Ana Sayfa Blog Sayfa 544

Şili’nin Kenan Evren’i: Pinochet

Tam 15 yıl önce bugün Şili’de Yüksek Mahkeme, General Pinochet hakkındaki suç duyurularını kabul etmişti. 1 Aralık 2000 tarihinde Pinochet’nin ülkesinde yargılanmasının yolu açılıyordu. Fakat yargılanma süreci boyunca ev hapsinde kalan diktatör, işlediği suçların hiçbirinin cezasını tam anlamıyla çekmeden aynı Kenan Evren gibi bu dünyadan göçtü gitti. Pinochet’in sonunu hazırlayan 1988 Referandumu ise “No” filmiyle beyazperdeye yansımıştı.

Augusto José Ramón Pinochet Ugarte ya da kısaca bilinen ismiyle General Pinochet, nam-ı diğer diktatör. 1973 yılından 1990 yılına kadar Şili’yi diktatörlük rejimiyle yöneten General Pinochet’in yargılanmasının önü tam 15 yıl önce bugün açılmıştı. Fakat Pinochet suçlarının cezasını çekmeden 2008 yılında öldü. Ardında ise yıllarını boşa kaybetmiş bir ülke, binlerce yıkılmış harap olmuş aile, öldürülen veya sakat kalan binlerce devrimcinin anısı ve ahı kaldı.

japantimes

General Pinochet, 1973’ten 1998’e kadar Şili ordusunun başkomutanı idi. 1981’e kadar ise Şili cunta hükûmetinin başkanlığını yürüttü. Pinochet, ABD destekli bir askeri darbeyle dünyada seçilmiş ilk sosyalist hükûmet olan Salvador Allende’in Unidad Popular hükûmetini devirdi. Pinochet’in diktatörlük dönemi çok sayıda insan hakları ihlalerinin yaşandığı bir dönem oldu. Pinochet’e yakın olan ülke içindeki kesimler ve ABD hükümetleri ise Pinochet dönemini her zaman için Şili’nin büyük bir ekonomik kalkınma yaşadığı yıllar olarak görmeyi tercih etti.

Diktatör Pinochet, 1915’te Şili’de Valparaiso’da dünyaya geldi. Ailesi Şili’ye göç etmiş Fransız ve Bask kökenli bir aile idi. 1933’te girdiği Santiago’daki askeri akademiyi 1936’da bitirdi. Bir süre ABD’de kaldıktan sonra ülkesine dönüp 1970’te tümgeneral oldu.

1973’ün Ağustos ayında darbeden tam 18 gün önce, general Carlos Prats’ın yerine daha sonra devireceği Salvador Allende tarafından Şili Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na getiriliyordu. 11 Eylül 1973 ise Şili ve Güney Amerika kıtasının tarihi için en kara günlerden biri oldu. Gerçekleşen askeri darbe ile Pinochet, Allende’yi devirdi. Allende darbe sırasında askerlerin başkanlık sarayına düzenledikleri saldırı sırasında yaşamını kaybetti.

puranoticia

12 Eylül’e benzeyen bir süreç

Yönetimi ele geçiren başında Pinochet’nin başında bulunduğu cunta ülkede bütün siyasi partilerin faaliyetini durdurdu. Sosyalist muhalefete karşı acımasız bir kıyım başladı. Darbenin ilk üç yılı içinde yaklaşık 130 bin kişinin tutuklandığı iddia ediliyor. Pinochet’nin iktidarda kaldığı 17 yıllık dönemde yaklaşık 2 bin 279 kişi siyasi nedenlerle öldürüldü, binden fazla insan kayboldu, 30 bin civarında kişi işkence gördü, binlerce insan sürgün edildi.

Mart 1974’te anayasayı yürürlükten kaldıran cunta, belirsiz bir süre için iktidarda kalacağını açıkladı. Haziran 1974’te cunta bütün iktidarı kendi elinde topladı. Ülkede liberal çevreler ve iş dünyası bunun bir geçiş dönemi olduğunu düşünüyorlardı. Fakat bunda haklı olmadıklarını zaman onlara gösterecekti. Pinochet, sosyalist muhalefete karşı uyguladığı baskı ve zülumla uluslararası kamuoyunda da yoğun tepkilere maruz kaldı.

Neo liberal ekonomik düzeni Şili’de uyguladı


Pinochet, Allende hükümetinin kontrollü ekonomi politikalarına son vererek ekonomik alanda liberal bir çizgi izlemeye başlamıştı. 1975 yılının ortalarından itibaren Pinochet, serbest piyasacı iktisadi reformları uygulamaya koydu. Serbest girişime dayalı yeni ekonomik politikaların uygulandığı bu dönemde, çalışanların yanı sıra orta sınıfların yaşam düzeyleri de olumsuz etkilendi. Dış borç yüküyle birlikte enflasyon ve işsizlik hızla yükseldi.

Pinochet, yeni anayasanın askeri rejimin sıkı baskısı altında düzenlenen halkoylamasında onaylanarak Mart 1981’de yürürlüğe girmesinin ardından da sekiz yıllık bir dönem için devlet başkanlığını üstlendi. Pinochet yönetimine karşı muhalefet ise ülkede özellikle 1982-84 yılları arasında gittikçe arttı. Yaşanan ekonomik kriz ve buna karşı düzenlenen gösteriler Pinochet’nin tahtını sarsıyordu. Pinochet gittikçe genişleyen protesto eylemlerini görünce 1984’te sıkıyönetim ilan etti. 1986’da Eylül ayında bir suikast girişiminden yara almadan kurtuldu. Ocak 1987’de sıkıyönetimi kaldırarak siyasi partilerin kurulmasına izin verildi. Pinochet, bir dönem daha iktidarda kalabilmek için halkoylamasına başvurduysa da seçmenlerin yüzde 54,6’sının hayır oyu vermesinin ardından iktidarı 1990’da sivillere devredeceğini duyurdu. Genelkurmay Başkanlığını ise 1998 yılına kadar sürdürdü. Ayrıca anayasaya yeni bir madde ekleterek, kendisine “hayat boyu senatör” olma hakkını tanıdı.

Ekim 1998’de bel fıtığı tedavisi için bulunduğu Londra’da iktidarda olduğu dönemde İspanyol vatandaşlarının öldürülmesinden sorumlu tutularak, İspanya’nın suç duyurusunda bulunması üzerine tutuklandı. Yaklaşık 16 ay Londra’da ev hapsinde tutulduktan sonra Mart 2000’de ülkesine dönmesine izin vermesiyle Şili’ye döndü. Pinochet, 10 Aralık 2006’da yattığı askeri hastanede yaşamını kaybetti. Şili hükümeti Pinochet için devlet töreni yapılmayacağına karar vermişti, yalnızca askeri tören düzenlendi. Hükümet ayrıca ulusal yas ilan edilmesine de gerek görmedi.

Guardian Pinochet

Latin Amerika’nın otuz yıllık kabusu

Pinochet’nin ölümü pek çok Şilili için otuz üç yıllık bir kabustan uyanıştı. Pinochet yaşadığı yıllar içinde sadece Şili’nin kabusu olmadı; aynı zamanda Latin Amerika’nın bir dönemine denk vuran diktatörlerin adeta piri ve bir simgesi oldu. Pinochet diktatörlüğü, iç düşman ilan ettiği muhaliflere karşı acımasız bir devlet terörü uyguladı; işkenceler, kaybetmeler, yargısız infazlar gerçekleşti. Üstelik bu vahşet kampanyası sadece Şili’de yaşayanları değil, ülke dışında olanları da kapsadı. Pinochet, işkence uygulamalarını da açıkça savundu. Ona göre kıtaya komünizm mikrobu bulaşmıştı. Bu mikrop yok edilmeliydi, işkence de bu yolda mübah idi.

Diktatörün sonunu getiren referandum beyazperdeye de yansıdı

NO - afisPinochet’in sonunu getiren 1988’deki referandum beyazperdeye de yansımıştı. Şili referandumundan yola çıkarak çekilen “No” isimli film; kampanyada yer alan genç bir reklamcıyı filmin merkezine taşıyordu. Şili’de muhalefet diktatörü alaşağı etmek için, René Saavedra’nın yönettiği “No” başlıklı bir reklam kampanyası başlatmıştı. Bu kampanya, Augusto Pinochet’in sonunu getirecek ve tarihin yönünü değiştirecekti. Pablo Larraín‘in yönettiği “No” filmi 2012 Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. René Saavedra rolünde ise Meksikalı popüler aktör Gael García Bernal yer alıyordu. Film dünya çapında eleştirmenlerden olumlu eleştiriler aldı.

“No”, Pinochet’nin, yönetimde kalıp kalmaması yönünde referandum kararı vermesinden sonraki kampanya sürecine odaklanan bir film. Cuntacıların uygulayacağı hileler yüzünden kaybedileceğine kesin gözüyle bakılan bir referandumda, Saavedra’nın toplumsal dinamikleri harekete geçireceği fikirler gidişatı değiştirecekti. O fikir ise her bir vatandaşın hayallerinin canlandırılması ve özellikle kampanya için her gün on beş dakika yer alma hakkı verilmiş televizyon ekranlarında mutluluğa vurgu yapılmasıydı. Bu kampanyanın çetrefilli sürecini anlatan “No” filmi, Pinochet dönemini ve dönemin Şili’sini anlamak için izlenebilecek en iyi filmlerden biri olarak dikkat çekiyor.

Yatırımlar kömürden yenilenebilir enerjiye kayıyor

Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nın ikinci gününde Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IIEFA) küresel enerji pazarındaki eğilimleri gösteren Carpe Diem: Küresel Enerji Piyasasının Dönüşümüne Yatırım Yapmak için Tam Zamanı olduğunu gösteren Sekiz İşaret adlı bir rapor yayınladı.

Rapor özellikle yenilebilir enerjideki gelişmelerin ve kömüre karşı giderek artan yaptırımların, enerji pazarında önemli gelişmelere sebep olduğunu belirtiyor. Bu gelişmeler ışığında kömüre talebin giderek azaldığını ve küresel pazarlarda yatırım sermayelerinin hızlı bir biçimde kömürden yenilenebilir enerjiye kaydığını ifade ediyor. Kömür konusunda Türkiye’nin de kilit pazarlardan biri olduğu ifade edilen raporda, Türkiye’de var olan kömür destekleri ve kömür odaklı enerji politikalarına rağmen kömür tüketiminde 2015 yüzde 13 azalma olduğu belirtiyor.

Raporun öne çıkan başlıkları şöyle:

* Kilit pazarlarda kömürün elektrik üretimindeki payı düşüyor. IEEFA bu dönüşümün birçok analizin beklediğinden daha hızlı olduğunu belirtiyor. Örneğin, raporda kömürlü termik santraller konusunda kilit pazarlardan biri olarak gösterilen Türkiye’de var olan kömür destekleri ve kömür odaklı enerji politikalarına rağmen kömür tüketiminde 2015’te yüzde 13 azalma olduğu vurgulanıyor.

* Deniz yoluyla taşınan kömüre talep azalıyor, fiyatlar düşüyor. IEEFA uluslararası ticarete konu olan kömürün 2014 yılında 1,113 tonla, büyük ihtimalle zirve yaptığını ve artık azalma eğilimi gösterdiğini söylüyor. IEEFA’nın analizi, 2021’e kadar bu miktarın yüzde 30 azalacağını gösteriyor.

* Yenilenebilir enerji ucuzluyor. Teknolojik yenilikler ve büyük ekonomilerdeki yenilenebilir enerji talebi, yenilebilir enerji yatırım maliyetlerini düşürüyor. Güneş enerjisinin maliyeti yılda iki haneli yüzdelerle düşüyor, güneş birçok enerji pazarında giderek rekabetçiliğini artıyor. Pil ve depolama teknolojilerinin maliyetlerindeki hızlı düşüş, ademi merkeziyetçi enerji yatırımlarını arttıracak ve fosil yakıt temelli yatırımları sekteye uğratacaktır.

* Yatırım sermayesi hızlı bir şekilde kömürden yenilenebilire kayıyor. Geçen on yılda, yatırımcılar başta güneş ve rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına 1,5 trilyon dolar yatırım yaptı.

* Yenilenebilir enerji kapasitesi bu dönemde daha da hızlı bir biçimde arttı. Bu eğilimler, finansal marketlerin yapısal olarak kömür yerine düşük karbonlu yatırımlara yönelmesini giderek arttırıyor.

Kömür Yenilenebilir Enerji 2* Dünya’nın en büyük hükûmet fonu olan Norveç Emeklilik Fonu’nun kömüre yatırımdan vazgeçmesi ve Dünya’nın en büyük sigorta şirketi olan Allianz’ın da Norveç’i takip ederek kömür firmalarına yatırımlarını durdurması 2015 yılındaki finansal gelişmelerden sadece ikisi. Bu iki karar toplamda 10 milyar dolarlık yatırımın kömürsüzleşmesi anlamına geliyor.

* Gereğinden fazla kömür santrali inşa edilmiş. Çin destekleyebileceğinden daha fazla kömür santrali inşa etti, Hindistan yenilebilir enerjiye yöneliyor ve ABD kömür santrallerini emekliye ayırıyor.

* Kömür firmaları büyük finansal sorunlarla uğraşıyor. Kömür firmaları, enerji verimliliği kazançları, elektrik talebindeki değişiklikler, giderek artan doğalgazlı santraller, genişleyen yenilenebilir enerji projeleri ve kirlilik kontrol düzenlemeleri yüzünden ciddi finansal krizler ile karşı karşıya.

* Kömür talebini yapısal olarak düşürme küresel bir ortak görüş.

* Küresel Bankalar odaklarını yenilenebilire doğru değiştiriyor. Giderek artan sayıda global finans grupları kömür konusundaki kaçınılmaz olan düzenlemeleri göz önünde bulundurmaya başlıyor ve fosil yakıtlara olan yatırımlarını gözden geçiriyor.

Raporun tamamı için tıklayın.

Kazuhiro Tsuji’nin şekillendirdiği aşırı gerçekçi Frida Kahlo heykeli

Los Angeles çıkışlı aşırı gerçekçi modern heykeller yapan Kazuhiro Tsuji, daha önce Dick Smith, Abraham Lincoln ve Andy Warhol gibi isimlerin gerçekçi heykellerini yapmıştı. Şimdi de dünyaca meşhur ressam Frida Kahlo heykeli ile dikkatleri çekti.

Son çalışmasında Frida Kahlo’yu işleyen sanatçı, üstün yeteneği ile sanki Frida hayattaymış gibi bir eser ortaya çıkardı. Tsuji’nin eseri, alıştığımız Kahlo mimiklerinden biraz daha farklı gözüküyor ve hazırladığı altın eller üstünde tutuluyor.

Frida Heykel 2

Kendi internet sitesinde konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Tsuji, hedefinin tassvirden öteye giden portrele heykeller yapmak olduğundan bahsediyor. Silikonla şekillendirdiği portreleri katman katman içeriden dışarıya doğru iç düşüncelerin ve duyguların hayat bulmasını sağlayarak oluşturuyor. Bu süreç içerisinde ise kenine empati duygusunun yol gösterdiğini açıklıyor.

Frida Heykel 3Frida Heykel 6Frida Heykel 4Frida Heykel 5 Frida Heykel 8Frida Heykel 7Frida Heykel 6Frida Heykel 9

Kaynak: Art Sheep 

Hazırlayan:Burak Avşar

Güneş enerjisiyle çalışan dev yapay ağaçlar

89

Yeşil teknoloji: 50 m yüksekliğindeki güneş enerjili dev yapay ağaçlar elektrik üretiyor, gölge, sulama suyu ve aydınlanma sağlıyor.

Singapur deyince akla; çok kültürlü yapısıyla farklı bir şehir kadar, hem teknoloji hem de müthiş bahçeleri gelir. Singapur’un “Marina Bay” olarak adlandırılan bölgesinde bir projeyle teknoloji ve bahçeler bir araya getirildi: 101 hektarlık alan yeniden yapılandırıldı ve güneş enerjisiyle elektrik üreten dev yapay ağaçlar da kullanıldı. Şehirdeki bina yoğunluğuna rağmen yeşillendirilen bu alan sayesinde amaç bahçe içinde bir şehir yaratmaktı. Söz konusu bahçe dünyanın dört bir tarafından 226 bin bitki ve çiçeğe ev sahipliği yapıyor.

güneş enerjili ağaç 1

İngiliz Grant Associates tarafından tasarlanan alanda kullanılan güneş enerjisi ile çalışan 18 dev yapay ağaç, 25 ila 50 metre arasında değişen boyutlara sahip. Bu ağaçlar dikey bahçeler şeklinde tasarlandı ve gövdeleri tropik sarmaşık türleriyle kaplandı. Tropikal iklime sahip Singapur’da oldukça kullanışlı gölge alanlar oluşturan bu yapay ağaçlar yağmur suyunu da toplayabiliyorlar.

güneş enerjili ağaç 3

Bu yapıların 11 tanesi güneş enerjisini elektrik enerjisine çeviren fotovoltaik sistemlere sahip. Mevcut hidrolik sistemler sayesinde de toplanan yağmur sularıyla bahçelerin sulanması sağlanıyor. Böylece yakıcı güneş ışınlarından korunma sağlanırken, neredeyse her gün yağan yağmur sularından da faydalanılıyor.

güneş enerjili ağaç 8

İçlerinden büyük olanlar arasında kurulan köprülerle de insanların bahçeleri ve bu etkileyici alanı yukarıdan seyretme imkanı tanınıyor. Gündüz enerji toplayan dev yapılar, etkileyici bir manzara oluşturarak gece de aydınlatmada kullanılıyorlar.

güneş enerjili ağaç 7

Video – Güneş enerjisiyle çalışan yapay ağaçlar

Video – Gece güneş enerjisiyle çalışan yapay ağaçlar

Bilim kurgu filmlerini anımsatan bu yapay ağaçlar, insanları yakıcı güneş ışınlarından koruyor, elektrik üretiyor, bahçeler için sulama sağlıyor ve turistik bir şehir olan Singapur’da turistleri etkileyecek yeni bir alan daha oluşturuyor.

Video – Dünya mimari festivali 2012: Marina Bay alanındaki bahçeler (İngilizce)

Kaynak: Diaria Ecologia, CNN, Digital Trends, Inhabitat

Çocuk tutukluluğuna hayır: 2 bin 435 çocuk cezaevinde

“Zamanın bütün yaraların ilacı olduğu büyük bir yalan. Zaman öldürülmüş bir çocuğun yaralarını iyileştiremez.”

Yaşar Kemal

Trabzon Bahçecik E Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan bir çocuk, 16 Kasım günü kendini asarak intihar etti. Gündem karmaşasında yeterince duyulmadı ama canlı girdiği cezaevinden ölü çıktı. Cezaevleri çocuklar için değil, onları suça sürükleyen yetişkinler içindir!

İntiharın ardından açıklama yapan Hapiste Çocuk Ekibi “Adalet Bakanlığı, Trabzon E Tipi Hapishanesi’nde yaşamını yitiren çocuk ile ilgili ve açılması planlanan çocuk hapishanelerinin hangi bilimsel veriler temel alınarak karar verildiğine dair hâlâ bir açıklama yapma ihtiyacı duymamış, kamuoyunu bilgilendirmemiştir” dedi. 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bir araya gelen hak savunucular ise Adalet Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çocuklar şiddete en çok maruz bıraktığımız ancak en az düzeyde konuştuğumuz ve kesinlikle çözümden uzak davranış sergilediğimiz bireyler durumundalar. Ülkenin karmakarışık gündeminde çocuklar resmen arada kaynıyor. Tüm savaşlardan fiziksel veya psikolojik anlamda etkilenen çocuklar, eğitim ve psikolojik destek ile iyileştirileceklerine, cezaevlerinde tutularak tekrar tekrar suçlu konumuna düşürülüyor. Çocuklardan bazıları intihar ediyor, taciz ediliyor veya büyüdüğü zaman kendisini gerçek bir suçlu haline getirecek anılar biriktiriyor. 

Adalet Bakanlığı’nın eylül sonu verilerine göre 2 bin 435 çocuk hapiste.

Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi üyesi Alper Yalçın, son 6 yılda hak ihlalleri ve ihmal nedeniyle 10 çocuğun hayatını kaybettiğini belirtiyor ve çocukların tutukluyken yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor:

“Çocuklar, hapishane yönetimi tarafından verilen 3 öğün yemek dışında, içecekleri su dâhil, tüm temel ihtiyaçlarını kantinden satın almak zorunda. Parası olmayan suyu musluktan içiyor. Aydınlatma dışındaki elektrik masrafını ödemeye de mecburlar. Ailelerini aramaları için 3 lira, mektup gönderebilmeleri için 1,25 kuruşa sahip olmaları gerekiyor. Kapalı görüşlerde aradaki camdan ötürü ailelerine sarılamıyorlar, ki çoğunun ailesi parasızlıktan dolayı ziyarete gelemiyor. Hapishane kurallarına uymadıkları takdirde günde 21 saat olmak üzere 5 gün boyunca odaya kapatma gibi disiplin cezası alıyorlar. Çıplak aramalara maruz kalıyorlar.”

Yalçın tutukluluğu sona eren 18 yaş altı çocukların yüzde 68’inin ise bir yıl içinde cezaevine geri döndüğünü belirtiyor. Bunun yanısıra Çocuk Koruma Yasası’nın 2005’te çıkarıldığını anımsatan Yalçın, yasanın geç gelişinden kaynaklı bu sonucu olağan diyerek tanımlıyor.

“Çocuğumu sağ aldılar, ölü geri verdiler”

Çocuk Hakları savunucusu avukat Turgay Bingöl, Trabzon Bahçecik Cezaevi’nde yaşamına son veren çocuğun annesiyle yaptığı görüşmeyi şu ifadelerle aktarıyor:

“Bir gün eve polisler gelmiş ve ‘parmak izi alacağız’ diyerek çocuğu götürmüşler. Anne Sema O. iki gün boyunca evladından haber alamayınca polisleri aramış ve onun tutuklandığını öğrenmiş! Oğlunun kapalı yerlerde duramadığını anlatan Sema O. onun ‘Anne her gün yanıma gel’ isteğini de yerine getirmeye çalışmış. Ancak cezaevi yönetimi ‘1 hafta sonra gelin, bugün müsait değil’ diyerek çoğu zaman anneyi geri yollamış. Oğlunu görme imkânına kavuştuğu ilk anda ‘Neden bu kadar zayıfladın?’ diye sormuş, E.N. ‘Burada bize 1 dilim ekmek veriyorlar, kantinden bir şey alırsam da diğer büyük çocuklar elimden alıyor. Tuvaleti temizletiyorlar, çamaşırlarımızı kendimiz yıkayıp asıyoruz, bardak-tabakları yıkıyoruz’ şeklinde cevap vermiş.

Ve bir sabah saat 9 civarında cezaevinden telefon gelmiş. Annesi ‘başka çocuklarla kavga etti herhalde, kolu bacağı kırıldı’ diye düşünmüş. Çok geçmeden de acı gerçekle yüzleşmiş. ‘Çocuğumu sağ aldılar, ölü geri verdiler’ diyen anne, gerçekleri bilmek istiyor ve soruyor: Dayıları kamera kayıtlarını görmek istemiş ancak göstermemişler. Kolumda gençliğimden kalma bileziklerim vardı, cezaevine girerken çıkarmam gerekiyordu. Çıkaramayınca bilezikleri kestiler. İçeri bileziklerimle bile giremiyorsam cezaevinde çamaşır ipinin işi ne? Benim çocuğumun ruhsal durumunu biliyorlar. Orda bıçağın, çatalın işi ne? Neden herhangi bir tedbir almadılar? Her şeyi bilmek istiyorum!”

Çocuk cezaevleri bir topluma kazandırma yöntemi değildir. 

Kaynak: Hapiste Çocuk

Esaret altında bir dostluk hikâyesi: Kaplan Amur ve Keçi Timur

Rusya’daki Primorye Safari Park’ında bulunan ve esaret altında tutulan Amur isimli Sibirya kaplanının kafesine geçtiğimiz günlerde hayvanat bahçesi görevlileri tarafından yemesi için canlı bir keçi konuldu, ancak Amur’un keçiye yaklaşımı bilinenden oldukça farklı oldu.

Olay üzerine açıklama yapan park yetkilileri, “Amur’un böyle bir tepki vereceğini hiç beklemiyorduk, keçiye saldırmadı ve korkusuz keçi de ondan kaçmadı” dedi.

(Fotoğraf: Vitaliy Ankov/Sputnik)
(Fotoğraf: Vitaliy Ankov/Sputnik)

Korkusuz tavırlarından dolayı Timur adı verilen keçi ve Amur, gün içerisinde iyi birer dost gibi birlikte dolaşıyor. Park yetkililerinin açıklamalarına göre Timur, Amur’u alfa erkek olarak görüyor ve o nereye giderse onu takip ediyor. Timur’un korkusuz tavırları, yaşananları oldukça ilginçleştirmiş.

Bir park yetkilisinin açıklamasına göre, Timur ve Amur yakın ilişkiye girdiğinden bu yana çok nadir birbirlerinden ayrılıyorlar. Önüne koyulan canlı hayvanlardan beslenen Amur, artık çiğ et yemeyi ve canlı hayvan öldürmemeyi tercih etmiş. Parktaki diğer kaplanlara canlı hayvan götüren bir çalışana tıslayan Amur’un daha önce hiç böyle davrandığına şahit olunmamış. 

Timur ve Amur’un dostluğu doğada çok da fazla karşılaşılan bir arkadaşlık tipi değil, şimdilerde ise Amur’un neden böyle davrandığına dair analiz yapılıyor.

Timur Amur 2

Kaynak: My Modern Met 

Hazırlayan :Burak Avşar

Doğadaki ilaçları nasıl kullanmalıyız?

1

Hastalıklardan korunmak için veya hasta olduktan sonra ondan kurtulmak için tek seçenek kimyasallar değil. Aslında birincil tedavi seçeneklerinden biri doğadaki ilaçlar tıbbi bitkiler!

Şimdi sizlere tıbbi bitkilerin toplanma, kurutma ve demlenme biçimlerinden bahsedeceğim. Tıbbi bitkiler kullandıkça hayatınızda büyük değişimler fark edeceksiniz; bunlardan biri canlılar için zehir olan kimyasal maddeler, diğeri ise kimyasal maddelerden kaynaklanmış psikolojik, fizyolojik ve fiziksel hastalık yakınmalarınız olacaktır. Tabii bu sonuca ulaşabilmek için nihai hedefimiz doğayı doğru anlamak, doğru nitelikli iletişim kurup ürettiklerinden doğru faydalanmaktır. Şimdiden hepimize kolay gele…

Bitkilerin toplanması

Tıbbi bitkilerden en iyi şekilde yararlanabilmek için onları tanımak, doğru zamanda, uygun yerde ve gerektiği biçimde toplamayı bilmek gerekir. Bitkilerin şifalı özelliklerinden yararlanabilmek için en etkin kullanım şekli, onları taze taze toplayıp kullanmaktır.

Taze bitkiler şubat sonundan başlayarak aralık ayının başına kadar toplanabilir. Eğer yerleri önceden biliniyorsa, kar altından bile toplanabilir. Kar altında kalan bitki bir uyku dönemi olarak tanımladığımız soğuğun etkisiyle doğa tarafından özellikleri korunarak muhafaza edilir. Kış için toplanmak isteniyorsa onları en etkin oldukları zamanda toplamaya özen gösterilmeli ve topladıktan sonrada kurutma işlemlerine dikkat edilmelidir.

Yanlışlıkla zehirli bir bitki toplamamak için toplanmadan önce, söz konusu bitkinin kesin olarak tanınması gerekir! Örneğin; maydanozgiller ailesine ait bitkilerin arasında zehirli türler de vardır. Bu nedenle çok dikkatli olunmalıdır.

Bitkiler hiçbir zaman yağmurlu, sisli ve nemli havalarda toplanmamalıdır. Toplama için en uygun saat ise, 10-16 arasıdır. Bu saate kadar güneş yükselmiş ve sabah kırağısı ile nemlenmiş olan bitkileri kurutmuş olacaktır. Yalnızca temiz ve lekesiz olan bitkiler toplanmalıdır. Kurutulmak üzere toplanan bitkiler, kesinlikle yıkanmamalıdır. Yoksa hiçbir biçimde kurutulamaz, kararır ve küflenirler.

Bitki toplanan yerlerin, çevre kirliliği etkisine girmemiş olması gerekir. Şifalı bitkiler, otoyol kıyılarından kesinlikle toplanmamalıdır. Bu bitkiler, motor egzozlarından çıkan dumanların içindeki kurşunla kirlenmiş olduklarından, zehirli sayılmalıdırlar! Bitki toplanan bahçelerin, tarlaların, çayırların yakınında veya uzağında haşerata karşı ilaçlama yapılmamış olması gerekir, çünkü rüzgâr o ilaçları çevreye taşıyabilir.

Bitki yaprakları genç ama tam gelişmiş olduklarında, çiçekler ise tam olarak açtıklarında, genç ve tazeyken toplanmalıdır. Toprağın üstündeki bitkinin tümü, çiçeklenme aşamasında, meyveler ise tam olarak olgunlaştıklarında toplanır. Kökler ancak gelişmelerini tamamladıklarında, genellikle ilkbaharda veya sonbaharda sökülmelidir. Ağaç kabukları ise ilkbaharda genç dallardan soyulmalıdır. Dallar bu mevsimde henüz kurumamış olduğu için, kabuklar daldan kolayca ayrılacaktır.

Kurutma

Bitkiler kurutulmadan önce yıkanmazlar ama ince ince kıyılırlar. Daha sonra bezlerin veya baskısız kağıtların üstüne serpiştirilir ve gölgeli, havadar ve sıcak yerlerde elden geldiğince çabuk kurumaya bırakılır. Köklerde, kabuklarda ve çok sulu bitki bölümlerinde, zaman zaman kurutma için yapay sıcaklıkta kullanılabilir. Fakat sıcaklığın 35 dereceyi geçmemesi gerekir. Bitkinin yaprak ve çiçek kısımlarının gölge-güneş arası bölgede kurutulmasını öneririm.

Dikkatle yıkanan kökler, ökseotu ve benzerlerinin, kurutulmaya bırakılmadan önce kıyılmaları daha iyi olur. Ancak tam anlamı ile kurumuş bitkiler kış aylarına saklanabilirler. Bu görev için cam kaplar veya ağzı kapanabilir karton kutular idealdir. Plastik kaplar ve teneke kutular kullanılmamalıdır. Bitkiler ışktan korunmalıdır (Renkli cam kaplar, yeşil renkliler en uygun olanlarıdır.) Hazırlanan stok yalnızca bir kış için olmalıdır. Uzun süre bekletilen bitkiler şifa özelliklerini zamanla yitirirler.

Tıbbi bitki toplama kuralları

Şifalı bitkileri doğadan kendisi toplamak isteyen kişinin, en azından temel botanik bilgilerine sahip olması gerekir. Bu bilgilere sahip olup olmadığını kişinin kendisi de pekâlâ saptayabilir. Bunun için kendisine şu soruları sorması yeterlidir:

Aradığım bitkiyi doğada, hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak kesinlikle bulabilir miyim?
• Bazı bitkilerin zehirli ikizleri olduğunu biliyor muyum?
• 
Zehirli oldukları için ölüm tehlikesine yol açabilecek bitkilerle kendimi veya bir yakınımı tedavi etmeye kalkışmamam gerektiğini biliyor muyum?
• 
Hangi ortamlardan bitki toplayabileceğime, hangi çayırların, tarla ve orman kıyılarının çevre kirliliğinden etkilenip etkilenmediğine karar verebilir miyim?
• 
Etken maddelerinin en yoğun olduğu zamanda toplayarak, bitkilerin şifalı gücünden en fazla yararı sağlayabilmek için, onları hangi mevsimde ve günün hangi saatlerinde toplamam gerektiğini biliyor muyum?
Çay hazırlayabilmek için bitkinin hangi organının drog* hazırlamaya elverişli olduğunu (çiçek, meyve, tohum, yaprak, kök, kabuk veya bitkinin tümü) biliyor muyum?

Şifalı bitkiler toplama sırasında genel olarak özen gösterilmesi gereken konuların başında, doğayı koruma kavramı yer almalıdır. Bitkileri planlı bir biçimde toplayın. Rastladığınız bir bitki kümesinin tümünü toplamayın ki bir sonraki mevsimde orada aynı bitkileri yine bulabilesiniz. Çiçeklerini, yapraklarını veya meyvelerini topladığınız ağaçları veya çalı türü bitkileri hırpalamayın, dallarını kırmayın. Çayırlara, çimenliklere, çiğneyip ezmeden dikkatle girin. İhtiyacınızdan fazla bitkiyi toplamamaya özen gösterin. Drog olarak köklerinden yararlanılan bitkilerin soylarının kurutulmasına katkıda bulunabileceğinizi hiçbir zaman unutmayınız.

Doğal Tıp 23

Şifalı bitki çayları

Bitkilerde şifa bulmanın en yaygın ve ucuz yolu düzenli olarak tüketilen bitkisel çaylardır. Sıvı içecekler sindirim sisteminden hemen emildiği için daha kolay etki gösterir. Fakat tüm bitkiler için bu geçerli değildir, örneğin bazı bitkilerin kapsülleştirilip doz olarak alınması daha etkilidir, tabii bu hastalığınıza göre de değişir. Bazılarının ise banyosu yaptırılır, bu tamamıyla sizin etki vermek istediğiniz duruma bağlıdır. Tıbbi bitki çayları demlenirken veya kullanırken hiçbir şekilde karışım etkileri bilinmeyen bitkiler karıştırılmamalıdır, aksi takdirde iyileştirici yönde değil hasta edici sonuçlar açığa çıkabilmektedir. Bunun dışında hamile veya hamilelik şüphesi bulunan, kronik böbrek, kalp, tansiyon gibi hastalıkları olan bireylerin mutlaka bir doğal tıp uzmanına, fitoterapiste, doktora veya aktara kötü bir sonuçla karşılaşılmaması için danışmaları faydalı olacaktır.

Bitki çayları hazırlama

Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin ya da tamamen soğutun.

Yaprak ve çiçek bitki çayları nasıl demlenir?

Ihlamur, ada çayı, yeşil çay, ekinezya, papatya, gül, sinameki, hatme çiçeği, biberiye, anason, hibisküs, kuşburnu gibi bitkilerin çayları benzer şekillerde demlenmektedir. Genelde 250 mililitre kaynamış suya ya bir tatlı kaşığı kuru bitki ya da yaklaşık bir avuç kadar taze bitki eklenmelidir. Son olarak bu bitkinin kaynamış suyun içinde beş dakika kadar demlenmesi beklenir ve süzülerek fincana alınmalıdır.

Kök bitki çayları nasıl demlenir?

Havlıcan, kabuk tarçın, zencefil gibi sert yapıda olan kök bitkilerin demleme işlemi kaynatılarak yapılmaktadır. Bu kaynatma işlemi için yaprak bitkilerin demlenmesi gibi 250 mili litre su bitki kökünün kaynatılacağı kaba alınır. Sonra kaba çayı yapılacak bitki kökü konulur ve kısık ateşte yaklaşık 15 – 20 dakika haşlanmaya bırakılır. Daha sonra bir süzgeç yardımı ile kök kaptan alınır ve servis edilmek için kaynatılan çay fincanlara alınır. Bu tür bitki çaylarında genelde tatlandırmak için limon ve bal kullanılmalıdır ki istenilen faydayı sağlayabilsin. Bitki çayları nasıl demlenir öğrendikten sonra bilinmesi gereken en önemli noktaların bazıları her bitkinin çayı olmaz, bitkilerin her parçasının bileşeni farklı olduğu için yaprağı fayda sağlayan bitkinin kökü ya da meyvesi veya kökü fayda sağlayan bir bitkinin yaprağı ya da meyvesi aynı etkiyi sağlamayabilir. Bu yüzden çayını yapmayı istediğiniz bitkiyi ilk önce araştırmalısınız. Aynı şekilde bazı bitkiler demlenerek bazıları ise kaynatılarak hazırlanır.

Doğa, doğru anlaşıldığı sürece tanrının sihirli çubuğu gibidir. Anlaşılma sürecinin de başıdır sevgi…

* Drog: Hayvan ve bitkilerden kurutularak veya özel metotlarla toplanarak elde edilen, eczacılık ve kısmen sanayide kullanılan ham veya yarı ham madde. / Doğal maddelerden elde edilen ve tedavi amacıyla kullanılan ilaç hammaddesi.

Vegan eko anarşist tutsak Osman Evcan 21 gündür açlık grevinde

Hapishanelerdeki vegan ve vejetaryen tutuklar birçok diğer konunun yanında beslenme anlamında da büyük sıkıntılar çekiyor. Bu duruma karşı tepkisini ortaya koyan ve direnen Osman Evcan, vegan beslenme hakkı için ikinci kez açlık grevine başladı. Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunan Osman Evcan, hak arayışı için 21 gündür açlık grevinde.

Kocaeli’deki Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Osman Evcan isimli anarşist tutuklu, vegan beslenme hakkı için 10 Kasım’dan bu yana açlık grevini sürdürüyor. Evcan’ın açlık grevi bugün itibariyle 21’inci gününe girerken, Evcan’ın direnişine destek ise büyüyor.

Evcan daha önce de vegan beslenme hakkı için açlık grevi yapmıştı. Evcan, mücadelesi sonucunda vegan beslenme hakkını elde etmişti. Fakat sonra cezaevi yönetimi tarafından bu hakkının tekrar engellendiği iddia ediliyor. Evcan, bunun üzerine ikinci kez açlık grevi başlattı. İlgili kurum ve kuruluşlara dilekçe yazdığını belirten Evcan, dilekçelerine cevap alana kadar açık grevini sürdüreceğini söylüyor.

 

Evcan, konuyla ilgili bir mektup yazdı. Evcan, bu mektupta vegan beslenme hakkının cezaevi tarafından keyfi şekilde engellendiğini ifade etti. İşte bu mektuptan bazı satır başları:

– Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan vegan eko anarşist bir tutsağım. Vegan yaşama başlamam nedeniyle hayvan eti ve hayvansal ürün yemiyorum. Hayvan bedeninde yapılmış olan hiçbir eşyayı kullanmıyorum. Bu yaşam tarzım, hayvan özgürlüğü ve hayvan haklarıyla ilişkili olduğundandır.

– Kocaeli 1 Nolu F Tipi’ne 24 Nisan 2014 tarihinde gelmiş oldum. Vegan beslenmekte olduğumu bir dilekçe yazarak cezaevi yönetimine bildirmiş oldum. Hayvan eti ve hayvansal ürünler yemediğimi, sebze-meyve, tahıl ve bakliyat türü gıdalarla beslenmekte olduğumu cezaevi idaresine ve açık cezaevi kurum müdürlüğüne iletmiş oldum. Vegan beslenmemi bu gıdalarla sürdürmüş olduğumdan dolayı yemeklerimin ve iaşemin bu tür beslenmeye uygun olacak şekilde düzenlenmesini talep etmiş oldum.

Osman Evcan 4
– Ayrıca cezaevi iç ve dış kantininde vegan beslenme ihtiyacımı karşılayacak vegan ürünlerin bulundurulmasını ve satılmasını talep etmiş oldum. Uzunca bir süre bu taleplerim kabul edilmedi. Bulunmakta olduğum Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi İdaresi’ne ve yemeklerin pişirildiği Kocaeli Açık Cezaevi Kurum Müdürlüğüne onlarca kez dilekçeler yazmama rağmen dilekçelerime yanıt verilmedi.

– Vegan beslenme, iaşe ve iç-dış kantinden ihtiyacımız olan vegan gıdaları temin edemediğimiz için sağlık problemleri yaşamaya başladım. Yetersiz dengesiz beslenme durumu sık sık hastalanmamı beraberinde getirmiş oldu. Vücudum dayanıklığını yitirmiş oldu. Bu süreçte baskıcı, otoriter ve keyfi uygulamalara karşı direnmek ve temel insani haklarımızın iadesi için en son çare olarak 25 Mayıs 2015 tarihinde süresiz açlık grevi eylemine başladım. Bu eylemim 33 gün sürmüş oldu. 26 Haziran 2015 tarihinde açlık grevi eylemimin talepleri kabul edildi.

Osman Evcan 5 – Biz vegan tutsaklara sağlanan bu haklar 26 Haziran 2015 tarihinde kabul edildi ve uygulamaya konuldu. Yaklaşık olarak 4 ay kadar sürmüş oldu. En son olarak da 06 Kasım 2015 tarihinde cezaevi idaresi tarafından keyfi bir biçimde ve otoriter bir uygulamayla yasaklandı. Bu uygulama insani olmayan, hukuki olmayan baskıcı bir uygulamadır. Hak gaspıdır, hak ihlalidir. Yıllarca süren çabalarımız, mücadelemiz ve ölüm pahasına yaptığımız açlık grevi eylemimiz sonucu vegan anarşist tutsakların kazanmış olduğu bu yaşamsal haklar bir çırpıda gasp edilmiştir. Temel insani evrensel haklarımız bir anda ihlal edilip yok sayılmıştır.

– En son olarak 6 Kasım 2015 tarihinde ihtiyacımız olan vegan gıda-ürün kolisi kargo ile Vegan Dükkan tarafından bulunduğum cezaevine postalanmış oldu. Koliyi almaya gittim. Koli açıldı, içindekiler tek tek incelendi. fakat tarafıma verilmedi, depoya konuldu. Cezaevi idaresi bundan sonra kargo ile gelen ürünleri vegan tutsaklara vermeyeceğiz demiş oldular.Aynı uygulama C-Blok’ta bulunan ve vegan beslenen Kemal Toka isimli arkadaşa da yapıldı. Onun vegan beslenme hakları da aynı şekilde gaspedildi. Söz konusu bu hak gaspları ve hak ihlalleri vejetaryen ve hasta tutsaklara yönelik olarak da sistematik olarak uygulanmaktadır.

Osman Evcan 6 – Vegan tutsaklar, vejetaryen tutsaklar ve hasta tutsaklar olarak yaşadığımız bu özgün hak gasplarına ek olarak cezaevinde yaşanan ve tüm tutsaklara yönelmiş pek çok sorun yaşanmaktadır. Cezaevi idaresinin uygulamış olduğu otorier, keyfi uygulamalar insani hak ihlallerini ve gasplarını beraberinde getiriyor.

– Cezaevi idaresinin bu hak gaspları ve ihlallerini kınamak ve ihlal edilen temel insani haklarımızın geri iade edilmesi amacıyla 10 Kasım 2015 tarihinde süresiz açlık grevi eylemine başladım. insani haklarımız iade edilene kadar süresiz açlık grevi eylemine devam edeceğimi kamuoyunun bilgilerine sunmak istiyorum.

Evcan’ın mektubunun tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz.

Osman Evcan’a destek için 5 Aralık’ta Kandıra’ya gidiliyor

Açlık grevindeki Osman Evcan için 5 Aralık’ta eş zamanlı küresel/yerel eylem çağrısı yapıldı. Facebook üstünden örgütlenilen etkinlik için Osman Evcan’ın destekçileri 5 Haziran Cumartesi günü Kocaeli 1 Nolu Cezaevi’ne gidecek.

Rebecca Szeto’nun boya fırçaları üzerine yaptığı portreleri

Rebecca Szeto, aniden gelen bir fikirle kullanılmış boya fırçalarını güzel ve değerli sanat eserlerine çevirmeye başlamış.

Boya fırçaları üzerine yaptığı kadın portreleri ile tüketim çılgınlığına bir eleştiri getirirken “İşsizlik & Emek Vermek-Değersiz Eşya & Hazine” gibi karşıt kavramları da birbirine karıştırıyor. 

Boya Fırçasına yapılan portreler foto 14

Çalışmalarının başında 17’inci yüzyıl ressamı Velazquez’in Las Meninas tablosundan ilham almış ve materyal olarak mütevazı, ömrü tükenmiş, seri üretim malzemelerini kullanmış. Boya fırçasına yapılan portreler sanatçıya göre bir öze dönüş, konunun hem kendisi hem objesi olmak.

“Bu çalışmalar eski şaheserlerde kalan duyarlılığa bir saygı duruşu niteliğinde, o yüzden sadece modernist stil diye betimlenemez. Çalışmalar; politik (işsizlik-emek) ve tüketimi özendiren (çöp ve hazine) gibi kavramların gerçekliğini karıştırarak sonsuz bir döngü gibi görünen bu durumlara dönüştürücü eylemler ışığında kuşkuyla bakmamızı sağlıyor. Aynı zamanda fırça, sözcük oyunu için de uygun. Kadınların konu olduğu çalışmalar sanat tarihinde ne kadar çoksa kadınların fırça kullanarak bırakabildiği izler, bu ataerkil düzende o kadar azdır. Çalışmalarımda, her bir fırçayı tekrarlı ve yavaş bir şekilde yontarak portresini yapmaya çalıştığım bireyleri oluşturdum. Öngörüyle çalışarak, fırçanın katmanlı yüzeylerini çalışmaya ortak ettim ve nihai halini vererek insan formuna getirdim.”

Boya Fırçasına yapılan portreler foto 2 - KopyaBoya Fırçasına yapılan portreler foto 1 - Kopya - KopyaBoya Fırçasına yapılan portreler foto 3 - KopyaBoya Fırçasına yapılan portreler foto 6Boya Fırçasına yapılan portreler foto 5Boya Fırçasına yapılan portreler foto 7Boya Fırçasına yapılan portreler foto 9Boya Fırçasına yapılan portreler foto 12Boya Fırçasına yapılan portreler foto 8Boya Fırçasına yapılan portreler foto 10Boya Fırçasına yapılan portreler foto 13Boya Fırçasına yapılan portreler foto 11

Kaynak: Juxtapoz

Noel hediyesi olarak oyuncakçı satın alan kadın: Carol Suchman

0

Kimsesiz çocuklara oyuncakçı satın almak mı? Yanlış duymadınız. New York’taki binlerce kimsesiz çocuk bu sene Noel’de mutluluktan daha fazlasına sahip olacak.

Carol Suchman her sene bayram zamanlarında oyuncak alıp kimsesiz çocuklara bağışlayan koca yürekli bir kadın. Bu sene kendini aşarak bütün bir oyuncakçıyı satın aldı ve içindeki her şeyi New York’taki kimsesiz çocuklara bağışladı.

NY1 kanalının haberine göre Carol, kendi mahallesi West Village’da yürürken Hudson Part Store adlı oyuncakçıyı ve camındaki “Kapatıyoruz” ilanını görmüş. Noel çevreye mutluluk saçıldığı, çocukların sevindirildiği bir bayram olduğu için bu sene daha fazla çocuğu mutlu etme düşüncesiyle dükkanın sahibiyle iletişime geçmiş.

Fiyat üzerinde anlaştıktan sonra dükkanı satın almış ve içindekileri New York’un Kimsesizler Departmanı’na iletmiş.

Oyuncakçı

Bu kış kimsesiz çocuklara binlerce oyuncak, peluş hayvan, sanat ve okul malzemeleri hediye edilecek. Hepsi iyiliksever bir kadın sayesinde.

Kimsesizler Departmanı direktörlerinden Said Antonio Rodriquez, “Yıllardır bu işi yapıyorum ve birçok yardımsever sponsorumuz var fakat söylemeliyim ki böyle bir şey ile ilk defa karşılaşıyorum” diyor.

Dünya böyle insanlar oldukça daha güzel ve yaşanılabilir bir yer.

Kaynak: True Activist