Ana Sayfa Blog Sayfa 180

Çıtayı iyice yükselten Netflix, sinema salonları satın almak istiyor

1

Netflix, küçük ekranlardaki büyük beyaz perdeye geçiş yapmaya hazırlanıyor. Şirket, sinema salonları zinciri satın alabilir.

Dünyanın en büyük çevrimiçi yayın platformu Netflix, film ve dizilerini sinemalarda yayınlayabilmek için New York ve Los Angeles’da hizmet veren sinema salonlarını almak istediğini belirtti. Küçük ekranlardan büyük beyaz perdelere geçişe hazırlanan Netflix’in Los Angeles merkezli Landmark sinema salonlarını almak için çalışmalara başladığı, ancak karşılarına çıkan fiyatı çok yüksek buldukları ortaya çıktı.

Bir sinema salonu zinciri satın almak, eğlence devi olma konusunda adım adım ilerleyen bir firma için çok önemli sayılabilir. Kaliforniya merkezli Netflix firması, bu yıl film ve dizi projeleri için 8 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı. Şirket bu bütçeyle pek çok film ve dizi çıkaracak olmasına rağmen hala geleneksel film yapım endüstrisinin saygısını kazanamadı.

Geçtiğimiz ay Steven Spielberg, Netflix gibi içerik sağlayıcılarının filmlerinin Oscar gibi ödül törenlerinde yer almaması gerektiğini açıkladı. Bunun dışında Cannes Film Festivali yönetim kurulu, Netflix filmlerine ödül vermeyeceklerini duyurarak şirketin festivalde yer alan filmlerini kaldırmasını istedi.

Netflix, film ve dizileriyle 100 milyondan fazla abonesini memnun ediyor olsa da, film endüstrisini kazanmak için bu projeleri sinemalarda yayınlanması gerekiyor. Bu durum film endüstrisi cephesinde şirketin itibarını yükseltmesine yardımcı olacak. Netflix, sinema salonu satın alımı konusu hakkında henüz bir açıklama yapmadı. Şirket, muhtemelen önümüzdeki dönemde uygun sinema salonu zincirlerini araştırarak, film ve dizi projelerinin yeniden yarışmalarda yer almasını sağlayacak.

Kapak Görseli  | Alıntı | webtekno.com |

29. Ankara Film Festivali’nin açılış töreni gerçekleşti!

29. Ankara Uluslararası Film Festivali MEB Şura Salonunda gerçekleştirilen görkemli bir açılış töreni ile başladı.

Ünsal Ünlü ve Özge Uzun’un sunuculuğunu üstlendiği açılış törenine Ankaralı festival takipçilerinin ilgisi yoğundu. Festival kapsamında yapılan ulusal yarışmaların ve dünya festivallerinden filmlerin yer aldığı özel seçkilerin tanıtıldığı gecede bu yılın Onur Ödülleri de sahiplerine takdim edildi.

‘Aziz Nesin Emek Ödülü’nü Türkiye ve Dünya sinemasının önemli filmlerinde, başrollerde ve yan rollerde derin ve samimi karakterler yaratmış oyuncu Menderes Samancılar’a genç oyuncu Alper Saldıran takdim etti. ‘Sanat Çınarı Ödülü’nü çok yönlü ve üretken sanatçı kişiliğiyle genç sanatçılara ilham veren duayen sanatçı Rüştü Asyalı, sevilen oyuncu Bennu Yıldırımlar’ın elinden aldı. ‘Kitle İletişim Ödülü’nü ise Türkiye’de sinema araştırmalarının kurumsallaşmasında önemli yeri olan sinecine Sinema Araştırmaları Dergisi’ne yapımcı Elif Dağdeviren sundu.

Açılış gecesinin özel davetlileri ödül töreninin ardından Emin Fındıkoğlu Quartet konseriyle keyifli anlar yaşadı.

Dünya ve Türkiye sinemasının dikkat çekici filmlerinin bir araya geldiği zengin bir programla sinemaseverlerle buluşacak olan Ankara Uluslararası Film Festivali, 29 Nisan tarihine kadar film gösterimleri, yarışmalar, atölyeler ve özel etkinliklerle devam edecek.

Fotoğraflar: Deniz Ali Tatar

Yenilikçi bir festival anlayışı: Datça Tiyatro Festivali

0

Bu yaz Datça’da yepyeni bir festival doğuyor. İçinde tarihi, denizi, müziği, eğlenceyi ve daha birçok farklı deneyimi barındıran Datça Tiyatro Festivali sanatseverleri 15-18 Temmuz tarihleri arasında Datça’ya bekliyor.

Dopdolu içeriğiyle tiyatro festivali anlayışını değiştirmeyi hedefleyen Datça Tiyatro Festivali, Datça’nın merkezinde bulunan Esenada Burnu’nda, 2 bin 500 kişilik Datça Amfi Tiyatrosu ve hemen yanındaki devasa panayır alanıyla altı günlük bir yaşam alanı kuracak.

Sıradan bir festivalden daha fazlasını arayanlar için tasarlanmış festival programında, oyunların yanı sıra; fuayeler, söyleşiler, film gösterimleri, konserler, atölyeler, dans performansları gibi birçok etkinlik yer alacak.

“Tiyatro Muhabbetten Doğar” fikriyle mavi ile yeşilin birleştiği alanda düzenlenecek festivalde misafirler takip ettikleri usta ekiplerle fuaye ve söyleşiler aracılığıyla iletişime geçme şansı da yakalayacak.

Festival anlayışına yenilikçi bir soluk getirecek Datça Tiyatro Festivali’nin detaylı programı yakında açıklanacak.

Kendimizden başka kurtarıcı beklemiyoruz!

2019 bugündür, biliyoruz: Özgürlük ve eşitlik isteyen tüm yurttaşları; tüm emek, barış ve yaşam savunucularını ortak kaderimize, ortak geleceğimize sahip çıkacak büyük bir yürüyüş kolunu örgütlemek için, tarihin çağrısına yanıt vermek için Özgürlük’te buluşmaya çağırıyoruz.

Bir yanda, OHAL/KHK düzenine savaş düzenini ekleyerek; hakikati yok ederek; üniversiteyi ve seçim güvenliğini ayaklar altına alarak; kadınları, gençleri, sanatçıları, emekten, barıştan ve yaşamdan yana herkesi korkutup sindirerek, büyük yağma ve soygun düzenine zafer kazandırmak isteyenler…

Diğer yanda, biz varız! Biz milyonlar, biz yurttaşlar, biz itaat etmeyenler, biz direnenler!

Geçmiş ve gelecek; kent ve kır; bilim ve hakikat; kadın, erkek, LGBTİ; Alevi ve Sünni; kardeşçe ve özgürce yaşamak isteyen Türk, Kürt, Arap bütün halklardan yurttaşlar; işçiler ve sanatçılar; köylüler ve hekimler, gazeteciler, avukatlar, mimarlar, mühendisler ve öğrenciler… Biz halkız, memleket biziz, geçmiş ve gelecek biziz: Diktatörlük değil, özgürlük istiyoruz!

Yeni bir ülkeyi, yeni bir cumhuriyeti, yeni bir yurttaşlık düzenini kuracak ellerimizi birleştirmek için yeni bir adım atıyoruz. Memleketin üstüne çöken kederi, özgürlük şarkılarıyla yırtıyoruz. Özgürlüğü ve eşitliği; barışı ve laikliği; kentleri ve yaşamı; haklarımızı ve hayatımızı savunmanın meşruluğuyla, halk olmanın onuruyla ayağa kalkıyoruz. Halkın yaşamın her alanında siyasete katılımının en eşit, en özgür, en demokratik örneklerini verdiğimiz forumlarda, meclislerde yükselttiğimiz seslerimizi buluşturuyoruz. Herkesi “ya hep beraber ya hiç birimiz” diyen ve binlerce koldan oluşan eşit ve farklı bir gövde gibi yeni bir başlangıcın adımını atmaya; sevinçle ve umutla Özgürlük’te buluşmaya çağırıyoruz.

2019 bugündür! Yarını kazanmak için bugün atmamız gereken adımları; bu kederli iklimin karşısında umutlu ve yaratıcı bir yolun rotasını hep birlikte çizmek için Özgürlük’te buluşuyoruz.

Büyük bir ses çıkartacak ve ülkemizi yeniden kuracak büyük bir gücün sahibiyiz: Kazanılmış haklarımızı korumak; özgürlük, eşitlik, laiklik, barış, yurtseverlik, kadın özgürlüğü ve yaşamdan yana bütün ortak ilkelerimizi yeni bir kamunun, yeni bir yurttaşlığın, yeni bir cumhuriyetin kurucu taşlarına dönüştürmek için Özgürlük’te buluşuyoruz.

Ortak direnişlerimizden çıkardığımız derslerle hayatımıza sahip çıkacak bir irade; sonuç alıcı bir mücadele örgütlenmesi oluşturabilir; ülkemizi yeniden kurabiliriz. Ses çıkarmak ve durdurmak için Özgürlük’te buluşuyoruz.

Tüm yurttaşları, 22 Nisan Pazar günü Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda yapacağımız Özgürlük Buluşması’na çağırıyoruz.

 

37. İstanbul Film Festivali’nden kısa izlenimler

0

Herkese yepyeni bir festival yazısından merhaba! İlk kez bu yılında akredite aldığım İstanbul Film Festivali’ndeki birkaç günümden sizlere bahsetmek istiyorum. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (IKSV) bu dönem birçok etkinliğine katılma fırsatı buldum ve hakikaten çok keyifli vakitler geçirdim. Caz Festivali kapsamında LP konseri adete büyüleyiciydi.

Sıra İstanbul Film Festivali’ne geldiğinde ise, festivalde az vakit geçirmiş olsam da güzel filmlerle buluştum. Daha önceki festivallerde izlediğim ve vizyonda da gördüğümüz Buğday, Körfez, Eksi Bir ve Sofra Sırları gibi filmlerin de burada olması çok güzel. Yerli filmlerin yanı sıra, Vodafone Red galaları kapsamında yıldız oyuncularla usta yönetmenlerle buluştuğu filmlerden izleme şansı buldum. Ödüllerde ise, yarıştığı festivallerde bir türlü hak ettiği ödüllere kavuşamadığını düşündüğüm “Sofra Sırları”nın; En iyi Senaryo, Kurgu ve Demet Evgar ile En İyi Kadın Oyuncu ödüllerine kavuşması ise muhteşem oldu. “Kelebekler”in de 2 güzel ödül alması, ayrı bir keyif.

Şimdi festivalde izleyebildiğim filmlerden bazı değerlendirmelerimi sizlere sunacağım…

KELEBEKLER

İnsan hayatı, kuş misali… Bir gün varız, bir gün yokuz. Beklediğimiz şeyler bir türlü olmaz, ama bazen de olmayacağı anda gerçekleşir ve olur işte… Ve vardığı noktada ise “abi bi dakika, ne alaka?” dediğimiz yere gelince, güler miyiz ağlar mıyız bilemeyiz. “Kelebekler” festival başlamadan, birkaç hafta önce vizyona girmiş olsa da, yurt içi festival yolculuğuna İstanbul Film Festivali ile başladı.

Filmin olay örgüsü kusursuz ilerliyor diyebiliriz. Çünkü her bir karakter tam zamanında hikayeye dahil olurken, beklemediğimiz olaylar da doğru bir yolda gelişiyor. Tolga Karaçelik’in yönetmenlik ve senaristlikteki başarısı tam gaz sürüyor. Sarmaşık’taki gerilim havasının ardından, Kelebekler ile dram ve kara komedi karışımı ürün ortaya çıkarmak büyük bir marifet. Bartu Küçükçağlayan ve Tuğçe Altuğ, rollerine büyük derecede bağlı ve güçlü oyunculuklar sergilemişler.

Tavuk patlama sahneleri ise filme ayrı bir haz ve renk veriyor. Ayrıca buna neden olan durumlar da filmde ayrı bir mizah havası katmıyor değil. Ama benim en çok krize girdiğim sahne, Tolga Karaçelik’in ilk filmi Gişe Memuru’na yaptığı gönderme. Serken Ercan’ın yer aldığı sahne muazzamdı. Filmin finali çok önemli bir nokta olarak karşımıza çıkıyor, ama film biri bir yere götürürken, çok bambaşka bir yerde bırakıyor ve gülme krizi bir tutturuyor ki (izlemeyenler için tutturacak ki), sormayın.

LOCMAN

Şükrü Alaçam’ın ailesinin gerçek hayat hikâyesinden aktardığı “Locman” makinist olan, daha sonra terfi alarak tayini çıkarak depo şefi olan Uğur ve ailesinin hayatına odaklanıyor. Tekniksel anlamda ufak sıkıntıları olsa da filmin, Yönetimsel olarak başarılı bir ilerleyişi olduğunu söyleyebiliriz.

Bir şey bilmeden korkulara ve ön yargılara karşı dostluğu ortaya koyan filmin, hikayesel olarak sağlam bir konusu olsa da, senaryosundaki pürüzler gözle görülebilecek derecede. Alevilik meselesini önyargılı bir şekilde kötü olarak bilen karakter, bunu uzun süre bu şekilde biliyor ve bu süre biraz uzuyor. Ayrıca filmin finalinde gelişen durumlar, bir anda gerçekleşiyor ve final hemen hızlıca toparlanıp sonuçlanıyor. Filmde yaş olarak küçük büyük bütün oyuncular, adeta filmde olduğumuzu hissettiren bir havada başarılı performanslar sergiliyorlar. Küçük oyuncu Nisa Sofiya Aksungur’un şahane performansı ve karakterinin hikayesi filme ayrı bir şefkat duygusu yüklüyor.

KÖPEK ADASI / ISLE OF DOGS

Animasyon filmleri her zaman umudu simgeler. Yine yanılmadım, olağanüstü bir senaryonun, dram ve aksiyon ile bu kadar birbirine uyabileceğini görmek yine zevk vericiydi. 2015 Oscar’larında karşımıza çıkan “The Grand Budapest Hotel” filmiyle sıcak bir bağ kurduran yönetmen Wes Anderson, bu kez gerçekliği olan, siyaseti de hayatı da dramı da içine alan sımsıcak bir film.1910’da gerçekleşen Hayırsız Ada olayını da hatırlatan film; köpek sevgisini içinde tutanları kimi zaman hiddetlendirecek olsa da, kimi zaman da gözyaşlarını durdurtamıyor.

Şehirden bir virüs saldıkları şüphesiyle uzaklaştırılan köpekler, bir adaya sürülür. Bu köpeklerin içinde 12 yaşındaki Atari Kobayashi’nin koruma köpeği Spots da vardır. Minyatür uçağına atlayan Atari, tek başına nehrin karşı tarafına geçer ve köpeğini aramaya koyulur. Bu arayış, aslında bambaşka gerçekleri de ortaya çıkarır. Senaryonun bu bağlamda, başladığı gibi bitmemesi ve sürprizler yaratması adeta keyif veriyor. Köpeklerin konuşturulması ve insanlarla bağ kurması da çok etkileyici anlatılmış. Canlılar arasındaki duygusal ve biyolojik bağlar için de altı çizili bir şekilde vurgu yok değil.

SAPLANTI / UNSANE

İphone ile çekilmiş olan film, hikayesiyle bile kulağa enteresan gelen bir yapımdı. Yeni bir başlangıç yapmak isteyen Claire yeni şehrine ve yeni işine başlar. Fakat geçmiş gölgesi gibi onu takip eder ve isteği dışında bir akıl hastanesine kapatılır. Burada ise geçmiş korkularıyla yüzleşme başlar.

Hikayesel anlamda seyirciye Claire ile birlikte oyunlar oynatan bir senaryo var. Senaryonun, gerilim öğesini kendi içinde iyi tutan bir yanı olsa da, mantık hataları da yok değil. Bu hatalar bu tarz filmlerde görebileceğimiz hatalar olsa da fark edilebilir durumdalar. Bu filmde de aslında, insanın çaresizken karşılaştığı durumlar sorgulanıyor ve bundan sürekli kaçmaya çalışılsa da sürekli kötülük geliyor, ana karakterin karşısına çıkıyor.
Özellikle final tam bir rezillikti. Karakterin bunca zaman sonra hala saplantıdan kurtulamamış olması, benzettiği kişiye bıçağı alıp yürümesi vs çok ütopik bir sahne ile sonladı film.

SİYAH NEHİR / FLEUVE NOIR

Roman uyarlaması olan film, içinde bir aile trajedisi barındıran hareketli bir polisiye. Siyah Nehir, bir ailenin ergen oğlunun kaybolmasıyla devreye giren çılgın komiser Visconti’nin olayı araştırmasını konu alıyor. İşin içine ailenin babası ve çocuğun öğretmeni de dahil olunca işler bambaşka bir hale dönüşüyor.

Trajedi ve polisiyenin bir aradalığı, akıcı ve başarılı bir senaryo ile karşımıza çıkıyor. Evet bazı sahneler çok fazla mı duruyor ve bu süreyi çok mu uzatıyor, yalan değil. Bazı fazlalık yaratan sahneler, belki de filmi ağırlaştıran yanları. Ama temelde yaşanan ana hikaye güçlü bir temele sahip ve özellikle finalde şoke eden sonuçlar da oldukça iyi yazılmış.
Filmin bir diğer artısı ise Vincent Cassel’in başarılı performansı. Karakterin ilginç hikayesi de film için ayrı bir heyecan duyurtsa da, Cassel’in performansı filmi ayrı bir izlenir kılıyor.

KISMET, SEVGİLİM: İLK ŞARKI / MEKTOUB, MY LOVE: CANTO UNO

“Mavi En Sıcak Renktir” filmiyle tanıdığımız yönetmen Abdellatif Kechiche’n yeni filmi “Kısmet, Sevgilim: İlk Şarkı” bir roman uyarlaması. Yaz tatili için Paris’ten Sete’ye evine dönen genç adam Amin’in yaz anılarını barındıran filmde, yaz anılarının yanı sıra senarist olan genç adamın yeni filmi hakkında kafa yormalarına da şahit oluyoruz.

Film, aslında bir gençlik filmi havasında ilerliyor. İlişkiler, arkadaşlıklar, yeni duygularla buluşmalar bir arada. Fakat film ilişki sarmallarından bir türlü kafanızı ayıramayacağınız, karma karışık bir senaryo ile yola çıkıyor. Hikaye kimi zaman doğru noktalara parmak bassa da, kimi zaman da çok yanlış yollarsa sapar bir halde. Daha ilk dakikada aşırı cinsellikle açılan filmde, ilk itilmeyi yaşıyorsunuz. Ardından ilişkiler çabukça değişiyor ve Dallas vari hikayenin ortasına geldik diyebiliyorsunuz.

Ama gençlik filmleri, her zaman içinde ışık barındırır. Filmin genç oyuncuları parıldıyorlar ve filme renk katmıyor değiller. Filmde bolca müziğe de rastlayabiliyorsunuz, gençlik temalı bir filmde uygun ilerliyor müzikler.

37. İstanbul Film Festivali ödülleri sahiplerini buldu

0

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 37. İstanbul Film Festivali’nin ödülleri, 17 Nisan Salı akşamı Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu. Festivalde ulusal ve uluslararası yarışmalarda toplam 60 film yarıştı.

37. İstanbul Film Festivali Ödül Töreni 17 Nisan Salı gecesi Rahmi M. Koç Müzesi’nde yapıldı. Yazar ve programcı Yekta Kopan’ın sunuculuğu üstlendiği gecede Uluslararası ve Ulusal Altın Lale ödüllerinin yanı sıra, Ulusal Yarışma bölümünde En İyi YönetmenJüri Özel ÖdülüEn İyi Kadın OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi SenaryoEn İyi Görüntü YönetmeniEn İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müziködülleri takdim edildi. Ödül töreninde ayrıca Ulusal Belgesel YarışmasıUlusal Kısa Film Yarışması ödülleriSeyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, Sinemada İnsan Hakları Ödülü ve Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülleri’nin kazananları da açıklandı.

Uluslararası Yarışma Ödülleri

Başkanlığını geçen yıl Altın Lale ödülünü alan yönetmen João Pedro Rodrigues’in üstlendiği 37. İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışma jürisinde yönetmen Marcelo Martinessi, oyuncu Angeliki Papoulia, müzisyen Pivio ve Tallinn Film Festivali direktörü Tiina Lokk yer aldı.

İKSV eski yönetim kurulu başkanı ve İstanbul Film Festivali kurucularından Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü için bu yıl 11 ülkeden 11 film yarıştı. Altın Lale’yi bu yıl, Valeska Grisebach’in Western adlı filmi kazandı. Jüri başkanı João Pedro Rodrigues’in açıkladığı ödülü Grisebach’a Eczacıbaşı Holding İnsan Kaynakları ve İnovasyon Grup Başkanı Ata Selçuk takdim etti.

Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 25 bin Avroluk para ödülüyle desteklenen ödülün 10 bin Avrosu filmin yönetmenine, 10 bin Avrosu filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenen firmaya, 5 bin Avrosu ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine veriliyor.

Uluslararası Yarışma Jüri Özel Ödülü Nelson Carlo de los Santos Arias’ın yönettiği Cocote’ye verildi. Nelson Carlo de los Santos Arias’a ödülü Tallinn Film Festivali direktörü Tiina Lokk takdim etti.

Ulusal Yarışma Ödülleri

Ulusal Yarışma’da en iyi filme verilen Altın Lale Ödülü için, yapımı 2017-2018 sezonunda tamamlanan 13 film yarıştı. Bu yıl yarışmadaki 10 filmin dünya prömiyeri, birinin ise Türkiye prömiyeri festivalde yapıldı. Ulusal Yarışma jürisi yönetmen Pelin Esmer başkanlığında toplandı. Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, oyuncu Selen Uçer, şair Küçük İskender ve sinema yazarı Barbara Lorey de la Charrière oldu.

Ulusal Yarışma jürisi, En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik olmak üzere toplam 9 dalda ödül verdi.

Ulusal Yarışma’da en iyi filme verilen Altın Lale’yi Vuslat Saraçoğlu’nun Borç adlı filmi kazandı. Saraçoğlu’na ödülü jüri başkanı Pelin Esmer takdim etti. Ulusal Yarışma’da Altın Lale Ödülü, 150 bin TL para ödülüyle destekleniyor.

En İyi Yönetmen ödülü, Yol Kenarı filmiyle Tayfun Pirselimoğlu’na verildi. Berlin Film Festivali’nde Mirasçılar filmiyle Gümüş Ayı Ödülü’nü alan yönetmen Marselo Martinessi’nin açıkladığı ödülü Pirselimoğlu’na Türk Tuborg AŞ Operasyonel Pazarlama Müdürü Müdürü Cem Kırmacı tarafından takdim edildi. En İyi Yönetmen ödülü, Türkiye Sineması Tema Sponsorluğunu üstelenen Türk Tuborg AŞ, tarafından 50 bin TL para ödülüyle destekleniyor.

Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’ne Tolga Karaçelik’in Kelebekler adlı filmi layık görüldü. Karaçelik’a ödülü Selen Uçer tarafından takdim edildi. Jüri Özel Ödülü 50 bin TL para ödülüyle destekleniyor.

Hewno Bêreng / Renksiz Rüya filmiyle Mehmet Ali Konar’a Mansiyon verildi. Konar’a ödülü Barbara Lorey de la Charrière takdim etti.

Onur Saylak tarafından açıklanan En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Sofra Sırları filmindeki rolüyle Demet Evgar’ın oldu. En İyi Kadın Oyuncu ödülü 10 bin TL para ödülü ile destekleniyor.

Oyuncu Angeliki Papulia tarafından açıklanan En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü Kelebekler filmindeki rolüyle Tolga Tekin ve Yol Kenarıfilmindeki rolüyle Tansu Biçer kazandı. En İyi Erkek Oyuncu ödülü 10 bin TL para ödülü ile destekleniyor.

En İyi Senaryo Ödülü’nü Sofra Sırları filmiyle Ümit Ünal kazandı. Ünal’a ödülü görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki verdi.

En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’nü Kaçış filmiyle Florent Herry kazandı. Herry’e ödülü görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki verdi.

En İyi Kurgu Ödülü’nü Sofra Sırları filmiyle Osman Bayraktaroğlu kazandı. Bayraktaroğlu’na ödülü Ayat Najafi verdi.

En İyi Özgün Müzik Ödülü Güvercin filmiyle Canset Özge Can’a verildi. Can’a ödülü müzisyen Pivio takdim etti.

Ulusal Kısa Film Yarışması

İstanbul Film Festivali’nin kısa film yapımını özendirmek, bu alanda gelişimi desteklemek ve nitelikli filmleri izleyiciyle buluşturmak amacıyla başlattığı Ulusal Kısa Film Yarışması’nda bu yıl 12 film yer aldı. Filmleri Transilvanya Film Festivali Program Direktörü Mihai Chirilov, senarist, yönetmen ve yapımcı Ceylan Özgün Özçelik ile oyuncu ve yönetmen Onur Saylak’tan oluşan jüri değerlendirdi.

En İyi Kısa Film Ödülü’nü Umut Subaşı’nın Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var adlı filmi kazandı. En İyi Kısa Film ödülü 5.000 TL para ödülü ile destekleniyor.

Harun Durmuş’un Doğu Yakası filmi ise Mansiyon’a layık görüldü.

Ulusal Belgesel Yarışması

Türkiye’de belgesel üretimine uzun yıllardır ilgi gösteren İstanbul Film Festivali’nin, belgesel sinemayı ve sinemacıları desteklemek amacıyla başlattığı Ulusal Belgesel Yarışması’nda bu yıl 10 film yarıştı. Gösterilen belgesellerden 10 film Türkiye prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yaptı. Ulusal Belgesel Yarışma Jürisi’nde yönetmen Ayat Najafi, Belgesel Sinemacılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ünlü ve Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali direktörü Petra Holzer yer aldı.

Petra Holzer’in açıkladığı En İyi Belgesel Ödülü Rojda Akbayır yönettiği Parçalar filmine verildi. En İyi Belgesel ödülü 10.000 TL para ödülü ile destekleniyor.

Sinemada İnsan Hakları Ödülü

İstanbul Film Festivali’nde geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da, “Sinemada İnsan Hakları” bölümünde gösterilen filmlerden birine, Sinemada İnsan Hakları Ödülü verildi. Jüri üyeleri bu yıl festival programında yer alan Looking for Oum Kulthum / Ümmü Gülsüm’ün Peşinde filminin yönetmeni, sanatçı Shirin Neshat, sinema muhabiri Christine Masson, yapımcı, yönetmen ve senarist Erol Mintaş, 12 filmi değerlendirdi. Shirin Neshat’ın açıkladığı ödül Sharunas Bartas’ın yönettiği Frost / Ayaz filmi Sinemada İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldüÖdül, Eurimages tarafından verilen 5 bin avro para ödülüyle destekleniyor.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü

İstanbul Film Festivali’nde, 2013 yılında kaybettiğimiz yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına bir ödül veriliyor. Festivalin Türkiye Sineması bölümünde yer alan Türkiye yapımı 12 kurmaca ilk filmin aday olduğu Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü jürisinde kurgucu Osman Bayraktaroğlu, senarist ve yapımcı Elma Tataragić ve yönetmen Özcan Alper yer aldı.

Elma Tataragić’in açıkladığı Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan Güvercin filminin yönetmeni Banu SıvacıCMYLMZ Fikirsanat aracılığıyla verilen 30.000 TL para ödülünün de sahibi oldu.

FIPRESCI Uluslararası, Ulusal ve Ulusal Kısa Film Ödülleri

Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI İstanbul Film Festivali kapsamında üç ödül veriyor. Ulusal ve Ulusal Kısa Film Yarışmalarındaki filmleri değerlendiren jürinin başkanlığını İtalya’dan Massimo Lechi yaptı. Jüride Brezilya’dan Elaine Guerini ve Türkiye’den Ali Ercivan yer aldı.

Uluslararası Yarışma’da yer alan filmleri değerlendiren jüride Norveç’ten Jan Storø ve Slovakya’dan Martin Kanuch ve Türkiye’den Ayça Çiftçigörev aldı.

FIPRESCI Ödüllerini Uluslararası Yarışma’da Chloé Zhao’nun yönettiği The RiderUlusal Yarışma’da Emre Yeksan’ın yönettiği KörfezUlusal Kısa Yarışma’da Ayce Kartal’ın yönettiği Kötü Kız filmleri kazandı. Ödülleri Massimo Lechi ve Ayça Çiftçi açıkladı.

37. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ ÖDÜLLERİ

6-17 Nisan 2018

Altın Lale Uluslararası Yarışma

​ Altın Lale – Western (Valeska Grisebach)

​ Jüri Özel Ödülü – Cocote (Nelson Carlo de los Santos Arias)

Sinemada İnsan Hakları Yarışması

​ Ayaz / Frost (Sharunas Bartas)

“Jüri olarak Sinemada İnsan Hakları bölümünde yer alan filmleri izlemek müthiş bir yolculuk oldu bizim için. Bu bölümden tek bir filmi ödüllendirmek çok zorlu olsa da seçtiğimiz filmin savaş şartları altında insan ruhunun karmaşıklığını büyük bir derinlikle yakaladığını düşünüyoruz.”

Ulusal Yarışma

​ Altın Lale En İyi Film – Borç (Vuslat Saraçoğlu)

​ En İyi Yönetmen – Yol Kenarı filmiyle Tayfun Pirselimoğlu

​ Jüri Özel Ödülü – Onat Kutlar anısınaKelebekler (Tolga Karaçelik)

​ Mansiyon – Hewno Bêreng / Renksiz Rüya (Mehmet Ali Konar)

​ En İyi Senaryo Ödülü – Sofra Sırları filmiyle Ümit Ünal

​ En İyi Kadın Oyuncu Ödülü – Sofra Sırları filmindeki rolüyle Demet Evgar

​ En İyi Erkek Oyuncu Ödülü  Kelebekler filmindeki rolüyle Tolga Tekin

Yol Kenarı filmindeki rolüyle Tansu Biçer

​ En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü – Kaçış filmiyle Florent Herry

​ En İyi Kurgu Ödülü – Sofra Sırları filmiyle Osman Bayraktaroğlu

​ En İyi Özgün Müzik Ödülü – Güvercin filmiyle Canset Özge Can

Ulusal Kısa Film Yarışması

​ En İyi Kısa Film – Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var (Umut Subaşı)

Günlük yaşamın tuhaflıklarını ve saçmalıklarını (çok zorlu bir yoldan) birçok anlatı katmanından kesitlerle sunabildiği için…”

​ Mansiyon – Doğu Yakası (Harun Durmuş)

“Aşina olduğumuz mülteci krizini özgün ve enerjik bir yönetmenlik hüneriyle dönüştürebildiği için…”

Ulusal Belgesel Yarışması

​ En İyi Belgesel – Parçalar (Rojda Akbayır)

“Kişisel ve fazlasıyla kırılgan bir öyküyü yinelenen toplumsal trajedilerin yaşandığı bir coğrafya sahnesinde, evrensel ve dengeli bir anlatıma dökmeyi başardığı için…”

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü

​ Güvercin (Banu Sıvacı)

FIPRESCI Ödülleri

​ Uluslararası Yarışma’da The Rider (Chloé Zhao)

“Erkekliğin kırılganlığını betimlerken kullandığı, gerçekçi anlatımı incelikli bir görsel şiirsellikle birleştiren estetik tarzı nedeniyle…”

​ Ulusal Yarışma’da Körfez (Emre Yeksan)

“Günümüz Türkiye’sinin rahatsızlıklarına sarsıcı bir anlatımla yaklaşması ve özgün yönetmenlik becerisi nedeniyle…”

​ Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Kötü Kız (Ayce Kartal)

“Çocukluğa dair peşini bırakmayan huzursuzlukları, güzel, sofistike ve moral yükseltici bir şekilde, özgün ve güçlü sinemasal sesinin esin kaynağına dönüştürmesi nedeniyle…”

Engelsiz Sanat Haritası desteğinizi bekliyor

Engelli bireylerin yaşamlarında onlarca kısıtlılık içerisinde ülkemizde yaratılan çözüm önerileri, genellikle onların temel yaşam gereksinimlerini karşılayabilmek üzerine üretilmekte. Bu alanda kültürel ve sosyal yaşantı, öncelikler dahilinde tutulmamakta.

Hayal Edin Gerçekleştirelim yarışması kapsamında “Engelsiz Sanat Haritası” isimi ile geliştirilen proje, bu alandaki toplumsal açığı kapatmak için bir umut vadediyor.

Proje özetle; kültürel ve sanatsal etkinliklere kolay erişim sağlayamayan engelli bireylere, müze ve galerilerde sanatçılar ile buluşabilecekleri rehberli turlar düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Bu turlar ile güncel sanat etkinliklerini baz alarak engelsiz sanat rotasının oluşturulması da hedeflenmektedir. Proje kapsamında kendi mimarisinde engelli bireylere kolaylık sağlayacak değişiklikler yapacak olan galeri, müze, oditoryum vb. kuruluşlara engelsiz sanat noktası unvanı verilerek Engelsiz Sanat Haritası’na dahil edilecektir. Oluşturulan Engelsiz Harita ile tüm sanat kurumları engelli bireyler için bilinçli olmaya davet edilecektir. Bu sayede engelli bireyler kendileri için kolay ve ulaşılabilir hale getirilen sanat noktalarını ziyaret ederek sanatla buluşabilecektir.

Engelsiz Sanat Haritası projesinin gerçek olabilmesi için linki tıklayıp oy verebilirsiniz.

 

Cappadox 2018 Çağdaş Sanat Programından 4 sanatçı ve sanatçı grubu

Bu yıl 14 – 19 Haziran 2018 tarihleri arasında “Sessizlik” teması altında dördüncüsü düzenlenen Cappadox, Volkswagen ana sponsorluğunda Kapadokya’nın özel doğasında gerçekleşiyor.

Küratörlüğünü Fulya Erdemci ve Ilgın Deniz Akseloğlu’nun (Yardımcı Küratör) üstlendiği Cappadox 2018 Çağdaş Sanat Programı’nda ses ve ışık enstalasyonlarından performanslara, heykel yerleştirmelerinden video çalışmalarına uzanan, bağlama duyarlı ve mekana özel projeler yer alıyor. Davetli sanatçılar “Sessizlik”in farklı yorumlarına ve metaforik anlamlarına yanıt arayacaklar. Sanatçıların işleri, Kapadokya’da görünmez kılınmış tarihlerin, ezilenlerin ve çatışmaların sessizliğini ve sessizliğe kulak vermenin sunduğu farkındalığı ele alıyor.

Festivali, Kapadokyalılarla ve bölgeyle iç içe geçirmeyi hedefleyen Cappadox Çağdaş Sanat Programı, her yıl Kapadokya’nın farklı ilçe ve vadilerine yoğunlaşıyor. Bu yıl, Cappadox Çağdaş Sanat Programı’nın merkezi olarak Uçhisar ve Ürgüp arasında bulunan Ortahisar kasabası ve Balkanderesi Vadisi seçildi. Tarihi 1000 yıl öncesine dayanan kasaba, adını bölgenin en büyük peri bacası olan ve manzaraya hakim Ortahisar Kalesi’nden alıyor. Balkanderesi Vadisi ile bilinen Ortahisar, doğal soğutma ve koruma sağlayan ve depo olarak kullanılan birçok derin mağarası nedeniyle Orta Anadolu’nun narenciye ve patates deposu olarak kabul ediliyor.

Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar

İstanbul’da SALT Beyoğlu’nda 17 Nisan – 22 Temmuz 2018 tarihleri ​​arasında ilk retrospektifleri izleyiciyle buluşacak olan Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar, Cappadox 2018 için geleneksel bir müzik formatını, bir sanat performansına dönüştüren bir proje gerçekleştirecek.

Cappadox Çağdaş Sanat 1 / Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar ortak çalışması, İşsiz İşçiler – sana yeni bir iş buldum!  2006 – 2009

Çoğunlukla çalışmalarının iki savı var: Çağdaş sanatın kapitalist ve kapalı sistemlerde oynadığı rolü sorgularken, aynı zamanda da, sanatın olası gücünü ve sosyal değişimdeki rolünü ortaya koymak. Ortak işleri, genellikle izleyiciyi performans temelli interaktif işlere katılımcı olarak dâhil eden, toplumsal adalet ve kültürel praksise ilişkin stilize edilmiş metodolojik eğilimlerden meydana gelir. Bu işlerin belki de en önemli özelliği, çağdaş sanatın işlevinin kendisini, gerçek hayattaki durum ve meselelerle ilişkisi üzerinden sorgulamasıdır.

Cansu Çakar

Cansu Çakar eserlerinde çoğunlukla “minyatür” temelli geleneksel Türk sanat ve zanaat tekniklerini, çağdaş hikâyeleri tersyüz ederek anlatmak için kullanır. Çalışmalarıyla yarattığı sembolik diyalog, modern dünyada gelenekleri sürdürmenin görünürdeki anlamsızlığına ve doğurduğu çatışmaya üstü kapalı biçimde işaret eder. Çakar’ın geleneksel sanat biçimlerini ilham perisi olarak ve tersyüz edici şekilde kullanması Türkiye’nin modernleşme ikilemlerine, açmazlarına da işaret eder. Geleneksel tarzlarda çalışmasının yanı sıra, sanatçının kolektif üretim ve düşünce geleneğine olan ilgisi de işlerinin merkezindedir. Bunlar yürüttüğü atölyeler vasıtasıyla pratiğinde belirleyici rol oynar.

Cappadox Çağdaş Sanat 2 / Cansu Çakar, Nesin Sanat Köyü’nde Minyatür Atölyesi, Şirince 2017 © İlkyaz Portakalcıoğlu

Çakar’ın atölyeleri, geleneksel sanat ve zanaatları atipik bir biçimde öğretir. Atölyeler, günümüz hikayelerini, sorunlarını ve fikirlerini ortaya çıkarmak için geleneksel Türk resminin bir nevi anarşik canlandırmalarıdır. Cappadox 2018 için Çakar, Ortahisar kadınlarıyla bir atölye çalışması düzenleyecek.

İnci Eviner

Kısa bir süre önce, 2019 Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda yeni bir yerleştirme yapmak üzere seçilen İnci Eviner, Cappadox 2018 için Ortahisar’ın ilk kütüphane binasında yeni bir çalışma yapacak.

Cappadox Çağdaş Sanat 3: İnci Eviner, Ortak Eylem Aygıtı: Bir Etüt, 2013, 13. İstanbul Bienali için performans

Eviner’in genellikle farklılaşan perspektifler, fikirler ve kanılar üzerine yaptığı işleri, bu fikirlerin, başta kadın ve kadın bedeni olmak üzere kültürel ve toplumsal kimliğe dair daha kapsamlı mefhumlarının nasıl şekillendirildiğiyle ilgilenir. Eviner işlerinde, çizimden yerleştirmeye, video, performans ve fotoğrafa pek çok mecra kullanır. İzleyiciden hem tek tek bireyleri hem de kolektif olanı aynı anda fark etmesini talep eder. Eviner’in toplumsal veya kültürel yorumları sansürsüz ve tarafsızdır; işleri de eşine az rastlanır tekil bir özne etrafında şekillenir çünkü bu öznenin tek bir anlatıcı sesi yoktur, birden fazla ana karaktere, dolayısıyla da okumaya imkân sağlar.

RAAAF (Rietveld Architecture-Art-Affordances)

Sanat ve mimarlığa felsefi bir bakış niteliği taşıyan RAAAF 2006 yılında mimarlık alanında Roma Ödülü (Prix de Rome) sahibi Ronald Rietveld ve felsefeci Erik Rietveld tarafından kuruldu. Felsefi ve mimari bakışlarıyla mekâna özgü ve bağlama duyarlı işleri, “stratejik müdahale” olarak adlandırdıkları tasarım yaklaşımına dönüştü. Korumacı mimari geleneğin yıllanan binalar üzerindeki etkilerini tersine çevirme amaçlı faaliyetlerin aksine, Rietveld’ler, korumanın gerçekte ne anlama gelebileceği ve ne sonuç verebileceğine dair özgün tarihsel ve mekânsal tasavvurlarını ifade etmek için kısa bir süre önce “ekstrem miras” (“hardcore heritage”) terimini ortaya attılar. Çalışma tarzları bilim insanları ve başka uzmanları da sürece katan çok disiplinli araştırmalara dayalıdır. Bu da belirli yerleri uzun vadeli stratejilerle ve tarihlerin yaratıcı biçimde mekânsal olarak korunması için yol ve yöntemlerle buluşturan, gerçekleştirilebilir düşünce modelleri üretilmesine imkân sağlar. Cappadox 2018 için, bir zamanlar Ortahisar Balkanderesi Vadisi’nde canlı olan  yaşamla ilişkili üç parçadan oluşan bir proje üretecekler.

Cappadox Çağdaş Sanat 4: RAAAF & Lyon Atölyesi, Bunker 599, 2013’te Culemborg Belediyesi için gerçekleştirilmiştir, DLG (Hollanda Su ve Arazi İdaresi)

Cappadox 2018 Çağdaş Sanat Programı

Cappadox 2018’in Çağdaş Sanat Programı’nda 14 sanatçı ve sanatçı grubu tarafından “Sessizlik” teması etrafında düşünülen ve üretilen işlerin yanı sıra, Ortahisar’la ilgili bir fotoğraf sergisi, yerel bir STK ile işbirliği ve tematik yürüyüşler ve çağdaş sanat turları da bulunuyor.

Cappadox’un 14 Haziran – 9 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek çağdaş sanat sergisi hakkında daha fazla detay önümüzdeki günlerde açıklanacak.

Photo Credit:

Cappadox Çağdaş Sanat 1: Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar ortak çalışması, İşsiz İşçiler – sana yeni bir iş buldum!  2006 – 2009
performans görüntüsü: TANAS – Berlin

Cappadox Çağdaş Sanat 2: Cansu Çakar, Nesin Sanat Köyü’nde Minyatür Atölyesi, Şirince 2017 © İlkyaz Portakalcıoğlu

Cappadox Çağdaş Sanat 3: İnci Eviner, Ortak Eylem Aygıtı: Bir Etüt, 2013, 13. İstanbul Bienali için performans

Cappadox Çağdaş Sanat 4: RAAAF & Lyon Atölyesi, Bunker 599, 2013’te Culemborg Belediyesi için gerçekleştirilmiştir, DLG (Hollanda Su ve Arazi İdaresi)

“Poker Surat” tarih olmak üzere: Yapay zeka zihinlerimizi okuyabilecek

0

Dolby Laboratories’in baş bilimcisi Poppy Crum’a göre yakın gelecekte aktif olacak bir teknoloji ile insanların duyduğu hisleri ve düşüncelerini saklaması imkansız olacak.

Yapay Zeka ile birleştirilen sensörler bir bireyin yalan söylediğini, öfkelendiğini ya da aklında şiddet olup olmadığını anında ortaya koyabilecek. Crum bu ifadesini desteklemek için “Poker yüzünün sonu geldi.” örneklemesini de kullanarak, slogan vari söylem ile bu gelişmenin gücünü daha iyi anlamamızı istedi.

Bildiğiniz üzere insanlar olarak çıplak gözle fark edilmesi zor dahi olsa çok kısa süreler içerisinde duygularımızı, mimiklerimiz ya da jestlerimizle dış dünyaya aktarıyoruz. Bugün dünyanın bu konuda en profesyonel insanı bile olsak, bu bahsi geçen mimikler ve jestler kontrolümüz dışında daha kısa sekanslar içerisinde olsa dahi gerçekleşiyor.

Tüm bunlara ek olarak nefes alırken dışarıya verdiğimiz karbondioksit miktarından, konuşmamızdaki fark edilmesi zor ton değişikliklerine kadar her şey bu konu üzerine geliştirilmiş bir yapay zekanın kandırılmasını imkansız kılıyor.

Crum, bu konu üzerinde kendi görüşü olarak: ‘Bir açıdan gerçekten çok korkutucu gelse de çözüme ulaştırabileceği konular düşünüldüğünde insanlık adına gerçekten oldukça faydalı bir teknoloji olacaktır.’ açıklamasında bulundu.

Tabii bu açıklamalara karşın bu teknolojinin kötü amaçlarla manipülasyon için kullanıma gebe olabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Fakat yine de günün birinde bu teknoloji aktif olduğunda, ne amaçla kullanılırsa kullanılsın insanlığın sosyolojik yapısını derinden etkileyeceği aşikar.

Alıntıwebtekno.com |

Depresyon ve düşünme mekanizmaları

Depresyon bir hastalıktır ve duyguları, düşünceleri, davranışları olumsuz etkiler. Yaygın olarak üzgün hissetmeye, önceden zevk alınan aktivitelerden zevk alamamaya ve ilgisizliğe, iştah ve uyku düzeninde değişimlere, yorgunluğa, değersiz veya suçlu hissetmeye, odaklanmada ve karar vermede zorluklara, intihar ve ölüm düşüncelerine yol açar.

6 kişiden 1’i hayatlarının bir noktasında depresyon yaşar, özellikle son yıllarda depresyondan etkilenen kişi sayısı artmıştır. Depresyon psikolojik destek, terapi ve/veya ilaçlarla tedavi edilebilir.

Depresyona yol açabilecek şeyler arasında; tiroid problemleri, hormonlar, beyindeki kimyasallar, vitamin eksiklikleri, genetik faktörler, kişilik özellikleri (kötümserlik, düşük özgüven, strese intolerans gibi), çevresel faktörler (şiddete, istismara, yoksulluğa maruz kalma gibi) vardır.

Depresyonun sebepleri, semptomları ve tedavisine birçok farklı teori üzerinden yaklaşabiliyoruz. Bu yazıda bilişsel teoriler üzerinden paylaşım yapacağım. Bu yaklaşım, depresyona davranışlar üzerinden değil de, kişilerin inançları ve düşünceleri üzerinden yaklaşır ve depresyonun sebebinin altında yanlış düşünce mekanizmaları yattığını savunur.

Bu alandaki önemli bir isim olan Aaron Beck, depresyondaki kişilerle yaptığı çalışmalar sonucunda bu kişilerin olayları olumsuz değerlendirdiğini fark etmiş ve depresyonda rol oynayan 3 mekanizmayı tanımlamış:

  1. Bilişsel üçleme
  2. Olumsuz benlik şeması
  3. Mantıkta hatalar

1- Bilişsel üçleme

Bilişsel üçleme, depresyondaki kişilerde görünen tipik bir düşünce tarzıdır. Kişinin kendi benliği, dünya ve gelecek hakkında olumsuz düşünmesine bilişsel üçleme denir. Bu düşünceler kişinin kontrolü dışında otomatik gelişir.

Depresyondaki kişiler kendilerini olumsuz değerlendirmeye meyillidirler. Kendilerini çaresiz, değersiz ve yetersiz görürler. Dünyadaki olayları da olumsuz yorumlarlar ve dünyayı başa çıkılamayacak engeller olarak görürler. Son olarak, geleceği de olumsuz değerlendirirler ve kendilerini değersiz gördükleri için geleceğe dair ümitli değildirler.

2- Olumsuz benlik şeması

Depresyondaki kişiler kendileri hakkında olumsuz benlik şeması geliştirirler. Yani, kendilerine dair inançları ve beklentileri çoğunlukla olumsuz ve karamsardır. Bu olumsuz şema çocuklukta yaşanan travmatik bir deneyime dayanıyor olabilir.

3- Mantıkta hatalar

Bu hatalar düşünme hatalarıdır. Depresyonda ve kendi hakkında olumsuz düşünceleri olan kişiler bu hataları yapmaya meyillidirler. Olayların bütününe odaklanmak yerine belli bir kısmına odaklanırlar. Bu düşünce hataları kişiye zarar verebilir, endişe, anksiyete ve depresyona yol açabilir.

Beck düşünme hatalarını şöyle başlıklandırmış:
  • Keyfi çıkarsama (Arbitrary Inference):  Kanıt olmadığı halde olumsuz bir sonuca varmak.

Örneğin; arkadaşınız buluşmayı iptal etti ve siz sizi sevmediğini sonucuna vardınız, bir işiniz gecikti ve siz çalışanların özellikle sizi geciktirmek için yaptığına inanıyorsunuz. İki durumda da elinizde somut bir kanıt yok.

  • Seçiçi soyutlama (Selective Abstraction): Olayların en kötü kısmına odaklanmak.

Örneğin; yaptığınız işi beğenen 10 kişiye odaklanmak yerine beğenmeyen 1 kişiye odaklanmak, başarılı olduğunuz dersler yerine başarısız olduğunuz 1 derse odaklanmak gibi.

  • Büyütme ve Küçültme (Magnification and Minimisation): Problemleri ve olumsuz olayları olduğundan olduğundan büyük görmek ve çözümü olduğundan küçük görmek. Olumsuz şeyler büyütülürken, olumlu şeyler küçük algılanır.

Örneğin; toplantıda sorulan her soruyu cevaplayamadığınız için bunu felaket olarak görüyorsunuz ve büyütüyorsunuz. Sunumunuzu beğendiğini söyleyen insanlara inanmıyor, yalnızca kibarlık yaptıklarını düşünüyor ve olumlu bir olayı küçük görüyorsunuz.

  • Kişiselleştirme (Personalization): Kişinin kontrolünde olmayan olumsuz olayları kişiselleştirmesi ve kendi suçu olarak görmesi.

Örneğin; iş arkadaşınız kızgın bir yüz ifadesiyle ofise geliyor ve siz size kızdığına eminsiniz, eşinizle bir davete geç kaldınız ve eşinizi daha erken çıkmaya zorlamadığınız için sorumlu ve suçlu hissediyorsunuz.

  • İkili düşünme (Dichotomous Thinking): Bu ya hep ya hiç düşüncesidir, dünyayı siyah beyaz görmeye ve griliğe yer bırakmamaya benzer. Bir şeyin ya çok iyi ya da berbat olduğunu düşünme, ya başarılı ya da tamamen başarısız olduğuna inanma gibi.

Örneğin; tam not alamadınız ve başarısız olduğunuza inanıyorsunuz, yemek siparişiniz yarım saat gecikti ve gecenizin mahvolduğunu düşünüyorsunuz. 

Bu düşünceler genellikle kişinin kendisi, dünya ve gelecek hakkında olumsuz düşünmesiyle şiddetlenir. Bu hatalar ve düşünce şekli kişinin kontrolü dışındadır. Olumsuz düşünen bir kişi de depresyona yatkın hale gelir. Bu sebeple, depresyonun bilişsel tedavisinde bu otomatik düşünceleri değiştirmek hedef alınır.

Kaynak: Simply Psychology, American Psychiatry Association

Görsel: Bored Panda