Ana Sayfa Blog Sayfa 411

Ertelemeye gerek yok, şimdi harekete geçme zamanı

Zaman geçiyor, hızlı da olsa yavaş da… Peki, senenin başlarında kendimize verdiğimiz sözleri ne kadar tutabiliyoruz? Niyetlendiğimiz adımları atabildik mi? Neden yapmak istediklerimizi erteliyoruz? İyi niyet ve merhamet tohumlarını kalbimize atabilecekken hareketsiz kalmayı neden seçiyoruz?

Her şeye rağmen, hiçbir zaman geç değildir. Yanlış yoldan her zaman dönülebilir. Yılın yarısını geçmiş olsak da sizin için değişim ve farkındalık zamanı olabilir bu “an”. Bir şeyleri artık ertelemenize gerek yok. Kimse güçsüz değildir. Sadece kendinizi ve yapabileceklerinizi keşfetmeniz gerekiyor.

Yapabilecekleriniz kendi içsel durumumuzla ilgili olabileceği gibi içinde yaşadığımız doğa ile ilgili de olabilir. Bu şekilde kendinizi daha iyi ve güçlü hissederken doğrularınızla tutarla bir yaşam da sürebilirsiniz.

Sürdürülebilirlikle ilgili yazıları çoğu insan okurken önerilerin uygulanabilirliği konusunda şüpheye düşüyor ve adım atacağı varsa da boş veriyor. Elbette yaptığımız kişisel değişimlerin dünyayı değiştirmesi çok zor ama tutarlı olmak için doğrularımızla yaşamalıyız. Bu şekilde kendimizi daha iyi ve daha güçlü hissedeceğiz. (Bununla ilgili Kıyamet Koparken; İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey kitabını okumanızı tavsiye ederim.)

Aslında aşağıdaki maddeleri birçoğumuz biliyoruz ama bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Belki değişim anı “bu an” olur.

Vegan ol

Her gün birçok hayvan öldürülüyor ve sömürülüyor. Herkes kendi vicdanı ile yaşar. Hayvanların sömürüldüğü hiçbir olayı desteklemeyiniz. Ayrıca hem hayvan özgürlüğü hem de sağlığınız için veganlığa adım atabilirsiniz.

Daha fazla oku: Vegan olmak için 12 önemli neden
Daha fazla oku: Veganlarda sağlıklı beslenme önerileri
Daha fazla oku: Hayvan istismarına vurgu yapan 15 çizim

Tanımadığın insanlara selam ver

İnsan ilişkileri eskiden daha samimiydi sanki. Çocukluk zamanlarından eski samimiyetin sıcaklığını biraz hatırlıyor gibiyim. Tabii büyükşehirler her zaman nasıldı onu da bilmiyorum. Şimdilerde, şehirlerdeki insanlar gözüme mutsuz ve canavar gibi gözüküyorlar. Haliyle benim psikolojimi de olumsuz etkiliyor. “İnsancıl” bir insan değilim ama sokakta birbirimize daha pozitif olmamız günümüzün daha iyi ilerlemesini sağlayacaktır. Sokaklarda çalışan biri gördüğünüzde “Kolay gelsin” diyebilir, insanlara yardım edebilirsiniz (yaşlılara mesela). Emin olun bu şekilde karşı tarafın da gününe enerji katacaksınız. 

Plastik kullanımı azalt

Bir su matarası edinin. Tek kullanımlık plastikler geri-donusumyerine sürekli kullanabileceğiniz eşyaları seçmeye özen gösterin. Çantanızda bir tane bez çantası bulundurun. Katlayınca ufak oluyorlar ve yer kaplamıyorlar zaten. Dışarıda ekstra poşet kullanımının önüne geçmiş olursunuz.

Daha fazla oku: Plastiklerin yarattığı büyük tehlikenin farkında mısınız?
Daha fazla oku: Plastiği hayatımızdan çıkarmanın eğlenceli ve dostça üç yolu

İhtiyacından fazlasını satın alma

İhtiyacımızdan fazlasını neden tüketiriz? Tüketim çemberini teğet geçerek yaşayabileceğimiz birkaç güzel oluşum da yok değil hani (Bkz: Freecycle). Eşyalarınızı geri dönüştürebilir ya da çöpe atmak yerine isteyene verebiliriz. Bu tarz Facebook gruplarını, internet sitelerini takip edebilirsiniz veya kendi çevrenizde böyle bir oluşum başlatabilirsiniz. Paylaşmak güzeldir!

Daha fazla oku: İklim dostu tüketici olmanın en kolay 5 yolu
Daha fazla oku: İhtiyacından fazlasının tüketilmediği yaşam biçimi: Freeganizm

Ana dilini öğretene konaklama bedava: TalkTalkBnb

1

Dünya üzerinde konuşulan yedi bini aşkın farklı dille insanlar birbirinden ayrılıyor. İletişim sadece karşındakini anlamak için değil aynı zamanda anlaşmazlıkları en aza indirmek, dünyada empati ve nezaketi en üst düzeye çıkarmak için gereklidir.

İnternet ortamında tek bir tıkla yabancı dil öğrenmek günümüzde hiç olmadığı kadar kolay. Ancak iletişim aracı olarak dili etkin bir şekilde kullanmak sanıldığı kadar kolay değil. Başka bir dilde akıcı konuşmak çok fazla pratik yapmayı gerektirir. Pratik yapmanın en iyi yolu ise o dili konuşanlarla her gün vakit geçirmekten geçer.

Fransa merkezli kâr amacı gütmeyen TalkTalkBnb sosyal mecra, dil öğrenmeye hevesli ev sahiplerini ve seyahat etmeyi seven gezginleri birbirine bağlıyor. Üyeliğin ücretsiz olduğu bu sanal mecra Mart 2016’da kullanılmaya başlandı. Farklı dil haznesini genişletmek isteyen ev sahiplerine çeşitli dilleri konuşan dünyanın her yerinden gelen gezginlerle buluşma fırsatı sağlıyor.

Ücretsiz konaklama

İnternet sitesine üye olan ev sahipleri gezginlerden hiçbir ücret almadan konaklama imkânı sunuyor; karşılığında tek istedikleri kaldıkları süre zarfında kendilerine ana dillerini öğretmeleri. Bu programın kazan-kazan ilkesini benimsemesi her iki tarafa inanılmaz derecede fayda sağlıyor. Evini açan kişi, ekstra çaba harcamadan misafirinden dil öğreniyor; seyahat eden kişi ise konaklama masrafı olmadan hem şehri ve kültürü yerel halktan keşfediyor hem de ev yapımı yemekler yiyor.

Açıldığından beri siteye 50 ülkeden 6 binden fazla kişi kayıt oldu ve üye sayısı katlanarak artmaya devam ediyor. Projenin genel amacı, daha bilinçli seyahat etmeyi ve kültür alışverişini teşvik etmek. TalkTalkBnb‘nin benzer sitelerden farkı insanlar arasındaki yanlış anlaşılmaları ve gerilimi gidermek için kurulmasıdır.

Kaynak: The Plaid Zebra 

Hazine gibi bir kitap Cinsiyet Belası, Ayşe Teyze ve çoktan pembeleşen soğanlar

0

Çantaların üst üste asılı olduğu odada, mutfaktan gelen pembeleşen soğan kokuları eşliğinde eciş bücüş harflerle yazdığım iki üç yazı ile dünyayı değiştireceğime inanıyordum.

Oysa ne tuttuğum bu kalem benimdi ne de üzerini kirlettiğim bu sayfa.

Bir pencerem vardı Ayşe Teyze’nin balkonuna bakan, ondan başka bana ilham verecek hiçbir şey yoktu sanki.

Ama yine de, bana inanan üç beş kişi vardı ve ben, benim olmayanlara inat, dünyayı değiştirmeye hazırdım.

Elimde hazine gibi gördüğüm bir Judith Butler kitabı vardı ve kitap beni, kafamın içini rahat bırakmıyordu. Birazdan yazının tüm seyrini değiştirecek olanlar kitap sayesinde beynime üşüşmeye başlamıştı çoktan. Düşünceler beni her yerimden çekiştirirken aklımı kurcalayan zamanla ağırlaşan ilk soru, “Cinsiyet nedir?” oldu…

Sahi, cinsiyet neydi?

Türk Dil Kurumu’na inat cinsiyetin erkek ile dişiyi ayırt ettiren özellik olmadığını düşünüyor, içten içe bu kuruma bileniyordum.

İyi de, cinsiyet neydi? Peki ya cinsiyetin iki taneyle sınırlı olduğunu kim tahsis ediyordu? Cinsiyetin ikiliğinin nasıl tesis edildiğini anlatan bir tarih var mıydı?

Bileniyordum ve hissediyordum ki bilenmem bununla sınırla kalmayacaktı. Mesela neden dünya dilleri, özellikle de Fransızca’nın alabildiğince cins içerekli olduğunu da soracaktım?

Yoksa Marx haklı mıydı; tüm bunlar tahakküm ifadesi miydi? Cinsiyet de bir tahakküm ifadesi olabilir miydi? Pek tabii ki olabilirdi.

judith butler cinsiyet belasiÇünkü hetero zihniyet, ya kız olacaksın ya erkek diyor; çünkü hetero zihniyet, toplumu üstelik her toplumu oluşturan şeyin kendisi olduğunu varsayıyor.

Bizler de bu zihniyetin içine doğmuyor muyduk?

Öyleyse bizlere, hâlihazırda kurulu olan heteroseksüellik fikrine bedenen ve zihnen harfi harfine uymak zorunda olduğumuz hissettiriliyordu. Bizlere, bu zihniyetin içinde kalırsak doğal olacağımız dayatılıyor, her iki cinsten sadece birine sığmamız bekleniyordu ve bedenlerimizin de sınırları çizilmek isteniyordu.

Ah Marx… Ne kadar da haklısın, şimdi daha iyi anlıyorum.

Anlıyorum çünkü; kişi kadın ya da erkek olmak zorunda değildir. Cinsiyetin “kadın olmak” ya da “erkek olmak” demek olduğu varsayımı sadece mecburiyet gibi sunulan hetero zihniyetin bir dayatmasıdır.

Oysa hetero zihniyet, doğal olan değildir; belki doğallaştırılmıştır ancak salt doğal olan asla değildir. Çünkü kişi kadın veya erkek olmanın ötesinde durabilir. Kişi lezbiyen ya da gey olabilir ve bu, hetero zihniyetin sandığı gibi insani olanın dışına çıkmak demek değildir. Geyler de lezbiyenler insanlıktan çıkmış değildirler.

Elimde tuttuğum Butler’ın kitabından sesleniyor Wittig bizlere: İkili cinsiyetin devrilmesiyle pek çok cinsiyetin bulunduğu kültürel bir saha doğabilir. Bir veya iki değil pek çok cinsiyet vardır” diyor ve ekliyor: Ne kadar birey varsa o kadar cinsiyet vardır”.

Cinsiyetin ikiliği devrilebilir mi bilmemekle birlikte şunları söyleyebilirim:

Cinsiyet, geyleri ve lezbiyenleri ezen bir imlemler sistemidir!
Cinsiyet hetero zihniyeti ayakta tutmak için dolaşıma sokulmuştur!

Amacım birey olarak lezbiyenlerin ve geylerin haklarına dikkat çekmekten ziyade, hetero zihniyete eşit kapsamda ve güçte zıt bir söylemle karşı koymaktır. Ben zıt ve güçlü bir söylemle karşı koymaya çalışırken bu odadan, pembeleşen soğanlar çoktan yemek oldu, Ayşe Teyze dakikalarca beni izledi ve ben dünyayı değiştirebileceğim inancımı hep canlı tuttum.

Burada yazıma son verirken yine Wittig imdadıma yetişti ve dedi ki:

Kişi kadın doğmaz kadın olur, kişi dişi doğmaz dişi olur; daha da radikali, kişi isterse ne kadın, ne erkek olur.”

İlişkilerde ezilen kadınlar üzerine küçük bir sohbet

2

Merhaba, bu bir kadının kadın arkadaşlarına yazdığı yazıdır. Çünkü kadın arkadaşları üzülsün istemez ve onlara birkaç öneride bulunmak ister, haddi olmayarak. Hazırsa tüm kadınlar, çok uzatmadan konuya gireceğim; evet üzülmenizi istemeyen o kadın benim.

Tanıdığım bir kadına, karşı cinsten çok fazla ilgi gösteriliyordu. Güzel olmasının yanı sıra fazlasıyla “uysaldı” da. Uysallık kelimesi artık bir boyun eğmeye dönüyordu çünkü bu kadın arkadaşım boyun eğiyordu. Öyle ki, kuzeni olan benimle bile iletişimi tamamen kesmesini istemişti sevgilisi, iki yıldır konuşmuyoruz. Boyun eğmekten bahsedeceğim ve daha birçok örnek de sunacağım çünkü çevremdeki insanların ne giydiğinden çok ne konuştuğuna dikkat eden biriyim, evet gözlemledim!

Birçok kadın arkadaşım “Ne yapayım ama seviyorum” acizliği altında boyun eğerken erkek arkadaşları onlardan çok uçuk isteklerde bulunuyor. Acizlik diyorum çünkü o lafı söylerken o kadar kötü bir durumda oluyorlar ki…

Erkek alışmış, burada erkeği alıştıran kadına da “dur” demek gerekiyor. Dur, çünkü sen bir bireysin. Senin de isteklerin olduğunu unutmamalısın. İlişki dilinde konuşacak olursam buna “ipleri eline almak” deniliyor. Bunun da çok doğru olduğunu düşünmüyorum çünkü eğer ipler tek tarafın elinde olacaksa mutluluk ne kadar mümkün?

Ne kadar doğru?

Bir diğer kadın arkadaşımı yaşadığım şehre davet ettim nişanlısıyla, nişanlısının gelemeyeceğini dolayısıyla kendisinin de gelemeyeceğini söyledi. Bazı hetero çiftler arasındaki bu kısıtlamalar çok can sıkıcı olmakla birlikte, düşündürücü de. Siz onların kadını, onların malı değilsiniz. Şimdi soruyorum ne kadar doğru bu insanların hayatlarınıza karışması?

Cinsel yaşamınızda da size düşüncelerinizi söyleme hakkı verildi çünkü zehir gibi kafanız ve muhteşem fantezileriniz var. Eğer “hep erkeğinizin istediği” gibi olmasından rahatsızsanız fikirlerinizi çekinmeden söyleyiniz. Birlikte yürüdüğünüz yollar size romantik gelecektir ama o yolda ilginizi bir şekilde çeken başka bir erkeğe dönüp bakmanızın akabinde “senin gözünü oyarım” gibi bir tepkiyle karşılaşıyorsanız lütfen koşarak uzaklaşın.

Unutma kadın arkadaşım, harikasın ve bunu karşı taraf biliyor. Bu mükemmelliğin altında ezilmektense seni bastırmaya çalışıyor. Bu öyle bir mekanizma ki düğmeye basınca “seviyor ki kıskanıyor, kıskanınca da kısıtlıyor canım aşkım” diyorsun. Seven insan kıskanır gibi bir klişeyi at kenara, kıskanınca seni ne kadar kısıtladığına bak. Az mı çok mu? Bu sorumu düşünme bile çünkü bunun sonu gelmeyecektir; azı çoğu yoktur. Önce makyajına sonra da ailene karışacaktır.

Phoebe Wahl

İstediğinizi yapacak kadar güçlüsünüz

Bir kadın arkadaşım sevgilisine o gün makyajsız bir şekilde okula geldiğini göstermek için fotoğraf attı. Çünkü makyajsızken daha güzelmiş, öyle diyormuş sevgilisi. Makyaj yapmayı istediğimiz için yapıyoruz bizler. Eğer o ruju sürmek istiyorsanız sürün! Eğer o etek çok hoşunuza gittiyse giyin, hele ki karşılığında “canım bacağın çok kalın, bu yüzden giymeni istemiyorum çirkin duruyor” gibi bir tepkiyle karşılaşıyorsanız o eteği iki kat giyin! Çünkü siz istediğinizi yapacak kadar güçlüsünüz ve bacaklarınız çok güzel.

Biliyorum ki çoğu kadın bazen kıskanılmak istiyor. Kendisine karışılması hoşuna gidiyor ama farkında olmadan eziliyor, bastırılıyor. Önce bu durum çok hoşunuza gidebilir, daha sonra sıkmaya başlayabilir. En sonunda da nefes almakta zorlanıyor olabilirsiniz, işte tam da bu anda karşı tarafla konuşmanız gerekiyor. Kim olduğunuzu önce kendinize sonra da karşı tarafa hatırlatın. Nasıl yetiştirildiğinizi, ailenizin geleceğiniz için ne kadar uğraştığını hatırlayın. Hatta doğdunuz gün ekilen o ağacı hatırlayın. Peki, sizin yapraklarınızı saygısız bir erkek mi dökecek? Şimdi sizi durduran nedir? Size saygısı olmayan bir erkek mi?

Çok samimi bir itirafta bulunacağım, bir erkek arkadaşım psikolojik baskı kuruyordu üzerimde. Sonra terk etti, bir yıl sonra konuşmak istedi ve dediği şuydu: “Değişmişsin.” Değişmemiştim, nitelikli (!) hakaretlerinden kurtulmuştum sadece. Ondan kurtulmuştum.

Siz de kısıtlamayın

Tanıdık gelebilecek bir şey diyeyim, “Memelerin görünüyor, git adam gibi şey giyin üzerine.” Lütfen şimdi sen söyle kadın arkadaşım, bir cümle daha ne kadar cinsiyetçi dil içerebilirdi ki? Daha ne kadar kısıtlayıcı ve rahatsız edici olabilirdi?

Bir de unutmadan, erkek arkadaşınızı kısıtlamayın. Kadınların bastırıldığı ilişkileri gördüğüm kadar, erkeğin de aylarca psikolojik baskıya maruz kaldığına tanık oldum. İlişkinin üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen hâlâ “Nasıl izin verdim” diye dövünen erkek gördü bu gözler. Karşılıklı saygıdan kurulu bir köprünün üzerinde durmak yerine neden kıskançlık köprüsünde durmayı tercih ediyorsunuz?

Karşınızdakine güvenmenizin yolu kendinize güvenmekten geçiyor, kendinize güvenin. Unutma kadın arkadaşım; bireysin, ailen seninle gurur duyuyor ve arkadaşların seni seviyor. Kendini tanı, isteklerine kulak ver, sevgilini ve ilişkini hırpalamamak için kendine güven. Bu dünya bu kadar çünkü, mutlu olmaya bak.

Emeğin ve direncin şairi Sennur Sezer

Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Sennur Sezer, en baştan beri hep emekçilerin gözünden, emeğin ufkundan dünyaya bakmıştı.

Daha 16 yaşındayken zor koşullar yüzünden okuldan ayrılıp tersane işçisi olmuştu. Her anı emekle yoğrulan dünya Sennur’u şair yapmıştı.

Hayatı boyunca onların sesini duyurmak için yazdı.

Onun şiirinde yoksulluğun dar çemberine isyan, isyanla harmanlanan emeğin umudu, kadınların türküleri vardır.

Sezer, kuşağının önemli şairlerinden biri idi. Devrimci bir coşku taşıyan, emekçiden yana mücadeleye atılan kuşağın; umut ve özlemlerinin şairi oldu.

Fazlasıyla erkek bir şiir evreninde kadın olarak da kendini kabul ettirmek için mücadele etti, bu mücadeleden hiç vazgeçmedi.

Kocaman gözleri olur çöl çocuklarının

Yeşillik görmeye aç

Emeğin yanında safını seçti. İktidarların hep emekçilerin kanını akıttığını söyledi. Emekçi ile sermayedar arasındaki kahrolası çelişkiyi hep vurguladı.

Alın terinindir yarın
Yok olup gitmenin telaşında katiller
Durduramaz savaş ortasında yürüyüşü
Saflarda düşenler
(Direnç Şiirleri kitabından)

Yeri geldi yoksulların ekmek parası peşinde göçtüğü kapıları da tek bir dizeye sığdırabildi: 

Alamanya taze kızlar ister makinelerine

Yalın, anlaşılır, az ve öz bir şiir yazdı. Bu sadeliğin her anına toplumcu bakış ve diyalektik materyalist bir süzgeç işledi.

Ey ekmeğin katığını ucuzlatan

Akşam pazarları
Patlak biberler ezik domatesler
(Direnç Şiirleri)

Sezer, yürüyüşlerde, 1 Mayıs’larda, emekçi şenliklerinde oldu hayatı boyunca.

Sennur Sezer

Sürdür türkünü
Sınarlar seni

(Direnç Şiirleri)

Şiirlerinde umutsuzluktan men etti bizi:

Emek senin umut senin
Korku ne?
Yeter ki ellerin ellere kavuşsun
(Direnç Şiirleri)

Vurdumduymazlığa ise tolerans göstermedi, bugünleri adeta dünden gördü.

Fildişi kuleleriniz daha sarsılmadı mı
Bu ne denli uyumak

Kurulan kanlı meydanlara, aramızdan alınan canlara rağmen, hiç bitmeyen umudun şairi oldu Sezer. 2015 yılının Ekim ayında yitirdiğimiz Sennur Sezer’i özlemle ve onun istediği gibi umudu geleceğe taşıyarak anıyoruz.

Bir ses arıyorum

Yeni bir şiire başlamak için

Bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz

Çocuğun ilk ağlayışınca güzel

Bir ses arıyorum

Yeni bir şarkı için

Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla

Sevinçle duyulacak bir ses

Dundee ilk vegan festivaline hazırlanıyor

PETA’nın 2015 yılının sonuna doğru 2016’nın veganizm yılı olduğunu açıklamasından sonra gelen haberlere baktığımızda oldukça doğru olduklarını görüyoruz. İskoçya’nın dördüncü büyük şehri olan Dundee, ilk vegan festivalini bu sonbaharda gerçekleştirecek.

Yerel hayvan hakları savunucusu Barry Conlon ve vegan iş sahibi Jamie Kidd tarafından düzenlenen etkinlik 19 Kasım’da gerçekleşecek. Festivalde, yerel vegan işletmeleri, savunuculuk ve sosyal yardım için çalışmalar yürüten vegan hayır kurumları ve vegan konuşmacıların yer alması planlanıyor.

Jamie’nin kendi vegan işi olduğu için bu tür festivallere çok aşina olduğunu ve ülkedeki birçok festivale gittiğini söyleyen Barry de vegan toplumu için Dundee’de yerel hayvan hakları aktivistliği yapıyor. Güçlerini birleştirme kararı alan bu ikili, ilk vegan festivalini gerçekleştirmeye karar veriyorlar. Vegan etkinliklerinin herkes için erişilebilir olması gerektiğini yalnızca Edinburgh ya da Londra gibi büyük şehirlerde olmaması gerektiğini söyleyerek işe koyuluyorlar.

Hayvanlardan elde edilen hiçbir şey kullanılmaz

Barry, vegan olmanın sadece hayvansal ürünler yememek olmadığını bunun bir yaşam tarzı olduğunu açıklıyor. Veganlar, vejetaryenlerin yanı sıra, diğer hayvan ürünleri ve hayvanlardan elde edilen yumurta, süt ürünleri, bal, deri, kürk, ipek, yün, kozmetik ve sabun gibi yan ürünleri kullanmıyor.

Barry, “Biz bu festival ile hızla büyüyen yerel vegan topluluğunu, yerel bağımsız işletmelerden hayır kurumlarına herkesi bir araya getirmeyi planlıyoruz.  Aktivitelerle, atölye çalışmaları ve konuşmacılarla, kendi deneyimlerimizi de aktararak bu yaşam tarzını temsil etmek istiyoruz” diyor.

Bu güzel etkinliklerin herkese örnek olmasını ve birçok farklı yerde de gerçekleştirilmesini arzu ediyoruz.

dundee-vegan-fest-2Kaynak: the Courier

Siyasi kimliği ile değil sanatçı kimliği ile ele alınması gereken bir kadın: Sıla Gençoğlu

1

Bu yazıyı az önce gördüğüm bir fotoğraftan sonra yazma kararı aldım. Biliyorsunuz ki son dönemlerde gündemde geniş bir yer kaplayan ve birçok gazete ve yayın aracı tarafından sözleri çarptırılmış olan Sıla Gençoğlu’nun, Yenikapı mitingine katılmadığı için ve “Darbe karşıtıyım ama böyle bir şovun, gösterinin içerisinde bulunmayacağım” sözlerinden sonra büyükşehir belediyeleri tarafından konserleri iptal edilmişti. Bu haberde yazılacak olanlar ise sanatçının herhangi bir sözüne veya siyasi görüşüne göre değil, şarkıcı kimliğine göre yazılacaktır.

Sanatçı 1980 yılında Denizli’de doğmuştur. Burada yaşadıktan sonra eğitim hayatı içinde İzmir’e yerleşip daha sonrasında da İstanbul’da yaşamaya başlamıştır. İstanbul Bilgi Üniversitesinde Caz eğitimi aldığı yıllarda ise Kenan Doğulu ile tanışıp 2007 yılında “…Dan Sonra” adlı şarkısı ile çıkış yapmıştır. 2007’den günümüze kadar 6 adet albüm çıkarmış ve birçok alanda müzik ödülleri almıştır.

Sanatçının birçok başarısının ardından ise son birkaç haftada yaşananlardan dolayı kişilerin sosyal medya hesapları üzerinden linç girişiminde bulundukları görülmektedir. Linç kültürünün Türkiye’de ne kadar yaygın olduğunu da BirGün gazetesinden Ertuğrul Mavioğlu’nun 7 Ağustos 2006 yılında yayımlamış olduğu “Linç Kültürü” adlı yazısında görebilmeniz mümkündür.

Yazarın yazısında ise linç kültürünü cahilliğin ve kültürsüzlüğün bir ürünü olarak tanımlaması ve her geçen gün bu kültürün tehlikeli boyutlara varıyor olması tespiti ise şu an yaşanılan durumların göstergesidir. Gündeme gelen sözlerden sonra sanatçıya yönelik linç girişimlerinin İnternet üzerinden olduğunu söylemiştir. Bu girişimler ise sanatçının Instagram hesabındaki fotoğraflarının altına yapılan ağır küfür içeren yorumlar ile başladı. Bunun sonrasında ise sanatçının albümlerini alıp kıranlar bile oldu üstelik bunu videoya da çektiler. Bugün ise bu yaşananlardan sonra güzel bir haberle güne uyandık. Bu haber ise femenin haberiydi.

Femen kimdir?

femenden silaya destekFemen, 2008 yılında Anna Hutsol tarafından Ukrayna’da kurulmuş olan grup. Kurulmuş olma sebebi Ukrayna’da aktivist bir yaşam sürdüren kadınların az olması ve ataerkil toplum anlayışına karşı tepkilerini dile getirmek için oluşturulmuştur. Grup genel olarak protestolarını cinsiyet ayrımına yönelik ve uluslararası veya ulusal sorunlara karşı yapmaktadır. Seks turizmine karşı üstsüz bir şekilde yapılan eylem ile de dünya çapında tanınması sağlamıştır.

Kadınlara karşı farkındalık yaratma anlayışı içerisinde olan grubun kadınların manevi değerlerini geliştirirken liderlik anlayışına da katkısı olduğu bilinmektedir. Bu esaslara göre çalışıyor olan grubun bugün Türkiye’deki Twitter hesabı üzerinden “ Femen, Erdoğan karşıtı duruşu sonrası siyasi baskı gören Sılayı destekliyor! #SılaYalnızDeğildir” tweetini paylaşmıştır. Sizler de bu etiket altında atacağınız tweetler ile sanatçıya destek olabilir ve yalnız olmadığını gösterebilirsiniz. Unutmayın siyaset insanları öngördüğü kalıplara yerleştirirken sanat bu kalıpları yıkmayı ve insanların özgürlüğünü savunmayı amaçlayan bir alandır. Aşağıda bulunan videolardan sanatçının şarkıları arasından seçtiklerimizi dinleyebilir fotoğraf albümünden ise Femen’in Türkiye’de yapmış olduğu eylemlere göz atabilirsiniz.

Çıkış Şarkısı “…Dan Sonra”

23 Ekim 2007 yılında ilk albümünü çıkaran Sıla’nın bu albümü “Sıla” adı ile çıkmıştır. Çıkış şarkısı olan …Dan sonranın sözleri kendisine aitken müziği Ozan Doğulu’ya aittir.

Yeni Ay Albümü- Vaziyetler, Reverans

Albümün çıkış şarkısı olan Vaziyetler adlı şarkının söz yazarı Sıla Gençoğlu’dur. Müziği ise Efe Bahadır ve Sıla Gençoğlu işbirliği ile hazırlanmıştır.

Şarkının sözleri yine Sılaya aittir ve müziğini ise Efe Bahadır ile beraber hazırlamıştır.

Kafa 

Son olarak da sanatçının en çok beğenilen şarkılarından olan ve söz yazarlığını kendisinin yapmış olduğu “Kafa

İstanbul’da transfobik nefret cinayeti: Trans kadın Hande Kader katledildi

1

Trans kadın Hande Kader yakılarak öldürüldü. Bir arkadaşımız daha içini nefret bürümüş, sevgisiz ve kafatasının içi boş biri veya birileri tarafından katledildi.

Nefreti öyle büyük ki katillerin, öldürmekle kalmıyorlar, yakıp yok etmeye çalışıyorlar hayatta onurlu bir mücadele verenleri, umutlarımızı, özgürlüğümüzü ve hayallerimizi. Trans cinayetleri politiktir. Bunu hiç durmadan ve usanmadan söyleyeceğiz. Öldürülen arkadaşlarımızın katilleri cezalandırılana, hayatta olanlarımızın can güvenliği kayıtsız, şartsız sağlanana kadar.

Hande yaklaşık bir haftadır kayıptı. En son, çalıştığı Harbiye’den müşterisinin arabasına binip giden Hande’den haber alamayan arkadaşları ve sevgilisi, polise kayıp ilanı verdi. Jandarma tarafından Zekeriyaköy’de bulunan yanmış haldeki ceset teşhis edilmesi üzere adli tıbba götürüldü. Hande vücudundaki protezler sayesinde teşhis edilebildi.

Hande öldürüldü. Trans kadın bir nefret cinayeti sonucunda şimdi aramızda değil. Bir trans, bir kadın, bir insan; nefret yüzünden hayatının baharında yok olup gitti. Katil, ahlakçı, bozuk zihniyet bir insanı yaktı.

Bildiri dağıtıldı, tweetler atıldı, eylemler yapıldı. Değişen bir şey olmadı, Hande geri gelmedi… Hande ne yaparsak yapalım geri gelmeyecek. 

Trans cinayetleri politiktir!

Birinin yanması kim olduğu fark etmeksizin ve sorgulanmaksızın, asla sessiz kalmayacağımız bir mesele olmalıydı oysa. Zira övündüğümüz tüm erdemler, bir insanın öldürülmesine sessiz kaldığımız an işlevini yitiriyor. Hiçbir erdem birini öldürmemek ve öldürülmesine izin vermemekten daha değerli olamaz. Transfobik bir nefret cinayetini işlemek, savunmak, ona sessiz kalmak ve boyun eğmek birbirinin aynıdır. Birini öldürebilme hakkını kendinde görmek ve birinin öldürmesine engel olmama ferahlığı arkasında aynı bencil ve kötü kalpli zihniyet var. Bu yobazlık bitmeli, bu kibir yok olmalı. Artık öldürmek için değil yaşatmak için yaşanmalı.

Özgecan’ın ardından sessiz kalmamak bizlere gösterdi ki kazanım elde etmenin yolu ses çıkarmaktan, sokaklara dökülmekten, susmamaktan geçiyor. Bir Hande daha kaybetmemek için, bir hayat daha sönmesin diye, bir daha umudumuzu kaybetmeyelim diye son ses bağırmamız lazım. Etrafımızdaki tüm ahlakçılara karşı gözümüzü hiç yummadan bağırmalıyız: Ahlakınız batsın.

Katilleri koruyan herkese sormamız lazım, ne oluyor da bir cinayet seni mutlu ediyor? Ne var, neden rahatsız oluyorsun bu insanlardan? Politikacılara, kolluk kuvvetlerine, esnafa, halka sormamız lazım neden kolluyor, savunuyor ve üstünü örtüyorsunuz içini zift gibi nefret kaplamış suçları? Ve cevabını vermemiz lazım: Trans cinayetleri politiktir! İyice anlamaları için de bunu tekrar etmemiz, bir arkadaşımızı daha kaybetmeyi beklemememiz gerekli.

Ahlakı batasıca toplumda normal olmakla olmamak arasındaki tanımlar yüzlerce arkadaşımızın canına mal oldu, oluyor, susmaya devam edersek cinayetler de devam edecek. En temel hak olan yaşama hakkımız için ses çıkarmalıyız. 

Bir Hande daha gitmesin diye, Hande bizi affetsin diye. Susma haykır, translar vardır!

Kaynak: Pembe Hayat

 

Caretta caretta’ların sahili terkediş hikâyesi

0

Ekoloji bilinci oluşmaya başladı. Ama bazı canlıları çok rahatsız etmiş olmalıyız ki bizden kaçıyorlar. Onlar için yapabileceğimiz tek seçenek, bu terklerin benzerlerine imkân vermemek. Bu duruma en açık örneklerden biri: Antalya’nın Kumluca sahilini terk eden, Caretta caretta deniz kaplumbağaları. Akdeniz Bölgesinin genelinde farkındalık sayesinde durumları iyi gibi görünüyor fakat Kumluca sahilini terk etmiş haldeler.

Yerel halkın 80’li yıllarda her yanının deniz kaplumbağası olduğunu söylediği Kumluca sahilinde onlara dair iz bulmak imkânsız. Sahili biraz yürüyünce hak veriyorsunuz. Mangal atıkları, pet şişeler, izmaritler ve daha birçok çöp, sahil kumu içerisine karışmış vaziyette. Bu kirlilik kumsalın kalitesini düşürdüğü için deniz kaplumbağalarınca yumurta bırakmak için pek güvenli görünmüyor. Ayrıca sahili devam ederseniz Alakır Çayı’na gelir ve denize döküldüğü yeri görürsünüz. Alakır Çayı kaynağından denize döküldüğü yere kadar birçok tarım alanının yanından geçiyor. Deniz kaplumbağalarının sahili terk etmesinde, tarım ilaçlarının çayda oluşturduğu su kirliliği de etmenlerden sayılabilir. Eğer çayı takip ederseniz, açıkça olabilecek her türlü çevre kirliliğini görebilirsiniz. Yeni yapılan otel ve bazı konutlar sayesinde sahilin geçmiş yıllardan daha kirli olduğu fark ediliyor.

Yollarını şaşırıyorlar

Sahillerimizde deniz kaplumbağalarını etkileyen diğer bir problemde: Işık kirliliği. Sahile yakın ve hatta sahile yapılan otellerin veya tatil merkezlerinin yoğun, çekici ışıkları kaplumbağaları ölüme sürüklüyor. Deniz kaplumbağaları, geceleri kumsala yumurtalarını bırakmak için çıktıklarında ışığa doğru yönelirler ve denizden oldukça uzaklaşırlar. Yumurta bırakanların denize dönüş esnasında sabah saatleri gelir ve daha denize ulaşamadan kumsalda yanarak ölürler. Yine aynı problem yavrular için de geçerli. Gece saatlerinde yumurtadan çıkan yavrular, doğal olan ışıkları takip etmesi gerekirken otel ışıklarına yanılıp denizden uzaklaşıyorlar.

Bozulan sahil yapısı ile Akdeniz kıyılarında deniz kaplumbağalarının azaldığı belirlenmiştir. Gecikmeli de olsa, Akdeniz Eylem Planı ile bölgede deniz kaplumbağalarını koruma altına alındı. Buradaki amaç neslin tükenmesini engellemek. Akdeniz Bölgesine yakın üniversitelerden gelen gönüllüler sayesinde yer yer sayıları artmış durumda. Kumluca sahili de bu koruma kapsamına dahil olmasına rağmen bölgede bölgede deniz kaplumbağasına veya kaplumbağalar için yapılan kafesleri görmek mümkün. Hatta sahil boyunca koruma alanı olduğuna dair belirgin bir uyarı levhası bile yok. Akdeniz Bölgesi kapsamında yapılan eylem planına göre en iyi koruma özelliğini Dalyan sahili taşıyor. Çevreye duyarlılık kapsamında yapılan çalışmaların doğal zenginliklerimizin korunmasında önemi büyüktür.

Fotoğraflar: Mehmet Semih Karakoç

Caretta caretta-antalya-4Caretta caretta-antalya-1Caretta caretta-antalya-2

BirGün’lük Festival’de #biraradayız

BirGün tarafından üçüncüsü düzenlenen BirGün’lük Festival, 3 Eylül Cumartesi günü müzikseverlerle buluşacak.

Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek festivalde “Ana Sahne” ve “Baba Sahne” olarak iki sahnenin yer alacağı duyuruldu. Birbirinden başarılı isimlerin yer alacağı iki sahnede de seçim yapmak gecenin en zor işi olacak gibi görünüyor.

Günboyu birbirinden çeşitli etkinlikler de festivalcilerle buluşacak. Biletler biletix üzerinden temin edilebilecek.

Festivalin programı şöyle:

Ana Sahne Programı 
Nazan Öncel
Mor ve Ötesi
Mehmet Erdem
Ceylan Ertem
Pinhani
Adamlar
Sattas
Niyazi Koyuncu
Komik Günler



Baba Sahne Programı 

Moğollar
Metin Kemal Kahraman
Kurtalan Ekspres
Kesmeşeker
Flört
Eypio & Burak King
Heyula

Biletler Biletix’te. Gelişmeleri Facebook etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz.