yürüyerek zor geçtiğimiz derenin ortasına geldiğimde bile su bileklerime kadar gelmiyordu. Doğa her zaman bir değişim içindedir ama bu insan eliyle gerçekleşince normalinden hızlı bir sürece girdiği için kötü sonuçları doğurur. Bu sonuç en sonunda insanlığı da etkiler. 

Yaşanabilir bir gelecek istiyorsak mücadeleyi bırakmamalıyız. Bu, sadece Arhavi’nin meselesi değil; bu, tüm insanlığın meselesi.

ARHAVİ’YE, ARHAVİ DERELERİNE SAHİP ÇIK!
YALAN VE TALAN BİZİM GENLERİMİZDE YOK
BİZ BU DERELERDE YÜZMEYİ
BİZ BU DERELERDE ÇIPLAK ELLE BALIK TUTMAYI
DOĞAYA SAHİP ÇIKMAYI
BİZ BU DERELERDE İNSAN OLMAYI ÖĞRENDİK…

Başlık Görseli: ferhatturna.blogspot.com

Evrim süreci ve ara formlar

Darwin, evrim teorisini ortaya attığı zaman bu teori çok güçsüzdü. Çünkü, Darwin‘in kendisi dahil açıklayamadığı bir eksik, evrim teorisinin gücünü zayıflatıyordu. Bu, daha sonradan başka bir bilim insanı tarafından ortaya atılacak olan geçiş hayvanları, yani modern ismiyle ara form canlıları sayesinde evrim teorisinin bir nebze daha iyi açıklanmasına olanak sağladı. 150 yıldır süregelen çalışmalar neticesinde evrim teorisinin tartışılmaz bir teori olduğu kabul edildi. Hali hazırda üçüncü dünya ülkeleri ve bilimde geri kalmış ülkeler evrim teorisinin gerçek olmadığını iddia etseler bile, gelişmiş bilim ülkelerinde böyle bir tartışmaya asla yer verilmemektedir.

Günümüzde kullanılan ilaçların temeli Darwin’in evrim teorisi ile bağlantılı olmaktadır. Sağlık sektörü gelişimini bizzat evrim olgusuna borçludur. Evrim-ilaç olgusuna şöyle bir örnek verebiliriz; iki yıl hastalığınızın iyileşmesi için kullandığınız ilaç bu yıl işe yaramayabilir. Bu, hastalıkta virüslerin çok hızlı bir şekilde mutasyona uğradığını, yani evrim geçirdiğini göstermektedir. Bu olay yaklaşık 30 sene önce sadece bir olasılıktan ibaretken, günümüz bilim insanları bu durumun gerçekte de olduğunu, bakterilerin ve virüslerin mutasyona yani evrime uğrayıp değiştiğini kanıtlamışlardır.

Evrimin teorisinin en önemli adımlarından biri olan ara form olgusunda bugün evrim teorisinin en gözde ara formlarından birisi olan Therapsida‘yı kısaca ele alacağız.

Evrimde bir ara form: Therapsida

Therapsida veya memeli benzeri sürüngenler, memelilerin atası olarak biliniyor ve pelikozorlar ile birlikte en gelişmiş sürüngen sınıfını oluşturuyorlar.

Therapsida sürüngen olmasına rağmen saç, kıl, dik duruş, bıyık ve laktasyon gibi özellikleri içinde barındıran garip bir sınıf. Bu özellikleri therapsida’nın sürüngen sınıfından memeli sınıfına geçişte bir ara form oluşturduğunu çok açık bir şekilde gösteriyor. Therapsida, 75 milyon yıl önce pelikozorlardan evrimleşerek onların yerini almıştır. Bu zaman zarfı da dahil olmak üzere 200 milyon yıllık bir süreç içerisinde hiçbir memeli hayatta kalmayı başaramamıştır.

Therapsida tam bir ara formdur. Çünkü bazı özellikleri sadece sürüngenlerde görülürken, bazı özellikleri sadece memelilerde gözükmektedir. Therapsida’nın çene kemiği çok kuvvetlidir ve köpek dişleri de çok keskindir. Parçalama ve delme işlemleri için bu dişlerini kullanırlar. Beslenme için ayrıca azı dişleri bulunmaktadır. Ayakları ve bacak kısmı ise memelilere daha yakın olmakla beraber biraz daha dikleşmiş durumdadır.

Therapsidanın bir ara form olarak sayılmasının başlıca nedenleri ise Therapsida’nın bir memeli olup, sürüngen biçiminde bıyıkları olan bir canlı olması. Ayrıca Therapsida’nın bazı alt formları yumurtlayarak çoğalım göstermektedir. Therapsida her ne kadar memeli bir hayvan olsa da, bilimsel ve evrimsel araştırmalarda sürüngenlerin genetiklerini çözmek için kullanılmaktadır.

evrim-2Bilim insanları bu tarz kompleks bir canlının sürüngen-memeli geçiş türü olduğuna 1845 yılında bulunan fosillerle karar vermişlerdir. Ayrıca Therapsida, Tetrapoda adlı üst sınıfa da dahil edilmiştir. Bu sınıf sucul yaşamdan kara yaşamına geçiş ile birlikte ortaya çıkmış olan omurgalılara verilen isimdir. Günümüzdeki memeli sınıfına ulaşım için Therapsida 5 kez evrim geçirmiştir. Bunlar sırasıyla; Eutherapsida, Neotherapsida, Theriodontia, Eutheriodontia, Cynodontia sınıflarıdır.

Ayrıca dinozorların da herhangi bir şekilde ne sürüngenlerle ne de memelilerle bağlantısı olmadığı için, dinozorlar da başlı başına bir ara form sayılmakta ve bu olgunun en büyük kanıtları arasında gösterilmektedir. Dinozorların memeli, sürüngen ve ikisinin de bir arada olduğu kanatlı türleri bulunmaktadır. İnsanın “Nasıl?” diye sorası geliyor.

Evrim, hâlâ devam etmektedir ve devam edecektir. Her ne kadar bir insan ömrünün bunu gözle göremeyeceği geniş bir zaman zarfı içinde gerçekleşse de, şu anda bile küresel ısınma ile yok olan bölgeleri çevre mutasyonuna örnek sayabilir ve bunları evrimin alt dalları olarak nitelendirebiliriz. Doğa ile savaşır ve bu savaşı kazanırsak, biz kaybederiz.

Yeniceşıhlar köylüleri isyanda

Bolu Yeniceşıhlar köylüleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önünde 14 Ocak 2015 tarihinde basın açıklaması yaptı.

Çepeçevre de, Ankara’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önünde basın açıklaması düzenleyen Bolu Yeniceşıhlar Köyü sakinleriyle birlikteydik. Daha sonra köylüler, TBMM’de Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile de görüştüler.

Yeniceşıhlar köyüne kurulması istenen hazır beton firması 2014 yılında “ÇED gerekli değildir” raporu alarak ormanlara ilk darbeyi indirmişti. Ağır iş makinalarının çalışmaları, patlatılan dinamitler köylünün günlük hayatını olumsuz etkiliyordu. Bunun yanı sıra, meralar, içme su kaynakları ve yaban hayatına da ciddi zararlar verdi.

5/6 aylık mücadele sonucunda Bölge İdare Mahkemesi köylüyü haklı bularak yürütme kararı verdi. Devamında da mahkeme “ÇED gereklidir” diyerek kararı iptal etti. Bu sürece kadar çoktan 350 ağaç kesilmişti ve ormanlar hasar görmüştü.

Lakin, firma, aynı alana ilişkin yeni bir proje hazırlayarak ilgili kurumlara başvurdu.

14 Ocak günü Çevre Bakanlığı İDK toplantısında ‘Kapasite Artış Projesi’ görüşüldü. Bu kararın sonucu ya köylüleri ya da üretici firmayı sevindirecek. 

‘Karar kadınlara ait’ demek için eylem çağrısı!

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun “Kadınların tek kariyeri annelik olmalı” yorumundan sonra Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, ‘Annelik kariyer değil, tercihtir’ demek için çeşitli illerde eylem çağrısı yaptı.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun “Kadınların tek kariyeri annelik olmalı” sözlerinden sonra gelen tepkilere karşın, Çanakkale Tanıtım Günleri’nin açılışında, “Annelik asla vazgeçilmeyecek, insanlığın varoluşundan sonuna kadar varolacak bir eylemdir… Annelik bir kariyerdir ve kutsal bir kariyerdir” diyerek sözlerinin aynı vurdumduymazlıkla arkasında durmuştu.

Sözlerini o nam-ı değer Milli İrade‘ye sığınarak destekleyen bakan bir adım daha öne giderek, “Birileri şunu derse ki bunu siyasetçiler tartışmasın, bir ülkenin bütün sorunlarını siyasetçiler öncülük yapar ve tartışır. Çünkü o siyasetçiler millet tarafından seçilmişlerdir. Bunu söyleyenler ya demokrasi taraftarı değildir yada millet taraftarı değildir. Milli iradeye sayı gösteren milletin seçtiklerine de saygı gösterecek” diye buyurmuştu.

Kadının bir birey olarak tercihlerini kontrolde tutmaya çalışan ve bedeni ile yaşamına devletin malıymış gibi müdahele edebilme yetkisine sahip olduğunu düşünen Bakan’a ve cinsiyeti ‘erkek’ olan tüm düşüncelere ve kalıplara karşı ‘Karar kadınlarındır!‘ demek için eylem yerleri ve saatleri:

[ezcol_1half]

İstanbul:

16 Ocak Cuma
19.30/ Galatasaray Meydanı

İzmir:

17 Ocak Cumartesi
16.00 / Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi Türkan Saylan önü

Manisa:

Burcu Çapar duruşması
20 Ocak Salı
13.30 / Manisa Adliyesi

[/ezcol_1half] [ezcol_1half_end]

Ankara:

16 Ocak Cuma
19.00/ Sakarya Meydanı

Eskişehir:

Şeker Dikbıyık karar duruşması
13 Ocak Salı
12.30 / Eskişehir Adliyesi

[/ezcol_1half_end]

Hangi ayda hangi meyve ve sebze tüketilmeli?

İlk kez Polonyalı biyokimyacı Casimir Funk tarafından 1912’de kullanılan vitamin kavramı, sağlıklı gelişim göstermemiz açısından önemlidir.

Latince’de Vita hayat demektir ve vitaminler enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanmamızı sağlar. Aynı zamanda sindirim fonksiyonlarımızı düzenlerler.

Vitaminleri ise çeşitli sebze ve meyvelerden elde edebiliriz. Yalnız tüketim çılgınlığı ile birlikte yiyeceklerimizi bile yersiz tüketir olduk. Oysa zamanında yetişen meyve ve sebzeleri tüketmek en doğrusu. Uzman Diyetisyen Deniz Berksoy tarafından hazırlanan besin tablosundan derlediğimiz listeyi incelemenizi tavsiye ederiz.

MEYVE:

Ocak: Armut, elma, greyfurt, nar, portakal,

Şubat: Armut, ayva, elma, greyfurt, muz, portakal,

Mart: Elma, muz,

Nisan: Yeşil erik,

Mayıs: Çilek, malta eriği, yeşil erik,

Haziran: Çilek, kayısı, kiraz, malta eriği, şeftali, yeşil erik,

Temmuz: Ahududu, karpuz, kavun, kayısı, sarı erik, şeftali, vişne,

Ağustos: İncir, karpuz, kavun, kayısı, kırmızı erik, mürdüm eriği, şeftali, üzüm, vişne

Eylül: İncir, karpuz, kavun, mürdüm eriği, üzüm,

Ekim: Armut, elma, greyfurt, mandalina, muz, üzüm

Kasım: Armut, elma, greyfurt, mandalina, muz, nar, üzüm

Aralık: Armut, ayva, elma, greyfurt, kivi, mandalina, muz, nar, portakal

SEBZE:

Ocak: Beyaz lahana, brokoli, brüksel lahanası, dereotu, havuç, ıspanak, kereviz, kırmızı turp, limon, maydanoz, nane, pazı, pırasa, roka, siyah turp

Şubat: Beyaz lahana, brokili, brüksel lahanası, dereotu, frenk soğanı, havuç, hindibağ, karnabahar, kereviz, limon, maydanoz, nane, pancar, pırasa, roka

Mart: Brokoli, dereotu, havuç, ıspanak, kırmızı turp, limon, maydanoz, nane, pırasa, roka, sarımsak

Nisan: Bakla, dereotu, limon, maydanoz, nane, roka, sarımsak, soğan

Mayıs: Asma yaprağı, bakla, dereotu, domates, ebegümeci, enginar, limon, maydanoz, nane, roka, salatalık, sarımsak, semizotu, soğan

Haziran: Asma yaprağı, bezelye, çalı fasülyesi, dereotu, dolmalık biber, domates, enginar, kabak, limon, madımak, marul, maydanoz, nane, rezene, roka, salatalık, semizotu, sivri biber, soğan, taze fasülye

Temmuz: Barbunya, bezelye, çalı fasülyesi, dereotu, dolmalık biber, kabak, kırmızı biber, limon, maydanoz, nane, patlıcan, roka, salatalık, semizotu, sivri biber, taze fasülye

Ağustos: Bamya, barbunya, çarliston biber, dereotu, dolmalık biber, domates, kabak, kırmızı biber, limon, maydanoz, mısır, nane, patlıcan, roka, sivri biber, taze fasülye

Eylül: Bamya, dereotu, dolmalık biber, kabak, kırmızı turp, limon, mantar, maydanoz, mısır, nane, patlıcan, pazı, roka

Ekim: Dereotu, havuç, karnabahar, limon, mantar, maydanoz, nane, pırasa, roka, yer elması

Kasım: Bal kabağı, dereotu, havuç, kereviz, limon, maydanoz, nane, pazı, pırasa, roka, yer elması

Aralık: Bal kabağı, brüksel lahanası, dereotu, havuç, kara lahana, pazı,karnabahar, kereviz, limon, maydanoz, nane, pırasa, roka, yer elması

Çin doğa katliamlarına yenisini ekliyor

0

Dünya 2000’li yılların başından bu yana kaya gazının olumsuz etkilerini tartışırken Çin ilk kaya gazı sıvılaştırma tesisinin inşasını tamamladı.

Çinli Jereh Group’un pazar günü yaptığı açıklamaya göre Çin’in ilk kaya gazı sıvılaştırma tesisinin inşası tamamlandı. Tesis, Çin’in güneybatısındaki endüstri bölgesi Siçuan’nın Junlian şehrinde 718 bin metrekarelik alana aynı şirket tarafından kuruldu.

Jereh Group açıklamasında, santralin ilk fazının günde 2 milyon 470 bin metre küp gaz kapasiteli olduğunu belirtti. Ayrıca bu ay içinde ikinci faz için çalışmalara başlayacaklarını, bu fazın ise 10 milyon 590 bin metreküp kapasiteli olacağını duyurdu.

Jereh Group Genel Müdürü Yang Zhiguo, yürüttükleri proje ile dünya genelinde daha fazla LNG projesi gerçekleştirilebileceğine inandıklarını ve günde 200 bin ile 11 milyon 200 bin metreküp arasında değişen kapasitelerde LNG tesislerini modülize ettiklerini söyledi.

Çin’in endüstri bölgesi olan Siçuan’da geçtiğimiz yıl günde 3 milyon 530 bin metreküp kaya gazı üretimi gerçekleştirilmişti.

[vc_accordion][vc_accordion_tab title=”Kaya Gazı Nedir?”]

Kaya gazı, petrol ve doğal gazın tortul kayaçtan yükselmesiyle ana kayanın gözeneklerinde sıkışarak kalan gazdır. Bu gazın etkileri hakkında yeterli veri bulunmamakla birlikte jeolojik, iklimsel, yeraltı su kaynakları ve nöroloji gibi alanlarda zararlı etkileri bulunduğu bilinmektedir. Hidrololik kırılma işlemi için tonlarca kimyasal su kullanılırken, kayaçların kırılmasıyla bölgede deprem riski artmaktadır.

[/vc_accordion_tab][/vc_accordion]

Virüslerin beyin hücrelerine etkileri

İsveç’teki Lund Üniversitesi’nin araştırmaları sonucu, vücudumuzdaki karmaşık yapıların oluşumunda milyonlarca yıl evrim geçirmeye devam eden virüslerin, önemli bir yere sahip olduğu açıklandı.

Araştırmaya göre, virüslerin insan beyni ile bağlantısı olduğu ve bunun da karakterimize yansıdığı öne sürülüyor. Bunca zamandır, virüslerin mutasyona uğradığı ve sadece insan vücudunda kullanılmayan DNA’lara etki ettiği düşünülüyordu. Fakat son zamanlarda yapılan araştırmalar göre, insan vücudunun aktif DNA’sının yüzde 5’lik kısmında mutasyona uğrayan virüslerin önemli rolü olduğu öğrenildi.

Araştırmaya öncülük eden Johan Jakobsson ve takım arkadaşları virüslerin mutasyonu ve evrim ile bağlantısını öğrenmek için çalışma yapıyorlar. Yapılan araştırmalara göre, mutasyona uğramış virüsler, vücudumuzda ve beynimizde küçük fonksiyonel işlevlere dahil oluyorlar. Ayrıca bulgular, virüslerin insan evrimi sürecinde vücudumuzdaki etkilerinin çok fazla arttığını gösterdi. Fakat virüsler tam etkili olarak sadece insan beyninde aktif olarak çalışabiliyor. Bunun sonucunda ise en belirgin olarak tümörler oluşabiliyor.

Johan Jokabsson verdiği demeçte, insan vücudunun bu kadar karmaşık oluşunun ve her insanın diğerinden çok farklı olmasının sebebinin virüslerin insan vücudundaki mutasyonuna ve işlevine bağlıyor.

“Virüsler insan vücudu içinde de mutasyona uğrayabilir”

Johan Jokabsson yaptığı açıklamada, “Virüslerin insan vücudu içerisinde de mutasyona uğrayabileceğini gözlemledik. Ayrıca retrovirüslerin insana katkıda bulunduğunu, bundan dolayı insan beyninin karmaşık ve dinamik olduğunu düşünüyoruz. Neden, beyin yapımızın ve DNA hücrelerimizin müthiş karışıklıkta olduğunu ancak bu şekilde açıklayabileceğimi düşünüyorum” dedi.

Bu çalışmaların beyin hastalıklarının önlenmesinde yeni çalışmalara yol açabileceği düşünülüyor. Karmaşık beyin yapısının virüslerin işlevlerinin anlaşılmasıyla daha kolay anlaşılabileceği tahmin ediliyor.

Araştırma grubu başkanı ve Lund Üniversitesi öğretim üyesi Johan Jokabsson virüslerin genetik kökeninden bahsederek, “Beyin hastalıklarının nedenlerine baktığımızda, bunun herhangi bir virüsle bağlantısı olmasa da muhakkak beyinde tespit edilen virüslerin atalarıyla bağlantılı olduğunu gözlemledik. Beyinde aktif bir biçimde yaşamını sürdüren virüslerin familyasını çıkarabilirsek ve bu virüsler hakkında bilgi elde edebilirsek, beyin hastalıklarını tamamen ortadan kaldırabiliriz” dedi.

Başlık Görseli: Dick Jones

Geleceğin garantisi: Tohum bankaları

İnsan faaliyetleri sonucu oluşan kirlilik kadar, doğal kaynakların sürekli ve yanlış kullanımı nedeniyle küresel biyolojik çeşitliliğin 2020 yılına kadar yüzde 20’sinin kaybedilmesi beklenilmektedir. Kaybedilen bitki çeşitliliğinin tekrar sağlanmasını mümkün kılmak için dünyada ve ülkemizde tohum bankaları kurulmaktadır.

İngiltere’de bulunan Millenium Seed Bank (Milenyum Tohum Bankası) dünyanın en büyük tohum bankasıdır. Olası bir kitlesel yok oluş senaryosuna karşı, dünyadaki bitki çeşitliliğini tekrar oluşturmak amacıyla kurulmuştur.

80 ülkenin katılımıyla Milenyum Tohum Bankası dünyanın genetiği değiştirilmemiş bitkilerinin yüzde 13’ünün tohumunu elde etmiştir. 2020 yılına kadar bu yüzdeyi yüzde 25’e çıkartmayı hedeflemektedirler. Bu değer aşağı yukarı 75 bin bitki türüne denk gelmektedir.

Tohumların saklanılması konusunda araştırmaların da yapıldığı banka, dünya üniversitelerine 3 bine yakın örnek göndermiştir. Yapılan araştırmalar tohumun daha iyi nasıl korunabileceğini saptamayı hedeflemektedir ve dondurup çözme ve tohumu tekrar doğal ortamına ekme konusunda en iyi yolları bulmayı hedeflemektedirler.

Bitki biyoçeşitliliğinin ve Türkiye’ye özgü tür sayısının çok yüksek olduğu ülkemizde ise 2010 yılında kurulan Türkiye Tohum Gen Bankası, 30 bini aşkın tohumu koruma altına almıştır.

Türkiye Tohum Gen Bankası; ülke genelinde yerel çeşitler başta olmak üzere genetik materyalin toplanması, kayıt altına alınması ve muhafazası, uluslararası kuruluşlarda bulunan genetik materyalin sunumu, Türkiye’deki bitki genetik kaynakları materyalinin bitki ıslahında kullanılmak üzere saklanması ve çeşit geliştirme çalışmalarında kullanımı, genetik kaynakların kayıt altına alınması, doğal kaynaklarla ilgili veri tabanı oluşturulması, muhafazaya alınan materyalin ülke içindeki üniversiteler, araştırma enstitüleri ve ilgili diğer kuruluşlar ile işbirliği içerisinde tanımlanması, yerel çeşitlerin koruma altına alınması ve gerektiğinde üreticilerle paylaşılması çalışmalarını yürütmek, toplumu bitki genetik kaynaklarının muhafazası ve önemi konularında bilinçlendirme çalışmaları yapmak ve bunların sonucu olarak gıda güvenliğine katkıda bulunmak ve garanti altına almak için çalışmalarını sürdürmektedir.

Kaynak: TMO, KEW