Ana Sayfa Blog Sayfa 543

İmha günleri geri döndü, çanlar TÜBİTAK için çalıyor

TÜBİTAK “yerlilik ve kültürel uyum” kriterine uymadığı gerekçesiyle “Gökkuşağının Tüm Renkleri” adlı kitabı da toplattı, kitaplar imha edilecek. Peki, TÜBİTAK ne yapmaya çalışıyor?

Geçtiğimiz haftalarda sık sık duyduğumuz ve konuştuğumuz konuydu TÜBİTAK’ın “bazı” kitapları toplatması ve ardından imha edecek olması. Bu devirde herhangi bir kitabın imha edileceği fikri zaten kafamızı allak bullak etmişti. Kitap yakmak doğru mudur, kitap yakmak çözüm müdür, kitabı yaktığınız zaman içinde yazanları da yakmış mı olursunuz? Bunların hepsi tek bir cevaba sahip: Hayır!

Çok farklı günlerin içinden geçtiğimiz ve aslında bakarsanız klişelerin aksine “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz” o zaman, tam da bu zaman. Acaba yanlışlıkla zaman makinesine bindik ve geriye mi döndü her şey, zekâlarla birlikte?

Gökkuşağının Tüm Renkleri hiçbir nefret söylemi içermeyen, hiçbir kültürü rahatsız etmeyecek, kimseyi inancı bakımından yargılamayacak ve bunarın yapılmasına da topyekûn karşı çıkan pozitif ve ayrımsız düşüncelerden oluşan bir kitap. Ancak Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu yani TÜBİTAK’ın adını da değiştirmesi, galiba, an meselesi. Sizlerle kitabın içeriğini detaylıca paylaşmadan önce bu eşsiz kuruma, “Türkiye Üzme, Bozma ve Toplatma İmha Kurumu, Türkiye’nin Üstün Bağnazlık, İzahsızlık ve Tanıtımı Kurumu, Türkiyeli Üzgünlerini Belirleyip İlk fırsatta hepsini Toplayıp yok etme Kurumu” gibi isimler önermeden geçemeyeceğim. 

Her renk tek başına eşsiz ve özel

Aslında şahane denilebilecek ifadeler yer alıyor Gökkuşağının Tüm Renkleri’nde. Buyurun kitabı buradan okuyun. Pek çok kitapçıda bulamadım kitabı, ancak sanal ortamdan bulma ihtimalimiz mevcut. Tabii ki arşivlik bir adet edinmek gerek. 

“Gökkuşağında birçok renk vardır ve her bir renk diğerinden farklıdır. Her renk tek başına da eşsiz ve özeldir, ama yan yana geldiklerinde en güzel, harika bir manzarayı, yani bir gökkuşağını oluştururlar. Tıpkı gökkuşağındaki renkler gibi insanların her biri de eşsizdir. Dünyanın her yerinden insanlar bir araya geldiğinde, gökkuşağı kadar sevimli bir manzara oluştururlar.

tubitak-gokkusaginin-tum-renkleri-kitabini-toplatti-1

İnsanlar içlerinde hep aynı

İnsanlar her ne kadar dıştan farklı görünseler de içlerinde hep aynıdırlar. Derilerimizin çok farklı renkleri ve tonları vardır. Bazılarımızın derisi koyu bazılarımızınsa açıktır. Bazı deriler güneşte güzelce bronzlaşır, bazılarındaysa güneş yanıkları olur. Fakat derilerimiz ne kadar farklı görünürse görünsün, açık ya da koyu, hepimizin ten rengi güzeldir.

Saçlarımız birbirinden çok farklı şekillerde, farklı uzunlukta ve açık ya da koyu tonlarıyla farklı renklerde olabilir. Saçımız siyah, kahverengi, kızıl ya da sarı ve bu renklerin birçok tonunda olabilir. Bazı saçlar kıvırcıktır bazılarıysa düzdür. Saçlarımız uzun ya da kısa, açık ya da koyu, örülmüş ya da atkuyruğu yapılmış halde olursa olsun, hepimizin saçları güzeldir.

Gözlerimiz farklı görünse de hepimizde görmemizi sağlayan iki göz var. Bazı insanların gözleri yuvarlaktır, bazılarının da çekik; bazı gözler büyük, bazıları da küçüktür. Bazı insanların koyu kahverengi gözleri, bazılarının da açık kahverengi gözleri vardır. Başka insanların gözleri mavi, hatta bazılarının ki de yeşildir.

Hepimiz farklı giysiler giyeriz. Bazı insanlar kot pantolon giyer; bazılarıysa burka giyer, ama hepimiz giysi giyeriz. Giysiler bizi sıcak tutar, ayrıca kim olduğumuzu anlatır, hatta nereli olduğumuzu gösterir.

tubitak-gokkusaginin-tum-renkleri-kitabini-toplatti-2Hepimiz konuştuğumuz dil bakımından da eşsiziz. Çevremizdeki çoğu kişi Türkçe konuşur ama başka birçok kişi de İngilizce, Çince, İspanyolca, Arapça ya da başka bir dili konuşur. Bazı kişiler birden fazla çok dili konuşabilir, ama hepimiz iletişim kurmak için dilden yararlanırız. Başkalarının ne söylediğini anlamıyorsak bile, bir gülümsemenin ne demek olduğunu hepimiz anlarız. Haydi hep beraber gülümseyelim!

Ayrıca hepimiz farklı yemekler yeriz. Bazı insanlar pizza yemekten hoşlanır, bazılarıysa pilav yemeyi tercih eder. Bazılarımız hamur işi yiyecekleri çok severken başkaları bol baharatlı kızarmış tavuk yemeyi çok sever. Birçok yemek çeşidi var ve yemeye alışık olduğumuz yiyeceklerden farklı bile olsa yeni bir şey denemek her zaman zevklidir.

İnsanlar kendi içlerinde eşsizdir

Her gökkuşağı eşsizdir, fakat her birinde aynı olan birçok şey vardır. Her gökkuşağı yay şeklindedir. Her gökkuşağı altı tane canlı renkten oluşur: sarı, mavi, yeşil, kırmızı, turuncu ve mor. Gökkuşağı, gökyüzünde güneş ışığı ile yağmur eğer aynı anda varsa oluşur. İnsanlar kendi içlerinde eşsizdirler, ama tıpkı bir gökkuşağında olduğu gibi, bizim de birçok ortak yönümüz vardır: mutlu oluruz, üzülürüz, severiz ve acı duyarız. Mutluyken daha çok gülümseriz, üzgünken ağlayabiliriz. Düştüğümüzde acı duyarız. Kötü bir rüya gördüğümüzde korkarız ve bizim için özel olan birisi bizi kucakladığında sevgi hissederiz.

Her birimizin bize bakan, bizi seven bir ailesi ve ev dediğimiz bir mekânı vardır. Evimiz ve ailemiz dışarıdan herkese farklı görünebilir, ama içeride bize sevgi, sıcaklık verir ve kendimizi güvende hissetmemizi sağlar. Evden daha iyi bir yer yoktur!

Hepimiz arkadaşlarımızla kaykay, misket, sek sek ya da saklambaç oynayarak vakit geçirmekten hoşlanırız. Kim olduğumuz ya da nerede yaşadığımız hiç mi hiç önemli değildir: Hepimiz eğlenmek ve büyürken arkadaşlarımızla beraber olmak isteriz.

Hepimiz aileleri ve arkadaşları bir araya getiren özel günleri kutlamayı severiz. Özel bir gün belki doğumgünü, yılbaşı, Ramazan Bayramı, ya da Işıklar Bayramı olabilir. Her ne olursa olsun, özel günler yaşamlarımıza anlam ve birliktelik getirir. Haydi kutlayalım!

Tıpkı gökkuşağında olduğu gibi, bizim de hem eşsiz hem de benzer yönlerimizin olduğunu gördük. Hepimizin derisi, saçı ve gözleri var. Hepimiz giysi giyiyoruz, iletişim kurmak için dil kullanıyoruz ve yemek yiyoruz. Hepimizin hisleri, düşünceleri, umutları ve düşleri var. Canımız acıdığında ağlıyoruz, mutlu olduğumuzda da gülüyoruz. Gençken geleceği, yaşlanınca da geçmişi düşlüyoruz.

Haydi, farklılıklarımızı kutlayalım!
Haydi, eşsiz oluşumuzun değerini bilelim!
Haydi, bir araya gelelim ve gökkuşağını oluşturalım!

Yazarı: Jennifer Moore-Mallinos
Çizeri: Marta Fabrega
Yayın Evi: Tübitak Yayıncılık
Yayın Evi Sitesi: https://esatis.tubitak.gov.tr

Koç Üniversitesi Vegan Haftası’nda Zülal Kalkandelen etik veganizmi anlattı

0

Veganizm, dünya çağında yeni yeni ivme kazanmaya başlamış bir hareket. Kapsamı, savunduğu konular ve uygulamaları henüz büyük kitleler tarafından tam olarak anlaşılmamış olsa da bu bağlamda sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Kişiler; sağlık, çevre veya etik gibi çeşitli sebeplerle veganlığı seçebiliyor. Zülal Kalkandelen de Koç Üniversitesi Vegan haftası kapsamında “Etik veganizm” hakkında konuştu.

“Veganlık bir şiddetsizlik hareketidir”

Zülal Kalkandelen konuşmasına veganlığın nasıl şiddetsizlik hareketi olduğunu açıklayarak başladı: “Veganizm sömürünün tüm çeşitlerini reddeder. Hayvanların da hislerinin, bilinçlerinin ve korkularının olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Izdırabın hiçbir etik yanı yok.”

Etik veganlık

Hayvanların bilinç sahibi olup olmadığı konuları hakkında bilimsel kesitler sundu ve bu gelişmeler ile ilgili kaynaklardan bölümler paylaştı. Bilimsel gerçeklerin inkâr edilmemesi gerektiğine ve kendi içimizden başlayarak bir sorgulamaya gitmemizin önemine değindi: “Artık bilgiye ulaşmak çok daha kolay ve hızlı. Bilmiyordum demek bahane değil. Bazı şeyler değişime uğruyor. Örneğin, artık kölelikten bahsetmiyoruz ya da eskiden sokaklarda oynatılan ayıları görmüyoruz. Bunlar bize ilkel geliyor. Akıl ve vicdan süzgecinden geçirmek lazım. Zevk, kolaylık, tat alma ve benzeri şeyler bahane olarak adlandırılamaz. Bu insanın dürüst olma serüveni. Toplumsal yapılanmadan dolayı ilk başta yabancılaşma, yalnızlaşma yaşanabilir ama kendimize sorular sormalı ve sorgulamalıyız.”

Etik veganizm katı bir duruş mudur?

Gelen eleştirilerin bu yönde olmasına karşın, etik veganizm katı olmadığına, tam tersine dürüst bir duruş sergilemek olduğuna değindi Zülal Kalkandelen. “Hayvan refahı” adı altında yapılan kafes alanı büyütme, hayvanları kesinden önce kırlarda gezdirme gibi uygulamaların yanlış mesaj verdiğine ve “hayvan hakları” ile aynı kefeye konulamayacağına değindi. Eşitlik veya özgürlük gibi konuların “insan” ile sınırlı olmasının ironikliğine değinip, etik veganizmi yaşam hakkını bütüncül olarak savunan bir hareket olarak nitelendirerek bu konunun altını çizdi.

Hayvan Özgürlüğü

“Etik veganizm nettir”

Etik veganizmde indirgeme veya yumuşatma yapılamayacağını söyleyen Kalkandelen, veganizmi politika ile güçlendirilmiş etik, doğa, sağlık üçlüsü içinde ele alarak düşünebileceğimizi belirtti.

Zülal Kalkandelen kimdir?

Züalal Kalkandelen “Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi” adlı, bu konuda yazılmış ilk Türkçe kitabın yazarıdır. Aynı zamanda gazeteci ve radyo programcısı olan Kalkandelen Jeffrey Moussaieff Masson’un “The Face On Your Plate” adlı kitabını Türkçe’ye “Tabağındaki Yüz – Gıda Hakkındaki Gerçekler” adıyla çevirmiştir.

Vegan haftası aşağıdaki etkinlikler ile bugün, yarın ve cuma günü de devam edecek.

2 Aralık Çarşamba 17.30 Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Güray Tezcan “Irkçılık ve İnsanmerkezcilik: Topyekün Özgürleşme Mümkün Mü?”

3 Aralık Perşembe 17.30 Forum: Vegan Öğrenci Olmak

4 Aralık Cuma 17.30 Yeliz Utku Konca ile Soru – Cevap “Vegan Olmayan Bir Dünyada Vegan Olmak”

 

Kullanılmış kargo konteynerleri yaşam alanları olarak geri dönüşüyor (mu?)

Yaşamın birçok alanında olduğu gibi tasarımda da yeşil hareket, dünya çapında geçerlilik kazanıyor; mimarlar da tasarımlarında çevreci yaklaşımlara yer veriyor. Geleneksel malzeme ve yapım tekniklerine alternatif olarak görülen kargo konteynerleri, kullanılmış malzemenin geri dönüşümünü sağlama olasılığıyla çağdaş tasarımcılar ve kullanıcılar için akılcı bir seçim olarak öne çıkıyor. Nakliye görevini tamamlayan konteynerleri boş olarak geldiği ülkeye geri göndermek, yenisini satın almaktan daha maliyetli. Bu nedenle dünyanın her yerindeki limanlarda, kullanılmayan kargo konteynerleri bulmak mümkün.

Sağlamlığı, zorlu hava koşullarına dayanıklı oluşu, ucuzluğu, erişim kolaylığı, prefabrik olarak hızlı üretilmeye ve geri dönüşümle yeniden kullanılmaya müsait oluşu gibi avantajlar var. Bu avantajlar kargo konteynerlerini mimarlar için oldukça çekici, yeni bir tasarım nesnesi haline getiriyor. Kullanıcılar ve tasarım takipçileri tarafından da hem görsel anlamda yeni bir keşif hem de çevreye duyarlı ve akıllı tasarımın çağdaş bir sunumu olarak beğeni topluyor.

LOT-EK tasarımı Puma City, taşınabilir bir mağaza ve etkinlik alanı.
LOT-EK tasarımı Puma City, taşınabilir bir mağaza ve etkinlik alanı.

Tasarlanma amacı dışında kullanılan çoğu üründe olduğu gibi konteynerler de avantajlarının yanında uygulamaya yönelik problemleri de beraberinde getiriyor. Konteynerlerin yeniden kullanımı, enerji ve para sarfiyatına yönelik verimli bir alternatif olarak görünse de bu metal kutuları içinde yaşanılır hale getirmek için harcanan enerji tahmin edilenden fazla.

Kullanılmış konteynerlerin, geri dönüşümü için ciddi bir temizliğe maruz kalması gerekiyor, çünkü yüzeylerini okyanusta ulaşıma dayanıklı kılan kaplamalar kromat, fosfor ve kurşun gibi zararlı kimyasallar içeriyor. Ayrıca konteynerlerin çoğunda kullanılan ahşap döşemelerin, bitki zararlılarını uzak tutmak adına, krom ve arsenik gibi kimyasal pestisitler içerdiği biliniyor. Kumlama tekniği ile yüzeyi soyularak temizlenen bir konteyner, kullanabilecek hale gelene kadar yaklaşık 500 kilo kadar zehirli atık üretiyor, konteynerleri taşıma ve yerleştirmede kullanılan ağır makinelerin tükettiği fosil yakıt da projenin ekolojik ayak izine önemli bir yük getiriyor.

Olumsuzluklar da mevcut

Öte yandan, içinde yaşayabilmek için konteyner yüzeylerinin çok iyi yalıtılması gerekiyor, aksi takdirde metal malzemenin iletkenliği ve ısıl kütle etkinliği düşünüldüğünde, iklime göre donmanız ya da yanmanız işten bile değil. Yüzeyleri yalıtmak, konteynerin içinde ya da dışında ikinci bir kabuk imal etmek anlamına geliyor. İçe yapılan yalıtım ile tesisatı saklamak ve dışarıda konteyner görüntüsünü korumak mümkün, fakat ciddi bir ısı köprüsü ve yoğuşma problemiyle baş etmek gerek. Dıştan yalıtım ise teknik açıdan daha sağlıklı olmakla birlikte yapının yeni bir sistemle kaplanması anlamına geliyor. Her iki uygulama da yapılan işin verimini sorgulatıyor.

Olumsuz bir diğer faktör, konteynerin boyutları; sorun, konteynerlerin yaşama birimleri olabilmek için çok dar olmaları. Ortalama bir konteynerin 2,35 metre olan genişliği, yalıtım ve diğer bitirme malzemeleri uygulandığında 2,10 metreye kadar düşüyor. Birden fazla konteyneri birleştirip geniş mekânlar yaratmayı düşündüğümüzde ise karşımıza yapısal bir problem çıkıyor; konteynerin yüzeyleri yük taşımaya müsait değil. Dolayısıyla, bir konteynerin yüzeyinde açacağımız delikler (örneğin kapı ve pencereler) yapısal bütünlüğü bozduğu için ekstra bir konstrüksiyon kurarak sistemi güçlendirmek gerekiyor.

Diğer bir yapısal kısıtlama, konteynerleri üst üste kullanırken karşımıza çıkıyor. Konteynerlerin üst üste stoklanmak üzere tasarlanmış ve kendi kendini taşıyabilen kapalı kutular olmasını fırsat bilen mimarlar, konteynerleri tıpkı Lego parçalarıyla oynar gibi kullanarak farklı tasarımlar yapıyorlar. Tasarlarken farkına varılmayan, ancak iş inşa etmeye geldiğinde karşılaşılan gerçek, konteynerlerin köşelerinden üst üste koyulmadığında yapısal olarak taşınamayacak bir sistem oluşu; yani konteyner bloklarını konsol çıkarak ya da şaşırtarak farklı açılarda üst üste koyabilmek için projeye yine ekstra destek taşıyıcı gerekiyor.

Sonuç olarak, yapının tüm yüzeylerinin temizlenmesi, döşemelerin değiştirilmesi, bir çatı sistemi kurulması, özel tekniklerle kapı, pencere ve benzeri açıklıkların kesilip çıkarılması, destek taşıyıcı sistemlerin kurulması, yalıtım, tesisat, nakliye işleri derken harcanan kaynaklar artıyor. Herhangi bir prefabrik sistemden daha ucuz, daha hızlı veya daha verimli olmayabilen bu sistem, “geri dönüşüm”, “yeşil”, “ekolojik” olarak yansıtılan projelerin etkinliğinden şüphe duymaya yol açıyor.

Mumbai’de gökdelen tasarım yarışması öneri proje, CRG Architects
Mumbai’de gökdelen tasarım yarışması öneri proje, CRG Architects

Çok sayıda başarılı örnek umut veriyor

Mumbai’nin konut sorununa çözüm aramak için açılan, konteynerden gökdelen tasarım yarışmasına gönderilen projeleri eleştiren, kendisi de kargo konteynerleri ile çalışan mimar Mark Hogan’a göre, konu endüstriyel estetiğin arzulandığı geçici bir tesis ya da koşullar gereği yerinde inşa edilmesi uygun bulunmayan bir yapı olduğunda, duyarlı ve mantıklı bir çözüm olabilecek konteyner, konu kalıcı bir yapı özellikle konut olduğunda mantığını ve gücünü kaybedebiliyor. Barınmayı çözülmesi gereken teknolojik bir sorun olarak görmeyen Hogan, en ekonomik yolla en kısa zamanda barınma (afet, mültecilik gibi durumlarda) veya bireysel mobil barınma ihtiyacı söz konusuysa konteynerlerin uygun bir çözüm olabileceğini savunuyor.

Geleceğin mimarlığı ve yapım tekniklerini düşünürken, ekoloji ve azalan kaynakları göz önünde bulundurmak, duyarlılıktan öte artık bir zorunluluk haline geldikçe hızlı, ucuz, mobil ve “yeşil” sistemler geleceğin mimarlığında daha büyük yer tutacağa benziyor. Fakat her şeyin kolaylıkla trend ve pazarlama aracı haline geldiği, hap bilgiler denizi içinde boğulduğumuz şu günlerde, görselliğe ve tanıtım stratejilerine kapılarak kolaylıkla yanılmamız ve önümüze “eko”, “yeşil”, “geri dönüşüm” etiketiyle gelen her ürünü veya projeyi “beğenip” benimsememiz çok mümkün. Yeni ve “yeşil” fikirler üretmeye, duymaya ve görmeye ihtiyacımız var. Ancak yaşam alanlarımızın çeşitli yollarla pazarlanan tüketim nesneleri durumuna düştüğü bu ortamı iyileştirmek adına, dürüst tasarımlar talep etmek ve değer yaratma söylemiyle sunulan fikirlerin hayata geçirilme sürecini takip etmek gerekiyor. Dünyanın imdat çağrısına cevap vermenin yolu, doğru bilgi ve gerçek deneyimlerden yola çıkan yaratıcı çözümlerden geçiyor.

Tüm bunların üzerine, “E nasıl yapılacak bu iş?” diye soranlara, merak edip incelemek isteyenlere, çok sayıdaki başarılı örnekten birkaçını buraya bırakalım…

LOT-EK tasarımı MDU, dünyanın her yerine taşınabilir mobil bir konut projesi. Cepheye çıkma yapan birimler, istenildiğinde içeri itilerek taşımayı kolaylaştırıyor.
LOT-EK tasarımı MDU, dünyanın her yerine taşınabilir mobil bir konut projesi. Cepheye çıkma yapan birimler, istenildiğinde içeri itilerek taşımayı kolaylaştırıyor.
Atelier Workshop tasarımı Port-A-Bach, Çin’de imal edilip Yeni Zelanda’ya taşınmış, mobil bir tatil kulübesi. Katlanıp açılabilir tasarlanan konteyner cepheleri alan kullanımında akıllıca öneriler sunuyor.
Atelier Workshop tasarımı Port-A-Bach, Çin’de imal edilip Yeni Zelanda’ya taşınmış, mobil bir tatil kulübesi. Katlanıp açılabilir tasarlanan konteyner cepheleri alan kullanımında akıllıca öneriler sunuyor.
Arcgency tasarımı Unionkul, yüzde 90 geri dönüşebilir malzemeden, geçici bir çalışma dönemi için inşa edilmiş bir ofis yapısı; konteyner estetiğinin iyi örneklerinden.
Arcgency tasarımı Unionkul, yüzde 90 geri dönüşebilir malzemeden, geçici bir çalışma dönemi için inşa edilmiş bir ofis yapısı; konteyner estetiğinin iyi örneklerinden.

Kaynak: Arch Daily, Tree Hugger 1 / 2

Norveç’ten sanatçılara müjde: Oturma izni ve hibe sağlanacak

Norveç’te bulunan Nordik Sanat Merkezi, tüm dünyadaki sanatçılara müjdeli bir haber verdi. Duyuruya göre merkez, dünyanın her yerinden sanatçılara hibe ve oturma izni desteği sağlayacak.

Ülke ayırt etmeksizin dünyanın bütün bölgelerinden sanatçıların katılabileceği duyuruda, sanat merkezi gelecek bireyler için 3 aylık süre boyunca yaşam ve ofis alanı, aylık hibe, oturma izni veriyor, aynı zamanda seyahat masraflarını karşılıyor. 

Nordik Sanat Merkezi 2

Nordik Simit’in haberine göre, 2017 başvuruları henüz açılmayan programın yeni kayıtları Mart 2016 tarihinde alması bekleniyor.

Açılacak programa profesyonel sanatçılar, tasarımcılar, mimarlar ve bağımsız küratörler başvurabilecek. Başvuran bireyin seçilmesi durumunda ise aylık 3 bin TL’lik hibe veriliyor ve bin 800 TL’ye kadar seyahat masrafları karşılanıyor. Aynı zamanda hem hizmetinize bir stüdyo ve 50 metrekarelik bir daire veriliyor.

Nordik Sanat Merkezi 3

Harika manzaralı bu sanat merkezinde kısa da olsa böylesine bir zaman geçirmek, tüm dünyadaki sanatçıların ilgisini çekmiş durumda. Sanat merkezinin kendi Facebook sayfalarından eylül ayında duyurdukları açıklamaya göre, 2016 programları için 19 sanatçı seçildi. Tanzanya’dan Meksika’ya, Amerika’dan İsveç’e kadar pek çok ülkeden sanatçı bulunuyor.

Nordik Sanat Merkezi 4Nordik Sanat Merkezi 5

Hazırlayan:Burak Avşar

1957 yılında gömülmüş bir zaman kapsülü bulundu

0

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tamamıyla gelecekle ilgilenen bir kurum. Fakan MIT’de açılacak yeni bir nanoteknoloji laboratuvarının (MIT.nano) inşaatı sırasında inşaatçılar, geçmişten bir şeye rastladılar. Bu şey içinde garip objeler, kağıtlar ve notlar olan garip bir cam kapsüldü.

Zaman kapsülü 1957 yılında MIT öğrencileri tarafından Compton Laboratuvarları’na ev sahipliği yapan 26 nolu binanın inşaatı sırasında gömülmüştü. Geçtiğimiz haftalarda yine bir başka inşaat bu zaman kapsülünü yerin altından çıkmaya zorladı. Kapsül, notlarla birlikte bilimsel ıvır zıvırlarla doluydu.

Zaman kapsülü tam 58 yıl yerin altında gömülü kaldı. Fakat çok daha uzun kalması öngörülerek gömülmüştü. Bilim insanları 2957 yılına kadar, yani tam bin yıl sonrasında yerinden çıkarılması için gömmüşlerdi. Kapsülü camdan yapmışlardı çünkü yerin altına gömdükleri şeyin bin yıl sonraki nesle ulaşabilmesi adına kapsülü ve içindekileri paslanmalardan ve çürümelerden korumak istemişlerdi.

İçerisinde umutlarıyla bin yıl sonrası için mesajlar taşıyan kapsülde ne yazdığını öğrenmek için videoyu izleyebilirsiniz (Video İngilizcedir).

MIT-Time-Capsule-1

MIT-Time-Capsule-2

Kaynak: PopSci

Cinsiyetsiz oyuncaklar için savaşanlar yeni bir zafer kazandı

0

Bütün dünya neden oğlan çocuklarına oyuncak bebeklerle oynayamayacağını ya da kız çocuklarına kamyonla oynayamayacağını söylemeye çalışıyor? Buna kafa yoran aileler geçen hafta sonu yeni bir zafer kazandı.

The Independent’in pazar günü yayınladığı habere göre, Toys “R” Us İngiltere, internet sitesinden cinsiyet kategorisini kaldırdı. Oyuncak şirketlerinin oyuncaklarını cinsiyetsiz bir biçimde satışa sunması için uğraşan Let Toys be Toys (Oyuncaklar oyuncak kalsın) grubu, Toys “R” Us’ı 2 yıldır bu adım için zorluyordu. Grup üyeleri pazar günü zaferlerini kutladı.

İnternet sitelerinde, “Bütün çocuklara karşı daha kucaklayıcı olmak için gösterilen çabalar sonucunda bu Noel’de pek çok çocuğu ve aileyi mutlu edecek gibi görünüyor” şeklinde bir demeç yayınladılar.

Elbette 2015’de bu başarı, kısıtlayıcı, bayatlamış psikolojik ve sosyolojik cinsiyet kimliklerinden uzaklaşabileceğimizi söyleyen herkesin başarısıdır. Ama oyuncak dünyasında her şey aydınlığa kavuşmuş değil.

Toys R Us

 

Toys “R” Us halihazırda İngiltere mağazalarından cinsiyet kategorisini kaldırdı ama şirketin en önemli parçalarından olan Amerikan internet sitesinde henüz kaldırmadı.

Toys R Us 2
“Shop By” altında artık oğlan ya da kız çocuklarına göre oyuncaklar diye bir kategori artık yok. (Toys R Us İngiltere internet sitesi)

Amerikanlar Black Friday veya Cyber Monday için siteye giriş yaptıklarında, hâlâ erkekler için “aksiyon figürleri, kızlar için oyuncak bebekler”in yer aldığı cinsiyet kısmını görecekler.

Geçen Ekim’de Toys “R” Us sözcüsü New York Times’a bunun sebebi için “Veriler müşterilerin hâlâ cinsiyete göre ürün araması yaptığını gösteriyor” dedi. İngilizler buna pek meyilli değil, diğer türlü Toys “R” Us’ın yapacak daha çok işi olurdu.

Kaynak: Fusion 

Japon demiryolları kaplumbağa tüneli inşa ediyor

Dünyanın en güvenilir ülkelerinden biri Japonya, artık sevimli dostlarımız kaplumbağalar için de çok daha güvenli! Japonya Demiryolları, can tehlikesi olmadan geçebilecekleri gibi tüneller inşa ederek kaplumbağaların rahatça yollarına devam etmelerini sağlıyor.

Japon demiryolu şirketleri son zamanlarda kaplumbağaların tren raylarından güvenli bir şekilde geçebilmeleri için harika bir yol buldu. Rayların altından geçen bir kaplumbağa tüneli inşa ediyor.

Raylardan geçerken, kaplumbağalar trenler tarafından ezilebiliyorlar veya gecikmelere neden olarak raylara sıkışabiliyorlar. Bu tüneller hem insanların hem de kaplumbağaların bu sorunlarını çözmektedirler.

Ne yazık ki bu güzel düşünce Kobe’deki akvaryum plajı Suma Aqualife Park’a giden yola düşünülmüş. Bu parka ulaşım da genelde tren ile sağlanıyor. Parkın okyanusa yakınlığından dolayı, her yıl birçok kaplumbağa tren raylarına sıkışıyor.

Siz siz olun hayvanların sömürüldüğü etkinliklere gitmeyin. Böyle yerler eğlence değil eziyettir!

turtle-tunnel-train-track-safety-japan-railways-1turtle-tunnel-train-track-safety-japan-railways-2
Kaynak: Rocket News, Neotorama

Dünyanın bozulan sağlığını tedavi edebilecek bir çözüm: Ekoköyler

0

Ekoköyler, dünya çapında popülerliği gittikçe artan bir yaşam tarzı. Yabancı literatürde peyzaj mimarlığı, turizm, çevre mühendisliği ve hatta iktisat gibi meslek disiplinlerince yüksek lisans ve doktora tezi konusu olarak ele alınmış, tartışmalı bir konudur. Tartışmalı bir konu, çünkü tezlerin hemen hemen yarısı ekoköy hareketinin en umut verici girişimlerden biri olduğu sonucuna varırken diğer yarısı ise bunun ütopik birkaç girişimden öteye gidemeyeceğini savunuyor. Peki, bu hareket ne zaman ve neden başladı? Daha çok insana ulaşmak için ne gibi girişimler gerçekleştirildi?

İnsan türü, modern davranışlarına yaklaşık 50 bin yıl önce kavuşmuş. Bu dönem boyunca silah yapımı, tarım, iğne ve ip, ateş, tekerlek ve yazı gibi buluşlar türümüzün dönüm noktaları olmuştur. Lakin bu dönemde, her bir keşfin arasında binlerce yıl bulunduğu tahmin edilirken beşeriyetin son yıllardaki keşifleri ile hayatımız inanılmaz bir hızla değişiyor. Endüstri devrimiyle başlayan buharlı makineler, elektrik, ampul, DNA, nükleer enerji gibi önemli keşifler hızla birbirini takip etmiş, hatta sadece 85 yıl içinde beşeriyet at arabalarından inip uzay mekiğine biner hale gelmiştir. Eğer bu gelişim hızı ivmesini koruyarak devam ederse bir insan ömrü içinde bile ayak uydurulamayacak teknolojilerin keşfedilmesi kaçınılmaz olacak.

Gelişen teknolojinin gündelik hayatlarımıza büyük kolaylıklar getirdiği yadsınamaz bir gerçektir; fakat teknolojinin bu hızı, kapitalist düzende çalkalanan insanlarda tüketim çılgınlığı (consumption frenzy) kavramını ortaya çıkardı. Nüfusun önlenemez artışıyla beraber insanların hazır ürünlere ulaşma isteği de kabardıkça kabardı. Fakat yaşamımızı kolaylaştıran tüm bu buluşlar iklim değişikliğini hızlandırıyor, dünyanın sağlığını gittikçe bozuyordu.

Sieben Linden Ekoköyü, Almanya
Sieben Linden Ekoköyü, Almanya

Doğal kapasitesini aşan bir dünyada yaşanması muhtemel çöküşler, insanlığı önümüzdeki yıllarda zorlu bir hayatta kalma mücadelesine sürükleyecek. İklim değişikliği, enerji kaynaklarının tüketilmesi ve doğanın tahribatı yüzünden oluşan krizler, insanlığın devamı için hâlihazırda bir tehdit oluşturuyor. Hayatta kalabilmemiz için doğal kaynakları çok daha az tüketen, sürdürülebilirlik, eşitlik ve iş birliği ilkelerine bağlı bir kültürü benimsememiz gerekiyor. Ancak bu geçişi sağlamak pek de kolay sayılabilecek bir iş değil. Ekoköyler bu geçişe öncülük edecek bir akım olarak ortaya çıkan girişimlerdir. Ekonominin, kültürün küreselleşip ekolojiyi önemsiz bir konuma düşüren yaşam stiline bir tepki olarak doğmuşlardır.

Findhorn Ekoköyü 333
Findhorn Ekoköyü, İskoçya

Ekoköyler arasında genelleme yapmayı zorlaştıracak çok fazla çeşitlilik mevcut. Örneğin; kuruluş tarihleri, kuruluş mekânları (kentsel, kırsal), kuruldukları coğrafya gibi parametreler ekoköylerin benzer doğa dostu teknolojileri kullanmasını imkânsız kılmakta. Fakat yine de bazı benzerlikleri kabaca tanımlamak mümkün. Örneğin; ekoköy sakinleri, ortak konut ve ekoyerleşkelere kıyasla işin sosyal ve spritüal boyutunu daha da ileri taşımışlardır ve tutumları daha radikaldir. Bunun yanında, yerleşkelerini tasarlamakla kalmaz, aynı zamanda inşa da ederler ve bunu yaparken çevreden elde ettikleri materyalleri kullanırlar. Global Ecovillage Network‘ün (Kürsel Ekoköy Ağı / GEN) kurulumundan bu yana birçok ekoköyde sürdürülebilir yaşam teknikleri ile ilgili eğitimler düzenlenmektedir. Tüm dünyadan katılımcılara açık olan bu eğitimler de ekoköylerin bir vazgeçilmezi haline gelmiştir. Yaşam tarzımıza çeki düzen vermeye dair pek çok bilginin paylaşıldığı bu etkinlikler yılda birçok kez tekrarlanmaktadır.

GEN’in en çok rağbet gören eğitimi Ecovillage Design Education‘dır (Ekoköy Tasarım Eğitimi / EDE). Dört haftalık bir eğitim olan EDE’de, ekoköyleri oluşturan dört boyut irdeleniyor. Bunlar sosyal, ekonomik, ekolojik ve dünya görüşü (bazı kaynaklara göre spritüal boyut) boyutlarıdır. Her bir boyutta incelenmek üzere ayrı birer ders dokümanı hazırlanmıştır.

Auroville, Hindistan
Auroville, Hindistan

Eğitim etkinlikleri, ekoköylerin dış dünya ile kurdukları en güçlü iletişim yolarıdır. Felsefelerini insanlara aktarma amacına yönelik yaptıkları en işlevsel çalışma olan bu eğitimler aynı zamanda ekoköylerin yerel ekonomisine de katkı sağlar. Yani bir gelir kapısıdır. Bu açıdan bakıldığında ekoköyler eğitim turizmi ve ekoturizmin birleştirildiği mekânlardır.

Bir ekoköyü oluşturan dört boyuttan belki de en önemlisi spritüal boyuttur. Çünkü ekoköy sakinlerinin kuruluş aşamasındaki heyecanını hiç kaybetmemesi ve bu yola baş koyması, ekoköylerin sürdürülebilirliğini sağlayan temel faktördür. Bu da yapılan işe tamamıyla kendini vermeyi gerektirir. Dünya genelinde başarısız olan ekoköy girişimleri incelendiğinde sorunun çıkış noktası, bu konudaki hassasiyetin yitirilmesine dayanmaktadır. Kapitalist düzene alışmış bir halkın rahat yaşamını bırakıp ekoköy yaşamına adapte olması şüphesiz zor bir süreç olacaktır. Önemli olan bunu sürdürebilmektir.

Dünyanın sağlığını düzeltmek için gerçekleştirilen çok farklı ölçeklerde çeşitli girişimler mevcut. Ekoköyler de bunlardan biri. Belki de en ileri gideni. Gelişmiş ülkelerde başarıyla yürütülen bu hareketin gelişmekte olan ülkelerde de ileri safhalara taşınması için GEN gibi kuruluşlara büyük görevler düşmektedir.

Bir umut, hiç nefes: Nefesim Kesilene Kadar

0

İlk olarak belgeselci kimliği ile sinemada adını duyuran Emine Emel Balcı, çekmiş olduğu ilk kurmaca film Nefesim Kesilene Kadar aracılığıyla güvencesiz hayatların sebep olduğu hayal kırıklıklarına değinmiş. Büyük şehirlerin herhangi köşesinden karşımıza çıkma ihtimali yüksek bir insan betimiyle ilerleyen film, ana iskeletini de bu karakterin çabaları üzerine kuruyor.

21’inci Gezici Festival’in bu yılki Güvencesiz Hayatlar temasının bir nevi simge filmi olarak gösterebileceğimiz Nefesim Kesilene Kadar, fragmanının yaymış olduğu durağanlık hissini ilk sahne itibariyle ortadan yok ederek bizlere hareketli bir tür sunuyor. Babası ile yeni bir hayata adım atmak isteyen Serap’ın hem çevresindekiler hem de zorunda kaldığı çetin şartlara karşı verdiği amansız mücadeleyi konu alan film, ismine yakışan bir tempoda ilerleyerek duru bir gerçekliğe kavuşmuş.

Hayatını tekstil atölyesinde haftalık ücret sistemi ile çalışarak geçindirmeye çalışan Serap, kazandığı üç kuruş paranın peşinde olan eniştesinin evinden ayrılmak ve babasıyla yeni bir ev tutmak ister. Lakin Serap’ın adım adım biriktirmiş olduğu umut kırıntıları ufacık bir rüzgâr esintisiyle savrulup gitmeye müsait bir yapıdadır.

nefesim kesilene kadar 1Nefesim Kesilene Kadar, aidiyet kavramının göreceli evrelerini seyirciye Serap karakterini takip ettirerek açıklamaya çalışan bir film. Üstelik bunu yaparken de karmakarışık kurgular ya da duygusal çıkmazlarla ilerlemekten ziyade, düz gerçekçi duruşlar sergiliyor. Özellikle omuz kamera açılarıyla gerçekleşen görüntü yönetimi, karakterlerin içinde bulunduğu durumları somut bir şekilde aktarabilmiş. İstanbul şehrinin insanı en derinine sürüklemekte olan gri atmosferi de, anlatılan işleyişe estetik bir arka plan oluşturuyor. Tabii bu estetikliğin baş mimarı olarak görüntü yönetmeni Murat Tuncel’e ayrı bir parantez açmak lazım. Yönetmen hem karakterlerin ruh halleri hem de şehrin çıkmazlığını dengeli açılar ve başarılı tonlamalarla yakalamış.

nefesim kesilene kadar 5Filmin belki de en ağır topu olarak gösterebileceğimiz detay ise Esme Madra’nın duru bir performansla ilerlettiği başarılı oyunculuğudur. Daha önce Çoğunluk filminde rüştünü kanıtlayan Madra, belgesel gerçekçiliği tadında ilerleyen filmin adeta eli ayağı oluyor. Öykünün ana kilit görevini üstlenen baba ve abla karakterlerinin karton bırakılması ise filme zayıflık katmaktan ziyade, olması gereken çizgi üzerine yerleşmesine yardımcı olmuş gibi. 

nefesim kesilene kadar 3Bu noktada da yönetmen Balcı’nın bir baba kız öyküsü anlatma derdinin asla olmadığı, bu derdin aksine içimizden bir insanın sığınmak istediği limana ulaşma çabasını anlattığını söyleyebiliriz. Özellikle de baba ile kız arasında ki iletişimsizlikten doğan düzensiz diyaloglar, son dakikaya kadar sabır sınırlarını zorlayacak seviyede. Böylece bir buçuk saatlik süre içerisinde insan, aidiyet ve büyük çaresizliğimize attığımız her bakış, Serap ile birlikte bizleri de nefessiz bırakıyor…

nefesim kesilene kadar 4

Hindistan’ın kutsal inekleri

Her ne kadar bizim de dışarıdan bakınca tuhaf ve anlamlandırılamayan kültürel alışkanlıklarımız olsa da başka ülkelerdeki insanların kültürel uygulamaları her zaman bize tuhaf, akıl dışı ve anlamlandırılamaz görünmektedir. Hindistan denince akla ilk gelen Kutsal İnekler de bu konuda ilk sırada yer almaktadır. Hindistan’daki Kutsal İnekleri ve yaşamlarını yakından incelemeye ne dersiniz?

Fotoğraf: Burak Bilen
Fotoğraf: Burak Bilen

Arama motorlarına “Hindistan” yazdığınızda karşınıza çıkan fotoğrafların çoğunluğunda sokağın ortasında yatan ya da trafiğin içinde dolaşan özgür inekler yer almakta. Çok da yanlış bir tablo değil çünkü Hindistan’da arabalardan çok inek var. Hindistan 1,2 milyar nüfusuyla insan açısından dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi sıfatını taşırken 280 milyonluk nüfusuyla inekler açısından dünyanın en kalabalık ülkesi.

Peki, inekler neden kutsal kabul ediliyor ve eti tüketilmiyor? Bu konunun aslında net bir açıklaması yok! Bazı dini metinlerde ineğin kutsal olduğu ve yenmemesi gerektiği yazıyor. Konunun derinlerine inen sosyologlar ise ineklerin tarım için kullanışlı hayvanlar olduğunu, sütünün yüksek ekonomik değeri sebebiyle kesip yemek yerine yoğurt yapıp yemenin uzun vadede daha avantajlı olduğunu söylüyor ve bu kültürel geleneğin din ile bütünleşmesi sonucu ineklere kutsallık sıfatı yükleniyor. Sırf bu sebepten Hintlilerin vejetaryen/vegan olduğunu varsayılıyor fakat günlük yaşamda inek sütü, yoğurdu, tereyağı çok sık kullanılıyor.

Hindistan'ın Kutsal İnekleri 5

İnek dışında başka hayvanların ölü bedenleri de tüketiliyor. Tabii ki hayvan sömürüsü “batılı” ve “gelişmiş” ülkelere kıyasla çok az olsa da burada da bazı inekler o kadar şanslı değil. Doğar doğmaz annesinden ayrılıp tutsak edilen buzağılar, sahiplenilmiş inekler var. İneği kesmek ve yemek günah kabul edilmesine rağmen yaşlanınca ekonomik değeri kalmayan ineklerini öldürmeleri için Müslümanlara satanlar da mevcut.

Hindistan'ın Kutsal İnekleri 4

Günlük hayata entegre olan daha şanslı ve özgür inekler ise izlenmesi eğlenceli manzaralar sunuyor. Rahatlıkla merdiven inip çıkabilen kocaman ineklerden tutun köpekler gibi kıvrılıp kıyıda köşede uyuyanlara; birbirlerini yalamak için dörtlü beşli çemberler yapanlardan tutun kocaman dilleriyle elinizdeki yiyeceklere ortak olanlara kadar çeşit çeşit sahneler her gün yaşanıyor. Diğer yandan da sokak satıcıları ya da dükkan sahipleri tarafından kovalanan, dövülen inekler de var.

Fotoğraf: Burak Bilen
Fotoğraf: Burak Bilen

Kutsal ineklerin en büyük yararları ise insanlar tarafından üretilen atıkları yemeleri ve ayrıştırmaları olabilir. Kağıt karton dahil ne bulsa yiyen inekler temizlik yaparken sokaklara işemeyi de ihmal etmiyorlar. Maymunlarla, köpeklerle ve insanlarla yaşamanın yolunu çok iyi bilen ineklerin büyük çoğunluğu hallerinden mutlu görünüyor. Sokakların egzoz dumanı ya da sanayi pisliği kokmasındansa tezek kokması daha tercih edilesi gibi görünüyor.

Fotoğraf: Burak Bilen
Fotoğraf: Burak Bilen

Başlık Fotoğrafı: Rajesh Kumar Singh / AP