Ana Sayfa Blog Sayfa 433

Gözlerinizi kapatın ve kendinizi bu albümün akışına bırakın: Mozaik

1

Bazı albümler vardır. O albümleri dinlerken gözünüzü kapatmak, etraftaki tüm uyaranlarla ilişkinizi kesip, sadece sese ve müziğe odaklanmak istersiniz. İşte Zeynep Bakşi Karatağ’ın Mozaik albümü böyle bir albüm. Karatağ’ın sesi ve giriştiği müzikal deneyler, hem kulaklarda hem de ruhlarda güzel izler bırakacak cinsten.

Karatağ albümünde esasında riskli bir işe de girişmiş. Çok bilindik şarkıları tekrar yorumlayan Karatağ, bu girdiği riskin altından ise başarıyla kalkmış. Birçoğunu ezbere bildiğimiz şarkı ve türküler; Zeynep’in içe işleyen sesiyle ve birçok türe göz kırpan, onları teğet geçen veya onlara dokunan müzikal deneyleriyle farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor.

zeynep baksi albumBu haftaki Haftanın Albümü köşemizde, önce sosyal medyada belli bir kitleye ulaşan sonra da geçtiğimiz ay içinde ilk albümü çıkan Zeynep Bakşi Karatağ’ı size tanıtmak istiyoruz. Yurtdışında yaşayan Karatağ ile e-posta yoluyla mini bir röportaj da gerçekleştirdik. İşte Zeynep’in müzikal yolculuğunun kilometre taşları, albümündeki temel felsefesi ve gelecek planları:

Mete Gürkan: Okurlarımıza müzikal yolculuğundan biraz bahseder misin? Bu yolculuğun kilometre taşları nelerdi?

Zeynep Karatağ: İlk kilometre taşı babam ve babamın sazı, bu yolculuğun ilk durağı da bir çoğunda olduğu gibi çocukluğumun geçtiği evimizdi. Sazın, sözün, muhabbetin bol olduğu bir ortamdı. Zaman geçtikçe müzikle daha haşır neşir olma arzum doğdu. Ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi‘nde Seha Okuş hocadan aldığım solfej dersleri sonrasında İ.Ü Devlet Konservatuarı süreci başladı. Bu süreç evlilik sebebiyle yarım kaldı. Bir aileye sahip olmak uzun bir molayı beraberinde getirdi. Anneyim, eşim bunlar güzel ama eksik bir şeyler vardı. Bir pazar kahvaltısı sonrasında evde çıkardığım küçük çaplı isyan bir dönüm noktası oldu ve birbirine hasret iki dost gibi müzikle tekrar kucaklaştık. Bu isyan için eşim de şimdi bana teşekkür ediyor. İsyan güzeldir ve en çok da kadına yakışır.

Mete: Mevcut eserleri yorumlayarak esasında riskli bir işe koyuldun. Albümde farklı türlerin de uyumlu şekilde harmanlanması söz konusu. Bu iki riskli işin nasıl başarıyla üstünden geldin?

Zeynep: Yani albümde yer alan türkülerin yüzlerce kez yorumlanmış hali var. Bazı istisnaların dışında, genelde birbirinin benzeri olan ve geleneksel bir çerçeve içerisinde icra edilmiş. Bir kez daha aynısını yapmanın ne anlamı var ki? Dinlemek isteyen yapılmış/söylenmiş halini bulur dinler. Benden niye dinlesin ki? İşte tam burada bizim müzik anlayışımız devreye giriyor. Biz türkülerin biraz da modern bir soundla da günümüze taşınması gerektiğini düşünüyoruz. Geleneksel müziği olduğu gibi muhafaza etmek isteyenler bundan pek hoşlanmayabilirler. Fakat bunu yaparken de son derece hassas ve düşünerek hareket ediyoruz. Sıcaklığını, samimiyetini, derinliğini bozmama çabasındayız. Mozaik, bir aile çalışması. Eşim Murat ve benim müzik zevklerimizin buluşmasıyla ortaya çıkan bir albüm. Müziği çok seviyoruz, ikimizde çok çeşitli türler dinliyoruz. Bu durumun albüme yansıması kaçınılmazdı.

Mete: Peki, bu farklı türler neler?

Zeynep: Müzikseverler; Gam Çekme Haline’de funk, Hudey Hudey’de soul, İlahi Dostun Bağına’da rock, Pullu Tepe ve Üç Kız Bir Ana’da klasik ögeleri bulacak. Albümün tümünün üzerinde modern batı pop soundu hakim. Albüm de adını bu çeşitlilikten alıyor. Birbirine zıt gibi duran bu çeşitlilik birleşip harmanlandığında ortaya daha büyük ve güzel bir yapıt çıkabiliyor. Şimdiye kadar gelen olumlu reaksiyonları ve dinleyici yelpazesinin genişliğini de, yaptığımıza verilmiş onay olarak kabul ediyoruz.

Mete: Geleceğe dair planlar var mı? Hem albüm hem konserler anlamında?

Zeynep: Önümüzdeki beş seneyi dolduracak projeler var aklımızda. Herşeyden önce kendi türkülerimizi ve şarkılarımızı yapmak istiyoruz. Nasıl ki bizlerin bugün bile dinlemelere, okumalara, seyretmelere doyamadığımız eserler var sanatın her dalında, biz de kendi alanımızda geleceğe dair bırakabileceğimiz kalıcı işler yapmak arzusundayız. Mozaik çok yeni olmasına rağmen ikinci albüm için çalışmaya başladık. Hatta dört eserin kaydını yaptık bile. İlla ki Türkiye’de konserler vermek istiyoruz. Albümün soundunu sahneye taşıyabilmemiz için kapsamlı bir müzisyen grubuna ihtiyacımız var. Tabi bütün bu planları, albümün başarısının yanı sıra ülkedeki gidişatta belirleyecek. Yaşanan her türlü olumsuzlukta sekteye uğrayan sinema, sergi, tiyatro, müzik gibi sanatın ana damarlarının kesildiği bir ülkede konser verme arzusunu diri tutmak da bazen zorlanıyoruz.

Mete: İlk tanınma mecran olan sosyal medyayı da aktif kullanmaya devam edecek misin?

Zeynep: Sosyal medyayı kullanmamış olsaydık belki de bu albüm üzerine konuşmuyorduk şimdi. Gelinen yerde sosyal medyasız sesinizi duyurmanız imkansız gibi görünüyor. Sosyal medyayı kullanıyoruz ve kullanmaya devam edeceğiz. Son söz olarak; şarkılarım umut olsun.

Robonima kolektifi ile tanışmaya hazır mısınız?

1

2015 yılında tarz ve tür ayrımına girmeden, nitelikle, özgün ve yaratıcı her sese önyargısızca kapılarını açmış, müzik merkezli bir sanat kolektifi olarak kurulan Robonima ile henüz tanışmadıysanız ve böyle bir girişimciliğin eksikliğini çekiyorsanız bu yazımız tam da size göre.

Kendi içinde büyüttüğü kolektif ruh, konser, parti, festival, fanzin, sergi, kısacası müziğin ve kolektif işlerin dokunduğu her alanı kendi çatısı altında birleştirmeyi hedefleyen Robonima Plak Şirketi’nden şu ana kadar üç adet kayıt yayınlandı.

2015 yılı içerisinde bonuslarla birlikte 32 şarkının yer aldığı, kapak tasarımının Plaj ekibinden Büşra Üzgün’e ait olduğu Robotape 1.0 dinleyiciler ile buluşturuldu. İnternet üzerinden dinlemeye açılan projenin Robotape 1.0 adlı ilk baskısında KAOSMOS, Thug Rhinos, Re’em, Bigeira Eternelle, SiyaSiyaBend, Afrodeo, Oraan, GHOST EYE, GraNerd, 9VSS, Nokz, Adult Monkey, Electric Blue, Meczup, Haossaa, 2/5BZ, Robotik Hayaller, Masterbation Zone, BEEATSZ, Voodoocoder, Gramafonia, Barbar Konan, Komadub, Agency, Nodul, Teenage Nerd Prostitution, Muzika Retorika, Camphor, Acid Work, ZS ZS, Cinuty, Geiger & -ki gibi birbirinden farklı isimler yer alıyor.

2015 yılından 2016’ya doğru ilerlediğimizde Robonima’dan yayınlanan iki adet farklı türde kayıt ise hemen dikkatimizi çekiyor. Çağrı Yalkın’ın türler arasında gezintiye çıktığı Tesir‘in kapağını Bilal Geliç’in yaptığı, Bacak Bacak Üstüne Atan Şarkılar isimli albümü Robonima etiketiyle yayınlandı. Bunun üzerine söz verdiği gibi çeşitlilik konusunda vites attıran Robonima’nın son konuğu ise 1998, Antalya çıkışlı Trip Hop/Downtempo/Electronica türlerinde müzik icra eden Nokz oldu. Kayıtları Antalya’da tamamlanan, prodüktörlüğü yine sanatçının kendisine ait olan, düzenlemelerini Gökalp Ergeçen’in, kapağını ise Doruk Ekelik’in yaptığı West Coast Wave başlığını taşıyan Nokz‘un albümünü alternatif işler seven her müziksevere öneriyoruz.

https://soundcloud.com/bewitched-as-dark/moonlight-ceremony

Babylon Bomonti’de gerçekleşen Demonation Festival‘de de kendisine yer bulan Önder Kılınç’ın, Rafet Arslan ve ismi geçen sanatçıların emekleriyle parça bütün ilişkisi mantığıyla oluşturduğu Robonima kolektifi, ilerleyen günlerde fazlasıyla ses getireceğe benziyor. Kendisinin de müzisyen olmasından dolayı müzikten ve müzisyenin halinden anlayan Önder Kılınç’ın şu an hali hazırda üç adet kayıtın yayınlandığı kolektifinden “Durmak yok, yola devam” mantığıyla yeni yayınlanacak işlerin de müjdesini alıyoruz.

https://soundcloud.com/electric-blue-music/the-horn

Doom Metal, Drone ve bolca synth sentezli türde işler üreten Ankara çıkışlı Cinuty‘nin projesi olan Wedding Demo, plak şirketinin şu an için üzerinde çalıştığı diğer işlerden. Önümüzdeki aylarda alternatif müzik için bayağı ilgi çekici işlerin yer alacağı Robonima’dan yayınlanan kayıtları hiç vakit kaybetmeden dinlemek istiyorsanız sizi Robonima’nın Bandcamp hesabına davet ediyoruz.

Yaşadığımız kısır müzikal dönemde imdadımıza çölde yer alan bir vaha gibi yetişen Robonima’nın müzikal işleri hakkındaki bilgileri daha yakından takip etmek istiyorsanız sizi kolektifin Twitter, Facebook ve internet sitesine yönlendiriyoruz. Uzun soluklu olmasını dilediğimiz bu yaratıcı ve tam da ihtiyacımız olan kolektifin işleri umuyoruz ki ilerleyen aylarda biz müzikseverlere konser, parti ve sergi olarak geri döner. 

24. Onur Haftası “Örgütleniyoruz” temasıyla başlıyor

47
“Örgütleniyoruz” temasıyla gerçekleşecek olan 24 Onur Haftası 20 Haziran’da başlayacak. 12 yıldır on binlerce insanın katılımıyla gerçekleşen hafta bu yıl da birbirinden renkli etkinliklerle kutlanacak.

“24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’na, yüreğimizde kocaman bir yara, mücadele etmek için yeni bir güçle başlıyoruz. Karşı karşıya olduğumuz çok fazla tehdit var ancak bir o kadar da kalabalığız. Bazen bir dernekte, bir partide, sendikada; bazense bir ofiste, fabrikada, mahallede, caddede birbirimizi buluyoruz. Bizi yutmak, yok etmek isteyen, büyüyen bir tehlikenin karşısında, örgütleniyoruz. Dünyanın her yerinde, Türkiye’nin her kentinde, İstanbul’un her semtinde bir araya geliyor, birbirimize sahip çıkıyor, mücadelemizi büyütüyoruz. Bu seneki temamız, tam da bu sebeple: “Örgütleniyoruz”.

Çağrı metninde “Her yıl on binlerce kişiye ulaşan kalabalıkla, barış içinde gerçekleşen İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için bu yıl da sokaklarda olmak istiyoruz. Orlando katliamının ertesinde, LGBTİ+’leri tanımayanlara, aşkı baskılayanlara, nefret kusanlara inat sesimizi yükseltelim” ifadelerine yer veren Onur Haftası Komisyonu, 12 yıldır sadece geçtiğimiz sene engellenmeye çalışılan ve polis saldırısına maruz kalan Onur Haftası’nı bu yıl güvenle kutlamak istediklerini açıkladı. Bunun için bir de imza kampanyası başlatıldı. Toplanan imzalar, yürüyüşün polis müdahalesi olmadan güvenle yapılabilmesi talebiyle İstanbul Valiliği’ne teslim edilecek.

“Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde 17 şehirden 18 LGBTİ+ örgütü; çeşitli şehirlerden gelen aktivistler, LGBTİ+ dernekleri, sendikaların ve siyasi partilerin LGBTİ+ örgütlenmeleri, LGBTİ+ öğrenci kulüpleri ve bağımsız aktivistler biraraya gelecek, örgütlenme gerekliliği ve neler yapılabileceği üzerine konuluşacak. 

Bu yıl geçen yıllardan farklı olarak hiçbir kimliğin geri planda kalmaması için LGBTİ’ye bir de + eklendi. Onur Haftası Komisyonu güncellemeyle hareketimizde aslında gökkuşağı paletinin tüm kombinasyonlarının varolduğunu ve dışarıdan bakarak kimseye kimlik tayin edemeyeceğimiz bilincinin toplumsallaştırılmasını amaçladıklarını belirtti.

 

Aşk, arzu ve dostluk için örgütleniyoruz

Sırf kendimizinkini değil, herkesin hayatını değiştirmek, özgürleştirmek istiyoruz. Herkesle eşit haklara sahip olmak istiyoruz. “Tahrik”siz, mazeretsiz, “ama”sız bir adalet, bizi koruyacak yasalar istiyoruz. Özgürlük, eşitlik ve adalet için örgütleniyoruz.

Savaşın bizden aldığı canların hesabını sormak, korkumuzu yenmek için; görmezden gelinen, suç sayılan, değersizleştirilen emeğimiz için; gettolarımıza sahip çıkmak ve bizim olan, bizden çalınan kenti geri almak için; İstiklal Caddesi’ni 13 senedir olduğu gibi gökkuşağına boyamak için buluşuyoruz. Barış, emek ve sokak için örgütleniyoruz.

Bu karanlığın içinden çıkmak için tek umudumuzun örgütlenmek olduğunu biliyoruz. Tek başına bir kurtuluş olmadığını, hep beraber özgürleşeceğimizi, aşkın örgütlenmek olduğunu biliyoruz. Biz dayanışmayı, hayatta kalmak için birbirimize sahip çıkmayı hep bildik, hep yapacağız. Umut, yaşam ve dayanışma için “Örgütleniyoruz”.

Onurumuzdan, onurumuz için örgütlenmekten vazgeçmeyeceğiz. Alnımız hep dik olacak, kirpiğimiz yere düşmeyecek. Ülker Sokak’ta, Eryaman’da, Orlando’da, Bangladeş’teyiz; homofobiye ve transfobiye karşı direnmediğimiz, örgütlenmediğimiz tek bir kara parçası bile yok. Kurallarınızdan, yasalarınızdan, kitaplarınızdan ve silahlarınızdan önce buradaydık ve hep burada, bir arada olacağız. Bu dünya biz olmadan dönmez ve bizi görmezden gelerek de var olamayacak. 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftamız kutlu olsun.

Program yine rengârenk

"Örgütleniyoruz"Paneller, film gösterimleri, tiyatro, performans, atölyeler, partiler… Yani yine dopdolu bir hafta. Detaylı etkinlik programı için lütfen tıklayın.

Haftanın kapanışının 26 Haziran Pazar günü, 14. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüşü ile yapılması planlanıyor. Onur Haftası Organizasyon Komisyonu, bayraklarımız, renklerimiz, aşkımız, lolipoplarımız ile sokaklarda olmak istiyoruzdiyor ve önceki yıllarda yüzbinlere ulaşan kitlesellikle gerçekleşen yürüyüşlerini tekrar gerçekleştirmek istiyorlar. Haklarının, varoluşlarının, aşklarının yok sayılmaya çalışıldığı bu dönemde, Orlando’daki trajedinin ardından birlikte, güçlü ve örgütlü olduklarını bir kez daha tekrarlamak için Onur Haftası’na herkesi beklediklerini belirtiyorlar. Ve ekliyorlar: Sen yoksan çok eksiğiz!

Üç günde yeşil Hobbit evinizi inşa edin

1

Bu yeşil çatılı Hobbit evleri sadece üç gün içinde inşa ediliyor. Green Magic Homes şirketi size yeşilin büyüsüne kapılmış bir ev vaat ediyor. 

Hepimiz şantiyeye dönmüş şehirlerden, beton grisine boyanmış caddelerden sıkılmadık mı artık? Modern hayatın simgesi kocaman binalar hepimizi çoktan yormadı mı? İşte Meksika kökenli şirket adete dünyamızı alt üst ediyor ve bize yer altında yaşamaya olanak sağlayan bir ev projesi veriyor. Evlerin basit yapısının çok yönlülüğü bu evleri çöl ve karla kaplı bölgeler için de mükemmel kılıyor.

Duvarlar sağlam ve su geçirmez, lamine materyallerin bileşiminden oluşuyor ve toprak tarafından sarmalanıyor. Toprak katmanı yapının ısı izolasyonunu sağlıyor ve kışları sıcak, yazları ise serin bir mekân yaratıyor.

Kim hobbit köyünde bulunmak ister?

Evlerin basit yapısı sadece üç günde tamamlanabiliyor ve yapım için herhangi bir spesifik yetenek gerektirmiyor. Yapıların boyutu isteğe göre değişiyor. Yani evinizi ister küçük ister büyük düşleyin, size kalmış. Böyle bir yapının ev olabileceğine dair şüpheleriniz mi var? O zaman bu yapıları ofis, okul, otel ve benzeri şekillerde de değerlendirebilirsiniz. Kim bir Hobbit köyünde bulunmayı istemez ki?

Yapı toprakla kaplandıktan sonra üstünde çimlerin yeşermesine ve hatta ekinlerin yetişmesine olanak sağlıyor. Yağmur ve sel sularının yönlendirilmesini sağlayarak enerji tasarrufu yapıyor. Organik ürünler mi tüketmek istiyorsunuz? Sizi bahçe araç-gereçlerinizle evinizin çatısına doğru alalım lütfen.

green_magic_house_750_3green_magic_house_750_1green_magic_house_750_2

Şirketin fiyatlandırması metrekare başına 1 dolar şeklinde. Minimum sipariş tutarı ise 500 dolar.

Merak edenler için Hashem Al-Ghaili tarafından Facebook’ta paylaşılan bir video evlerde görsel tur imkânı sağlıyor.

Kaynak: EcoWatch 

Görsel kültürün öznesi, sanatın cinsiyeti erkek mi?

2

Her alanda erkek egemen söylemin içerisinde kalan kadınların “ben” diyebilmesi gün geçtikçe zorlaşıyor. Özellikle de Türkiye gibi kadını özel alana hapseden, evliliği kutsayan, kadın değerini doğurganlık üzerinden biçen ülkelerde. Siyasi konjonktürde hâl böyle iken görsel kültürün öznesinin de erkekler olması kaçınılmaz bir hâl alıyor.

1960’larda ABD’de bir grup feminist sanatçı öncülüğünde başlayan hareket işte tam da bu nesneleştirmeye karşı bir mücadele alanı yaratmaya çalışıyor. Günümüzde de hâlâ kadın sanatçıların bu mücadelesi sanat dergilerinden modern sanat müzelerine, sanat tarihi yazımından akademiye kadar her platformda devam ediyor.

Bu politik sanat yaklaşımını Linda Nochlin’in büyük yankı uyandıran makalesi “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” ile tartışabiliriz. Nochlin konuyu tarihsel ve kurumsal yapılar açısından ele alıyor. Tabii ki erkekler tarafından yazılan sanatın tarihine kadınların büyük yapıtlarının girmesi mümkün olmuyor. Birçok eserini Camille Caludel’den çaldığı söylenilen Rodin’in eserleri başyapıt kabul edilirken Claudel’in ismi tam da bu yüzden görmezden gelinebiliyor.

Rönesans’tan beri aynı

Kapitalizmin her birimizi reklam sektörüne pazarlayan bir meta haline getirdiği şu son yüzyılda artık geçmişteki alt-kültür, üst-kültür tartışmalarının da silikleşmeye başladığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. İster bilboardlarda yer alan bir kadın bedeni ister Rönesans tablolarındaki nü çalışmalar olsun kadın bedeni ile benzer ideolojiler yeniden inşa edilmekte. Kadın arzulanan bir nesne iken erkek her zaman yaratıcı özne pozisyonunda konumlanmakta. Kendilerini “sanat dünyasının vicdanı” olarak tanımlayan Gerilla Kızların sorduğu gibi; “Kadınların Modern Sanatlar Müzesine girebilmesi için çıplak mı olması gerekiyor?

Bir direniş alanı

Yalnızca natürmort ve manzara resimleri yapmasına “müsade edilen” kadınlar video ve performans sanatındaki hâkimiyetleri ile artık günümüz sanatında yer alıyorlar. Bu politik sanat yaklaşımında kendi bedenlerine yönelen ve bunu sanatın bir parçası haline getiren kadınlar elbette hem feminist hareket içerisinden hem de dışarıdan oldukça eleştiri topluyor. Tam da kendi karşı çıkışları olan bedenlerini performans sanatının merkezine koyuyorlar. Ancak bu durumu günümüz Türkiyesi üzerinden tartışacak olursak duruma farklı bir açı getirebiliriz.

Türkiye gündemine baktığımız zaman son dönemde yükselen kürtaj tartışmaları, hamile kadınların bedenleri üzerinden geliştirilen cinsel algı, erkek şiddeti, çocuk tecavüzleri, anne olmayan kadınların “tam” olmadığı söylemleri kadın bedeni üzerindeki bu yükü yine ancak onu kullanarak direnmeye mecbur bırakıyor.

Bu yüzden, kadınların özel durumunu eserlerine taşıması zaten toplumdan koparmamaya çalıştığımız sanat için en büyük adım olacaktır.

Başlık görseli: Dorothea Tanning, Toyen, Dora Maar (Soldan sağa, detaylı bilgi için tıklayınız)

Hazırlayan: Duygu Nil Özer

Hayvan hakları ve White God filmi üzerine

Avrupa Birliği’nin ilk olarak 1957’de kaleme aldığı çerçeve sözleşmesinde hayvanlar tarımsal ürün olarak kabullenildi, fakat ilk kez 1991-1992 yıllarında toplanan hükûmetler arası bir konferans sırasında hayvan hakları konusu gündeme alındı. 1997’de imzalanan Amsterdam Anlaşması ile hayvanlar duygulu varlıklar olarak kabul edildiler.

Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeydeki en önemli metin, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Beyanname 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir. Beyanname hayvan haklarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymaktadır

AB yasalarında sokak hayvanları konusunda kesin hükümler yoktur. Her ülke kendi koşullarına uygun önlemler alır. Ancak 125 no’lu “Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”ne 16 AB Üye Devleti taraf olmuştur. Anlaşmanın III. Bölümünde, sokak hayvanlarına ilişkin olarak bazı ek tedbirler sıralanmıştır.

Hayvan hakları konusunda insanların ve devletlerin hassasiyetleri günden güne artmış olsa da uygulamada hâlâ bir takım sorunlarla, ihmallerle ve taraflı bir tutumla karşılaşmıyor değiliz. İnsanların sosyo-ekonomik statü, ırk dil, din farklılıkları üzerinden yürüttükleri bir takım ayrımcılıklara hayvanların da maruz kaldığını görüyoruz. İnsanların türleri üzerinden uyguladıkları bu ayrıştırma ötekileştirme politikalarına hayvanların kendi arlarındaki türler üzerinde de yansıtılmaya çalışıldığı bir gerçek. Sokak – ev hayvanı, safkan- melez ırk ve benzeri, sirk hayvanı- eğitilebilen tür v e benzeri ayrımlar hayvan hakları konusunda da devletleri farklı yaklaşımlara ve politikalara sürüklemekte. Bu ayrımın daha net şekilde gözler önüne serildiği 2014 yapımı White God filmi hayvan haklarını ve insanların hayvanlara karşı olan taraflı bakış açısını konu edinen en güzel filmlerden biri.

White God, 2014 Cannes Film Festivali‘nde belirli bir bakış açısı kategorisinde en iyi film ödülüne sahip; aynı zamanda 51. Altın Portakal Film Festivali‘nde uluslararası film yarışması kategorisinde aday filmlerden bir tanesi. Kornel Mundruczo‘nun yönettiği White God filmi, Macar hükûmeti tarafından safkan olmayan köpeklerin toplanıp, barınaklara gönderilmesi sonucu 13 yaşında bir kız çocuğunun köpeğini kurtarmak için verdiği mücadeleyi, insanlarla köpekler arasında çıkan savaşı sınıf mücadelesi, iktidar mekanizması üzerinden anlatılan çok çarpıcı bir yapım. Filmin ismi bile sadece hayvan hakları değil daha birçok konu üzerine de duygu ve düşüncelerimizi, vicdan ve akıl süzgecinden geçirmemizi sağlıyor.

Gülçin sizler için üretiyor: Vegan kefir ve kombu çayı

İstanbul’da yaşayan Gülçin Kulak, evinde vegan kefir ve kombu çayı üretiyor. Kargo ile de istediğiniz illere gönderimini de sağlıyor.

Gülçin’e FacebookInstagram ve telefon (0542 610 37 87) üzerinden ulaşabilir, merak ettiklerinizi ve siparişlerinizi iletebilirsiniz. 

vegan kefir ve kombu cayi 4

Kombu çayı nedir?

En çok bilinen kamboçya çayı söylencesine göre ilk kombu mantarının MÖ 213 yılına dayandığı ve Çin TSin Hanedanı’nda Tanrıların Çayı olarak sarayda kullanıldığı anlatılmaktadır. Ölümsüzlük Çayı, Çin Sonsuz Yaşam İksiri olarak da adlandırılır.
İkinci hikâye ise hasta Japon İmparatoru’nu 415’de tedavi eden Kombu isimli Koreli bir doktor tarafından ilk defa kullanılıp yayıldığı yolunda.

Aslında bu hikâyeler kulağa hoş gelse de gerçek olduklarına dair hiçbir kanıt yok. Gerçekte bilinen ilk kayıt, kambu çayının Rusya ve Ukrayna’dan Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerce Almanya’ya getirildiği oradan da dünyaya yayıldığı konusunda. Almanya’da savaş sonrasında “Mo-Gu” ya da “Japon Mantarı” olarak eczanelerde satıldığı kayıtlardan incelenebiliyor.

1927 yılında Polonyalı Doktor Waldeck raporlarında volga mantarı yada kvass çayı denen bu şifalı içecekten bahsetmiştir.

Bakteri ve mayalardan oluşan ortak-yaşam kültürünün bir antik saf akrabası, kombucha denilen çay mantarıdır. Doğu Asya bölgesinden çıkmış olup, Almanya’ya yüzyılın başlarında Rusya üzerinden ulaşmıştır. Bu antik ev-ilacı bütün rahatsızlıklara karşı diğer ülkelerde de giderek daha fazla kullanılmaktadır. Mantar, düz bir disk yapısında, jelâtine benzeyen ve sağlam mantar-yapısında bir zardan oluşmaktadır. O, çay ve şekerden oluşan besleyici bir solüsyonun içinde yaşar ve bu sıvı içinde sürekli olarak ürer. Mantarımsı disk ilk önce çayın bütün yüzeyine yayılır ve daha sonra kalınlaşır.

vegan kefir ve kombu cayi 6

Kombu çayından nasıl faydalanırız?

Saçınızı durulayabileceğiniz gibi yüz toniği, kireç çözücü, yumuşatıcı, lavabo açıcı olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca çiçeklerinizi sulayabilir, sebze ve meyvelerinizi yıkayabilir ya da sirke yerine kullanabilirsiniz.

İçilebilir olması, bir yığın sağlıklı asit ve vitaminleri barındırıyor olması yanında kombu çayını sirkeden ayıran temel özellik içinde bulunan ve sirkede olmayan, glukonik asittir. Bu asit vücuttaki ağır metalleri bağlayarak dışarı atılmasına yardımcı olur. Bu yüzden kombu çayı içmek toksinlerden kurtulmanın en kolay yollarından biridir.

Temizlik için:

-Tüm yüzeylerde kullanmak için tamamen mayalanmış kombu çayını püskürtme şişesinde kullanın. Antibakteriyel özellikleri artırmak ve hoş bir koku için birkaç damla çay ağacı yağı veya lavanta yağı ekleyebilirsiniz.
-Sabun lekelerini azaltmak için duş veya küvete püskürtün.
-Giysilerin renklerini açmak ve yumuşatmak için yıkama suyuna yarım fincan kombu sirkesi ekleyin (30 gün bekletilmiş kombu çayı kombu sirkesi haline dönüşür).
-Kahve makinenizdeki veya bulaşık makinenizdeki birikintileri gidermek için yıkama yaparken makineye 1 fincan kombu sirkesi ekleyin.

Lavabo açmak için:

Lavaboya karbonat dökün, arkasından kombu sirkesi ekleyin. Köpürme bittiğinde sıcak su dökün. Tıkanıklık açılana dek tekrarlayın.

vegan kefir ve kombu cayi 3

Kombu mantarı ile yüz maskesi:

Bütün bir mantarı olduğu gibi yüzünüze yerleştirin. (Bunun için bir parti kombu çayını yüzünüzü kaplayacak genişlikte bir kasede mayalayabilirsiniz. Oluşan mantar kasenin çapında olacağından maske için uygundur).

Kombu mantarı yüzünüzdeki kan dolaşımını hızlandırır ve cilt hücrelerini yeniler. Hafif asidik pH derecesi ölü deriyi giderir ve selülozik yapısı ince çizgi ve kırışıklıkları dolduran nano yapılar oluşturur. Bir havluyla damlayan sıvıyı silin. Yatar pozisyonda beklerseniz maskenin yüzünden düşmesini engellemiş olursunuz.

Bu kültürü ayrı bir kavanozda tekrar kullanmak için kombu çayı içinde saklayabilir veya atabilirsiniz. Maske olarak kullandığınız kültürler yeni çay mayalanmasına uygun değildir.

Kombu çayı kil maskesi

-Kaolin kil
-Mayalanmış Kombu Çayı
Macun oluşturana dek kaolin kili ve kombu çayını karıştırın. Yüzünüze uygulayıp kurumasını bekleyin. Durulayın ve yumuşak dokunuşlarla yüzünüzü kurutun.

Basit kombu mantarı maskesi

-1 Kombu mantarı
-Bir miktar mayalanmış kombu çayı

Kombu mantarını ve macun oluşturacak kadar kombu çayını blenderda karıştırın.  Yüzünüze uygulayın ve 5-15 dakika bekletin. Sonra yıkayın. Maskeniz pütürlü olmuşsa endişelenmeyin, yatarak bekletirseniz maske yüzünüzde daha kolay duracaktır.
Dilerseniz birkaç damla Aloe Vera, E vitamini yağı ve esansiyel yağ ekleyebilirsiniz.
Bitkilerin çoğu daha asitli ortamı çok sever. Eskiyen mantarlarınızı iri parçalar halinde kesip toprak karışımınıza ekleyin. 

vegan kefir ve kombu cayi 2Vegan Kefir

Evde hazırlanması kolay olan kefirin birçok tarifi bulunmaktadır. Su kefiri mayası ve badem, hindistancevizi ya da soya sütünden de çok rahat evde vegan kefir elde edebilirsiniz.

vegan kefir ve kombu cayi 5Kefirin Faydaları:

* Bebeklikten ergenliğe kadar; kemiklerin ve dişlerin oluşumu ile sağlıklı dokuların ve kasların gelişiminde olumlu etkiler.
* Vücudun gelişmesi için gerekli olan vitamin, mineral ve protein desteğini sağlar.
* Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır.
* Aşırı çikolata, şeker ve sakız tüketen çocukların sağlık risklerini azaltır.
* Diş çürüklerini önler.
* Şekerin özümlenmesini sağlar ve şekeri enerjiye dönüştürür.
* İştah açar ve beslenmeye güçlü destek olur.
* Asabi hastalıklarda rahatlatıcı görev yapar.
* İshale ve kabızlığa iyi gelir.
* Kansızlığı önler ve kan bozukluğunu giderir.Tırnakların sağlıklı kalmasını sağlar.
*Görme yeteneğini güçlendirir.
* Kesiklerin ve yaraların hızla iyileşmesini sağlar.
* Zeka gelişimine önemli katkı ve zihinsel aktiflik sağlar.
* Astım ve allarjiye karşı direnç oluşturur.
* Çocukların büyümesinde doğal koruma ve güvenli beslenme sağlayan nefis bir süt içeceğidir.
* Büyümeye güçlü destek sağlar.
* Boy uzamasına ve sağlıklı gelişime yardımcı olur.
* Ergenlik dönemine pozitif etkinlik katar.
* Hormon dengesini sağlar.
* İhtiyaç duyulan enerji için mükemmel destek verir.
* Zihinsel ve fiziksel gelişime benzersiz katkı sağlar.
* Beyin hücrelerini aktifleştirir ve beyinsel dinamizmi arttırır.
* Aşırı şişmanlamaya veya zayıflamaya karşı frenleyici görev üstlenir.
* Sindirim sistemini inşa eder ve tam beslenme sağlar.
* Sindirim esnasında protein sentezine olumlu yardım eder.
* Bağırsak florasını inşa eder.
* Böbrek fonksiyonlarını düzenler.
* Vitamin ve Minareller arasında işbirlikçi yapısıyla simbiotik çimento görevi görür.
* Cilt güzelliğine ve parlaklığına olumlu etkiler yapar.
* Ciltteki yağlanmayı ve kepeklenmeyi önler. Saçları kuvvetlendirir.
* İç ve dış kanamalarda kanamaları durdurmaya yardımcı olur.
* Yanıkların hızlı iyileşmesini sağlar.
* Dokuları tamir eder.
* Vücudun sıvı dengesini optimum seviyede tutar.
* Dna sentezini ve yenilenmesini olumlu etkiler.
* Hücrelerin oksijen almasında etkili görev üstlenir.
* Gençlik döneminin etkin, enerjik ve aktif bir dönem olmasında unutulmaz bir partnerdir.
* Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekliliğini sağlar.
* Yorgunluk ve strese karşı koruyucu bir kalkandır.
* Cinsel fonksiyonların devamlılığında aktiflik kazandırır.
* Vücudun bütün organlarının uyumlu ve senkronize çalışmasını düzenler.
* Kanı temizler, klosterolü dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür.
* Damar sertliğini ve kalp krizi riskini önler.
* Uykusuzluğu giderir. Spor yapanlar için enerji deposudur.
* Ferahlatıcı hoş kukusu ve benzersiz tadıyla rahatlık verir, dinlendirir ve gevşetir.
* Yemeklerde keyfinize keyif katar.
* Hazmı kolaylaştırır.
* Diyet yapanlar için en ideal içecektir.
* Kilo aldırmaz ve beslenme sentezi oluşturur.
* Kemoterapi tedavisi sürerken vücudun güçlü kalmasını ve beslenmenin devamlılığını sağlar.
* Kas kasılmalarını ve krampları önler.
* Selülitlere karşı etkindir.
* Yağ dokularını çözümleyici fonksiyon içerir.
* Sindirim sistemindeki trafiği düzenler.
* Birçok hastalığın oluşumunu ilk başlangıçtan itibaren hemen önler.
* Başta üreme hormonları östrojen, progesteron, testesteron olmak üzere kortizon, ensülin, trioid, serotonin ve adrenal hormonları üzerine olumlu etkiler yapar.
* Mide asitleri ile salgıların düzenli ve verimli üretilmesine katkıda bulunur.
* Alkol alanlar açısından kaybolan vitaminleri geri alımında tam bir takviye sağlar.
* Zehirlenmelere karşı kanı temizler.
* Vücuda giren siyanürü etkisizleştirir.
* Saç dökülmesini azaltır.
* Doğum kontrol hapı ve idrar söktürücü ilaç alanlara yardımcı olur.
* Antibiyotik ilaçlar vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğünden; doğal savunma ve savaş ordularını kurarak doğal antibiyotik görevi üstlenir.
* Sinir sistemini sürekli reorganize ettiğinden çelik gibi güçlü yapı oluşturarak sakinlik ve rahatlık verir.
* Antioksidan özellikleri ile hücre yenilenmesine katkı sağlar.
* Menopoz dönemindeki riskleri azaltır.
* Aşırı yıpranmayı ve yaşlanmayı yavaşlatır.
* Damar sertliğini engeller.
* Kemiklerin ve kasların güçlü kalmasına destek sağlar.
* Osteoporoz ve Alzheimer hastalığına karşı direnç oluşturur.
* Prostat ve bağırsak kanseri başta olmak üzere birçok kanseri önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.
* Adale kasılmaları ile felce karşı etkindir.
* Ellerdeki titremeler ile bellek zayıflığını ve dikkat azalmasını önler.
* Kronik güçsüzlüğe karşı kuvveti arttırır.
* Sinir iltihaplarına bağlı olarak el ve ayaklardaki uyuşma ile karıncalanmaları azaltır.
* Görme zayıflığını ve katarakt oluşumunu engeller.
* Serbest radikallerin, ağır metallerin ve zehirli gazların vücuttaki olumsuz etkilerini azaltır.
* Kronik depresyona karşı olumlu iyileştirmeler yapar.
* Genç yaşlanmayı sistemize eder.
* Mutlu bir yaşlılık dönemi için vazgeçilmez doğal bir dosttur.

Tencere ve tavanın dibi tutuyorsa bu tarif sizin için

Dalgınlık herbirimizde mevcuttur. Bu dalgınlık bazen tencere ve tavalarımızın dibinin tutmasına neden olurken eğer uzarsa tencerenin yanmasına dahi neden olabilir. Ben de çok dalgın biri olarak sık sık yemeklerin dibini tuttururum ve bunun sonucunda kimyasal ürünler kullanıp tavamı bir daha kullanılmayacak şekilde kirletmek istemem. Bu yüzden evde günlük kullandığım, her yerde bulunabilecek, ucuz ve doğal malzemelerle temizlik işlemimi gerçekleştiririm.

Malzemeler

  • 1 kaşık ince çelikmiş tuz
  • 3 kaşık karbonat
  • Su

Öncelikle bu işlemi alüminyum tencerelerde kullanmanız doğru ve sağlıklı değildir. Tencerenin oksitlenmesine neden olur. Tarifimizi çelik, emaye, teflon, döküm tava ve tencerelerde kullanabilirsiniz.

Tencere veya tavanın tutmuş bölgelerini nemlendirip ince bir tabaka halinde tuz ve karbonat toz karışımını dökün, 5 dakika bekledikten sonra sıcak su döküp on dakika kadar beklettikten sonra fırça yardımıyla çizmeden temizleyin…

Bilinmelidir ki kimyasal ve pahallı ürünler içeriğindeki kimyasallar oranıyla temizlik sağlamaz aksine doğaya ve bizlere karşı kimyasal bir kirlilik yaratır. Sistemin ürettiği virüslere, kirlere ve lekelere karşı sistemin ürettiği sabunlar, antibakteriyel jeller, çamaşır suları, bulaşık ve çamaşır deterjanları, yüzey temizleyicileri kullanılıyor ve bu kullanılan ürünlerin tamamı içeriği ve etkisi arttıkça barındırdığı kimyasal ve kanserojen miktarı da bir o kadar artıyor. Sermayeye hizmet etmeyen, doğayı kirletmeyen ve sağlığımızı kötüleştirmeyen, yani alıştığımızın, alıştırıldığımızın aksine, başka bir temizlik mümkün!

Kolay gelsin!

Redfotoğraf’tan LGBTi konulu fotoğraf sergisine davet

Redfotoğraf’tan sergiye davet var! Redfotoğraf ve İstanbul LGBTi Dayanışma Derneği; yaşam hakkı gibi temel hak ve hürriyetler konusunda mağdur edilen LGBTİ bireyler için bu yıl 13-19 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 7. Trans Onur Haftası ve 20-26 Haziran arası 24. LGBTi Onur Haftası kapsamında bir fotoğraf sergisi düzenleyecek. Sergiyi düzenleme amaçları ise LGBTi bireylerinin toplum içerisinde görünürlüklerini artırmak, eşitlik taleplerini dile getirmek, temel hak ve özgürlüklerini desteklemek.

Neden LGBTi?

“Temelinde önyargılar, gelenekler, dinsel inanışlar gibi düşünceler nedeni ile insanların kendileri gibi olmayanlara karşı sergiledikleri nefret söylemi ve ayrımcılık son yıllarda daha da bir görünür hal almıştır. Nefret söyleminin temelinde ırkçılık, etnik köken farklılığı, farklı cinsel yönelimlere ve cinsiyet kimliğine sahip insanlara karşı duyulan hisler vardır. Türkiye’deki siyasal partilerin ve karar vericilerin birçoğu, LGBTİ söz konusu olduğunda, etik ve politik yükümlülüklerin farkında değilmiş gibi bir tavır takınmaktadır. Hatta sık sık toplumsal-dinsel önyargılara yaslanarak doğrudan ayrımcılık içeren ifadelere başvurup, homofobiyi meşrulaştırmanın da ötesinde nefret söylemini körüklemişlerdir. LGBTİ bireyler cinsel yönelimlerinden ve cinsiyet kimliklerinden dolayı açık bir şekilde ayrımcılığa uğramaktadırlar.” (KAOS GL)

redfotograftan davet var

Ayrıca sergi açılışı sonrası “Trans But” adlı belgesel film gösterimi yapılacak, herkes davetli!

Sergide yer alan fotoğrafçılar; Ahmet Boyancı, Almila Kuş, Ali Baydaş, Ali Osman Abalı, Atilla Atala, Aylin Öztürk, Ateş Alpar, Bradley Secker, Cansu Alkaya, Çağdaş Erdoğan, Çiğdem Sakine Namlı, Damla Atak, Desislava Şenay Martinova, Diana Savina, Ekin Taneri, Enver Enli, Engin Şükrü Eroğlu, Engin Çolakoğlu, Fulya Çetin, Fulvio Bugani, Gülcan Ellialtı, Gül Ertunan, Gizem Sönmez, Haydar Taştan, Hakan Tosun, Hülya Polat, Hale Güzin Kızılaslan, İpek Tok, Kurtuluş Arı, Leyla Diana Gücük, Masis Üşenmez, Mads Nissen, Metin Ekinci, Metin Yoksu, Mehmet Burak Zülfikar, Meral Çınar, Nima Taradji, Nejla Dizen, Sultan Güneri Selda Öztürki Sakine Yıldıran, Sinan Emre, Şakir Sağlam, Volkan Yetilmezer, Yüksel Uygun, Yeşim Oğuz, Yeşim Ağaoğlu, Yurdal Bilgiç, Yasemin Atasoy, Yalçın Çakır.

Organ bağışı için kollarımızı sıvayalım

1

Organ nakli, kadavradan ve canlıdan yapılan bir operasyondur. Tedavisi tıbben mümkün olmayan hastalıklar nedeniyle görev yapamayacak derecede hasar gören organların yerine, canlı veya ölüden alınan yeni, sağlam organın konularak hastanın tedavi edilmesine organ nakli denilmektedir. Kalp nakli dışında önemli bir kısmı canlıdan canlıya yapılabilmektedir. Karaciğer, böbrek, pankreas, ince barsak, kalp nakilleri kadavradan alınarak hastaya nakledilerek gerçekleştirilebilmektedir.

Organ bağışı nedir?

Yaşayan veya ölmüş bir kişinin organ ve dokularının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin verilmesidir.

Ülkemiz canlı vericiden nakil konusunda dünyada 1. sıradayken kadavradan nakil konusunda oldukça yetersizdir. Çünkü kimse beyin ölümü gerçekleşen bir yakınının organlarını bağışlamıyor.

Ne zaman organlarımızı bağışlayabiliriz?

Organ bağışı için iki durum vardır: Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra organ ve dokularının ihtiyacı olan hastalar için kullanılmasına izin verebilir veya hayatta iken bu konuda bir beyanda bulunmamışsa yine tıbben yaşamı sonar erdikten sonra yakınları tarafından organ ve dokuları bağışlanabilir. Bu işlem ölüden (kadavra) canlıya organ bağışıdır. Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile bir böbreğini veya karaciğerinin bir kısmını ihtiyacı olan bir hasta için bağışlayabilir. Bu işlem de canlıdan canlıya organ bağışıdır.

Organ bağışı için nerelere başvurulabilir?

Organ bağışı ünitesi olan hastanelere, Türkiye Organ Nakli Vakfına, sağlık müdürlüğüne başvuruda bulunabilirsiniz. Başvuru yaptığınız yerde 2 tanık huzurunda sisteme işlenilerek size organ bağış kartı kurum tarafından takdim edilecektir.

Organ bağışı için yaş sınırı var mıdır?

Organ nakli yasasına göre canlıdan canlıya organ bağışında 18 yaş altındaki kişilerden organ alınmaz. Ancak, kadavradan yapılan bağışlarda yaş sınırı yoktur. Ölen bir yenidoğan bebeğin ailesinden alınan rıza ile bağışlanan organları kullanılacağı gibi seksen yaşlardaki bir vericinin de organları kullanılabilir.

organ bagisi hayat kurtarir

Kimler donör olabilir?

Sağlık Bakanlığının yönetmeliği gereğince 4. dereceye kadar akrabalar arası nakiller olabilir. Bölgesel Etik Kurullarından alınan onay ile akraba dışı organ nakli de söz konusu olabilmektedir. Organ nakilleri açısından çapraz nakil olarak adlandırılan donör değişimleri de yine yasal çerçeve içerisinde gerçekleşebilmektedir.

Organ bağış kartı taşırsam bir gün ölmeden organlarım alınır mı?

Organ bağış kartı taşıyan bir kişi, hayatının herhangi bir döneminde ağır bir sağlık durumu nedeniyle acil servise getirilirse acil hastaya yaklaşım prosedürleri gereği öncelik ağır hastaya verileceğinden tüm imkânlar seferber edilecektir. Genel durumu çok kötü bir hastanın üzerinden organ bağış kartı çıktı diye göz ardı edilmesi durumunda beyin ölümü gelişse bile iyi bakılmadığından dolayı organları kullanılamayacak durumda olacaktır. Dolayısıyla üzerinden organ bağış kartı çıksın veya çıkmasın en ağır hasta en öncelikli hastadır. Milyonda bir yaşam şansı bile olsa bu öncelikten dolayı hasta yaşam şansını kullanır, aksi halde bu iyi bakıma rağmen beyin ölümü gelişmişse zarar görmemiş organlarının başka hastaların tedavisinde kullanılma ihtimali olur.

Bağışlanan organlar hiçbir suretle satılmaz. Organlar bağışlandıktan sonra hiçbir şekilde din, devlet, ırk, statü ayrımı yapılmaksızın Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Ulusal Koordinasyon Sistemi içerisinde akademisyenlerden oluşan bilimsel danışma komisyonlarının belirlediği kurallar ve prensipler çerçevesinde organ nakli merkezlerine ve öncelik ve aciliyet sırasına göre hastalara tahsis edilmektedir.

Hangi organlar ve dokular bağışlanabilir?

Canlı vericiden; böbrek, karaciğer, akciğer, kan
Kadavradan; karaciğer, pankreas, böbrek, kalp, akciğer, kolon, retina, kalp kapağı, kornea, tendon, yüz ve saçlı deri, kol bacak uzuvları, kıkırdak, kemik, ince barsak…

Organ nakli İslam açısından da vaciptir. Maide suresi 32. ayet “Kim bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur” demektedir.

Hıristiyanlık, Yahudilik, Ezidilik ve birçok dinde de insan ve canlı hayatı çok kıymetlidir ve organ bağışı vaciptir.

Organlarımızı toprağa değil cana katalım, organ bağışında bulunalım.

Kaynak: Türkiye Organ Nakli Vakfı

Başlık Görseli: İlhami Diksoy, Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünün “Organ Bağışı” temalı Posterland Afiş Tasarım Yarışması’nın birincisi.