Ana Sayfa Blog Sayfa 731

Saçları geri dönüşümde kullanmanın yolları

Pek çok kültürde yerlere dökülen saçlar bir atık olarak muamele görür ve çöpü veya kanalizasyonu boylar. Çöplerde ve sularda birikmesi çeşitli çevre ve sağlık sorunlarına sebep olan saç ve tüyleri geri dönüştürmenin ve onları faydalı yerlerde kullanmanın pek çok yolu mevcut.

Atık saç doğaya karıştığında, birkaç yıl içerisinde yağmurla ve toprakla etkileşerek çözünmeye başlar. Çözünme esnasında da içerdiği karbon, nitrojen ve sülfürü tekrar doğaya bırakır. Tuvaletlere atılarak kanalizasyona karışan saçlar ise kanalizasyonların karıştığı sularda birikerek, çözündükçe sulak alanlarda ve yeraltı sularında nitrojen ve sülfür artışına sebep olur. Sudaki nitrojen ve sülfür oranlarının değişmesi, ötröfikasyon dediğimiz probleme sebep olmaktadır. Göl ötröfikasyonu pek çok canlı popülasyonunu tehlikeye sokan bir ekolojik durumdur. Artan nitrojen ve sülfür sonucu göllerdeki alglerin artması ve yüzeyi kaplaması sonucu, göl ekosisteminde yapısal ve hiyerarşik değişiklikler yaratırken, gölün kimyasal yapısı da değişmektedir.

Saçların çöplüklerde birikmesi de başka bir problemdir. Çöplerin yakılması sırasında, saç yanığından atmosfere; amonyak, karbonil sülfit, hidrojen sülfit, sülfür dioksit, fenoller, piroller ve piridinler karışır. Çöplüklerde çürümeye bırakılmış saçlar ise köklerinde içerdikleri zengin yağlı yapı sebebiyle pek çok hastalık yapıcı bakteriye besin ve yaşama alanı sağlayarak, üremelerine yardımcı olmaktadır.

Bütün bu teknik bilgileri bir kenara bırakırsak, saç ve tüyler aynı zamanda pek çoğumuzun tiksindiği şeylerdir. Peki, sizlere atık saçlar sayesinde pek çok canlıyı kurtarabileceğimizi söylesem ne tepki verirsiniz? Veya dünyada saçlarla minder ve yastık dolduran insanlar olduğunu ya da bazı insanların kendi saçlarından sıcacık tutan kazaklar ve bereler ördüğünü, yine de tiksinir miydiniz?

Gelin hep beraber, saçların gübreden koltuğa ve pek çok başka ürüne uzanan inanılmaz dönüşümüne bir göz atalım.

Burada gördüğümüz kadın, saçları bir filenin içerisine istifleyerek daha sonra petrolü emmesi için denizlere atılacak süngerler oluşturuyor. Saç, yapısı itibariyle havadaki ve sudaki yağı emmeye çok müsait ve yüzey alanı çok geniş olduğu için de az bir miktarı çok fazla petrolü denizden uzaklaştırabilir.

(Kaynak: Scholastic)
(Kaynak: Scholastic)

İşte, insanların bağışladıkları saçlardan oluşturulmuş bu gördüğünüz yığın sayesinde okyanuslardaki petrol kirliliğinin kısmen önüne geçilebilmiştir. Saçları bu şekilde kullanmak ise Alabamalı saç tasarımcısı ve mucit Lisa Gautier’in aklına gelmiş.

(Kaynak: Msalon)
(Kaynak: Msalon)

Hayvan gübresinin içerdiği nitrojen miktarı yüzde 0,3 civarındayken, insan saçının nitrojen miktarı yüzde 16’ya kadar ulaşabiliyor. Bu da gübre olarak kullanılması için çok iyi bir sebep oluşturuyor. Ayrıca doğada yavaş yavaş çözündüğü için de içerisindeki besinleri birden toprağa salarak bitkilerin çürümesine sebep olmuyor. Çin ve Hindistan’da geleneksel olarak bu yöntem yüzyıllardır kullanılıyorken, ABD’de de son yirmi yıldır, bu kullanım sanayileşmeye başladı.

SmartGrow firmasına ait saçtan matlar, gübre olarak ve petrol sızıntılarında kullanılabiliyor.

1947’de saç koleksiyonu yapmaya başlayan ve şimdi yaşlı bir kadın olan güzellik uzmanı Leila Cohoon ise, saçları farklı bir şekilde kullanarak dünyanın ilk saç müzesini açmış. Koleksiyonunda yaklaşık 2 bin 500 parça saçtan yapılma sanatsal çalışma ve takı var. Saçların çoğu ise 19’uncu yüzyıla ait parçalar.

Saç Müzesi
Leila Cohoon’un açtığı dünyanın ilk “Saç Müzesi”

İsveçli tasarımcı Ola Giertz ise pofuduk koltuklar yapmak için, geri dönüştürülmüş pet şişeler ve insan saçı kullanmış. Açıkçası rahat görünüyor.

Saçtan ve Pet Şişeden Koltuk

Bu örnekler böyle uzayıp gidebilir. Hatta Lübnan’da kemoterapi görenler için saç bağışı kampanyası başlatılmıştı, belki bizde de böyle bir şey başlatılabilir. LÖSEV’in şimdilik böyle bir kampanyası yok; ama belki ileride düşünebilirler.

Yani anlayacağımız, bizlerin atık olarak gördüğü ve iğrendiği saçlar, tabu olmaktan çıkarsa, doğa dostu ve maliyeti az bir hammaddeye dönüşebilir. Böylece hem hammadde kullanımını azaltıp hem de hayvanları belli ölçüde rahat bırakmış oluruz. Üstelik doğaya karışan pek çok zehirli atığın önüne geçebiliriz. Nasıl fikir?

Dicle Nehri’ndeki 46 balık türü yok olmanın eşiğinde

Dicle Nehri’nde yaşayan 46 balık türü HES, baraj ve kum ocakları nedeniyle yok olmak üzere.

Balık türleri üzerine yıllarca araştırma yapan ve türlerin ne şekillerde yok olduğuna tanıklık eden Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidro-Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Erhan Ünlü, 30 yıldır araştırdığı Dicle Nehri’nde daha önce gördüğü bazı balık türlerine artık rastlanmadığını belirtti.

Dicle Nehri üzerinde kurulan Kralkızı, Batman, Dicle barajlarının yanında, HES ve kum ocakları nedeniyle 46 balık türü yok olmayla yüz yüze bırakılırken, 2006 yılında temelleri atılan Ilısu Barajı’nın tamamlanma aşamasına gelmesiyle birlikte balık türleri yok olma sürecine girdi. Bilim insanları, Dicle Nehri’ne yapılan bu müdahale ile balık türlerinde çeşitli değişimler yaşandığını belirtiyor. Dicle Nehri’nde yaşayan balık türleri üzerine araştırmalar yapan Erhan Ünlü, yaklaşık 30 yıldır Dicle Nehri’ndeki değişimleri gözlemlediğini ve birçok olaya tanık olduğunu belirtti. Asistanlığının ilk yıllarında Dicle Nehri kıyısında araştırma yaptığı sıralarda birçok balık çeşidiyle karşılaştıklarını ifade eden Ünlü, şimdilerde ise balık türlerinin oldukça azaldığını söyledi. Nehir kıyısının çamur ve mil deryasına dönüştüğünü ve kumluk alanların yok olduğunu vurgulayan Ünlü, alandaki canlı türlerinde yok oluş sürecinin başladığına dikkat çekti.

“Nehir sistemini değiştirilmesi bir katliamdır”

Dicle Nehri’nin dünyanın sayılı nehirleri arasında yer aldığını belirten Ünlü, nehirde bulunan 46 balık türünün yaklaşık 20 tanesinin endemik tür olduğuna dikkat çekti. Ünlü, nehir sisteminde meydana gelecek bozulmalar veya nehir sistemin değişikliğe uğramasının, balık türlerin habitatlarının, yaşam alanlarının değişmesinin balık türlerini büyük ölçüde etkileyeceğini ve yok olmaya doğru götüreceği uyarısında bulundu.

Balık türleri içerisinde Bıyıklı balık, Leopar Sazanı denilen balıkların daha önce Dicle Nehri’nin hemen hemen her yerinde bulunduğunu ifade eden Ünlü, “Yaklaşık 20 yıldır Diyarbakır yöresinde veya Bismil yöresine doğru Dicle Nehri’nde Bıyıklı Balık türlerine hiçbir şekilde rastlamıyoruz. Şimdi sadece değişikliğe uğramamış, temiz kalmış nehrin daha alt havzalarında yer yer bulunmaktadır” dedi. Leopar Sazan balıklarının Suriye ve Irak tarafında kalmadığını sadece Türkiye sınırları içerisinde Dicle Nehri’nin dik ulaşılması güç yerlerinde bulunduğuna dikkat çeken Ünlü, “Bu alanlara da baraj yapılması söz konusudur. Baraj yapılması da bu tür balıkların tamamen yok olması anlamına gelmektedir” şeklinde konuştu.

Balık biyo-çeşitliliğini en çok etkileyen şeyin, baraj yapımı olduğunun altını çizen Ünlü, “Barajlar, nehir üzerinde balıkların hareketleri önünde set oluşturuyor. Balıklar çok hareketli canlılardır. Beslenmek ve üremek için bir bölgeden başka bir bölgeye nehir boyunca hareket ederler. Nehir üzerinde kurulan setler, barajlar bu balıkların üst havzalara üst havzalardan da alt havzalara geçişini engeller. Bu nedenle de Dicle Nehri üzerinde kurulan Kıralkızı Barajı, Dicle Barajı, Batman Barajı, Devegeçidi Barajı’nın hiçbirinde balık geçişleri bulunmamaktadır. Dolayısıyla nehir setleri önlerine kadar gelen balıklar orada da yoğun bir balıkçıkla tahrip edilmektedir” dedi.

Suda medyana gelen her türlü kirliliğin direk olarak balık türlerini etkilediğini belirten Ünlü, özellikle kum ocaklarıyla suyun bulanması ve balıkların yuvalama alanlarının tahrip edilmesinin, türlerin yok olma nedenlerinden olduğuna dikkat çekti.

Başlık Görseli: Dreamstime

Eymir Gölü’nün akıbetini halk belirleyecek

Eymir Gölü’ne 150 metre uzaklıkta yapılması planlanan ‘diplomatik otel’ projesi için ilk “halkın katılımı toplantısı” 7 Ocak’ta Mühye Köyü köy kahvehanesinde düzenlendi. Melih Gökçek ise bugün 17 radyonun ortak yayınına katılarak “Yeni ODTÜ planında Eymir tarafı Çevre Koruma Kurulu’na kaldı. ODTÜ’nün mülkü değil, bitti o iş, kesinlikle halka açılacak” dedi.

Ankara’nın önemli doğal alanlarından olan Eymir Gölü çevresine yapılması planlanan ‘diplomatik otel’ için 24 Ekim’de ÇED (Çevresel Etik Değerlendirme) Raporu hazırlanma süreci başlatılmıştı. Bu sürece bağlı olarak gerçekleştirilmesi gerekilen halkın katılım toplantısı ilk kez 7 Ocak’ta Mühye Köyü köy kahvehanesinde düzenlendi.

Ankaralıların şehir merkezinden kaldırılan otobüslerle ulaşımı sağlanan toplantıya; Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri, otel projesini planlayan firma yetkilileri, meslek odaları, ODTÜ Mezunlar Derneği, Başkent Dayanışması ve Mühye Köyü sakinleri katıldı.

Polis, şehir merkezinden gelenleri kahvehanenin küçük olmasını sebep göstererek güvenliğin sağlanamayacağı gerekçesiyle içeri almak istemedi. Yaşanan gerginlik toplantının halka açık olduğunu belirten katılımcıların içeri alınmasıyla aşıldı fakat; çevik kuvvet toplantı boyunca kahvehane çevresinde hazır bulundu.

İlk kez gerçekleştirilen halkın katılımı toplantısında taraflar düşüncelerini paylaştı

Projenin ÇED sunumuyla başlayan toplantıda, Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü İl Müdür Yardımcısı Adem Karacif ve otel projesini planlayan Ütopik Rekreasyon Yatırımlar A.Ş. temsilcisi Harun Yıldırım katılımcıların düşüncelerini dinleyerek soruları cevaplandırmaya çalıştı. Toplantıya öncülük eden Karacif, yapılması planlanan otel projesinin ÇED sürecinin devam ettiğini, yapılan toplantıdan çıkan önerilerin de nihai raporda yer alacağını belirtti. Yıldırım ise, otel hakkında ve proje detaylarıyla ilgil bilgiler verdi. Otelin 256 oda ve 452 kişi kapasiteli olduğunu, 466 ve 494 metrekarelik iki havuzun da projeye dahil olduğunu söyledi.

Mimarlar Odası Ankara Şube başkanı Tezcan Karakuş Candan insanların sağlıklı bir çevrede yaşaması gerektiğini vurgulayarak “İnsanın ayağının toprağa basması ve doğayla iç içe olması adına çevresel etki değerlendirmesi ile birlikte sağlık etki değerlendirmesi araştırması yaptınız mı? Yaptığınız ÇED raporunda bu etkileri göremiyoruz. Köylünün yerinden edilme sürecini yaşayıp yaşayamayacağını? Diplomatik otel yapılması ile birlikte yapılaşma tehdidi altına girecek İmrahor ve Eymir Gölü nasıl etkilenecek? Yeni yapılaşmalar arka arkaya gelecek mi? İnsanlar kendi topraklarında yaşamaya devam edebilecek mi ? İnsan hareketlerini yerleşim hareketlerini göz önüne aldınız mı? Binlerce insanın betondan kaçıp Eymir’e nefes almaya geldiğinde betonla karşılaşan bizlerin ruhsal ve bedensel sağlığı ile ilgili bir değerlendirme yaptınız mı?” ifadelerini kullandı.

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu Eymir Gölü’nün bütün Ankara’yı ilgilendirmesine rağmen toplantının Ankaralıların gelemeyeceği bir bölgede yapılmasını eleştirerek sözlerine şöyle devam etti; “ÇED raporunu inceleyecek komisyonda ODTÜ yoktur, komisyonda yer alması gereken meslek odaları yoktur. İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ruhsatı etkileyen projeler alınmadan bu şirket nasıl gidip kat irtifakı tapusunu alıyor?”

Peyzaj Mimarları Odası Başkanı Ayşegül Oruçkaptan ise; “Mühye Köyü’nün insanlarının sorunları diplomatik otelle çözülmeyecek. 1. Derece doğal sit alanının dibinde olan bir alana diplomatik otel yapılmak isteniyor. 1/5000 ölçekli plana bağlı olan 1/1000 ölçekli plan şu an yapılan plana uygun değildir. Alan ağaçlandırılması gereken alandır, yapılaşmanın artmasına dikkat etmek gerekiyor” dedi.

Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Sekreteri Deniz Kimyon fikirlerini ifade ederek “Alanda üst ölçekli planlar iptal edilmiştir, ÇED toplantısı bile hukuksuzdur” dedi.

Sorular cevaplandırılamadı, alınan kararların uygulanması bekleniyor

Söz alan Mühye Köyü sakinleri ise çevreye zarar verecek bir ‘diplomatik otel’ istemediklerini belirtti. Otel hakkında detaylı bigise sahip olmayan sakinler “Otelde arıtma sistemi var mı? Otel bölgede yaşayan kuş, bitki ve böcek türleri için tehdit oluşturacak mı? Yapılaşma devam edecek mi? Burada oturan insanlar buradan sürülecek mi? ÇED yönetmeliği değişmeden başvurusu yapılan diplomatik otel için ÇED süresinde 2013 yönetmeliğine mi? Yeni çıkan 2014 yönetmeliğine mi tabii olacaklar?” sorularını yöneltti.

Sorulara cevap veremeyen firma yetkilisi “Nihai ÇED raporunda görüşleriniz, önerileriniz dikkate alınacak, sorularınız cevap bulacaktır” demekle yetindi. Sorularına cevap alamadıklarını belirten oda temsilcileri de Yıldırım’a tepki gösterdi. Toplantı sonunda Karacif; sunulan önerilerin, çekincelerin ve soruların dikkate alınarak ona göre bir nihai rapor oluşturulacağını belirtti ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda yapılacak inceleme ve değerlendirme toplantısına odaların yanı sıra, çevre derneklerinin de dahil edileceği kararı alındı.

Melih Gökçek Eymir Gölü’nü halka açmakta ısrarcı, yapılaşmanın artmasından korkuluyor

Melih Gökçek ise bugün 17 radyonun ortak yayınına katılarak Eymir’in ODTÜ’den alınarak belediyeye verilmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu. ODTÜ’nün Eymir’i kendi malı gibi gördüğünü savunan Gökçek; “Göller kamu malıdır. Dolayısıyla buranın da halka açılması lazım. Yeni ODTÜ planında DOP payı kamuya kalacağı için Konya Yolu’na inerken sol taraf yani, Eymir tarafı çevre Koruma Kurulu’na kaldı. ODTÜ’nün mülkü değil, bitti o iş, kesinlikle halka açılacak. Biz ODTÜ’yü her şartlarda halka açmaya kararlıyız, Ankara halkının ortak malı olacak” dedi. Daha önce de bu konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Gökçek Eymir’in halkın kullanımına açılacağı tarihi 2015 olarak göstermişti. Bu karara birçok sivil toplum kuruluşu karşı çıkmış ve Eymir Gölü’nün yapılaşmaya açılacağını yorumları yapılmıştı.

Günümüzde ise meslek odaları, ‘diplomatik otel’ için hazırlanan proje ile Eymir Gölü çevresindeki yapılaşma tehdidinin daha da büyüdüğünü, zaten halka açık olan Eymir Gölü’ne araçla girişlerin doğal yaşama zarar vermemek için engellendiğini vurguluyor.

Kaynak: Mimarlar Odası Ankara Şube / CİHAN
Başlık Görseli: Yavuz Yel, Panoramio

Doğa Anayı korumak ve sağlıklı beslenmek için 7 basit adım

Doğa Anaya yıllarca yaptığımız kötü muamelenin yol açtığı önemli küresel problemleri duyduğumuzda, güçsüz ve kötü hissediyoruz. Oysa bu his, her birimizin, birer birer, küresel iklim sağlığı adına bir fark yaratma hayalini zorlaştırır. Ama, her birimizin nasıl ve ne yediği ile iklim sağlığını etkileyebileceği bir gerçek.

Bu listeye çok daha fazla madde eklenebilir ama ilk etapta basit bu 7 adımı inceleyelim.

1. Gıda atıklarınızı en aza düşürün: Her yıl, Amerikalıların 33 milyon ton gıda atığı var. Düşünün bunu! Alışverişe gittiğinizde, ihtiyacınız kadar olanı alın. İhtiyacınız kadar yemek hazırlayın. Artan yemekleri çöpe dökmeyin, buzdolabında saklayın.

2. Paketlenmiş ve işlenmiş yiyecek daha az satın al: Tüm enerji, insan ve malzeme kaynaklarını düşünün! Yiyeceklerin işlenmesi, gıda ambalajların yapılması, konteynırların doldurulması, depolarda saklanması ve süpermarketlere ulaşması için tüm bunlar gerekli. Bunları hesaba katarak yiyeceklerinizi satın alın. Kendinize sorun, yiyeceklerinizin işlem adımlarını nasıl minimize edebilirsiniz? Daha az paketlenmiş gıda almayı deneyin. Daha fazla taze meyve, sebze ve tüm tahıllar bunun cevabıdır.

3. Kahvaltınızı ve içeceğinizi evde hazırlayın: Pahalı ve doğa dostu olmayan kahve dükkanlarını geçin. İçeceğinizi ve kahvaltınızı evde yapın ya da hazırlayarak yanınızda götürün. Eğer, bir kahve dükkanından almak zorunda kalırsanız, istediğiniz içeceğin termosunuza doldurulmasını söyleyin. Böylelikle, kâğıt bardak çöpe gitmemiş olur.

4. Yerel pazarlardan alışveriş yapın ve kendi ürününüzü yetiştirmeye çalışın: Her semtte belirli günler pazar kuruluyor. Sebze, meyve, tahıl gibi ihtiyaçlarınızı buralardan temin edebilirsiniz. Hatta, balkonlarınızda ya da bahçenizde kendi ürünlerinizi yetiştirebilirsiniz. Sadece üşengeç olmamak gerek. Çocuklarınız varsa bu onlar için de iyi bir örnek olacak. Hem de ailenize sağlıklı gıda vereceksiniz.

5. Alışverişe giderken bez çanta taşıyın: Son zamanlarda plastik poşet kullanmak yerine bez çanta ile alışverişe gitme bilincinin artması güzel bir şey. Kendi bez çantanızı istediğiniz gibi tasarlayıp, dikebilirsiniz.

6. Restoran ve kafede artık yemekleri çöpe attırmayın: Dışarıda bir yere gittiniz. Yemek yediniz ama artan yiyecekler var. Bunların çöpe gitmesindense, garsondan rica edip paket yaptırabilirsiniz. Evde daha sonra yiyebilir ya da dışarıdaki hayvanlarla paylaşabilirsiniz. Bazı restoranlar bu konuda yardımcı olmayabilir, bu gibi yerlerde yiyebileceğiniz kadar sipariş verin.

7. Sebze ağırlıklı beslenin: Daha fazla sebze, meyve ve tahıl ürünleri yiyin. Eti en az şekilde tüketin. Sebze ağırlı beslenmenin, şeker hastalığından kalp rahatsızlığına ve kansere kadar birçok kronik hastalığı engellediği kanıtlandı.

Başlık Görseli: Live Trading News

Zulmün türü yoktur: Özgür hayvan özgür kadın

Kurtulmamız gereken bir sömürü var. Zulmün türü yoktur.

Sokağın başındaki evin en alt katında; yan yana pencerelerden, aynı göğü düşlerler feminizm ve veganizm. Eğer ki bu ikisini bağdaştıramıyorsak ne yazık ki feminizmin evrensel ve türler üstü yanını göz ardı etmekteyiz.

Doğal eşitlik ortak paydasında feministler ve veganlar aynı tarafta yer alıp, aynı mağduriyetlere maruz kalırlar. Üstün ırk, üstün tür ve üstün cinsiyet diye bir olgunun olmadığı konusunda hemfikirsek kirli beslenme biçimlerimizi, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.

Çılgınlar gibi beslendiğimiz ve çılgınlar gibi beslediğimiz korkunç sektörlerle ilgili duymak istemeyeceğiniz o gerçeklerden ne yazık ki ben de bahsedeceğim.

Kahvaltımızın “her gün mutlaka bir tane”si yumurta ile başlayalım mevzularımızın ortaklaşmasına. Tavuklar bilindiğinin aksine her gün yumurtlamazlar fakat üretim bu ya, altından yumurtaları alınan tavuk, annelik içgüdüsü ile durmadan yumurtalarını arar. Tabii yumurtladıkça altından alınan yumurtalar onu sürekli ve daha fazla yumurtlamaya iter. Normalde bir senede 60 kere yumurtlayan tavuk, bu “empatilere sığmayan sömürü” ile yıllık 300 tane yumurta ulaştırır evlerimize. Endüstriyel üretim, tavukların minicik kafeslerde, sonsuz stres altında kaldıkları koşullarda gerçekleşir. Bu stres sonucu tavuklar birbirlerini gagalamaya başladıkları için, daha civciv iken kızgın demirli kesim operasyonlarına maruz kalırlar. Eti için öldürülen tavuklardan da konuşacak isek onların yaşadıklarına kelimeler kifayetsiz. Zorla soyulan tavukların görmekte oldukları işlem tecavüzden farksızdır. Zorla soyulduktan sonra tecavüz mağduru bir kadın da bir tavuk da sadece bir et parçasıdır.

feminizm ve veganizm 2

Sömürülmekte olan hayvandan bol ne var? İneklerin süt üretebilmesi için suni yollarla gebe bırakılmasını sağlamakta kullanılan “tecavüz rafları” şiddetin yazılabileceği en büyük, kalın ve çirkin fonttur. Bir ineği suni yolla gebe bırakmak denince, bu durumun korkunçluğuna dair bir fikriniz oluşmayabilir. Çünkü mevcut zulmü dilimize yansıtmamak için gösterdiğimiz gayret (insancıl kesim, organik yumurtacılık vebenzeri) başarılara ulaşmıştır. Suni gebe bırakma işlemi küçük bir iğne vaya vajinaya giren bir insan eli ile olmak üzere bir sürü şekilde yapılabilir. “Tecavüz rafı” ifadesi bir aletin vajinaya şiddete başvurarak sokulduğunu ve hayvanın istismar edildiğini ortaya koyar.

Okumak için tıkla: Tavuk çiftliğindeki korkunç koşullar afişe edildi

Bir feministin, hayatı boyunca hareket dahi edemeyeceği alanlarda tutulan hayvanın yumurtasını, tecavüz ürünü sütünü tüketmeyi normal ve mecburi karşılaması kadar çelişkili bir durum yoktur. Hayvanın insan için yaratılmış olması, fikri ayrımcılığın daniskasıdır. Feminizm kendi ilkeleri temelinde ayrımcılık içeren bütün durumlara karşı ise kolayca söyleyebiliriz ki feminizm ve veganizm birbirinden ayrı düşünülemez.

Burada bahsettiğim hayvanın hayvan olduğu için sömürülmesinin yanında kadın ve hayvan olduğu için iki kat sömürülmesidir. İneğin sütünün sağılabilmesi için memelerine baskı yapıp, tek damla süt bırakmaksızın makineler ile saatlerce tacize uğraması bir feministin asla kabul etmeyeceği bir şey olmalıdır. Sadece kendi türüne yapılan şiddete karşı durmak kadın özgürlük mücadelesini ikiyüzlülüğe çeker.

Okumak için tıkla: Tavuk yememek için 10 neden

Zulmün türü yoktur. Kadın ve hayvan birlikte özgürleşecek!

Şekerler hayvan kemiklerinden yapılıyor olabilir

Marshmallow, bira ve bazı portakal suları bile vegan olmayabilir. Bazı şekerler de vegan olmayabilir.

Rafine şeker -kahveye, kurabiye hamuruna ve kek hamuruna eklenen- şeker pancarından ve şeker kamışından yapılır.

Bu ikisi, birbirine yakın beslenme unsurlarına ve tatlarına sahipler. Fakat, rafine işlemleri farklı. Şeker kamışından küp şeker üretimi için, posasından suyunu ayırarak şeker kamışının sapları ezilir. Şekerin saf beyaz rengi elde etmek için suyu, işlenir ve kristalize için ısıtılır ve daha sonra süzgeçten geçirilir ve kemik kömürü ile beyazlaştırılır.

Şeker kömürü filtreleri, şeker pancarını işlemek için kullanılmaz çünkü bu tip şeker, aynı kapsamda soldurma gerektirmez. Bunun yerine, pancar suyu difüzörün kullanımı yoluyla çıkarılır ve suyu kristalize etmek için katkı maddeleri ile karıştırılır.

Şeker kamışı
Şeker kamışı

ABD’de, şeker şirketleri, filtreleme ve ağartma işlemi için ineklerden türetilen kemik kömürünü (bone char) kullanıyor. Kemik kömürü yapmak için, hayvan kemikleri en yüksek sıcaklıklarda ısıtılır ve bir rafineride kullanılmadan önce karbonu azaltılır. Şeker aslında kemik kömürü parçacıkları içermez, fakat onlarla temas eder. The Vegeterian Dergisi’nden Caroline Pyevich; “Rafine edilmiş şeker kemik parçaları içermez ve bu nedenle kosher* sertifikasına sahiptir. Kemik kömürü basit bir şekilde şekerden kirleri temizler fakat şekerin bir parçası haline gelmez” dedi.

Şeker Pancarı, Tarım
Şeker pancarı

Kemik kömürü, şeker kamışını filtrelemek ve ağartmak için kullanılmasına rağmen, bütün şeker kamışları kemik kömürü ile rafine edilmez. Bazı şirketler, filtreleme işlemi boyunca, hayvansal ürün içermeyen granül karbon gibi alternatiflere güveniyor. Şekere bakarak ve şekeri tadarak bu farkın anlaşılması mümkün değidir ve içeriği tam yazmayan poşet şekerler ve paketlenmiş yiyecekler, bir kişinin kemik kömürü ile rafineri edilmiş şekeri ayırt etmesini imkansızlaştırır.

İşlemleri sırasında kemik kömürü kullanılmayan sertifikalı şeker kamışları var. (PETA’nın listesinden ve Vejetaryen Kaynak Grubu listesinden kontrol edebilirsiniz.)

*Kosher: Yahudi din kurallarına göre hazırlanmış yiyecek ve içecek

Kaynak: Huffingtonpost
Başlık Görseli: Siren Design

Türkiye’nin ilk kuir festivali “Pembe Hayat KuirFest” için sayılı gün kaldı!

0

Bu sene 4’üncüsü düzenlenecek olan KuirFest, etkinlik takvimlerimizin sayfalarını gökkuşağına boyamaya geliyor.

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği Festival geçtiğimiz yıl 17-24 Kasım tarihleri arasında Zenne, Nar gibi bir çok Altın Portakal sahibi film, söyleşi ve atölyeler ile Ankara’da olmuş, oldukça ilgi görmüştü.

Bu sene ise iki şehirde birden gerçekleşicek. Önce 15-22 Ocak tarihlerinde Ankara’da başlayacak olan festival, 23-25 Ocak tarihlerinde “Başka Sinema” ev sahipliğinde İstanbul’da devam edecek.

Bu festival; LGBTİ bireylerin maruz kaldığı önyargı, ayrımcılık, kötü muamele, toplumsal dışlanma, şiddet ve nefret söylemi gibi unsurlara dikkat çekmeyi, ayrıca onlara, hak mücadeleleri içerisinde sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlıyor.

Türkiye ve dünyadan bir çok kuir sanatçılarını bir araya getirecek bu festival ile sanatın kapsayıcı, dönüştürücü ve bütünleştirici yönü; LGBT onur mücadelesini, toplumsal bazda ileriye taşıyacak.

Pembe Hayat KuirFest’in internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Doğayı katletmek için bu kadar “çılgın”laşılır mı?

“Çılgın HES” olarak bilinen Kavak I-II Regülatörleri ve HES Projesi için Orman Genel Müdürlüğü’nün verdiği, su iletim tüneli ve su iletim kanalının izinleriyle orman izninin iptaline karar verildi.

Basınımızda “Çılgın HES” olarak anılan Kavak I-II Regülatörleri ve HES Projesi için alınan ÇED (Çevre Etik Değerlendirme) Olumlu Raporu Ağustos ayında Rize İdare Mahklemesi tarafından iptal edilmişti. Aynı mahkeme, iptal kararına bağlı olarak Orman Genel Müdürlüğü tarafından verilen orman izinlerinin iptaline Salı günü karar verirken su iletim tüneli ve su iletim kanalının izinlerini de dün iptal etti. Karadeniz’in en verimli bölgelerinden biri üzerine yapılacak olan projenin yapımı MNG Holding tarafından planlanmıştı.

Ülkemizde sık sık gündeme gelen HES projeleriyle alakalı birçok bilgi okuyor veya duyuyoruz. Ve bu bilgiler doğal olarak farklı birçok bakış açısını da yansıtıyor. Ekosisteme verilen zararların olumsuz sonuçlarını yaşadığımız şu yıllarda, doğamızı koruyacak bu iptal kararlarının önemini anlamak için sürece en baştan göz atmamız faydalı olabilir.

Neden “Çılgın HES” olarak anılıyor?

“Çılgın HES” Projesine “çılgın” denilmesinin birçok sebebi var. Öncelikle 14 megawatt’lık santral için kurulma bölgesi olarak dünyada eşi benzeri olmayan bir şekilde Arhavi ilçesi şehir merkezi belirlendi. Bu plana göre merkeze uzak olan Çifteköprü ve Kapisre derelerin suları, su borusu ve su tünelleri yoluyla 5 km boyunca taşınacaktı. Fakat proje imar mevzuatına aykırı olduğu için, şirketin başvurusuyla birlikte daha önce tarım alanı olan Cumhuriyet Mahallesi’nin bir kısmı  Arhavi Belediyesi tarafından ‘konut dışı kentsel çalışma alanı’ ilan edildi.

Gerilere 2012’ye gittiğimizde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın projeye ÇED Olumlu Raporu’nu verdiğini görüyoruz. Buradaki esas nokta ise ÇED Raporu’nu hazırlayan şirketin EN-ÇEV (Enerji Çevre Yatırımları ve Danışmanlığı Haritacılık İmar İnşaat A.Ş) isimli çevre danışmanlık şirketi olması. Nitekim bu şirket daha önce de MNG Holding için farklı HES projelerinde (Kamilet Vadisi’nde kurulması planlanan Orta HES ve Regülâtörü ile Taşlıkaya HES Projesi) ÇED Raporu düzenlemişti. Bu projeler imara aykırı olduğu için mühürlenip durdurulmuştu.

“Marjinal sesleri” susturmak isteyen bir belediye başkanı…

Günümüze, olumlu ÇED Raporu’ndan sonra Arhavi Doğa Koruma Platformu’yla birlikte doğasına sahip çıkan Arhavi halkının mücadeleleriyle geliyoruz. 2 yıldır projenin gerçekleşmemesi için  fiilen ve hukuksal yollarlar çabalayan Arhavi halkı geçtiğimiz Temmuz ayında santralin kurulacağı Ciğani Deresi yanına Direniş Evi inşa etmiş ve nöbet tutmuştu. Ağustos ayında ise bu mücadelelerin sonucu alındı. Yakın zamanlarda Rize İdare Mahkemesi ‘projenin telafisi güç zararlar doğuracağı gerekçesiyle’ Kavak HES Projesi inşaatının durdurulmasına ve ÇED Olumlu Raporu’nun iptaline karar verdi. Mahkeme bu karar için gerekçe olarak cansuyu hesaplamasının “hileli”olması ve “7 ayrı noktada kanuna aykırılık” olmasını gösterdi. İptal kararının ardından basın açıklaması yapan AK Partili Belediye Başkanı Coşkun Hekimoğlu, kararlara itirazları olmadığını belirterek yatarımcılara sahip çıkılması ve marjinal seslerin susturulması gerektiğini söylemişti.

Arhavi Doğa Koruma Platformu
Arhavi Doğa Koruma Platformu HESlere karşı tepkisini gösteriyor.

Tüm bu sermayeye sahip çıkan açıklamalara rağmen Arhavi Doğa Koruma Platformu üyesi çok sayıda Arhavili vatandaş ve içlerinde İSTAD (İstanbul Arhavililer Derneği) ve Ankara’daki Arhavililer Vakfı‘nın da bulunduğu sivil toplum kuruluşları, ÇED Olumlu Raporu’nun iptal karar ile birlikte Eylül ayında proje imar planlarının da iptali için Arhavi Belediyesi’ne çok sayıda dilekçe yazmıştı. Eylül ayında belediyeye iletilen iptal talebi, Ekim ayı olağan Arhavi Belediye Meclis toplantısında gündeme alınmıştı. Fakat aynı zamanda meclis başkanı olan Hekimoğlu’nun Danıştay’daki temyiz sürecinin beklenmesi gerektiğini belirtmesi ile birlikte konu oylamaya sunulmadan oturum sonlandırılmıştı. Bunun üzerine açıklama yapan Arhavi Doğa Koruma Platformu ÇED Yönetmeliği’ne göre bir ÇED Raporu’nun iptal edilmesiyle birlikte rapora göre yürütülen tüm idari işlemlerin de durdurulması gerektiğini belirtmiş, Belediye Meclisi’nin gereğini yapmaması halinde gerekli yerlere suç duyurusunda bulunacaklarını vurgulamıştı.

Kasım ayına gelindiğinde Eylül ayında iptali istenen imar planları olağan Belediye Meclis Toplantısı’nda Meclis İmar Komisyonu’na iletilmişti. Aralık ayındaki toplantıda ise Hekimoğlu tekrar konuyu gündeme aldırmayarak herhangi bir imar komisyonu raporunun kendisine sunulmadığını iddia etmişti. Fakat 31 Aralık’ta Arhavi Doğa Koruma Platformu’nun yaptığı basın açıklamasına göre; raporlar 13 Kasım tarihinde imar komisyonu tarafından hazırlanmış ve 11 Aralık tarihinde belediye başkanlığına resmen sunulmuştu. Düzenlenen raporda ÇED Olumlu Kararı’nın mahkeme tarafından iptali gerekçe gösterilerek “Kavak HES Projesinin imar planlarının iptal edilmesi yönünde komisyon görüşü oluşmuştur” denilmişti.

Arhavi Doğa Koruma Platformu ve bileşenlerinin yürüttüğü hukuk mücadeleleri sonuç veriyor…

Günümüze yaklaştığımızda proje imar planlarının hâlâ belediye tarafından iptal edilmemesi üzerine  Arhavi Doğa Koruma Platformu Arhavi Belediye Başkanı hakkında 6 Ocak tarihinde  Arhavi Kaymakamlığı’na şikayette bulundu. Hukuk alanındaki mücadeleler devam ederken doğasına sahip çıkanlar için güzel bir haber de orman izinleri hakkında geldi. Hes Projesi için Orman Genel Müdürlüğü tarafından verilen Kavak HES Projesi Orman İzinleri’nin yürütmesi de Rize İdare Mahkemesi tarafından aynı gün durduruldu. Arhavi Doğa Koruma Platformu’na göre bu karar, iptal edilmesi gerekilen imar projeleri için emsal teşkil ediyor.

Fakat dün toplanan Arhavi Belediyesi Meclisi’nde Belediye Başkanı Hekimoğlu, Danıştay kararının beklenmesini gerektiğini yeniden gerekçe göstererek konunun gündeme alınmadığını savundu. CHP grubu adına konuşan meclis üyesi Tevfik Erçiçek’in oylama isteği üzerine gündeme alınan Cumhuriyet Mahallesi imar Planı Değişikliğinin İptali isteği 7’ye 5 reddedildi. Alınan olumsuz karar sonucunda açıklama yapan Arhavi Doğa Koruma Platformu konuyla ilgili mahkemeye başvuru yapacaklarını bildirdi. Olumsuzluklarla mücadele edilirken, Salı günü orman izinlerini iptal eden Rize İdare Mahkemesi, Orman Genel Müdürlüğü tarafından verilen su iletim tüneli ve su iletim kanalının iznini de dün iptal etti. Önümüzdeki günlerde de bu konuda verilen mücadele devam edecek.

Orman izinlerini iptali davası oy birliğiyle kabul edildi.
Orman izinlerini iptali davası oy birliğiyle kabul edildi.

Tüm bu uzun ve karmaşık sürece baktığımızda kafalarımızın karışması elde olmuyor malesef. Üstelik suyun sömürülmesi için bu kadar çılgınlık. Daha fazla enerji üretme bahanesiyle, suyumuzu, kömürümüzü kısacısı hazinelerimizi tüketmek için… Evet bu bir çılgın proje; nitekim en realist olması gereken devlet kurum ve kuruluşlarının çılgınlığını önümüze sürüyor. Ve evet bu bir çılgın proje; sırf doğamızı, en büyük hazinemizi katletmek için kilometreler aşılıyor.

Başlık Görseli: Kozmopolitik

Çoğu bilim kadını saha çalışması sırasında tacize uğruyor

0

Nature dergisinde yayınlanmış makaleye göre, yapılan araştırmalar sonucu, saha çalışmaları sırasında bilim kadınlarının yüzde 77’sinin sözlü veya fiziksel tacize uğradığı bulgusuna erişildi.

Saha çalışmalarının bilimsel araştırmalarda çok önemli bir yeri vardır, nitekim çalışmalar esnasında yaşanılan tacizler bilim kadınlarını sahalardan uzaklaştırıyor.

Illionis Üniversitesinde doktora yapan genç bir antropolog kadın, Kathryn Clancy. Clancy’nin önderliğindeki bilim insanlarının 15 ülkeden, yüzde 79’u kadın olan, toplamda 124 bilim insanını içeren anketine göre, kadınların saha çalışması sırasında tacize uğrama oranı erkeklere kıyasla üç kat daha fazla. Sonuçlar dikkate alındığında, tacize uğrama riski akademik hiyerarşide aşağı inildikçe, yani lisans öğrencileri ve yüksek lisans öğrencilerinde daha fazla.

Çalışma ayrıca, tacize ve tecavüze uğrayan pek çok bilim kadınının, üstleri tarafından, bilimsel kariyerlerinin zarara uğratılmasından korktukları için sustuklarını da ortaya çıkarttı. Clancy ve ekibi, kadınların bilime katılımını ciddi oranda engelleyen cinsel tacizlere karşı, sıfır tolerans içeren düzenlemeler getirilmesi gerektiğinin üstünü çizdiler.

Kaynak: Scientific American
Başlık Görseli: The Huffington Post

Ruhani bir yolculuğun bileti “ağaç meditasyonu”

Kökleri kültürlerimizi okşayıp toprağın derinliklerine yol almış. Dalları hep göğe koşmuş tanrılara dokunmuş. Yaşamın nefesi ölümün sessizliği olmuşlar. Bereket canlılıklarındaymış ve bilgi cüsselerinde.

Birçok inançta “en kutsal”dır ya ağaçlar. Paganizm ağaç etrafında anlamlanır. Eski Türklerin ve Moğolların inancı Tengricilikte ve Kuzey Amerika’nın yerli inançlarında, dünyanın merkezinde durduğuna, yer ve gök alemini birleştirdiğine inanılan dünyalar ağacı, Druid rahipleriyle ünlü Keltlerin ağaç burçları vardır. Ağacın dinsel ve kültürel anlamda edindiği yer, yüksek enerjisi ile nitelendirilebilir.

Spiritüel hissedilebilirliğini odak alacak olursak, onunla yakınlaşmamız etkili bir ruhani yolculuğun bileti olacaktır. Yapacağımız meditasyon özümüze dokunmamız, huzura varmamız için bize sonsuz yeşil yöntemler sunuyor.

Ağaç meditasyonu yeryüzünün sonsuz ezgisinde edilen bir doğaya kavuşma dansıdır. İşte bilincimizde hakiki bir akış ve aydınlanmaya vesile olacak ağaç meditasyonu.

Ağaç meditasyonu nasıl yapılır?

•  Meditasyonumuzu gerçekleştirebilmek için öncelikle toprakla temasta olacak şekilde (mümkünse bir ormanda yahut betonlardan olabildiğince uzakta herhangi bir yerde) ve seçtiğiniz rahat bir pozisyonda oturuyor olmalısınız. Sırtınız dik ve algılarınız açık olmalı. Birkaç dakikalık dış dünyayı dinleme egzersizi ile hazırlanabilirsiniz.

•  Gözleriniz kapalı, ağaç olduğunuzu imgeleyin. Kökleriniz çıkıyor ve bu köklerden dünyaya tutunuyorsunuz. Mevcut kötü enerjinizi sırtınızdan, kuyruk sokumunuzdan, bacaklarınızdan uzayan kökler ile toprağa verin. Yavaş soluk alıp verme hareketleri ile toprak ananın bilinci ile kendi bilincinizi birleştirin. Onu hissedin. Onun burnundan nefes alın. Onun kulakları ile duyun.

•  Devasa bir ağaç olun. Dalları gökyüzünü tutan, yaşatan ve yaşayan bir ağaç!

•  Minnetlerinizi sunun. Toprak ananın bereketine duyduğunuz şükranı hissettirin.

•  Ardından enerjinizi doğru kullanıp, güzel dileklerinizin gerçekleşmiş hallerini de imgeleyebilirsiniz.