Ana Sayfa Blog Sayfa 568

Altına geçip durulduğunda açan çiçek lambalar

Kudüs’ün Vallero Meydanı‘na yayaların durup dinlenmesi için konan dev çiçek lambalar kendiliğinden şişerek açılabiliyor. 2014 yılında HQ mimarları tarafından tasarlanıp kurulan ve adına “warde” denilen bu dokuza dokuz metre çiçekler, insanlar yanına gidince veya yaklaşınca açmaya başlıyor ve aydınlatma sağlıyor.

Designboom dergisinde yayınlanan bu çiçekler, belediyenin kentsel alan gelişimi için yaptığı çalışma dışında meydanın zenginleştirilmesi adına ürettiği bir proje olarak anlatılıyor. Warde’nin yapımındaki amaç, kaosa karşı savaşmak yerine kentsel alanı aydınlatmak.

warde 4warde 5warde 6warde 7warde 8warde 3

Kaynak: Bored Panda

Kedi dostunuzun kaçık bir fotoğrafını nasıl çekebileceğinizi öğrenmek ister misiniz?

Kedilerin kendilerini temizledikten sonra sebepsizce tüm vücutlarını salladıklarını biliyoruz. Bunu yaptıkları sırada bir fotoğraflarını çekin. İşte kedi dostunuzun “kaçık” bir fotoğrafını çekmiş oluyorsunuz. Bir saniye süren bu sallanma sırasında yüzlerinin aldığı şekilleri görmüyoruz ve bence güzellikleri görmeye değer. Fotoğrafçı Carli Davidson’un “Shake Cats” (Sallanan Kediler) başlıklı yeni projesi için yaptığı şey tam olarak da bu.

ABD’li fotoğrafçı Davidson 34 yaşında; çoğu konularını yerel hayvanların hayatlarının kurtarılmasından bulan bir hayvan hakları aktivisti. Barınağın internet sitesi için her kedinin yüzünün güzel bir fotoğrafını çektikten sonra Davidson, onlara kulak temizliği ve manikür-pedikür içeren bir bakım seansı sunuyor. Bu temizlik seansından sonra genellikle kedilerin kendilerini sallama sırası geliyor. Eğer bu seans sallanmaları için onları kandıramamışsa birkaç damla su sallanmalarına yetecektir.

Shake_1_JazShake_2_Jaz

Sallanma sonucunda oluşan mükemmel garip görünüşlerini fotoğraflayan Davidson bizi gülümsetiyor.

Davidson “Shake Cats” projesi için neredeyse 100 kedinin fotoğrafını çekti. 140 fotoğrafını 27 Ekim 2015’te yeni çıkan kitabında yayınladı. Yetişkin köpeklerle başladığı, sonrasında yavru köpeklere geçtiği eski projeleriyle de tanınan fotoğrafçı Davidson ile fotoğraf serilerinin “arka planı” hakkında 2003’te yapılan röportaja bu linkten ulaşabilirsiniz.

Shake_3_LoraxShake_4_LoraxShake_5_KatieShake_6_KatieShake_7_Rescue-1Shake_8_Rescue-1Carli Davidson Pet PhotographyCarli Davidson Pet PhotographyShake_14_YushiShake_13_YushiShake_10_Binx

Kaynak: Peta Pixel

Gezici Festival’in 21. yıl teması “Güvencesiz Hayatlar”

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 21’inci yolculuğuna hazırlanıyor. 27 Kasım – 10 Aralık 2015 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 27 Kasım – 3 Aralık’ta başkentteki gösterimlerinin ardından, 4-7 Aralık tarihleri arasında Bursa’ya konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, 9 – 10 Aralık’ta Kastamonu’da tamamlayacak.

21’inci kez yollara düşmeye hazırlanan Gezici Festival’in bu yılki teması “Güvencesiz Hayatlar.” Sürekli ekonomik kriz tehdidi altındaki günümüz toplumlarında iş güvencesi de ortadan kalkmış durumda. Ekonomik istikrarsızlık ve iş güvencesizliği; vasıfsız işçilerden akademisyenlere, göçmenlerden üst düzey yöneticilere, toplumun hemen hemen her kesimini etkiliyor. Gezici Festival de bu yıl, güvencesiz hayat koşullarına odaklanan filmlere özel bir bölüm ayırıyor. Seçkide yer alan filmler, daha iyi bir yaşam umudunun ortadan kalktığı bir dünyada insanlık durumuna odaklanarak, güvencesiz ve istikrarsız koşullar altında toplumsal statülerini yitiren ya da mevcut duruma uyum sağlamaya çalışan bireyleri mercek altına alıyor.

Measure of a Man Gezici
(İnsanın Değeri / The Measure of a Man)

Cannes Film Festivali’nde başrol oyuncusu Vincent Lindon’a En İyi Oyuncu ödülü kazandıran, Stéphane Brizé imzalı İnsanın Değeri (The Measure of a Man), güvencesiz çalışma koşullarında birbirlerinin kurdu olmaya zorlanan insanların hikâyesi. Güçlü bir kapitalizm eleştirisi yapan bu sosyal gerçekçi filmde, uzun süredir işsiz bir adamın yeni girdiği işinde karşısına çıkan ve kendisini zor kararlar vermek durumunda bırakan sistemin çirkin yüzü perdeye yansıyor.

Dünyadaki ilk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Emine Emel Balcı’nın ilk uzun metrajlı filmi Nefesim Kesilene Kadar, benzer sorunlara bu kez Türkiye’de genç bir kadının perspektifinden bakıyor. Canını dişine takarak çalışıp içinde bulunduğu girdaptan çıkmaya çalışan genç tekstil atölyesi işçisi Serap’ın öyküsü, Türkiye’de çalışma yaşamında ayakta kalmaya çalışan pek çok işçinin de hikâyesi aynı zamanda. Filmin başrol oyuncusu Esme Madra’nın performansı ise ayrıca görülmeye değer.

(Emine Emel Balcı)
(Emine Emel Balcı)

Emek rejiminde neo-liberal dönüşümün yol açtığı sorunlar belgesel sinemanın da gündeminde. Bölüm kapsamında gösterilecek iki güçlü belgeselin Türkiye’deki ilk gösterimleri Gezici Festival’de gerçekleştirilecek. Amerikan Rüyasına Ağıt (Requiem for the American Dream) (Peter D. Hutchison, Kelly Nyks, Jared P. Scot) soruna çağımızın en önemli düşünürlerinden Noam Chomsky’nin rehberliğinde bakıyor. Dört yıllık bir süreye yayılan röportajlarında Chomsky, günümüz dünyasında zenginliğin ve gücün dağılımına odaklanıyor. Bunu yaparken kendi politik geçmişini ve Amerika’yı da sorguluyor.

Michael Winterbottom’ın yönettiği Kralın Yeni Giysileri ise oyuncu Russell Brand ile İngiltere sokaklarını arşınlıyor. Daha önce Şok Doktrini (2009) adlı belgeseliyle neo-liberal politikaları sorgulamaya girişen ünlü yönetmene eşlik eden provokatif oyuncu Brand, gün geçtikçe artan sınıflar arası eşitsizliği çarpıcı ve esprili bir dille gözler önüne seriyor.

Ayrıntılı bilgi için;

İnternet sitesi: Ankara Sinema Derneği 
Facebook: Gezici Festival
Twitter: Gezici Festival
Vimeo: Gezici Festival
Instagram: Gezici Festival

94 senelik oyun: George Bernard Shaw

26 Temmuz 1856 senesinde, dünya edebiyat tarihinin en önemli şehirlerinden birisi Dublin’de dünyaya gelen George Bernard Shaw, 20’nci yüzyılın yoğun siyasi atmosferi içerisinde, savaşın, ölümün ve derin kırılmaların yaşandığı bir ortamda, edebiyat dehâsı ile yığınların içerisinden sıyrılan bir yazar olarak karşımıza çıkar.

“Vatanseverlik, özünde -sadece orada doğduğu için- bir ülkenin en iyi ülke olduğuna inanmaktır.” 1893

20’nci yüzyıl, savaşın ve ölümün olduğu kadar, edebiyatın ve sanatın da doruklarda yaşandığı bir yüzyıldır. Saymaya kalkıştığımızda, mutlaka birilerini unutup haksızlık edebileceğimiz bu edebiyatçı gürûhun en göze çarpan isimlerinden birisi olan Bernard Shaw, 94 senelik uzun yaşamını, neredeyse bir kütüphane dolusu eserle zenginleştirmiştir. Genel olarak Bernard Shaw’a bir oyun yazarı demek ne kadar haksız değilse de, o, karşımıza kimi zaman bir eleştirmen, kimi zaman bir romancı, kimi zamansa bir düşünür olarak çıkar. Ama yine de, asıl ustalığını şüphesiz ki oyun yazarlığı konusunda sergiler. Ve belki de en güçlü silâhı olan mizâh, onu diğer 20’nci yüzyıl yazarlarından ayırır ve onu tüm edebiyat ekolleri içerisinde de bambaşka bir yere koyar.

Shaww

Memur bir baba ve müzisyen bir annenin çocuğu olan Bernard Shaw’ın ilk dönem öğrenciliği pek de parlak sayılmaz. Ama, o, sonraki dönem düşüncelerinde de görüleceği üzere, eğitim kurumlarının vasat yerler olduğuna inanır. Bu yüzden “kötü” bir öğrenci olması şaşılacak bir şey değildir. Her ne kadar vasat bir öğrenci de olsa, çocukluğundan beri, öğrenmeye, araştırmaya, bilhassa müziğe, resme ve edebiyata meyilli olan Shaw, 15 yaşında gittiği Londra’da senelerce yoksulluk deneyimini yaşamış, açlıkla savaşmış ve bu deneyimle birlikte, ileride şekillenecek olan sosyalist görüşlerinin bir bakıma alt yapısını kurmuş görünür. Ama bu düşüncelerinin perçinlenmesi ve profesyonel bir boyut alması, bu yoksulluk yıllarının ardından aldığı iktisat eğitimiyle olmuştur. Daha sonrasında ise Shaw, İngiltere’de sosyalist bir derneğe üye olarak, uzun yıllar etkili konuşması sayesinde bu oluşumun aranan yüzü olmuştur. Birçok konferansta konuşmacı olarak yer alan Shaw’ın, insanları etkileme yeteneği oldukça fazla görünür. Hiciv ve mizâh yeteneği, onu öne çıkarak özellikleri olarak göze çarpar. Bu özellikleri yalnızca söylevde değil, yazdığı oyunlarda ve diğer tür yapıtlarında da aşikârdır.

Shaw, yoksul yılların ardından, eleştirmen olarak hayatını idame ettirirken, 1890’larda ilk oyun denemelerini kaleme almıştır. 1892’de bitirdiği ilk oyunu Widower’s Houses sahnelendikten sonra, Bernard Shaw oyun yazmaya ve sahnelemeye devam etmiştir. Sonraki dönem oyunları, sahnelendikten sonra büyük ilgi görmüş, dünyaca tanınır hâle gelmiş ve bu başarı Shaw’a hatırı sayılır bir ticari gelir de sağlamıştır. Bu dönemden sonra ağırlıklı olarak oyun yazan Shaw, ölene kadar 60’ın üzerinde oyun kaleme almıştır. Ayrıca 1880’lerde yazdığı ama başarısız bulduğu için yayınlamadığı bazı romanlar da, özellikle 1900 sonrası birer birer yayınlanmaya başlanmış, Shaw’ın ünü giderek tüm dünyayı sarmıştır. Shaw’ın bu başarısının nişaneleri ise, 1925’te aldığı Nobel Edebiyat Ödülü ve 1938’de kazandığı Oscar’dır. Bu iki ödülü birlikte alabilen ilk ve tek insan olan Bernard Shaw, sırf bu yüzden bile devasa bir övgü yağmurunu hak eder.

George Bernard Shaw 3

“Ne korkunçtur, sonsuza dek kendinle baş başa kalma düşüncesi. Sizi seviyorum, ama kendimi sevmiyorum. Değişmek istiyorum; daha iyi olmak istiyorum, yeniden, yeniden başlamak istiyorum; tenimi değiştirmek istiyorum yılanlar gibi. Bıktım artık kendimden. Bir gün değil, günlerce değil, sonsuza dek kendime nasıl katlanırım? Bunu düşünmek bile korkutuyor beni: karamsar, kin dolu, susmuş oturmuşum bu nedenle. Siz hiç düşünür müsünüz bunları?”

Bernard Shaw, yazarlığıyla olduğu kadar yaşam tarzı ile de ilgi çekici bir insandır. Shaw’ın vejeteryan olduğu biliniyor ve bunun yanında da Shaw, alkol ve sigaradan hayatı boyunca uzak durmuş bir yazar olarak bilinmektedir. Belki de birçok insana kıyasla uzun sayılabilecek yaşamını bu kaçınmaya borçludur. Ama bu yaşam tarzı bile Shaw’ı “bir gün ölmekten” kurtaramamış görünür. Tarihin bize aktardığı kadarıyla; 1950’de, 94 yaşında iken ağaç budadığı sırada bir kaza geçirerek merdivenden düşen Bernard Shaw yaralı hâlde geçirdiği birkaç günün sonunda, bu ilgi çekici, uzun ve oldukça üretken yaşamı daha fazla sürdürememiş ve 20’nci yüzyılın ikinci yarısını göremeden, 2 Kasım günü, İngiltere’de yaşama veda etmiştir. Ama her zaman saygıyla, övgüyle ve hayranlıkla anılan birisi olan Bernard Shaw, öyle görünüyor ki öyle olmaya, insanlık yeryüzünden silinene dek devam edecektir.

“Özgürlük sorumluluk demektir. O yüzden çoğu insan ondan korkar.”
“Hayvanlar benim arkadaşlarımdır ve ben arkadaşlarımı yemem.”

Bernard Shaw 1
(Çizim: Sky Belvedere)

Zenginliği üretmeden tüketemeyeceğimiz gibi mutluluğu da üretmeden tüketmeye hakkımız yoktur.

Bazı eserleri:

İbsenciliğin Özü
Pygmalion
Ölümsüzlüğün Sırrı
Kara Kız
Caesar’la Kleopatra
Asosyal Bir Sosyalist

Sanatçı Hassan Hajjaj, Marakeş’in motosikletli kadın çetelerini fotoğrafladı

0

Fas doğumlu, İngiltere merkezli sanatçı Hassan Hajjaj‘ın Marakeş’teki kadınlar arasındaki motorcu kültürünü yansıtan portreler serisi, Cehennem Melekleri‘ni bize getiriyor.

Geleneksel Afrika stüdyo fotoğrafçılığını karakteristik moda ile kalıplaşmış Arap kadınlarını, onların mütevazılığını, geleneksel kıyafetleriyle meydan okuyan dinamik pozları ile daha önce denenmemiş şekilde bir araya getiriyor. Burada sanat ürünü olan şeyler sadece Hajjaj’ın portreleri değil, ayrıca el yapımı rengârenk ahşap kakmalı çerçevelerin günlük tüketim ürünleriyle dolu olması, kültür ve markalaşma arasında bireyselliği korumak için mücadele veren bir yorum olarak bize sunuluyor.

Hassan-Hajja-2Hassan-Hajja-6Hassan-Hajja-10Hassan-Hajja-4Hassan-Hajja-7Hassan-Hajja-8Hassan-Hajja-3Hassan-Hajja-1

Kendine yeten, doğa dostu malzemelerden inşa edilmiş “yüzen güneş ev”

0

Portekiz gerek güneşiyle ve gerek okyanusun büyüleyici etkisiyle hafızalarda unutulmaz bir yer tutar. Portekizli tasarım şirketi Friday, hem güneşin hem de okyanusun tadını çıkartacak bir ürün sunuyor: Şirket kendi kendine yeten, enerji verimliliğine dayalı ve doğa dostu malzemelerden oluşan, şebekeden bağımsız bir ev tasarladı. Bu eko farkındalıklı yüzen ev, çok düşün karbon ayak izine sahip ve yıllık ihtiyaç duyacağı enerjinin tamamını altı ay içinde üretebiliyor.

Yüzen güneş ev (3)Dört ayrı modelle sunulan yüzen yapının her bir modeli donanımları açısından farklı özelliklere sahip. Şebeke dışı uygulamalar açısından en iyi donanıma sahip olan yapı; güneş enerjisine bağlı çalışıyor, atık su işleme, mini su işleme tesisi ve kendine tamamen yetebilmesi için depolanmış yakıt içeriyor. Yenilenebilir teknolojilere ilave olarak bu yapıların karbon ayak izleri, çevreye en az zarar veren malzemeler kullanılarak iyice azaltılmış.

Yüzen güneş ev (2)Bu yüzen yapı, yüzen uzun güvertesi ve çatı gibi duran üstüne çıkılabilir; üst güvertesiyle iki seviyeden oluşuyor. Yapı, camla kaplı aydınlık, odunla döşenmiş yaşama alanına, tamamıyla donatılmış bir mutfağa, ısı pompasına, AC jeneratöre, terasın üstünde bir barbeküye, şarap mahzenine ve modele göre sıfır ila üç yatak odasına sahip. Pencereler yaz günleri doğal havalandırma için açılabiliyor, kış günlerindeyse, küçük ocak ortamı sıcak tutmayı sağlıyor.

Yüzen güneş ev (8)Yapının eni; altı metre ile sınırlı olsa da, boyu; on ila onsekiz metre arası değiştirilerek kişiye özel hale getirilebiliyor. Modüler yapı iki standart kargo konteynırına yerleştirilip dünyanın herhangi bir yerine gönderilebiliyor.

Yüzen güneş ev (4)
Kullanılan iki dış motor sayesinde kullanıcı evi, saatte 4,8 km ortalama bir hızla yüzdürebiliyor. Şirket yöneticileri, “Nisan ayı ile eylül ayı arasında yüzen evin herhangi bir bakım ya da yakıt ikmâli ihtiyacı duymadığını ve bu sürenin ufak değişikliklerle bir yıla çekilebileceğini” ekliyorlar.

Kaynak: Inhabitat 

Doğanın kucağındaki dingin yaşamların öyküsü: Peru’ya Notlar

Peru’ya Notlar, yaşadığı toprakları şekillendiren insanlara ve hayvanlara ithaf edilen bir fotoğraf serisi, bir nevi “aşk mektubu.” Ülkenin ruhundan etkilenen San Franciscolu fotoğrafçı Brian Flaherty, eşiyle birlikte Peru’ya yaptığı geziyi eşsiz portrelerle ölümsüzleştirdi. Bir haritaları ya da planları olmadan ülkeyi dolaşan çift, Peru’nun eşsiz doğasını keşfederken sıcak insanlarıyla tanışma fırsatı da buldu.

peruyanotlar9
Andes’e giden uzun yol boyunca civar köylerde mola verdiler. Yerlilerin misafirperverliği, dil farklılığının engel olamadığı sohbetler ve güzel anılar biriktirdi. Portrelerdeki yüzler ise yaşanmışlıkları, zorluklara başkaldırmayı ve bir nebze yalnızlığı simgeliyor.

Fotoğrafçı gezi boyunca bedenleri, kalpleri ve ruhlarıyla her şeyleriyle hayata tutunan insanlardan ve ülkenin kendine has doğasından ilham aldığını söylüyor. Bu topraklarda tüketicilik akımı ve bencillik hakim değil: Pastel renkler, mücadele ve sonsuz dinginlik…

peruyanotlar14peruyanotlar13peruyanotlar11peruyanotlar12peruyanotlar8peruyanotlar5peruyanotlar2peruyanotlar3peruyanotlar1

Kaynak: My Modern Met

109’una kadar yaşamış kadından uzun yaşamın sırrı: “Yulaf yiyin, erkeklerden uzak durun”

0

İskoçya’da 109 yaşına kadar yaşamış Jessie Gallan, ocak ayında uzun yaşamının sırrını açıklamıştı: “Yulaf lapası yiyin ve erkeklerden uzak durun.” 

Hayatı boyunca hiç evlenmemiş Gallan’ın Daily Mail’in yapmış olduğu röportajda, küçük iki odalı bir çiftlik evinde doğduğunu, beş kız ve bir erkek kardeşi ile saman döşeklerde dip dibe uyuduğunu söylemişti.

Centenarian Jessie Gallan 2 Uzun yaşamın sırrının erkeklerden uzak durma ile bağlantılı olduğunu söyleyen Gallan, erkeler için “Getiriden çok götürdükleri” ifadesini kullanmış. Gallan, yaşarken mutlaka egzersiz yapıyormuş ve her sabah sıcak bir kase yulaf lapası yiyormuş.

Geçtiğimiz yıl 108 yaşına girdiğinde uzun yaşamının nedenini erkeklerden uzak durmaya değil bu sırrın yulaf lapasına bağlı olduğunu belirterek açıklamasını değiştirmişti.

Yine geçen yıl Amerika’da yapılan araştırmalarda ise aile ve arkadaşlarla geçirilen hayatın ve sporun insan hayatını uzattığı belirtiliyor.

Centenarian Jessie Gallan 4

 

Editör Notu: Gallan, Mart 2015’te huzur evinde vefat etmiştir.

Kaynak: The Huffington Post

Güney Kore’deki bu sokaklar artık her yağmur yağdığında rengârenk olacak

Güney Kore’deki Seul kentinin cansız, kasvetli ve yağmurlu günleri Muson Projesi ile renklenecek! Pantone firması ve bir grup Güney Koreli tasarımcının ortaklaşa gerçekleştirdikleri proje ile artık yağmur yağarken şehrin sokaklarında büyük ve canlı resimler ortaya çıkacak.

Bölgede her yıl muson sezonu ile beraber üç hafta kadar süren yoğun yağışlı döneme girildiğinden dolayı, “Muson Projesi” adı verilen bu çalışmada; sanatçılar, yalnızca ıslandığında gözükecek olan özel bir boya (hydrochromic boya) kullandı.

Muson Projesi 1

Şimdilik sadece örnek görüntüleri sunulan projenin bu yılki muson sezonunda hayata geçirilmesi planlanıyor.

Betonlar arasında yağmur suyu ile oluşan su birikintilerini bir nevi “yapay” akarsulara çevirecek sanat çalışmaları yerine, doğa ile iç içe yaşanabilseydi diye düşünsem de yağmur yağarken Seul sokaklarında değişik bir deneyim yaşanacak gibi.

Muson Projesi 2Muson Projesi 3Muson Projesi 4Muson Projesi 5 Muson Projesi 6Muson Projesi 7Muson Projesi 8

Kaynak: Saic EDU

Eğitim için hayal et: IKEA, çocukların çizimlerini oyuncaklara dönüştürdü

0

IKEA, 2003 yılından bu yana yürüttüğü “Soft Toys for Education” kampanyasıyla çocukların yaratıcılıklarını geliştirmelerine olanak sağlarken, dostlarının eğitimlerini sürdürmelerine de destek oluyor. Bu sene hazırlanan yeni koleksiyon için hayal dünyalarını ve rüyalarını kâğıda döken binlerce minik arasından seçilen 10 çizim IKEA sayesinde hayat buldu. Oyuncakları farklı kılansa çizimlerle tamamen aynı olmaları. 15 dolar değerindeki bu oyuncakların her biri için Save the Children ve UNICEF’e 1 dolar bağışlanacak.

IKEA

Soft Toys for Education nedir?

Her sene, Kasım ve Aralık ayları arasında IKEA mağazalarında satılan yumuşak oyuncakların her biri için 1 dolar bağışlanıyor. IKEA’nın internet sitesindeki verilere göre, projenin başlatıldığı 2003 yılından bu yana 77 milyon dolar bağış Save the Children ve UNICEF’e ulaştırıldı, 46 ülkede 99 eğitim projesine destek verildi ve 11 milyon çocuğun daha iyi bir eğitim alması sağlandı.

IKEAIKEAIKEAIKEAIKEAsofttoys7softtoys12IKEAIKEA
Kaynak: Bored Panda