Ana Sayfa Blog Sayfa 565

Alternatif ruhun gıdası: Müzik Ekspres

0

Müzik Ekspres, kendilerini “alternatif ruhun gıdası” şeklinde tanımlayan bir ekip. Müzik dünyasında gerçekleşen festivalleri, yeni yetenekleri karşımıza çıkarıyor Müzik Ekspres. Yazar kadrosunda Kadri Karahan, F. Gül Yanık, Zeki Çelik ve Burak Abatay’ın bulunduğu ekip, bizlere alternatif sesleri tanıtma amacı güdüyor. Birinci yaşını Mart’ta Kadıköysahne’de düzenlenen Müzik Ekspres Alternatif Müzik Ödülleri ile kutlayan ekip, 14 Ocak 2014’ten beri Kadri Karahan’ın editörlüğünde varlığını sürdürüyor.

Müzik Ekspres’in, müziğin alternatif kanadında durduğunu belirten Burak Abatay; “Bu ‘alternatif müzik’ ile sınırlı değil sadece. Hattâ sıkça bu yanlış anlaşılmayı yaşıyoruz” diyor. Bir araya gelip Müzik Ekspres’i kurma fikrinin nasıl oluştuğunu ise şu cümleleri açıklar nitelikte: “Bilindik müzik programlarında yer bulamamış müzisyenlerin haberlerini yapmak ve onlarla söyleşiler gerçekleştirerek zengin bir referans olmak istiyoruz.”

müzik ekspres 1

Ayrıca açıklamalarına; “Çok sesli, çok dilli, çok renkli müziğin yanında olmak istiyoruz. Bunun için ilerleyen süreçlerde yer alacağımız projeler kapsamında bu müzisyenleri yapımcılarla bir araya getireceğiz” diyerek devam eden Abatay, müzisyenlere müjde vermiş oldu. Her hafta söyleşiler yapan Müzik Ekspres, dinamiği elden bırakmıyor. Söyleşilerin, müziğe yeni adım atmış gruplar veya kişilerle gerçekleştirilmesine dikkat ediyorlar. Haftanın albümünü ve klibini de seçerek sitelerinde yayınlayan grup, müzisyenlerin motivasyonunu da sağlıyor. Ekip sadece yurtiçinde değil yurtdışında da alternatif müziğe ve müzisyene verdiği önemi gösteriyor.

müzik ekspres 2

Ülkemizde müziğe verilen değer konusunda halen birtakım çatışmalar sürüyor. Müzisyenlerin birçoğu yeterince değer görmediği konusunda serzenişte. Müzik Ekspres gibi ülkemizdeki alternatif seslere kulak verip onları destekleyen, motive eden ve gelişmelerini sağlamaya yönelik çalışan ekiplerin varlığı sanata verilen değer konusunda umutlarımızın yeşermesini sağlıyor.

İlgilenenler Müzik Ekspres’in Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarına linkler üzerinden ulaşabilirler.

Müzikseverlere katılamadıkları konserlerin görüntülerini ulaştırmak amacı güden YouTube kanallarına da bir göz atabilirsiniz.

Buralarda bir basın özgürlüğü olacaktı, siz görebiliyor musunuz?

Türkiye’yi bütünüyle ilgilendiren konular hakkında haber yapan yayın kuruluşlarına sansür, çalışanlarına soruşturmalar ard arda geliyor. Bu durum adeta basın özgürlüğü denilenin, Türkiye’den kaçak yollarla Avrupa’ya gittiğini düşündürüyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu, Özgür Gündem gazetesinin eş genel yayın yönetmenleri dahil 19 çalışanı hakkında “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle soruşturma başlattı. Nokta Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, kapak haberi ile “halkı hükûmete karşı silahlı isyana tahrik ettikleri” gerekçesiyle tutuklandı.

Bazı “uzak” yerlerde sokağa çıkma yasakları var. Biz o civarlardan pek haber alamıyoruz. Çünkü ana akım medya uzaklardan bizlere sadece “terör örgütüne yapılan operasyonları”, “ölü ele geçirilen teröristleri” veya yapılan “yolları” gösteriyor. Ana akım olmayan ve gerçekleri “yurdu bölmeden” haberleştirmeye devam eden medyalar da kapalı.

Bakınız; Dicle Haber Ajansı ve  adıyla yaşayasıca Özgür Gündem kapatıldılar; Sendika.org ise 8 kere engellendi ve yine de pes etmeyerek adres çubuğunda ufak bir değişiklikle haber vermeye devam etti. Jiyan, direnisteyiz.org, Jinha, Nokta Dergisi gibi pek çok basın kuruluşu kısıtlandı. Kısıtlamalara rağmen hâlâ pek çok gazete haberinde kaynak olarak DİHA görebilirsiniz. Engellemelerin sonu gelmeyeceği gibi basını yıldırmadığı da ortada. Ancak bu baskıcı, zorba ve agresif tutum ile nereye gidiyoruz?

Evet, buralarda bir basın özgürlüğü olacaktı, olmalıydı. Siz görebiliyor musunuz? Belki sarayın muhteşem pırıltısı nedeniyle gözümüzden kaçmıştır ya da acaba basın özgürlüğünü yanlış mı tanımladık? Neydi sahi, basın özgürlüğü?

Elektronik, basılı medya veya basın vasıtasıyla görüş ve düşüncelerini açıklayabilme ve yayabilme hakkı, şeklinde tanımlayabileceğimiz basın özgürlüğü ve kısıtlanma şekilleri ülkelere göre değişkenlik gösterir. Türkiye’de basın; hem sansüre maruz kalıyor, hem de otosansür mecburiyetinde hissettiriliyor. Biraz daha yüksek bir irade ve ideal çizgisine sahip olanlar otosansüre değil direkt yasal sansüre maruz kalırken, iradesi ve idealleri düşük seyredenler nabza göre şerbet vererek piyasada tutunuyor. Buna da otosansür deniliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü‘nün 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi‘ne göre Türkiye 180 ülke arasında 149’uncu. 

Bu şartlar altında basın özgürlüğünden söz etmek pek de mümkün değil. Ama önemli bir nokta var, nabza göre şerbet vermek çok kısa vadeli bir davranış ve asla çözüm değil. Yılmamak, pes etmemek inadına mücadele etmek gerek. Kapanmak, batmak ve üzülmek pahasına. Bir gün sevinmek için, ebedi özgürlük için değmez mi dersiniz?

Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor

1

Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor.

Bitkiler, gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve etrafımızdaki dünya için hayati derecede önemli. Bizlere gıda, ilaç ve gereğinden fazla birçok ürün için hammadde sağlamalarına rağmen çok az insan Dünya’nın yeşilliğini incelemek için zaman harcıyor.

Şansımıza, fotoğrafçı Rob Kesseler; tohum morfologu (şekil bilimcisi) Wolfgang Stuppy ve polen bilimci Dr. Madeline Harley ile normalde uzaktan hayranlık duyduğumuz bitki örtüsüne yakından bir bakış sağlamak adına bir araya geldi. Bu disiplinlerarası takım, hep beraber doğanın çıplak gözle görülmeyen mikro dünyasını keşfetmek için yola çıktı. 

Kesseler; doğa ananın bereketli çeşitliliğini meyvelerde, polenlerde ve tohumlarda mikrofotoğraf tekniğini kullanarak ortaya çıkardı. Stuppy ve Dr. Harley daha sonra Pollen Seeds Fruit (Polen Tohum Meyve)” adlı 2016 takviminin altına açıklamalar eklediler. Bu açıklayıcı yazılar ve Kesseler’in karmaşık fotoğrafları sayesinde gözlemleyiciler, takvimdeki günlere çek atarken etraflarındaki doğa ile kolayca bağlantı kurabilecekler.

Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 8Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 9Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 10Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 11Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 12Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 1Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 2Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 3Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 5Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 4Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 7Mikrofotoğraflar bitkilerin harika ve bilinmeyen dünyasını açığa çıkarıyor 6

Kaynak: My Modern Met

İklim değişikliğinin önemli sebeplerinden biri “insan” mı, yoksa hâlâ şüphe eden var mı?

0

İklim değişikliği, atmosferdeki metan, bütan, karbondioksit gibi sera gazları sebebiyle atmosferdeki ısının dışarı çıkamamasıyla oluşur. Volkanik patlamalar, dünyaya gelen güneş ışınlarındaki değişimler gibi çeşitli doğa olaylarının yanı sıra, belli başlı insan aktivitelerinin de (fosil yakıtların kullanımı gibi) bu sera gazlarını arttırdığı ve küresel ısınmayı ortaya çıkardığı bilim insanları tarafından kabul edilmektedir.

Küresel ısınma öncelikle kutupların erimesi, deniz ve okyanus seviyelerinin yükselmesini akla getirse de iklim değişikliğinin; sıcaklıkların, doğal afetlerin, sıcaklıkla ilgili hastalıkların artmasına, doğal hayatın risk altına atılmasına ve ekonomik kayıplara da sebep olacağı öngörülmektedir.

iklim değişikliği 2

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri‘nin de tabiri ile “İklim değişikliği artık sadece çevrecilerin ve bilim insanlarının sorunu değil”; sağlık, güvenlik, gıda, ve ekonomik yönleriyle ele alınması sebebiyle gelişmiş ülkelerin hükûmetlerince de oldukça ciddiye alınıyor, bu konuda yapılan konferansların sayısı gittikçe artıyor. Bilim insanları alternatif temiz enerji kaynakları üzerinde çalışıyor ve sera gazı üretmeyen alternatif konulara yöneliyor.

Öte yandan bireysel bazda ele alındığında, sera gazı etkisi ve iklim değişikliği konusunda en duyarlı insanların bile çok fazla hamlede bulunamadıkları gözlemleniyor. Bu insanların birçoğu artık “çok fazla karbon tüketildiğinin ve karbon ayak izinin takip edilmesinin önemli olduğunun” farkında. Ancak iyi niyetler, eylemlerde kendisini fazla göstermiyor, gösteremiyor. Kimilerimiz bu konuda birkaç adım atmış olsak da sera gazı üretmeye devam ediyoruz. On sene öncesine göre güneş panelleri, rüzgâr türbinleri çok daha yaygın olsa da soğuk iklimlerde bulunanlar için ısınmadan yaşamak ciddi bir sorun. Ulaşım, bilinçsiz gıda tüketimi, elektrik kullanımı gibi diğer alanlarda ise teoride büyük olsa da pratikte hâlâ küçük adımlar atılıyor.

iklim değişikliği 3

Bir başka perspektiften bakıp bu konuya tamamen şüpheci yaklaşan ve iklim değişimine hiç inanmayanlar da mevcut… İklim değişikliğini inkar eden Amerikalılar, bunun bir kandırmaca olduğuna inanan basın yayın kuruluşları ve politikacılar tarafından yönlendiriliyorlar. Ancak 14 gelişmiş ülkede yapılan bir bilimsel çalışmaya göre, iklim değişimine inanmama konusunda lider ülke Avusturalya.

Global Environmental Change dergisinde yayınlanan bilimsel çalışmaya göre, Avusturalyalıların yüzde 17’si bu konuda şüpheci. Norveçliler yüzde 15 ile takipte, ardından yüzde 12 ile Amerikalılar geliyor. İngiltere, İsveç ve Finlandiya ile birlikte yüzde 10 şüpheci insanla takip ediyor. İklim değişimi konusunda en düşük şüphe İspanyollarda, halkın sadece yüzde 2’si bu konuda şüphe duyuyor.

iklim değişikliği 4

Tazmanya Üniversitesinden iki bilim insanının 2010-2011 yılları arasında yaptığı çalışmada, endişe verici düzeydeki antropojenik (insan kökenli) iklim değişikliğinin bilimsel ispatlarına rağmen, iklim şüpheciliği ısrarla devam ediyor. Araştırmada insan aktivitelerinin iklim değişikliğini direk etkileyip etkilemediği sorulmuyor, ancak “artan sıcaklıkların çevre için tehlikeli olup olmadığı” soruluyor.

Artan sıcaklıkların hiç tehlikeli olmadığını ya da pek tehlikeli olmadığını düşünenler, aynı zamanda çevreyle ilgili konuların da abartıldığı fikrine sahipler. Araştırmada, bu insanlar “iklim şüpheci” olarak adlandırılıyorlar. Söz konusu çalışma sınırlı olsa da ülkelerdeki bakış açısını yansıtması açısından ilginç. Çalışmaya göre tüm ülkelerde “iklim şüphecilerde”; hükûmetlere güvenmeyen, özel işletmelere sıcak bakan, çevre konusunda hassas olmayan, muhafazakâr, erkekler ağılıkta.

Öte yandan Public Religion Araştırma Enstitüsü’nün başka bir çalışmasına göre Amerikalıların dörtte biri “iklim şüpheci.” Bilim insanlarının yüzde 97’si dünyanın ikliminin değiştiğine inansa da bu şüpheciler şüphelerine sadıklar… Neden inanmadıkları sorulduğunda ise yüzde 33’ü “kendi bulundukları ortamda iklimin değişmediğini ve yaşadıkları yerde havanın soğuduğunu” söylüyorlar. Ardından ikinci en yaygın cevap yüzde 18 ile “sıcaklığın insan aktiviteleri sonucu artmadığı, bunun doğal bir değişim olduğu” yanıtı.

Oysa günümüzde insan aktivitelerinin küresel sıcaklıkları değiştirdiğinin birçok kanıtı mevcut. Hükûmetler arası İklim Değişikliği Panelinin (Intergovernmental Panel on Climate Change) sunduğu çalışmalarda, insan aktivitelerinin (fosil tabanlı yakıt kullanmak gibi) kesinlikle iklim değişikliğine etki ettiği gösteriliyor. Yüzde 12 ile üçüncü en yoğun cevap ise “dünyanın ısındığını gösteren yeterince delil olmadığı ve bu delillerin basın yayın aracılığıyla duyurulmadığı” yönünde.

Oysa bilim insanlarının yüze 97’si küresel ısınmaya inanıyor. Şüphecilerin yüzde 4’ü küresel ısınmayla ilgili alternatif teorilere sahip, yüzde 5’i “basın yayının küresel ısınmayı propaganda aracı olarak kullandığına” inanıyor. Yüzde 2’si ise “iklimin sadece Tanrı tarafından yönetildiğini” öne sürüyor.

İnsanlar inansa da inanmasa da bazı etkiler kendini gösteriyor, diğerleri de yakın gelecekte olabilecekler konusunda, yapılan çalışma sonuçlarında insanlığa göz kırpıyor. Bu çalışmalardan birine göre; iklim değişikliklerinin hayatımızdaki birçok alanı etkilemesinin yanı sıra, yüzyılın sonuna doğru değişecek rüzgâr hareketleri sebebiyle uçak rotalarının da değişeceği ve uçuş sürelerinin uzayabileceği de öngörülüyor.

Oregon State Üniversitesi tarafından yürütülen, son 30 yılı kapsayan bir diğer çalışma, kutuplardaki buzlarda erimenin, geçmiş 3 milyon yıl öncede birkaç kere olduğu gibi, küresel deniz seviyelerinde en az altı metre yükselme gözlemlendiğini gösteriyor. Bu çalışmanın en endişe verici tarafı ise söz konusu erimenin küresel sıcaklıklarda ortalama 1-2 C derece artıştan kaynaklanması. Bu ay Science dergisinde yayınlanan sonuçlara göre bunun sebebi, karbondioksit seviyesinin 3 milyon yıl önceki kadar yükselmiş olması…

Bu çalışma dünya iklimi ve deniz seviyesinin birbirine oldukça bağlı olduğunu ve deniz seviyesindeki etkiyi görmek için az miktarda ısınmanın yeterli olduğunu gösteriyor. Denizde altı metre yükselme çok gibi gelmese de sahil şeritleri için, özellikle de artan nüfusla birlikte artan yapılanma ve bu bölgelerde yaşayan milyonlarca insan göz önüne alındığında sonuçlar katastrofik olabilir. Yükselen okyanusların etkisi, tetikleyebileceği fırtına, erozyon, sel felaketleri ile deniz seviyesinin yükselmesinden çok daha tehlikeli olacaktır.

Etkilenen bir diğer alan ise UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış altı doğal güzelliğin, iklim değişikliğinin tehdidi altında olması. Konuyu tartışmak üzere, bu ay UNESCO Dünya Mirasları Komitesi, Bonn’da toplandı. Yetkililerce insanların iklim değişikliğinin getirdiği tehlikeleri umursanmadığı gibi gezegenin en güzel köşelerine verebileceği hasarların da henüz fark edilmediğinin altı çizildi. Sıcaklığın hissedilmeye başladığı ve risk altındaki yerlerin başlıcaları şöyle:

1. Buzullar Milli Parkı (Los Glaciares National Park) -Arjantin
2. Galapagos Adaları (Galapagos Islands) -Ekvator
3. Monarch Kelebek Biyosfer Reservi -Meksika
4. Wadden Denizi -Almanya
5. Turnaka gölü, Milli parkları -Kenya

30 Kasım 11 Aralık 2015 tarihleri arasında Paris’te gerçekleşecek iklim zirvesi Dünya’daki bu duyarlılığı arttırmada önemli bir rol oynayabilir. Umarız felaketler yüz göstermeden insanlık gerekli bilinç seviyesine ulaşır. Umarız, bu ve benzeri güzellikler yok olmaz… Şüphecilerin şüphelerinin giderilmesi, bilinçsizlerin bilinçlenmesi, bilinçlilerin farkındalıkla hareket etmesi için bilim insanlarının, hükûmetlerin ve basın yayın kurumlarının birlikte adım attığının görülmesi ve doğayla barış içinde alternatif yaşam imkânlarının sunulması ümidiyle…

Kaynak: The Guardian, Business Insider / 2 / 3 / 4Ecowatch, News Science Mag, Science Daily, New Scientist

Gezici Festival’in 21’inci yıl sürprizi “Sinemada Caz”

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 21’inci yolculuğuna hazırlanıyor. 26 Kasım – 10 Aralık 2015 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 26 Kasım – 2 Aralık’ta Çankaya Belediyesi’nin katkılarıyla Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek başkent gösterimlerinin ardından, 4-7 Aralık tarihleri arasında Bursa’ya konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, 9 – 10 Aralık’ta Kastamonu’da tamamlayacak.

Begone Dull Care
Begone Dull Care

21’inci kez yollara düşmeye hazırlanan Gezici Festival’in bu yılki sürprizlerinden biri Sinemada Caz. 20’inci yüzyılda gelişen ve rüştünü ispat eden iki farklı sanat dalı sinema ve caz arasındaki ilişkinin kökleri, sinemanın sessiz dönemindeki canlı müzik eşlikçilerine kadar uzanıyor. ABD Büyükelçiliği’nin katkılarıyla hazırlanan Sinemada Caz, farklı dönemlerde görüntü ve bu müzik türü arasındaki kültürel ve estetik ilişkiye odaklanıyor. Seyirciyi, beyazperdenin gerisinde kalmaya zorlanan siyahi müzisyenlerden, makyajla yüzlerini siyaha boyayan beyaz oyunculara kadar uzanan maceralı bir yolculuğa çıkarıyor. Bölümde, canlı performans ve turne kayıtlarını içeren kısa filmlerin yanı sıra müzisyen karakterlere odaklanan iki önemli kurmaca film yer alıyor.

Cab Calloway's Hi-De-Ho  (16) (1)
Cab Calloway’s Hi-De-Ho

Seçki, ünlü film eleştirmeni ve Chicago Reader’ın eski baş sinema yazarı Jonathan Rosenbaum ile Ekhsan Khoshbakht’ın küratörlüğünde izleyiciyle buluşuyor. Sunumunu, Rosenbaum ve Khoshbakht’ın birlikte yapacağı; Geç Kalan Hüzün (Too Late Blues) (John Cassavates, 1961), Pete Kelly’nin Şarkıları (Pete Kelly’s Blues) (Jack Webb, 1955), Cab Calloway Söylüyor (Cab Calloway’s Hi-De-Ho) (Fred Waller, 1934), Black and Tan Fantasy (Dudley Murphy, 1929), Ben Webster Avrupa’da (Big Ben: Ben Webster in Europe) (Johanvan der Keuken, 1966), Begone Dull Care (Norman McLaren, 1949), Yağmur Yağınca (When it Rains) (Charles Burnett, 1995) ve Canlı Blues (Jammin’ the Blues) (Gjon Mili, 1944) hem sinema hem de müzikseverlerin beğenisine sunuluyor. 29 Kasım Pazar günü izleyici ile ücretsiz buluşacak filmler, sinema ve caz dolu bir hafta sonu etkinliğine dönüşecek.

Big Ben Webster in Europe-edit
Big Ben Webster in Europe-edit

Gezici Festival ve Goethe Institut Ankara işbirliğiyle bir de özel gösterim seyircisiyle buluşuyor. Alman yönetmen Ewald André Dupont imzalı 1925 yapımı sessiz film Varyete (Varieté), canlı müzik eşliğinde gösterilecek. Bu yıl restore edilen ve 2 Aralık tarihinde izleyicinin beğenisine sunulacak filme, İngiliz müzisyen Stephen Horne ve Alman müzisyen Frank Bockius performanslarıyla eşlik edecek.

black and tan fantasy (5)
Black and Tan Fantasy

Gezici Festival hakkında daha fazla bilgi almak için buraya ve buraya tıklayabilirsiniz.

Basıncı ve ısıyı eş zamanlı algılayabilen yeni yapay deri

0

Yapay deri konusunda çalışmalar son hızıyla devam ederken, bu konuda yeni bir haber Güney Kore’den geldi: Güney Kore Ulsan Milli Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ve Dong Üniversitesi’nin ortak çalışması sonucu geliştirilen; insan derisi kadar yumuşak ve elastik yapay deri, hem basıncı hem ısıyı eş zamanlı olarak fark edebiliyor.

Science Advance adlı bilimsel dergide yayınlanan makalede, ekip bu derinin nasıl oluşturulduğunu, test sonuçlarını ve başka nelerin algılanabildiği açıklıyor. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda geliştirilen deriler, eş zamanlı olarak ısıyı ve basıncı yüksek hassasiyetli hissedebilme yeteneğine sahip değildi.

yapay deri 1

Yeni geliştirilen deri, katmanlarıyla bir sandviçi anımsatıyor. En üstteki esnek yüzey, insan parmak izini taklit ediyor, hemen altındaysa grafin katmanları arasına yerleştirilmiş algılayıcılar mevcut. Kubbe şeklindeki algılayıcılar farklı miktarlarda basınca maruz kaldıklarında, farklı kademelerde sıkıştırıyorlar. Bu sıkıştırma, (ısı ve sesin algılayıcılara gönderilmesindeki gibi) küçük elektrik yüklerinin deri boyunca hareket etmelerini sağlıyor.

yapay deri 2

Algılanan basınç, ısı, ses miktarı arttıkça daha fazla elektrik yükü yollanıyor ve bu sayede “hissetme” derecesi de arttırılabiliyor. Sesi algılayabilmesi konusundaysa ekip için sürpriz olsa da testler iPhone mikrofonundan daha iyi ses topladığını gösterdi. Esnek deri, statik ve dinamik basıncı, titreşimi, ısıyı yüksek hassasiyetle algılayabiliyor ve ayırt edebiliyor.

Basçncç ve çsçyç eü zamanlç algçlayabilen yeni yapay deri (4)

Araştırmacılar, “yapay derinin pratik olarak kullanılabilmesi için daha çok yol kat etmesi gerektiğini” belirtiyorlar. Ayrıca “Derinin ilk aşamada robotik yüzeylerde, giyilebilen algılayıcılarda, tıbbi tanı cihazlarında uygulama alanları bulabileceğini” ifade ediyorlar.

Bir sonraki aşamada hedef; deri ve robotlar arası ya da insanlar arası veri iletişimi sağlayabilmek. Geliştirilen bu ürün, protezler dışında farklı uygulama alanlarıyla birçok açıdan insanlığa yardımcı olabilecek görünüyor. Öte yandan, gelecekte insanlar robotlaşırken, robotların da insanlaştığı bir süreç bizleri bekliyor.

Kaynak: Phys.org, Techxplore

Aspendos, çağlar arası bir yolculuk

Hâlâ Pamfilya’dayız. Sadece sıcaktan değil, bu yüzyılın zalimce üzerimize basan yaşamından uzaklaşmak derdinde başka yaşamların içinde dolanıyoruz. Birileri bize antik çağda yaşayın dese belki de bu yüzyılın tüm dertlerinden sıyrılıp o yüzyılın dertlerine ayak basmayı isteyecek konumdayız.

Her şeye rağmen, Pamfilya bize kalbini açmaya devam ediyor, ama bu yazıyla gezeceğimiz Pamfilya’daki son şehir olsa da Antik Çağ’ın son şehri değil. Buradan daha çok merak ettiğimiz Likya kentlerine gezimizi sürdüreceğiz.

001Amfitiyatro'nunBiziKarşılayanDuvarı
Amfitiyatronun bizi karşılayan duvarı

Öyle bir kente doğru yola çıkıyoruz ki, birileri kentin önemli merkezlerden biri olduğu zamanlarda 21’inci yüzyıldaki tarifini anlatsa yaşayanların katıla katıla gülecekleri bir yere doğru kilometre sarf ediyoruz. Örneğin, kentin tiyatrosunun bir turistik mekan ve hatta birçok gösteri topluluğu için uydurma bir sahne olacağını söyleseler ya da kentin isminin sadece tiyatro olarak nam yapacağını açıklasalar tiyatronun mimarı Theodoros oğlu Zeno ne düşünürdü bilmiyorum. Elbette bir gün tarifi açıklanamaz şekilde tüm gündemin bu tiyatronun restorasyonunu kapsayacağını söyleseler herhalde büyük övünç duyarlardı. Birçoğunuz anlamıştır; Aspendos’tayız. Aspendos, Pamfilya’nın en güzel kentlerinden biri. Bir yamaç üzerine inşa edilmiş bir şehir.

003AmfitiyatronunArkasındakiGeçitler
Amfitiyatronun arkasındaki geçitler

21. yüzyılda Aspendos gündemi

Bir gün bir rehber çıktı, Aspendos’un restorasyonu için bazı şeyler söyledi. İnadınaHaber sitesinde yazdığım ve uzman görüşlerini paylaştığım yazıda açıkladığım gibi, sadece gündemi meşgul etmekten başka bir içeriği yoktu. Oysa Tiyatro’nun ilk restorasyonunu I. Alaeddin Keykubat döneminde Selçukluların gerçekleştirdiğini biliyoruz. Selçuklular birkaç küçük ilave ile yapıyı kervansaray olarak kullanmış.

Aspendos’a Yaklaşırken

Aspendos ya da Türkçeleştirilmiş adıyla Belkıs’a yaklaştığımızda bizi turizmin bütün yozlaşmış içselliği kaplıyor. Belkıs Market’ten, Aspendos Parfümeri’ye kadar birçok yeri gördüğümüzde anlıyoruz ki, bizi birazdan efsane tiyatrosuyla kent karşılayacak. Öyle de oluyor.

Neyse ki, 20’nci yüzyıldan kurtuluyoruz. Büyüklüğü ile başımızı döndüren Aspendos Amfitiyatrosu karşımıza çıktığında heyecanımızı gizleyemiyoruz.

Yüzyıllar önce Aspendos

Aspendos, bilinenin aksine sadece amfitiyatrosuyla ünlü bir kent değil, burası kocaman bir kent, daha önce gezdiklerimizde olduğu gibi bir çeşmesi, muhteşem bir Agorası, dükkanları, caddeleri var. Bu kentin yaşanmışlığının kokusu burnumuzun direğini kırıyor.

Çeşme
Çeşme

Kent, Yunan Efsaneleri’ne göre Truva akınlarıyla Pamfilya’ya gelen Mopsos liderliğindeki Argive kolonicileri tarafından kurulmuş. Bu dönemde Estwediiys isimli bir para sikke basan Aspendoslular, daha sonra MÖ 546’da Pers hâkimiyeti altına girmiş. Ancak bu dönemde bile aynı sikkeyi kullanmaları Pers hâkimiyetinin kentin ticari faaliyetlerini özgür bıraktığını gösteriyor.

Aslında birçok şehirde gördüğümüz gibi Antik Çağ’ın işgallerinin hiçbiri bir ticari hâkimiyetten kaynaklanmıyor, sadece kralların kendi egemenlik güçlerini büyütmelerini esas almış.

Kentin üzerindeki hâkimiyet, coğrafi konumu nedeniyle MÖ 467 ve 333 yılları arasında birçok kez Yunanlılar ve Perslerin olduktan sonra, Makedon Kralı İskender’in Perge’den sonra Aspendos’a yönelmesiyle Pers hâkimiyetinden çıkmış. Aslında İskender, Likya ve Pamfilya bölgelerindeki birçok kent gibi Aspendos’u da savaşmadan himayesi altına almış. Aspendos halkı Pers vergilerinden çok bunalınca Makedon ordularının da yakınlaşmasını fırsat bilip İskender’e elçi yollamışlar ve bu vergilerin alınmaması karşılığında kralın himayesine girebileceklerini açıklamışlar. İskender, Aspendos halkıyla anlaştıktan sonra Side’ye sefere çıkmış, dönüşte ise başka bir teklif sunmuş. Akropolise çekilip bir elçi daha göndermişler. Sonuçta daha ağır şartlarla Makedon Kral’ın himayesini kabul etmek zorunda kalmışlar.

İskender’in ölümünden sonra Pergamum Krallığı eline geçen kentin, Cicero döneminde bir Roma kenti olduğu biliniyor.

Dükkanlar
Dükkanlar

Amfitiyatro ve Yüzyılların İçindeki Gizli Geçit

Aspendos’a gelmeden kentin en önemli yapısının amfitiyatro olduğunu biliyoruz, fakat onu ilk gördüğümüzde yapının bizi bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmemiştik. Bir tepe kenarında tüm heybetiyle yükselen binanın ön duvarı bizi karşılıyor.

Aspendos Amfitiyatrosu’nun içi de dışı kadar ihtişamlı, kendinizi dönemin komutanı Cimon’un da olduğu bir gösteriyi bekliyor gibi buluyorsunuz. En iyi köşeden ve belki de gösterinin en önemli sahnesine en yakın köşeden yer kapmaya çalışıyoruz.

Hayali kahraman Fesinius’un tamamen uydurma mektubuna yazdıklarıdır:

Sevgili Dostum,

Güzel bir günün ardından ilk olarak sana yazmak istedim. Gece hafif esintili, cır cır böceklerinin ve Eurymedon’un kenarındaki kurbağaların sesinden fazlasını duyamıyorum. Oysa bir müzisyenin güzel bir aşk şarkısını çalmasını isterdim. Evet sanırım, çoğunlukla barbar olarak gördüğüm bir askere aşık oldum.

Biliyorsun, aslında onunla tanışmam birkaç gün önce oldu. Agora’da şarap kadehime dokunan bir başka kadeh, önce bana küstahça gelmişti. Sonra karşımda o iri cüsseli adamı gördüğümde biraz da korktum. Fakat yanıma oturma isteğine karşı koyamadım . Biliyorsun, Pers vergilerine dayanamayarak Perge ve oradan Truva’ya doğru yola çıkan Kontanianis’ten sonra hiçbir erkek beni etkileyememişti.

Tiyatrodan bir detay
Tiyatrodan bir detay

Bu adamın donanmayla gelen bir asker olduğunu öğrendiğimde yaşadığım hayal kırıklığını görmen lazımdı. Bu kadar kibar bir asker olabileceğini hiç düşünmemiştim. Özellikle gemiciler, bolca geğiren, bir o kadar küfreden, sadece kaslı kollarının gücüyle hareket edebilen, akılsız kişilerdir. Birçoğu Aspendos’ta genelevden çıkmazlar.

Fakat Agora’da onu şarap içerken görmek bile beni şaşırtmıştı. Hoş sohbetti ve içten bir gülüşü vardı. Sanki hiç savaş görmemiş gibiydi.

Geçenlerde tekrar Agora’ya geldi, her zaman oturduğum yerde beni tekrar ziyaret etti ve o nazik teklifini yaptı. Öne eğilip ‘Kumandan Cimon’un da davetli olduğu gecede, bana eşlik eder misiniz, hanımefendi’ deyişini duyman lazımdı. İşte o gece, bu geceydi, Dionysos’a adanmış bu gösteride, birlikte şarap içtik ve sergilenen muhteşem eseri izledik. Bir ara elimi tuttu. Hayır, barbarca değildi, kılıçla güçlenmiş elleri nazikçe kavradı elimi. Öpmek isteyeceğini düşündüm, fakat yapmadı. Kibarca beni eve kadar bıraktı ve ayrıldı.

Ah dostum, muhteşem bir akşam geçirdim ve ilk olarak sana anlatmak istedim.”

Bu mektup bir güvercin aracılığıyla Fesinius’un tamamen uydurma dostuna doğru yola çıkmış olabilir, belki de bir ulak vasıtasıyla elden teslim edilmiştir.

Çağlar arasındaki geçiş

Aspendos amfitiyatrosunu gezerken, hiç yıkılmamış ve aksine giderek sağlamlaştırılmış bir yapının içinde çağlar arası uzun yolu çok kısa aralıklarla geçiyoruz. Muhteşem detaycılıkla çalışılmış sahne duvarı, estetik büyüsüyle bizi içine alıyor. Arka taraftaki geçişlerdeki sütunlar, bizi çağdan çağa yuvarlayıp duruyor. Diğer tiyatrolara nazaran bu muhteşem eserde bir gösteri izleme isteğine kapılıyoruz, ama bu planımızı tamamen aksatacağı için vazgeçiyoruz.

Amfitiyatro
Amfitiyatro

Bu sırada, hem yapının etkileyiciliği hem de kostümlü bir aktörün hayallerimizi tetikliyor oluşu beni dikkatsizleştiriyor ve birkaç merdiveni kaba etim üzerinde iniyorum. Bu sırada cebimdeki bazı şeyleri düşürüyorum. Neyse ki bir güvenlik görevlisi – tamamen yirmi birinci yüzyıl güvenliği – arkamızdan koşup düşürdüklerimi bana geri teslim ediyor.

Amfitiyatronun arkasındaki şehir

Aspendos kenti, amfitiyatronun arkasındaki tepeye yerleşmiş. Buradaki taşların daha koyu renk olması ve yıkıntıların sivri çıkıntılar bırakması, bana gotik tarzı hatırlatıyor. Oysa ilgisi yok, gotik dönem yüzyıllar sonra vuku bulacak.

Amfitiyatronun bu kadar iyi durumda olması ve şehrin yıkık görünümü ciddi bir tezat oluşturuyor ve bu tezat keyfimize keyif katıyor. Bu tezat sadece bu yönde değil, amfitiyatro oldukça fazla ziyaretçi alırken, şehirde kendimizi yalnız hissediyoruz. Üstelik tiyatronun çok bakımlıyken, kentin tabelalarının bile güneşte solmuş, yırtılmış, okunamaz hâlde olmasındaki yaman çelişki bizi üzüyor.

004Bazilika
Bazilika

İlk karşımıza çıkan enfes yapı, bazilika… Yapının kasveti büyüyü arttırıyor. Antik dönemde geçen bir korku filminin platosunda gibiyiz. Ama bu neşemizi asla kaçıramaz. Bazilikanın içini görmeye hevesli şekilde ilerliyoruz. Bizi çok fazla bir şey karşılamıyor.

Fakat biraz ilerideki çeşme, güzelliğiyle tekrar hayaller kurmamızı sağlıyor. Çeşme, Agoraya bakıyor, meydanın yanında ise dükkanlar var. Daha önce kentlere göre küçük ve tepelik bir şehir. Oldukça da yıkılmış.

Bazilika içi
Bazilika içi

Nekropolis, başkanlık binası kalıntılarına bir göz atıp tekrar aşağıya doğru koyuluyoruz.
Bir günde iki Pamfilya kenti gezdiğimiz için oldukça yorgunuz, hava kararmak üzere ve müze girişi çoktan kapandı. Neyse ki hediyelik eşya dükkanına kente çıkmadan girmiştik.

Pamfilya’dan uzaklaşırken

Halkların bölgesi Pamfilya’nın muhteşem büyüsünden uzaklaşırken, gezimiz henüz bitmediği için mutluyuz. Daha Likya, Işığın Ülkesi var. Haftaya sizle Limyra ve Myra’yı gezeceğiz. Özellikle Myra’daki Kral Mezarları ve St. Nichalaos ya da Santa Claus Kilisesi oldukça keyifli geçti.

*Serinin, önceki yazıları için lütfen bağlatıya tıklayın: Palmifya’nın halklarına, Likya’nın güneşine varınca, Yolculuk devam ediyor, hayaller daha fazla: Perge

Özür Notu: Bu yazılar*, haftalık olarak Gaia Dergi’nin internet sayfasında yayınlanacaktı. Her hafta bir kent anlatılacak ve üzerine öykümsüler uydurulacaktı, fakat yaşadığımız katliam sonrasında keyifli bir gezi yazısı yazmaktan, hatta katliam alanında olmama rağmen birçok kişi gibi ölmemiş olmaktan utandığım için bir süredir yazılara ara vermiştim. Beklettiysem özür dilerim. Bundan sonraki süreçte önümüze ne gibi bir yaşam çizgisi döşenir bilmiyorum, ama aksatmadan gezinin devamını yazmaya devam etmeye çalışacağım.

Çeşitli yaşam habitatı ile dikkatleri çeken Rio Negro Nehri’nin enfes fotoğrafları

Anavilhanas Takımadalarının bulunduğu Rio Negro Nehri, Manaus’dan başlayarak yaklaşık 70 kilometre boyunca yol almaya devam eder. Yağmur sezonunda ise genişliği neredeyse 30 kilometreyi bulur. Sular yükseldiğinde, nehir yatağı içindeki yaklaşık 400 uzun ada ve kanal çeşitli kuşlar, hayvanlar, kemirgenler ve böcekler için sığınak oluşturur.

Rio Negro’nun etkileyici koyu renkli suları aynı zamanda çok geniş ve verimli bir su yaşamını da içinde barındırır. Pirarucu, tucunare ve piranha gibi balıkların yanında timsah, yunus ve manatiler de bu habitatta hayat bulur.

Buradaki takımadalar, Guyana Tepesi’nin erozyonu ve Rio Negro’nun asidik sularında biriken çökelti ve enkazların delta benzeri birikimiyle meydana gelir. Takımadalar, nehir boyunca 90 km uzanır ve 100 bin hektarlık ada ve kanal alanı ile 260 bin hektarlık nehir kenarı ormanlarından oluşur.

1997’den beri koruma altında olan Anavilhanas Takımadaları aynı zamanda UNESCO‘nun önemli ekolojik alanlarını içeren “geçici liste”sinde yer alıyor.

Anavilhanas Takımadaları 5

Anavilhanas Takımadaları 3 Anavilhanas Takımadaları 2 Anavilhanas Takımadaları 7 Anavilhanas Takımadaları 6 Anavilhanas Takımadaları 4

Kaynak: Amusing Planet 

Yerleşimden tarıma kadar, insanı etkileyen hava olaylarını inceleyen bilim: Biyometeoroloji

Biyoloji bilimi diğer bilimler ile olduğu kadar meteoroloji bilimi ile de ilişkilidir. Bu kapsamda çalışılan bilime biyometeoroloji denilmektedir. Tanım olarak biyometeoroloji, meteorolojik olayların canlılar üzerindeki etkisini inceleyen bilim dalıdır.

Günümüzde konuyla ilişkili meteorolojik olayların sağlık üzerine etkileri hakkında epidemiyolojik çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalarda, insan türü ile diğer canlıları da hava olaylarının etkilediği gösterilmiştir. Tarihe bakıldığında ise hava olaylarının insanların yerleşim, tarım gibi uğraşlara alternatifler sunduğu bellidir. Aynı şekilde Dünya’nın değişik bölgelerindeki insanların fizyolojik özelliklerinde birtakım farklılıklar olması da meteorolojinin canlılar üzerine etkisidir. Bizler en belirgin olarak havanın çok sıcak veya çok soğuk olduğu zamanlarda bu etkiyi anlarız çünkü bu değerler normalin sınırlarıdır. İşte tam bu örnekte bizler için havanın normalliği ile ilgili bir kavram oluşmaktadır.

Biyoklimatik konfor

İnsan için en uygun hava şartları ve insanın en az enerji kaybederek yaşadığı koşullara biyoklimatik konfor denilmektedir. Yüksek sıcaklık, nem, hava kirliği gibi atmosferik durumlar insanın fizyolojik tepkiler vermesine ve stres hâline sebep olur, hatta aşırısı ölüme kadar varabilir. Örneğin; nem, sıcak havada daha fazla stres ve rahatsızlık yaparken; soğuk havada rüzgâr daha fazla üşütücü etki yapabilir. Zaman zaman sıcak hava dalgalarında ölümler gündeme gelir. Bir sonraki başlıkta örnekler mevcuttur. Bu, insanların yaşları ile de ilişkilidir ve yaşları arttıkça sıcağa duyarlılıkları da artış gösterir. Dolayısıyla etkilenen insanların çoğu belli bir yaşın üzeridir.

biometeorology  2
Minnesota Üniversitesi

Sıcak hava dalgalarıyla beraber, olayın etkisi altında kalanların ölümcül tehlikede olduğunu belirtmiştik. Bunlara örnek: Bu sıcak dalga nedeniyle ölü sayıları 1995’te ABD Şikago’da 500’leri, 1998’de Hindistan’da binleri, yine aynı yılda Rusya’da yüzleri bulmuştur.

El nino ve sağlık

Pasifik okyanusu yüzey sularının aşırı sıcaklıktan 0,5 ila 1,5 derece artışı el nino olayı olarak bilinmektedir. 2015 yılı ve yakın tarihte, uzmanlar bu olayın yaşanacağı ve artışın 2 derece olacağını ciddi bir dille belirtiyorlar. El nino olayı başta Peru ve etkilediği yerlerde sel, hortum, kuraklık gibi felaketlerle sonuçlanıyor. Biyometeoroloji kapsamında bu olayın beraberinde bazı sağlık sorunları getirdiği keşfedilmiştir. Örneğin; 1997-98 arası Güney Somali’de el nino ile Rift Vadidi ateşi hastalığı ciddi bir şekilde gözlenmiş, birçok ineğin ölümü ile yörenin nüfusunu etkilediği görülmüştür. Bu hastalık sivrisinekler ile taşınan bir hastalıktır ve bölgeye sel ile gelen çok sayıda sivrisinek yumurtası sayesinde etkinliğini sağladı. Malarya sıtmaya neden olan bulaşıcı bir mikroptur ve nöbeti altı saati bulan bir hastalığı getirir. Malarya, sivrisinekler ile taşınır. Sivrisinekler yumurtalarını bırakmak için sulu ortamları tercih ettiği için sivrisinek sürülerinin yağışlar ile ilgisi de gözlemlenmiştir. Bu bulaşıcı hastalıklar ise bizler için ciddi tehdit oluşturuyor ve yıllık belli sayıda insanı ölüme götürüyor.

biometeorology  3
Minnesota Üniversitesi

Botanik

Küresel iklim değişikliği canlıları etkilerken botanik bilimi açısından değişiklikler mevcut. Kuzey Yarımkürede ağaçların daha hızla büyüdüğü, dolaylı olarak üremelerinin iyi olduğu belirtilmekte. Güney Yarımkürede ise türler Kuzeye çıkmak istiyor. Artık bilimin gelişmesi ile devletler politikalarında bilim insanlarına daha fazla kulak vermeli.

Bitkiler, hayvansal organizmalardan farklı olarak havadaki karbondioksiti absorbe ederek havaya oksijen veriyor ve organik madde sentezi yapıyor. Isı bazı durumlarda bitkilerin fotosentez olayını kolaylaştırmaktadır. Örnek olarak Avrupa’da ilkbahar-sonbahar uzaması ve yıllık ortalama sıcaklığın artışın bölgedeki bitkilerin fotosentez olayını kolaylaştırıyor, bitkilerin daha fazla organik madde üretimini sağlıyor.

Kaynak: MGM, Kadıoğlu M. (Frederic Denhez’den çeviri), Küresel Isınma Atlası, NTV yayınları, 2. Baskı 2007

Plastiğin deniz canlıları üzerindeki korkunç sonuçlarını gösteren görüntüler

Çinli grafik tasarımcı Christian Waters, kız arkadaşı ile birlikte Malezya’daki Mabul Adası’nda tatile gitti. Dalış yaptıkları sırada gördükleri şey cennet gibi tatillerini mahvetti: Plastiğin deniz canlıları üzerindeki korkunç sonuçları…

23 yaşındaki Waters, Eco Watch’a, “Ada tamamen çöp ve plastik atıkları ile dolu. Mavi gökyüzü, dağın yeşil etekleri, okyanus ile mükemmel gibi görünüyor; fakat daha da yaklaştığında, adanın etrafındaki çöpleri ve enkazları görüyorsunuz” şeklinde açıklama yaptı.

Aslında plastikler her yerde ve okyanuslarımızı tıkıyorlar. Her sene 8 milyon ton plastik atık okyanuslara dökülüyor. Dev balinalardan küçük planktonlara kadar deniz canlıları bu çöplüğün arasında yaşamak zorunda.

Waters’un Malezya seyahati, geçen sene Price of Convenience Ad Campaign isimli çalışmasına ilham oldu. Plastiklerin ve diğer şeylerin deniz yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisinin altını çizen çarpıcı bir portföy projesi oluşturdu.

Christian Waters 1

Burnuna plastik çubuk batan deniz kaplumbağasının videosu da çok etkilemiş ve bu projeyi oluşturması için fikir oluşturmuş.

Christian Waters 2

Herhangi bir kâr elde etmek için yapmayan Waters proje ile ilgili şöyle dedi: “İstediğim tek şey, insanlarda farkındalık yaratarak onlara hayatta kalabilmeleri adına daha iyi bir şans verebilmek.”

Christian Waters 3

 

Kaynak: EcoWatch