Ana Sayfa Blog Sayfa 407

Dünyanın unutmayacağı 32 siyasi skandal

1

Dünya tarihinde siyasetçiler büyük rol oynuyor. Uyguladıkları kararlar, politikalar hayatımıza yön veriyor. Dolayısıyla hayatımızın bir parçası haline gelen politika ve onu uygulayan siyasetçiler her zaman gündemimizde ve sürekli onları konuşuyoruz. Ancak bazı siyasetçileri, verdiği kararlardan çok skandallarıyla hatırlıyoruz. İşte dünya tarihine kazınan 32 siyasi skandal…

Franklin D. Roosevelt

Kuzeni Eleanor ile görücü usulü evlenmesi, 30 seneyi aşkın bir süre boyunca kendine metres edinmesiyle sonuçlandı.

Franklin DAnthony Weiner

New Yorklu ABD Kongre üyesi “Tehlikeli Carlos” (Carlos Danger) adı altında yakalansa bile, Twitter’daki bir kadın takipçisine penisinin fotoğraflarını yollamaktan çekinmedi.

Former U.S. Congressman and New York City mayoral candidate Anthony Weiner speaks with reporters at campaign event in New YorkThomas Jefferson

İlk başkanlık skandalı Thomas Jefferson’dan başkasına ait değil. Bugün yapılan DNA testleri ile kölesi Sally Hemming’in çocuklarının babası olduğu kanıtlanmıştır.

Thomas JeffersonBill Clinton

Başkanlık tarihinin unutulmaz vakalarından biri de Clinton ile Beyaz Saray stajyeri Monica Lewinsky ilişkisi. Clinton, Beyaz Saray tarafından cezalandırılsa bile daha sonra Senato onu masum ilan etti.

Larry Craig

Idaho eski senatörü Larry Craig, Minneapolis St. Paul Uluslararası Havaalanında bir erkekler tuvaletindeki müstehcen davranışları nedeniyle tutuklandı.

Larry CraigDavid Vitter

Bir sonraki Lousiana valisi olmak için favori aday olarak gösterilen, sadık muhafazakâr Cumhuriyetçi Senatör “Vaşington Kraliçesi” (D.C. Madam) skandalı patlak verdikten sonra tutuklandı. Vitter, fahişelere onu bebek beziyle giydirmeleri için para vermesi ile suçlandı.

David VitterKwame Kilpatrick

Başka bir yetkili ile yaptığı 1400 mesajlık kaba yazışmaları sonucu, suçlu Detroit Belediye başkanından istifa etmesi istendi. Deşifre oluşuna aldırmaksızın Kilpatrick “Söylemek isterim ki Detroit, bana bir geri dönüş yaptırdın” dedi.

Kwame KilpatrickDavid Petraeus

FBI soruşturmasına maruz kalan, dört yıldızlı CIA ordu generali ve müdürü Petraeus’un, metresi/biyografi yazarı ile müstehcen e-posta alışverişi yaptığı bildirildi.

David PetraeusBarney Frank

Demokratik milletvekili ve eşcinsel Beyaz Saray üyesi, Frank erkek bir fahişe olan Steve Gobie ile ilişkiye girerek neredeyse kariyerini sonlandırıyordu.

Barney FrankEliot Spitzer

Fuhuş zulmü üzerine ün inşa eden New York başsavcısı, New York Times tarafından “Aşk Adamı (Luv Guv)” olarak afişe edildi. Spitzer’ın seçim kampanyası için ayrılan fonlardan, yaklaşık 80 bin dolar kadar miktarı Emperors Club VIP adında bir eskort hizmetine yatırdığı ortaya çıktı.

Eliot SpitzerMark Sanford

Güney Kaliforniya valisinin 2009’da bir hafta boyunca ortadan kaybolmasının asıl sebebi Arjantin’de metresiyle evlilik dışı ilişki yaşamasıydı.

Mark SanfordGary Condit

Clinton’ın ilişkisini sıkı bir biçimde eleştiren kongre üyesinin, aslında kendisinin de bir dolandırıcı olduğu ortaya çıktı. Metresini öldürdüğü ileri sürülen Condit beraat etti, ancak katil daha sonra yakalansa da kariyerini ve şöhretini sonsuza dek kaybetti.

Gary ConditJohn Edwards

Güney Kaliforniya senatörü ve güçlü bir başkan adayı olan Edwards, eşi kanserden ölürken metresi hamile olduğunu söylediğinde güvenilirliğini kaybetti.

John EdwardsGrover Cleveland

İki kez başkan seçilen, Grover Cleveland’in gayrimeşru bir çocuğu olduğu teyit edilmiştir.

Grover ClevelandRobert Packwood

Oregon’dan cumhuriyetçi bir senatör. Packwood onunla çalışmış olan bir düzine kadını taciz etmekle suçlandı. Kanıt ise onun günlüğünden başka bir şey değildi.

Robert PackwoodWilbur Mills

Alkol sorunlarıyla bilinen ve bir striptizciyle yakalanan Arkansaslı Kongre üyesinin popülaritesi, yeniden yapılan seçimle kanıtlandı. Mills yüzde 60 oy oranıyla tekrar kongreye seçildi.

Wilbur MillsJohn F. Kennedy

Kennedy’nin ilişkilerinin hiçbiri kanıtlanmasa da Marilyn Monroe ile yaşadığı iddia edilen ilişkinin o sıralar çok reklamı yapıldı.

John FJohn Ensign

Çalışanıyla ilişki yaşadığı Fox News tarafından ortaya çıkarılan Nevadalı senatörün suçluluğu, çalışanının eşi mektup yazıp her şeyi açıkladığında kanıtlandı.

John EnsignMel Reynolds

Pek çok suçtan zan altında kalan Illinoisli kongre üyesi, kara para aklama, banka dolandırıcılığı ve gönüllü çalışanlarından birine tecavüz ettiği yönündeki suçlamaları kanıtlandı.

Mel ReynoldsFred Richmond

Bu New Yorklu Demokrat 1978’de 16 yaşındaki biriyle seks yaptığı için tutuklandı. Ancak uyuşturucu kullanımı ve vergi kaçakçılığı suçunu kabul etmeden önce bir kez daha başkan seçildi.

Fred RichmondJon Hinson

Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nde temsilci olan Hinson, eşcinsel ilişki yüzünden tutuklandıktan sonra istifa etti.

Jon HinsonWayne Hays

Ölen Ohiolu demokratın sadece seks amacıyla bir sekreteri işe aldığı bildirildi. Hays, daha sonra kongreden istifa etti.

Wayne HaysTed Kennedy

Yeğenini taciz etmekle suçlanan Liberal Massachusetts Senatörü savunma verdi.

Ted KennedyGerry Studds

Eski temsilci Gerry Studds, bir erkek çocuğuyla cinsel ilişkiye girmekten dolayı hüküm giydi. Ancak altı dönem boyunca görev yapmak üzere işinin başına geri döndü.

Gerry StuddsBrock Adams

Brock Adams, eski Senatör ve Washingtonlı Demokrat, uyuşturucu, saldırı ve tecavüz suçlamaları onayladıktan sonra seçim kampanyasını durdurmak zorunda kaldı.

Brock AdamsDaniel Inouye

1990 yılında, 82 yaşındaki Hawaiili Demokrat pek çok kadın tarafından cinsel taciz ile suçlandı. Ancak, Senato Etik Kurulu soruşturmayı ileri götürmeyi reddediyor.

Daniel InouyeNewt Gingrich

Cumhuriyet Devriminin lideri olan Newt Gingrich, ikinci eşi ile evliyken stajyeri ile bir ilişkisi olduğu ortaya çıktı.

Newt GingrichVito Fossella

Evli ve üç çocuk babası kongre üyesi, Laura Fay ile bir ilişkisi olduğunu itiraf etti.

Chris Lee

Eski bir Cumhuriyetçi üyesi olan Lee, Craigslist yoluyla bir kadına, gömleksiz resimleri ile birlikte, çapkın e-postalar gönderdiği gözler önüne serilince istifa etti.

David Wu

Oregon’un 1. Kongre bölgesinin Amerika Birleşik Devletleri temsilcisi, bağı toplayan birinin kızına cinsel yakınlaşmada bulunmaktan suçlanınca istifa etmek zorunda kaldı.

David WuVance McAllister

Amerika Birleşik Devletleri temsilcisi, evli bir personeliyle uygunsuz davranışlar sergilerken güvenlik kameralarına yakalandı.

Vance McAllisterEric Massa

Politikacı, erkek personellerini el ile taciz etmekten suçlandı. Massa, başka bir soruşturma açılmasını önlemek için istifa etti.

Eric MassaKaynak: True Activist

Bu köprünün adı “Doğaya saplanan hançer köprüsü” olsun: 3. Köprü açıldı

0

İstanbul Boğazı üzerinde yer alan 3’üncü köprü açıldı. 2013 yılında temeli atılan ve Yavuz Sultan Selim köprüsü adı verilen 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi, İstanbul’un ciğerleri sayılan bölgenin ekosisteminde tahribatlara neden oldu. Özellikle köprü yolu çevresinde doğmaya aday yeni yerleşim yerleri de İstanbul’u geleceği açısından derin endişelere sebep oluyor.

Kuzey Ormanları Bulgaristan sınırında İğneada’dan Sakarya’ya kadar uzanan bir bölge. Kuzey Ormanları hem Türkiye’nin hem de Marmara bölgesinin nefes alma kaynaklarından, oksijen depolarından biri. Ayrıca önemli bir canlı ekosistemine de sahip. Tüm bu ekosistemi tehdit eden projelerden biri olan 3. Boğaz Köprüsü projesi sonuçlandı. Köprü düzenlenen resmi törenle bugün açıldı.

Köprünün temeli 2013 yılında atılmıştı. Köprü ve köprü yollarının inşaatı aşamasında çok ciddi sayıda ağaç kesilirken, yaşanan bu kesimler adeta bir doğa katliamı boyutuna vardı. 140Journos’un haberinde de görüleceği gibi 2010 ile 2015 ve günümüze kadar bölgenin doğasında inanılmaz bir dönüşüm ve değişim var. Ne yazık ki bu dönüşüm yeşilin azaldığı, çoraklığın ve betonun arttığı bir dönüşüm halinde oldu.

Yeni yeni ilçeler ortaya çıkabilir

Şu bir gerçek ki, dünyanın en kaotik ve kalabalık şehirlerden biri olan İstanbul şu an bile zor nefes alan bir şehir konumunda. 3’üncü Köprü ve ardından 3’üncü Havalimanı çevresine yapılacak bağlantı yollarının etrafına yeni bir şehir kurulacağını öngörmek hiç zor değil. Bu yeni yerleşim yerleriyle İstanbul’a birkaç milyon ilave nüfus daha eklenebilir. Kuzey Ormanları güzergâhında halen ayakta olan ağaçlar da katledilebilir. Tüm bu öngörüler gerçekleşirse, İstanbul tamamen nefessiz kalacak, gittikçe yaşanmaz bir şehir haline gelecek.

kuzey-ormanlari-7

Protestolar sonuç vermedi, engellenemedi

Projenin ilk açıkladığı dönemden bu yana üçüncü köprü ciddi protestolara konu oldu. Fakat tüm bu protestolar, sokaklarda ve sosyal medya oluşturulmaya çalışılan kamuoyu sonuç veremedi. Yapılan eylemlerde “Kuzeyde AVM’ler oteller değil kestaneler, dişbudaklar yükselecek”, “Domuzun yuvası ormandadır ormanda kalacak”, “Göklerinde egzoz değil, yağmur bulutları ve kuş sürüleri yükselecek” ve “Kesilip atılan kardeşilerin tek tek yeşerecek yeniden” sloganları atıldı veya bu cümleler pankartlara taşındı.

Fakat tüm bu çağrılar dinlenmedi ve inşaatlar devam etti. Bu tepkileri dindirmek adına, yol üstünde hayvanların geçişi için ekolojik küçük geçiş köprüleri gibi uygulamalar yapılsa da, bu doğa katliamının yanında göz boyamaya yönelik adımlar şeklinde yorumlandı.

kuzey-ormanlari-4

Geçiş ücretiyle de cep yakacak

Adı “Yavuz Sultan Selim Köprüsü” olarak belirlenen üçüncü köprü için otomobillerden geçiş ücreti olarak 3 dolar+KDV alınacak. Bu geçiş ücreti, diğer iki köprüden daha pahalı. Diğer köprüler için otomobillerden geçiş ücreti olarak şu anda 4,75 TL alınıyor.

Hükûmet, 26 Ağustos’ta açılacak olan üçüncü köprünün yanı sıra, 257 km’lik Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin de 2018 yılında tamamlanacağını belirtiyor. Köprüyü de içeren otoyolu projesinin devamı olan 169 kilometre uzunluğundaki Kurtköy- Akyazı ve 88 kilometre uzunluğundaki Kınalı-Odayeri kesimlerinde çalışmalara başlanmış durumda.

Tüm bu yatırımlarla ilgili dillendirilen vaatler ise şöyle; “Şimdiden kapasitesinin iki kat üzerinde trafiğe maruz kalmakta olan mevcut iki boğaz köprüsünün de yükünü çekecek. Köprüden geçecek olan demiryolu sayesinde de bu proje tamamlandığında Edirne’den İzmit’e kadar kesintisiz demiryolu taşımacılığı yapılabilecek. Köprüyle birlikte yılda yaklaşık 1 milyar 450 milyon doları enerji, 335 milyon doları işgücü kaybı olmak üzere 1 milyar 785 milyon dolarlık ekonomik kaybın da önüne geçilecek.” Demiryolu yatırımı gibi ulaşımı rahatlatabilecek bazı öğeler olsa da, bunların dünyadaki örnekleri gibi doğaya minimum zarar verecek şekilde projelendirilip projelendirilemeyeceği akıllarda hep bir soru işareti olarak kalacak.

Reklam filminde Avrupa bizi kıskanıyor söylemi

Diğer yandan üç yılda tamamlanan Yavuz Sultan Selim Köprüsü için yeni bir reklam filmi çekildi. Filmde, köprünün dünyadaki en geniş ve en uzun asma köprü olduğu vurgulanıyor. Toplumun farklı kesimlerini temsil eden oyuncular köprüyle ilgili görüşlerini dile getiriyor. Reklamın bir bölümünde, lüks bir otomobilde köprüden geçen takım elbiseli iki “Avrupalı” veya “Amerikalı” iş insanı canlandırması da dikkat çekiyor. Bu iki batılı iş insanından biri yanındakine dönerek, “Tam bir mühendislik harikası. Dünyada böylesini görmedim. Bakalım Türkler daha neler yapacaklar” diyor.

Binaların insanlara benzetildiği film: Medianeras

1

Filmin orijinal adı: Medianeras. İngilizcesiyle Sidewalls, Türkçesiyle Yan Pencere.
 1965 yılı, Buenos Aires doğumlu Arjantinli yönetmen ve aynı zamanda yazar olan Gustavo Taretto’nun 2011 yılında yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi.

Yönetmen, çoğunlukla kısa filmleriyle tanınıyor. Medianeras’ı daha önce kısa film şeklinde çekmiş, daha sonradan film üzerine yoğunlaşıp 95 dakikada bizlere bu çarpıklık içindeki duruluğu yansıtmış.

Medianeras, Arjantin’in Buenos Aires kentinde geçiyor. Filmin ilk 10 dakikası, fotoğraflarla Buenos Aires şehrinin bina yapılanmalarını, kent betimlemelerini, mimari göndermeler içerisinde “Şehirleri insanlara nasıl benzetebiliriz?”in yanıtını gözler önüne seriyor. Daha sonra ise iki ana karakter üzerinden, şehir yaşamının çarpıklığının bizler üzerinde yarattığı yapay yalnızlık duygusu içerisinde, her kapının ardında yaşanan bir aşk arayışını gösteriyor.

Film, herkesin kendinden bir parça bulabileceği evrensel bir öykülemeyle anlatılmış. Filmin ana karakterlerinden biri olan Martin, internet sitesi tasarımcısı. Eski sevgilisinin ona bıraktığı köpekle bir evde gerçek bir yalnızlık yaşamakta. Diğer ana karakter olan Mariana ise bugüne kadar mesleğine dair hiçbir şey yapamamış bir mimar. İstediği işi yapamadığından vitrin tasarımcılığı yapıyor ve o da gerçek bir yalnızlık içerisinde. Bu iki insan birbirinden habersiz bir şekilde Buenos Aires’te karşılıklı iki apartman dairesinde yaşamaktalar.

medianerasFilmde gerçek bir çarpıklığın içerisinde yaşanan duygular, karmaşalar, karakterler, diyaloglar ve sözcükler en naif ve en duru şekliyle anlatılmış. Sözcüklerin telefon tuşlarına hapsedildiği ve hatta yalnızlığı bile bizim seçemediğimiz aksine bizim için seçilen modern insanların yalnızlık öyküleri haline gelmiş bir gerçeklik. Bu filmi izledikten sonra, yönetmenin binalarla insan yaşamlarını benzettiğini ve bu yüzden bu insanların böylesine karmaşık, ruhsuz binalar yaptığını, içerisindeki kara mizahı, arayışları, büyük boşlukları, yalnızlıkları gerçek bir gözlem yeteneğiyle bize sunduğunu görebiliyoruz.

Medianeras 2Filmle ilgili bir başka değineceğim nokta ise objeler mi dersiniz metaforlar mı bilmem artık. İki ana karakterin yaşadıkları yalnızlık içerisinde bir şekilde hissiyatlarındaki boşlukları doldurdukları nesneler var. Martin’in Köpeği, Mariana’nın ise tasarımını yaptığı vitrinlerin birinden alıp eve getirdiği, onunla konuştuğu, bazen sadece baktığı bir manken. Bazen sadece böyle bir şeyi izlemek bile kendimizi hatırlamamıza yetebiliyor.



Medianeras 3

Medianeras’tan bazı replikler:

Ayrılıkların, boşanmaların, aile içi şiddetlerin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın, iletişim eksikliğinin, umursamazlığın, uyuşukluğun, depresyonun, intiharların, asabiyetin, panik atakların, obezitenin, gerginliğin, güvensizliğin, stres ve hareketsiz yaşam tarzının mimar ve mühendislerin suçu olduğundan adım gibi eminim.

İleri görüşlü insanlar, geleceğin fiber optik kablolardan oluşacağını söylüyorlar. Evlerimizi işyerlerimizden bir tuşla ısıtabileceğimiz açıklandı. Tabii ya! Ne de olsa, evde yolumuzu gözleyen hiç kimse olmayacak.

Nasıl birini aradığımı bildiğim zamanlarda bile onu bulamamışken; şimdi kimi, nasıl birini aradığımı bilmiyorken onu nasıl bulacağım?

Gözlem yapmak hem var olmak hem de var olmamaktır. Ya da başka bir yoldan varolma şekli.

Hayat bir oyun olsaydı, beş kare geri gitmek zorunda kalırdım.

Kısa bir notla bu naif ve çarpıcı filmin önerisini bitireceğim. Filmin aslı 2005’te çekildi. O zaman bile böylesine iletişimsizlikten, şehir kaosundan ve bunun insanlar üzerinde yarattığı yapay yalnızlıktan yakınıp bir film yapmışlar. 2016 yılındayız ve her şey daha kötüye gidiyor. Dilerim bu film hem aradığınızı bulmanıza hem de bizim için seçilmişliklerin de ötesinde gerçekten bir şeyler üretmenize vesile olur.

İyi seyirler.



Kaynak: Film Lovers, Film Hafızası, Biletsiz, İMDB  



Yaşam İçin Su yaz kampı sona erdi ama mücadele devam ediyor

19-21 Ağustos tarihlerinde Büyükada Kartal Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirilen Yaşam İçin Su yaz kampı sona erdi. Kamp sonrası ilk aktivistler buluşması 29 Ağustos 18.30’da Çatı Cafe’de kampa giden veya gitmeyen herkesin katılımına açık şekilde yapılacak.

Üç gün süren etkinliğe 70’den fazla kişinin katılımıyla oldukça verimli geçti. Kamp boyunca suyu merkeze alan birçok konu konuşuldu, filmler izlendi, müzik ve dinleti atölyeleri yapıldı. Toplantının video kayıtları ise yakın zamanda su hakkı internet sitesinde yayınlanacak.

Kampın ilk toplantısında “İstanbul’un Su Yolları ve Çeşmeleri” konusu Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Güvenç ve mimar Dr. Korhan Gümüş tarafından anlatıldı. İstanbul’un ezelden beridir en önemli meselesi olan halka su temininin nasıl sağlandığı, günümüzde atıl birer süs nesnesine dönüşen sokak çeşmelerinin günümüze kadar nasıl evrildiği, kentsel dönüşüm ve mega projelerin su varlıklarına nasıl etkilediği ve su açısından İstanbul’u nasıl bir geleceğin beklediğine dair çeşitli konular ele alındı. Cuma gecesi ilk oturumun hemen ardından Sinan Altıparmak ve Deniz Güngören katılımcılara bir müzik dinletisi sundu.

Cumartesi sabahı ilk konuşma saat 10.00’da “Mitoloji ve Felsefede Su” ve “Ekoloji Felsefesi”ydi. Bilgi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ferda Keskin suyun Yunan mitolojisi, dinler ve felsefe içindeki anlamlarına dair bir konuşma yaptı. Hemen ardından Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sinan Özbek (Adalar Kent Konseyi Başkanı) az gelişmişliğin ekolojik avantajlarını ekoloji felsefesindeki tartışmalar üzerinden ele aldı.

Öğleden sonra ise “Kapitalizmin Ekolojik Yıkımı ile Türkiye’de ve Dünyada Su Hakkı Mücadelesi” konulu toplantı gerçekleştirildi. Bu oturumda Su Hakkı Kampanyası aktivistleri Nuran Yüce, Akgün İlhan ve Özdeş Özbay konuştular. Su ve iklim krizinin neoliberal kapitalizmin yarattığı küresel ölçekli bir sorun olduğu, bu sorunun sadece bir çevre meselesi olarak değil, ırkçılık, ayrımcılık, militarizm ve sınıfsal yönleriyle de ele alınması gerektiği, dünyadan ve Türkiye’den su hakkı mücadelelerine dair örnekler ile birlikte anlatıldı.

yasam icin su kampiAkşam ise “Habap Çeşmeleri” (2012) adlı belgeselin açık hava gösterimi ve ardından belgeselin yapımcısı olan Hrant Dink Vakfı’ndan Zeynep Taşkın ile söyleşi vardı. Taşkın, Elazığ’ın Habap (Ekinözü) Köyü’nde 1915 sonrasında yurtlarından edilen Ermenilerin ardından kalan ve atıl vaziyette olan köy çeşmelerinin nasıl restore edildiği, bu fiziksel restorasyon sürecinin nasıl bir toplumsal iyileşmeye de yol açtığını anlattı.

yasam icin su kampi sona erdi21 Ağustos Pazar günü “İstanbul’un Su Sorunları” başlıklı toplantıda Su Hakkı Kampanyası’ndan Nuran Yüce, Kuzey Ormanları Savunması’ndan Mehmet Baki Deniz ve Doğal Yaşamı Koruma Vakfı’ndan (DAYKO) Nusret Türkkan konuşmacı oldular. Oturumda İstanbul’un sürekli büyüyen nüfusuyla birlikte Marmara Bölgesi’nin kuzeyindeki tüm su varlıklarını kendine akıttığı, 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul ve çevrelerinde gelişecek kentleşmenin Ergene, Melen ve Sakarya gibi civardaki tüm tatlısu havzalarına verdiği zararlar ele alındı.

yasam icin su kampi bittiPazar gününün son etkinliğinde ise önce yaz kampını değerlendirildi. Su Hakkı Kampanyası’ndan bundan sonra neler yapılabileceğimizi ve Kasım ayında gerçekleştireceğimiz Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı’nı nasıl örgütleyebileceğimizi konuştuk.

Yaşam için su diyenlerin biraraya geldiği bu üç günlük kamp katılımcılarına çok şey öğretmiş. Hepsinin de eline sağlık.

Kaynak: Su Hakkı!

Türkiye’den dünya çapında bir progresif rock grubu: Nemrud

1

Nemrud, Türkiye’den de evrensel çapta müzik yapılabileceğinin kanıtı olan gruplardan biri. Türkiye’de hiçbir zaman çok öne çıkamayan bir tür olan progresif rock kulvarında ilerleyen Nemrud, yaptıkları müzikle bu akımın Türkiye’deki belki de en iyi örneklerini ortaya koyarken, evrensel düzeyde de ilgi görüyor.  

Nemrud, Türkiye’de rock dünyasında gerçekten farklı bir yerde duran bir grup. Genelde dünyadaki alternatif rock akımlarının takipçisi veya yıllar öncesinin Anadolu pop rock tınılarının devamı niteliğindeki Türkiye rock dünyası atmosferinin ötesinde Nemrud, daha progresif bir kulvarda yer alıyor. Rock müziğin sınırlarını; hikâyeleri ve tınılarıyla zorlayan grup, müziğinde progresif rock’ı; klasik müzik, caz gibi müzikal unsurlarla harmanlıyor.  Grup ayrıca Türkiye’de örneklerine çok az rastladığımız, baştan sona bir bütün olan ve bir hikâyeyi anlatan konsept albümlere de imza atıyor.

Sadece Türkiye’de değil 30 ülkede

2008 yılı yaz aylarında, Mert Göçay Nemrud’u İstanbul’da kuruyor, istediği hikâyeleri bir bütün halinde müzikle aktarmak, anlatmak. 2010’un başında Nemrud ilk albümleri olan konsept progresif rock albümü “Journey of the Shaman”ı yayınlıyor. Üstelik bu albüm sadece Türkiye’de değil 30 ülkede de yayınlanıyor.

 

İlerleyen yıllarda ise grubun kadrosu aynı kalmıyor, değişiklikler oluyor. Journey of the Shaman albümünde konuk sanatçı olarak yer alan Mert Topel (org) ve Mert Alkaya (davul) gruba kalıcı olarak katılıyorlar. 2013’te ikinci albüm olan  Ritual yayınlanıyor. Albüm yine  Avrupa’da da yayımlanıyor. Son olarak ise Aycan Sarının yurtdışına yerleşmesi üzerine Türkiye rock aleminin tanınan yüzü Levent Candaş, Nemrud ekibine dahil oluyor.11952933_1143877218975110_2883381419345469164_o

Nemrud’un yeni albümü Rainbow45 etiketi ile bu Mayıs ayı içerisinde dinleyicileriyle Türkiye’de ve yurtdışında buluştu. Yeni albüm “Nemrud”, grubun ismini taşıyor. Albüm konsept bir albüm olduğu için parçalar birbirleriyle bağlantılı ve ortak bir hikâyeyi anlatan bütünlük içerisindeler. Grubun bu albümdeki kadrosu ise Mert Göçay, Levent Candaş, Mert Topel ve Mert Alkaya’dan oluşuyor.

11890471_1143877252308440_2902098999409784918_o

Türkiye’de progresif rock’ta yeni bir dönemeç

Dünyada progresif rock akımı 1960’lı yılların başından bu yana müzik dünyasında varlığını hissettiren bir akım. Özellikle 70’li ve 80’li yıllarda King Crimson gibi gruplarla altın çağını yaşayan bu müzik türü Türkiye’de ise hep bir takipçi kitlesi olsa ve bu türü deneyen gruplar olsa da dünyadaki kadar hiçbir zaman öne çıkamadı. Progresif rock akımı, Türkiye’de ilk olarak Moğollar, Erkin Koray, Barış Manço gibi isimlerin bazı küçük denemeleri ile kendine yer açmıştı. 90’lı yıllarda ise daha alternatif bir progresif rock diyebileceğimiz belki de “neo progresif” diye tanımlanabilecek bir tür oluşmuştu. İlk olarak Nekropsi sonra Replikas gibi gruplar bu kulvardaydı ve gerçekten de farklı ve özgün işlerin altına imzalarını attılar.

Nemrud ise bu progresif rock manzarasında farklı bir yerde duruyor ve bu yer zirveye de oldukça yakın. Nemrud’un tarzı dünyadaki klasik progresif rock çizgisine yakınken, bunu yerelden evrensele ulaşan tınılar da eklemeyi başarıyorlar; cazı, klasik müziği ya da bu müziklerini hissiyatını da yer yer müziğine yediriyorlar.

Nemrud dağının hikâyesi anlatılıyor

Yeni albümün konusu ise kutsal kabul edilen Nemrud dağı. Bu yüce dağın hikâyesini çeşitli mistik ve fantastik öğelerden de destek alıp anlatıyorlar. Hikâye birbirine bağlı dört şarkı ile anlatılıyor. Dinlere, savaşlara, yıkım ve hüzünlere tanıklık eden dağın hikâyesi anlatılan. Albümdeki uzun 4 parça ile hikâye dinleyiciye aktarılıyor, hem sözlerle hem notalarla.

Nemrud’un ilk iki albümü sadece Türkiye’de değil dünya çapında da ilgi görmüş, hatta grup Türkiye dışında adeta daha çok tanınmıştı. Yeni albümle de Nemrud, büyük ölçüde bu ilgiyi, övgüleri ve etkiyi devam ettirecek. İlk iki albümleri kadar bu albüm dinleyeni etkiliyor mu ya da daha doğrusu çarpıyor mu, belki de hayır. Nemrud’un tarzına artık aşina olduğumuzdan olabilir bu. Ama yine çok kaliteli bir müzikal altyapı ile, üzerinde çok düşünülmüş ve emek verilmiş bir müzikle karşı karşıyayız. Ve Türkiye rock dünyasında bu tarz gruplara dört elle sarılmak gerekiyor.

Nemrud’un müziği ile Türkiye’den çıkan bir grubun da evrensel olabileceğine tanık oluyoruz. Size de özellikle Mert Göçay’ın gitarına ve naif ama görkemli vokaline, Mert Topel’in org tınılarına odaklanmanızı öneririz. Albüm sizi hikâyesinin içine çekecek.

Sadece başka bir melek daha gökyüzüne yükseldi

1

Dünyanın binbir türlü hali var denir. Bazen bize tamamen yabancı ve olasılıksız gelen şeyler bazı insanların en büyük ve tek gerçeği olabilir. Mesela dünyanın bir köşesinde her gün masum insanların evleri bombalanıyor olabilir. Mesela savaştan kaçıp, yaşayabilmek adına evlerini terk eden, hayata tutunmaya çalışan insanlar denizin ortasında can veriyor olabilir. Mesela bir anne yeni doğmuş bebeğini isim bile koymadan ölüme terk etmek zorunda olsa da sistem buna boyun eğmesini gerektiriyor olabilir.

Brezilya’nın Alto do Cruzeiro isimli teneke kentinde, neredeyse 90’lı yılların sonuna kadar bir annenin kendisi için yapabileceği en tehlikeli şey bebeğine sevgi ve tutkuyla bağlanmaktı. Bu yüzdendir ki anneliğin bir iç güdü, doğal ve biyolojik yapılanmanın bir sonucu olduğu iddiası bebeğini ölüme terk eden ve yas tutmayan kadınlarca zayıflatılmıştır. Peki bu kadınların kalbi taştan mı? Teneke kentteki yoksulluk, sağlık olanaklarının yetersizliği, şeker plantasyonlarında sömürülen halkın uğradığı zulüm doğup yaşayabilen her bebeği bir savaşçı, başaramayan her bebeği ise melek yapmıştır.

tabut brezilya60’lı yılların verilerine göre Brezilya’da her yıl 5 yaşın altında 1 milyon çocuk ölmekte; çoğu ishalden, aşırı su kaybından, beslenememekten ve çeşitli salgınlardan dolayı hayatını kaybetmektedir. Kadınlar genelde ya zenginlerin evinde ya da şeker plantasyonlarında çalışırlar ancak bebeklerini yanlarında götürmeleri olanaksızdır. Günlük 1 dolar kazançla bakıcı tutmanın da imkânı olmadığından bebekler evde yalnız bırakılır ve çoğu zaman yalnız başlarına ölürler.

Bu yaşam şartlarında anneler yeni doğan bebeklerine bir süre isim vermez, devlet resmi kayıt işlemlerini yapmaz ve bebeğin savaşçı mı yoksa melek mi olmayı seçeceği beklenir. Çoğu bebek vaftiz bile edilmeden gömülür. Kilise çanları belki de hiçbir yerde çalmadığı kadar çok çalar Alto do Cruzeiro’da.

Eski kilise melek bebekleri İsa’nın yanına çağırdığını, yaşayanların günahlarını temizlemek adına melek olduklarını söylemekte toplum ve anneler bu şekilde avuntu bulmaktadır. Yeni kilise kendini umudun kilisesi olarak adlandırmakta bebek ölümlerini kutsayıp kutlamamakta, kadınlara hasta bebekleriyle ilgilenmelerini söylemektedir. Kilise doğum kontrolünü, kürtajı ve sterilizasyonu günah kabul etmektedir.

Bazen evin bir köşesinde bir kardeşin doğum günü kutlanırken diğerinin küçük tabutu yer alır. Bölgede hepimizin bildiği doğum günü şarkısına bir dize eklenir: “Tebrikler savaşçı, bir yaşını daha görecek kadar yaşadın!

Günümüzde bölge hâlâ fakirlik, uyuşturucu, çeteler ve cinayet gibi sorunlarla yüz yüze olsa da artık melek bebekler yok. Doğurganlık oranı aile başı 2,36’dan 1,9’a geriledi. Bu süreç Çin ve Hindistan’ın aksine devlet planlaması olmadan gönüllü olarak gerçekleşti. Kadınlar artık zenginlerin evinde veya şeker plantasyonlarında çalışmıyor, bebeklerini süt tozuyla değil anne sütüyle besliyorlar. Besin ve sağlık olanakları Alto do Cruzeiro için problem olmaktan çıktı. Bebek ölüm oranları ciddi şekilde düşüş gösteriyor. Artık isimsiz bebekler yok. Her hangi bir sebep yüzünden gerçekleşen ölümlerde bu sıradan ve beklenen bir olaymış gibi karşılanmıyor. Anneler bebeklerini isimleriyle anarken ölümün karşısında diledikleri gibi yas tutuyorlar. Bazılarımız için yas tutmanın, gözyaşı dökmenin bile lüks olduğu şu dünyada Alto kadınları ve bebekleri savaşıyor.

Nancy-Under5MortalityFertilityAntropolog Nancy Scheper-Hughes, Alto do Cruzeiro’da yapısal şiddetin, yoksulluğun ve yokluğun şekillendirdiği hayatı “Death Without Weeping” isimli kitabında anlatıyor. Konu hakkında daha detaylı bilgi isteyenler Hughes’un çalışmalarına göz atabilirler.

Kaynak: Death Without Weeping – Nancy Scheper-Hughes, Natural History

Bir garip hastalık, huzursuz bacak sendromuna doğal tıp bakışı

1

Birçok travmanın hayatımıza kattığı olumsuzluğun, huzursuzluğun bir nevi bacağımızda patlak verdiği hastalıktır huzursuz bacak sendromu (Restless Leg). Çevrenizde birçok insandan duymuşuzdur. Otururken, yatarken bacağında olağan dışı bir rahatsızlık ve bunun yanında gıdıklanma, uyuşma ağrı ve benzeri rahatsızlıklarla birlikte delilercesine hareket ettirme ihtiyacı gelişir.

İnsanların dinlenme vakitlerinde yakınmaların ortaya çıkması büyük sorunlara neden olur. Kişi uykudan uyanır, ayağını hareket ettirmek ister ve hareket ettirince huzursuz bacak sendromu nedenli oluşan yakınma azalır. İnsanın ihtiyacı olan uyku saatinin verimsiz olması tüm günü de etkileyip yorgunluk, halsizlik ve sinir bozukluğu da yaratabilmektedir.

Huzursuz bacak sendromunun nedenleri

  • Psikolojik travmalar
  • Beslenme bozukluğu
  • Yetersiz su tüketimi
  • Çay, kahve, çikolata, sigara, alkol ve kola tüketimi
  • İdrar tutmak
  • Et tüketimi
  • Demir eksikliği

Huzursuz bacak sendromunun tedavi sürecini kendiniz başlatabilirsiniz

Vereceğim önerileri uyguladığınız vakit yakınmalarınızın azaldığını hatta kaybolduğunu göreceksiniz.

  • Öncelikle yaşamınıza resim, müzik, sevgi ve aşkı yerleştirmelisiniz. Sizi psikolojik olarak etkileyen sorunları kendiniz çözümlemeye çalışmalı, çözemediğiniz durumlarda bir uzmandan mutlaka yardım almalısınız. Bu uzman psikoloğunuzdur.
  • Bunların dışında günlük içtiğiniz su miktarını sorgulayıp az tüketiyorsanız ne kadar tüketmeniz gerektiğini öğrenebilirsiniz.
  • Gündüz çok aydınlık ortamlarda vakit geçirin gece sağlıklı uyuyabilmeniz için olabildiğince gündüz uyumamaya çalışın.
  • Günde en az 45 dakika kadar yürüyün. Eğer yürüyemeyecek durumdaysanız ayaklarınızı kollarınızı yardım alarak veya kendiniz 45 dakika kadar hareket ettirin.
  • Kahveyi, çayı, çikolatayı olabildiğince azaltın yapabiliyorsanız hayatınızdan çıkarın.
  • Sigara, alkol ve kolayı hayatınızdan mümkünse çıkarın bu yalnızca huzursuz bacak sendromu için değil genel sağlığınız için de oldukça önemli.
  • Hayvansal ürünleri azaltın bedeninizdeki, ruhunuzdaki şifalanmayı siz de göreceksiniz.
  • Bacaklarınızda varis yoksa sıcak su ile yıkayın veya soğuk sıcak dönüşümlü yapın. Varis varsa soğuk su ile yıkayın.
  • Yatak odanızı cinsel ihtiyaçlarınız ve uyku dışında kullanmayın. Yani yatak odanız sizin aynı zamanda çalışma odanız olmasın.
  • Yattığınız odanın sıcaklığı ve soğukluğu sizi rahatsız edecek seviyede olmasın ve sessiz ışıksız karanlık bir odada uyumayı tercih edin.
  • Huzursuz bacak sendromunun bir terapi yöntemi de yeterli uyumak bu nedenle uyanmak istediğiniz saatten 8 saat önce yatağınıza geçip sizi dinlendirecek müzikler dinleyip, kitaplar okuyabilir isterseniz meditasyon yapabilirsiniz.
  • Sabah uyandığınızda da bacaklarınıza su dökerek veya duş alarak kendinizi güne hazırlayabilirsiniz.
  • Olabildiğince düzenli ve sağlıklı beslenin günlük probiyotiklerinizi mutlaka alın. Konserve gıdalardan uzak durup mevsim sebze ve meyvelerini tüketin.

Atak döneminde

Bacaklarınıza masaj yaptırabilir, lavanta çayı demleyip içebilirsiniz. En büyük şifanın ellerinizde olduğunu unutmayın, kalbinize ve bacaklarınıza dokunun.

Bunları yaptıktan sonra kendinizi ve bedeninizi değiştirmiş olacaksınız huzursuz bacak sendromu ve birçok hastalık diye düşündüğümüz uyarıyı çözümleyip şifalanacaksınız.

Tabii tüm şifanın başında sevgi geliyor. Kendinizi, bacaklarınızı ve çevrenizdekileri sevin…

Metsamor nükleer santralinden yayılan radyasyon hayatı tehdit ediyor

1

Ermenistan’ın Metsamor kentinde bulunan nükleer santral çevreye zehir saçıyor. Iğdır’a bağlı Mürşitali köyünde doğal hayat, hayvanlar ve insanlar yayılan radyasyon nedeniyle hastalıklarla boğuşuyor. Halkın duruma isyan ediyor ve bu oldukça anlaşılır: Son bir yılda 3 genç kanserden yaşamını yitirdi, 5 genç hâlâ hastalıkla savaşıyor, tarım bitme noktasına gelmiş vaziyette.

Dünyanın en tehlikeli santrali olarak bilinen Metsamor geçen yıl da son kullanma tarihi tartışmalarına konu olmuştu. Hatta dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız çevrecilere eylem yapma çağrısında bulunmuş, nükleerin zararlarından dem vurmuştu. Santral deprem bölgesinde bulunduğu için çevrede yaşayan insanlar tedirgin, bir an önce santralin kapatılmasını istiyorlar.

Köy sakinleri devletin kendi sorunlarıyla ilgilenmediğini, köye gelip inceleme yapıldığını ancak başka bir sonuç alınamadığını belirtiyorlar. Meyve ağaçlarının çoğunun kesildiğini, hayvanların düşük yaptığını ve sakat doğum oranının yükseldiğini söyleyen bölge halkının durumu gitgide zorlaşıyor.

Bizlerin nükleer santrallerden uzakta zannederek kolay kolay yaşadığımız, süpermarketten satın alıp keyfimizce pişirdiğimiz yiyecekler Iğdır’da ulaşılamaz durumda. Tarladaki sebze radyasyona maruz kalıyor, çocuklar radyasyon sonucu hayatlarını kanserle boğuşarak geçiriyor. Sonu canlı hayatın acılarla yok oluşu olan bu nükleer zırvasında ısrar etmenin manası nedir? Rant için bu denli gözü dönmüş insanlar acaba kanserle ve nesillerden nesillere aktarılan radyoaktif etkilerle nasıl mücadele edeceklerini planladılar mı? Zannetmiyorum.

Para her şeyi satın alır zannediyorlar, kafa almıyor, anlamıyorlar: Doğa sınırsız değil, doğa tahammül kapısı da değil. Ettiğimiz eziyetlerin bir karşılığı muhakkak olacak. Zararın neresinden dönsek kâr diyebileceğimiz son zamanlardan geçiyoruz. Artık geri dönmek için bile çok geç kalınmış zamanlara yaklaşıyoruz. Arkadan gelen nesillere utanç, akranlarımıza teessüfle bakacağımız hastalıklı ve zor bir yaşlılık bizi bekliyor. Rantın kaymağını yiyen kuruların yayında yanacak olan yaşlar bizi. Etki alanımız oldukça genişken hâla, bir şey yapmalı!

Radyasyonun bazı etkilerini görmek bir şeyler yapmamızı hızlandırabilir.

Kaynak: DİHA

Primatlarla ilgili algımızı sonsuza kadar değiştirecek ilham verici 3 kadınla tanışın

1

Primatlarla ilgili bilgiye ne kadar hâkimiz? Hangi benzer özelliklere sahibiz? Onların hayatlarına nasıl müdahalelerde bulunuyoruz, merak ediyorsanız, gelin hep birlikte bakalım.

1970’lere kadar primatlarla ilgili çok az şey biliyorduk. Mesela, şempanzelerin ve gorillerin vahşi doğada yiyecek yakalamak için araçlar kullandıklarını veya orangutanların güçlü bir annelik içgüdüsüne sahip olduklarını bilmiyorduk. Özellikle de primatların insanlara ne kadar benzediklerini bilmiyorduk. Ünlü antropolog Louis Leakey‘nin, primatların davranışlarını anlamanın insanların kökenlerini anlamak için hayati bir önemi olduğu inancı olmasaydı, belki bugün hâlâ bu kadar bilgiye sahip olmazdık.

Leakey insanların maymunlardan evrimleştiğine inanan biri olarak primatların üstünde vahşi doğada çalışılmasını istiyordu ama bu daha önce yapılmış bir şey değildi. Leakey Vakfı’nın kayıtlarına göre, o Jane Goodall‘un vahşi doğada şempanzeler üzerindeki uzun vadeli alan çalışmasını başlatmıştı. Leakey, Dian Fossey’ninki gibi, Rwanda’da dağ gorilleriyle olan ve Birute Galdikas-Brindamour‘un Endonezya’nın Sarawak bölgesinde orangutanlarla olan benzer projelerinde gerekli ödenekleri bulmakta ve koordine etmekte yardımcı olmuştu.

Bu üç kadından hiçbiri çok fazla bilimsel tecrübeye ve bilgiye sahip değildi ama bu da Leakey’nin tam olarak aradığı şeydi. Çünkü zihinleri bilim tarafından karıştırılmamış ve tarafsızdılar. İlginç bir şekilde, bilim dünyasında çığır açan buluşlar bu üçlü tarafından yapılacaktı ve Leakey’nin melekleri olarak dünyaya adlarını duyuracaklardı.

Jane Goodall Enstitüsü

Jane Goodall şempanzelerle ilgili çalışmalarına ilk olarak 1960’ta Tanzanya’da Gombe Stream National Park’ta başladı. Hiçbir diploması ve tecrübesi yoktu, sadece sabrı ve tutkusu vardı. Her sabah elinde dürbünle vahşi doğada sadece şempanzeleri görebilmek için yürürdü. Gördüğü şempanzeleri geleneksel bir şekilde numaralandırmak yerine onlara isim verirdi. David Greybeard onu kabul eden ilk şempanzeydi, ormandaki bu soluk yabancı, Goodall’un olağanüstü araştırmalar için yolunu çizmişti.

jane primatBuluşlarından biri, şempanzelerin vahşi doğada en basit işleri için kullandıkları araçlara sahip olduklarını gözlemlemiş olmasıydı. Mesela çim saplarıyla veya ağaç dallarıyla termitler yakalamak gibi. Sıkça inanılan gerçeklerden farklı olarak şempanzelerin vejetaryen olmadıklarını öğrendi. Bir başka ilginç buluşu da, şempanzelerin insanlar gibi büyük bir duygusal derinliğe sahip olduklarını öğrenmiş olmasıydı ve onların da iyilik, oyunculuk, keder, saldırganlık ve hassasiyet gibi özelliklere sahip olduklarını görmesiydi. İnsanların özelliklerine sahiplerdi, mesela öpüşmek, sarılmak ve gıdıklanmak gibi duygusal iletişim halindeydiler. Bu ilk buluşlar modern anlamda şempanzeleri anlamamızda yardımcı olmuştu.

En tanıdık olduğumuz tür şempanzeler olsa da bu tür soyu tükenmekte olan memelilerdendir. Bunun sebebi ise yabani et (bushmeat) olma problemi ve egzotik hayvan ticaretidir. Nüfusu 100 bin civarı olan bu türün ticaretine karşı gelinmediği takdirde, şempanzeleri sonsuza dek kaybedeceğiz.

Dian Fossey; Rwanda, Nazik Devleri’nde 1967’de Dian Fossey Rwanda’nın Virunga Dağları’na kamp kurarak, dağ gorilleri üstünde çalışmak için hazırlık yaptı. Bu zamana kadar goriller agresif bir tür olarak kabul ediliyorlardı ama Fossey, onların sert olmalarının yanı sıra çok da nazik olduklarını gözlemleyerek bu efsaneyi kısa süre içinde yok etti. Genelde barışçıl olan bu hayvanlar sadece küçüklerini, çocuklarını koruyacakları zaman agresifleşiyorlardı. Tıpkı insanlar gibi.

fosei primatAynı Goodall’ın şempanzeleri gördüğü gibi, Dian Fossey de gorilleri bireysel kişilikleri olan duygusal hayvanlar olarak gördü. Bu sebeple o da iletişime girdiği gorilleri numaralandırmak yerine isimlendirdi. Yaklaşık 20 yıl boyunca, Fossey dağ gorilleri arasında yaşadı ve kısa süre içinde Digit isimli erkek gorile bağlandı ve maalesef bu goril daha sonra üzücü bir şekilde avcılar tarafından başı kesilerek ticarete kurban gitti.

Fossey araştırmalarını sürdürdükçe gorillerin geniş kapsamda hislere sahip olduklarını ve araçlar üretebileceklerini gördü. Orada sadece oturup gözlemlemek yerine, Fossey, onların arasına kabul edilmek için onlarla benzer davranışlar sergiledi. Mesela, onların beslenme, tımar alışkanlıklarını ve seslerini taklit etti, bu da onu bu hayvanlar için etkili bir etolog (ethologist) yapıyordu.

Bugün Virunga Ulusal Parkı’ndaki dağ gorili nüfusu izinsiz avlanmadan ötürü tehlike altında. Virunga’nın 1/4’ünde yer alan ve sadece 880 nüfusa sahip olan bu türün nesli sona yaklaşıyor.

Birute Galdikas: Endonezyo Orangutanlarının derin duyguları

Leakey Melekleri’nin 3’üncüsü Birute Galdikas‘tır ve diğerlerinden farklı olarak Louis Leakey’e benzemektedir, onun çalışmaları 1971’de Borneo Ormanları’nda başlamış ve orangutanların yaşamını araştırmıştır.

galdikas primatGaldikas’ın çalışmalarından önce, insanlar orangutanların tek başına olduklarını düşünüyordu fakat araştırmalarında bunun aksini kanıtladı. Doğrusu, primatların insanların aynası gibi sosyal ve ailevi ilişkiler kurduğuydu. Orangutanlar, hayatlarının ilk 10 yılında anneleriyle yakın ilişkiler kuruyorlardı. Hatta bizim gibi, 7 yaşına ulaşana kadar annelerine sarılı ve bağlı bir şekilde kalıyorlardı. İnsanlar gibi, gençlik dönemine ulaşana kadar enerjilerini ve zamanlarını anneleriyle geçiriyorlardı. Galdikas’ın araştırmasına göre, onların göç modeli nüfusun bazısı kendi bölgelerinde kalırken bazıları ise başıboş bir şekilde kendilerini tehlikeye atıyorlardı.

Galdikas tarafından keşfedilen diğer mükemmel şey ise orangutanların memeliler içinde en uzun doğum zamanına sahip olmasıydı. Dişiler, 15-16 yaş civarında ürüyorlar, fakat sonraki 8 yılda üremiyorlardı. Bunun sebebi, genç orangutanların uzun süren annelik periyoduna odaklanması, yavrularına yağmur ormanlarında hayatta kalmayı öğretmeleri ve nasıl yiyecek bulacaklarını, hazırlayacaklarını gösterdikleri bir süreçti. Bu bilgi şaşırtıcı olsa da modern zamanlarda orangutan nesli de tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ne yazık ki, orangutanların doğal yaşam alanı olan ormanların yok edilmesi, onların ormanları terk etmesi ve yiyecek bulamaması bu durumu hızlandırmaktadır.

Onların önderliğini takip ediyoruz

Yolumuzu aydınlatan bu üç kadın primatlar hakkında yaptıkları araştırmalar sayesinde bu canlılarla ne derece benzer özelliklere sahip olduğumuzu öğrenmiş olduk. Yakın aile bağlarımızdan karmaşık duygularımıza kadar, primatlarla birçok ortak noktamız var. Onlar hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var gibi de gözüküyor. Ancak üzücü şekilde, primat türlerinin her üçünün de soyları doğal yaşam alanlarının yok olması ve kaçak avlanmalar yüzünden yok olmak üzere. Hepimizin üzerine düşen ise Leakey’in Melekleri’nin çalışmalarını bıraktıkları yerden devam ettirmek ve primat yakınlarımıza karşı duyarlılığın artırılması konusunda diğer insanların eğitilmesini sağlamaktır.

Güzel haber ise bunu yapmak için çok uzaklardaki ormanlara gitmek yerine işe yalnızca bu yazıyı paylaşarak başlayabilirsiniz. Günümüzde Leakey’in Melekleri’nin yalnızca hayal edebilecekleri, internetin bu türlerin içinde olduğu kötü duruma dikkatleri çekebilecek muazzam bir gücünün var olmasıdır. Bu üç kadının onuruna, gelin bu yazıyı paylaşın ve bu primatlar ile onların türlerinin karşı karşıya oldukları çeşitli tehlikeler hakkında diğer insanların bilgi sahibi olmaları konusunda onlara ilham kaynağı olun. İnsanların sevdiklerini korudukları söylenir ve bütün bunların hepsi bir bilgi kıvılcımıyla başlar.

Kaynak: One Green Planet 

Brezilya’daki bu süpermarkette müşteriler sebzeleri topraktan alıyor

Size bahçeden toplar gibi topraktan çıkarıp satın alabileceğiniz gıdalar sunan bir süpermarket düşünün. Süpermarket sağlıklı bir kampanya ile müşteri sadakatini kazanmış görünüyor çünkü bu uygulamayla birlikte sebze satışları yüzde 18 artmış.

İşte size insanların daha fazla sebze almasını sağlayan bir yol; bahçe gibi görünen alan yap ve müşterilerinizin marulu topraktan tutup çıkarmasını sağla!

Brezilya’da taze, yerli ve sürdürülebilir olarak yetiştirilen ürünler satan Zona Sul isimli süpermarket zinciri, “taze bahçe” uygulamasını şubelerinde deniyor ve buralarda soğanlar, yeşillikler ve bitkiler sanki orada yetiştiriliyormuş gibi satılıyor.

Almanya’da yeşillikleri mağazalarda küçük dikey tarlalarda yetiştirmeye başlayan süpermarketlerden farklı olarak mağazalarımızda bir sözde-bahçe yarattık. Bitkileri hassas bir şekilde toprağa yerleştiriyoruz” diyor WMcCann isimli ajansta yaratıcı direktör olan Nicolás Romanó. “Mağazada sebzelerin en iyi kalitede yetiştiğinden emin olabilmek için bunları mağazada üretmek mümkün değildi. Dolayısıyla biz de bu ürünleri mağazada yetiştirmek yerine, bunları yetiştiriliyormuş gibi sergilenebilecek şekilde nasıl taşıyabileceğimiz ve saklayabileceğimizi öğrendik.”

Kampanya, müşterilerin mağazaların sürdürülebilirlik ve sattıkları gıdaların kalitesi hususundaki taahhütünü anlamaları için tasarlanmış. “Bu, müşterilerin satılan ürünlerin çok taze olduğunu anlamalarını sağlamak için en iyi yoldu” diyor Romanó. Kampanya ile sebze satışları yüzde 18 artmış. Mağaza kampanyayı tüm şubelerine yaymayı planlıyor.

Kaynak: Fastcoexist