Ana Sayfa Blog Sayfa 367

6. Pembe Hayat KuirFest’ten yeni bölüm: Queer Series

12 – 19 Ocak tarihleri arasında Ankara, 26 – 28 Ocak tarihleri arasında ise İstanbul semalarını gökkuşağı renklerine boyamaya hazırlanan 6. Pembe Hayat KuirFest sürpriz içerikleriyle takipçilerini şaşırtacak ve programıyla doyurucu bir festival deneyimi yaşatacak.

KuirFest, programında bu yıl, son zamanlarda LGBTİ karakterlere ve hikâyelerine ev sahipliği yapan en önemli bağımsız dijital mecralardan biri haline gelen internet dizilerini mercek altına alıyor. Programda özel bir ilgiyi hak eden “Queer Series” kapsamında bu ezber bozan yapımlardan ikisi KuirFest seyircisiyle buluşacak.

Florence Gagnon ve Chloé Robichaud tarafından hayata geçirilen Féminin/Féminin (2014), çeşitli yaşlardan lezbiyen, biseksüel, heteroseksüel altı arkadaşın hayatına odaklanan bir komedi. Her bölümde, Montreal’de yaşayan bu altı kadından birinin hikâyesini merkeze alan dizi, mizahi olduğu kadar dokunaklı ânlarıyla da kurmaca ve gerçeğin sınırlarında dolaşan bir yapım.

Geçtiğimiz yıl KuirFest’te büyük ilgi toplayan Brezilya yapımı Kıyı (Beira-Mar, 2015) filminin yönetmenleri Filipe Matzembacher ve Marcio Reolon imzalı The Nest (2016) ise ordudan kaçan genç bir askerin, Bruno’nun kendini keşfetme sürecini anlatıyor. Uzun yıllar görmediği erkek kardeşini bulmak üzere yola çıkan Bruno, gittiği şehirde kardeşine ulaşamasa da kendini yepyeni bir ailenin içinde bulur. Kardeşinin arkadaşlarından oluşan bu kuir komünite içinde Bruno, hem cinselliğini yeniden keşfedecek hem de kardeşine hiç olmadığı kadar yakın hissedecektir. Bir kendini bulma hikâyesi olan The Nest, geçtiğimiz yılın en dikkat çeken LGBTİ temalı internet dizilerinden biri oldu.

6. Pembe Hayat KuirFest’in heyecan verici gösterim ve etkinlik programı için takipte kalın!

Başlık görseli: 6. KuirFest’in Ümit Ünal imzalı afişi

Sınırların ardındaki bilinmezliği anlatan bir çocuk kitabı: Kuş Olsam Evime Uçsam

…Kaçıyorsunuz demek? Nereye giderseniz gidin savaşı da yanınızda götüreceksiniz. Kaçış yok! Anladınız mı, yok!

Yaklaşık iki ay önceydi. Bir çay bahçesinde oturuyordum. Çay kaşığının bardağa vuruşuna karışan ses öfkeli bir çocuğa aitti… Arapça konuşuyordu. Ne dediğini anlamasam da kendisini “yakalarsam canına okuyacağım” diyerek kovalayan yaşlı adama küfrettiği belliydi. Kaçıp gitti çocuk ve kafenin yol kenarındaki sandalyelerden birini fırlatıp attı geçerken… Arkasından bağırdı çay bahçesinin şef garsonu:

Allah belanı versin uğursuz… Çocuk değil bunlar Suriyeli canavarlar…

Şef garson, ardından atıp tuttuğu Suriyeli çocuğun az önce fırlattığı sandalyeyi söylenerek düzeltirken, aklımdan Güzin Öztürk’ün Kuş Olsam Evime Uçsam isimli romanı geçti. Göz dövmeli adam savaştan kaçmaya çalışan Beşir’in ailesine böyle sesleniyordu:

Nereye giderseniz gidin savaşı da yanınızda götüreceksiniz…”

Üstelik haksız da değil. Savaş peşlerinden geliyor, kah çocuğuyla kaçmaya çalışana çelme takan kameraman, kah botla açılacaklara sahte can yeleği satan esnaf, kah savaştan kaçıp gelen bir çocuğun herhangi bir çocuk gibi davranmasını bekleyen şef garson olup onları takip ediyor. Oysa biraz olsun düşünebilsek… Bir insan, şehirler arası göç bile öylesine zorken, evini bırakıp başka bir ülkeye, üstelik hiçbir güvencesi olmadan, hatta ailesini tehlikeye atıp neden kaçar? Acaba o çay bahçesindeki sandalyeyi savuran çocuk hangi bombayla savruldu, ailesinden kimleri kaybetti ya da bütün o yaşadıklarından sonra hala çocuk mu gerçekten, yoksa erken büyümek zorunda kalmanın sancıları mı bunlar?

Günden güne karanlığa gömülen dünyamızda bir umudumuz edebiyatta. Güzin Öztürk, küçük kahramanı Beşir’in ağzından anlattığı romanında bize savaşın gerçekliğini incelikli bir dille aktarıyor. Çocuk, savaşın içinde de olsa çocuk; aklı kırmızı arabada. Bombalara rağmen Beşir’le beraber oyun peşine düşüyoruz. Ağbimizin eve dönüşünü bekliyoruz, rüyalar görüyoruz, kamyona binip sınır kapısına doğru yola çıkıyoruz. Acaba Beşir savaştan kaçabilecek mi sorusu kitap boyunca okurun aklını kurcalıyor.

Yazar Güzin Öztürk’ün çocuk dilini kullanmadaki başarısı okurunu kendisine hayran bırakıyor. Öyle ki, insan Beşir’in gözünden dünyayı bir kez görünce, sıcak evinde oturduğu koltuktan utanıyor, elleri üşüyor sayfaları çevirirken. Dünya tarihi savaşlarla ve incinmiş çocuklarla dolu. Beşir kendi öyküsünün içinde bizi önce Zehra’yla tanıştırıyor, ona dil oluyor, ses oluyor; sonra Halep’ten Hiroşima’ya doğru çıkardığı yolculukta Sadako Sasaki ile buluşturuyor. Kitabın sayfaları arasından 644 turna kuşu uçup aklımıza üşüşüyor, sakız kokusu geliyor burnumuza biraz da…

Güzin Öztürk kelimelerle adeta yüreğimize dokunuyor.

Son sayfa çevrildiğinde ince bir sızı kalıyor içimizde. Çocukların bu yaşadıklarına gözlerini yumanlar, sınır kapılarına kilit vuranlar, kameraman, esnaf, şef garson… Ah diyor insan, belki Beşir’in hikÂyesini okusa, başka türlü bakar mıydı Suriyeli çocuklara? Yoksa gerçekten kaçış yok mu savaştan?

Hazırlayan: Dilge Güney

Simone de Beauvoir: Gelecek hâlâ sonsuza kadar uzanıyordu

1

Simone de Beauvoir‘ın kim olduğunu bilir misiniz? Ünlü Marksist/Varoluşçu Jean-Paul Sartre’ın hayat arkadaşı. Bir o kadar birbirlerine âşık gibi gözükseler de son dönemlerde cinsel yaşamlarında birbirlerini özgür kılmışlar. Hatta ve hatta Simone, Sartre ile birlikte Moskova’ya gitmiş Moskova’da Sartre’ın sevgilisiyle çok güzel bir zaman geçirmiş. Sanıyorum ki Türkiye’nin sosyolojik koşullarında bu bahsettiklerim çok zor. Çünkü kadına da erkeğe de yüklenen anlam ve yüz yıllardır bireye yüklenen bastırılmış duygular bunu imkânsız yapıp görkemli bir şekilde zorlaştırıyor. Hepimiz iki yüzlü davranıyoruz, özellikle tek eşlilik ve çok eşlilik konusunda. Sizlere ufak bir öyküden bahsetmek istiyorum:

Ufak bir öykü demişken, boyutu çok ciddiye almayın. Bir o kadar ufak ve bir o kadar sert.

Öykünün adı: Moskova’da Yanlış Anlamanitelikli kitaplar basan Yapıkredi Kültür Yayınlarından (YKY) çıkmış.

Kitap sanırım tükenmiş durumda fakat ben bir şekilde kitaba sahip oldum, yeni çıktığı için eğer ki kitabı ararsanız bulmanız çok zor olmaz. Belirli online internet satış sitelerinde görebilirsiniz.

Nicole ve André çocuklarının evlenmesi yüzünden Moskova’ya giderler, fakat 1960’lı yılların Moskovası sosyalist çelişkiler içerisinde boğulurken bir o kadar da sosyalist yaşamın incelikleriyle ve zorluklarıyla karşılaşırlar. Bu yaşlı çift Lenin ve Komünizm aşkıyla gittikleri SSCB’de hayal kırıklığına uğrarlar. Stalinist kalıntılarla mücadele veren Macha onlara yol arkadaşı olur.

Kitabın başlarında Macha’yı, Sartre’ın Rusya’daki sevgilisine benzeten bir ön söz vardı. Kesinlikle bende katılıyorum. Simone de Beauvoir’ın bu öyküyü kendi SSCB turlarından yarattığı kesin. Bireysel çelişkiler, yaşam çelişkileri, sosyalist çelişkiler, cinsel çelişkiler ve yaşlanmanın dayanılmaz sert gerçekliği bu öyküde buluşuyor.

Kitabın ilk sayfaları bu şekilde başlıyor:

Nicole onu yaşlı bulmuyordu. Herhalde André yaşlı olduğundan habersiz gibi durduğu için. Bir zamanlar koşmayı, yüzmeyi, tırmanmayı ve aynada kendine bakmayı çok seven o, altmış dört yaşını gamsızca taşıyordu. Kahkahalar, gözyaşları, öfkeler, kucaklaşmalar, itiraflar, sessizlikler, atılımlarla upuzun bir hayat ve bazen hiç geçmemiş gibi geliyordu. Gelecek hâlâ sonsuza kadar uzanıyordu.

Moskova’da Yanlış Anlama
Yapıkredi Kültür Yayınları (YKY) Sf: 1

Aysel Bora‘nın çevirisiyle bu leziz öyküyü okumanızı tavsiye ediyorum.

Reçine korusun, doğadan parçalar yoldaşınız olsun

Reçine, katı ya da yarı akışkan, billurlaştırılması güç, suda çözünmeyen, organik çözücülerde çözünen, ısıtılınca yumuşayan ve eriyen maddedir.

Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş halde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır. Bitkilerde salgı kanalları tabii olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.

Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım halinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bazı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.

Doğayı bileklere konduran sanatçı: Sarah Smith

Birçok alanda kullanılan bu malzemeyi tasarımcı Sarah Smith, bilezik yapımında kullanıyor. Kendi tasarladığı ve kalıbını oluşturduğu reçine bilekliklerinin içine kurutulmuş otlar, çiçekler ve çeşitli bitki kabukları iliştiriyor. Tasarımdan reçinenin dökülmesi, bu berrak kapsüllerin şekillendirilmesi ve reçinenin kuruması süreci, sanatçının 3 haftasını alıyor.

Sanatçının daha fazla çalışmasını görmek için aşağıdaki adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Website | Facebook | Instagram | Etsy

Okuyucularımız da inanılmaz yetenekli bu konuda: Immortalis naturae

Geçenlerde bir okuyucumuz da bizi, yine reçine ile kendi tasarladıklarıyla tanıştırmıştı. Kendisi reçine ile doğadan topladıklarını buluşturup kolye, yüzük, küpe, yaka iğnesi, bileklik, kağıt ağırlıkları, kol düğmesi, çeşitli aksesuarlar üretiyor. Sanatçı sitesinde Immortalis naturae’nin doğuşunu şöyle anlatıyor:

“Her şey, doğa tutkunu kendimin, şehrin duvarları arasında iyice sıkışıp nefes alamamaya başladığımda oldu. İçimdeki yeşile yakın olma arzusu beni esir alıp kısıtlı vakitlerde verdiğim nefes araları yetmez olunca, bakmaya doyamadığım küçük parçaları, üzerimde taşımanın bir yolunu buldum. İşte böyle doğdu Immortalis Naturae. Türkçe anlamıyla, ölümsüz doğa demek. Çünkü ben, önce doğadan minik parçalar topluyor, sonra bunları, hayranlık ve sevgi ile kalıcı aksesuarlara çeviriyorum. Hep bizimle kalsın, hiç kaybolmasın diye…”

Yetenekli okuyucumuzun, daha fazla ürününü incelemek isterseniz aşağıdaki adresleri ziyaret edebilirsiniz.

Website | Facebook 

Peki, kendi takılarımızı kendimiz üretmek isteseydik?

Siz de kristal reçine ile kendi takılarınızı üretmeyi deneyebilirsiniz. İnternet üzerinden araştırdığımızda birçok reçine markası bulabiliyoruz kullanmak için. Ancak hem hesaplı hem de kolay bulunabilir olması açısından “Rich Crystal Resin Kristal Reçine” adında bir reçine buldum ve fiyatı 20 TL civarında. En hesaplısı olarak bu gözüme çarptı. (Reklam amaçlı bu markayı vermediğimizi belirtelim.) Bazı sitelerde, reçine ile takı üreten çeşitli kullanıcılardan tavsiyeler var. Donma sürecinden kokusuna vs kadar tavsiyede bulunulmuş.

Reçineyi, internet üzerinden birçok siteden sipariş edebilir ya da bazı hobi marketlerden satın alabilirsiniz.

Şimdi kısaca, doğadan topladıklarınızı reçine ile birleştirip kendi takılarınızı, nasıl üretebileceğinizden bahsedeyim:

Aldığınız reçine seti içinde; reçine, reçine sertleştirici, ölçü kabı, bir çift eldiven ve tahta bir çubuk bulacaksınız.

Reçineyi karıştırmadan önce, yapacağınız takı için bir kalıp oluşturmuş olmanız gerekiyor. Evdeki katı sabunlarınızdan kendiniz kalıp oluşturabilir ya da hazır satılan reçine kalıplarından satın alabilirsiniz. Ama evdeki imkanlarınızı zorlasanız satın almadan çok daha güzel olur. Buz kalıbı bile kullanabilirsiniz.

Kalıbınızı hazırladıktan sonra, plastik bir bardağa setin içinde belirtilen ölçülerde yani 2 ölçek reçine için, 1 ölçek reçine sertleştiricisi koyarak, 5-6 dk karıştırıyorsunuz. Karışım homojen olmalı ve sedef görüntüsü olmamalı.

Ardından hazırladığınız kalıba bir miktar reçine döküyorsunuz. Daha sonra takınızda yer almasını istediğiniz, doğanın size sunduklarını (bu bir yaprak, küçük bir taş ya da deniz kabuğu vs doğadan ne topladıysanız artık), kalıba döktüğünüz reçine üzerine yerleştirip tekrar üzerine bir miktar daha reçine ilave ediyorsunuz. Bu şekilde 24 saat bekletmeniz gerekiyor reçinenin kuruması için. 1 gün sonunda reçine takınız kalıptan kolaylıkla çıkacaktır. Reçineyi kalıptan çıkardıktan sonra, tasarımınıza göre reçine üzerinde işlem yapabilirsiniz. 

Kaynak: thisiscolossal, mimuu

Çölyaklının el kılavuzu: Çölyak nedir, ne yapmalı, ne yemeli?

Gluten; buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan, glutenin ve gliadinin birleşiminden oluşan bir bitki proteinidir. Özellikle, ülkemiz gibi toplumlarda ana besin kaynağı olan buğdayın kullanım alanı oldukça geniştir. Bu nedenle çölyak rahatsızlığının görülme sıklığı sanılandan daha yüksek oranlardadır. Çölyakın bilim çevrelerince kabul edilen tek tedavisi glutensiz beslenmedir.

Glutensiz beslenme, sadece çölyakta değil gluten duyarlılığı, dermatitis herpatiformis tedavisinde de uygulanmaktadır. Ayrıca, glutensiz beslenme pek çok hastalıkta uzman görüşüyle tedavi basamaklarında yer alabilmektedir.

Glutensiz beslenmenin uygulanmasında dikkat edilecek hususları anlattığım bu rehberde, çölyaklı, çölyaklı yakınları, gluten duyarlılığı olanlar, dermatititis herpatiformisliler ve sağlık profesyonelleri başta olmak üzere tüm toplumun bilinçlenmesi amaçlanmıştır.

“Aktif spor yapan tip 1 diyabetli bireylerin beslenme durumlarının saptanması” adlı tez çalışması bulunmaktadır. Şu anda da “Vegan bireylerin beslenme ve sağlık durumlarının değerlendirilmesi” adlı bilimsel çalışmayı bir meslekdaşıyla beraber yürütmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de vegan bireyler üzerine yapılmış bilimsel çalışmaları arttırmak amaçlanmıştır.

Gluten nedir?

Gluten; buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan, glutenin ve gliadinin birleşiminden oluşan bir bitki proteinidir. Çölyaka neden olan gliadin kısmıdır.
Ülkemiz gibi buğdayı sofralarda çok sık kullanan toplumlarda hemen hemen her yemekte glutenle karşılaşmak mümkündür. Gluten, sadece gıda sanayinde değil yapışkanlık verici, su tutucu, esneklik verici, kıvam arttırıcı, bağlayıcı özelliklerinden dolayı plastik ve kauçuk sanayinde de sıklıkla kullanılmaktadır. Ekmekte kabarmayı sağlayan, gluten kompleksidir.

İnce bağırsakların görevleri nelerdir?

İnce bağırsak; karbonhidrat, protein, yağ, mineraller ve vitaminler gibi besin gruplarının sindirimi ve emiliminde görevlidir. Bu nedenle, vücudun genel sağlığı için önemli bir organdır. Bağırsak yapısındaki parmakçık şeklindeki villuslar, emilimi sağlayan temel uzantılardır. Çölyakta, vücuda gluten alındığında bu emici tüyler zarar görür ve besinlerin emilimi ve sindirimi gerektiği gibi yapılamaz.

Çölyak nedir?

Çölyak, vücuda zarar veren glutenin vücuda alınmasıyla besin emiliminde görevli emici tüylerin bozulmasına, kopmasına neden olur. Ayrıca, besin alerjileri gibi kısa süreli ya da dönemsel değil ömür boyu sürecek bir emilim bozukluğu durumudur.

Çölyakta ince bağırsaklarda meydana gelen değişiklikler

Vücudun sağlıklı olması için besin maddelerinin emiliminin ve sindiriminin iyi bir şekilde olması gerekmektedir. Çölyakta gluten, besinlerin emilimini sağlayan bağırsaktaki emici tüyleri bozduğu için, gerekli besinler alınsa dahi emilim sağlanamadığından vücut bu besinlerden faydalanamaz. Gerekli besin maddeleri alınmadığından erken kemik erimesi, kansızlıklar, çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği gibi olumsuz birçok durum ortaya çıkar.

Çölyakın önemi:

Vücuttaki her bir olay için ilgili besin maddelerinin vücuda alınıp sağlıklı bir şekilde bağırsaklardan emilim ve sindiriminin yapılması gerekmektedir. Çölyak, sadece bağırsakları etkilemekle kalmaz sinir sistemi, böbrek, kalp kası, karaciğer, kan sistemi, hormonlar, kas ve iskelet sistemi, bağışıklık sistemi, deri sağlığını da etkiler. Çölyakta, gluten bağırsaklardaki emilim için gerekli emici tüyleri yok ettiğinden vücut için gerekli besin maddeleri ağızdan alınsa dahi bağırsaklardan kana geçemez ve birçok hastalık ortaya çıkar. Tavizsiz bir glutensiz diyet ile oluşabilecek bütün hastalık riskleri ortadan kaldırılır.

Kaynaklarda, çölyaklıların toplumun %1’ni oluşturduğu belirtilse de aslında tüm çölyaklıların sadece %3’ünün tanı aldığı belirtilmektedir. Çölyak, belirtiler göz önünde bulundurulup erkenden teşhis edilmelidir. Tanı geciktiğinde, beslenme yetersizlikleri başta olmak üzere mide-bağırsak kanserleri dahi ortaya çıkabilir. Çölyak, tüm vücut sistemlerini etkilediğinden ciddiye alınması ve toplum bilincinin arttırılması gereken bir halk sağlığı sorunudur.

Çölyakın nedenleri:

Çölyakın birçok oluşum nedeni vardır. Bunlardan ilki genetik nedenlerdir. Birinci dereceden yakınlarında çölyak görülmesi çölyak oluşum riskini arttırır. Bu nedenle ailenin bir bireyinde çölyak ortaya çıkmışsa diğer bireyler de çölyak taramasından geçirilmelidir. Çölyak taramaları %100 güvenilir yöntemlerle, uzman denetiminde yapılmalıdır.

Çölyak oluşum nedenlerinden diğeri, çevresel etkenlerdir. Türkiye gibi buğdayın sofralarda çok sık kullanıldığı toplumlarda bebeklik ve çocukluk döneminde glutenle erken buluşma kaçınılmazdır. Kültürel yeme alışkanlıkları gibi nedenlerle gluten günlük besin alımlarına her daim eklenir. Hatta, bebekler ek gıdaya geçtiği anda glutenle karşılaşır. Bu da çölyak görülme sıklığını arttırır.

Tüm dünyada ve toplumumuzda yeme alışkanlıkları her geçen gün değişiyor. Fast food gibi tüketimlerin artmasıyla yanlış beslenme alışkanlıkları oluşuyor. Bu alışkanlıklardan dolayı birçok hastalığın riskinin artması gibi çölyakın da oluşum riski artmıştır. Ayrıca, gıdalara eklenen katkı maddeleri de hastalık oluşma riskini arttırmaktadır.

Bebeklik döneminde anne sütü alımı, hastalıkların oluşum risklerinin azaltılmasında önemlidir. Bu nedenle bebeklik döneminde ek gıdaya geçileceği zaman anne sütünün de verilmeye devam edilmesi gerekmektedir. Bu, çölyak oluşum riskini azaltmaktadır.
Çeşitli nedenlerle karşılaşılan virüsler, enfeksiyonlar, sigara, alkol gibi yanlış yaşam alışkanlıkları, beslenme düzensizlikleri çölyakın oluşumunda etkisi olan diğer çevresel nedenlerdir.

Çölyakın teşhisi

Antikorlar, dışarıdan gelen zararlı etkenlere karşı vücudun savunmasında görevli yapılardır, bağışıklık sisteminin (immün sistem) sağlıklı olmasını sağlarlar. Ancak, tam olarak bilinemeyen nedenlerden dolayı vücut, bu savunmayı kendi yapıları için geliştirir. Yani, kendi hücrelerine karşı savunma geliştirir. Buna otoimmünite denir. Çölyakta da glutene karşı otoimmün sistem devreye girer, otoantikorlar oluşur, vücuda gluten alındığında bağırsaktaki emici tüyler zarar görür.

Çölyak teşhisi için vücudun kendi bağırsak hücresi için ürettiği otoantikor miktarlarını ölçen testler istenir. Bunlar, IgA / IgG tipi anti-doku transglutaminaz (anti-tTg), anti endomisyum (EMA) antikorları gibi testlerdir. Ancak, çölyak teşhisi için altın standart, ince bağırsak biyopsisidir.

Çölyakın teşhisi genel sağlık için oldukça önemlidir. Vücut, bağırsaklardaki emilimden sonra beslenmeye başladığı için beslenme yetersizliklerini önlemek adına çölyak varsa erkenden teşhis konulması gerekir. Bu nedenle, çölyak belirtileri gözlemleniyorsa vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları uzmanı veya gastroenteroloji uzmanına başvurmak gerekir.

Çölyakın tedavisi

Günümüzde çölyakın kesin bir bir tedavisi yoktur. Amerikan Pediatri Derneği’nin raporuna göre çölyakın bilinen tek tedavisi, ömür boyu kati surette uygulanması gereken glutensiz beslenmedir. Glutensiz diyet ile şikayetler azalır ve oluşabilecek hastalıklar ortadan kaldırılır. Çölyakın tıbbi beslenme tedavisinde sadece diyetten glutenli gıdaları çıkarmak yeterli değildir. Çölyaklıya, gluten içerme olasılığı yüksek ürünler, katkı maddeleri konusunda bilgilendirmeler yapılmalıdır. Mutfağın yeniden düzenlenmesi, glutensiz yiyeceklerin hazırlanması, depolanması, saklanması konularında da çölyaklılar ve aileleri bilinçlendirilmelidir. Bu bilinçlendirmeleri konuyla ilgili bir beslenme ve diyet uzmanının yapması doğru kaynaklardan bilgi alınması açısından oldukça önemlidir.

Çölyakın görülme sıklığı

Çölyak, beslenme yetersizlikleri, büyüme ve gelişme geriliğinin nedenlerinden biridir.
Her yaşta ortaya çıkabilen ve kişiyi tüm hayatı boyunca etkileyen çölyak, toplumda her 100 kişiden birinde görülür. 2011 yılında ülkemizde okullarda yapılan 20190 çocuğun dahil edildiği bir tarama çalışmasında, çölyak sıklığı 212’de bir (%0,47) olarak tespit edilmiştir. Çölyaktaki tanı kriterleri birçok hastalık ile benzerlik gösterebilmektedir. Bu nedenle, tanı koyma süreci uzayabilmektedir. Toplumdaki gerçek çölyak görülme sıklığının tespit edilenden çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle tüm dünyada çölyak görülme sıklığından bahsedilirken “Çölyak buzdağı” terimi kullanılır.

Çölyakın teşhisi için gerekli göstergelerin iyi ayrılması hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, her branştan hekimin, beslenme ve diyet uzmanlarının ve diğer sağlık profesyonellerinin çölyak konusunda bilgi düzeyleri arttırılmalıdır.

Çölyak Belirtileri:

İnatçı ishaller, kilo kaybı, ideal kiloya sahip olamama, karın ağrısı, şişkinlik, gaz, halsizlik gibi çölyakın klasik belirtilerinin yanında kansızlık, kemik erimesi, mizaç değişikliği, huzursuzluk, kas güçsüzlüğü, kramplar, depresyon, çocuklarda beslenme yetersizliğinden kaynaklı büyüme ve gelişme geriliği gibi belirtiler de gösterir. Birkaç belirti sonrası ortaya çıkabileceği gibi hiçbir belirti vermeden de ortaya çıkabilir.

Çölyakın klinik tipleri

1.Klasik / Semptomatik Çölyak Hastalığı:

Ülkemiz gibi buğdayla çocukluk dönemi ve süt çocukluğu döneminde karşılaşan bölgelerde görülen bir çölyak türüdür. Büyüme ve gelişme geriliği, sürekli ishal, kusma, karın ağrısı, iştahsızlık, cıvık dışkılama gibi belirtilerle kendini gösterir. Dışkı karakteristik olarak soluk, açık renkli, cıvık ve kötü kokuludur. Hatta bazen çok sulu bir ishal de görülebilir. Bunların yanında iştah azalması da görülebilir. Bu belirtilerin görüldüğü çocuklar huzursuz ve huysuz olurlar.

2.Klasik olmayan Çölyak Hastalığı

Çoğunlukla 5-7 yaş üstü büyük çocuklar ve erişkinlerde görülür. Boy kısalığı, ergenlikte gecikme, geç adet görme, diş mine tabakası bozuklukları, ağız içi yaralar, tedaviye cevap vermeyen veya nedeni kesin belli olmayan demir eksikliğinden kaynaklı kansızlık, kemik erimesi, tekrarlayan karın ağrısı, bulantı-kusma, şişkinlik, kabızlık gibi yakınmalarla başlar. Bunların yanında demir, çinko, vitamin B12 ve folik asit eksiklikleri de görülür.

3.Sessiz Çölyak Hastalığı

Sessiz çölyak hastalığı, birinci dereceden yakınlarında çölyak görülen bireylerin çölyak taramalarında ortaya çıkar. Belirti vermezler. Bu çölyak türünün görülme sıklığı %4-5 civarlarındadır. Son yıllarda sessiz çölyaklıların da çoğunda hafif, gözden kaçabilen hastalık bulgularının olduğu ve bazı psikiyatrik değişikliklerin saptandığı belirtilmiştir.

4. Potansiyel Çölyak Hastalığı

Antikorları pozitif olduğu halde ince bağırsak biyopsileri normal ve düşük düzeyde değişiklikler gösteren bireylerden oluşur. Bu çölyak tipi, sıklıkla 10-40 yaşları arasında görülür. Önceleri hiçbir bulgu bulunamamasına rağmen ilerleyen yıllarda tipik çölyak riski taşırlar. Bu bireylerin sık izlenmesi önem taşır.

Tüm toplumun çölyak belirtileri konusunda bilinçlendirilmesi hayati öneme sahiptir. Beslenme yetersizliği ve yaşa göre ağırlık düşüklüğü görülen çocuklarda ve her türlü yakınmada çölyaktan şüphelenmek gerekmektedir. Anne ve babaların çocuklarını iyi takip etmeleri çocuğun tüm yaşamını etkileyebilecek bir hastalık olan çölyakın teşhisinde süreci hızlandıracaktır (1).

Çölyak ile birlikte görülen hastalıklar

Otoimmün hastalıklar ortak gen bölgesinde kodlandığından bu hastalıklardan herhangi biri görüldüyse diğerlerinin de taramasının yapılması gerekmektedir. Çölyak tanısı alındıktan sonra taranması gereken hastalıklar: tip 1 diyabet(çocukluk çağı şeker hastalığı), Down Sendromu, otoimmün karaciğer hastalığı, otoimmün tiroid hastalığı, nedeni bilinemeyen hastalıklar, romatizmal hastalıklar (romatoid artrit, lupus vb.) (2).

Kaynak: New ESPGHAN Guidelines for the Diagnosis of Coeliac Disease in Children and Adolescents

Gluten duyarlılığı

Çölyak Dışı Gluten Duyarlılığı olarak da adlandırılan gluten duyarlılığı, doku transglutaminaz gibi çölyaka özel antikorlarda negatiflik ile çölyaktan ayrılır. Gluten alımıyla ince bağırsakta hasar olmadığı halde karın ağrısı, şişkinlik, sürekli ishal gibi klasik çölyak belirtilerinin görülmesi gluten duyarlılığını hatırlatmalıdır. Gluten duyarlılığı için net bir tanı yöntemi bulunmamaktadır. Çölyak ve buğday alerjisi gibi durumlardan ayırıcı tanı ile ayrılabilir, doğrulayıcı bir testi bulunmamaktadır.

Londra Kriterleri’ne göre tedavisi glutensiz beslenmedir. Glutensiz diyet ile yakınmalar azalır ve giderek yok olur (3).

Glutensiz beslenme

Glutensiz beslenme; arpa, buğday, çavdar, kamut, yulaftan yapılmış ve bunları içeren hiçbir gıdanın tüketilmemesi demektir. Çölyakın tek tedavisi olan tıbbi beslenme tedavisini uygulamanın yanında glutensiz bir yaşam tarzından söz edilmelidir. Gluten, sadece gıda maddelerinde bulunmamaktadır, bu nedenle gıda olmayan ve ağız yolu ile temas olabilecek gıda dışındaki diğer maddeler konusunda da bilinçli olunması gerekmektedir. Bunlar, dudak boyaları, diş macunları, kenarı kıvrımlı karton bardaklar, mektup zarflarıdır. Gluten, yapışkanlık verici bir madde olduğundan yapışkan her maddenin gluten içerme olasılığı yüksektir. Çölyaklının yapışkan bütün maddelerden uzak durması gerekmektedir.

Çölyak, buğday alerjisi, çölyak olmayan gluten duyarlılığı, dermatitis herpatiformiste kesin olarak, Huzursuz Bacak Sendromu, nörolojik hastalıklar (Örnek: Multiple Skleroz (MS)), romatoid artrit, depresyon, otizm gibi hastalıklarda dahiliye uzmanı, gastroenteroloji uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı görüşü alınarak glutensiz beslenme tedavisi uygulanır (4).

Gluten içermeyen ve herhangi bir kısıtlama olmadan tüketilebilecek birçok yiyecek bulunmaktadır. Bunların arasında pirinç, mısır, patates, kurubakliyatlar, kara buğday, kinoa, chia, sebzeler ve meyveler yer almaktadır.

Bunların yanında, çölyaklılarda görülme olasılığı artan, sindirimi zor şekerlerden laktoz ve fruktozun intoleransı da görülebilir. Bu nedenle yeni tanı almış çölyaklılara beslenme ve diyet uzmanı tarafından ilk bir ay laktozsuz diyet önerilir. Daha sonra bu diyet takip edilerek değiştirilebilir. Tip 1 diyabetli çölyaklılar besin değişim sistemi veya karbonhidrat sayımı yöntemini öğrendikten sonra listedeki serbest yiyecekleri aralarında değişim yaparak çeşitlik sağlayabilir.

Etiket okuma kuralları

Sadece çölyaklıların değil herkesin etiket okuma alışkanlığı kazanması bilinçlenme açısından oldukça önemlidir. Ancak, çölyaklılar etiket okuma kurallarına daha fazla önem vermeliler, çünkü yanlışlıkla ya da bilgi yetersizliğinden vücuda alınan gluten vücudun hemen hemen bütün sistemlerine kısa, orta veya uzun vadede zarar verir.

Marketten bir ürünü alırken ambalajını iyi okumak gereklidir. Glutensiz ürünler buğday üzerindeki başağın üzerinde çarpı işareti sembolü ile ayırdedilir.

Bir çölyaklının gluten içeren ve gluten içerme riski yüksek katkı maddelerine önem vermesi hayati öneme sahiptir. Çünkü, uyulduğu sanılan glutensiz diyet, gluten içerdiği bilinmeyen katkı maddeleri tüketilerek bozulur. Bu nedenle, tıbbi beslenme tedavisi hiçbir zaman tam anlamıyla uygulanamaz.

Gluten içerme riski bulunan katkı maddeleri bitkisel protein, hidrolize protein, modifiye nişasta, bitkisel gum, kamut-QK-77 (Kamut (Horasan Buğdayı) bir buğday türüdür.) (6)

Çarpaz bulaşma nedir?

Temiz bir yiyeceğe besin olmayan ve bakteri içeren etkenlerden bakteri bulaşmasına çarpraz bulaşma denir. Ancak bu terimsel anlam, gıda alerjilerinde alınmaması gereken alerjenlerin, bu alerjenleri içermeyen gıdalara çeşitli yollarla bulaşması için de kullanılır. Bir kişide çölyakta olduğu gibi herhangi bir gıda maddesine karşı duyarlılık gelişmişse bu madde vücuda alındığında kısa, orta ve uzun vadede zararlı etkiler yaratır. Glutensiz beslenmeye dikkat edilmediğinde genel sağlığı tümüyle etkileyen çölyakta glutenin kati surette vücuda alınmaması gerekiyor. Çölyaklıların çarpraz bulaşma konusunda çok dikkatli olmaları glutensiz yaşamın tavizsiz bir şekilde uygulanması bakımından oldukça önemlidir.

Çölyaklı için çarpaz bulaşmanın önemi

Glutensiz yaşam tarzını benimsemede çarpraz bulaşma konusu hayati öneme sahiptir. Çölyakta bir gram buğday unu dahi risklidir. Çölyaklılar, glutensiz ürünlerin yetiştirilmesinden işlenmesine, depolanmasından pişirilmesine, saklanmasından tüketilmesine kadarki bütün süreçleri iyi bilmelidir, çarpraz bulaşmaya neden olan etkenlere karşı bilinçli olmalıdır. Bağırsak yapısının sağlığı ve bununla bağlantılı olarak genel sağlığın korunması, çocuklarda büyüme ve gelişmenin sağlıklı yaşıtlarındakiyle benzer şekilde yakalanması için glutenden kati surette uzak durulması gerekmektedir.

Çarpaz bulaşmaya neden olan hususlar

Gluten ilave edilmiş gıdalar veya ürünler; kozmetik, diş macunları gibi besin olmayan maddelerden gluten tehditi altında kalınabilir. Bilinmeyen yollardan vücuda gluten alınıyor olabilir. Bu nedenle, çölyakta çarpraz bulaşma ile ilgili yaşamsal birçok alanda en önemlisi de mutfakta bazı düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Yemek hazırlama:

Herkeste olduğu gibi çölyaklıların da çeşitli damak zevkleri var. Sevilen lezzetlerle glutensiz beslenmeyi birleştirmek yemek konusunda iyi fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Ancak, bu ürünlerin gluten içeren diğer ürünlerle çarpraz bulaşmadan korunması gerekiyor.

Pişirme Kapları: Evde çölyaklı varsa süzgeçler, kesme araçları(kesme tahtası, bıçak b.), karıştırma kapları ayrılmalıdır. Eğer bu imkan yoksa, önce glutensiz yemekler hazırlanmalı daha sonra glutenli yemekler hazırlanmalıdır. Bu kaplar yemekten sonra titizce yıkanmalıdır.

Kesme Yüzeyleri: Tahta kaşık ve kesme tahtaları özellikle gluteni emici malzemelerdir. Özellikle ekmek kesme tahtası ve bıçağına dikkat edilmelidir. Bu gereçlerin aralarında un veya ekmek kırıntıları kalmış olabilir. Çarpraz bulaşma ile gluten tehditini önlemek için çölyaklı birey için bu araçlar kesinlikle ayrılmalıdır veya yenilenmelidir.

Karıştırıcılar(Blendırlar): Fırçalama ile temizlik sırasında tam anlamıyla temizlenmeyebilir ve bu gereçler için ayrıntılı temizlik gerekir. Yemek parçacıkları çatlaklardan potansiyel bulaşanları diğer yemeklere taşır. Bu nedenle karıştırıcıları kullanırken gluten bulaşma riski gözardı edilmemelidir. Bu gereçler de çölyaklı için özel olmalıdır.

Yemek pişirme

  • Tost makineleri, çarpraz bulaşma nedenidir. Çarpraz bulaşmayı önlemek için, örneğin glutensiz tost yağlı pişirme kağıdına sarılmalı, bu şekilde pişirilmelidir.
  • Cam pişirme kapları kullanılmalıdır.
  • Özellikle teflon tava gluteni emici olabiliyor. Bu nedenle teflon tavalar glutensiz beslenenler için yenilenmelidir ve bu kaplarda glutensiz yemeklerden başka hiçbir yemek pişirilmemelidir.
  • Tahta kaşıklar da potansiyel gluten bulaşma malzemeleridir. Bu nedenle tahta kaşıklar ya kullanılmamalıdır ya da çölyaklının tahta kaşığı ayrılmalıdır.

Araç gereçlerin temizliği:

Kullanıldıktan sonra bütün araç gereçler kaynar su ve deterjanlı su ile yıkanmalıdır.
Glutenli ve glutensiz yemekler yapılırken kullanılan kaplar, aynı yerde yıkanmamalıdır.
Bulaşık süngerleri gluten taşıyabilir. Bulaşık süngerleri de ayrı olmalıdır.

Depolama ve saklama

  • Güvenli depolama yapılması için mutfak ve yiyecek gereçleri çölyakta önemle dikkate alınması gereken konulardandır. Glutensiz yemek pişirileceği zaman bulaşma izlerini taşımaması için ürün mümkünse, yağlı pişirme kabına sarılmalıdır.
  • Saklama yerlerinde glutensiz gıdalar için ayrı büfe olmalıdır. Çünkü, gluten uçucu bir maddedir. Bu ayrıştırma yöntemi geriye kalan ev ahalisinin de kafasını karıştırmaz ve daha güvenlidir.
  • Mutfak malzemelerini aynı dolabın içine koymak zorunluluğu varsa özellikle glutensiz unları, rafların en üstüne konulmalıdır. Bu yöntem buzdolabında saklama sırasında da uygulanmalıdır.

Sık sorulan sorular

a) Glutensiz beslenmeye başladıktan ne kadar süre sonra sağlığıma kavuşurum?

Tanı alındıktan sonra glutensiz diyetle birlikte bağırsaklarda hızlı bir düzelme görülür. Çölyaklı, kilo almaya başlar, çocuk ise büyüme gelişme açısından 3-6 ay içinde akranlarına yetişir, şikayetler ortadan kalkar. Huysuzluklar düzelir, depresyon ortadan kalkar. Test sonuçları 3-6 ay içinde negatifleşir. 2 yıl glutensiz diyete kati bir surette uyulursa tam bir düzelme görülür.

b) Çölyakın tedavisi var mı?

Çölyakın kesin bir tedavisi şu an için yoktur. Amerikan Pediatri Derneği’nin raporuna göre çölyakın bilinen tek tedavisi, ömür boyu kati surette uygulanacak glutensiz beslenmedir. Bununla beraber, çölyakın tıbbi beslenme tedavisinde sadece glutensiz ürünleri tüketmek yetmez. Çölyaklı için evde güvenli besin temini, hazırlanması ve depolanması konularında da bilinçlendirmeler yapmak gereklidir.

c) Glutensiz diyeti bozarsam ve glutensiz diyete başlamazsam ne olur?

İnce bağırsaklarda vücut için gerekli birçok besin maddesinin sindirim ve emilimi gerçekleşir. Çölyakta, glutensiz diyete uyulmazsa vücutta çeşitli işlevleri olan karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, minerallerin emilimi tam olarak gerçekleşmez ve gereken besin maddelerini alamayan vücutta hastalıklar ve yakınmalar ortaya çıkar. Bunların yanında, beslenme yetersizlikleri görülür, çocuklar akranlarındaki büyüme ve gelişmeyi yakalayamaz. D vitamini ve kalsiyum emilemediği için kemik erimesi, diş çürükleri baş gösterir. Ağız, boğaz, yemek borusu ve bağırsak kanseri, lenfoma gibi kötü huylu hastalıkların görülme olasılığı 6 kat kadar artar. Diyet bozulduğu vakit ömür boyu süren tiroid bezi, kalp, karaciğer hastalıkları ve diyabet (şeker hastalığı) ortaya çıkar. Ayrıca, bazı durumlarda vücutta hemen belirti vermeyen çeşitli yıkımlar başlayabilir.
Çölyak sinsi seyirlidir, ne zaman olumsuz sonuçların çıkacağı bilinmediği için glutensiz diyete sadık kalınmalıdır. Bir çölyaklı için bir gram gluten bile risklidir. Glutensiz diyete uyum, genel sağlık için çok önemlidir.

d) Çölyaklılara devlet yardımı yapılıyor mu?

Devlet veya üniversite hastanelerinden alınan rapor ile çölyaklı olduğunu kanıtlayanlara, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından her ay yaş gruplarına göre nakit para yardımı yapılmaktadır. Rapor 2 yıllık düzenlense de her yıl yenilenmesi gerekmektedir.

 

Tarifler:

Ispanaklı barbunyalı makarna

Malzemeler:

  • 500 gram Glutensiz Makarna
  • 100 gram ıspanak
  • 8 yemek kaşığı pişmiş barbunya
  • 5-6 sap yeşil soğan
  • 3-4 sap maydonoz
  • Bir tutam kekik

Yapılışı: Makarnayı kaynatın. Akşamdan ısladığınız barbunyaları haşladıktan sonra bir kaseye alın. Ispanakları doğradıktan sonra haşlayın. Yeşil soğanları ve maydonozu istediğiniz büyüklükte doğrayın. Daha sonra bütün malzemeleri karıştırın. Kekiği üzerine serpiştirin.

Probiyatikli spagetti

Malzemeler:

  • 500 gram Glutensiz Spagetti
  • 1 su bardağı kadar kırmızı lahana turşusu
  • 1 tutam maydonoz

Yapılışı: Lahanaları ince ince doğrayın. Maydonozları elinizle koparın. Haşladığınız makarnanın üzerine bütün malzemeleri ekleyip servis yapın.

Besleyici glutensiz makarna

Malzemeler:

  • 500 gram Glutensiz Burgu Makarna
  • 3 bardak mercimek çorbası
  • 6 yemek kaşığı su
  • 1 adet küçük boy havuç

Yapılışı: Makarnaları haşladıktan sonra 3 su bardağı mercimek çorbasını 6 yemek kaşığı su ile birlikte ayrı bir kaba alın. Yoğunlaşana kadar karıştırmaya devam edin. Daha sonra haşladığınız makarnayı üzerine ekleyin. Rendelediğiniz havuçları makarnanın üzerine serpiştirin. Makarnanız hazır, afiyet olsun.

Kabaklı havuçlu makarna

Malzemeler:

  • 500 gram Arbella Glutensiz Spagetti
  • 2 orta boy kabak
  • 2 adet orta boy havuç
  • 3 adet küp şeklinde doğranmış domates
  • 3 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 2 cevizin içi
  • 5-6 yaprak taze kekik

Yapılışı: Makarnayı kaynatın. Kabakları, havuçları soyun, ince uzun doğrayın, sarımsakları rendeleyin, domatesleri küp şeklinde doğrayın. Sırayla ortadan ikiye böldüğünüzüz sarımsakları, havuçları, kabakları, domatesleri bir miktar suyla diri kalacak şekilde kaynatın. Sebzeleri servis tabağına aldığınız makarnanın üzerine ekleyin. Zeytinyağını tabağın üzerinde gezdirin. Cevizleri ve taze kekikleri ilave edip servis yapın. Afiyet olsun.

Probiyotikli makarna

500 gram Glutensiz Burgu Makarna

Probiyotik için:

Malzemeler:

  • Bir adet mor lahana,
  • 7-8 adet havuç
  • 5 adet orta büyüklükte kırmızı pancar,
  • 1 adet mor havuç,
  • Bir baş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı tuz
  • Toplamda bir bağ olacak şekilde maydanoz, dereotu, taze nane

Yapılışı: Maydonoz, dereotu, naneyi ince ince kıyın. Daha sonra lahana, havuç, pancar ve sarımsağı mutfak robotundan geçirin. Karışımı cam kavanozlara ağzını sıkı bir şekilde 4 cm kadar boşluk kalacak şekilde kapatarak yerleştirin. Sıkı bir şekilde kapatılmazsa küf oluşur, küf oluşmasını istemiyoruz, aksine fermantasyon süreci için tamamen oksijensiz bir ortam gerekiyor. Bir hafta kadar bu karışımı karanlık bir yerde, oda sıcaklığında bekletin. Sonra buzdolabına alın. Ola ki küf oluştuğunu gördünüz, karışımı atıp yenisini yapın.
Bu tarif için bir hafta beklediniz. Ama değdi ☺ Şimdi glutensiz makarnanızı haşlayın ve probiyotiği üzerine bir su bardağı kadar ekleyin. Geri kalan probiyotiği ise yemeklerin yanına bir miktar ilave edin. Afiyet olsun.

Glutensiz arpa şehriyeli çorba

Malzemeler:

  • 2 su bardağı Glutensiz Şehriye
  • 2 su bardağı haşlanmış nohut
  • 1 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek
  • 2 su bardağı su
  • 3 diş sarımsak
  • ¼ bağ nane
  • ¼ bağ dereotu
  • 2 kaşık zeytinyağı
  • Tuz

Yapılışı: Arpa şehriyeyi zeytinyağında kavurun. Üzerine bir parmak geçecek kadar sıcak su ekleyip pişirin. Şehriyeye biraz tuz ekleyin. Önceden haşlanmış nohut, yeşil mercimek ile karıştırıp soğumasını bekleyin. İçine su, dereotu, sarımsak ve naneyi ekleyin. Bu karışımla şehriyeli harcı karıştırın. Çorbanız hazır. Afiyet olsun.

Glutensiz kolay irmik tatlısı

Malzemeler:

  • 200 gram Arbella Glutensiz İrmik
  • 4-5 su bardağı su
  • 1 paket vanilya
  • 30 adet kuru üzüm
  • 8 adet kuru kayısı
  • 6 adet kuru incir
  • 1 yemek kaşığı pekmez

Yapılışı: Tencereye aldığınız irmiğin içine yavaş yavaş su ekleyin. İrmik biraz şişmeye başlayınca içine ince ince doğradığınız kuru kayısı ve kuru inciri, kuru üzümleri, pekmezi ekleyin. En son vanilyayı ekleyin. Karışım yoğunlaşmaya başlayınca borcama alın ve buzdolabında 4-5 saat bekletin. Servis yapacağınız zaman borcamı ters çevirin, kalıbı dilimlere ayırın ve dilimlediğiniz parçaların üzerine tarçın ilave edin. Afiyet olsun.

Glutensiz çiğ makarna

Malzemeler

  • 500 gram Arbella Glutensiz Kalem Makarna
  • 2 adet orta boy salatalık
  • 100 gram kış kabağı
  • 10 adet fındık
  • 1 adet avokado
  • Yarım limonun suyu
  • ¼ demet nane
  • ¼ demek maydonoz
  • ¼ demek dereotu

Yapılışı: Salatalıkları rendeleyin. Blendıra aldığınız kış kabağı, yerfıstığı, avokado ve limon suyunu karıştırın. Kaynattığınız makarnanın üzerine ilave edin. Nane, maydonoz ve dereotu ile servis yapın.

Afiyet olsun.

NOT: Tip 1 diyabetli çölyaklılar, tip 2 diyabetli çölyaklılar besin değişimi veya karbonhidrat sayımı yöntemini öğrenerek tarifleri tüketebilir. Besin değişimi ve karbonhidrat sayımı yöntemini bir beslenme ve diyet uzmanından almanız oldukça önemlidir.

Referanslar: (1) Demirçeken F., Güncel Gastroenteroloji, 15-1
(2) European Society for Paediatric Gastroenterology, Hepatology and Nutrition (ESPGHAN) (3) Gülenay S., Harmandar F., Uyar S., Çekin A. Güncel Gastroenteroloji, Nonçölyak Gluten Duyarlılığı
(4) Aydoğdu S. (2013), İnsanoğlunun Evrimsel Sağlık Sorunu Çölyak Hastalığı.
(5) Köksal G., Özel H., (2000), Çocuk Hastalıklarında Beslenme Tedavisi
(6) Aydoğdu S., Tümgör G., (2005), Çölyak Hastalığı – Derleme

LGBTİ çalışanlar işyerinde kendini gizlemek zorunda bırakılıyor

1

Kaos GL’ninTürkiye’de Özel Sektör Çalışanı LGBTİ’lerin Durumu 2016araştırmasına göre LGBTİ çalışanların çoğu işyerinde gizlenmek zorunda kalıyor, kimliğini açıklayanların ise 3’te 1’i ayrımcılığa maruz kalıyor.

Kaos GL Derneği’nin “Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu – 2016 Yılı Araştırması” yayınlandı. Prof. Dr. Melek Göregenli’nin hazırladığı araştırma, raporun editörü Murat Köylü tarafından bugün (13 Aralık 2016) Conrad İstanbul’da iş dünyası temsilcileri ve basınla paylaşıldı.

“Özel sektör, sosyal içerme politikasını hayata geçirebilir”

Sanatçı Ayla Sözeri’nin de katıldığı toplantıda Murat Köylü, Türkiye’deki LGBTİ’lerin durumunu, “Nefret cinayetleri, ayrımcılık ve nefret söylemi artıyor; yasal koruma ise ufukta görünmüyor” sözleriyle özetledi. Köylü, 85 kişiyle yaptıkları araştırma sonuçlarının çalışma hayatında ayrımcılığı gözler önüne serdiğini belirterek konuşmasına şöyle devam etti:

Özel sektör çalışma hayatında ayrımcılıkla mücadele etmek için aktif bir sosyal içerme politikasını hayata geçirebilir. Kamusal tartışmalarda LGBTİ haklarını savunabilir. Sivil toplumla işbirliği yapabilir.

Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı, Açık Toplum Vakfı ve İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Ajansı’nın (SIDA) destekleriyle Prof. Dr. Melek Göregenli’nin hazırladığı, Murat Köylü’nün editörlüğünü üstlendiği araştırma özel sektör çalışanı LGBTİ’lerin sorunlarını gözler önüne seriyor.

LGBTİ çalışanlar gizlenmek zorunda kalıyor

İlki geçtiğimiz yıl, “Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı LGBTİ’lerin Durumu” başlığıyla yayınlanan raporun 2016 yılı araştırmasında 85 kişinin anket cevapları yer alıyor. Göregenli’nin araştırmanın önsözünde aktardığına göre, araştırmanın en temel bulgusu “LGBTİ çalışanların işyerlerinde cinsiyet kimliklerini veya cinsel yönelimlerini gizlemek zorunda bırakıldıkları gerçeği.

Araştırmaya göre, özel sektör çalışanı her 3 LGBTİ’den 1’i işyerinde cinsel kimliğine dair tamamen kapalı. Sadece 10 kişiden 3’ü kimliğine ilişkin tamamen açık olabiliyor, yaklaşık aynı oranda kişi ise ancak kısmen açık davranabiliyor. Bu açıklık da çoğunlukla yönetime veya amirlere değil, yakın arkadaşlara veya diğer LGBTİ çalışanlara dönük olabiliyor.

3 seneden fazla aynı işyerinde çalışan sayısı az

Raporda, 3 seneden fazla aynı işyerinde çalışan LGBTİ’lerin oranının az olduğu belirtiliyor. Bu durum ise şöyle açıklanıyor: “3 seneden fazla aynı işyerinde çalışan LGBTİ’lerin aynı işyerinde, çeşitli yıldırıcı sebepler (terfi edememe, huzursuzluk, mobbing, taciz, tehdit vb.) nedeniyle uzun süre kalamadığı şeklinde yorumlanabilir.”

Öte yandan LGBTİ çalışanlar, çalıştıkları işlere büyük çoğunlukla internetteki kariyer siteleri veya tanıdık tavsiyesi aracılığıyla girebiliyor. Bu mecraları sosyal medya izliyor. İŞKUR’un ve özel istihdam bürolarının tercih edilme sayısının azlığı dikkat çekiyor.

5 çalışandan biri iş başvurusunda açık olabiliyor

Yaklaşık olarak sadece 5 çalışandan 1’i iş başvurusu esnasında cinsel kimliğine ilişkin tamamen açık ve özgür davranabiliyor. İşe başvuru esnasında açık olmamanın nedeni olarak büyük çoğunlukla işe kabul edilmeme, dışlanma, nefrete maruz kalma, ifşa edilme, daha sonra terfi edememe riski gibi öngörüler etkili oluyor. Bu düşünceler nedeniyle kişiler kimi zaman rol yapmak zorunda kaldıklarını ifade ederek kendileri ile çatışma halinde ve günlük yaşamda sürekli tedirgin bir ruh hali içinde bulunduklarını belirtiyor.

Her 3 çalışandan biri ayrımcılığa uğruyor

Her 3 çalışandan 1’i cinsel kimliği nedeniyle işyerinde ayrımcılığa maruz kaldığını bildiriyor. Bu hesaba, ayrımcılığa maruz kalmamak için cinsel kimliğini tamamen gizlediğini ifade eden 28 kişi (yüzde 33) dahil değil.

İşyerinde ayrımcılık verimliliği de etkiliyor

İşyerinde ayrımcılık verimliliği de etkiliyor. Bu durum raporda şöyle açıklanıyor:

Anket kapsamında yöneltilen sorulardan biri, ‘Cinsel kimliğiniz nedeniyle yaşadığınız ya da yaşama olasılığınız olan durumlar, genel olarak işyerindeki verimliliğinizi ve iş doyumunuzu etkiliyor mu; nasıl etkiliyor?’ olmuştur. Katılımcılarımızın yarısından fazlası (46 kişi), işyerindeki ayrımcı ve önyargılı ortamın LGBTİ çalışanların iş doyumunu ve verimliliğini olumsuz etkilediğini ifade ederken, 9 kişi cinsel kimliğine dair açık olabilmenin işyerini ve işi sahiplenmelerine olumlu motivasyon kattığını söylemiştir. Bu olumlu ve olumsuz etkiler farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır.”

Cinsel kimlikleri açık olmayan katılımcılarımız bu durumun dışlanma, öfke de dahil olumsuz duygular yaşama ve gelecek duygusunun olumsuz etkilenmesi biçiminde ortaya çıkan sonuçlarını vurgulamışlardır. Bu durum çalışma ortamındaki genel motivasyonlarını kırmakta ve verimliliklerini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca çalışanlar arasındaki ilişkilerin de olumsuz etkilendiği görülmektedir. Gerçek anlamda kendilerini ortaya koyamamaları, LGBTİ çalışanların işyerlerinde gerçek arkadaşlıklar ve özel hayata da yansıyan, onu besleyen sosyal ilişkiler kurmalarını engellemektedir.”

Araştırmanın son kısmında “Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya Menşeli Firmalardan LGBTİ Çalışanların Haklarına Dair Yaklaşımlar” da yer alıyor.

LGBTİ çalışanların deneyimleri

Derneğin araştırma rapor kitapçığında katılımcıların yanıtlarına da anonim şekilde yer veriliyor. İşte onlardan bazıları: “Tamamen açık olabilseydim daha özgür olurdum. Çalıştığım kuruma duydu- ğum saygı da artardı.” (Sivil toplum kuruluşunda uzman bir biseksüel kadın)

“Özel hayatımdan bahsedemiyor oluşum, insanlarla samimiyet kurmamı engelliyor.” (Yayıncılık sektöründe uzman bir gey)

“Cinsel kimliğim nedeniyle yaşayacağım olumsuz durumlara karşı kendimi gizlemek için sürekli alarm durumundayım. Bu kadar çok enerji harcamak bedensel ve mental olarak yoruyor; her zaman diğer çalışma arkadaşlarımdan çok daha fazla çalışmak zorunda hissediyorum. Oysa ki cinsel kimliğimi zorlanmadan yaşayabileceğim bir sosyal çevre ve iş ortamında hayatımı sürdürüyor olsaydım çok daha verimli, başarılı, yaratıcı ve mutlu, huzurlu olurdum.” (Denetim ve belgelendirme sektöründe üst düzey yönetici bir gey)

“Cinsel yönelimim gizli olduğu için bizzat bana yönelik bir ayrımcılık yaşamadım ancak üstlerim homofobik oldukları için LGBTİ+ konusundaki görüşleri her zaman beni rahatsız ediyor.” (Havacılık/ulaştırma sektöründe orta düzey yönetici bir lezbiyen)

“Sürekli çalışma yerim değişiyor. Samimi olduğum her arkadaşım uzaklaştı– rılıyor. Molalara ve yemeklere en son ve tek başıma gönderiliyorum.” (Gıda sektöründe hizmet personeli bir trans erkek)

“LGBTİ+’lerin arasında en fazla ayrımcılığa uğrayanlar trans bireyler. Çoğu zaman işyerlerindeki transları tartışamıyoruz bile, zira kendilerine iş imkânı tanınmıyor. En başta trans görünürlülüğünün artması gerekmekte ve devamında özellikle işveren kesimi konuyla ilgili seminer/eğitim seklinde öğretici etkinlikler düzenlemeli.” (Havacılık/ulaştırma sektöründe orta düzey yönetici bir lezbiyen)

“Aile yardımından ben ve 8 senelik partnerim dışlanıyoruz. Emeklilik de öyle olacak gibi. Sosyal etkinliklere onunla arkadaşmış gibi gidiyor, öyle bir intiba yaratıyoruz özellikle. Yalnız olduğumda aseksüelmiş gibi davranıyorum.” (Bankacılık/finans sektöründe orta düzey yönetici bir lezbiyen)

Raporun tamanına buradan linkten ulaşılabilir

Antarktika’da hızla eriyen dev buzullar tehdit durumunda

1

İngiliz bilim insanı Konrad’a göre, Antartika’da hızla eriyen buzul kütleleri dünya su seviyesini tehdit eder duruma ulaştı. Batı Antarktika’da gerçekleşen değişimin ölçeği ve hızı yeni bir uydu kaydıyla ele geçirildi. Dev buzullar her yıl 7 metre irtifa kaybediyor, bu da dünya su seviyesini ciddi derecede tehdit etmekte.

Avrupa ve ABD’den 1992’den günümüze kadar alınan uydu görüntülerine göre, Amundsen Denizi‘ndeki Pine Adası, Thwaites, Pope, Smith ve Kohler buzullarının kütlesinde kayıp yaşandığını belirtildi.

Amundsen’e akan buzullar son on yılda Antarktika’da yükselen deniz sıcaklıklarından dolayı buzlarını büyük ölçüde kaybediyor. Pine Adası’nın üzerindeki buzulların erimesi diğer buzullara göre deniz seviyesinin daha çok yükselmesini sağlıyor.

Bu buzulların erime hızı çevresine göre değişiyor. Bunun muhtemel nedenleri, buzul toplama büyüklüğü, ana kaya, topografya ve hidroloji farklılıklarını içeriyor. Bununla birlikte, son 25 yılda buzul yüzeyi boyunca okyanustan yüzeyin başladığı topraklama çizgisinden incelme olduğu anlaşıldı.

Bilim insanları genelde buzulun yüzen bölümünü eriten sıcak okyanus suyunun buzulun daha kolay akmasına izin verdiği konusunda hemfikir çünkü artık yüzen buz kütleleri tarafından tutulmamaktadır. Buzul daha hızlı akarken daha incedir.

Uydu verileri aynı zamanda bu erimenin buz akımlarının uzunluğuna kadar yayılmış halini izliyor.

Araştırmanın kurucusu ise Dr. Hannes Konrad.

Yeteri kadar biriken kar ve buz yoksa buzullar denize doğru akarken kütlelerini gittikçe daha çok kaybediyorlar ve burada tam olarak gördüğümüz şey bu, ancak üç sistem arasında ayrıntılar önemli ölçüde değişiyor ve her buzulun içinde farklılık gösteriyor.”

1992 yılından sonra Pine Adası, her yıl 1 metre kadar yüksekliğini kaybetti. Yüzey dengeli olmasına rağmen incelme buzulun ana gövdesini ve daha sonra da daha içinde düzenli bir şekilde yayıldı. Yüzey boyunca yayılma hızı değişirken, incelme oranları yılda 13 km’ye ulaştı.

Thwaites’deki değişiklikler daha düzensizdi, 1992’de yılda 3 metre erime oluyordu, incelme 2000 yılı civarında kesildi. 2004’te incelme tekrar başladı.

Pope, Smith ve Kohler Buzulunun yüzey yüksekliği en çok yılda 7 metreye kadar düşmüştür. İncelme Thwaites’de çok daha yavaş olmaktadır.

CPOM Direktörü Prof. Andy Shepherd “Polar buz tabakalarını bir bütün olarak rutin bir şekilde izleyebilmenin yanı sıra, bu sonuçlar uyduların bireysel buzulların çevresel değişime nasıl tepki gösterdiğini göstermektedir” dedi ve Sonraki adım, buzul kaybı hesaplamalarımızı ve Antarktik buz tabakasından gelen deniz seviyesi artışını bir bütün olarak düzeltmek ve ileride neler olabileceğimize dair modellerimizi iyileştirmektir” diye ekledi.

Çalışma, ABD’nin San Francisco kentinde düzenlenen Amerikan Jeofizik Birliği’nin Sonbahar Toplantısı’nda sunuluyor.

Kaynak: SpaceRef, BBC

Flört şiddetine karşı farkındalık için: 40tilki Kadın İnisiyatifi

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Projeler ve STK Yönetimi yüksek lisans programından bir grup kadın öğrenci olarak, özellikle flört şiddeti kavramını araştırmak, bu konuda deneyim paylaşmak, farkındalık yaratmak ve konuya görünürlük kazandırmak amacı ile 40tilki Kadın İnisiyatifini kurduk. Flört şiddeti başta olmak üzere kadın çalışmaları ile ilgili akademik makalelerin, röportajların, denemelerin, görsel materyallerin ve deneyim paylaşımlarının yer alacağı bir blog sayfası açtık. Şu an için öncelikli amacımız, blog aracılığıyla daha fazla gence ulaşmak, flört şiddetinin görünür ve konuşulur olmasını sağlamak.

Türkiye’de toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları alanlarında çok farklı işler yapılmasına rağmen hâlâ üzerinde pek tartışılmayan ve görünür olmayan konular bulunmaktadır. Flört şiddeti de bu alanlardan birisidir.

Flört ilişkileri içerisinde yaşanan fiziksel ve cinsel şiddete dair istatistiklerin az oluşu da bu çalışmaların eksikliğini ortaya koymaktadır. Flört kavramı ve flört ilişkileri, toplumumuzda varlığı pek kabul edilmeyen ve görmezden gelinen bir konu olduğu için, flört içerisinde yaşanan şiddet türleri de görünmez hale gelmektedir. Bu durum flört şiddetini deneyimleyenleri de sessizliğe itmekte, yaşadıkları olumsuz tecrübeleri paylaşamaz hale getirmektedir. Bunun yanı sıra, flört ilişkileri içerisinde cinsel ve fiziksel şiddet kadar görünür olmayan psikolojik, sosyal, dijital gibi farklı şiddet türleri de bulunmaktadır. Flört ilişkisi yaşayan genç kadınların ve genç erkeklerin uyguladıkları ve/veya maruz kaldıkları bu şiddeti görebilmelerinin ve bu davranışlarını şiddet olarak tanımlayabilmelerinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca flört şiddetinin toplumumuzda konuşulan ve tartışılan bir kavram haline gelmesinin gerekliliğini savunuyoruz.

Son olarak, 40tilki isminin hikâyesinden de kısacık bahsedip bitirelim. İnisiyatifi kurma sürecinde isim üzerinde günlerce düşündük. Sonunda kafamızda dönüp duran tilkiler, inisiyatifimizin adına dönüştü. Biz bu tilkileri “sinsi” veya “kurnaz” olarak değil, yapmak istediğimiz güzel işlerin başlangıcı olarak görüyor ve hep birlikte söylemi değiştiriyoruz.

40tilki’ye Facebook sayfalarından ve sitelerinden ulaşabilirsiniz.

Hazırlayan: 40tilki Kadın İnisiyatifi

Makyajsızken de çok renkli çok güçlü: Alicia Keys

1

Geçtiğimiz aylarda dayatılmaya çalışılan güzellik ve bakım standartlarına isyan ederek Makyaja Hayır hareketini başlatan soul müziğin genç ama usta ismi Alicia Keys, 4 yıl aradan sonra yeni albümünü çıkardı.

Here, Amerikalı şarkıcı Alicia Keys’in altıncı stüdyo albümü oldu. RCA Records tarafından yayımlanan albüm öncesi Keys, birkaç ay önce başlattığı Makyaja Hayır hareketiyle ABD’de ve tüm dünyada gündeme gelmişti. Keys, kadınlara doğal saçlara ve cilde dönüş çağrısı yapmış, Keys’in başlattığı harekete pek çok ünlü isim de sosyal medya hesabında makyajsız fotoğraflarını paylaşarak destek vermişti. Keys, MTV Video Müzik Ödülleri gecesine de makyajsız gelmişti. Alicia Keys, bu hareketi başlattığından beri makyajlı olarak hiç görüntülenmedi.

 

Dört yıllık aradan sonra yeni albümünü çıkaran Keys, şarkılarında artık 35 yaşına gelmiş, daha da olgunlaşmış ve duruşu daha da sağlamlaşmış bir kadının varlığını hissettiriyor. Keys, şarkılarında klasik piyano müziği, caz, R&B ve soul’u ustaca harmanlayan bir müzisyendir. Çok güçlü soul vokalinin yanı sıra hem piyanodaki ustalığı hem de şarkı yazarlığıyla da tanınan Keys, bu yeni albümünde de bilindik tarzından ve çizgisinden yine ödün vermemiş. Albüm boyunca piyano soloları Keys’in ses oyunları kadar dikkat çekiyor ve albümün ana hatlarından birini oluşturuyor.

Sözünü yine sakınmıyor

Keys, albümde sözünü de sakınmıyor. Beyonce, Solange gibi şarkıcıların da şarkılarında fenimizme, kadın hareketine ve ırkçılık karşıtlığına daha çok yer verdiği bir dönemde; Trump Amerika’sında Alicia Keys de cesur sözlerle duygularını ve tepkilerini şarkılarda yansıtıyor. Keys, şiddete ve cinsiyetçiliğe karşı net bir tavır alıp, diyalog çağrısı yapıyor. Albümde ilk dinleyişte “Blended Family”, “Illusion of Bliss”, “Girl Can’t Be Herself”,  “Hallelujah” ve “In Common” gibi şarkılar bir adım öne çıkıyor.

Keys, önceki albümlerine müziğine farklı bir şey katmamış olsa da Keys’in müziğinin günümüzün pop, soul ve R&B dünyasının ortalamanın üstünde hatta zirvede bir müzik olduğunu, o yüzden kalite eşiğinin hep en üst noktada olduğunu anımsamakta fayda var.

14 Grammy ödüllü Amerikalı şarkıcı, ilk albümü Songs in A Minor  (2001) ile müzik dünyasında büyük ses getirmişti.  Dünya çapında 12 milyon satan bu albümle “En İyi Yeni Sanatçı” ve “En İyi R&B Kadın Vokal” ödüllerinin de aralarında olduğu 5 Grammy kazanan Keys, İkinci albümü The Diary of Alicia Keys (2003) ile “En İyi R&B Albümü” de dahil olmak üzere dört Grammy daha aldı. Aynı yıl yayımlanan ve canlı kayıtlardan oluşan Unplugged albümü ise Nirvana’dan bu yana en çok satan “unplugged” albümlerinden biri oldu. Üçüncü albümü As I Am 2007’de, dördüncü albüm The Element of Freedom 2009’da yayınlandı. Keys’in en ses getiren şarkılarından biri de “No One” olmuştu.

Emrah Serbes’in Müptezeller kitabı: Harbi hayatlar ancak harbi yaşanır!

1

80’lerin başında veya ilk yarısında doğmuş, nispeten genç isimler arasından sivrilerek bu yaşta “halka mâl olmayı başarmış” ender yazarlardan biri Emrah Serbes. Bunda birçok kişiye göre yaratıcısı olduğu Behzat Ç. fenomeni önemli bir yer tutsa da yazarın son dönem Türkiye edebiyatının yazınsal niteliklerinin dışına çıkmasını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bunun en somut örneğini de yazarın “Hikayem Paramparça” kitabında görmüştük. Ve şimdi Serbes, İletişim Yayınları’ndan çıkan altıncı kitabı “Müptezeller” ile yine bildiği sularda yaptığı gezilerini bize anlatıyor.

Emrah Serbes’in Müptezeller‘i, “Her roman bir otobiyografidir” sözünün hakkını vererek başlıyor. Birinci ağızdan anlatılan hikâyenin kahramanı Bakır’la Antalya’da çalıştığı beş yıldızlı otelde tanışıyoruz. Bir yerden okumaya “çalışırken” diğer taraftan beleşten lojman, minibarlardan araklanmış içkilerle kör topal idare eden bir hayata tanık olurken, Bakır’ın bol sidik kokulu, ganyan bültenlerinin eksik olmadığı, “piizden tımarhaneye takılıp dört kez hastaneden kaçan“, gerçek kaybedenlerin masalarına oturuyoruz.

Hayatını sürekli “Ben ne yapıyorum?” sorusuyla sürdürmeye çalışan ve çoğu kez de cevabını bulamadığı için alkol ve uyuşturucuyla cilalanmış küfürleri kulaklarımızda hissediyoruz. Bir gece yine bulut gibi bir kafayla yaptığı şaka yüzünden Antalya Kepez E Tipi Cezaevi’ne uğruyor kahramanımız. Burada yediği tokatla bir nebze olsun uslanan Bakır cezaevinden çıkınca valizini toparlayıp önce annesinin yanına oradan da Ankara’ya Dil Tarih Tiyatro’ya girme kararıyla başkentin yolunu tutuyor. Ancak Bakır’ın paçasını, sımsıkı bırakmaktan vazgeçmeyen yakın geçmişteki hayatı, gri Ankara günlerinin de umutsuzluğa göz kırpmasıyla devam ediyor.

Aniden içini bok basan evler, kıyafetlerin dolap yerine duvardaki çivilere asıldığı odalar, uyuşturucu bulmak için gözü kapalı dalınan dolambaçlı yollar, bol dumanlı masalarda haybeden kesilen gırtlaklar, Bakır’ın Ankara’daki geçirdiği yılların bir özeti olarak sayfalarca ilerliyor. Ve nihayet kahramanımızın geceyle gündüzün birbirine karışmaya başladığı zamanlarda tutunacak tek dalı olan, terinin son damlasına kadar enerji harcayarak bitirdiği romanı yayınevlerine göndermeye sıra geliyor. Fakat bu kanattan da eli boş dönüyor Bakır ve skor hanesine yine “sıfır” yazılıyor.

Emrah Serbes, bir “Gezi Parkı” güzellemesi olan “Deliduman“ın ardından yayınlanan yaptığı açıklamada, “Her gün çocukların öldürüldüğü bir ülkede ne yazabilirim? İki sene sadece boksla ilgileneceğim,” demişti. Dediğini de yaparak iki yıl aradan sonra “Müptezeller” ile yazın hayatına geri döndü. Müptezeller’i rotasını kaybetmiş genç bir adamın yolunu bulma çabası olarak özetlemek biraz kolaya kaçmak oluyor. Zira adamımız Bakır’la beraber arkada yürüyen hikâyenin içinde bize yanı başımızda soluk alıp veren, uçurum kenarlarını piiz sofrasına, bulvar gazete sayfalarını en esaslı dumanlara “çarşaf” yapmış hayatları yaşayanların, tırnak kadar da olsa “normal” insanlar gibi duygulara sahip olanları gözlemliyoruz.

Kolay olan, bize sunulan yakışıklı erkekler, taş gibi kadınlar, lüks arabalar, yatlar, katları anlatmak. Fakat Emrah Serbes gibi yazarlar ise zor olanı yapıp asıl “gerçeği” anlatarak tokadı yüzümüze yapıştırıveriyor. Etrafımıza daha dikkatli bakabiliyorsak eğer böyle yazarlar ve kitaplar sayesinde…