Ana Sayfa Blog Sayfa 710

Kara delikler yıldızların oluşmasını engelliyor

0

Gökbilimcilerin bulgularına göre, galaksilerin merkezlerinde bulunan kara deliklerin neden oldukları güçlü rüzgârlar yeni oluşacak yıldızların gelişimini engelliyor.

İki uzay teleskobuyla milyonlarca yıldızın kütlesine sahip bir süper kara delik üzerine çalışan gökbilimciler, bu kara deliğin neden olduğu şiddetli rüzgârları ölçtüler.

Takım, aynı zamanda, kanıtlanması oldukça zor olan kara deliklerden yayılan rüzgârların her yöne doğru hareket ettiğini öngören teoriyi de onayladı.

Araştırma bu güçteki kara deliklerin galaksilerinin evrimlerindeki etkileri gözler önüne seriyor.

XMM-Newton ve Nustar teleskoplarıyla çalışan, uluslararası gökbilimcilerden oluşan bir ekip tarafından yürütülen çalışma, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA tarafından düzenlendi.

XMM-Newton teleskobu
XMM-Newton ve Nustar teleskoplarıyla çalışan, uluslararası gökbilimcilerden oluşan bir ekip tarafından yürütülen çalışma, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA tarafından düzenlendi.

Galaksilerin merkezlerindeki kara deliklerin madde tarafından beslenildiğinin bilindiğini söyleyen California Institute of Technology’den Prof. Fiona Harrison, bu işlemin rüzgâr üretebildiğini ve bu durumun da galaksilerin büyümesini düzenlediğinin düşünüldüğünü ekledi.

PDS 456 olarak bilinen, 2 milyon ışık yılı uzaklıktaki hedeflerinden gelen farklı ışık dalga boyları iki teleskop tarafından eş zamanlı bir şekilde kaydedildi. Farklı ışık türleriyle parlayan bu kara delik, yıldızsı bir gök cismi (Quasar) sayılıyor.

Nustar bu kara delikten yayılan yüksek güçlü X ışınlarını gözlemlerken, XMM-Newton da düşük güçteki X ışınlarını izliyor.

XMM-Newton, PDS 456’dan yayılan ve Dünya’nın olduğu yöne doğru hareket eden bir rüzgâr keşfetti bile. Rüzgar tarafından taşınan demir atomları, X ışınlarını ayırt edici bir şekilde engelliyor. Demir atomları tarafından engellenen X ışınlarından alınan veriler; gökbilimcilere bu rüzgârın, ışık hızının üçte biri hızda yolculuk ettiğini hesaplama imkânı da sağladı.

Nustar tarafından ölçülen yüksek güçteki X ışınlarından alınan verilere göre ise yanlara doğru yayılan rüzgârın ”demir imzası” çıkarıldı ve bu verilere göre, rüzgârın neredeyse küresel bir şekilde yayıldığı görüldü.

Kara delikler 1

Profesör Harrison, artık rüzgârların hızı, şekli ve boyutları hakkında öğrenilen verilerle onların ne kadar güçlü olduklarını öğrenebileceğimizi söyledi.

Her yıl, Güneş’in kütlesinin on katı, bu kara delik tarafından dışarıya yayılıyor ve bu miktar Güneş’imizin yaydığı enerjinin trilyon katına denk geliyor.

Bu sayılar ve rüzgârın şekli gösteriyor ki PDS 456’nın çevre galaksiler üzerinde güçlü bir etkisi bulunuyor ve bu durum, büyük ihtimalle, Samanyolunun tam kalbinde bulunan Sagittarius A da dâhil olmak üzere diğer süper kara delikler için de geçerli.

Quasar rüzgârlarının bir galaksinin cisim kaybındaki katkısının büyüklüğünü dile getiren çalışmanın yöneticisi, Keel Üniversite’sinden Emanuele Nardini, bu rüzgarların yıldızların oluşmasında ihtiyaç duyulan gazların galaksi içerisinde azalmasına neden olduğunu ekledi.

Nardini, bu araştırmanın merkez kara deliklerin evrimini ve ev sahipliği yaptığı galaksileri birbirine bağlayan olası mekanizma üzerine özgün bir görüş sağladığını da belirtti.

Başlık Görseli: NASA

Dünyadaki 7 etkileyici su kaynağı

Hemen hemen hepsi sanki fantastik bir film karesinden gibi dursa da bunlar tamamıyla gerçek! Dünyanın en güzel yedi su kaynağını keşfetmeye hazır mısınız?

Grand Prismatic Spring in Yellowstone National Park
Büyük Prizmatik Kaplıca Gölü, Yellowstone Ulusal Parkı (Frank Kovalchek, CC by 2.0)

Büyük Prizmatik Kaplıca Gölü (Grand Prismatic Spring), Amerika

Çok renkli Büyük Prizmatik Kaplıca Gölü, Yellowstone Ulusal Parkı’nın en sıcak doğal su kaynağı. Çapı 90m uzunluğunda ve 50m derinliğinde. Mineral açısından zengin bu gölde, ışığın kırılması ile kırmızdan yeşile canlı renkleri görebiliyorsunuz. Bu renkler ise, bakterilerin ürettiği pigmentler tarafından oluşuyor.


Spotted Lake, British Columbia, Canada (Credit: All Canada Photos / Alamy)
Spotted Gölü, Kanada (All Canada Photos / Alamy)

Spotted Gölü (Spotted Lake), Kanada

Özellikle sülfat gibi mineral bakımından zengin, gümüş ve titanyumun küçük dozlarını içeren alkalik bir göldür. Suyun en çok buharlaştığı zaman, yaz boyunca dairesel noktalar gözükür.


Lake Retba, Senegal (Credit: Jeff Attaway, CC by 2.0)
Retba Gölü, Senegal (Jeff Attaway, CC by 2.0)

Retba Gölü (Lake Retba), Senegal

Suyunun pembe oluşundan ismini alan Retba Gölü (ya da Lac Rose), yüksek oranda tuz içermesi ile de bilinir. Suyunun pembe olmasının nedeniyse içinde bulunan Dunaliella salina adındaki su yosunudur.


Blood Falls in east Antarctica (Credit: Mike Martoccia, CC by 2.0)
Kan Şelalesi, Doğu Antarktika (Mike Martoccia, CC by 2.0)

Kan Şelalesi (Blood Falls), Antarktika

Taylor Buzulu’nda yer alan kırmızı renkli su, Bonney Gölü’ne sürekli akıyor. Demir açısından oldukça zengin olduğu için bulduğu açıklıktan akan su, oksijenle temas ettiğinde paslanıyor ve geçtiği yerleri kırmızıya boyuyor.


Caño Cristales, Colombia (Credit: Tom Till / Alamy)
Gökkuşağı Nehri, Kolombiya (Tom Till / Alamy)

Gökkuşağı Nehri (Caño Cristales), Kolombiya

Yıl boyu, dibindeki yeşil yosunlar nedeniyle sıradan bir görüntüsü olan Gökkuşağı Nehri, bahar dönemi geldiğinde rengarenk açan algler sayesinde gökkuşağına döner.


Salar de Uyuni, Bolivia (Credit: Cultura RM / Alamy)
Salar de Uyuni Gölü, Bolivya (Cultura RM / Alamy)

Salar de Uyuni Gölü (Salar de Uyuni), Bolivya

10.582 km2’lik alanıyla dünyanın en büyük tuz gölü olan Salar de Uyuni’deki tuzdan oluşmuş altıgen höyük şeklinde desenler manzaranın doruk noktasıdır. Yağmur zamanı boyunca; tuz çölü, lokal olarak birkaç desimetre su ile örtülür ve gökyüzünü yansıtan dev bir aynaya dönüşür.


Pamukkale Travertine Terraces, Turkey (Credit: RooM the Agency / Alamy)
Pamukkale Travertenleri, Türkiye (RooM the Agency / Alamy)

Pamukkale Travertenleri (Pamukkale Travertine Terraces), Türkiye

Kimyasal reaksiyon sonucu oluşan travertenler, kaynaktan 35 derece sıcaklıkta çıkan suyun içindeki yüksek miktarda kalsiyum hidro karbonat, havadaki oksijen ile temas ederek içerisindeki karbondioksit ve karbon monoksitin uçmasına neden olmaktadır. Geriye kalan kalsiyum karbonat ise çökelerek Pamukkale’nin travertenlerini oluşturmaktadır. Çökelti önce yumuşaktır, zamanla sertleşir.

Kaynak: BBC UK
Başlık Görseli: blogs.egu.eu

Köpekler insanların güvenilir olup olmadığını anlayabiliyor

0

Köpeklerin kendi kuyruklarını kovalarken pek akıllı gözüktükleri söylenemez; fakat birçok yönden fazlasıyla zeki canlılar. Hem insanlar hem de kendileri hakkındaki sosyal farkındalıkları kayda değer olan bu hayvanlar hakkında yapılan birçok çalışma, onların insani duyguları hissedebildiğini bildiriyor. Yakın zamanda yapılmış olan bir bilimsel araştırmaya göre, köpekler mutlu ve kızgın yüz ifadeleri arasındaki farkı ayırt edebiliyor ve kıskançlık bile gösterebiliyorlar.

Köpeklerin, insanlar bir nesneyi işaret ettiğinde bunun ne anlama geldiğini anladıkları yıllardır bilinen bir gerçektir. Köpeğin birlikte yaşadığı insan, bir topun ya da yemeğin yerini işaret ettiğinde, köpek işaret edilen yeri keşfetmek amacıyla oraya koşar.

Animal Cognition isimli dergide yayınlanan bir araştırmaya göre, Kyoto Ünivesitesi’nden Akiko Takaoka öncülüğünde bir grup, 34 köpekle birlikte gerçekleştirdikleri deneyde, köpeklere üç kez bir yemek kabını işaret ediyorlar.

Araştırmacılar, ilk seferde içinde yiyecek saklı olan bir kabı işaret ediyorlar. Fakat, ikinci seferde boş bir kap kullanıyorlar. Üçüncü sefere gelindiğinde ise, aynı deneyci içinde yemek olan kabı işaret ediyor; lakin köpek üçüncü seferde tepki vermeyip yerinden kımıldamıyor.

Takota deney hakkında şöyle diyor: “Bu gösteriyor ki, köpekler tecrübelerini kullanarak, deneycinin güvenilirliğine değer biçiyorlar.”

Bu üç seferden sonra farklı bir deneyci, köpeklere aynı kutuyu işaret ediyor ve bunun sonucunda köpeklerin bu yeni insanın işaretini hevesle takip ettikleri gözlemleniyor.

Köpek duyguları anlıyor

 

“Köpeklerin sosyal zekâsı düşündüğümüzden daha gelişmiş. Bu sosyal zeka, insanlarla birlikte geçen uzun tarihleri boyunca evrildi” diyor Takota. Bristol Üniversitesi’nden John Bradshaw ise köpeklerin öngörülebilir şeylerden hoşlandığını kaydediyor. Bir sonraki adımda ne olacağını bilmediklerinde strese giriyor, agresifleşiyor ve korkuyorlar. “Sahiplerinin onlara karşı olan davranışları tutarsız olduğunda, köpeklerde davranış bozukluğu gelişiyor” diye belirtiyor Bradshaw.

Bradshaw, “Bir olayla karşılaştıklarında durup altındaki sebepleri aramak yerine, hali hazırda görünene tepki veriyorlar” diye ekliyor. Onlar anı yaşıyorlar. Geçmişin soyutluğunu bugüne yansıtmıyor veya gelecek kaygısı taşımıyorlar.

Kaynak: BBC Earth
Başlık Görseli: The Independent

Dünya çocukları için bebeğiyle yollarda bir kadın: Olga!

0

Bundan üç yıl önce bir kadınla tanıştım. Kocaman mavi gözlü, güleç yüzlü, her zaman pozitif ve dünya insanı bir kadın. Adı Olga. Hem de doğru düzgün aynı dili bile konuşamıyorduk. İngilizcesi yok denecek kadar azdı Olga’nın…

İlk tanıştığımız andan itibaren onun çok farklı olduğunu hissetmiştim. İngilizce bilmese de her dilden insanla anında anlaşabilirdi. Her yönüyle minimal yaşayan biriydi; alışverişe çıkmaz, elindeki giysileri gerekirse üst üste giyer, gereksiz yere dışarıda yemek – özellikle fast food- yemez, bavuluna çok eşya koymaz, her yerde uyuyabilir, lükse ihtiyaç duymaz.

Olga, onunla tanıştığım zaman klinik psikoloji bölümünü bitirmişti Polonya, Varşova’da. Bir gayesi vardı: Çocuklara, hangi çocuk olursa olsun, sosyal gelişimlerinde oldukça önemli olan duyguları öğretmek. Ama öyle klasik bir tarzda değil, yollara düşerek, sokakta, açık havada, çocukların gözünden oyunlarla…

Olga bu gayesini gerçekleştirmek için yüklemiş oyuncakları büyük çantalara, derme çatma muşambadan poşetlere ve yollara düşmüş. Elinden geldiğince daha dezavantajlı çocuklara ulaşmaya çalışıyor. Onlarla bazen sokaklarda karşılaşıyor, bazen tanıştığı birilerinin yardımıyla kurumlar buluyor, kimi zaman da çocuk esirgeme kurumu benzeri yerlerle iletişime geçiyor. Projesinin adı “Czuj czuj Projekt”. Czuj kelimesinin karşılığı Türkçe’de “hissediyorum.” Yani duyguların öğrenilmesi, ifade edilmesi ve paylaşılması üzerine bir proje.

Olga ve Roszek
Olga ve Roszek

Olga bugüne kadar yanında taşıdığı bir sürü oyuncak, boya kalemi, kırtasiye malzemeleri, gökkuşağı örtüsü ile bi çok yere gitmiş. Türkiye de dâhil olmak üzere Ukrayna, Moldova, Hindistan, Irak, Meksika, Moğolistan, Gürcistan, Ermenistan ve daha bir çok ülkede çocuklarla buluşmuş. Burada dikkat çekmek istediğim nokta: Bütün bu gezilerini minimum parayla yapıyor ve yolculuk masrafları için de ne kadar tasarruflu seyahat edebilirse ediyor (otostop, tren, otobüs, tanıdık vb).

“Çocuklarla aynı dili konuşmuyorsa nasıl anlaşıyor?” diyeceksiniz. İşte onu sihirli kılan da bu. Hiç dil bilmeden insanlarla anlaşabiliyor bu kadın. Çocuklarla duygular üzerine oyunlar oynayabiliyor, oynatabiliyor. Çok karmaşık oyunlarda yardım aldığı oluyor tabi. Ama bu nadiren oluyor. Çocuklarla gruplar halinde resimler yapıyor duygular üzerine. Farklı farklı rollere giriyor onlarla beraber ve dünyanın bir köşesinde çocuğun hayatına bir dokunuş yapmış oluyor. Onlara gülümsüyor, dokunuyor, beden dilini kullanıyor, mimikler yapıyor ve kalplerini bir saniyede çalmayı başarıyor!

Türkiye
Olga Türkiye’de

Olga Türkiye gezisi sırasında oğlu Rozsek’e hamileydi ama yolundan asla dönmedi. Rozsek’in bütün bu projenin bir parçası olmasını istiyordu. Hamileliği boyunca İstanbul’dan yola çıkıp önce Bursa’ya, oradan Ege kıyısı boyunca güneye, sonra da güney kıyısı boyunca ilerleyerek Duhok’ta bulunan mülteci kampına gitti. Doğum zamanı yaklaştığında Polonya’ya döndü ve oğlunu dünyaya getirdi. (Bu arada, Rozsek şimdi çok sağlıklı ve şirinlik abidesi. Hem de öyle güzel, öyle renkli bir ortamda büyüyor ki bir bebek olup Rozsek olası geliyor insanın. Annesi Olga’ysa hele!)

Oğlu biraz büyüdüğünde ise hemen kaldığı yerden devam etmek üzere kolları sıvadı ve Doğu Avrupa’daki ülkeleri dolanmaya başladı. Dediğim gibi, bu çocuklar genelde dezavantajlı ortamlarda yaşayan çocuklar. Küçük de olsa bir şansları, hayatlarında bir farklılıkları olsun diye.

Ona destek olan takım arkadaşları da var. (Buradan görebilirsiniz). Ama takım her zaman bir arada gezmiyor. Bu projeyi büyütmek istediklerinde ise bir kampanya düzenlediler ve biraz fon bulmaya çalıştılar.

Olga’nın yaptığı şey bizim sıkıcı dünyamızda bize amaçsız ve anlamsız gelebilir. İşte tam da bu yüzden çok değerli. Tek düze ve yargılayıcı bakış açılarımızın demir parmaklarından kurtulmuş bir kuş gibi hür Olga. Kim bilir belki de bir daha göremeyeceği yüzlerce çocuğun hayatında unutulmaz bir anı olarak kalacak ve onlar için çok şey ifade edecek, onlara ilham verecek. Olga dünyaya o kadar pozitif bakıyor ki her gittiği yerde herkesle hızlıca anlaşabilmesini kocaman gülümsemesi ve insanlara güven duymasına bağlıyorum.

Irak'tan bir görüntü
Irak’tan bir görüntü

Bu hafta Olga’dan bahsetmek istememin bir sebebi var. Olga karanlık zihinlerdeki stereotiplere meydan okuyan bir kadın. Evet, “kadın başına” yollara düşen, sokaklarda istediği gibi gezinen hür bir kadın. Evet, hatta hamile haliyle bile insanların ne dediğini, nasıl gözle baktığını umursamadan hedefine doğru yol alan cesur bir kadın. Kendisine bir “koca”, bebeğine bir “baba”ya ille de ihtiyaç duymayan bir kadın. Bugünlerde her gün sokağa tedirgin çıkan, bırakın sokağı evinde bile korkmaya mecbur bırakılan biz kadınlar için umut verici ve öncü bir örnek.

Umarım Olga’nın ve Rozsek’in yolu hep açık olur!

Dziękuję Olga! 

Projenin videolarından:

Avcılardan kurtarılan pangolinler restoranlara satıldı

Vietnam polisi, Bac Ninh’de türü tükenme tehlikesi altında olan 42 Sunda pangolinini kaçak avcıların elinden aldı ve korunmaları için koruculara teslim etti. Fakat pangolinler korucular tarafından bu hayvanları çevredeki restoranlara 12 bin dolar karşılığında satıldılar.

Bu ve benzeri olaylar kaçak av kurbanı pangolinlerin başına sürekli geliyor. Bir çok insanın, tarih öncesi zamanlara aitmiş gibi görünen bu hayvan hakkında hiçbir bilgisi yok. Yasa dışı hayvan ticaretinden en çok yara alan hayvanların başında gelen pangolinler, doğal ortamlarından alınarak öncelikle Vietnam ve Çin olmak üzere bir çok ülkede restoran menülerinde yerlerini alıyorlar.

Bu küçük memelinin her bir parçasının acımasızca kullanıldığı yasa dışı pazarda, çorba yapılmak için dilleri kesiliyor, pulları takı yapılmak ya da geleneksel tıpta kullanılmak üzere satılıyor, kanları içilmek için boşaltılıyor ve hatta bazıları bir tür tonik şarabı yapılmak üzere alkol içerisine bir bütün olarak konuluyorlar. Pangolinin böbrekleri beslediğine, sedef hastalığını iyileştirdiğine ve afrodizyak olarak iş gördüğüne yani şifalı olduğuna inanılan vücut parçalarının kilosu yüzlerce dolara satılıyor. Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) geçtiğimiz sene yayınladıkları raporda, yasa dışı avlanmanın pangolinlerin neslini tüketmek üzere olduğunu belirtmişti.

Pangolin Ticareti

Thanhnien News’in haberine göre; Bac Ninh orman yönetim departmanın yöneticisi, korunarak doğaya geri kazandırılmak yerine kaçak avcıların elinden kurtarılıp bir başkasının yemek tabağına konulan pangolinlerin çok zayıf olduklarını bildirdi. Bunun yanında, bir yıl önce değişmiş olan yasaya rağmen yöneticinin pangolin ticaretinin yasal olduğunu dile getirerek eylemi meşrulaştırmaya çalıştığını da ekledi.

Çok yakın bir zamana kadar lisanslı avcılar ve ülke yöneticilerinin pangolin ticareti yapması yasal bir olaydı. Fakat Kasım 2013’te değiştirilen yasaya göre Asya’da bulunan dört pangolin türünün avlanması, satılması ve tüketilmesi tamamen yasaklanmıştı. IUCN’nin pangolin uzman grubu eşbaşkanlarından Dan Challender, pangolinlerin diğer pangolin türlerini de kapsayan çalışmaları göstererek türün ciddi bir şekilde korunmaya başladığını söylemişti. Fakat Temmuz 2014’te Hong Kong’da yakalanan yaklaşık 2 tonluk pangolin pulları -ki bir ay içerisinde bu büyüklükte bir diğer kargo daha yakalanmıştı- yeterli korumanın sağlanmadığının bir göstergesi.

Challender, korucuların yeni yasayı bilmiyor olabileceklerini ama bazı detaylar kesinleşmeden bundan emin olunamayacağını belirtti. Korucuların yeni yürütmeden haberi olduğunu düşünen Challender, durumun “görevi kötüye kullanma” olarak tanımlanabileceğini ekledi.

Education for Nature-Vietnam isimli bir kuruluşun vekili Nguyen Thi Phuong Dung, yetkililerle konuşarak bu hayvanlara karşı işlenilen her türlü şiddetin cezalandırılması gerektiğini ve pangolinlere sadece bir suçun kanıtı gibi davranılıp, daha sonra satılamayacağını söyledi. Grup, aynı zamanda, yöneticilerin de içinde bulunduğu bu yasa dışı ticaret ağının, diğer yasa dışı avcıları da yüreklendireceği konusunda kaygılarını dile getirdi.

Pangolinlerin eti, kanı ve diğer “ürün”leri yalnızca zengin kişiler tarafından başarı ve statülerinin bir sembolü olarak tüketilip, kullanılıyor. Challender, pahalı restoranlarda iki kilo pangolin etinin değerinin 700 doları bulduğunu söyledi. Bazı restoranlarda, pangolinlerin sunumunun hastalıklı bir hal aldığına şahit olduğunu dile getiren Challender, pangolinin bilincini kaybedene kadar tokmakla kafasına vurulduğunu, daha sonra da boğazının kesildiğini söyledi. Statülerini gösterme merakındaki zenginlerin, pangolin etini satın almayı amaçlarına ulaşmak için kesin bir yol olarak gördüklerini de ekledi.

Asya’da bulunan Sunda ve Çin pangolinleri, etlerinin ve diğer “ürün”lerinin değerinden dolayı nesli tükenme tehlikesi altında bulunuyor ve bölgedeki bu türlerin azalmasıyla kaçak avın dört farklı türe ev sahipliği yapan Afrika’ya yöneldiği görülüyor. Daha geçtiğimiz hafta, Hong Kong’da Kenya’dan getirilmiş bir ton pangolin pulu yakalandı. Challender, Afrika pangolinlerinin korunması için de çaba harcanması gerektiğini dile getirdi.

Milyonlarca yıl bozulmayan DNA Sabit Disk tasarlandı

0

Fosil kemiklerden ilham alan araştırmacılar, verileri DNA üzerine kopyalayıp, üzerini de silikonla kaplama yöntemiyle neredeyse hiçbir zaman kaybolmayacak bir arşivleme yöntemi buldular.

Bu hafta Angewandte Chemie dergisinde yayınlanan bulgular, dijital verilerin bu yöntemle milyonlarca yıl saklanılabileceğini ortaya koyuyor.

Binlerce yıl yok olmadan günümüze gelebilen antik el yazmalarının aksine, şaşırtıcı bir şekilde, disk ve sabit disklerin üzerine yazılmış dijital verilerin ömrü çok azdır. Ben diyeyim elli yıl, siz deyin 60 yıl. Bu yüzdendir ki, bilim insanları son yıllarda, doğanın veri saklama yöntemi olan DNA’yı bu özelliğinden dolayı derinlemesine incelemeye başladılar. Genetik maddenin, çok kapsamlı bilgileri son derece sıkıştırılmış ve az yer kaplayan bir şekilde taşıyabildiğini zaten bilmekteyiz; fakat bilim insanlarının verileri DNA üzerinde depolama girişimleri, zamanla oluşan kimyasal aşınmalar ve bu sebeple verinin tekrar okunmasında ortaya çıkan dizilim yanlışlıkları yüzünden hatalar vermekteydi.

DNA üzerinde hatasız ve uzun süreli veri saklama konusundaki en son gelişme, Robert Grass önderliğindeki ETH Zurich Takımı’ndan geldi. New Scientist dergisine konuşan Grass “Biliyoruz ki, DNA’yı dış etkilere karşı korunmasız ortamlarda bırakırsak, içindeki veri kaybolur” şeklinde konuştu. Bundan yola çıkarak, binlerce yıllık veriyi günümüze kadar taşımayı başaran fosil kemiklere baktıklarını belirten Grass ekledi: “Fosil kemiklerdeki etkiyiyaratmak için, DNA’yı sentetik bir kılıf içerisine almamız gerekmekte”. Bunun üzerine DNA parçalarını cam ile kaplamanın mantıklı olacağını düşündüler.

Dna sabit disk 1

Ekip, toplamda 83 kilobayt yer tutan, İsviçre’ye ait 1291 Federal Beyannamesi’ni ve Arşimet’in Mekanik Teoremlerin Metodu adlı kitabını DNA üzerine şifrelediler. Daha sonrasında ise verileri kaydettikleri DNA’yı 150 nanometre genişliğindeki silikon kürelerle kapladılar.

Yüzyıllar boyunca etki edecek ve verinin kaybolmasına sebep olabilecek çevre şartlarının tatbikatını yapmak adına verinin bulunduğu silikon kaplama DNA’yı, bir ay boyunca yaklaşık 65C dereceye maruz bıraktılar. Devamında ise florür çözeltisi kullanarak silikon kaplamayı DNA’nın üzerinden çıkarttılar ve basit dizilim tekniklerini kullanarak DNA üzerindeki veriyi okudular. Filtre kağıdı veya biyopolimerlerle kaplanmış ve aynı şartlardan geçmiş DNA’lar ile kıyasladıklarında, silikon kaplama DNA’nın verileri sapasağlam sakladığı anlaşıldı. Yaptıkları hesaplamalar, silikon kaplama DNA’nın, Svalbard Küresel Tohum Deposu gibi -18C derecede saklama yapan bir yerde saklanıldığı takdirde, içerisindeki veriyi milyonlarca yıl koruyabileceğini ortaya koydu.

Ek olarak, hata payını iyice azaltmak adına ekip, verideki hataları düzeltecek bir algoritma geliştirdi. Algoritmayı, yörüngeli uzay mekiklerinde kullanılan ve uzun mesafe radyo dalgalarındaki hata payını düşüren tekniğe benzeyen Reed-Solomon koduna dayanarak geliştirdiler.

Eğer başarabilirse, silikon kaplı DNA teknolojisi, UNESCO Dünya Belleği Programı kapsamındaki kaynakları milyonlarca yıl boyunca saklayabilir. Buna ek olarak Vikipedi dosyaları da aynı şekilde milyonlarca yıl sonrasına aktarılabilir.

Kaynak: IFLScience

Dersim’in doğası yok edilmek üzere

Güzelliğiyle ülkemizin cennet köşelerinden biri olan Dersim’in doğası, Munzur, Pülümür ve Peri Vadileri üzerinde yapılacak olan baraj ve HES projeleri tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya.

43’ü bölgeye özgü, yani endemik olan 1815 bitki türünü yok olma tehlikesine sokan projeler, Alevilerin kutsal ziyaret mekanları ve bereketli tarım toprakları için de bir yıkım anlamına geliyor. Baraj ve HES projelerinin yanı sıra maden arama ve işletme alanında 145 şirkete verilecek yetki, Dersim doğası için adeta bir ölüm fermanı anlamına geliyor.

Dicle Haber Ajansı’ndan Yasin Kobulan’ın haberine göre; Dersim, son yıllarda peş peşe hayata geçirilen ve süreklilik kazanan baraj ve HES projeleri sebebiyle tam bir doğa katliamı yaşıyor. Pülümür ve Munzur Vadisi üzerinde faaliyete geçen 6 HES projesi, Dersim’de şimdiden endemik türlerin ve diğer canlıların yok olmaya başlamasına ve iklim değişikliği etkilerinin artmasına sebep olmuş bile.

Dünya’daki en önemli bitki sıcak noktalarından biri olan, yani bitki çeşitliliği açısından zenginliği yüksek olan Munzur Vadisi, 1971 yılında UNESCO tarafından “Milli Park” ilan edilmişti. Bu durum bile doğaya verilecek zararın önüne geçmeye yetmedi.

Dersim 1

42 bin hektar alan kaplayan Munzur Vadisi, resmi rakamlara göre, 1518 bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Üstelik bu türlerden 43’ü Dünya’da Dersim’den başka hiç bir yerde bulunmuyor. Günümüzde hala devam eden biyoçeşitlilik araştırmalarına göre Dersim’de bulunan bitki türlerinin henüz hepsi sayıma alınmamış durumda. Listeye girmemiş başka türlerin de olması oldukça mümkün.

Bitki türlerinin yok olmasına sebep olabilecek projelerin yaratacağı tehlike sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Doğal bitki örtüsü üzerinde yaratılacak tahribatın yanı sıra küçük bir orandaki tarım alanları ve Alevilerin kutsal mekanları arasında yer alan ziyaretler de yine bu projelerden zarar görebilir.

Dersim’de yapılacak olan bazı baraj projeleri ise şunlar:

Munzur Vadisi baraj projeleri;

* Mercan HES- (İşletmede)
* Akyayık Barajı ve HES- (Süreç devam ediyor)
* Konaktepe Barajı ve HES 1- (Süreç devam ediyor)
* Konaktepe Barajı ve HES 1 – (Süreç devam ediyor)
* Kaletepe Barajı ve HES – (Süreç devam ediyor)
* Bozkaya Barajı ve HES – (Süreç devam ediyor)
* Pülümür Barajı ve HES – (İptal kararı alındı)
* Uzunçayır Barajı ve HES – (İşletmede)

Peri Suyu baraj projeleri;

* Tatar Barajı ve HES – (İşletmede)
* Seyrantepe Barajı ve HES – (İşletmede)
* Pembelik Barajı ve HES – (Yapımı devam ediyor)

Diğer baraj projeleri;

* Haskar regülatörü ve HES- (Süreç devam ediyor)
* Dinar HES – (İşletmede)
* Pülümür Regülatörü ve HES – (İptal kararı verildi)
* Gökçeköy Regülatörü ve HES – (Süreç devam ediyor)
* Armağan Regülatörü ve HES – (Süreç devam ediyor)
* Abdalan Regülatörü ve HES – (Süreç devam ediyor)
* Tagar HES- (Süreç devam ediyor)
* Derman HES – (Süreç devam ediyor)
* İnköy Regülatörü ve HES – (Süreç devam ediyor)
* Hakis Regülatörü ve HES – (İptal)
* Mutu Regülatörü ve HES -(EPDK iptal etti)

Dersim doğasını tehdit eden tek unsur barajlar değil. Yer üstü güzelliklerinin dışında yeraltı zenginlikleri de sermayenin hedefinde. Yüzölçümü olarak değerlendirdiğinde kentteki madencilik faaliyetleri coğrafyanın yüzde 15-20’sine denk geliyor.

Yürütülen madencilik faaliyetlerinde söz konusu olacak yeni tehdit; altın, bakır ve gümüş gibi madenlerin çıkarılmasında kullanılacak siyanür. Günümüzde zararları bilinmesine rağmen siyanürlü altın araması yapılmaya devam ediliyor. Dünyada çıkarılan altının yüzde 82’si siyanürle aranmakta.

Siyanür hidrosiyanik asit ve bu asitten türeyen metal tuzlarından oluşan siyanür, yüksek yoğunluğa sahip olduğundan dolayı karıştığı toprak ve sulardan temizlenmesi neredeyse imkansız oluyor. Karıştığı toprak ve sulardan meyve ve sebzelere, oradan da insan vücuduna geçen bu kimyasal madde, ölümlerin yanı sıra birçok hastalığa da sebep olabiliyor.

Siyanürün yaratacağı olası zararların önüne geçmek için şirketlerce kurulan arıtma tesislerinde, kükürt dioksit ile siyanürün işlendiği ve zararının azaltıldığı söylenilse de, bu yöntem bilim insanlarına göre, siyanürün sadece başka zararlı bileşiklere dönüşmesine sebep oluyor.

Şimdiye kadar 100 şirkete “maden arama”, 45 şirkete ise “maden işletme” ruhsatının verildiği Dersim’de, henüz faaliyetlerine tam anlamıyla başlamayan bu şirketlerin maden arama ve işleme çalışmalarına başlamaları halinde HES ve barajlarla başlanan doğa yıkımı hızlandırılacak.

Ovacık İlçesine bağlı Cevizlidere Köyü, Sin Köyü ve Mamlis üçgeninde bulunan 80 bin hektarlık alanda yürütülen madencilik faaliyetlerinde sondaj çalışmalarına başlandı. Ovacık-Hozat Karayolu üzerinde bulunan Kararaoğlan-Balikan Köyü’nde ise altın, molibden ve bakır çıkarmaya yönelik madencilik faaliyetleri sürüyor.

 

Mahkemeden emsal karar

Dersim’de şu ana kadar 145 madencilik projesi mevcut. Dersim Valiliği, Nisan 2014’te, Pertek İlçesinde bulunan Koçpınar Köyü’ndeki Mermer Ocağı Projesi için Elamer Madencilik Şirketi‘ne “ÇED gerekli değildir” kararı vermişti. Bunun üzerine Elazığ 2. İdare Mahkemesi’nde, Avukat Barış Yıldırım tarafından açılan davada mahkeme, valiliğin “ÇED gerekli değildir” kararını durdurdu. Bu kararın diğer maden şirketleri için de emsal karar teşkil etmesi bekleniyor.

Munzur Dağları

Munzur Vadisi Milli Parkı’nın “Birinci Dereceden Doğal Sit Alanı” ilan edilmesi amacıyla başvurularda bulunduklarını ifade eden Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Av. Barış Yıldırım, Munzur Vadisi içerisinde yapımı planlanan büyük barajlardan biri olan Konaktepe Barajı ve HES I-II’nin durdurulması ve iptal edilmesi için hukuksal mücadele başlattıklarını kaydetti. Yıldırım, Pülümür Vadisi üzerinde inşa edilen baraj ve HES projeleri için de hukuksal girişimlerinin devam ettiğini aktardı.

Yapılacak olan barajlarla Dersim coğrafyasının dört bir yanının barajlarla çevrileceğini ifade eden Yıldırım, hukuksal ve demokratik mücadelenin birlikte yürütülmesi durumunda bu politikaların boşa çıkarılacağını ve herkesin bu projelere karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Yıldırım, Alevi inancının doğayı kutsal saydığını ve Alevilik ile doğanın iç içe yaşandığını ifade ederek, bu baraj projeleri ile bir yandan da Alevilik inancına saygısızlık edildiğini kaydetti.

Kaynak: DİHA

38 yıldır gizemini koruyan Wow sinyali

0

NASA kapsamındaki SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Arama) Projesi’nde çalışan fizikçi Jerry R. Ehman, bir sabah radyo teleskobunun topladığı verilerin dökümünü incelerken, birkaç gün öncesinin, yani 15 Ağustos 1977 tarihinin kayıtlarında yer alan 72 saniyelik bir radyo sinyalinin dökümü ile heyecandan havalara uçtu.

Sinyal, dünya dışı bir gezegenden gönderilmesi beklenilen bir sinyalin göstermesi beklenilen bütün kriterlere birebir uymaktaydı. Ehman, o heyecanla eline kırmızı kalemini aldı ve sinyalin etrafına bir daire çizip “Wow!” yazdı. O günden sonra kaynağı bulunamayan ve gizemini 38 yıldır koruyan radyo sinyali Wow sinyali olarak anılmaya başlanıldı.

Sinyal, herhangi bir pulsardan veya kuasardan gelebilecek doğal radyo yayılımlarına benzemiyordu. İncelendiğinde Wow sinyali yapay bir yayının göstermesi beklenilen özellikleri gösteriyordu. Ölçümlerin yapıldığı Big Ear teleskobu, 50 ayrı radyo kanalı kullanan bir alıcıya sahipti; ama Wow sinyali, sadece bir tek frekansın alıcısından duyulabiliyordu ve üzerinde diğer radyo kanallarından kaynaklanan hiç bir gürültü bulunmuyordu. Eğer ki doğal bir yayın olsaydı, mesela bir pulsardan kaynaklanan, diğer bütün frekanslardan da veri kaydedilmesi gerekiyordu. Sinyal, yapay bir kaynaktan yayılması olası bir şekilde dar ve yoğunlaştırılmış bir profil çiziyordu.

Ayrıca 72 saniye içerisinde, sinyal inişler ve çıkışlar gösteriyordu. Gökyüzünü tarayan teleskop, sinyalin kaynağına yaklaşırken radyo dalgasının yoğunluğunun artması; uzaklaşırken de azalması bekleniyordu. Yay takımyıldızı doğrultusundan gelen Wow sinyali de aynen bu özelliği gösteriyordu, yani uzayda bir noktadan geliyordu ve geldiği nokta sıcak-soğuk oynarken olduğu gibi frekans yoğunluğuna göre belirlenebiliyordu. Bu durum, sinyalin herhangi bir bilgisayar hatasından kaynaklanma olasılığını, tamamen olmasa da büyük ölçüde ortadan kaldırmaktaydı.

Fizikçiler daha sonra sinyalin uydulardan kaynaklanma olasılığını da değerlendirdiler. Bu mümkündü; fakat sinyalin daha sonrasında bir daha hiç duyulmaması, bu ihtimali de neredeyse ortadan kaldırdı. 1977’den beri sinyalin tekrarını gökyüzünde sürekli aradılar, eğer sinyal yörüngesinde gezinen bir uyduya ait olsaydı, aynı sinyalin tekrar alınması beklenirdi.

Uzaylıları arayacaksak adres Yay takımyıldızları gibi görünüyor

Ehman’ın konuşmalarında, sinyalin dünya dışı akıllı varlıklardan geldiğine dair şüphesi hâlâ sezilmekteydi: “Tekrar tekrar 50 sefer bakmamıza rağmen, sinyali bir daha alamadık. Bazı görüşler, sinyalin dünyadan yayılmış bir dalganın, uzaydaki toz ve çöplerden geri yansıması olduğunu ileri sürüyor.” Daha sonraları Ehman bu şüpheciliğinden vazgeçti. Çünkü; sinyalin frekansı (1420Mhz), gezegen dışı sinyallerle karışmaması için Dünya’da kullanılması yasaklanmış “korunmuş tayf” içerisinde yer alıyordu.

Üzerinden 38 sene geçmesine rağmen Wow sinyali gizemini hâlâ koruyor. Sinyali gönderen uzaylılar mı? Bilinmiyor. Bilim insanlarının göz önünde bulundurmadıkları olasılıklar hâlâ olabilir. Her ne kadar 77 yılında kayda alınmış tek seferlik bir sinyal üzerinde, geriye dönük bir araştırma yapmak zor olsa da, gelişen teknoloji ve bilimin ışığında, bilim insanları hâlâ Wow sinyaline bir açıklık getirmeye çalışıyor. Sinyal bize uzaylıların varlığını kanıtlamasa da, onları aramamız gereken yerin Yay takımyıldızı doğrultusu olabileceği konusunda ipuçları veriyor.

Geçtiğimiz yıllarda National Geographic ve Arecibo Gözlemevi, Yay takımyıldızı doğrultusunda dijital bir mesaj gönderdi. Mesajın içerisinde, insanların #ChasingUFOs altına yazdığı Twitter iletileri ve Stephen Colbert, Jorge Gracia, ve 2011 kainat güzeli Leila Lopes’in videoları bulunuyordu. Komedyen olan Stephen Colbert videosunda, “Selamlar, akıllı yaşam formları! Ben Stephen Colbert ve sizlere bütün insanlar adına bir mesaj ulaştırmak adına konuşuyorum. Biz hiç lezzetli değiliz, etimiz biraz karttır ve dişlerinizin arasında kalabiliriz. Bir iş görüşmesinde bu sizi gerçekten utandırabilir. Eğer ki gerçekten lezzetli bir şeyler yemek istiyorsanız, şu yakınlardaki Yengeç Nebulası’na gidin. Giderken de yanınızda bir yemek önlüğü götürün. Ciddiyim, onların hepsini yiyebilirsiniz” şeklinde uzaylılara muzip bir seslenişte bulundu.

Son olarak, uzaylılar gerçekten varsa, umarım onları görecek kadar yaşarım. Eminim çok iyi anlaşırız. Bilim insanları artık radyo sinyallerinden ziyade, belli ışık sinyallerine ve UV dalgalarına da bakarak onları arıyor. Dünya benzeri bu kadar çok gezegenin bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nde, bizden başka medeniyetlerin var olduğunu düşünmek çok da uçuk bir hayal olmasa gerek. Belki de daha uzak galaksilerde… Bekleyip göreceğiz.

Kaynak: Universetoday, Space

Hindistan’ın artan tecavüz olaylarına karşı yeni silahı

0

Kadınlardan oluşan bir güvenlik timi, Hindistan’ın sokaklarında tacizci avına çıkacak.

Yeni Delhi’de sık sık gündeme getirilen ve kamuoyunca iyi bilinen tecavüz saldırılarından sonra emniyet müdürleri, özellikle dövüş sanatlarında eğitim görmüş ve tamamı kadınlardan oluşan ekipler kurmaya karar verdiler. Artık kötü davranışları hoş görmeyeceklerini belirten lider Bharti Wadhwa, “Önce basit bir ıslıkla başlayan bir eylem, işi tacize ve daha sonra da tecavüze kadar götürebiliyor. Bu tarz maskaralıkların suyunu baştan keseceğiz” dedi.

Hindistan kadın polis timi

Aylar süren toplantılardan ve tartışmalardan sonra, kadınlar artık hazır. Üniforma yerine rahat kıyafetler giyen kadınlar; birkaç ay içerisinde kalabalık otobüs ve metro istasyonlarında, üniversite çevrelerinde ve kadınların fazla olduğu diğer alanlarda konuşlanacaklar.

Korkusuz ve korku duyulan

Polisleri eğitirken kendini fazlaca sorumlu hissettiğini belirten antrenör Vishal Jaiswal, “Görevim, onları Charlie’nin Melekleri yapmak. Korkusuz ve korku duyulan…” diye gülümseyerek belirtiyor.

2014 yılında, sadece Delhi’de polise bildirilen tecavüz sayısı 2 bin 69. Bir önceki yıla göre yüzde 31.6’lık bir artış yaşandı. Son derece ataerkil bir toplumsal yapıya sahip olan Hindistan’da, kadınlar tecavüzden sonra yaftalandıkları ‘namus lekesi’ne karşın sessiz kalmak yerine, git gide artan sayılarıyla ortaya çıkıyorlar.

Kadın karate birimine tam destek veren Delhi Emniyet Müdürü Bhim Sain Bassi, 2013’te göreve başladığından beri kadın güvenliğini ilk sırada tutuyor. Polis radyosunda ‘Charlie Papa’ olarak bilinen Bassi, “Genç kadınlar kesinlikle bilmeliler ki; bu koruyucu melekler onları her şartta kollamak için varlar” diye belirtti.

Hindistan’da artan tecavüz olaylarına karşı yaratılan çizgi roman Priya’s Shakti ile ilgili haberimize buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Business Insider
Başlık Görseli: © AFP, Rebecca Conway

Çocuklar için ekoloji şarkıları: Şubadap Çocuk

0

“Bilmiş Çocuğun Şarkıları” adlı albümü ile bilinen Şubadap Çocuk, renkleri çalınan dünyadaki çocukların rüyası için ekoloji şarkıları besteliyor.

Çeşitli yoksul mahallelerde, okullarda, derneklerde, parklarda çocuklarla uzun süredir çalışmalar yapıp bir araya gelen Şubadap Çocuk, minik dostlarla müzik, drama, heykel ve yaratıcı el işi aktiviteleri yapıyor.

Eğer siz de ekoloji şarkılarına katkı sağlamak, bestelerinizi yollamak isterseniz Şubadap Çocuk‘a ulaşabilirsiniz. Şimdilik son tarih yok. Ayrıca, sosyal medya hesaplarınız üzerinden #EkolojiŞarkıları etiketi ile de destekleyebilirsiniz. 

Şubadap Çocuk ile iletişim için:

[email protected]
Serdar Türkmen: +90 553 507 09 52
www.facebook.com/subadap

çocuklar, ekoloji şarkıları, şubadap çocuk, praksis

Başlık Görseli: Ecology of Education