Ana Sayfa Blog Sayfa 204

Amerika’da bir Meksika esintisi: San Antonio ve Austin

0

Amerika’nın en kalabalık ikinci eyaleti olan Teksas ülkenin güneyinde yer alıyor. Bu denli büyük ve kalabalık eyaletin önemli şehirleri olan San Antonio ve Austin; Dallas’tan sonra mutlaka programınıza eklemeniz gereken destinasyonlar listesinde…

San Antonio, Teksas’ın en büyük ikinci şehri konumundadır. Şehrin tarihi Payaya Kızılderililerin San Antonio nehri yakınlarına gelmesi ile başlar. Bu verimli topraklar birçok kolonin ilgisini çekmiştir ki 1690 yıllarında bir grup İspanyol kaşif ve misyonerler San Antonio’ya ziyarette bulunmuştur. 1709 yılında ise İspanyol kolonileri Colorado Nehri kenarına yerleşmeye başladılar. 1716’da Antonio de Olivares, misyonun kuruluşuna önderlik ederek Kanarya Adaları ve Küba’dan birçok göçmeni şehre davet etmiştir. 1718 yılında ise hükümet resmi olarak  göreve başlamış ve o dönemde kent Teksas’ın en büyük İspanyol yerleşimi haline gelmiştir. 1825 yıllarında Teksas’ın kurucusu olarak bilinen Stephen Fuller Austin, Amerika’dan 300 aileyi Teksas’a getirerek Meksika’ya karşı direnmeye zorlamıştır. 1836 yılında Teksaslılar, Meksika gücünü alt ederek 1845 yılında Amerika’ya katılmıştır. 20. yüzyılda şehir savaş yaralarını sarmaya çalışırken bir yandan da hızlı bir şekilde yenilenmeye başlamıştır.

Austin ise Teksas eyaletinin başkenti ve dördüncü en kalabalık şehridir. Amerika’nın en çok göç alan kentlerinden biri olan Austin San Antonio’ya 1,5 saat uzaklıktadır. Kültür ve ekonominin başkenti olan kenti mutlaka programınıza dâhil edin.

San Antonio ve Austin’e İstanbul üzerinden direkt uçuş yoktur. İstanbul üzerinden 13 saat uçuş ile Houston’a ulaşabilirsiniz. Araç ile yapacağınız 3 saat yolculuk ile de Houston’dan San Antonio’ya varabilirsiniz.

Eğer çok sıcak ile aranız yok ise bu kentleri mutlaka ilkbahar ya da sonbahar da ziyaret edin. Yazın inanılmaz derecede çekilmez olabiliyor.

Özellikle San Antonio yılda 30 milyona yakın turist çekiyor. Otel kapasitesi ne yazık ki yeterli sayıda mevcut değil. Programınız hazır ise mutlaka önceden Riverwalk bölgesinde otel rezervasyonunuzu yaptırın.

Görmeden Gelmeyin:

Riverwalk: Ünlü Pulitzer ödüllü Amerikalı yazar Pyle, Riverwalk’ı Amerika’nın Venedik’i olarak tanımlamıştır. Haksız da sayılmaz bu tespiti ile. Bir yandan şehrin modern yüzü diğer yandan ise Eski Meksika ile harmanlanmış bu destinasyon San Antonio nehrinin taşıdığı sulardan oluşmaktadır. Aslında burası nehrin yolu değiştirilerek oluşturulmuş rekreasyon alandır. Turist çeksin diye oluşturdukları çaba gerçekten takdire şayan. Özellikle akşam hareketlenen nehir kenarı yürüyüş yolunda arzu ederseniz tekneye binebilir, kafe ve restoranlarda hispanik müzik eşliğinde zaman geçirebilir ya da çevresindeki müzeleri ziyaret edebilirsiniz.

  • Riverwalk’da Meksika mutfağını deneyimlemek isterseniz Rio Rio Cantania’da ev yapımı Tortilla ile yapılmış Burrito’ları tadabilirsiniz. (16-20 Dolar)
  • Riverwalk’da Meksika’nın ünlü tekilalarını tatmak için doğru adres Naked Iguana Tequila Bar. 

The Alamo: Alamo meydanında yer alan ve Riverwalk’a yürüme mesafesinde bulunan tarihi kale 1700’lerdeki İspanyol misyoner tarafından kurulmuştur. Teksas’ın Meksika’dan kurtulmasından sonra ise 1800’lerde kaleye dönüştürülmüştür. Kale, yoğun savaş hattında stratejik görev görmüş bunun yanı sıra  kanlı sahnelere de ev sahipliği yapmıştır. 1700’lerden bu yana yapılan restorasyonlar ile ayakta kalan kale Dünya Kültür Miras Listesi içerisinde yer alarak kapılarını ziyaretçilere açmaktadır. İçerisinde 1755-1793 yılları arasında kullanılmış şapel de bulunmaktadır. Giriş Ücreti: Ücretsiz

 Louis Tussaud’s Wax Museum: The Alamo’ya yürüme mesafesinde bulunan bal mumu müzesinde  film yıldızlarını, tarihsel figürleri, fantezi ve korku dünyasını deneyimleyebilirsiniz. 200’den fazla heykele ev sahipliği yapan müze ayrıca oditoryum ve tiyatro yapılarına da içerisinde barındırmaktadır. Giriş Ücreti: 21 Dolar

Majestic Theatre: San Antonio’nun en eski ve en büyük atmosfere sahip olan tiyatrosudur. Yaklaşık olarak 2.500 kişi ağırlayan tiyatronun tarihi 1929 yılına dayanmaktadır. 1935 yılında ilk sahnelenen eser “West Point Of The Air” olarak tarihe geçmektedir. Mozaik süslemeleri, oyma tavanları ve ses sistemleri ile yapı, izleyenlere sıcak atmosfer sunmaktadır. Senfoniler, Dans gösterileri ve Kabareler için önceden rezervasyonunuzu yaptırın.

Tower Of The AmericasMimar O’Neil Ford tarafından 1968 yılında tasarlanan kule, Hemisfair Parkı içerisinde yer almaktadır. 230 metre uzunluğu ile 1996 yılına kadar Amerika’nın en yüksek gözlem kulesiydi. Kuşkusuz San Antonio’nun da en yüksek yapısı. Kulesinin tepesinde, şehrin panoramik manzarasını sunan bir salon ve döner restoran da bulunmaktadır. Giriş Ücreti12 Dolar

San Antonio Missions National Historical Park: San Antonio Misyonları Ulusal Tarih Parkı, beş İspanyol sınır misyonunun dördünü barındırır. En bilindik olan ama park içerisinde yer almayan beşinci misyon ise The Alamo’dur. Asıl amacı Katolikler tarafından, yerlilere dinlerini benimsetmek ve yaymaktır. Park 2015 yılında Unesco Dünya Miras Listesine dahil edilerek kuşkusuz en çok turist çeken destinasyonlar içerisinde yer aldı.

Kuzeyden Güneye doğru sıralanan misyonlar şu şekildedir:

Ø  Mission Concepion: 1716 yılında Franciscan keşişleri tarafından kurulan yapı kuşkusuz içlerinde en iyi korunanlarından biri. Alan; kutsal sunak, anaokulu, tahıl ambarı ve manastırdan oluşuyor. 1892 yılından bu yana kilise olarak kullanılan yapı 1970’den beri Ulusal Parkın en çok ziyaret edilen noktalarından biri.

Ø  Mission San Jose: Concepion’dan 4 sene sonra kurulan yapı Kızılderililerin yaşamlarını en güzel şekilde tasvir eder. 1780 yılına kadar bu arazi içerisinde demir ve taş işçiliğini öğrenen yerliler, dokuma tezgahlarında işledikleri ürünlerin de ticaretini yapmışlardır. Sadece bununla sınırlı olmayan ticari yaşam, San Antonio nehrinin taşıdığı verimli sular ile tarım ve hayvancılığı da şaha kaldırmıştır. 1768 yılında inşa edilen kilisenin ön cephesindeki süslemeler ve çan kuleleri, sadece ticarete değil sanata da ne kadar çok değer verdiklerinin göstergesidir.

Ø  Mission San Juan Capistrano: Concepion ile aynı tarihte yapılmış alan İspanyol Katolikleri tarafından kurulmuştur. 1840 yılına kadar alan; tarıma elverişli olmadığı için dini törenlerin merkezi olmuştur. 2000 yılında Sunak üzerine oturtulmuş 3 metre yüksekliğindeki ahşap heykeller çalınmış olsa da, 1972 yılından bu yana Ulusal Park içerisine dahil edilen misyon turistlerin uğrak noktaları içerisindedir.

Ø  Mission EspadaKronolojik açıdan ikinci Misyon olarak kabul edilen Espada 1690 yılında Augusta’da kurulmuş, 1731 yılında ise San Antonio’ya taşınmıştır. Taşınma sebebi ise İspanyolların getirdiğine inanılan çiçek hastalığı idi. Yaklaşık olarak 3.000 kişinin ölümüne sebep olan hastalık sadece ölüm değil o dönemde düşmanlık da getirmiştir. San Antonio nehrinden su taşımak için inşa edilmiş kemerler ve açılan hendekler hala günümüze kadar korunmuştur.

  •     Tüm misyonlara giriş ücretsizdir.

Sadece sanat, tarihi ve mimari ile adından söz ettirmeyen San Antonio, kentin profesyonel basketbol takımına da ev sahipliği yapmaktadır. 1967 yılında kurulan ve 1976 yılında NBA’e katılan San Antonio Spurs basketbol takımı şehrin en önde gelen tanıtımlarından biri. Mutlaka AT&T Center’da biletinizi ayırtmayı unutmayın!

  • San Antonio Mutfağı: Ağırlıklı olarak Meksika mutfağı etkisinde kalan kent, vejetaryenler için de bir cennet olarak kabul edilmektedir.
  • The Original Blanco Cafe; San Antonio’nun en güzel kahvaltısını sunmaktadır. Ev yapımı torttila ile avokado ezmesini mutlaka deneyin.
  • La Margarita Restoran; Enchilada, Nachos, Burrito, Panucho ve dahası için bu Meksika restoranını mutlaka ziyaret edin.
  • Alışveriş Merkezi: San Antonio ve Austin’in, diğer Amerika şehirlerine göre daha uygun olduğu aşikâr. Özellikle birçok Amerika çıkışlı moda ve tekstil ürünlerini şehir merkezinden 15-20 km uzaklıkta yer alan Outlet mağazalarında oldukça ucuza bulabilirsiniz. Eğer zamanınız var ise, San Antonio merkezinde veya yakınında bir yer seçmek yerine 40 dakika uzaklıkta yer alan San Marcos Premium Outlet’i ziyaret etmenizi öneririm. Abercrombie, Coach, Dkny, Kate Spade gibi dünya devi markaları çok ucuza getirebilirsiniz.

Texas tarihini öğrenmek için San Antonio, Dallas ve Austin gibi kentleri programınıza dahil etmeniz oldukça önemlidir. 1,5 saat uzaklıktaki Austin’i zamanınız olduğu takdirde turunuza eklemenizi tavsiye ederim. Çünkü burası Canlı Müziğin Başkenti

Canlı Müziğin Başkenti sayılan Austin, Texas eyaletinin de başkentidir. Sadece tarihi, mimarisi ve müziği ile değil ayrıca eğitimin de önemli parçasını barındırmaktadır. Amerika’nın en ünlü ve iyi üniversitelerinden biri olan Teksas Üniversitesi de bu şehirde yer almaktadır. Bu da öğrenci yoğunluğunu arttırarak şehri güvenli ve hareketli kılmaktadır. Şehri ikiye bölen Lady Bird Gölü ise, kulelerin arasından doğarak kentin siluetine başka bir hava katmaktadır. Mekanlardan gelen müzik sesleri ile suyun sesi birleşince Austin en popüler destinasyonlar içerisine ismini yazmayı başardı.

Görmeden Gelmeyin:

Capitol Binası1888 tarihinde tamamlanan bina, yasama meclisi, valilik ofisi ve idari bölümlerden oluşur. 4 katlı ve 92 metre uzunluğundaki bina 22 dönüm arazi içerisine yerleştirilmiştir. Amerika tarihinde yer edinmiş kişiliklerin heykelleri  ve sıra sıra dikilmiş ağaçların arkasında belirlenen açık kahve tonlarındaki yapı, George W.Bush’a da ev sahipliği yapmıştır.Hala valilik binası olarak kullanılan yapının giriş zemini Teksas eyaletine ithafen mozaiklerle bezenmiştir. Aşağıdan yukarıya doğru çıktığınızda her balkonda Amerika tarihinde rol almış siyasetçilerin portreleri yer almaktadır.Hala aktif bir şekilde devlet dairesi olarak kullanılan yapıyı ücretsiz ziyaret edebilirsiniz.

The Driskill: 60 odalı tarihi otel, 1886 yılından bu yana hâlâ ayakta ve dimdik. Miss Congeniality filmine de konu olmuş tarihi otele, üç kemerli giriş kapısından girilmektedir. Dışı kadar içi de görkemli olan bu yapıyı 6. cadde üzerinde ziyaret edebilirsiniz.

Mount Bonell: Covert Park olarak da adlandırılan Mount Bonell, Colorado nehrini gözlemleyeceğiniz en güzel nokta.1836 yılında Teksas Bağımsızlığı için savaşmaya gelen George Mount Bonell için atfedilen bölge, o dönemde baskınlardan kaçmak için mağara görevi de görmüştür. 1939 yılında tamamlanan ve 1969 yılında parka dönüştürülen gözetleme noktasında; bir yandan nehir ve dağ manzarasının tadını çıkarırken bir yandan da soluklanma ve ciğerlerinizi oksijen ile doldurma ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

Her kentin ayrı bir çekim bölgesi ya da gücü vardır ki bunlardan biri ise kuşkusuz 6. caddedir. Blues ve Country müzikleri eşliğinde, ışıl ışıl barlar ve publar; diğer tarafta sokak yemekleri ve Meksika içkileri; sıra sıra dizilmiş moda devleri ve vintage mağazalar… Şehrin kalbinin 24 saat attığı canlı, hareketli ve parıltılı bir merkez…

Austin’de salaş ama bir o kadar da lezzetli öğün yemek istiyorsanız en doğru adres Rudy’s Country Store’dur. Merkezde yemek yerine 15-20 km mesafedeki yerlerde hem daha lezzetli ve yöresel hem de fiyat açısından daha uygun öğünler atıştırabilirsiniz.

Torchy’s Tacos adlı restoran ise Amerika’nın en güzel Taco’larını sunmaktadır. Bunun yanı sıra Vegan menüleri de sunan işletme hem kahvaltı hem de öğle yemeği için ideal bir seçenek.

Austin alışveriş için bir cennet niteliğinde. Diğer Amerika şehirlerine göre San Antonio ve Austin’de alışveriş daha keyifli bir hale gelebiliyor. Çünkü fiyatlar diğer kentlerin mağazalarına göre oldukça düşük. 150’ye yakın mağazaya ev sahipliği yapan Lakeline Mall benim ilk tercihim. Eğer Outlet mağazalarının olduğu bir alışveriş merkezi arıyor iseniz Round Rock Premium Outlet’a doğru yönelmelisiniz.

Yaklaşık olarak 1 ay boyunca gezmedik yer bırakmadığım San Antonio ve Austin gezimde sadece belli başlı yerleri ele aldım. Kuşkusuz Teksas’ın incileri sayılan bu iki kent sadece tarihi ve sanatı ile değil muhteşem parkları, gölleri ve nehirleri, yaban hayatı ve doğal çekim merkezleri ile Amerika’nın bilindik ve alışagelen yerlerinden bir şekilde kendini sıyırıyor. Meksika mutfağının en güzel örneklerini sergileyen restoranları ve barları bile bu kentleri sevmenize yetiyor. Latin havası oldukça hakim ki bu da insanların sıcaklığını size hissettiriyor diyebilirim. Sadece alışverişe merakınız var ise yol kenarlarında yer alan pazarlar, yöresel marketler ve alışveriş merkezleri bile oldukça tatmin edici. İki sıcak kentte, hem iklimsel hem toplumsal hem de turistik açıdan diğer Amerika kentlerine göre farklı olduğunu hissettiriyor sizlere…

Yapmadan Dönmeyin:

  1. Travis Gölünde gün batımını izleyerek Margarita’nızı yudumlayın.
  2. Riverwalk’da tekneye binin.
  3. Lady Bird Lake’de bisiklet kiralayın ve yarasa izleme turuna katılın.
  4. Mount Bonell’de Colorado nehri ile ünlülerin evlerini gözetleyin.
  5. Meksika mutfağını deneyimleyin.
  6. Austin’de jazz konserleri için yerinizi ayırtın.
  7. Meksika’nın ünlü baharatlı soslarından alın.

Beyaz Çarşambalar Türkiye’de: Zorunlu örtünmeye bayrak açan İranlı kadınlara eylemli destek

0

İranlı kadınların zorunlu örtünme karşıtı eylemleri Türkiye’de yankı buldu. Kadın Savunması çağrısıyla  yurdun dört bir yanından kadınlar “Beyaz Çarşambalar” eylemine destek verdi.

İranlı aktivist ve gazeteci Masih Alinejad’ın başlattığı Benim Saklı Özgürlüğüm (My Stealthy Freedom) adlı hareket, geçen seneden bu yana kadınlara zorunlu örtünmeyi protesto etmek için her çarşamba beyaz örtüler takma çağrısında bulunuyor.

Eylemler kapsamında İran’da örtünme zorunluluğuna karşı çıkan Vida Mohaved bir telefon kutusunun üstüne çıkarak başörtüsünü sallamıştı.

Eylemlerin yaygınlaşmasının ardından geçtiğimiz günlerde 29 kadın tutuklandı. My Stealthy Freedom Facebook hesabından yapılan duyuruda 29 kadının tutuklandığı belirtilerek, “Dünyanın her yerinde onların sesi olalım” diyerek çağrı yapıldı.

Türkiye’de de Kadın Savunması, İranlı kadınların sesi olmak için “Beyaz Çarşambalar” eylemine çağrı yaparak kadınlara “7 Şubat’ta dinci erkek egemenliğine karşı her yerde bayrağını salla” dedi.

Bugün de kadınlar Türkiye’nin dört bir yanında Kadın Savunması’nın çağrısı ile bulundukları her yerde dinci gericiliğe karşı bayrağını salladı.

Siz de “Beyaz Çarşambalar” eylemine destek fotoğraflarınızı [email protected]’dan bize ulaştırabilirsiniz.

İşte kadınların il il “Beyaz Çarşambalar” eylemine destekleri:

İstanbul (Taksim Meydanı)

Trabzon

Beşiktaş-Kadıköy vapuru

Antalya

Ankara/Batıkent

Kadıköy Boğa Heykeli

Beşiktaş Balıkçılar Çarşısı

Kocaeli Saat Kulesi

Mersin

İzmir

İstanbul (Beykoz)

Beşiktaş

İzmir Konak Meydanı

İstanbul Taksim Gezi Parkı

Beşiktaş İlçe Müftülüğü

Ankara/Diyanet İşleri Başkanlığı önü

İran Büyükelçiliği

Ankara/Konuk Sokak

İstanbul/Taksim-İstiklal Caddesi

İstanbul/Beşiktaş

Tarsus

İran Konsolosluğu yanı

İstanbul/Beşiktaş Meydanı

Hopa/Kemalpaşa

İstanbul/Beşiktaş

Alıntı: Sendika.Org

İran’daki tek kişilik eylemleri başlatan Vida Movahed

0
İran’da başörtüsü zorunluluğuna karşı çıkan kadınların sayısı artıyor. Başkent Tahran’da kamuya açık alanda takılması zorunlu olan başörtüsünü protesto amacıyla çıkaran 29 kadın gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi. Fars, İLNAve Tasnim haber ajansları İran polisinin kadınları kamu düzenine aykırı davranmaktan gözaltına alındığını bildirdi.
Beyaz Çarşamba adı verilen günde AKA-DER’li Kadınlar Ankara Guvenpark’ta destek eylemi gerçekleştirdi. Yapilan konuşmada ; SELAM olsun Iran’da dövüşen kadınlara ,Selam olsun Nuriye Gülmen’e ,Selam olsun Nevin Yıldırım’a , Selam olsun Çilem Doğan’a , Selam olsun Gezi’de barikatta dövüşen kadınlara , Selam olsun Arin Mirkan’a ” diyerek dayanışma çağrısı yaptılar.

 

Mülteci Kadın Bohçası İçin Bütün Kadınlara Çağrı

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği bütün kadınları kırk yamalı bohçalara hikâyelerini ilmek ilmek işlemeye ve mektup yazmaya çağırıyor:

Bizler farklı ülkelerden gelen; ekonomik, sosyal, kültürel hayatı farklı olan kadınlarız. Kadınlara yaşatılan sorunları paylaşmak, talep ve dileklerimizi birbirimize iletmek için yola çıkıyoruz.

Yaşadığımız zorlukları, var olma mücadelemizi, farklılıklarımızı gözeterek birleştirmeye çabalıyoruz. Biriktirdiğimiz dileklerimizi kocaman bir bohçada toplamak için hepimiz yola çıkıyoruz. Gelin mülteci kadın bohçamızı birlikte dolduralım!

  • 35-35 cm boyutlarında çapıt, mendil, kumaş gibi bezlere taleplerinizi, sorunlarınızı, sözlerinizi, dileklerinizi yazabilir, resimleyebilir ve işleyebilirsiniz.
  • Çalışmalarınızı yaparken video ve fotoğraf çekip derneğimizle paylaşırsanız bohçamızın dijital yol hikâyesini birlikte yapabiliriz.
  • Yaptığınız çalışmaları illerimizdeki Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği ofislerinin Mülteci Kadın Bohçası Atölyelerine katılarak gerçekleştirebilirsiniz.
  • Çalışmalarınızı Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği ofislerine elden teslim edebilir ya da “Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği Ankara Çok Yönlü Destek Merkezi Şafaktepe Mahallesi Arif Yaldız Cd. No:51 Gülveren-Mamak/ ANKARA” adresine posta ve kargo yoluyla gönderebilirsiniz.
  • Mülteci Kadın Bohçası kampanya süresi 01.2018 – 05.03.2018 arasında gerçekleşecektir. Çalışmaların en geç 05.03.2018’de Ankara Çok Yönlü Destek Merkezimize ulaştırılması gerekmektedir. Dernek çalışanları, danışan ve gönüllülerimiz çalışmaları karşılayacak ve ülkenin her tarafından ulaşmış olan kadın bohçalarını birleştireceklerdir.
  • İlk sergi, derneğimizce 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde her yıl düzenlenen “Kapadokya Kadın Buluşması”nda gerçekleştirilecektir.
  • Bilgi ve iletişim için: Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği Ankara Çok Yönlü Destek Merkezi – 0 312 363 30 03
  • Şartname için: http://sgdd.org.tr/multecikadinbohcasiicin/

Alıntı

Dr. Elizabeth Lombardo’dan mükemmeliyetçilikten kurtulmanın yolları: Kendini Aş!

0

Mükemmeliyetçi olmanın aslında kötü bir şey olmadığını düşünen çok sayıda insan vardır ama aynı zamanda bu özelliğinin olumsuz sonuçlarını da yaşayan birçok insan olduğunu söyleyebiliriz. Kendimizin bu tür bir özelliğini görmüyor olsak bile etrafımızda hayatını mükemmel olmaya adamış insanlarla çevrili bulabiliriz. Mükemmeliyetçi özellikler insanlara bireysel olarak zor tecrübeler yaşattığı kadar, bu standartta yaşayan insanlarla bir arada olmak da yorucu olmaktadır. Bu özellikler, günlük yaşamdaki rutinlerimizden hayata bakış açımıza kadar geniş bir alanı kapsayabiliyor. Sonuçları ise toplumumuzda sürekli karşılaştığımız; stresli, yoğun, mutsuz, baskıcı, ön yargılı, sorumluluktan kaçınan, eleştiri odaklı insanlar… Kendini Aş! tam da bunları kapsıyor…

Dr. Elizabeth Lombardo‘nun mükemmeliyetçi insanların, olumsuz yanlarından kurtularak seveceği bir hayat yaşaması için kılavuz niteliğinde 2014 yılında yazdığı Mükemmelden Daha İyi kitabı, geçtiğimiz günlerde Ezgi Kızmaz Ürgen’in çevirisi ile Yabancı Yayınları’ndan Kendini Aş! adıyla okuyucularla buluşturuldu. Lombardo Eleştirel İç Sesinizi yenerek seveceğiniz bir hayatı nasıl inşa edeceğiniz ile ilgili 7 strateji sunuyor. Kendisinin de bu konuya yönelmeden önce mükemmeliyetçi özellikler taşıdığını söyleyen Lombardo, danışanlarının mahremiyetlerini koruyarak, onların hikayelerine de yer veriyor. Kendini Aş! iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda, okuyucuya mükemmeliyetçiliğin ne olduğunu, olumlu ve olumsuz yanlarını açıklıyor. Ayrıca bu kısımda öz değerlendirmenizi yapabileceğiniz bir test de bulunuyor. Buradaki sorulara verdiğiniz cevaplara göre, mükemmelliyetçi özelliklere ne kadar sahip olup olmadığınızı saptayıp devam etmenizi sağlıyor. İkinci kısımda ise hayatınızı zorlaştıran mükemmeliyetçi özelliklerden kurtulmak için 7 strateji sunuyor. Yukarıda bahsetmiş olduğum, etrafımızdaki çoğu kişinin bu özelliklere sahip olduğu gerçeği de bu aşamaya gelene kadar daha da netlik kazanmış oluyor. Çünkü mükemmeliyetçi insanların sergilediği davranışlar ve yaşam şekilleri onlarla iletişimimizi de şekillendirdiği için herkese yol gösterici bir kitap olduğunu anlıyoruz.

”Mükemmelden Daha İyi olmak demek, tam da budur: Kendimizi mükemmeliyetçilikle sınırladığımız eski yöntemlerimizi aşmak, olumsuz eleştirel iç sesimize karşı zafer kazanmak ve eleştiriden ziyade sevginin olduğu bir yere gitmek, anlamına gelir.”(s.316)

Lombardo, hayatında mükemmeliyetçi özelliklerinin yararını gördüğü fakat kendisi ve etrafındaki insanlar için gereksiz ve olumsuz birçok deneyime de sebep olduğunu söylüyor. Bu deneyimler bazen iş hayatındaki ilişkilerde, ebeveynlik görevleri yerine getirilirken, arkadaş ortamımızda, başarılı veya başarısız olduğumuz durumlarda, karar verme aşamasındayken yaşanabiliyor. Kitaptaki açıklamalara göre bu insanlarda görülebilecek özellikler ise kısaca şöyle:

Hayatı siyah ve beyaz olarak algılama

Bir işi tutku yerine korku ile gerçekleştirme

İnsanın kendisine ve çevresindeki insanlara birçok kural yaratması

Bir işte başarılı olunamayacaksa hiç başlamama

Karar aşamasında çarpık düşünme tarzı

Yüksek stres seviyesi

Mutluluğu son amaç olarak görme

İlişkilerden yeteri kadar keyif almama

Çalışmaya çok fazla vakit ayırma

Kendinden şüphe etme

Beklentilerin hiçbir zaman karşılanamayacağı hissi

Tüm bu özellikler bazen hepsi bir arada, bazen belli zamanlarda kendini gösterebiliyor. Bu yaşam şeklinin sonucunda ise insan, depresyon, stres, uykusuzluk, gergin ilişkiler, sağlık sorunları… gibi olumsuz şeylerle karşılaşıyor. Lombardo’ya göre eylemlerinin sonucunda bunları deneyimleyen insanlar hayattan keyif alamıyor ve hayatını sevmiyor. Genel olarak ‘başarı’ üzerine kurulan bu hayatlarda tam tersi yani başarısız olunan durumlar yaşanıyor. Ayrıca bu insanlar, kendilerine koydukları engeller ile potansiyellerini düşürüyor ve birçok güzel deneyimi de kaçırıyorlar.

Yazarın altını çizdiği bir diğer nokta ise mükemmeliyetçiliğin ne olmadığıyla ilgili. Lombardo, mükemmeliyetçiliğin, manevi mükemmeliyetçilik ile aynı şey olmadığını; Obsesif Kompulsif Bozukluk, narsisizm ve mükemmellik olmadığını da vurguluyor.

Ayrıca kitaptaki her aşamada bir alıştırma da bulunuyor. Başlıklar örnek olaylarla pekiştirildikten sonra, okuyucunun önermeleri kendisinde uygulamasını kolaylaştıracak ya da kendi hayatında saptamasını yapmasına yarayacak alıştırmalara yer verilmiş. Burada başarılı olan nokta ise, bazı psikolojik ya da kişisel gelişim kitaplarının aksine ne yapmanız gerektiğini madde madde vermek yerine yol gösterici adımları belirleyip, uyarlama kısmını size bırakıyor olması. Kısacası kurallardan kurtulmayı öğütlerken, okuyucuyu kurallara boğmuyor oluşu rahatlık veriyor.

Kitapta kişilerin yaşadığı stres üzerinde fazlasıyla durulmuş. Neden sonuç ilişkisi içerisinde stresle başa çıkma yolları da açıklanmış. Bu aşamalardan sonra İkinci Kısım’da yer alan 7 strateji kapsamlı bir şekilde, yine örnek olaylar ve alıştırmalar ile açıklanıyor. Burada ”Başarma İhtiyacının Doğuşu” başlığı yer alıyor ve geçmişte yaşanılan olayların mükemmeliyetçi özellikler edinmemizdeki etkileri açıklanıyor. Bu aşamanın en temelden başlayarak, adım adım yeni bir hayatın yaratılmasında ilk adım olduğunu görüyoruz. 7 adım da her yönüyle, ayrıntılı bir şekilde açıklanıyor, hayatınızda benzer noktaları yakalamanızı sağlıyor, son olarak da eylem adımları ile uygulama aşamasına geçiriyor.

Kitabı okuduğunuz zaman en çok dikkatinizi çekecek şey, hayatı güzel yaşamayı zorlaştıran bu özelliklere ne kadar çok maruz kaldığımız ve bıraktığımız olacak. Çünkü aslında sandığımızdan daha kapsamlı ve bizlere çok yakın niteliklere sahip. Toplumda iletişim kurmanın zorlaştığı, insanları anlamamanın arttığı bu günlerde kendimizde olsun olmasın, bu özelliklerle doğru şekilde baş edebilmenin gerekliliğini ve önemini anlıyoruz. Kendini Aş! bunun için bizlere lazım olan bakış açısını geliştirmenin yollarını çok etkili bir şekilde bir araya getirmiş. Ele aldığı konulardan bir diğer güzel olanı ise, mükemmeliyetçi insanların kendi hayatlarına aşırı yoğunlaşmasından dolayı etrafına duyarsızlaşmaya başlaması, kendi başarısını elde etmek için başkaları üzerinden yükselmeyi tercih etmesi gibi günümüzde çok sık karşılaştığımız olumsuz hareketler. Maalesef mükemmeliyetçi özelliklerden masum olanlarını şu an sergileyen insanların kendilerine dur demezlerse nasıl bir hale geleceklerine de değiniyor.

Kendini Aş! mükemmeliyetçi bir hayattan sıyrılıp, gönüllü işlere yönelmek, hobiler edinmek, iyi niyetli düşünmek, karşımızdaki insanı anlamaya çalışmak gibi yönelimlerle bireysel hayatımızı güzelleştirecek eylemlere yer verirken toplumsal hayata da nasıl olumlu katkılar yapacağımızı vurguluyor.

”Şefkat, Mükemmelden Daha İyidir.

Sevgi, Mükemmelden Daha İyidir.

Tutku, Mükemmelden Daha İyidir.

Amaç dolu bir yaşam, Mükemmelden Daha İyidir.

Mutluluk, Mükemmelden Daha İyidir.” (s.363)

Kendimiz ve başkaları için mükemmelden daha iyi bir hayat inşa etme yolunda herkesin anlayacağı bir dille ve aynı zamanda profesyonellikle yazılmış bu kitabı okumakta fayda var.

“Bir köpeğin, bir kedinin veya herhangi başka bir hayvanın dostluğunu kazanmak, sessiz yapılan bir ayin gibidir.”

PATİPARK Ankara, İmrahor vadisinde 2015 yılında, sayıları 50 tane olan sokak köpeğinin beslenmesi ile başlayan hayatlarımızın en anlamlı projesidir.
Kadın anaçtır, doyurma, giydirme, barındırma iç güdüleri vardır, ondan olsa gerek dört kadındır bu projenin mimarları.

Çıkılan yol, orada şehirden uzağa, ölüme terk edilmiş sokak köpeklerinin sadece karınlarını doyurmaktı, hesapsız, plansız ve programsız. Zaman içinde fark edildi ki, sadece karınlarını doyurmak yetmiyor. Tıpkı insan gibi onlar da, çiftleşiyor, çoğalıyorlar. Kışın barınmaya, yazın sıcaktan korunmaya, bebeklerini büyütebilmek için temiz, steril ortamlara, daha iyi beslenmeye, hastalandıklarında tedaviye, yani kısaca insan yaşarken temel neye ihtiyaç duyuyorsa, onlarda aynı şeylere ihtiyaç duyuyorlar.

İlk çalışmalarımız bu yönde başladı. Önce onları güzel, ağaçlar içinde bir vadi bulup, taşıdık. Barınmaları için kulübeler yaptık. Daha sistemli olarak beslemeyi planlayıp, hayata geçirdik. Tedavileri için uygun kliniklerle anlaşma yapıp, kontrolsüz çoğalmamaları için kısırlaştırmaya başladık. Ve sosyal medya üzerinden ilanlar açıp, onları sahiplendirerek yuvalar bulduk.
Bugün çok yorulduk, maddi ve manevi çok üzüldük. Ama bu sokak köpeklerini birçok kötü faktörden uzak, doğal ortamlarında yaşayabilecekleri bir yaşam alanı kurduk. Merkez PATİPARK olmak üzere, 4/5 kmlik bir yol üzerinde, 10 ayrı bölgede yaklaşık 500 köpeğe ev sahipliği yapıyoruz.

Tabii ki, bunlar hiç de öyle yazıldığı gibi kolay olmuyor. Mama ile beslemek çok maliyetli olduğundan, haftanın üç günü mama (51 paket), 4 günü ise tavuk kırıntısı(1200 kg) ile besleme yapıyoruz.

Sayısı bir elin parmakları kadar az gönüllü ile besleme ve diğer giderlerin üstesinden gelebilmek çok zor. Bütçe yaratmak için sürekli etkinlikler düzenliyoruz, kermesler, yılda iki kez yaptığımız Casetta PUB yardım konserimiz, patipark adına yaptırdığımız çeşitli ürünlerin satışları gibi.

PATİPARK ekibi olarak, hedeflerimizden biri de; topluma, özellikle de çocuklara hayvan sevgisini aşılayıp, onları bu konuda bilinçlendirmektir. Dönem dönem okullarda hayvan sevgisi ile ilgili seminer ve konferanslar veriyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hayvanları seven ve koruyan toplumlar, diğer tüm konularda da duyarlı ve hassastırlar.

“Evimiz” dediğimiz PATİPARK, bugün besleme ve sağlık harcamalarının garantiye alınacağı bir alan olmaz ise, ne yazık ki, kat ettiğimiz yolun büyük bir bölümü yitirilecek. Gerek düzenli, besleme gerek sağlık gerekse bilinçlendirme adına yer alacağımız her türden etkinlik, organizasyon için maddi olanak yaratmak zorundayız.

Yaşam hakkının kutsallığından hareketle, yaşatabilmek için sahip olmamız gereken koşullar var. Bu koşulları ise ancak siz değerli hayvansever ile sağlayabiliriz.

BİZE KATILIN!!

Sokak hayvanlarını fark eden, onlar için kafa yoran her insana, her desteğe ihtiyacımız var. Uzun ve yorucu bu yolda, ne kadar çok kişiysek, o kadar sokak hayvanının hayatlarına dokunacağız demektir.

GÖRMEZDEN GELMEYİN!!
Bize destek olun…

Facebook: Patipark Hayvanseverler Derneği
Instagram: @pati.park
Twitter: @patiparkankara
Webpatipark.org

Diren Coşkun 13 gündür ölüm orucunda, Kıvılcım Arat da aynı eyleme başladı

Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde tutulan trans kadın tutuklu Diren Coşkun, cezaevindeki hak ihlallerinin son bulması, ameliyat ve tedavi hakkının iadesi için tam 13 gündür ölüm orucunda. Coşkun’un sesinin duyulması ve tedavi talebinin karşılanması için dışarıdaki arkadaşı Kıvılcım Arat da ölüm orucuna başladığını duyurdu.

2017 yılının Ağustos ayında tutuklanan Keskesor aktivisti Diren Coşkun, tutulduğu Tekirdağ’ın 2 No’lu Cezaevi’nde başladığı ölüm orucunun 13’üncü günüde.

Trans kadın tutuklu Coşkun’un cezaevindeki hak ihlallerine, ameliyat ve tedavi hakkının engellenmesine karşı ölüm orucuna başladığını İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Demokratik Kadın Hareketi Sözcüsü Kıvılcım Arat duyurmuştu. Coşkun, eylemini şu sözlerle bildirmişti:

“Burada insan onuruna aykırı birçok uygulamaya maruz kalıyorum. Üzerimizdeki ağır tecridin kaldırılması, gasp edilen ameliyat ve tedavi hakkımın iadesi için bedenimi ölüme yatırıyorum. 25 Ocak’tan beri ölüm orucu eylemine başladığımı demokratik kamuoyunun bilgisine sunuyorum.”

Coşkun’un ölüm orucu eylemi devam ederken Kıvılcım Arat ise yaptığı yeni bir açıklama ile “Diren Coşkun’un sesine soluk olmak ve tedavi talebini duyurabilmek adına ölüm orucuna başladığını” duyurdu.

Onca emeğe rağmen Diren’in tedavi hakkına erişim talebini gündeme getiremedik. Trans kimliği eyleminin önüne geçti ve görünmez kıldı. Diren’in sesine soluk olmak ve tedavi talebini duyurabilmek adına 6 Şubat 00.00’dan beri ÖLÜM ORUCUNA BAŞLAMIŞ BULUNMAKTAYIM!

 Diren Coşkun’un talepleri karşılanıncaya kadar ölüm orucuna devam edeceğini belirten Arat, “İster KHK korkusu deyin, ister ‘küçük olsun benim olsun’ algısı deyiverin, isterseniz transfobi! Tüm bu fobik tutum ve tavırlar adım adım Diren’i ölümün kucağına atarken, buna engel olabilmek insani bir sorumluluk olarak karşımıza çıkmakta” dedi.

“Diren yaşarsa insanlık yaşar” diyen Kıvılcım Arat’ın açıklamasının tamamı şöyle:

Alıntı: Gazete Karınca

Penguen yumurtaları neden asimetriktir?

Bilim insanları uzun zamandan beri kuşların bıraktığı yumurtaların neden hepsinin birbirinden farklı şekillerde olduğu konusu üzerinde çalışmalar yapıyorlar. Yumurtaların belirli şekillerde olması onları parçalanmaktan mı koruyor, yuvalarına rahatça sığmalarında kolaylık mı sağlıyor?

Princeton Üniversitesi evrim biyolojisi uzmanı Mary Caswell Stoddard ve arkadaşları, yumurta şekilleri hakkındaki gizemi çözmek için 1400’den fazla tür üzerinde çalışmalar yaparak neredeyse 50 bin kuş yumurtasını inceledi. Yumurtaları, asimetri ve eliptik özelliklerine göre sınıflandırdılar ve sonuç olarak daha yumuşak veya oval yumurtaların daha iyi uçan türlerden geldiğini gördüler. Stoddard, “yumurta şekillerindeki değişimler için en iyi açıklamalardan birinin uçuş yeteneği olduğunu görmek şaşırtıcı” diyor.

Kuş yumurtaları birbirinden farklılık gösteriyor.

Yukarıdaki yumurta şekillerine baktığımızda; uzman dalıcı kuş türlerinden olan bayağı dalıcımartıların özellikle sivri ve eliptik yumurtaları olduğunu görüyoruz. Bu durumda, aerodinamik kuşlar hava akımına uyumlu yumurtalara ihtiyaç duyuyor olabilir, diyebiliriz. Devekuşu türleri gibi iyi uçamayan kuşların yumurtaları ise neredeyse yuvarlak.

Penguenler ise tüm bu araştırmaların nezdinde, tüm kalıpları kırıyorlar: Suda yaşayıp hava alamayan kuşların yumurtaları da iyi uçucu kuşların yumurtaları gibi asimetriktir. Bu keşif de uçucu kuşlarda olduğu gibi başta araştırmacıları şaşırtsa da; Stoddard bu konuda yeni hipotez ortaya koydu:

“İyi uçucu kuşlar ve iyi yüzücülerin yumurtaları benzer sebepten ötürü asimetriktir; kuşların yarattığı hız akımı yumurta şekilleri üzerinde büyük etki göstermektedir, penguen yumurtası da bu yüzden sivridir.”

Kaynak: nationalgeographic.com

Öfkeden harekete Kadın Yürüyüşü

1

Biz çoğunluğuz. Ortada bir öfke var kesinlikle. Benim bedenim benim kararım. Çok sinirliyim, yürüyüş için buradayım. Gelecek hakkında endişeleniyoruz. Özgür insanların yaşadığı bir yer görmek istiyorum. Kadın haklarından yanayım. O kadar.

Donald Trump’ın seçilmesine yönelik büyük bir öfke var.

Donald Trump, defol.
Kendinden utanmalısın!

Kadınlardan nefret eden bir narsiste inanmıyoruz. Herkesin aklında bariz bir soru: Bu durum anlık mı yoksa bir harekete dönüşür mü?

Sırada ne var? Bir araya gelenler bu yürüyüşü eyleme nasıl dökecekler? Seçimden sonra olan şey şu ki kadınlar şoka uğradılar, kendilerini daha fazla riskte hissettiler. Hızlıca bir araya gelmeleri, seçimlerin edemediği bir şekilde motive etti onları. Bence ülkedeki ya da dünyadaki hiç kimse, böylesi bir devasa bir araya gelişi beklemiyordu. Herhangi birinin kestirebileceğinden çok daha büyüktü. Direnişin büyüklüğünü ve uzun soluklu olabileceğini ilk bu anda düşünmüştüm. Kadınların öncülüğündeydi.

Yürüyüş protestoya bir itki verdi, büyük soru ise bunun günlük bir şey mi olacağıydı. Yürüyüşteki kadınlar, destekçilerden yeni bir kampanya başlatılmasına katılmalarını istiyorlar, ilk 100 gün için 10 eylem. Birçok organizasyon araştırmaya koyuldu. Eylemciler, her on günde bir önemli gördükleri bir konuda harekete geçmeyi planladıklarını söylüyorlar. Birçok kilit rolde öncülük eden 27’lerindeki aktivist kadınlar görüyoruz. En somut ve acil taleplerimizden biri sağlık ile ilgili.

Kongre üyelerine kartpostallar yollayan, telefonlar eden kadınları görüyoruz. Resmi toplantıları teşhir ediyorlar. Tecavüz sizin yasa tekliflerinizde yer alacak mı?

Bunlara ek olarak, cumhuriyetçiler (republican party) içinde de Obamacare’i kaldırmak isteyen birçok girişim var.

Sonra da “MeToo” hareketinin ortaya çıkışını görüyoruz. Kadınların öncülüğündeki “MeToo” da spontane bir öfke patlaması ve kolektif tecrübe paylaşımıydı. Belki de ilk defa bu sayıda kadın kongre düzeyinde, yerel ve ulusal ölçeklerde ilgilerini ifade etmişlerdi.

Şunu da biliyorum ki günün sonunda kazanan biz olacağız. Karşılaştığımız bazı zorluklar var. Trump’a karşı olan kadınlar var. Ama bazı nedenlerden dolayı bu yürüyüşlerden dışlanmış hissedenler de var. Bu hafta hiç bir medya kuruluşu bize yer vermiyor. Kadınların yürüyüşünün daha fazla sürmesini istemiyorlar. Bu yüzden bazı gruplar yabancılaştı ama politik olarak motive olan insanların bir ordusu oluştu genel kapsamda. Ama bence yürüyüş bize enerji sağlıyor, en azından liberal gruplar yürüyüşü bir lütuf olarak görüyorlar.

Çeviri&Altyazı: Gaia Dergi
Kaynak: The New York Times

Yaşam Suyu ve söylenmeyenin sihiri  üzerine

0

Brezilya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilen Clarice Lispector’ın eserleri yakın zaman önce monokl edebiyat sayesinde Türkçeye kazandırıldı. Yazarın “Agua Viva” bizdeki adıyla “Yaşam Suyu” adlı eseri alışılmadık kurgusuyla ve kullanılan deneysel noktalama, imla nedeniyle çıktığı dönemde çeşitli spekülasyonlara yol açmış bir eser. Hem biçim hem de içerik açısından ciddi bir kırılmaya neden olan Lispector’ın keşfi ise geniş edebiyat çevrelerince yaşamı son bulduktan yaklaşık kırk yıl sonra gerçekleştirildiğini söylemek mümkün. 2000’li yılların başında Amerikan edebiyat çevrelerinde yeniden keşfedilip çevrilmesi, büyük ilgi görmesi akabinde 2015 yılında tüm öykülerinin İngilizcede yayınlanmasının da verdiği rüzgarın etkisiyle 2017 Haziranında “Yaşam Suyu” birinci basımını Türkiye’de de gerçekleştirdi.   

Yaşam Suyu, bir çırpıda tanımlanmaya müsaade etmeyen bir kitap. İnsanın gizindeki yıkımı ve ihtişamı bulamamak üzerine aramaya niyetlenmiş bir yolculuk bu. Söylen-e-meyenin sihirine meftun ve esas sihirin de bu kör sükutta saklı olduğunu bilen bir zihnin ürünü. Yanılgıdan ve hayalden ibaret olan insanın en gizindeki öz zehriyle, kendi deyimiyle “yaşam suyu”yla suluyor sözcüklerinin karanlık ormanını Lispector. Bu kaotik, sıradışı öznel anlatım sayesinde tüm bu arama-bulamama sürecine bizzat tanık ediyor. Böylelikle ilk sayfadan son sayfaya kadar durmaksızın kendini yok eden bir amok koşucusu gibi yuvarlanıyor kurduğu evren. Her bakışın içeriye yönelen sert bir kuşatmaya dönüştüğü tamamlan-a-mayan bir tablo inadıyla durmaksızın kıvrılıp değişen bir metin bu.

Bu savruk, kuralsız anlatımın nedenini ise kitapta şöyle açıklıyor:

Sana düzensizlik içinde yazıyorum, biliyorum bunu. Ama böyle yaşıyorum ben. Kayıpla ve bulunanla işliyorum ancak.”

Her şeyi bizden çok önce düşünen; bütün sözlerimizi yalanlayan, bakışımızı bulandıran, kavrayamadığız o yabancının ve yakalanamayan anların buğusunun peşinden umarsızca gidiyor Lispector. Kullandığı emsalsiz dil sayesinde evrende soluk alıp veren her şeyi taşımayı başaran ve her birini sonsuz saydam imgelere dönüştüren güçlü bir anlatı kuruyor.

Künye

Yaşam Suyu
Özgün Adı: Âgua Viva
Clarice Lispector
Çeviri: Başak Bingöl Yüce
MonoKL yayınları