Ana Sayfa Blog Sayfa 566

Besleyici kış lezzeti: Vegan sebze çorbası

0

Birçok vegan için konserveler ya da dondurulmuş sebzeler sofranın vazgeçilmezi. Sebze çorbanız için malzemelere ulaşmak çok kolay, ihtiyacınız olan tek şey sebzelere pişmesi için biraz zaman vermek… Malzemeler arasında yer almasa da mantar ve havuç da ekleyebilir, çorbanızı renklendirebilirsiniz.

Sebze Çorbası

Malzemeler:

  • 4 adet küp şeklinde doğranmış domates (konserve kullanabilirsiniz)
  • Dondurulmuş bezelye (350 gr)
  • Dondurulmuş mısır (350 gr)
  • Taze fasulye (Fasulyeleri ayıkladıktan sonra 2-3 parçaya ayırın ya da dondurulmuş fasulye kullanın, 350 gr)
  • 1 adet kuru fasulye konservesi
  • 4 bardak sebze suyu
  • 1 çay kaşığı tuz
  • Yarım çay kaşığı karabiber
  • 2 adet defne yaprağı
  • Yarım bardak soya sosu

Hazırlanışı:

Tüm malzemeleri büyük bir tencereye aldıktan sonra yüksek ateşte 3-4 saat kadar (sebzeler yumuşayana kadar) pişirin. İsteğiniz doğrultusunda baharatlarla lezzetlendirin. Afiyetler!

“Hangi makineyi kullanıyorsun?”: Ünlü fotoğrafçıların nefret ettiği soru tipleri

0

Pek çok sanatçının yaptıkları sanat hakkında sorulmasından nefret ettiği, sevmediği sorular bulunuyor, ancak buna en fazla maruz kalan pek tabii ki fotoğrafçılar. “Bu fotoğrafı çekmek için hangi makineyi kullandın?”, “Sence hangi fotoğraf makinesini almalıyım?” gibi sorular dünyaca ünlü fotoğrafçıları da oldukça rahatsız etmişe benziyor. 

Bruce Gilden: Fotoğraf çektiğiniz sırada çok fazla kavgayla karşılaşmıyor musunuz?

(Fotoğraf: Bruce Gilden)
(Fotoğraf: Bruce Gilden)

Andi Schreiber: Etkinlikler ve partilerde fotoğraf çekiyorum ve kullanmış olduğum ekipman hakkında sık sık sorular alıyorum. Soru soranlar genellikle erkekler oluyor ve şöyle diyorlar: “Hey, bu gerçekten çok güzel bir kamera, iddiaya girerim inanılmaz fotoğraflar çekiyordur.” 

Flört etmek mi istiyorlar yoksa gerçekten ciddi olduklarını mı düşünüyorlar, bunu çok merak ediyorum. Genellikle onlara gülümseyerek ve kibarca, fotoğraf makinesinden ziyade fotoğrafçının asıl konu olduğundan bahsediyorum. Bence bu oldukça yeterli ve kapsayıcı bir cevap.

(Fotoğraf: Andi Schreiber)
(Fotoğraf: Andi Schreiber)

Sophie Gamand: “Hangi ekipmanları kullanıyorsun?” Fotoğraf tekniği ve ekipmanlar hakkında konuşmaktan nefret ediyorum. Benim için fotoğrafçılık hiçbir zaman ekipmanların ne kadar kaliteli olduğu ile alakalı olmadı. Fotoğraf makinesinin, markasının, lensin ya da pozun hiçbir önemi yok. Her ne olursa olsun, fotoğrafı elde edebilmek için ne kullandığınıza önem vermeden, deklanşöre basmanızı tetikleyen duygular önemlidir.

(Fotoğraf: Sophie Gamand)
(Fotoğraf: Sophie Gamand)

Carolyn Marks Blackwood: Bazı sebeplerden dolayı, “Süper fotoğraf!” kalıbından nefret ediyorum. Neden olduğundan tam olarak emin değilim. İnsanların fotoğraflarıma baktığında teknik yanlarını incelemelerindense elde etmeye çalıştığım dokunaklı anı hissetmelerini tercih ederim. Hangi ayarlamaları yaptığım ya da hangi ekipmanları kullandığım sorulduğunda bu durumdan tam anlamıyla nefret ediyorum. 

(Fotoğraf: Carolyn Marks Blackwood)
(Fotoğraf: Carolyn Marks Blackwood)

Christopher Rimmer: Bir fotoğrafçı olarak bana sorulmasından nefret ettiğim pek çok soru bulunmakta, ancak “Bu fotoğrafı çekmek için hangi tip makine kullandın?” sorusu nefret listemin en üst sırasında bulunuyor. Bu sorudan nefret etmemin sebebi, fotoğraf makinesi ile fotoğraf arasında bir bağlantı kurmaya çalışan bireyin, fotoğrafçının o anı yakalama sırasındaki emeği ve sanatsal hedefi görmezden gelmeye çalışması.

(Fotoğraf: Christopher Rimmer)
(Fotoğraf: Christopher Rimmer)

Ed Kashi: En sevdiğim fotoğraf ya da mekanın sorulmasından nefret ediyorum.

(Fotoğraf: Ed Kashi)
(Fotoğraf: Ed Kashi)

Ed Templeton: İnsanlar bana, “Birinin fotoğrafını çekerken onlardan izin alıyor musunuz?” diye sorduğunda nefret duygum ortaya çıkıyor. 

Ed Templeton
(Fotoğraf: Ed Templeton)

Ami Vitale: Yaşadığım bir deneyimi anlatarak bu soruya cevap verebileceğimi düşünüyorum. Hindistan’da bir fotoğraf projesi üzerinde çalışırken “Fotoğraf çekmek için kullandığınız ISO ayarı nedir?” sorusu yalnızca beni değil, en temelde fotoğrafladığım aileyi de etkilemişti. 

Şafak sökmeden önceki bir vakitte, Subita isimli bir kadın ve onun ailesiyle oturmaktaydık. Yaklaşık 6 kişilik bir grup fotoğraf makineleriyle yaklaşarak Subita’ya vizörlerini doğrultmuşlardı. Onunla selamlaşmadılar, fotoğraf çekip çekemeyeceği hakkında tek bir soru bile sormadılar. Yalnızca bana, “Hangi ISO ayarını kullanıyorsun?” diye sordular. 

Daha sonra Subita, yaşanan olaydan nasıl rencide olduğunu anlattı. Anlattığına göre, kendisini yabani bir hayvan gibi hissetmiş. Etrafını çevreleyen ekip yalnızca tek bir şeyin peşindeydi: İyi bir fotoğraf. Durumu açıklamak gerekirse, bu bir avcılık oyunuydu ve Subita ise büyük bir ödüldü. 

(Fotoğraf: Ami Vitale)
(Fotoğraf: Ami Vitale)

Ken Schles: “Şu an hangi proje üzerinde çalışıyorsun?”

(Fotoğraf: Ken Schles)
(Fotoğraf: Ken Schles)

Robin Schwartz: İnsanların çoğu onlarla karşılaştığımda ya da röportaj yaparken, Amelie’yi çektiğim fotoğraflarda bir yaralanma vakasının yaşanıp yaşanmadığını merak ediyor. Bu sorudan tam olarak nefret ediyorum. Herkes tarafından her daim sorulan ikinci soru ise, Amelia’nın fotoğraf çekilirken korkup korkamadığı.

Hayvanlar hakkında derin bilgilere sahip insanlar bu tarz sorular hiçbir zaman sormuyor. Amelia’nın annesi olarak asla çocuğumu korkunun ya da yaralanma durumunun ortasında bırakmadım ya da bunun objesi hâline getirmedim. Doğal olarak bu soruya cevabım her zaman insanların çok tehlikeli hayvanlardan her zaman korktuğu oluyor. 

Robin Schwartz
(Fotoğraf: Robin Schwartz)

Tealia Ellis Ritter: Fotoğrafçılık ile alakalı sorularda en sevmediğim soru hangi lensi kullandığımın merak edilmesi. Bu soruyu, bir ressama hangi fırçayı kullandığını sorma cürretiyle aynı görüyorum. Bu tamamen saçmalık.

(Fotoğraf: Tealia Ellis Ritter)
(Fotoğraf: Tealia Ellis Ritter)

Michal Solarski: Fotoğrafçılığın teknik tarafıyla alakalı gelen sorulardan nefret ediyorum. İnsanlar genellikle, “Hangi fotoğraf makinesini almalıyım?” diye sorduğunda benim cevabı bildiğimi düşünüyorlar. Ben hâlen basit analog makineler kullanıyorum ve son model dijital makineler hakkında hiçbir bilgim yok.

(Fotoğraf: Michal Solarski)
(Fotoğraf: Michal Solarski)

Kaynak: Feature Shoot 

Hazırlayan :Burak Avşar

Birbirinden güzel fotoğraflarla toplumdan uzak kabilelerdeki cinsiyet eşitliği

Batı medeniyetinin ataerkil yapısına bir alternatif arayan Fransız fotoğrafçı Pierre de Vallombreuse, Güneydoğu Asya’nın yerli kabililerindeki cinsiyet eşitliği görüntülerini inanılmaz fotoğraflarla yansıtıyor.

Seyahati sırasında teknoloji ve küreselleşmenin henüz ulaşmadığı izole komünler ile etkileşime geçen De Vallombreuse’nin Souveraines serisi, bu kabilelerin ilerici geleneklerini gözler önüne seriyor.

Anaerkil 6

My Modern Met isimli internet sitesine konuşan De Valloumbreuse, “Güneydoğu Asya’daki kültürlerin çoğu tahakküm yerine eşitlik üzerine inşa edilmiş” diyor. Sanatçı, fotoğraf projesi için yönetim ve dinsellik konusunda kadının daha etkili olduğu dört topluluk seçmiş. 

Hindistan’ın kuzeydoğusundaki anaerkil ve anayersel* topluluk Khasiler, Filipinler’deki hiyerarşinin bulunmadığı komün Palawanlar, Çin’deki anaerkil topluluk Mosuolar ve evler yerine yüzen gemilerde yaşayan Badjaolar. 

Galerie Argentic sergisinde sergilenen fotoğraf serisi, serginin internet sitesinde şu sözlerle tanıtılıyor: “Eşitlik, cinsiyetler arasında karşılıklı saygı, herkese özgürlük; bazı geleneksel toplumlar, kadına, sosyal ve dinsel alanda daha çok rol veriyor. Bu insanlar arasında kadın, yetenekleri ve eşsizliği ile yer alıyor ve kendi kaderinin efendisi konumunda.”

De Vallombreuse’nin etkileyici fotoğraf serisini 21 Kasım’a kadar Fransa’daki Galerie Argentic sergisinde ziyaret edebilirsiniz.

Badjaolar, Malezya

Anaerkil 8Anaerkil2Anaerkil1 Anaerkil3Anaerkil7Anaerkil9Anaerkil5Anaerkil4

Palawanlar, Filipinler

Anaerkil18Anaerkil17Anaerkil20Anaerkil21

Khasiler, Hindistan

Anaerkil22Anaerkil23Anaerkil24

Mosuolar, Çin

Anaerkil26Anaerkil25

Anayersel: Evli çiftlerin, kadının annesinin evinde veya yakınlarında ikamet ettiği bir akrabalık sistemi. 

Hazırlayan :Burak Avşar

Biliyorsun: Sen, ben, o değil biz vakti

0

Birileri birilerinin sırtını sıvazlıyor. Birileri gerekli yerlere gereken yatırımı götürüyor, birileri de alkışlıyor ve minnet ediyor lütufmuş gibi. İlahlaştırıyor birileri birilerini. Fark etmiyor gücün kendinde olduğunu, anlayamıyorlar kendi seçtikleri insanları yine kendilerinin görevden alabileceklerini.

Kim peki bu birileri? Tabii ki sen değilsin, o da değil. Yan apartmanında oturan komşun da değil, Ermeni olan sınıf arkadaşın da. Hele aynı iş yerinde çalıştığın Alevi hiç değil. Gerçekçi olmamız gerek böyle kaotik zamanlarda ve ülkemiz geleceğine dair korkularımız giderek arttığında. Biliyorsun ve ne yazık ki hepimiz de gayet iyi biliyoruz, Müslüman komşun da o birilerinden, Ermeni de, Kürt de. Neden? İnsanlar korkuyor çünkü. İnsanlar sanıyor ki, bir insan ne kadar güçlüyse o kadar çok hakkı oluyor. Hayır, eğer o insana gücünü sen veriyorsan o güç senin verdiğin kadardır. Eğer sen ona taparcasına bir aşkla bağlanırsan, gözlerini tüm katliamlara kapatırsan, kulakların çocuklarımızın çığlıklarını duymazsa ellerin taptığın insanların elleri gibi kanlara bulanır, bilmiyorsun. Bilsen “Yolsuzluk diz boyu ama Müslümanlar” demezsin çünkü. Yoruldun, biliyorum. Hepimiz yorulduk, herkes bitkin. Fakat tam da bu zaman pes edersek, “bencil” davranırsak hepimiz yorulmayacak mıyız? Yorulmaktan beter olacağız, biliyorsun.

Giderek daha fazla sürecek, psikolojik ve fiziksel şiddetleri. Evlerimize işaret koymaya devam edecekler ve bununla yetinmeyecekler. Geçmişte yaptılar, köylerimizi yaktılar. Sen sustuğun müddetçe bu sürecek. Köylerimizi yaka yaka bize dilimizi konuşacak, yaşayacak hayat bırakmayacaklar. Hayatta kalmak ile yaşamak arasında fark vardır. Şu an kaç tane çocuk dilediğince oyun oynayabiliyor sokaklarda? Kaç tane insan otobüste istediği dilde konuşuyor ve dışlayıcı bakışlara maruz kalmıyor? Kaç tane genç, üniversitelerinde istediği standı açıp istediği gazeteyi yayınlayabiliyor? Fakat demokratik ülkeyiz vesselam.

Yönetim biçimimiz herkesin gurur duyduğu demokrasi. Bunda hemfikiriz. Ancak Kürt olduğu için, Kürtçe konuştuğu için, kendilerine zırhlı araçlardan plastik mermiler yağarken karşılığını taş ile verdiği için, ağaçlar kesilmesin diye Türkiye tarihinin belki de en büyük direnişine destek verdikleri için insanların katledildikleri bir ülkede demokrasi ne kadar mevcuttur? Sadece yöneticileri seçimle getirdiğimiz için bir demokrasiden söz edemeyiz. Hatta layıkıyla yerine getirdiğimiz bir seçimden bile söz edemeyiz. Alenen yapılmamakla birlikte yasak duruma geldi seçme hakkımız da. Diyorlar ki “Siz seçedurun, işimize gelmez ise zaten minareyi çaldık kılıfını hazırlamak kolay.”

Yasaklanıyor yavaşça tüm haklarımız. Valilik izinli yürüyüşler dinsel gerekçelerle iptal ediliyor. Muhalif bir bireyin düşündüğünü söylemesi engelleniyor. Bir gazeteci sırf muhalif diye dilediğini yazınca işine son veriliyor. Okullarda muhalif öğrenciler, şiddete uğruyor ve ötekileştiriliyor. Millet iradesi dediğimiz olgu, burada devreye girmeli. Halk gücünün farkına varmalı ve cesaretini toplamalı. Korkmayın! Öfkelenin fakat öfkenize yenik düşmeyin. Anayasal haklarınızın farkına varın. Mantıklı ve vicdanlı davranın. Vicdan, mantığın yanında yer almadığında yaşananlara tanık olduk çünkü. Çalıyorlar, öldürüyorlar, hak yiyorlar, ötekileştiriyorlar, sürgün ediyorlar ama “Çalışıyorlar” diyen zihniyetin, vicdanına kulak verdiğini söylemek mümkün değil. Vicdan bir insanın kalbini temiz tutar, biliyorsun.

Bu ülkede çocuklar öldürülüyor. Ceylan Önkol‘u hatırlarsınız, hatırlayın da. Hani annesi eteğinde parçalarını toplamıştı. 12 yaşında, arkadaşlarıyla sokakta oynaması gerekirken “terörist” ilan edildiğinden öldürülen Uğur Kaymaz‘ı da hatırlayın. 9 yaşındayken yaşadığı ilçe olan Sur’daki sokağa çıkma yasağını ihlal ettiği için öldürülen Helin’i de hatırlayın. Hatırlayın hepsini ki, vicdanınız rahatsız etsin sizi. İyi olmayın, iyiyim diyemeyin dünyadaki güzellikler giderek kötüleşirken. Çocukların öldürüldüğü bir dünyada iyi olamayız, biliyorsun.

“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında, bir teneffüs daha yaşasaydı tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür. Devlet dersinde öldürülmüştür.”  -Ece Ayhan

Bu ülkede Alevi vatandaşların evleri işaretleniyor. Kürt vatandaşlarımızın üstüne bombalar yağıyor ve failleri bulunamıyor. Gazetecilerimize muhalif oldukları için suikast düzenleniyor ve faili meçhul cinayetler arasında yerlerini alıyorlar. Birileri Ermeni ve muhalif bir gazeteci olan Hrant Dink’in yaşama hakkının bulunmadığı düşüncesine karar verip bir katliam gerçekleştirebiliyor, faili meçhul cinayetlere yenisi ekleniyor. Suruç’ta çocuklara oyuncak götürmeye çalışan güzel insanlar planlanmış bir katliamda hayatlarını kaybediyor, faili meçhuller artıyor. Başkentin göbeğinde, Ankara’nın tam ortasında intihar saldırısı düzenleniyor, bombalar patlıyor, sorumluları bulmakla yükümlü insanlar, halkın hemen kabullenebileceği suçlular buluyor. Fakat canlı bomba eyleme geçmediğinde onları yakalamayacaklarını söylüyor, insanlarımız ölmeye devam ediyor. Bu ülkede senin seçtiğin insanlar güçleniyor ve onların işlerine gelmeyen ölümlerin sorumluları bulunmuyor, biliyorsun.

Günümüzün Cumhurbaşkanı, “Kadına şiddet abartılıyor” diyor. Evet, kadına şiddet hem fiziksel hem psikolojik açıdan abartılıyor. Öyle ki futbol müsabakalarında bir takımın taraftarı karşı tarafa “hakaret” niteliğinde bir kadın mankeni yakıyor. Daha ne kadar abartılabilir diyorsun, aklın almıyor. Ardından kadına şiddet “abartılmasın” diye kadınlara ne yapmaları gerektiği söyleniyor. “Kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak”, “Hamile kadının sokakta dolaşması terbiyesizliktir” gibi ifadeler ile kadınlara hadlerini bilmelerinin gerekliliği her fırsatta belirtiliyor. Sonuçta “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir cumhurbaşkanı seçti halkımız demokratiklerin demokratiği (!) ülkemizde.

Daha sonra iktidar kaç çocuk yapmamız gerektiğini söylüyor. İki yetmez, en az üç! Ne kadar genç nüfus o kadar çok eğitilebilecek beyin çünkü. “Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya” dediler ki hemen evlenelim ve üç çocuk doğuralım. Cinsel hayatımızla ilgilenme haklarını kendilerinde buluyorlar. Milletvekili, tecavüzcüyü masum gösteriyor, bir kadın tecavüze uğraması sonucunda hamile kalıp kürtaj yaptırmak istediğinde. Halk da bu zihniyeti, “Dar pantolon giyiyormuş…” gibi aklın alamayacağı bahaneler ile haklı buluyor. Bir spor kulübünün başkanı da kadınlar ile ilgili yorum yapmakta bir sakınca görmüyor. Dedi ki “Öleceksek de adam gibi öleceğiz, kadın gibi yaşamayacağız. Bizi kadın gibi yaşatmaya da kimsenin gücü yetmez” Erk zihniyet, kadına şiddet uygulamaya her gün devam etmekte. Kadına ikinci sınıf muamelesi yapılıyor açıkça, biliyorsun.

Peki, tüm bunlar neden son bulmuyor? Biliyorum, eşitlikçi bir ülke istiyorsun. Biliyorum, demokratik bir ülke istiyorsun. Biliyorum, insanların ölmediği bir dünya istiyorsun. Akla neden bir şeyleri değiştirmek için çabalamıyorsun sorusu geliyor. Evet, çabalasan bile önüne çıkacak karşıt zihniyet. Hep öyle oldu. Peki, neden pes ediyorsun? Gücü elinde bulundurandan korkuyorsun. Korkma. Gücü eline almak da sana bağlı. Ataların Alevi oldukları için öldürüldüler, ötekileştirildiler. Sen çocukların bunları yaşamasın diye onlara doğduklarında atalarının katledildikleri dönemin yetkili isimlerinden ad koyuyorsun, biliyorum. Daha fazla “eziyet” çekmek istemiyorsun. Ötekileşmek istemiyorsun, sen de bu ülkenin vatandaşısın ve senin de bu ülke adına söz söyleme hakkın var. Bunu elinden almalarına izin vermek istemiyorsun. Fakat çok öldün, çok öldük. Daha fazla ölmek istemiyorum diyorsun. Ölmemek değildir belki de mesele, mesele yaşamaktır. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine…” Yaşayabiliyor musun peki, yaşadığını hissedebiliyor musun? Dürüst ol. Sen dürüst ol ki umudun varlığına inanabilelim. Umut, insanın yüreğini ferahlatır. Biliyorsun.

Neden bir şeyler değişmiyor? Bunca yıldır insanlar açıkça öldürülürken, bizim olan bizden gözümüzün önünde çalınırken neden bir şeyleri değiştirmekte bu kadar zorlanıyoruz? Gelenekler ve önyargılar, insanın elini kolunu bağlayabiliyor. Çünkü bir taraf ne kadar güçlenirse, gücünün farkına varamayan halk da o kadar güçsüzleşiyor. Bunun sebeplerinin başında, insanların ekonomik özgürlüklerinin sağlanamaması geliyor. Yönetimin temeli ekonomiye dayanıyor. Parayı elinde bulunduranın sözü geçiyor. Esnafın, çiftçinin, işçinin maddi durumu kötüleşince gücü “şimdilik” elinde tutan insanlar maddi eksiği eksik etmiyorlar, insanlıkları paralarından çok değil nihayetinde. Fakat karşılıksız hiçbir adım atmayan yetkililerimiz, sorgusuz bir itaat bekliyorlar.

Bizim güzel insanımızın da paraya, buğdaya, una, ekmeğe, kömüre ihtiyacı var. Bu mantıkla yapılan tüm haksızlıklara boyun eğiyor, itaat etmek zorunda bırakılıyor. Yapmayın! Farkında olun. Pirince, kömüre kanmayın artık. Ayrıca devletin verdiği teşvikleri lütuf şeklinde algılamayın. Bir devletin en temel görevlerinden biri halkının refahını sağlamaktır. Devlet, yolu olmayan köylere alt yapı çalışmaları yapılmasıyla mükelleftir. Devlet, elektrik bulunmayan köylere elektrik sağlamak mecburiyetindedir. Çünkü devlet, ülkesinin her bir ilindeki her bir vatandaşa; ırk, dil, cinsiyet, din ayrımı gözetmeyen bir tutumla yaklaşmalıdır. Eğer devlet metropolde yaşayan, “aydın” insanına tüm imkanları sunuyorken; Anadolu’da belki köyünden dışarı adımını atmamış insanlara, karlı kış aylarında köylerindeki okullarına yolları kapandığı için gidemeyen çocuklara, yine yollar kapandığından hastaneye yetiştirilemeden ölen insanlara hiçbir imkan sunmaz ve tabiri caizse onları “kader”lerine terk eder vaziyeti alırsa burada bir devletin meşruluğundan söz edilemez. Biliyorsun.

Körü körüne inanan birçok insan var, biliyorsun. Sen inanma. Her şeyin seninle değişeceğine inan. Güç, para hırsı, insanların tatmin olmak bilmeyen egoları yüzünden gerçekleşen ölümlerin sona ereceğine, çocukların ağlamayacağına, annelerin ağıtlarının can yakmayacağına inan. İnan ki bir şeylerin değişebileceğine dair adımlarımızı yere daha sağlam basalım. Fakat önce adım at. Ağaç dik, kendinle barış, gözünü aç ve etrafında yaşananları anlamak için çaba sarf et. İnsanlarımızın boşuna ölmediğini fark edeceksin.

“Elbet bir bildiği var bu çocukların. Kolay değil öyle genç ölmek. Yeşil bir yaprak gibi yüreği koparıp ateşe atmak. Pek öyle kolay değil. Hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey, her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da yalnız bir bahar çiçeklenir.”  -Hasan Hüseyin Korkmazgil

Bütüncül bakış ve yaratıcı çözümler içeren “Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali” başlıyor

Daha iyi bir gelecek için neler yapabileceğinize ve nasıl harekete geçebileceğinize dair kafa yoruyorsanız ilaç gibi gelecek bir film festivali sizi bekliyor.

Paylaşımcı, açık, adil, anlayışlı, çeşitliliği kucaklayan, gezegene ve üzerindeki yaşama değer veren bir toplum hayaliyle doğan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF), her sene yüzlerce film arasından seçilen, bütüncül bakış ve yaratıcı çözümler içeren, izleyicisini harekete geçmeye davet eden ve kalbe hitap eden 30 belgeselle 19 Kasım’da İstanbul’da, diğer tüm illerde 20-22 Kasım tarihlerinde izleyicilerle buluşuyor.

SYFF belgesellerini izlerken ilham verici hikâyelere tanıklık etmekle kalmıyor, sorunun aciz bir parçası olmaktan öteye geçip çözümün bir parçası olabileceğinizi hatırlıyorsunuz. Tehlike çanlarının çoktandır çalmaya başladığı ulaşım, iklim, enerji, moda, tarım vebenzeri konularda karşılaştığımız sorunların aslında birer semptom olduğunu, hepsinin kökenindeki gerçek sorunların neler olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Sürdürülebilir bir dünyada, sürdürülebilir bir yaşam için oluşturulabilecek çözümlerin bireysel adımlarla nasıl mümkün olduğunu izlerken umut doluyor, kendinizi harekete geçmek ve somut adımlar atmak için aklınızda bir sürü fikir uçuşurken buluyorsunuz.

SYFFposteristanbul.inddFestival belgesel gösterimleriyle sınırlı kalmayıp gösterim sonrası sahne alan konuşmacılar, müzik ve performans gruplarıyla programını daha da keyifli ve etkileşime açık kılıyor.

Tüm gösterimlerin ücretsiz olacağı SYFF bu yıl da Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi’nin “Siz de Yapabilirsiniz” çağrısına kulak veren yerel ekiplerle işbirliği yaparak 20 il/ilçede, 23 salonda eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Sürdürülebilir bir yaşamın ancak çeşitlilikle mümkün olacağı bilinciyle toplumun her kesiminden katılımcıları bir araya getirmeyi hedefleyen festival; çiftçileri, iş sahiplerini, şirket çalışanlarını, öğrencileri ve öğretmenleri, çocuğunun gelecekte yaşayacağı dünyadan endişeli ebeveynleri, akademisyenleri ve aktivistleri bu belgeselleri birlikte izlemeye davet ediyor.

Festivalin gerçekleşeceği il ve ilçeler: Adana, Ankara, Antalya, Artvin, Balıkesir, Bayındır (İzmir), Bodrum (Muğla), Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Eskişehir, Fethiye (Muğla), Giresun, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Trabzon ve Urla (İzmir).

Lewis Hine’ın objektifinden 1900’lerin çocuk işçileri

0

20’nci yüzyılın başlarında, Amerika’da yaşları 5 ile 10 arasındaki pek çok çocuk oldukça ağır koşullarda çalıştırılıyordu. Çoğu Amerikalı muhalif bu durumu değiştirmek için çok çaba harcadı. Onlardan biri de uzun yıllar işçi ve mülteciler için mücadele veren Amerikalı fotoğrafçı Lewis Hine.

Hine’ın fotoğrafları, yaşanan insani dramın başlıca aktörleri olan işçi sınıfının, göçmenlerin, çalışan çocukların ve savaşın tanıklarıdır.

Lewis Hine 5Yeni ve daha “güzel” bir hayat umuduyla kölelik koşullarında Amerika’ya gelen göçmenleri korkunç Amerikan sanayisinin vahşi koşulları bekliyordu. Hine’ın işçilere duyduğu sevgi, onların daha iyi imkânlara erişebilmesini istemesi ile başlayan bu fotoğraf çekme düşüncesi, pek minik de olsa bir şeylerin değişmesine yardımcı olacaktı.

Tekstil fabrikalarında o öpülesi minicik elleri ile kocaman makinelere tırmanıp kumaşlar kesiyor, kumaş atıkları topluyorlardı. Kömür madenleri, demir atölyeleri, sabahlara kadar ayıklamak zorunda oldukları ceviz ve fındık içleri hatta belki de hiç sahip olamadıkları, iç çekerek baktıkları o oyuncakların yapıldığı fabrikalar… Okula gidemeyen, haftanın altı günü, günde 13-14 saat çok az bir ücret ile çalışmak zorunda bırakılan, boyları yetişmediği için makinelere tırmanan bu çocuklar Hine’ı sınıf kiniyle doldurmuştu. Bir şeyleri değiştirme umuduyla dolan fotoğrafçı, yok sayılanların sözcüsü olmaya karar verdi.

6 yaşındaki Amos ve 4 yaşındaki Horace. Gün boyu tütün tarlasında çalışmak zorunda olduları bir günden.
6 yaşındaki Amos ve 4 yaşındaki Horace. Gün boyu tütün tarlasında çalışmak zorunda olduları bir günden.

Kendisi de küçük yaşlarda benzer şartlarla günde 13 saat tüm hakları hiçe sayılarak çalışmak zorunda bırakılan Lewis Hine, büyük zorluklarla tamamladığı eğitimi sonucunda botanik ve doğa bilgileri konusunda öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Çalıştığı bir okulda kendisine hediye edilen fotoğraf makinesinin sosyal adaletsizliği en gerçek haliyle dünyaya gösterebileceği bir araç olacağını bilmiyordu.

Kendi maddi sıkıntılarına aldanmadan hayatı boyunca karşılaştığı her türlü haksızlığı ve sömürüyü fotoğraflarıyla belgelemekten vazgeçmedi.

9 yaşındaki Salvatore (en önde), 11 yaşında, çalışırken bacağını kaybeden Joseph ve arkalarında duran 13 yaşındaki Lewis.
9 yaşındaki Salvatore (en önde), 11 yaşında, çalışırken bacağını kaybeden Joseph ve arkalarında duran 13 yaşındaki Lewis.
Indiana-1908
Indiana, 1908
10 yaşında. (Newberry, G. Carolina, 1908)
10 yaşında. (Newberry, G. Carolina, 1908)
Lancaster İplik Fabrikası-1911
Lancaster İplik Fabrikası, 1911
Sigara fabrikasında çalışan çocuklar(Engelhardt & Co., Tampa, Florida)
Sigara fabrikasında çalışan çocuklar (Engelhardt & Co., Tampa, Florida)

Gerçek dünyanın gerçek insanlarını, mahalleleri, evleri, kıyafetleri, çalışma koşulları ile ele alan bu fotoğraflar, sömürüye ve zulme karşı direnen birçok dergide kullanıldı. Hine ise, Amerika’nın pek çok eyaletini dolaştı, fotoğraflarını halka gösterdiği buluşmalar düzenleyip bu çocuklarla ilgili yazılar yazdı.

Lewis Hine, bu fotoğraflarını halka ulaştırılabildiği zaman toplumun haksızlık, sefalet ve kötülüğü görmelerini sağlayacağını ve bu yolla bütün bir toplumu değişime götürebileceğine inanıyordu. “Fotoğraflar yalan söylemez. Ama yalancılar fotoğraf çekebilir.”

Lewis Hine 1Lewis Hine 2Lewis Hine 3Lewis Hine 4

Dünyaca ünlü bira markası Guinness tamamen vegan içeriğe dönüyor

1

İrlanda merkezli dünyaca ünlü bira markası Guinness, 2016’dan itibaren tamamen vegan oluyor.

İrlanda’nın meşhur siyah bira markası Guinness, 256 yıllık bir tarihin ardından içeriğinde bulunan balık jelatinini çıkartarak vegan bira üretecek. 

Guinness Vegan Bira 2

Vegan ve vejetaryenler için sevinçle karşılanan haber, aslında yeni alınmış bir karar değil.

Yıllar boyu Guinness biralarının içeriğindeki balık jelatininin kaldırılması için düzenlenen imza kampanyaları meyvesini verdi.

Guinness’in bira fabrikalarında filtreleme işlemleri için kullanılan balık jelatini, önümüzdeki yıl itibariyle bira içeriğinde bulunmayacak, ancak firma yetkilileri konu hakkında çelişkili açıklamalar yapıyor. Yetkililer, balık tutkalının içerikten tamamen kaldırılmasının garanti olmadığını söylüyor.

Günde 10 milyon bardak bira tüketiliyor

The Times’a konuşan Guinness basın sözcüsü, yeni bir filtreleme merkezi için yer aradıklarını belirtirken bu merkezin tamamen vegan dostu olacağını söylüyor. Açıklamalara göre, yeni sistem 2016 yılında yürürlüğe girecek.

Dünyada 150’den fazla ülkede satılan Guinness biralarından günde 10 milyon bardak tüketiliyor.

Yeni gelişmeler ile birlikte, veganlar ve vejetaryenler de Guinness marka bira tüketebilecek. 

Kaynak: Ecowatch 

Hazırlayan: Burak Avşar

Washington, ilk doğal yaşam köprüsünü inşa edecek

Washington Eyaleti Ulaştırma Bakanlığı, eyaletin Snoqualmie Geçidi yakınlarındaki I-90 şeridinde inşa edilecek ilk doğal yaşam köprüsünün haberini verdi.

Doğal yaşam köprüsünün inşasını savunan I-90 Doğal Yaşam Köprüsü Koalisyonu’na göre şeritten her gün 28 bin araç geçiyor. Bu yoğun trafik doğal yaşamın otobandan geçmesini son derece zorlaştırıyor ve yerel doğal yaşam üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.

Washington Doğal Yaşam Köprüsü 2

I-90 Doğal Yaşam Köprüsü Koalisyonu koordinatörü Jen Watkins bu durumu, “Onların geçişini engellersek yiyecek bulabilmelerini engelliyoruz, geçen yıl gördüğümüz büyük yangınlar gibi koşul değişimlerinde yaşayacak yer bulabilmelerini engelliyoruz, yeni eşler bulup nüfusta genetik farklılık yaratabilmelerini engelliyoruz. I-90 doğal yaşam üst geçidi ve yeni tamamlanan alt geçitler bölgemizde doğal yaşamın hareketi için oldukça büyük bir adım” şeklinde ifade ediyor. 

Doğal yaşam köprüleri Avrupa’da göreceli olarak daha yaygın, sadece Hollanda genelinde bile 600’den fazla doğal yaşam üst ve alt geçidi var. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’ndeki geçit sayısı bir hayli düşük.

Doğal Yaşam Köprüsü
Montana Eyaleti’nde bulunan doğal yaşam köprüsü (Fotoğraf: Jitze Couperus)

Ulaştırma Bakanı Yardımcısı Cam Gilmour ise konuyla ilgili, “Bu proje Washington Eyaleti Ulaştırma Bakanlığı’nın gelecekteki rotasının belirgin bir örneği. Hareketliliği artıran ve ekonomik büyümeyi destekleyen güvenli bir ulaştırma sistemine yönelik değerlerimizi, amaçlarımızı ve stratejilerimizi benimsiyor” açıklamasını yaptı.

Kaynak: Discovery

Veganlar da süt içer

Vegan beslenenler için besin yetersizlikleri oluşabileceği yönünde birçok inanış ve bilgi var. Bu, tartışmaya ve bilimsel gelişmelere açık bir konu. Ancak, biz beslenme ve diyet uzmanlarının yapması gereken, hayvansal olmayan besinlerle beslenenler yani veganlar için besin yetersizliği yaşamamalarını sağlayacak doğru ve işe yarar önerilerde bulunmak.

Kime “İçinde yüksek protein, kalsiyum, fosforla beraber birçok aminoasit ve mineral barındıran bir besin söyler misiniz?” diye sorsak, büyük oranda “inek sütü” cevabını alırız. Evet, içerisinde sayılan bütün maddeler bulunmaktadır sütün. Ancak, bunların yanında alerjen birtakım proteinleri de bünyesinde barındırmaktadır. Her çocuğun süt içmesi gerektiği, süt içmezse besin yetersizlikleri yaşayacağı inanışına rağmen bilimsel çalışmalar gösteriyor ki 3 yaşından küçük çocukların en sık karşılaştığı besin alerjisi inek sütü proteini alerjisidir (%2-3). Bunun yanısıra sütün içerisindeki bir çeşit şeker olan laktozun neden olduğu laktoz intoleransı da toplumda yoğun olarak karşılaşılan bir durum (%12). Alerjen inek sütü proteinleri çocukluk çağı diyabeti (tip-1 diyabet), otizm gibi durumların da ortaya çıkmasında neden olarak gösterilmektedir.

Süt ile özdeşleştirilmiş bir diğer bileşen olan kalsiyum, vücut için değerli bir mineraldir. Kemik yapısının korunması, kas ve sinir uyarılması, kanın pıhtılaşması, hormonların hücre içindeki etkinliğinde görev yapar. Vücuttaki kalsiyumun yüzde 99 kadarı kemiklerde fosfora bağlanmış halde bulunur. Bunların yanında kalsiyumun daha sayamadığımız birçok özelliği de vardır.

Bakers Dairy Farm in Haselbury Plucknett

Peki, inek sütü gibi hayvansal besinlerle beslenmemeyi tercih edenlere süt alternatifleri olarak ne önerebiliriz? Son zamanlarda soya sütü, haşhaş sütü, badem sütü, pirinç sütü gibi birçok vegan süt ürünü geliştirilmiştir, bu ürünler halihazırda raflarda da yerini almaktadır. Ancak, evinde vegan süt yapmak isteyenler için de süt tarifi yazının sonunda.

vegan süt, bob chamberlin los angeles times
Fotoğraf: Bob Chamberlin / Los Angeles Times

Belki de en önemli kısımlar, yukarıda sayılan ikamelerden bir vegan ne gibi besin ögeleri alır? Günlük ihtiyacının ne kadarını karşılar? Yetişkin bir bireyin yaşa ve özel durumlara göre değişkenlik göstermekle beraber günlük alması önerilen kalsiyum miktarı ortalama 1000 mg’dır. Bir su bardağı inek sütündeki kalsiyum miktarı 240 mg kadardır. Bir avuç (45 gr) bademde 352 mg, bir orta boy kerevizde 102 mg, 100 gr pişmiş ıspanakta 149 mg kalsiyum bulunur. Yani bir öğünde bir avuç badem, bir orta boy kereviz, 100 gr kadar pişmiş ıspanak tüketen bir vegan günlük kalsiyum ihtiyacının yarısını karşılar. Bunların dışında tofu, susam, badem, soya sütü, keten tohumu, yeşil yapraklı diğer sebzeler kalsiyum içeren besinlerdir. Özellikle soya sütü besin alerjilerine neden olmaması, kolesterolü düşürmesi, HDL’yi arttırması, LDL’yi azaltması, antioksidan özelliği, protein içeriğinin iyi durumda olmasından süte alternatifler arasında sayılabilir.

soya sütü

Bir diğer değerli besin de hindistan cevizidir. İçeriğinde yüksek oranda doymuş yağ (%87) bulundurur; ancak bu yağın sindirimi oldukça kolaydır. Özellikle spor yapan veganlar için alternatif bir besin olabilir. Besin içeriğinin zenginliğinin yanısıra sporcunun enerji metabolizmasında önemli yer tutan niasin, kükürt, dallı zincirli aminoasitler açısından iyi bir besindir. Şeker oranı da dengelidir.

Vegan beslenmede merak edilen bir diğer konu ise sinirsel iletim ve bağışıklık için önemli bir çoklu doymamış yağ asidi olan omega üçün alımı ile ilgilidir. Vegan süt yapılan besinlerden tatlı badem, soya, haşhaşta omega üç bulunmaktadır. Ayrıca ceviz, yeşil yapraklı sebzelerde de bulunan bir yağdır. Herkese avokado, hindistancevizi, zeytin, ceviz gibi besinlerde bulunan iyi yağlara yakın; margarin, ayçiçek gibi yağlara uzak durduğu sağlıklı günler diliyorum.

badem sütü

Vegan badem sütü

Malzemeler:

1 kupa kadar çiğ badem,
1 çay kaşığı kaya tuzu (Dileyen eklemeyebilir.)
2 veya 4 kupa kaynatılmış, ılıtılmış su

Yapılışı:

Çiğ bademleri cam bir kaseye alın, bademlerin hepsi ıslak olana kadar tarifteki suyu boşaltın. Kabukları ayrılana kadar suda bekletin (8 saat yeterlidir). Kabuklarını ayırdığınız bademleri blenderdan geçirin, kalan suyu kabın içine dökün. Karışım püre kıvamı alana kadar karıştırın. İster süzersiniz, ister süzmezsiniz, tercihe bağlı. Vegan sütünüz hazır. Afiyet olsun.

Kaynak: Veg Kitchen

Vietnam, Noel’i hayvan katliamı ile kutluyor

Noel hızla yaklaşıyor ve Vietnam Katolikleri bu özel tatile köpek etinden oluşan bir şölen (!) ile hazırlanıyor. Tahminlere göre bu yılki Noel kutlamaları için gerçekleştirilecek köpek eti ticareti zirve yapacak. Kutsal sayılan bu kutlamalarda sayısız köpek, öğle ve akşam yemeklerinde tabakları süslemek üzere can verecek. Doğum, ölümle kutsanacak.

vietnam, noel, köpek katliamı 5

Köpek eti tüketimi Vietnam’da çok yaygın. Özellikle ülkenin kuzey kısmında köpek eti satılan birçok restorana rastlamak mümkün. Asya Köpek Koruma İttifakı verilerine göre 2014 yılında Vietnam’da 5 milyona yakın köpek, eti için katledildi. Associated Press’in Ekim 2009’da yayınladığı rapora göre ise Hanoi’de en hızlı büyüyen ekonominin köpek eti ticareti olduğu nitelendirildi. 20 kilogramlık bir köpek etinin yaklaşık 100 dolara –Vietnamlı bir işçinin yaklaşık bir aylık maaşı– alıcı bulması bu ticaretin yaygınlaşmasındaki en büyük rollerden birisi.

Vietnam’da köpek etinin şans getirdiğine inanılıyor. Aynı zamanda erkeklerde libidoyu arttırdığı da düşünülüyor. Soğuk zamanlarda kan akışını hızlandırdığı ve şifa sağladığı da dile getirilenler arasında. Belli ritüeller eşliğinde tüketilen köpek eti, halk arasında iyi bir protein kaynağı olarak nitelendirilerek sıklıkla tüketiliyor. En çok tüketimin ise Noel kutlamalarında olduğu belirtiliyor. Bunun dışında faydalı olduğu düşünülerek Vietnam’da kedi eti de tüketiliyor. Astıma iyi geldiği ve cinsel gücü arttırdığı düşünülmekle beraber kedi eti gizli servis ediliyor, çünkü kedi kesmenin Vietnam’da ağır bir yaptırımı mevcut.

A man hooks a dog from it's cramped cage April 3 before it is butchered and sold in nearby restaurants serving dog meat delicacies in this northern Philippines province of Benguet. A dog costs from 500 pesos to 1000 pesos (US dollars 20-40

Vietnam’da yenilen köpeklerin yemeğe hazırlanışı da oldukça acımasız yöntemlere sahip. Demir çubuklarla köpeklerin kafalarına vurularak ölmeleri sağlanıyor. Bir köpek can vermek için 10 ila 12 darbeye kadar maruz kalabiliyor. Kafatası kırılan köpekler acılı bir şekilde yaşama gözlerini yumuyor. Boğazları kesilerek veya göğsünden bıçaklanarak da öldürülen köpeklere de rastlamak mümkün. Bunun dışında ise en acımasız yöntem diri diri yakılarak öldürülen köpekler. Bu şekilde tütsülendiği dile getiriliyor.

Geçtiğimiz aylarda köpeklerin öldürüldüğü bir festival ise Çin’in Yulin kentinde gerçekleştirildi, binlerce köpek benzer yöntemlerle katledildi. Çin’de de köpek eti Vietnam gibi talep gören etler arasında bulunuyor.

vietnam, noel, köpek katliamı 4

Vietnam’da eti için öldürülen köpeklerin büyük çoğunluğu, Tayland’dan kaçak yollarla getiriliyor. Her yıl yaklaşık 300 bin köpek Tayland’dan Vietnam’a gizli yollarla taşınıyor. Tayland’da yasak olan köpek kaçakçılığı Laos sınırında gerçekleştirilmekte ve Laos üzerinden de Vietnam’a sokuluyor. Köpekler demir kafesler içerisinde yolculuk ediyor ve her kafeste 12 ila 15 köpek tutuluyor. Vietnam’da veya Taylan’da köpek eti yenmesi ile ilgili bir yasal düzenleme bulunmaması, gerçekleştirilen kaçakçılık ağının uluslararası bir şebekelere bağlı olması, yüksek gelir elde edilmesi ve köpeklerin kolay elde edilebilir olmaları, gerçekleştirilen karanlık ticaretin hız kesmeden devam etmesine de neden oluyor. Her yıl köpek kaçakçılığından 1 milyon 250 bin euro kazanç elde edildiği düşünülüyor.

vietnam, noel, köpek katliamı 3

Dünyanın her yerinde farklı türden fakat kendi benliklerine sahip canlılar; festivaller, kutlamalar, dini ritüeller ve besin kaynağı amacıyla öldürülüyor ve insan faydası için zorla alı konuluyor. Canlılar yalnızca öldürülmekle kalmayıp aynı zamanda türlü işkencelere ve acılara da maruz bırakılıyor. Her bir ayrı beden yaşama gözlerini insan tahakkümünde açıp, aynı insan eliyle de kapatıyor. İnsanın diğer canlılar üzerindeki bu acımasız tutumu, kendi arasındaki şiddet eğilimlerinin asıl kaynağıdır. Diğer türlere yönelttiği şiddet, dönüp, dolaşıp kendine uzanıyor. Huzur ve mutluluktan söz ediyorsak, devrime tabaklarımızdan başlamak, adımların en vicdani olanı olacaktır. Et, cinayettir.