Ana Sayfa Blog Sayfa 429

Ankaralı habercilerden tutuklu gazetecilere destek: “Gazetecilik suç değildir”

Ankara Özgür Haber Platformu Ankara konur Sokak’ta yaptığı basın açıklamasıyla tutuklu gazetecilere destek verdi, “Gazetecilik suç değildir” dedi. Özgür Gündem gazetesine destek verdiği yani haber hakkını savunduğu için tutuklanan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Profesör Doktor Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve gazeteci yazar Ahmet Nesin nezdinde biraraya gelen platform bileşenleri haber hakkını savunanların serbest bırakılmasını istedi.

Açıklama sırasında, Kelepçeler sizin utancınız, bizim onurumuzdur! Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin serbest bırakılsın! Tüm tutuklu gazetecilere özgürlük! Özgür Gündem yalnız değildir! Özgür basın susturulamaz! Yaşasın halkın kayıt, kanıt ve haber alma hakkı! Yaşasın devrimci dayanışma! sloganları atıldı.

Tutuklamaların haber alma, yazma, ulaştırma hakkına engel teşkil etmediğini anlamayan bir hükûmet kaldı. Kanal karartmalar, muhabir tutuklamalar… Bir acayip ruh halinin hüküm sürdüğü bu günlerde, aynı pankartın arkasında duran onlarca haberci hep birlikte seslendi: Yaşasın halkın kayıt, kanıt ve haber alma hakkı! 

Sosyal medyada canlı yayınını yaptığımız açıklamanın videosunu buradan izleyebilir, Jinha muhabiri Duygu Erol’un okuduğu açıklamanın tam metnini ise aşağıdan okuyabilirsiniz. 

Toplumun muhalif kesimlerine dönük sistemli şekilde ortaya konan baskı, şiddet ve her türden saldırı programının bir parçası olarak utanç verici bir hukuk ayıbı ile bir kez daha karşı karşıya kaldık. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Profesör Doktor Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve gazeteci yazar Ahmet Nesin tutuklandı!

Neden mi tutuklandılar?

Çünkü onlar halkın haber alma hakkını savundular!

Çünkü onlar Kürt halkına dönük başlatılan kirli savaşın karanlık iç yüzünü ve buna karşı Kürt halkının kadınlarıyla, gençleriyle can ve kan bedeli yükselttiği haklı direnişi taviz vermeden halka ulaştıran Özgür Gündem gazetesinin susturulmak istenmesine sessiz kalmadılar.

Tutuklanan sadece üç kişi değildir;  çünkü düzen mahkemelerince yargılanan esas olarak baskı ve tahakküme karşı dayanışma ve yaşam iradesidir.

İşte onların anlayamadıkları da bu: tarihin hiçbir döneminde direnenler asılarak ve yakılarak yok edilemedi.

gazetecilik 3

Tam da bu yüzden katliamlarınızla ve tutuklamalarınızla bizleri de bugün yok edemeyeceksiniz! Yaşamı hiçbir kurşun delip geçemez! Ne demir parmaklıklarınız ne köhnemiş kara duvarlarınız yükselen dayanışmamızın önünde engel olamadı, olamayacak!

Sermayenin hegemonyasına, emperyalist büyüklerine ve devletin katliamcı geleneğine hizmette sınır tanımayan AKP hükümeti tüm ülkeyi tek adam diktatörlüğüne sürüklemek isterken, en başta yargıyı kontrol altına alarak toplumsal muhalefeti sindirmek için aciz yöntemlere başvurmaktadır.

Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin Özgür Gündem gazetesinde nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyası çerçevesinde görev aldıkları için “terör örgütü propagandası yapmak” gibi, artık alışkanlık haline getirilmiş ve içi boşaltılmış bir suçlama ile karşı karşıya ise bunun tek sebebi siyasal iktidarı elinde bulunduranların sefil çıkarlarına hizmet etmiş olmamalarıdır.

Tahakküm ve baskıya karşı yaşamı ve dayanışmayı yeşertenlerden kısa yolla kurtulmak için “terör”, düzen mahkemelerince uydurulan ve halkın gündemini manipüle etmek için kullanılan bir kavram haline gelmiştir.

Terörü gerçekten kimin uyguladığı ise bizim gözümüzde açıktır. Madenlerin altında, fabrikalarda, inşaatlarda katledilen işçilerin yakınlarına tekme savuranlar, cenazeleri yerlerde sürükleyenler, katlettikleri kadınların çıplak bedeni ile fotoğraf çektiren işkencecilerdir terörü uygulayanlar!

gazetecilik 2

Özgür Gündem gazetesi bugün Kürt halkı şahsında tüm ezilen halkların ve direnenlerin sesini taşıdığı için yargılanıyor!

Bugün Özgür Gündem’e sahip çıkmak demek basın ve haber alma özgürlüğünü savunan herkesin hakkını savunmak demektir!

Bugün Özgür Gündem’in yanında olmak “işçilerin birliği ve halkların kardeşliği” şiarını “sözde değil özde” hayata geçirmektir.

Direnen Kürt halkının mücadelesine ses verirken, yer altlarında ölüme gönderilen madencilerin yanında olmak, inşaatlarda, fabrikalarda patronların kar hırsı uğruna emeği sömürülen işçilerin ve Kürt halkının yumruğunu birlikte havaya kaldırmak demektir.

Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin işte bunun için tutuklandılar! 

gazetecilik 1

Bugün tutuklanan üç arkadaşımız ile dayanışmayı yükseltmek, cinsel ayrımcılığa, tacize, tecavüze karşı öz savunmalarını yükselten kadınların yanında olmak; liselerde, üniversitelerde ipleri salınan faşizme karşı direniş ateşini yakan gençlerin barikatına omuz vermek demektir!

Üç arkadaşımızı taşlayanların karşısında bugün bir dağ gibi dimdik durmak demek, doğanın rantına ve talanına karşı nehirlerimizin ve ormanlarımızın, meyve veren ağacımızın taşlanmasına göz yummamak demektir!

Bugün Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğu ve Ahmet Nesin şahsında Özgür Gündem’i susturmak isteyenlerin amacı Ensar Vakfı gibi adı bilinen ve bilinmeyen tecavüzcülüğü tescillenmiş nice kurumda bedenlerine kirli eller uzanan çocukların, çocuklarımızın sesini kısmaktır!

Çocuklarımızın geleceği için işte şimdi, burada bir kez daha Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in yalnız olmadığını ilan ediyoruz!

Şu an günlük 1 saat havalandırma hakkının olduğu ve tamamen tek başına kalacağı bir hücrede tecrit ile imtihan edilmeye çalışılan Prod. Dr. Şebnem Korur Fincancı bakın bizlere hangi mesajı göndermiş:

“Canlar, dostlarım. Yüreğim sizinle, biliyorum ki sizlerin de; o nedenle yüreklerimizi buluşturanlara selam olsun; bilsinler ki bu selamla onların içine dert olacak dayanışmamızın resmini iletiyorum onlara.. “Hepimiz bu memleket için, insanlarımız için mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin onuru hepimizin!“

gazetecilik

Biz de diyoruz ki, selam olsun Şebnem Korur Ficancı’ya, Erol Önderoğlu’na ve Ahmet Nesin’e!

Ve ilan ediyoruz ki halkın kayıt, kanıt ve haber hakkını savunan basın emekçileri olarak tarafız!

Özellikle Cizre, Sur, Nusaybin başta olmak üzere çok zorlu koşullar altında habercilik yapmaya çalışan Özgür Gündem emekçileri şahsında Kürt gazetecilerinin, Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in yanında olmaya devam edeceğiz!

Ege sularında kurban edilen Alan Kurdî’lerin, Cumartesi Anneleri’nin; Metin Göztepe, Hrant Dink ve Tahir Elçi için adaleti mumla arayanların; günlerce cenazesi sokakta bekletilen Taybet Ana’nın, anasının kucağında katledilen Miray bebeğin, 153 gün sonra toprağa verilen Rozerin Çukur’un, 27 gündür gözaltında kaybedilmeye çalışılan Hurşit Külter’in, Türkiye’de yaşayan tüm kadim halkların kısacası hayatın her alanında üreten ve direnen işçi ve emekçilerin yanında, onlar için, onların sesini duyurmak için sokakta kalmaya ve devlet şiddetini kayıt altına almaya devam edeceğiz!

Tutuklamalara, soruşturmalara ve infazlara boyun eğmeyen tüm yurtsever-ilerici-devrimci basın emekçileri, yurttaş habercileri ve gönüllü muhabirler olarak “iktidarın değil halkın” safını, “sermayenin değil emeğin” safını, “işkencenin değil insanlık onurunun” safını tutmaya ve ezilenlerden taraf olmaya devam edeceğiz!

Kameralarımızı kırabilirsiniz, bugün bizleri de tutuklayabilirsiniz, ancak bilincimizi ve vicdanımızı asla teslim alamazsınız!

Ape Musa’dan devralınan onurlu gazetecilik anlayışına halel getirmeyeceğiz!

Ankara Özgür Haber Platformu

Fotoğraflar: Seyri Sokak

Platformun 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla düzenlediği eylem ve basın açıklamasını okumak için lütfen tıklayın.

Nasır neden olur, nasıl iyileşir, nasırdan nasıl korunur?

0

Nasır, tekrar eden sürtünme ve basınç kaynaklı derinin dairevi bir şekilde kalınlaşması ile meydana gelen bir nevi koruma kalkanıdır. Derinin tahriş olmasını önlemeye yönelik vücudun verdiği tepkiye bağlı olarak keratin maddenin aşırılaşmasına bağlı gelişir.

Deri, sürtünme ve basınca karşı korunabilmek için kalınlaşır. Ölü deri hücrelerinin birikmesi sonucuda nasır denen kalın tabaka oluşur. Bu tabakanın hemen altında kalan hücrelerde iltihap oluşur ve oluşan bu iltihaptan ötürü ağrı yaşanabilinir. Ağrımaya neden olabilecek bir başka neden ise derinin sinir lifinin geçtiği bölgesine yakın yerde nasırın oluşmasıdır.

Nasırlar genel olarak ayaklarda görünür. Çünkü ayaklar koca bir bedenin tüm yükünü yüklenir. Ellerini çok kullanan bireylerin de ellerinde nasır oluşabilmektedir.

Ayakta nasır görülmesinin başlıca nedenlerinden; sıkı, topuklu, ucu sivri, hava almayan ayakkabılar giymek, uzun süre ayakta durmak yer alır. Ellerdeki nasır da genel olarak inşaat işçisi, marangoz, boksör, şoför gibi işçilerle ellerini oldukça fazla kullanan müzisyenlerde görülür. Yani eldeki nasır genel olarak sömürülen kesimin meslek hastalığıdır.

Yetişkin bireyler dışında nasır, elini sürekli emen çocukta ve tırnaklarını tırnak kenarındaki etlerini yiyen ergen ve yetişkinlerde, uzun süre kalem tutan ve bastıran kişilerde de görülebilmektedir.

Nasırın bulgusu şu şekildedir; etrafındaki deriden oldukça sert ve rengi daha koyudur ve ağrılıdır.

Siğillerle karışmamalıdır. Siğil ; Siğil derinin üst tabakasına veya mukozaya yerleşen insan papilloma virüsü / HPV olarak bilinen bir virüse ait enfeksiyonlardır. Siğillerin şekli bulunduğu bölgeye veya tipine göre değişmekle beraber, genellikle deriyle aynı renkte, kabarık, nasırımsı sert görünümdedir.

Nasırı önleyecek yöntemler

  • Ayak yapısına uygun ayakkabı giymek
  • Uzun süre ayakkabı giymemek ve giyilse bile hava sürkülasyonu olan ayakkabılar tercih etmek
  • Yeterli su tüketmek, diyeceğim, yine başladı diyeceksiniz ama az su tüketimi hücrelerdeki suyun da azalmasına neden olduğu için nasıra da zemin hazırlamaktadır.
  • Ayaklar suyla ve sağlıklı parabensiz nemlendiricilerle nemlendirilmelidir.
  • Ellerde oluşan nasırların önlenmesi için eller sık sık nemlendirilmeli ve dinlendirilmelidir.
  • Deride basınç oluşturacak kadar hiçbir madde sıkı tutmamalıdır.

Nasır oluştuktan sonra 

  • Pamuğa taze idrar damlatarak nasırlı bölge üzerine geceden konulur sabaha kadar bekletilir ve sabahı yavaş yavaş kazılır.
  • 3 damla nane ruhu (aktarda bulunur) pamuğa damlatılır ve nasırlı bölgeye konulduktan sonra bantla sarılır, 2 saat sonra kaldırılır. 3 gün üst üste yapılması önerilir. Sağlıklı deriye değdirmeyiniz.
  • Ayakların içerisine girebileceği bir kaba 40 santigrat derecelik su eklenir içerisine de 4 kaşık kaya tuzu eklenerek ayaklar 30 dakika kadar bekletilir. Tansiyon hastalarının yapması önerilmez.
  • Küçük bir bez parçası elma sirkesi ile ıslatılarak nasırlı bölgeye bağlanır ve 1 gün bekletilir. Bekletildikten sonra kazıma işlemi yapılır.
  • 1 çay kaşığı zerdeçal, 1 çay kaşığı aloe vera jel ile karıştırılarak bir macun oluşturulup nasır üzerinde geceden bekletilir. Ardından ayaklar veya el yıkanır ve arkasından hardal yağı sürülür.

Şeker ve hemofili hastaları nasır tedavilerini mutlaka bir hekim gözetiminde gerçekleştirmeli. Aksi halde tehlikeli sonuçlar doğabilir.

Veganlarda sağlıklı beslenme önerileri

Veganlık, beslenme tarzı olarak görülmemelidir. Dönem dönem uygulanıp bırakılan beslenme öykülerinden farklı olarak sürdürülebilirliği olmalıdır. Çünkü veganlığın özünü hayvan özgürlüğü oluşturmaktadır ve hayvanların katledilmesine ve sömürülmesine karşı durmaktadır. Bu sebep ile hayvansal kaynaklı besinler diyette reddedilmektedir.

Sadece et, tavuk, balık gibi besin ögelerini değil hayvanlardan elde edilen süt, yoğurt, peynir, bal, deri, kürk, ipek, kozmetik ürünler ve sabunlar gibi birçok çeşit ürünü tüketme sınırlaması mevcuttur.

Besin ögesi çeşitliliği azalmış olarak düşünülse de yeni seçenekler ve besleyici tarifler hem bedenen hem de ruhen rahatlamaya faydalı olmaktadır.

En çok eksikliği görülen besin grupları, proteinlerdir. Protein grubu içerisinde bulunan, demir, kalsiyum, D vitamini, B12, B3 vitaminlerinin alımında yetersizlik görülmektedir. Gerek hayvansal içeriği olmayan takviyelerle gerekse aynı besin ögelerini diyette farklı besin grupları ile değişim yaparak düzenli beslenmek gerekmektedir.

Vegan olmaya karar verildiğinde rutin 6 ay yada 1 yıl aralıklar ile vücut için elzem olan vitamin ve minerallerin alımları kontrol edilmelidir. Yetersiz alınan vitamin yerine tercih edilen doğru besin ile konulmalıdır.

Porsiyon kontrolü olmazsa kilo sorunu ortaya çıkabilir

İlk zamanlarda karbonhidrat tercihleri daha kolay ve besleyici olmaktadır, ancak bu durum ağırlık artışına sebep olmamalıdır. Sağlıklı ve hafif bir beslenme tarzı olan vegan beslenmeyle bile porsiyon kontrolü olmadığı zaman kilo problemleri yaşanmaktadır.

Her zaman olduğu gibi hareketsiz yaşama karşı düzenli egzersiz yapmayı görev haline getirmek gerekmektedir.

Vegan beslenen bireylerin diyetlerinde en çok bulunan besinler ve içerikleri…

  Miktarı Karbonhidrat Kaynakları Protein Kaynakları Yağ kaynakları
Yulaf ezmesi 1/2 su bardağı 15g 3g
Soya sütü 1 su bardağı   7g 5g
Bagel 1 orta boy 10g
Tofu 6 oz. 12g 14g
Sebze çeşitleri 1 tabak 30g 12g
Kurubaklagil çeşitleri 1 su bardağı 30g 18g
Pirinç 1 su bardağı 45g 6g
Esmer ekmek 1 dilim 15g 3.5g
Kinoa 1 su bardağı 15g 5g
Kuruyemişler 2 yemek kaşığı 4g 10g


Vegan diyetler, kolesterol içermeyen, doymuş yağ içeriği düşüktür. Kalp damar sağlığı ve birçok kanser çeşidi için engelleyici olabilmektedir. Ağırlık kaybı için ideal sonuçlar verebilmesi yağ içeriğinin düşük olmasına bağlı olmaktadır.

Hindi Zahra, muhteşem enerjisi ile seyirciyi coşturdu

1

Zorlu Performans Sanatları tarafından bu yıl yedincisi düzenlenen Ramazanda Caz konserleri kapsamında 21 Haziran gecesi Zorlu PSM Ana Tiyatro’da sahne alan Hindi Zahra, izleyenlere unutulmaz bir gece yaşattı.

Çeşitli müzik türlerini harmanladığı sevilen şarkıları ve büyülü sesiyle geniş kitlelerce sevilen sempatik sanatçı, çoğunlukla 2015’te çıkardığı son albümü Homeland’den şarkılar seslendirdi. Zahra, Handmade albümünün sevilen şarkıları Beautiful Tango, Stand Up, Silence’ı söylemeyi de ihmal etmedi.

Caz ve dünya müziğini kendince yorumlayan yetenekli sanatçı Hindi Zahra, nevi şahsına münhasır sesi, dansları ve Fas kökenlerinden gelen enstrümanlarla konseri zenginleştirdi.

Hindi Zahra’ya konserde; Jeffrey Hallam, Raphael Seguinier, Jerome Plasseraud, Ian Evans, Benoit Bloch, David Dupuis ile Paul Savagnac gibi her biri solo olarak enstrümanlarıyla muhteşem performanslar sergileyen müzisyenler eşlik etti.

Şarkıları sırasında dinleyicilerini dans ettiren ve konserin ardından uzun süre ayakta alkışlanan Hindi Zahra, sahneye geri dönerek 5 şarkı daha yorumladı.

2009 yılında yayımladığı EP ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan Hindi Zahra, 2010 yılında ilk albümü Handmade’i çıkarmıştı. At The Same Time, Fascination, Oursoul gibi şarkılar ve özellikle Beautiful Tango, çok sevilmişti.

Caz konserleri sürecek

Hindi-zahra2

2015 yılında çıkardığı Homeland albümü ile de başarısını sürdüren Zahra, aynı zamanda Tala Hadid’in The Narrow Frame of Midnight (Gecenin Çerçevesi) ve Fatih Akın’ın The Cut (Kesik) filmlerindeki oyunculuk performansıyla da beğeni toplamıştı.

Ramazan’da Caz konserleri 23 Haziran’da yine İstanbul PSM’de gerçekleştirilecek Markus Stockhausen ve Florian Weber’in “Inside Out” konseriyle devam edecek.

Bu kez daha sakinler: Red Hot Chili Peppers

1

Çağımızın kült gruplarından biri olan Red Hot Chili Peppers, bir süredir merakla beklenen yeni albümü The Getaway‘i geçtiğimiz hafta yayımladı. Grup yeni albümünde önceki albümlerindeki funky tarzını sürdürürken, bu sefer daha naif ve yer yer disko ritimlerine göz kırpan bir pop sound’una evrilmiş.

red hot chili peppers album

On üç parçadan oluşan yeni Red Hot Chili Peppers albümü, geçen iki ayda müjdelenmişti. Albümden çıkan ilk single Dark Necessities albüm için yeterli bir ön fikri dinleyicilere vermişti. Grubun sound’u bu kez daha sakindi, agresif değildi. Vokaller ve melodiler daha soft idi.

İlk single’in verdiği izlenim boşa çıkmadı. Bu şarkı gibi diğer şarkılarda da, albümün neredeyse genelinde daha pop-rock bir tarz var, tabii Red Hot Chili Peppers’in alamet-i farikası funky sound’uyla harmanlanarak.

Albümün düzenlemelerini Radiohead’in prodüktörü Nigel Godrich yapmış. The Getaway albümünün prodüktör koltuğunda ise Gorilla, Black Keys, Broken Bells’ten de tanıdığımız Danger Mouse oturuyor. Albümde bu iki ismin etkileri çokça hissediliyor.

Albümün tarzını ve gruptaki dönüşümün işaretlerini grubun üyelerinin hayatlarından da almak mümkün. Grubun solisti Anthony Kiedis uyuşturucu ile ilgili sorunlarını çözmüştü, yine grubun çılgın basçısı Flea’nın snowboarding sırasında kolunu feci bir şekilde kırması sonrası dönemde o da artık sağlığına kavuşmuştu. Tüm bu sorunlardan başını kurtaran grup sonunda yeni albümü The Getaway ile sahalara geri döndü.

red hot chili peppers grup

Grubun tarihinde farklı bir kulvar

Grup müzik dünyasını son yıllarda saran havadan etkilenmişe benziyor. Alışık olduğumuz agresif, hoplatıp zıplatan şarkılarının yerini Daft Punk’larla başlayan müzikteki dönüşümün etkisini görebileceğimiz daha elektronik tınılı şarkılar almış. Ama buna rağmen dinlediğimizde bu bir Red Hot Chili Peppers şarkısı diyoruz, yani grup çok keskin ve radikal bir dönüşüm geçirmemiş, sadece bir yumuşama var. Anthony Kiedis’in rap vokallerinin yerini sesinin kıvrımlarını daha çok öne çıkardığı vokal tarzı almış. Albümde bu yorumlarımı en çok hissedebileceğiniz şarkılardan biri de Go Robot. Kesinlikle grubun tarihinde farklı bir kulvarda olacak şarkılardan biri.

Kısacası Red Hot Chili Peppers bu kez önceliklerden farklı bir albümle karşımızda. Ama bu yeni Red Hot Chili Peppers’a da mutlaka bir şans verin. Albümün naifliği dinledikçe kendini size sevdirebilir.

Çağdaş dans sanatçısı Canan Yücel Pekiçten, Polonya’dan birincilik ile döndü

“Bazen insanları korkuttuğumu fark ederim; ama aslında gerçekten korktukları şey kendileridir. Onları korkutanın ben olduğunu düşünürler, fakat onları korkutan kendi içlerindeki cücedir, ruhlarının derinliklerinden kafasını kaldıran maymun suratlı insansı cüce.” Pär Lagerkvist

Bu sene 8’incisi gerçekleşen Gdansk Dans Festivali’ne Canan Yücel Pekiçten, “Der Zwerg” isimli eseriyle katıldı. Festivalde gerçekleşen Solo Dans Yarışması’nda izleyiciyi iç dünyasına davet eden eseriyle birincilik ödülünü aldı.

Canan Yücel Pekiçten, avukatlık mesleğine devam ederken dansa olan tutkusu ile Yıldız Teknik Üniversitesi ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin dans programlarına kabul edildi. Halen master derecesini aldığı MSGSÜ’nde Dans doktorası çalışmalarına devam eden Pekiçten, bu süreç içinde hayatında dansa çok daha büyük yer ayırarak avukatlığı bıraktı; çeşitli prestijli festivallere katıldı, kendi koreografileri yanında Avrupalı önde gelen koreografların projelerinde de yer aldı.

Koreograf ve dansçı Canan Yücel Pekiçten, “Der Zwerg” i şöyle anlatıyor:

“Der Zwerg/The Dwarf”, Schubert’in ‘Der Zwerg, D.771’ isimli şarkısı ile Pär Lagerkvist’ın “Dvärgen”(Cüce) adlı romanından esinlenir. Schubert’in “Der Zwerg, D.771” isimli şarkısında Kraliçe ve onun cücesi arasındaki aşk ilişkisindeki imkânsızlık grotesk bir biçimde hikâyeleştirilir. Bu grotesk ve şiddet içeren şiir ne anlatır? ‘Der Zwerg/Cüce’, kendi içindeki karanlığın ve ruhunun derinliklerinden kafasını kaldıran kötü ruhlu cücenin arzularının dışavurumudur. Kraliçe ve iyelik zamiri ile aitliği belirtilen ‘kraliçenin cücesi’ aynı bedende var olur.”

Festivalin teması “doğal elementler”

Gdansk Dans Festivali, Polonya’nın en önemli uluslararası çağdaş dans festivallerinden. 8. Gdansk Dans Festivali’nin teması “doğal elementler” idi. Program ev sahiplerinden, Klub Zak’ın Suwnicowa Salon’u kum ve suyla kaplandı. Hava yaratıkları ve ateş elementini temsil eden dansçılar ise sahnede salındı. Festival, geçen yıl olduğu gibi, Gdansk ve Sopot’tan katılan dansçıların prömiyerleri ile açıldı. İlerleyen günlerde ise Polonya ve diğer ülkelerden dansçıların performansları sahnelendi. Festival sadece dansçılar değil gençler ve çocuklara da yönelik atölyeler ile toplumsal katılımı destekleyen bir formata sahip.

canan yucel pekicten 1

Solo Dans Yarışması, festivalin en önemli etkinliği. Bu uluslararası proje Avrupa’da gitgide daha da önem kazanıyor. Bu sene, başvurular arasından, Türkiye’den tek katılımcı olan Canan Yücel Pekiçten’in de aralarında olduğu 30 dansçı yarışmaya katılmak üzere seçildi. Jüri üyeleri; İsveç’in önde gelen koreograflarından Gun Lund, geçen yıl Sydney Dans Kumpanyası (SDC)’nda koreograf olarak yer almış olan Dam van Huynh ve dans eleştirisi üzerine bir atölye de gerçekleştiren Hanna Raszewska idi. İzleyicilerin de jürinin bir parçası olduğu yarışmada katılımcı bir seçim gerçekleşti.

Yarışmada fikirlerini cesur ve dinamik bir şekilde hayata geçiren dansçılar; Carmen Larraz ikincilik ödülünü, Sarah Bleasdale üçüncülük ödülünü, Fabian Fejdasz ise jüri özel ödülünü kazandı.

Vicdanı retçi Sergen Sucu’ya hastanede as­kere gel çağrısı

1

Otellerden sonra hastanelerde de polis “asker kaçağı” mesaisine başladı. Ekolojist­ ve Vicdani Retçi Sergen Sucu’ya Ankara’d­a ameliyat olduğu hastane de askere git çağrısı yapıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hâl­â Başbakan olduğu 2013 tarihinde bakaya kalmış 600 bin “asker kaçağının” olduğunu ­ve bu durumda olanların daha önce uygulamadan kaldırılan Genel Bilgi Taraması (GBT­) ile yakalanacağına dair açıklama yapmasının ardından, Emniyet müdürlüğünün olumsu­z görüş bildirmesine rağmen Milli Savunma­ Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında­ 2005 yılında iptal edilen “Yoklama Kaçağ­ı ve Bakaya Bilgilerinin Elektronik Ortam­da Paylaşımına Dair Usul ve Esaslar Hakkında” olan uygulama tekrardan yürürlüğe gi­rmişti.

Yapılan düzenleme ile artık “asker kaçakl­arı” da polis GBT’sine dahil edildi. Bunu­n sonucunda asker kaçakları ve vicdani re­tçiler gittikleri otellerde ya zorla göza­ltına alınarak askerlik şubesine götürülü­yor ya da askerlik şubesine teslim olmala­rı gerektiğini söyleyen evraklara zorla i­mza atmaları isteniyordu.

Ekolojist ve Vicdani Retçi Sergen Suçu’nu­n Ankara’da böbrek rahatsızlığından dolay­ı ameliyat geçirdiği hastaneye saat 05.45­ civarı polisler gelerek “asker kaçağı” o­lduğu iddiası ile 15 gün içerisinde asker­lik şubesine gitmesi gereken bir tebliğe ­imza atmasını istedi .

Sucu gelen polislere asker kaçağı olmadığ­ını, vicdani retçi olduğunu söyleyerek u­zatılan evrağın üzerine de vicdani retçi ­olduğunu yazarak imzadan imtina ettiğini ­yazdı. Daha sonra evrağın bir nüshasını b­ırakan polisler hastaneden ayrıldılar.

“Asker kaçağı değil, vicdani retçiyim”

Telefon yolu ile görüştüğümüz Vicdani Ret­çi Sergen Suçu’nun kendisini zorla askere­ almaya kalkışanlara bir de mesajı var ”18 Mayıs günü Diyarbakır’da ekolojist ve yaşam ruhumla vicdani reddimi açıkladım. 21 Haziran günü de böbreklerimdeki rahatsızlıktan ötürü Ankara Batıkentt’e özel bir hastanede ameliyat oldum. 22 haziran 05.45’te iki polis ve hastane güvenlik görevlisi odama gelerek asker kaçağı olduğumu ve ellerindeki tebliği imzalamam gerektiğini söyledi. Ben de kendilerine ‘Hayır, ben asker kaçağı değil, vicdani retçiyim ve bu tebliği imzalamayacagim‘ dedim. Tebliği ‘Vicdani retçi olduğum için imzalamayı imtina ediyorum’ dedim. Ve polis memurları odamı terk ettiler.

Çizim: Meral Geylani
Çizim: Meral Geylani

Tekrar açıklıyorum. Gün geçtikçe savaşın büyüdüğü doğanın ve halkların katledildiği bir ülkede yasıyoruz. Ölüm bir iktidar oyuncağı olmuş ormanlar her gün yakılıp, bombalanıyor. Çocuklar, gençler katledilirken Hurşit Kulter gibi siyasetçiler kaçırılıyor. İnsan hakları aktivistleri, gazeteciler, barış diyen herkes gözaltına alınıp, tutuklanıyor. Ülke tam bir kaosa sürüklenirken ben de tekrar ilan ediyorum Ben asker kaçağı değil, vicdanı retçiyim. Hiçbir yerde ve hiçbir zaman askere gitmeyeceğim. Hayatım boyunca da öldüren tarafta değil, yaşatan ve özgürlüğü, barışı inşa eden tarafta olacağım.”

Hazırlayan: Yannis V. Yaylalı­

Göstereni severim, gösterilenden ötürü; Gösteri Toplumu üzerine

1

Saç kurutma makinesinin sesinden rahatsızım. Parfümünüz dünyanın en güzel kokusu değil. Yürürken de şehirleri devirmiyorsunuz. Kendinizi göstermeye çalışmanızdan rahatsızım. Aynıyız, farkında değilsiniz ama ben anlatacağım.

Benzetilmek üzere dünyaya geldik ve bizi bir güzel benzetecek bizim gibiler. Başarılı olacaklar ve sonunda biz onlara benzeyeceğiz. Karakterimizin ağzına sıçacaklar, aynı şeyleri yapmazsak ötekileştirileceğiz.

Yaşadığımız çağ dönüştürüyor bizi farkında mısınız? Kemikleri kırılıyor hislerin. Ruhumuz çatlıyor çatır çatır ama sesini duymuyoruz. Duymuyorsunuz. Ben farkındayım, midem bulanıyor her gün. Kusmak istiyorum. Tüketim lunaparkında her gün başka bir oyuncağa binmekten rahatsızım. Etrafa gülümsemekten rahatsızım. Başarı diktasından rahatsızım. Eğlenmek zorunda olmaktan rahatsızım. Hayatıyla bir “etki” oluşturamayan insanların ontolojik kaygılarını izole etmek için bulduğu günü birlik “anlık” tepkilerden rahatsızım.

Benim gibi düşünen biri daha var Karamsar ama gerçekçi. Adı Guy Debord. Bahsettiğim şeyin adını koymuş bile: “Gösteri Toplumu“. 1967 yılında yazılan bu kuramsal kitapta kapitalizmle birlikte şekillenen tüketim ilişkilerinin ülke ve ideoloji ayırt etmeksizin bir gösteri biçimi yarattığı ve bu durumun kaçınılmaz olarak dünyanın tek bir pazar haline gelmesi ile sonuçlanacağı iddia ediliyor.

Gösteri Toplumunu ilk kez tanımlayan ve adlandıran Debord, kapitalist iktisadın ve meta dolaşımının uzantısı olarak nitelendirdiği gösteri egemenliğinin sosyalist oldukları iddiasında olan ülkelerde de var olduğunu, dünyanın yeniden tek bir pazar haline geleceğini ve bürokratik iktidarların da Amerikan tipi gösterinin hâkimiyeti altına gireceğinden bahsediyor. Çok da doğru demiştir. Gösteri, ekonominin gelişmesi için varken aynı zamanda ekonomi de gösteri için vardır. Yani karşılıklı olarak birbirini besleyen bu iki kardeş kavram insanları temsiller dünyasında yaşatır ve biz de durmadan tüketiriz. Tüketirken şuursuzlaşırız. İşte gösterinin istediği tam da budur. Giderek anonimleşen varlıklara dönüştükçe bir örnek olduğumuz dünyada insanın kendi aslını, sahiciliğini korumaya çalışması bu çağda verilen en zor savaşlardan biri haline gelir. Oysa biz savaştığımızı bile unuturuz ve öyle bir kendimizden geçeriz ki bize sunulan her şeyi içselleştirir, gerçek zannederiz.

Guy Debord
Guy Debord

Guy Debord tezini, yoğun gösteri (liberal yönetimlerde), yaygın gösteri (totaliter rejimlerde) olarak ikiye ayırarak yoğun gösterinin toplumun küçük bir kesimini, yaygın gösterinin ise toplumun büyük bölümünü etkisini altına alacağını ileri sürüyor. Haklı da. Evet, hepimiz bir cümbüşün içindeyiz. Her gün yeniden üretilen tekrarlardan öteye gidemeyen yaşamımıza rağmen farklı olduğumuzu düşündüğümüz kopyalardan biriyiz. Ben hariç. Ben gösteri dünyasının edilgen ruhlu varlığı değilim.

“O hep birileri bir şeyler söyler”

Özgünlük görünümü altında sansürü yaygınlaştırmak, toplumu tek bir çıtaya indirmek matah bir şeymiş gibi gelir. Kalabalığın içinden birileri size müzik festivaline gitmenizi söyler gidersiniz, birileri sizin eğlenmenizi söyler eğlenirsiniz, o aynı birileri hep bir şeyler söyler, siz hep onlar olursunuz. Profillerinizde kimsede olmayan şeyler vardır. Bir tür “biriciklik” durumu içine girdiğinizi düşünürsünüz çünkü daha önce kulağınıza diğerlerinden farklı hissedeceğiniz fısıldanmıştır. Bunu bilip, farkına varamazsınız. Aslında bilmeyin de zaten. Çünkü biliyor olmak, kendini kandırma noktasında biraz sorun çıkartıyor insana. Bırak öznelliğini silsinler.

Modern toplum bizim tatlı kâbusumuz aslında. Sıkıntı diyarında sıkışıp kalmışız. Ayrı güçlerin arasındaki yapay gösterilere kanarak oradan oraya sürükleniyoruz. Sürüklenirken baş kaldırdığımızı düşünüyoruz oysa direniş ne mümkün burada! Bir de direnin diyorlar. Gösteri, bize farklı gösteriyor, yüzlerini al, diyor, bu senin hoşuna gider bu da senin. Oysa hepsi kapitalizmin bölümleri diyor Debord.

gosteri-toplumu-4

Ulaşılmaz memnuniyetsizlik dağının savaşçıları, asla sorgulanamayan, sorgulansa dahi sonuç alamayacağımız bu hikâyenin sonu karar alma ve tüketim şeklinde bitiyor. Bugün sen tüketiyorsun, yarın da seni tüketecekler. Hatta tüketiyorlar bile. Hepimiz meta cennetinin parçalarıyız, star yaşamları görünür biçimi bu cennetin. Her metanın kendisi için çalıştığı, farklı olmak için didindiği binlerce profilin oluştuğu bu gösteride sahneye atlamak da zor değil üstelik. Birkaç delice snap, uçuk fotoğraflar ve hoop sahnedesin. Yetenek kavramın yitimi bizi uçuruma sürüklüyor. Dağın tepesinde yaşamdan söz ediyoruz, oysaki suyumuz azalmış, erzağımız yarım. Küçük tatminlerin ruhumuzu sarhoş etmesi bazen aşağılıkça gelse de durum bu.

Ben kaçmak istiyorum, kaçıp gitmek. Bir yanım da hiç ayrılmak istemiyor bu sahneden. Sanıyordum ki ben farklıyım. Tamam, itiraf ediyorum, benim de umurumda o ayakkabıyı almak. Ciğerinizi de ciğerimi de biliyorum. Bu dehlizden kaçış yok, zaten buradan kaçmak isteyen de yok. Sahne sırası kimde şimdi diye sormaya da gerek yok. Hepimiz star’ıyız gündelik monoton yaşamlarımızın. Anladım ki tüketim aracılığıyla gerçekleşen mutlu bir sosyalleşmenin görüntüsü, tüketicinin gerçek bölünmeler konusundaki farkındalığını, yalnızca bir sonraki metanın düş kırıklığına kadar erteliyor. Benzersiz olarak tanıtılan ürünlerin aslında seri üretim çıktısı gibi farklılığımız. Dışımız farklı diye benzersiz sanıyoruz kendimizi. Bu durum ambalajın içindekini sollamasından geliyor. Memnuniyetlerin sahteliğinden gelip, geçiyoruz. Belki tesellimiz Adorno’nun iyimserliğinde gizlidir, kim bilir.

Gösteri Toplumu kitabının 1973 yapımı belgeselini izlemek için tıklayınız.

TÜRKSAT iktidar talebiyle karar aldı: Can Erzincan Tv karartılıyor

0

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Bugün TV ve Kanaltürk’e kayyum atanmasının ardından, bazı gazetecileri kendi bünyesine alan Can Erzincan TV’nin TÜRKSAT ve Kablolu TV’den çıkarılmasına ilişkin ihtarname yayınladı. İhtarnamede kanalın kapatılması için 20 Temmuz tarihine kadar süre verildiği öğrenildi. TÜRKSAT, kanalda “terör örgütü propagandası” suçlamasının yapıldığını savunarak ihtarnamede “Söz konusu şirket ile imzalanan sözleşmenin devamının beklenmesi hukuken mümkün değildir” ifadesine yer verdi.

Can Erzincan TV Sahibi Recep Ateş, RTÜK ve mahkeme kararı olmadan kanalının kapatılmaya çalışılmasına “Bunlar kimseden korkmuyor. Demek ki bunlara bir güvence verilmiş ki kanunlardan korkmuyor. Kanunlardan korkmadığınızı biliyoruz ama Allah’tan da mı korkmuyorsunuz?” sözleriyle tepki gösterdi. Kanalın Avukatı Selim Ateş ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceklerini belirterek normal şartlarda kanalımızın hiçbir şekilde mahkeme kararı olmadan kapatılmaması gerekir dedi.

Kanal için sosyal medya üzerinde #Kapatma etiketi ile başlatılan kampanyaya izleyicilerden büyük destek gelirken, Can Erzincan TV’nin canlı yayınına bağlanan medya dernekleri ile birçok siyasetçi de kanala yapılan baskı ve kapatma ihtarına tepki gösterdi.

Halkın haber alma hakkını engelliyorlar!

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto bir korku ikliminin yaratılmak istendiğini belirterek şunları söyledi: “Halk serbestçe haberleri izlemekten gerçek haberleri izlemekten yoksun kalıyor. Bütün gazetelere ve televizyonlara müthiş bir baskı var. Gazeteciliğin özünde muhaliflik vardır. Bunu halk adına yapar. Bundan hoşlanmıyor iktidarlar. Son zamandaki iktidar işler kötüye gittikçe sorumlu olarak hep gazetecileri görüyor. Gerçek gazeteci sayısı zaten çok az. İktidarın çok sayıda gazetesi, televizyonu var. Rahatça algı operasyonu yapabiliyor. Dolayısıyla bu olayları muhalif basına değil, aslında halkın haber alma hakkının engellenmesine yönelik baskı ve zulüm olarak görüyorum.”

Bir televizyonu sadece izleyicileri kapatabilmelidir!

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, savcılıkların televizyon kapatacak yetkisinin bulunmadığını vurguladı. Yarkadaş, “Savcılıkların televizyon kapatma yetksi yoktur. Savcılık ancak ve ancak bir konu ile ilgili iddianeme hazırlayabilir, yargıdan ve mahkemeden kararın çıkması gerekir. Can Erzincan tv’nin kapatılması için bırakın savcılık yazısını RTÜK kararlarının olması gerekirdi. Tek adamlığa dayalı bir anlayışın Türkiye’yi getirdiği nokta bu. Kaldı ki zaten bir televizyonu sadece izleyicileri kapatabilmelidir! Ancak ne yazık ki Türkiye’de bu böyle olmuyor! Bugün bir televizyonun kapatılması bir düşüncenin katledilmesidir. Çoğulculuğun ortadan kaldırılması ve tek sesliğe mahkum edilmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

1 milyar dolarlık Afrika projesi The Great Green Wall; paraya değer mi?

The Great Green Wall (Afrika’nın Büyük Yeşil Duvarı), Afrika’nın iklim değişliği için yapmış olduğu en önemli proje. Senagal’den Batı Cibuti Cumhuriyeti ve Hint Okyanusu’na kadar uzanıp 11 ülkeyi kaplayan, yaklaşık 11,6 milyon hektarlık bitki örtüsünü kaplayan projenin amacı Sahra Çölü’nün güneye doğru uzanmasını engelleyip Sahel* bölgesinde yaşayan insanlara verimli toprak sağlamak. Projeye, Dünya Bankası, Afrika Birliği ve Fransız hükûmeti toplu olarak milyon dolarlık yatırım yapmış.

The Great Green Wall of Africa şu an dünyadaki en iddialı ekoloji projesi olmasına rağmen projede birtakım kusurlar da bulunuyor. Şöyle bir tanıtım videosu var:

Film, Binta isimli genç bir kızın ve ailesinin karşılaştığı zorlukları ve bu projenin hayatlarını nasıl değiştirebileceğine değiniyor.

Fakat bu proje iyi bir fikir mi?

Güney Afrika temelli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde danışmanlık yapan Peter Fabricius bu proje ile ilgili bir makale yayınladı. Makalede bu proje hakkında birtakım sert eleştirilerde bulunan Fabricius, Sahra Çölü’nün çok da güneye doğru uzanmadığını ve birçok bozulmamış arsaya ağaç dikme fikrinden bahsetti. Bu bölgelerin birçoğunda zaten çiftçilik yapıldığına ve bazı çiftçilerin de her boş araziye ağaç dikmek istemediklerine değindi.

The Great Green Wall projesinin etkili ve başarılı olması için ağaç dikmekten daha fazlasının yapılması gerekiyor. Birleşik Devletler Jeoloji Kurumu’nda bilim insanı olan Gray Tappan, Sahel bölgesine ağaç dikmenin riskli olduğunu ve genelde başarısızlıkla sonuçlandığından bahsediyor. Olayın sadece yeni ağaçlandırma yapılmasından çok, çiftçileri bölgeye has yeşeren ağaçlara bakmaları için cesaretlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Projenin diğer önemli noktası ise köylülerin ortaklık yapıp yapmayacağı. Kuraklık yüzünden devlete karşı büyüyen öfke köylülerin radikalleşip, silahlanmasına yol açtı. Özellikle Çad Gölü (Orta Afrika’da Nijerya ve Çad sınırında yer alan bir göl) etrafında yaşayan, silahlanmadan önce çiftçi, çoban ya da balıkçı olan birçok insan, bölgede kuraklık artıp, gölün kapladığı alan ve ağaçlar azalmaya başlayınca fakirleşti. Bu nedenle, doğal yaşamı geri getirip, kuraklığı azaltıp insanları silahlarını bırakmaya teşvik etme açısından bu projenin önemi oldukça büyük.

The Great Green Wall

Her ne kadar zor gözükse de henüz geç kalınmış değil. Projenin Afrika Birliği’nde denetimini sağlayan Elvis Paul Tangam, 27 bin hektarlık alana su ihtiyacı duymayan ağaçlar dikildiğini hatta o bölgeden kaybolan, son 50 senede hiç görülmeyen bazı hayvanların geri dönmeye başladığını söyledi.

Fakat Tangam, proje sürecinin daha iyi denetlenmesi ve değerlendirilmesinin şart olduğundan bahsediyor. Zaten finansman sorunu ile karşı karşıya olan proje eğer iyi denetlenmezse büyük miktarda paranın harcanması ve heba olması kaçınılmaz hale gelir. Hatta sadece para değil, ekilen yeşilliklerin de doğaya yararlı olup olmadığına dikkat edilmezse proje hayal kırıklığına sebep olabilir. Her halükârda The Great Green Wall, Afrika’nın en önemli projelerinden biri. Ayrıca son zamanlardaki eleştiriler de projeye olan ilgiyi arttırmış oldu. Sadece Afrika değil, dünya için önemi olan bu projenin başarılı olması umudu ile…

*Sahel, Sahra Çölü’nün kuzeyindeki yarı kurak bir bölge.

Kaynak: Fast Company, The Sunday Times, ISS Africa