Ana Sayfa Blog Sayfa 81

25. Gezici Festival Günlüğü

0

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği 25. Gezici Festival, ilk durağı Ankara’da seyirciyle buluşmaya devam ediyor.
Filmler üzerine düşündürmeyi, konuşturmayı, yeni fikirlere ilham veren buluşmalara vesile olmayı önemseyen Gezici Festival’in Ankara durağında haftanın ilk iki günü sunumlar ve söyleşiler açısından yoğun bir program vardı. Bu yılki sessiz film gösterimleri ise dün akşam, Çatışan Arzular (Smouldering Fires)  filminin Donald Sosin’in canlı müzik performansı eşliğindeki gösterimi ile başladı.

‘Celil, ölümü sıradan kılmış biri, o yüzden ilginç bir adam.’
Pazartesi günü, Türkiye 2019 seçkisinde yer alan Soluk  filminin gösteriminden sonraki söyleşide yönetmen Özkan Yılmazyapımcı ve senaryo yazarı Benan Yılmaz ve oyuncular Uğur Polat ile Emrullah Çakay seyircinin sorularını yanıtladı. 25. Gezici Festival’de ilk sinema filmi ile Ankara seyircisinin karşısına çıkan yönetmen, Soluk’tan çok öncesine dayanan sinema serüveninden, gerçek bir hikâyeden yola çıkarak kaleme aldığı filminin senaryo ve yapım süreçlerinden söz etti. Sorular üzerine filmdeki karakterlerin enine boyuna konuşulduğu söyleşide seyircinin en fazla dikkatini çeken karakter olarak öne çıkan Emrullah Çakay’ın canlandırdığı Celil karakteri hakkında konuşan Özkan Yılmaz şunları söyledi: ‘Çok sevdiğimiz bir abimizin hastalık sürecinin sonunda, bir hasta bakıcı girmişti hayatımıza. O hasta bakıcıyı görünce biz de sizin gibi çok şaşırdık, böyle bir insan olabilir mi diye. O hasta bakıcıdan yola çıkarak yazmak istedim bu senaryoyu. Bunca zaman mezarlıklarda çalıştıysanız, ölüme bu kadar yakın tanık olduysanız, böyle biri olabilirsiniz. Celil ölümü sıradan kılmış biri, o yüzden ilginç bir adam.’

‘Ben de bir yere ait hissetmiyorum.’
Türkiye 2019 seçkisinde yer alan Aidiyet filminin gösterimi ise salı günü, yönetmen Burak Çevik’in katılımıyla gerçekleşti. Gösterimden sonra seyircinin sorularını yanıtlayan Burak Çevik, filmde anlattığı hikâyenin kendisi için kişisel yönünden, filmin çıkış noktalarından, senaryo sürecindeki düşüncelerinden, uzun süren provalardan ve sadece 9 gün süren çekim sürecinden söz etti. Filmin ismiyle ilgili bir soruyu ise şöyle cevapladı: ‘Önemli olan aitlik meselesiydi Bu karakterler neye ait? Birbirlerine mi aitler, aileye mi aitler, yoksa hiçbir şeye ait değiller de savruluyorlar mı boşlukta? Böyle bir soru vardı kafamda. Ben de bir yere ait hissetmiyorum, savruluyormuşum gibi, bu dünyaya hazırlıksız fırlatılmışım gibi. Biraz bu hisle bu karakterleri düşündüğümde koyduğum bir isim bu.’

Canlı Müzik Eşliğinde Sessiz Film Gösterimi: Çatışan Arzular
 6 yıldır gerçekleştirilen canlı müzik eşliğindeki sessiz film gösterimleri artık bir Gezici Festival geleneği. Festivalin bu yılki ilk sessiz film gösterimi pazartesi akşamı, sinema yazarı Ahmet Gürata’nın sunumu ve Donald Sosin’in canlı müzik performansı eşliğinde gerçekleşti.

Gösterimden önce Çatışan Arzular (Smouldering Fires, 1925) ve filmin yönetmeni Clarence Brown hakkında bilgi veren Ahmet Gürata, daha sonra filme müziğiyle eşlik edecek olan Donald Sosin’i sahneye davet etti. 40 yılı aşkındır sessiz filmlere müzik yapan ve bugün sessiz film müziği dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri olan Donald Sosin seyirciyi selamladıktan sonra yaptığı kısa konuşmada ‘Müthiş bir seyirci var. Her yaştan izleyici görmek çok güzel. Sessiz filmlere eşlik eden müzisyenler doğaçlama müzik yaptıklarında seyirci ile müzisyen arasında çok özel bir etkileşim oluyor.  Bu deneyimi benimle paylaşmak üzere burada olduğunuz için çok teşekkür ederim,’ dedi. 

Ehsan Khoshbakht’ın Sunumuyla: Güle Oynaya Cehenneme Gidiyoruz (Merrily We Go To Hell)
“1930’ların başlarında dünyaca tanınmış iki tane kadın yönetmen vardı. İkisi de çok yetenekliydi ama bir tanesi  ruhunu şeytana satmıştı. Alman yönetmen Leni Riefenstahl, Hitler’in en sevdiği yönetmenlerden biriydi ve Nazi rejimi için propaganda filmleri çekmişti. Diğeri ise az sonra izleyeceğimiz filmin yönetmeni Dorothy Arzner’dı.”

Festivalin Amerikan Sinemasının Kadın Öncüleri bölümünde yer alan Güle Oynaya Cehenneme Gidiyoruz (Merrily We Go To Hell) filminin  gösterimi pazartesi günü, seçkiyi hazırlayan İranlı yönetmen, küratör ve yazar Ehsan Khoshbakht’ın yukarıdaki sözlerle başlayan sunumuyla yapıldı. Bologna Cinema Ritrovato Film Festivali’nin ortak yönetmeni olan Ehsan Khoshbakht, gösterim öncesindeki sunumda, Dorothy Arzner’ın sinema tarihindeki yerinden söz etti ve bu filmi seçkiye almasının sebeplerini açıkladı.

Ehsan Khoshbakht’ın Sunumuyla: Otostopçu (The Hitch-Hiker)
Amerikan Sinemasının Kadın Öncüleri bölümüne ait Otostopçu filminin gösterimi, seçkiyi hazırlayan Ehsan Khoshbakht’ın sunumuyla gerçekleşti. Filmin yönetmeni Ida Lupino ve yönetmenin başyapıtı sayılan filmi hakkında ilgi çekici bilgiler veren  Khoshbakht, bu sunumunda seçkide yer alan filmlerin ortak özelliklerinden birisinin de başarısız erkek karakterler olduğunu söyledi: “Birinde alkolik bir erkek var, birinde bağımlı bir grup caz şarkıcısı, Otostopçu’da ise şiddet düşkünü bir erkek…”

İran’ın Yeşilçamı: Devrim Öncesi Popüler İran Sineması
25. Gezici Festivalde salı akşamı, Amerikan Sinemasının Kadın Öncüleri seçkisini hazırlayan Ehsan  Khoshbakht’ın, İran’ın Yeşilçam’ı diyebileceğimiz, devrimden önceki popüler İran sinemasını ele alan filmi Renkli Farsça’nın gösterimi yapıldı. Gösterimden sonra Ahmet Gürata moderatörlüğündeki söyleşide soruları yanıtlayan yönetmen, filmde ele aldığı dönemin sineması, dönemin sosyo politik arkaplanı, bu sinema üzerine bir film yapmak istemesinin sebepleri ve genel olarak filmle ilgili seçimleri hakkında konuştu.

GEZİCİ FESTİVAL’DE 4 ARALIK ÇARŞAMBA
4 Aralık Çarşamba günüBüyülü Fener Sineması’nda12.0O seansında Türkiye 2019 bölümü kapsamında programda yer alan Özkan Yılmaz’ın ilk uzun metrajlı sinema filmi Soluk14.00 seansında Karim Aïnouz’un Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde ödül alan ve önümüzdeki yıl Oscar yarışında Brezilya’yı temsil edecek olan yeni filmi Görünmez Yaşam(A Vida Invisível)16.45 seansında Türkiye 2019 bölümündeki, Burak Çevik’in filmi Aidiyet18.30 seansında Türkiye 2019 bölümünde yer alan Şehitler, yönetmeni Köken Ergun, görüntü yönetmeni Batu Tezyüksel ve yapımcısı Asena Hayal’in katılımıyla gösterilecek. 21.00 seansında ise Siyah Perde: Sinema ve Irkçılık bölümünden Gecenin Sıcağında (In the Heat of the Night, 1967) seyirciyle buluşacak.

4 Aralık Çarşamba günü, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, 10.30 seansında Çocuk Filmleri seçkisi; 14.00 seansında Sanat Uzun, Hayat Kısa bölümünden Marianne ve Leonard: Aşk Sözleri (Marianne & Leonard: Words of Love); 19.00 seansında Muhsin Ertuğrul’un, Ukrayna’daki devlet arşivlerinde bulunana dek kayıp olduğu düşünülen, 1927’de Sovyetler Birliği’nde çektiği filmi Tamilla, yapımından 92 yıl sonra, Ayşe Tütüncü ve Miray Eslek’in canlı müzik performansı eşliğinde seyirciyle buluşacak.

GEZİCİ FESTİVAL’DE 5 ARALIK PERŞEMBE
5 Aralık Perşembe günü, Büyülü Fener Sineması’nda, 12.00 seansında Dünya Sineması bölümünden, Josephine Mackerras’ın South By Southwest Film Festivali’nde ödül kazanan ilk uzun metraji Alice14.00 seansında Türkiye 2019 bölümünden, Cenk Ertürk’ün ilk uzun metrajlı filmi Nuh Tepesi16.45 seansında Türkiye 2019 bölümünden Şehitler18.30 seansında Siyah Perde: Sinemada Irkçılık bölümü kapsamında programda yer alan Spike Lee filmi Doğruyu Seç (Do the Right Thing, 1989); 21.00 seansında Dünya Sineması bölümünde yer alan,  yılın en dikkat çekici canlandırma filmlerinden Bir Köpeğin Fantastik Hikâyesi(L’extraordinaire voyage de Marona) seyirciyle buluşacak.

5 Aralık Perşembe günü, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, 10.30 seansında Çocuk Filmleri seçkisi; 14.00 seansında Sanat Uzun, Hayat Kısa bölümünden Toni Morrison: Beni Oluşturan Parçalar (Toni Morrison: The Pieces I Am); 16.30 seansında Sanat Uzun, Hayat Kısa bölümünden Zaman Makinemiz (Our Time Machine) filmleri gösterilecek. 19.00 seansında ise Hollanda Büyükelçiliği’nin katkılarıyla, piyanist Daan van den Hurk’un canlı performansı eşliğinde seyirciyle buluşacak olan Fridrikh Ermler’in son sessiz filmi İmparatorluk Kalıntısı (Oblomok imperii, 1929) izlenebilir.

Yeni Dünya Söyleşisi – TAK Kadıköy

Aldous Huxley’den bu yana dünya bizim algılarımız içinde değişti de değişti. Gelişim olarak gördüğümüz bu şuurlanma hali bizi kendi içinde örgütledi de. Topluluklar oluşturduk, birlikte yaşamanın koşullarını araştırdık. Doğayı tekrar anlamaya gayret ettik. Ekolojiler inşat ettik ya da var olanı değerlendirdik. Bu değerlendirmeyi ve tanıklığı bir de Melih dostumuzundan diyeceğiz 12 Aralık’ta TAK Kadıköy’de. Güçlü başlıklara değinen Melih’in detaylardan bahsedelim biraz.

Tasarlanmış Bir Yaşamdan Kurutulabilmek; yaşadığımız kentler, yüzlerce yıllık yönetimsel birikimin bir çıktısı aslında. Hükmedebilmek, kontrolün kolay sağlanabilmesi, yöneticilerin güvenliği insanoğlu ile beraber birlikte gelişti, amacı sadece var olmak olan insanların çevresine her secimde bir tuğla daha örüldü. Tasarlanmış kentlerin geldiği son nokta artık içinde yaşamayı mümkün kılmıyor. Yüzyılların tasarımında hepimizin bir katkısı var, isteyerek veya farkında olmadan. Peki, bu girdaptan kurtulmak mümkün mü?

Krizden Çıkabilmek İçin Başlatılan Cadı Avı; fırtınanın tam ortasındayız. Alışkanlıklarımızı terk edemiyoruz, milyonlarca insanın yaşamlarını bir anda değiştirmesi mümkün değil. Sanayi kuruluşları, enerji santralleri, fosil yakıtlar, sağlık sektörü ve gıda terörü, hangisi suçlu. Hangisinden vazgeçebiliriz. Her kişinin bir diğerini suçladığı bir cadı avındayız. Av avcının kendisi, soyunun tükeneceği bilgisi ile bir telaş içinde. Daha hırçın ve tehlikeli. Saldırgan bir av çözüm olabilir mi?

Değişen İklim Ve Sanayi Devrimi Arasında Sıkışan İnsan; her devrimin sancısı vardır. Bundan öncekiler gibi son sanayi devrimi de insanlığı peşinden sürüklemeye ve dönüştürmeye başladı. Bu sefer içinden doğduğu, kendisinden daha büyük bir değişim ile birleşti. İklim değişikliği olanca gücü yaşadığımız dünyayı değiştiriyor. İnsanoğlu ilk kez karşılaştığı bu iki masif etkinin arasında sıkışmakta. Artan basıncın doğuracağı sonuçlar ne olabilir?

Topluluklar Kuruluyor – Yaşam Değişiyor; Dünyada insanlar tüm gücü ile gelen kriz dalgasına hazırlanmakta, sosyokrasi, özdenetim, şiddetsiz iletişim ve kurulmaya çalışılan yeni topluluklar bir çözüm olabilir mi? Oluşturulan gıda toplulukları ve göç edilen kırsal dayanışma ağları yeni bir hareketin ilk adımları mı? Toplum yaşamı bundan böyle farklı mı şekillenecek?

Eylemler Ve Çatışmalar; genç yaşlı, çocuk bilinen siyasi ideolojilerden bağımsız herkesin karşıt olduğu bir çatışma ortamı oluşuyor. İklim aktivistleri gün geçtikçe çoğalıyor. Tüm dünyada ardı arkası kesilmeyen eş zamanlı eylemler, çatışmalar ve yaşamı savunanlara karşı uygulanan büyük bir şiddet var. Eylemler ve çatışmaların bizi götüreceği yer neresi?

Açlık, Susuzluk, Tükenen Kaynaklar; Dünyanın 3’te 1’i açlık ve susuzluk ile karşı karşıya. Kaynaklarımızı hızla tüketiyoruz. Alınan önlemler yetmiyor. Çok kısa süre içinde yokluk ile yüzleşmemiz olası. Şehirler dışarıdan beslenemeyecek kadar büyük ve hantal. Çözüm nerede olabilir? 

Yeni Meslekler Doğuyor; yeni dünya düzeninde farklı meslekler doğuyor. Ekoloji, bilim ve tasarım biçim değiştirmiş, birleşmiş ve dönüşmüş durumda. Yöneticilik ortadan kalkıyor. Çağı yakalayacak donanımlar neler?

Öğretilenler, Öğrenmemiz Gerekenler; ezberleri bozmamızın zamanı geldi, öğrendiklerimizi rafa mı kaldıracağız? Çözüm için başvurulması gereken yol hangisi? Bize öğretilmişler ve öğrenmemiz gerekenlerin ortak bir noktası var mı?

Elimizde Kalanlarla Yetinmemiz Gereken Bir Gelecek; yokluğu hiç bilmeyenler olarak elimizde kalanlar ile nasıl yetinebileceğiz. Hangimiz şifacı, usta, doğa bilimci. Kim çiftçi – ormancı – tesisatçı? Yokluğun dünyasında bizi bekleyenler ve gelecekteki yaşam şartlarımız neler olabilir?

On yıl önce kırsalda kurulan Harmonia Ekolojik Tasarım stüdyosunun eş kurucusu Melih Aşanlı ‘’Yeni Dünya’’ söyleşisi ile içinde bulunduğumuz çağın büyük sorularını karşımıza çıkarıyor. Kazdağlarında bulunan eğitim arazisinde deneysel mimari, sürdürülebilir grafik tasarım, sosyo-ekolojik tasarım ve ekolojik tasarımın üstünde durulmayan alanlarında eğitimler veren Harmonia çözüm odaklı yaklaşımları ile tasarıma yeni bir bakış açısı getiriyor.

Tarih: 12 Aralık Saat 19:00

Yer: Tak Kadıköy Rasimpaşa Mah. Duatepe Sk. No:61 Yel değirmeni Kadıköy-İstanbul Kadıkö[email protected] +90 216 418 52 98

Tecavüzü Konuşmamız Lazım: İçeri Tekrar Biraz Işık Girsin İstiyorum.

0

Kitabın adı; Tecavüzü Konuşmamız Lazım. Bu tür kitaplar ile ilgili yazarken (Hangi tür?) zorlanıyorum. Fakat en çok da bu türde (Kitabın türü mevzuunu açacağım) kitaplar okumalı, üzerlerine düşünmeli, düşünmekle yetinmeyip konu ile ilgili harekete geçmeli ve yazmalıyız. Hatta bakın kitabın yazarı Sohaila Abdulali, -kendisi aynı zamanda bir hayatta kalan’- tam da bu konu ile ilgili ne diyor: “Tecavüz ışığı çekip alır. İçeri tekrar biraz ışık girsin istiyorum. Cevaplarım yok, ancak en azından hepimizin aklında olan bazı soruları ve varsayımları aydınlatacağımı umuyorum. Tecavüz hakkında konuşmalıyız ve tecavüz hakkında nasıl konuştuğumuz hakkında da konuşmalıyız.

Şimdi şunu diyenler çıkabilir; tabii ki böyle söyler, çünkü kendisi bir hayatta kalan. Böyle bir şeyin söylenebilir olması varsayımında bulunuyorum çünkü, Tecavüzü Konuşmamız Lazım kitabını okudum. Tecavüze “cinsel ilişki” tanımında bulunan savcılar olduğunu; çocuklara, “Rızan var mıydı?” diye soran hakimlerin bulunduğunu; bir gazetecinin iki yıl önce, “Tek suçlu tecavüzcü mü?” diye attığı manşeti ve mağdurların cinsiyeti ve cinsel yöneliminden bağımsız olarak cinsel saldırı suçlarının sadece Türkiye’de değil, yasal sistemleri insan hakları açısından daha gelişmiş ülkelerde de diğer suçlara göre daha az yargıya taşındığı konusunda araştırmaların varlığını okudum. Dahası, zaten biliyor olmakla beraber, şiddeti toplumsal bağlamdan kopartan, mağdur kadınların kimlikleri ve meslekleri yerine güzelliği, gençliği, eş ve anne olmaları, seks işçisi olmaları gibi nitelemelerle, kadını kurbanlaştırıp faili canavarlaştırmaya ve sapkınlaştırmaya yönelik yazılı ve görsel haberler, kadına yönelik şiddetin toplumsal kökenlerinin sorgulanmasını engellediği bilgisine sahip oldum.

Oldum da ne oldu? Ruhum zifiri karanlığa kesti, göğsümün üzerine binlerce öküz oturdu, üç beş gün kendime gelemedim. Peki sonrası… ? Sonrasını siz de biliyorsunuz aslında; hayatıma kaldığım yerden, gündelik meselelerimden ve meselelerimizden devam ediyor oluşum, oluşumuz. Bizler gündelik hayatımıza devam ede duralım; şiddete maruz bırakılan ‘başta’ kadınların, çocukların ve erkeklerin istatistiksel rakamlarının gün be gün artıyor olması. Buraya kadar yazdıklarımda bu kişilerin ruhlarında yaşanan tahribata hiç değinmedim bile. Hatta buraya kadar Tecavüzü Konuşmamız Lazım kitabının edebiyat türleri içinde hangisine girdiğinden; deneme mi, araştırma/inceleme mi, biyografi mi, akademik türde mi olduğunu yazamadım. Çünkü kitabın türü konuşulması, yazılması ve öncelikli acil olarak yapılması gereken şeylerin yanında önemini yitiriyor.

Işık Odadan Çekiliyor

Tecavüzü Konuşmamız Lazım, Mundi Yayınları tarafından yayımlanan bir Sohaila Abdulali kitabı. Kitabın ismi gayet açık, net. Dolayısıyla paylaşmak, anlatmak, dikkat çekmek istediği mesele de net. 28 bölüm boyunca atılan başlıklar bıkıp usanmaksızın tecavüz meselesinin, maalesef realitesinin hem kişisel, hem toplumsal, hem de hukuksal olarak dehşet verici boyutlarda olduğu. Şiddete maruz bırakılan Sohaila Abdulali faillerin tecavüz ettiği hayatta kalanlar ile ilgili bıkıp usanmadan konuşacağına ve ömrünün sonuna kadar bu durumla uluslararası düzeyde mücadele edeceğini söylerken maalesef şu satırları da yazmak zorunda kalıyor: “Bu kitapla ilgili büyük bir korkum var. Alay konusu olmaktan ya da kötü eleştiri almaktan ya da birinin çıkıp bana ‘Hala bu konu hakkında mı konuşuyorsun?’ demesinden daha büyük bir korku. Tecavüzle ilgili tartışmalara aklı başında bir katkıda bulunmayı umarken, tecavüzün o kadar da önemli olmadığını söylüyormuş gibi görünme korkusu.”

Sohaila Abdulali’nin bunun için korkmasını gerektirecek bir durum yok ortada aslında. Tecavüz, aynı savaşlar gibi, soykırımlar gibi, çaresi bulunamayacak hastalıklar gibi, bu dünyadaki önemini hiçbir zaman yitirmeyecek. Hatta artarak devam edecek. Çünkü cinsellik yaşamın en başat, en gerekli unsuru, yaşam kaynağı, bir var olma meselesi. Sorun ise şu; cinsellik yaşamın kaynağı, bağ kurma, duyular, duygularımız, seçimlerimiz ve aynı zamanda mahremiyetimiz, özelimiz iken hatta ve hatta neşeli ve eğlenceli bir etkileşim iken, yine cinsel bir etkileşim olan tecavüzün sizi yaşamın dışına atması (bir paçavra gibi) yüce olması gereken, zararsız olabilecek bir şeyin size korkunç zararlar vermesi. Bu korkunç ve önlenemez olan döngünün devam ediyor olması Sohaila’nin korkusunun hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olmasını da bize gösteriyor maalesef.

Tecavüz Cinsel Şiddettir.

Tecavüz ile arzu, şiddet ve seks… Çağımızda insan ilişkilerinin en büyük sorunu bazı şeyleri anlatır ve anlamlandırırken sınır çizgisinin belirsiz oluşu veya tamamıyla yok edilmesi. Bu konuda gerçekten bir şeyler ortaya koymak ve gelecekte oluşabilecek yanlış anlamalara, yanılgılara sebebiyet vermek istemeyen analistler tecavüzü bir şiddet edimi olarak tanımlamak konusunda oldukça dikkatliler diyor Sohaila Abdulali. Çünkü tecavüz seks değildir ve cinsellikle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta konu ile ilgili arkadaşından alıntıladığı somut bir örnek veriyor bizlere: “Eğer oklavayla birinin kafasına vurursanız buna yemek pişirmek demezsiniz.”

Demezsiniz değil mi? O halde neden tecavüz eden çoğu kişi küçük cezalarla kurtulup sokaklarda dolaşmaya devam ederken, şiddete maruz bırakılanlar suçlu psikolojisinden kurtulamaz haldeler? Kitap bu konuda sayısız örnekle dolu. Her biri birbirinden inanılmaz fakat bazıları inanılmazın da ötesinde. Aile içerinde olanlar daha da feci. Feci olmasının en önemli tarafı kendine yapılan muamelenin farkında olmayışları. Tecavüzün veya tacizin karşı tarafa normal bir şeymişçesine algılatılmak istenmesi ve karşı tarafın da bunu normal algılaması. Ta ki bir şey olana veya biri çıkıp bunun normal olmadığını mağdur kişiye söylemesine kadar. Travma tam da burada başlıyor zaten. Kendinizi suçlamaya başladığınız anda bundan kurtulamıyor ve çevrenizde yardım eli uzatanlar olmasına rağmen bulunduğunuz girdabın dışına çıkamıyorsunuz.

Kılavuz

Sohaila Abdulali bir girdabın içine girmiş ve çıkamayan kişilere nasıl davranabiliriz kılavuzu hazırlamış. Çok önemli olabilecek bu kılavuzda birkaç madde şöyle sıralanmakta.

• Ona inanın. Eğer’ler, ve’ler, ama’lar olmasın. Sadece inanın.

• Bırakın o size yol göstersin. Canı isterse konuşsun. İstemezse sussun. Ağlamak isterse ağlasın. Şaka yapmak isterse yapsın. Bir şeyleri fırlatıp atmak isterse atsın.

• Ne istediğini sorun. Tahmin yürütmeye gerek yok.

• Tıbbi, yasal, fiziksel, ruhsal yardım almaya teşvik edin ancak buna zorlamayın.

• Onun kararlarını yargılamayın.

• Bırakın istediği kelimelerle, istediği gibi anlatsın.

• Unutmayın ki o, şiddete maruz bırakıldığını öğrenmeden tanıdığınız kişinin aynısı. Ona aynı şekilde davranın. Başına korkunç bir şey gelse de o aynı insan. Kendisinin de bunu hatırlamaya ihtiyacı olabilir.

Hiç susmadan konuşmak, çok çok şey yapmak ve kesinlikle görmezden gelmeyerek bir gün herkesin başına gelebileceği gerçeği ile hareket edip duyarsız kalmamız gerekmekte. İstatistik verilere göre en çok kadınlar kurban olarak seçiliyor fakat çocuklar ve erkekler de var. Tecavüz hepimizin bir şekilde ortaklık ettiği (ya maruz bırakılarak, ya görmezden gelerek ya da hukuksal anlamda) toplumsal bir vahşet. Bir kitap alıp okumaya başlamak bile bu vahşete, iğrençliğe ortak olmamak açısından çok önemli. Tecavüzü Konuşmamız Lazım kitabını alıp okuyun lütfen. Lütfen….

Atlamadan yazmak isterim; kitabın önsöz yazısı için Avukat Fatoş Hacıvelioğlu’na teşekkürler. İnanılmaz bilgiler verirken bir kadın olarak tüm toplumsal normlara karşı ne kadar zor bir işin üstesinden geldiğini büyük bir minnetle okudum.

Tecavüzü Konuşmamız Lazım

Yazar: Sohaila Abdulali

Yayınevi: Mundi Yayınları

Türü: ……

Çeviri: Didem Kizen

Yayın Tarihi: Ekim 2019

Sayfa Sayısı: 204

Bilsart Aralık 2019 sergi programı

ARALIK 2019
UMUT KAMBAK
AUTRE
04-14 Aralık, 2019

Sanat Konuşmaları: Umut Kambak & Ferhat Satıcı
04/12/2019

Bilsart, 04 Aralık – 14 Aralık tarihleri arasında Umut Kambak’ın “Autre” isimli solo sergisine ev sahipliği yapıyor.

(…)Biz dili kendimizin dışında olan bir kaynaktan, büyük Öteki’nden ödünç alırız ve kullanırız. Bunun sonucu olarak da ortaya, kelimelerimle naklettiğim anlamları hiçbir zaman kontrol edemeyeceğim gerçeği çıkar ve söyleyeceklerimin her zaman için konuşurken var olan niyetleri, gayeleri aşma eğilimi vardır. Lacan’ın teorisine göre bu aşırılık bilinçdışıdır. Yani dil kullanımımız sonucu ortaya çıkan bilinçdışı sonuçlar konuşan varlıklar olmamız gerçeği temeline dayanır.

Lacan’ın öteki kavramı üzerinden yola çıkılarak katılımcılardan dile getiremedikleri bir kelime veya metin talep edildi. Kabul eden kişilerin kendileri ve üreten kişi dışında kimse metinlerin gerçekten onlara mı yoksa başkasına mı ait olduğunu bilmediği bir eser oluşturdu. Böylelikle videolar toplumsal ve bireysel baskıların karşılıklı bir sorgulamasına dönüşmektedir. Sanat, baskı ve bilinçdışının dil haricinde çıkışını sağlayabilen bir yöntem olarak önem taşımaktadır. Böyle bir bilgi ile tasarlanmış sanat bir araya geldiğinde yeni bir şeyler söylemenin ve göstermenin de yolunu açmaktadır. Bilgi, bedene ve harekete dahil oldukça vazifesini hatırlamaktadır. Bu projede amaçlanan ise bilgiyi, hareketli imaj ve bedenle birleştirip varlığını oluşturmaktır.     

MERVE ÜNSAL
GEZEN BİR PENCEREDEN
18-28 Aralık, 2019
Sanat Konuşmaları: Merve Ünsal & Didem Erbaş
18/12/2019

Bilsart, 18 Aralık – 28 Aralık tarihleri arasında Merve Ünsal’ın “Gezen Bir Pencereden” isimli solo sergisine ev sahipliği yapıyor.

Merve Ünsal, Gezen Bir Pencereden (2019) ile yerinden kendi isteğiyle ayrılmış olduğu iddia edilen bir pencerenin bakış açılarını takip ederek kaydediyor. Bir mekanın tarihini aktaran bir metin içerisinde geçen, ‘pencere pervazları düşmüş, içerde güvercinler yuva yapmış, duvarları örümcek bağlamış’ anlatısını çıkış noktası olarak kullanan sanatçı, pencerenin yaşayanı dışarıda tutan olma potansiyelinin ne demek olabileceğini merak ediyor; pencerenin başına gelmiş olabilecekleri zamansız ve belki bir noktada mekansız olabilecek anlatı ve aktarım biçimlerine dönüştürmeye çabalıyor. Bölünmüş ve kırılmış görsel anlatıyı benimseyerek fotoğrafın ne zaman göstermeyi bırakacağını merak eden Ünsal, bakma pratiklerinin öznelliklerinin altını çiziyor. 

Sessiz bir video olan Gezen Bir Pencereden’e İletilmiş Bir Diyalog (2019) eşlik ediyor. Sanatçı, görenin görmeyene gördüklerini aktardığı, saha araştırması kayıtlarından oluşturulmuş ses kolajında, aktarımın aktarma işlevini kaybettiğindeki akıbetini araştırıyor.

BİLSART hakkında:

Bilsar, yıllardır güncel sanat alanında destek verdiği projelere bir yenisini ekledi. Sanatçılara video işlerini sergilemek için yeni bir alan yaratmak ve sanatseverleri bir araya getirmek amacıyla, ofis binasının garajını kâr amacı gütmeyen ve video sanatına odaklanan bir sanat mekânına dönüştürdü. Ocak 2018 itibariyle video sanatının güncel örneklerini, 15 günde bir değişen bir programla sunan Bilsart, yine bu alana odaklanan bir kütüphaneyi de kullanıma açtı.

Bu dinamik sergi programı dâhilinde seçkilere, küratöryel projelere ve çeşitli konuşma etkinliklerine yer verecek olan Bilsart, aynı zamanda sanatçı, küratör ve koleksiyoner konuşmalarına da ev sahipliği yapmaktadır.

Bilsart
Evliya Çelebi Mah, Kıblelizade Sk. No:5/A 34430 Beyoğlu/İstanbul

Salı – Cumartesi
10.00 – 18.00

Mirabeller’in Şanından Mirastır Bize de Direnmek

0

Şili’de Albertina Martínez Burgos ve Daniela, Türkiye’de Güleda… Dünyanın neresine giderseniz gidin katledilen kadınlar isyanımızdır. Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok diyerek karşıladık bu sene de 25 Kasımı. Hemen her ülkede uluslararası şiddetle mücadele gününde tüm kadınlar sokaklarda tansiyonu arttırdık. 

Türkiye’de bir 25 Kasım klasiği olarak binlerce aktık Taksim’e. Ve yine bir 25 Kasım klasiği olarak erkek devlet de kendini şiddetle temsil etti alanda. 

Bu sene dünyanın dört bir yanında neoliberalizme duyulan öfkeyle halk isyanları ardı ardına yankılanıyor. Lübnan’dan Şili’ye İran’a kadar kapitalizmin insanlık üzerinde yarattığı tahribatlar öfkeyi sokaklara taşırıyor. Bolivya’da faşist askeri darbeyle sarsıldı. Yerli halkların iradesi hiçe sayılarak. Türkiye’de de yoksulluk, savaş, kayyumlar ve erkek şiddeti katmerleniyor. Tüm bu isyanlarda ve yaşananlarda en önemli ortak nokta ise politik özne olarak kadınların isyanlardaki direnme kararlılığı ve ön açması oldu, oluyor. Mirabeller’in şanından mirastır bize de direnmek. Dün ve bugün olduğu gibi, yarın da böyle olacağı dünden belli olarak yaşıyoruz bu gururu.

Şiddet… Şiddet… Şiddet… Memlekette her gün en az 3 kasap öldürülse kırmızı alarm verilirdi her halde. Bu kasaplardan kim ne istiyor diye teyakkuz olurdu. Ancak kadın cinayetleri infial yaratmıyor. Kadının fıtratında katledilmek vardır diyecekler utanmasalar. İşte bu yüzden erkek şiddetiyle günde 3’ümüz 5’imiz öldüğümüz halde önlem alınmamasıdır şiddet aynı zamanda. Erkeklerin ödüllendirilmesidir. Kadın cinayetlerinin politik yanı da burada alenen apaçık ortadadır.

Kadına yönelik şiddet otobüste, minibüste, vapurda, trende, havada uçarken her an her yerde tacize ve tecavüze açık halde görülmemiz. Çünkü yüzlerce binlerce kez ürettiniz. Üzerinde ne vardı. O saatte orada ne işi vardı diye. İhtiyar bir alçak genç bir kadına geçtiğimiz günlerde “karşıma oturma gözüm kayıyor” diyordu. Tacizi yaşlarının arkasına gizleyip suç işlemek de var. Ama bir suç daha var ki tacize karşı susmayan arkadaşımızın erkek olan şoför tarafından susturulmak istenmesi! Aynı zamanda bu suçu işleyen şoför, tacizci erkeğe beyefendi demek suretiyle onunla dayanışmayı da ihmal etmiyor. Şiddet aynı zamanda tacizcilerin korunması ve cezasızlık politikasıdır.

Şiddet kadın için savaşın kendisidir. Şiddet erkekliklerini alıp savaşanların naralarıdır. Kadın bedeninin hedef alınmasıdır. 

Şiddet bir iş yerinde ilk önce işsiz kalmak, aynı işi yaptığın erkekten daha az ücret almak, “çalışmak neyine evlen kocar bakar” zırvalarına maruz kalmaktır. 

Şiddet toplumsal cinsiyet rolleri üzerine yıkılan kadınlara her gün “bugün ne pişirsem” sorusunu sormak zorunda bırakan erkek egemenliğidir. 

Şiddet karanlıkta arkayı kollamadan yürüyememektir.

Şiddet 25 Kasımlarda kadınların eylemlerine gazla müdahale ederek kadın katillerine cesaret vermektir.

Ve daha fazlası.

Ancak bu karamsar tablo asla kadınların mücadele kararlılığını etkileyemiyor. 2019 25 Kasımı önce valilik tarafından yasaklandı. Ancak birlikte olmanın, birlikte mücadele etmenin, birlikte güçlü olmanın tadını bilen kadınlar olarak önce Taksimi açtırdık. Sonra yine taksimi mora boyadık. Şiddetsiz yaşamlar için cehenneme çevirdiğiniz dünyamızda kadın dayanışmamızla küçük cennetler kurmaya devam.

Küratoryal perspektiften çağdaş sanat dinamikleri: Bir Merakı Birlikte Keşfetmek ve Paylaşmak

Program Hakkında:

Bu program, çağdaş sanat tarihinin köşe taşları ile çağdaş sanata akan ve onu besleyen kanallar, dolaşıma sokan ve yaygınlaştıran kurumlar, çağdaş sanat sergilerine yön veren küratoryal yaklaşımlar; özetle, çağdaş sanatın bağlamı ve dinamikleri üzerinedir. 

Şüphesiz benzer içerikler kuramsal ve uygulamalı boyutlarıyla defalarca ele alınmış olup bundan sonra da defalarca farklı çevrelerde tartışılacaktır. Bu seminer dizisi katılımcıları, bilgi birikimini aktarmaktan mutluluk duyan akademik gelenekten gelen eğitmenler ve alanda özverili çalışmalarda bulunmakta olan davetli sanat profesyonelleri rehberliğinde bir merakı keşfetmek, birlikte araştırmak ve paylaşmak için bir araya gelmeye davet etmektedir. 

Doç. Dr. Ayşegül Güçhan ile Dr. İpek Çankaya tarafından tasarlanıp geliştirilen program halka sanat projesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşmektedir. Eğitmenlerden teorik dersler, sanat profesyonellerinden deneyim paylaşımları, katılımcıların grup çalışmasıyla hazırlayacakları bir proje ve rehberli alan gezisinden oluşan eğitimin sonunda programı eksiksiz tamamlayan katılımcılar bitirme belgesi almaya hak kazanacaklardır.

Kimler Katılabilir?

Başta sanat, kültür ve sanat yönetimi olmak üzere yaratıcı alana dahil ya da yakından ilişkili edebiyat, mimarlık, felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi, iletişim ve benzeri bölümlerde eğitim alan lisans ve lisansüstü öğrencileri ve mezunları olmak üzere, alana ilgi duyan, okuma, araştırma yapan ve bilgi ve deneyimini derinleştirmek isteyen herkese açıktır. 

Eğitim Dönemi:

Program 14 Aralık 2019 – 25 Ocak 2020 tarihleri arasında 7 hafta boyunca, Cumartesi 14.00 – 17.00 saatleri arasında, iki oturumda gerçekleşecektir. 

Eğitimin İçeriği:

  • Hafta (14 Aralık 2019)

GİRİŞ: 1960 SONRASI ÇAĞDAŞ SANATTA TÜRLER ve TEMALAR

Doç. Dr. Ayşegül Güçhan – Dr. İpek Çankaya

  • Hafta (21 Aralık 2019)

KÜRATORYAL ÇALIŞMALAR

Doç Dr. Ayşegül Güçhan

(Konuk: Prof. Slobodan Dan Paich)

  • Hafta (28 Aralık 2019)

SANAT EKONOMİSİ VE KOLEKSİYONERLİK

Doç. Dr. Ayşegül Güçhan – Dr. İpek Çankaya

(Konuk: Begüm Alkoçlar)

  • Hafta ( 04 Ocak 2020)

ÇAĞDAŞ SANATTA MEKAN MESELESİ

Doç. Dr. Ayşegül Güçhan – Dr. İpek Çankaya

(Konuk: Yasemin Nur Erkalır)

  • Hafta (11 Ocak 2020)

ALAN GEZİSİ

(Feride Çelik ile)

  • Hafta (18 Ocak 2020)

ÇAĞDAŞ SANATTA KATILIM VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Doç. Dr. Ayşegül Güçhan

(Konuk: Prof. Melih Görgün)

  • Hafta (25 Ocak 2020)

ÇAĞDAŞ SANATTA ULUSLARARASI BAĞLANTILAR

ve KAPANIŞ ÇALIŞTAYI

Doç. Dr. Ayşegül Güçhan – Dr. İpek Çankaya

Kontenjan:

Programın kontenjanı 15 kişi ile sınırlıdır. Katılım için kayıt gerekmektedir.

Etkinlik Mekanı:

halka sanat projesi:

Caferağa Mahallesi Dr. Esat Işık Caddesi Ruşen Ağa Sokak No: 8 Moda Kadıköy

Etkinliğin Dili:

Etkinlik dili Türkçedir. Ancak, ikinci hafta dersin konuğu Prof. Slobodan Dan Paich İngilizce konuşacaktır. Konuşma Türkçe’ye çevrilecektir.

Katılım İçin Gerekenler:

[email protected] adresine yazılı başvuru ile

Kısa özgeçmiş ve niyet mektubu

Son Başvuru:

08.12.2019 Pazar

Tanıtım Görseli: Ethnographies of a Homespun Spinelessness Cult and Other Neighbourly Relations, nabbteeri, 2019, Venedik Bienali, İskandinav Pavyonu

İtaat duvarlarını aşıp gökyüzüne kanat çırpanların öyküsü: Sakallı Kralların Gölgeleri

0

Delidolu okurlarının Gevişgetirenler Zamanı adlı yapıtıyla tanıdığı, Portekizce edebiyatın 20. yüzyıldaki en önemli yazarlarından biri olan José J. Veiga’nın ödüllü romanı Sakallı Kralların Gölgeleri, bir çocuğun iç dünyasını, toplumsal sorunlarla iç içe geçen sancılı büyüme ve olgunlaşma hikâyesini anlatıyor.

Yazar, sade ama tedirgin edici, çarpıcı üslubunu bu kitabında da ustalıkla ortaya koyarken toplumsal yaşayışa, aile ilişkilerine, özgürlüğe, otoriter rejimler karşısındaki insani zaaf ve erdemlere dair incelikle kalem oynatıyor. İşlediği konuların evrensel niteliği sayesinde, yazıldığı dönemin ve coğrafyanın ötesine uzanabilen bu etkileyici alegorik roman, baskı ve adaletsizlik karşısındaki tutumumuzun sonuçları üzerine düşündürüyor.

Bir gün şehre bir Şirket gelir ve umutları suya düşüren beklenmedik bir dönüşüm başlar. Lucas’ın hafızasından süzülen satırlarda, şehirdeki tek otorite hâline gelen Şirket’in kuruluşunun ardından yaşananlara, günbegün artan baskı ve korkuya, absürd yasaklara, aşılamaz duvarlara, şehrin üzerinde uçan akbabalara, müfettişlerin gölgelerine, özgürlüğü ve düşleri elinden alınmış bir toplumun yeniden kanatlanışına tanık oluyoruz.

“Her tarafı çevreleyen duvarlar, yorucu ve heves kırıcı bir hâl almış, bunun yanı sıra şehirde neler olup bittiğini ve ahalinin neler düşünüp konuştuğunu öğrenmeyi zorlaştırmıştı. Eskiden, okuldan eve anneme anlatacak pek çok havadisle dönerken şimdi dünyadan haberim olmadan gidip geliyordum. Yolda rastladığım az sayıdaki insan da ya her şeyden bihaber oluyor ya da konuşmaya heves etmiyordu. Yukarısı hariç nereye bakarsak bakalım duvarları görüyorduk. Zaten, bulutlar ve akbabalar dışında bir şey görmenin mümkün olmadığı gökyüzüne ne diye bakacaktık?”

Yılın öne çıkan yerli yapımları, kısa filmler ve kısa klâsiklerden oluşan benzersiz bir çocuk filmleri seçkisi 25. Gezici Festivalde

0

Ankara Sinema Derneği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 25. yılında 29 Kasım-5 Aralık tarihleri arasında Ankara’da, 6-8 Aralık’ta Sinop’ta ve 9-12 Aralık’ta Kastamonu’da perdelerini açacak. Yılın önemli yerli yapımlarını ve kısa filmlerini beyazperdede izleme imkânı sunan Festival, küçük izleyicilerini de sinema tarihinin en değerli canlandırma sanatçılarına ait zamansız eserlerden oluşan bir çocuk filmleri seçkisiyle buluşturacak.

TÜRKİYE 2019

25. Gezici Festival’inTürkiye Sineması bölümünde bu yıl yine festivallerde öne çıkan, ödül kazanan, tartışılan yeni yerli filmler seyirciyle buluşacak. Yerli sinemadaki son gelişmeleri yakından takip etme olanağı sunan bu bölümdeki filmler, festivale konuk olacak film ekipleriyle yapılacak söyleşiler eşliğinde gösterilecek.

Video ve performans alanındaki çalışmalarıyla tanınan güncel sanatçı Köken Ergun’un, dünya galasını Rotterdam Film Festivali’nde yapan ve İstanbul Film Festivali’nin belgesel yarışmasında yer alan filmi Şehitler, Çanakkale Savaşı’nın tarihsel mirası etrafında gelişen şehitlik ve kahramanlık kavramlarına farklı bir bakış açısı sunuyor. Filmin gösterimi yönetmen Köken Ergun, görüntü yönetmeni Batu Tezyüksel ve yapımcı Asena Hayal’in katılımıyla gerçekleştirilecek.

Burak Çevik’in, ilk uzun metrajlı filmi Tuzdan Kaide’nin ardından Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yer alan ikinci filmi Aidiyet, gerçek bir cinayetle ilgili mahkeme kayıtlarıyla kişisel tanıklıklara dayanarak çekilmiş bir suç hikâyesi. Sinemanın farklı türleri arasında geçişler sunan film, aynı zamanda bir aşk hikâyesi ve bir yol filmi olarak tanımlanabilir. Gösterim, yönetmen Burak Çevik’in katılımıyla gerçekleştirilecek.

Emin Alper’in üçüncü filmi Kız Kardeşler, ulusal ve uluslararası festivallerdeki başarısıyla bu yılın en öne çıkan yapımlarından biri. Dünya galasını Berlin Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde yapan, İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film, Yönetmen, Kadın Oyuncu, Müzik ve FIPRESCI ödüllerini, Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan film, annelerini kaybettikten sonra besleme olarak farklı ailelere verilen üç kız kardeşin hikâyesi.

Dünya galasını yaptığı Tribeca Film Festivali’nde senaryosu ve başrol oyuncularından Ali Atay’ın performansı ile ödüllere layık görülen, Adana Film Festivali’nde En iyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödüllerini alan, Cenk Ertürk’ün ilk uzun metrajlı filmi Nuh Tepesi, bir yandan orta yaşın getirdiği krizlerle boğuşurken bir yandan da kendi diktiğini iddia ettiği Nuh Ağacı’nın altına gömülmek isteyen babasının son isteğini gerçekleştirmeye çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Filmin gösterimi, yönetmen Cenk Ertürk ve yapımcı Alp Ertürk’ün katılımıyla gerçekleştirilecek.

İlk filmi Babamın Kanatları ile ulusal ve uluslararası festivallerde başarı gösteren Kıvanç Sezer’in ikinci filmi Küçük Şeyler, dünya galasını Karlovy Vary Film Festivali’nde yaptıktan sonra, Adana ve Antalya gibi ulusal festivallerde ödüller ve övgülerle karşılandı.Yönetmen bu kez, ilk filminde hikâyesini anlattığı işçiler tarafından inşa edilmiş sitelerden birinde yaşayan orta sınıf bir çiftin ilişkisine odaklanıyor. Gösterim, yönetmen Kıvanç Sezer ve başrol oyuncuları Alican Yücesoy ile Başak Özcan’ın katılımıyla gerçekleştirilecek.

Antalya Film Festivali tarihinde bir rekora imza atarak En İyi Film dahil 10 ödülün sahibi olan Bozkır, daha önce reklam sektöründe ve sinemada görüntü ve post-prodüksiyon alanlarında çalışan Ali Özel’in ilk filmi. Antalya Film Festivali’nin Ulusal Yarışma Jüri Başkanı Zeki Demirkubuz’un ödül töreninde yaptığı konuşmada ‘Yaşamın doğasını, geçmişi, geride bıraktıklarımızı, ölümü hatırlatan, bir parça olsun kendimize gelmemizi sağlayan, zamanın ruhunu hissettiren, hakikatin izini süren aşkın bir film’ diye tanımladığı ‘Bozkır’, baraj çalışması nedeniyle kısa bir süre sonra sular altında kalacak bir köyde yaşadıkları için evleriyle beraber annelerinin bahçedeki mezarını da veda etmek durumunda kalan bir ailenin hikâyesini perdeye yansıtıyor. Gösterim, yönetmen Ali Özel ile filmin oyuncuları Mücahit Koçak, Hakan Emre Ünal, Ozan Dağara ve Elif Aydın’ın katılımıyla gerçekleştirilecek.

Kısa filmler ve belgeseller çeken, yardımcı yönetmen ve yürütücü yapımcı olarak birçok sinema filminde görev alan Özkan Yılmaz’ın ilk uzun metrajlı sinema filmi Soluk, Türkiye galasını Antalya Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde yaptı.  Başrolünde Uğur Polat’ın rol aldığı, Antalya’da Aslı İnandık’a En İyi yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandıran film, yaşama tutunma arzusunun bir araya getirdiği birbirinden çok farklı üç karakter etrafında gelişen bir hikâye anlatıyor. Filmin gösterimi yönetmen Özkan Yılmaz, yapımcı ve senaryo yazarı Benan Yılmaz, oyuncular Uğur Polat ve Emrullah Çakay’ın katılımıyla gerçekleştirilecek.

KISA İYİDİR

Kısa filme hak ettiği ilgiyi göstermeye önem veren Gezici Festival, bu yıl yine son dönemin en dikkate değer kısa filmlerinden oluşan bir seçki sunuyor.

İki bölüm halinde gösterilecek kısa film seçkisinde, Bogdan Muresanu’nun dünyanın en önemli kısa film festivallerinden Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali’nde büyük ödülü kazanan filmi Noel Hediyesi (Cadoul de Craciun), Bobbie Peers’in Moskova Film Festivali’nde ödül kazanan filmi Bayrağı Dikmek (To Plant A Flag), Quentin Baillieux’nun Clermont-Ferrand’ın bu yılki yarışma seçkisinde yer alan canlandırma filmi Le Mans 1955, Yves Piat’nın yine Clermont-Ferrand’da izleyici ödülünü alan ve başka festivallerde de ödüller kazanan filmi Nefta Football Club, Burcu Aykar’ın Akbank Kısa Film Festivali ve Antalya Film Festivali’nde En İyi Film seçilen filmi Ablam, Guy Nattiv’in Oscar ödüllü filmi Deri (Skin), Kanadalı canlandırma sanatçısı Valerie Barnhart’ın bu yılın dikkat çeken canlandırma filmleri arasında yer alan filmi Koridordaki Kız (Girl in the Hallway), Konstantinos Antonopoulos’un birçok festivalin seçkisinde yer alan filmi Dünyanın Sonundan Kartpostallar (Postcards from the End of the World), Michael Kranz’ın Kişisel Sınırım (MyBorder’s Joyfence), Raphaële Bezin’in Ortak Alan (L’Espace Commun), Anne Huynh’un Dedem Saklanıyor (My Grandpa is Hiding) ve Ceylan Özgün Özçelik’in, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair üç filmden oluşan Cadı Üçlemesi’nin ilk ayağı olan kısa filmi 13+ yer alıyor. İlk gösterimi Sitges Fantastik Film Festivali’nde yapılan 13 +’nın gösterimine filmin yönetmeni Ceylan Özçelik ve yapımcı Armağan Lale katılacak.

ÇOCUK FİLMLERİ ÇEKYA’DAN

25. Gezici Festival bu yıl küçük izleyicilerini sinema tarihinin en değerli canlandırma sanatçılarına ait zamansız eserlerden oluşan bir çocuk filmleri seçkisiyle buluşturacak.

Bu bölümde Çek canlandırma sinemasının kurucularından, stop-motion tekniğiyle çektiği filmleriyle tanınan Hermína Týrlová’nın İki Yün Yumağı (Dvě klubíčka), Afacan Yün Yumakları (Rozpustilí bráškové) ve Haylaz Sapan (Prak darebák) adlı filmleri; Çek canlandırma sanatının bir başka ustası olan Ludvík Kadleček’in filmi Kapışma (Myší Kočičiny) ve kukla canlandırma alanında uzmanlaşan usta sanatçı Jiří Brdečka’nın Yanlış Çizilmiş Tavuk (Spatne Namalovana Slepice) adlı filmleri seyirciyle buluşacak.

BEHİÇ AK AFİŞLERİ SERGİSİ

Gezici Festival, 25. yılında Festival’e kendine özgü karakterini veren en önemli unsurlardan birisi olan Behiç Ak imzalı festival afişlerinin yer aldığı bir sergi düzenliyor. 

Kuruluşundan bu yana Gezici Festival için her sene birbirinden güzel afişler hazırlayan usta karikatürist, yazar Behiç Ak’ın bugüne kadar Festival için hazırladığı tüm afişlerin yer aldığı sergi 2-9 Aralık tarihleri arasında, Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki Abidin Dino Sergi Salonu’nda izlenebilir.

İklim kriziyle tam da bu şekilde mücadele ediyoruz | VİDEO

Neydi o?

Vay, şuna bir bak Harry.

Tomas, bu bir çığ değil mi?

Evet ama kontrol altında.

Ne kadar da şiddetli.

Güvenli mi?

Tabii, ne yaptıklarını biliyorlardır.

Baba!

Bana kontrol altındaymış gibi görünmüyor.

Babaa.

Sakin ol Harry.

Babaa!!

İklim felaketini durdurmak için sadece 11 yılımız var.

Tepki gösteriyor muyuz?

via GIPHY

Çeviri: Ferhat SULUDERE

Video Kaynağı: Hope. Stand up for the planet

Altyazı Kaynağı: seninhikayen