Ana Sayfa Blog Sayfa 728

Rahatlamanıza yardımcı olacak 6 bitki

Doğadan gelen şifa, insanlığın tarihi ile başlar. Dokunuşu ile dertlerin derdine deva olan, en metropollülerimizi bile stresin pençelerinden kurtaracak, kaygılarınızdan arındıracak bitkileri listeledik. İşte rahatlamanıza yardımcı olacak 6 bitki:

Kedi otu

Kedi otunun sakinleştirici özelliği kanıtlanmış bir gerçektir.

Sizi yatıştırır, uykusuzluk probleminiz var ise bire birdir. Ancak merkezi sinir sistemini etkilediğinden her gün kullanılmamalıdır.

Nasıl Kullanılır:

Çayı yapılabilir, 2.5 gram bitki (1 çay kaşığı) kaynar suda 10 dk. demlenip, süzerek içilir.

Kediotu

Ada Çayı

Yumuşacık tadı ile oldukça lezzetli olan ada çayı taze, kurutulmuş veya toz şeklinde yıl boyu bulunabilir. Zararlı toksinlerin vücuttan atılmasını sağlarken stresi azaltır ve sinirsel baş ağrısını hafifletir.

Ada Çayı

Nasıl Kullanılır: Kaynattığınız suyun içine demlenmesi için ada çayı ilave edin. 3 büyük çay bardağı için 8-10 taze ada çayı yaprağı veya tepeleme 1-1,5 çay kaşığı ufalanmış kuru ada çayı yaprağı yeterli olacaktır.

Papatya

Uykusuzluk için en çok tüketilen çaylar arasında yer alan papatya çayı, kas spazmlarını hafifletir, ağrı kesici ve antiseptiktir.

Papatya

Nasıl Kullanılır: Papatyaların çayını yapabilirsiniz. Ayrıca banyo suyunuza 2-3 damla papatya yağı damlatıp, küvet keyfinde de kullanabilirsiniz. (Tükenen kaynaklarımızı düşünürsek bunu ne kadar az yaparsanız o kadar iyi)

Çarkıfelek

Bu süslü görünümlü büyülü bitki içerisindeki ‘harmin’ bileşeni ‘mutluluk hissi’ vererek zihin karışıklılığını ve olumsuz düşünceleri ortadan kaldırır. Aşırı tüketimi halsizliğe neden olabilir.

Çarkıfelek

Nasıl Kullanılır: 1 kahve kaşığı kıyılmış çarkıfelek otu kaynamış suda demlemeye bırakılır. Alıç bitkisi ile birlikte kullanıldığında sindirim spazmlarını azaltır.

Şerbetçi Otu

Gerginlik ve kaygıyı minimuma indiren şerbetçi otu huzursuzluğu hafifletirken hazımsızlığa da iyi gelir.

Şerbetçi Otu

Nasıl Kullanılır: 1 tatlı kaşığının üzerine 1 bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika demlendirilip çay hazırlanır. Bu çaydan günde bir bardak içilebilir.

Melisa (Oğul Otu)

Stresi azaltmakta oldukça etkili bir bitki olan oğul otu, sinirleri yatıştırarak migren, baş ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi, uykusuzluk, sara (epilepsi) ve sinir krizlerinde faydalı olur.

Oğul Otu

Nasıl Kullanılır: Oğul otunun yaprakları kurutulduktan sonra kaynamış suda demlenerek hazırlanan oğul otu çayı içilebilir.

Bu bitkileri kullanmadan önce mutlaka yan etkilerini okuyalım. Doğanın gücü bizimle olsun.

Emek direnişçileri: “Eller yukarı bu inşaat kaçak”

Yeni Emek Sineması projesine yargının yeniden yürütmeyi durdurma kararı vermesine karşın hukuksuz inşaatın devam etmesi protesto edildi.

“Bu inşaat duracak, Emek bizim olacak”, “Eller yukarı bu inşaat kaçak”, “Her yer Emek her yer direniş” gibi sloganlar söyleyip, pankartlar tutan direnişçiler, inşaat durana kadar Emek Sineması yeniden yerinde inşa edilene dek eylemlerini sürdüreceklerini duyurdu.

Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı, Danıştay’ın, yargı kararına uymayan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile Emek projesinden sorumlu diğer yetkililer hakkında soruşturma açmaya karar verdiğini duyurdu. Yapıcı, ayrıca yasal olarak durması gereken inşaatın ertesi günü 15 Ocak’ta bir işçinin elektrik akımına kapıldığını belirttti.

Avukat Can Atalay ise kent ortasında verilen mücadelenin bir sınıf mücadelesi olduğunu belirtti. Atalay, “Emek Sinemasından, Gülensuyu’ndaki tüm yoksul mahallelerine, Tarlabaşı ve Sulukule’deki kültür mozaiğinden, göç etmeye zorlanan LGBTİ bireylerle verdiğimiz bu mücadele kent mekanındaki sömürüye, talana, yağmaya karşıdır ve kararlıkla sürmektedir” dedi.

Yapılan konuşmalar ardından Emek Bizim ile Kent Savunması adına açıklama yapan Elif Refiğ, Emek Sinemasının yıkılmaması için beş yıldır mücadele edildiğini ve bu mücadele sonucunda 8 Ocak 2015 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin, Emek Sinemasını yıkan proje hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlattı. Refiğ, inşaatın bir an önce durmasını ve Emek Sinemasının aslına uygun yapılmasını istediklerini vurguladı.

Polisin engelleme girişimlerine karşın direnişçiler İnci Pastanesi önüne geldiler. İnci Pastanesi, destek için gelen Emek direnişçilerine profiterol dağıttı.

Eyleme HDP Milletvekili Sebahat Tuncel ve CHP Milletvekilli Melda Onur, Validebağ Gönüllüleri, Kadıköy Yoğurtçu Parkı Forumu, Birleşik Haziran Hareketi ve çok sayıda doğa aktivisti destek verdi.

Kaynak: Cumhuriyet, Birgün
Başlık Görseli: MaltepeGenciz Blogspot

Ormanın şarkısını dinlemek ister miydiniz?

0

Ağaçların kendilerine ait bir dilleri vardır. Onlar hışıldar ve uğuldarlar; gıcırdar ve inilderler. Ağaçlar, çıkardığı bu doğal seslerin de ötesinde, insanın kulağının duyamayacağı yükseklikteki frekanslardaki seslerle şarkı söylüyorlar. Siz, ormanın şarkısını dinlemek ister miydiniz?

Hollanda’ya bağlı Vlieland adasında düzenlenen Into the Great Wide Open Festivali için, Studio Toer tarafından oluşturulan interaktif ses algısı kurulumu sayesinde, bölgedeki ağaçların yaydığı müziği duyma şansı elde edildi.

The Boom Boom (Flemenkçe’de ağaç ağaç demek) Projesi, ağaçlara yaklaşıldığında, dokunulduğunda ve sarılındığında ortaya çıkan müziği ve titreşimleri sunuyor. Ağaçlar bir nevi müzik enstrümanı haline geliyorlar. Katılımcılar ormanın içinde sahne sahne dolaşırlarken, ağaçlar hep birlikte sesi gövdelerden dallara uzanan bir koro oluşturuyorlar.

Doğaya daha dikkatli bakın

Toer’ın isteği, the Boom Boom Projesi ile festivalin zaten mükemmel olan manzarasını, şen bir ortam yaratarak daha da güzelleştiriyorlar. Böylece de insanların doğaya daha dikkatli bakmalarını sağlıyorlar.

Ortamın, ziyaretçileri ağaçlara sarılmaya ve doğayla olağandışı, fiziksel bir etkileşime davet ettiğini kaydediyor stüdyo. Ağaçlar şarkı söyleyebilselerdi, onlardan çıkan seslerin bu şekilde olmasını hayal edebilir miydiniz?

Amazonlar’ın ormansızlaştırması yüzde 18 azaldı

Brezilya Amazonlar’ındaki ormansızlaştırma 2013 ve 2014 yılları arasında yüzde 18 azaldı. Ekolojistler Brezilya hükümetini çabalarından dolayı tebrik ettiler, fakat ormansızlaştırma hala çok fazla olduğuna değindiler.

26 Kasım Çarşamba günü, Brezilya Çevre Bakanı Izabella Teixeira ormansızlaştırmanın 4 bin 848 km2’ye ulaştığını bildirdi. Ormansızlaştırmanın uydu sistemleriyle gözlenmeye başlandığından beri en düşük ikinci rakam olduğunu ekledi. Hesaplamalar Brezilya’nın dokuz Amazon eyaletini kapsıyor.

Brezilya Amazonlar’ında 2004’te 27 bin km2 olan ormansızlaştırma 2011-2012’de 4 bin 571’e kadar düşürmeyi başarmıştı. Sonra dünyanın en büyük ormanındaki ormansızlaştırma oranı tekrar 5 bin 891 km2 kadar arttı.

Ölçümler, Brezilya’nın Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü (PRODES) tarafından uçsuz bucaksız yeşil ormanın içerisindeki kırmızı ve kahverengi bölgelerin hesabını tutan bir uydu sisteminin yardımıyla gerçekleştirildi.

Bu rakamlarda iş kontrolü ve çevresel regülasyonların öneminden bahseden Bakan, 2004’ten bu yana ormansızlaşmanın yüzde 83 düştüğünü ekleyerek, engelleyici bir kontrol sağladıklarını söyledi. Bu fenomene karşı verilen savaşta kullanılan yeni uydu uyarı sisteminin de yardımı büyük.

Buna karşın, sivil toplum kuruluşu Imazon geçtiğimiz ekim ayındaki ormansızlaştırmanın Google Earth yardımıyla yapılan resmi olmayan hesaplamalara göre bir yıl önceki sonuçlardan yüzde 500 daha fazla olduğunu belirtti. Imazon yetkilileri bu rakamlar resmi olmasa bile, uygulanan politikaların koruma ve ormansızlaştırmanın kontrolü için yeterli olup olmadığı konusundaki şüphelerini belirttiler.

Imazon‘un bahsettiği gibi ormansızlaştırmada artış olduğunu gösteren gözlemleme sistemlerinin olduğunu belirten Çevre Bakanı, mevcut uydu sayımlarının resmiyetini hatırlattı. Bunun diğer kuruluşların gözlemleme yapması gerekmediği anlamına gelmediğini, fakat farklı sayım metodlarını ve bilgileri karıştıramayacaklarını belirtti.

Greenpeace‘in Amazon sorumlusu Paulo Adario, rakamların iyi haber olduğunu söyledi. Fakat kutlama yapacak zamanın daha gelmediğini belirterek ormansızlaştırmanın bitmeye ne kadar uzak olduğunu hatırlattı. Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün ormansızlaştırmanın tespit ve hesaplanmasında en iyi sistemlere sahip olduğunu belirtti. Geçtiğimiz yıllarda düşüş eğiliminin azalmasının herkesi endişelendirdiğini hatırlatan Adario, tekrar ortaya çıkan düşüş eğiliminin devamlılığının devam etmesini umduklarını söyledi.

Kaynak: Le Monde

Karadeniz’de HES’ler “durulmuyor”

Rize ve Artvin’de yapılması planlanan iki HES (Hidroelektrik Santrali) projesi için daha ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) süreci başlatıldı.

Rize ve Artvin’de Çayen Elektrik Üretim San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılması planlanan 14 MW kurulu gücünde Taşdibi Hidroelektrik Santarli Projesi için ÇED süreci başlatıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sitesinde konu ile ilgili Rize için 12 Ocak ve Artvin ili için 15 Ocak tarihinde duyurular yapıldı.

Sitede yer alan duyurulara göre; Rize için halkın katılımı toplantısından söz edilmezken, görüşlerin Rize Valiliği’ne veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gönderilebileceği belirtildi. Artvin için ise ÇED yönetmeliğinin 9. Maddesi gereğince halkın katılım toplantısı yapılacağı ve tarihin 18 Şubat olacağı açıklandı.

Rize’de planlanan Taşdibi HES Projesi, ilin Fındıklı ilçesi Abu Dere ve Abuvice Dere mevkiinde yer alacak. Artvin için planlaması yapılan proje ise Arhavi ilçesi sınırları içinde olacak. Bu proje Abu Suyu üzerinde Arhavi’nin Yurt Yaylası’ndan başlayacak ve Fındıklı Çatak Yaylası’nda sona erecek.

Geçtiğimiz günlerde ‘Çılgın HES’ olarak bilinen Kavak HES Projesi için verdiği mücadele ile gündeme gelen Arhavi halkı, Taşdibi HES projesi için de mücadele edeceğini vurguluyor. Verilen mücadeleler sonucu Kavak HES Projesi için Rize İdare mahkemesi iptal kararı almıştı.

Konu ile ilgili duyurular için:

Rize ili Fındıklı ilçesi Taşdibi HES Projesi
Artvin ili Arhavi ilçesi Taşdibi HES Projesi

Türkiye’nin ilk en büyük ekolojik köyü Van’da kurulacak

Türkiye’nin ilk en büyük ekolojik köyü Van’da 12 dönüm arazi üzerinde kurulacak.

Güneş Evi, Perma Tarım, Saman Evi gibi unsurlardan oluşacak projede; evsel atıklardan gübre yapılacak, foseptikteki metan gazı enerjiye dönüştürülecek. Yüksek Mimarlar Kemal Mükremin Barut ve Yavuz Bawer Barut ile Ziraat Mühendisleri Levent Ayyıldız ve Şeref Demir tarafından hazırlanan Güneş Evi ve Ekolojik Köyü projesi Van Belediyesi tarafından kabul edildi. Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Bekir Kaya, “İnandığımız gibi yaşamak istiyoruz, o yüzden bu projeyi başlattık” şeklinde konuşarak projeye desteğini belirtti. Van’ın Fidanlık alanındaki 12 dönüm arazi üzerinde kurulması tasarlanan projenin 5 ana unsuru var. Güneş Evi, Saman Balyası EvIsıl Duvar Ev, Kompost EvSürdürülebilir Tarım (Permakültür) ögelerinden oluşacak köyde bütün enerji ve tüketim maddeleri doğal yollardan elde edilecek.

“Metan gazı yemek pişirecek”

Zemin üzerinde iki katlı inşa edilmesi tasarlanan Güneş Ev, tüm enerjisini güneşten alacak. Güneş Ev’de; 26 metrekare foto volataik yüzey ile elektrik enerjisi, 28 metrekare güneş toplayıcı alanıyla da sıcak su ve ısınma suyu ihtiyacı karşılanacak. Proje kapsamında mutfakta yemek pişirmek için gereken enerjinin de foseptik çukurlarından çıkan metan gazından karşılaması tasarlanıyor.

Dünya’da 1970’lerde kullanılmaya başlanan yöntemle, evsel attıkların ürettiği gazlar fermante edilerek, yüksek olmayan metan gazı elde ediliyor ve gaz kullanılabilir enerjiye dönüştürülüyor. Ayrıca evdeki soğutma bacalarıyla da yine güneş enerjisinden yararlanarak, yazın soğutma işlemleri için kullanılabiliyor. Evde mutfak, genel tuvalet, banyo gibi mekanların yanında sürdürülebilir tarım (permakültür) ve ekolojik yaşama
dair sergi ve seminer odaları yer alması tasarlanıyor.

Güneş hem soğutacak hem ısıtacak; daha önce de Türkiye’de denenen ve en ekolojik ve ucuz konut örneği olarak kabul edilen Saman Balyası Ev (Straw Bale House) de proje kapsamında söz konusu köyde hayata geçirilecek. Dış cephesinin kalınlığı ile termos etkisi yapacak olan bina, yazın serin kışın sıcak tutma özelliği ile dikkat çekiyor.

“Isıl duvarlı ev ömrü bittiğinde yeniden ve zarar vermeden doğaya karışacak”

Bina yapısal ömrünü tükettiğinde yeniden doğaya herhangi bir zarar vermeden karışacak. ‘Isıl Duvar Ev‘ de yine ısıtma ve soğutma işlemlerinin tamamının basit fiziki yöntemlerle sağlandığı bu ev yine ekolojik, doğayı kirletmeyen, sürdürülebilir ve ucuz yaşama örnek bir bina olarak tasarlanıyor. Güney yönüne bakan cephede ‘ısıl duvar’ yer alacak. Bu duvar kışın ısıtma yazın soğutma işlevi görecek. Binanın çatısı
arasında yer alan çatı havuzu da yazın ısıtma, kışın soğutma işlevi görecek.

Tüm evsel atıklar doğal gübreye dönüşecek

Ayrıca ekolojik köyde kurulacak olan “Kompos Deposu” yöntemiyle de köydeki bütün fidanlık alanının evsel atıkları biriktirilerek doğal gübreye dönüştürülecek. Doğal gübreler “Sürdürülebilir Tarım” alanında kullanılacak ve bunun dışında üretim için başka hiçbir gübre kullanılmayacak. Bununla da “Permakültür” denilen Sürdürülebilir Tarım projesi hayata geçirilecek. Bütün köy aynı zamanda halka açık olacak, ekolojik-komünal yaşam için bir prototip olarak eğitim amaçlı kullanılacak.

Büyük bir kompleks

Projeye ilişkin bilgi veren Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya, aslında projenin 600 dönüm arazi üzerinde büyük bir proje olduğunu ve esasen çalışmalarına 2012 yılında başladıklarını 2013 yılının başında da projenin mesire alanlarını hayata geçirmeye başladıklarını söyledi. Kaya, Van’da fidanlık diye bilinen bölgede başlattıkları projenin içinde yaşlı bakımı, çeşitli sportif aktiviteler, gençlik kompleksleri ve eğitim evlerini içinde barındıran büyük bir kompleks olduğunu belirtti.

“Paylaşımcı yaşam paradigması örnek teşkil edecek”

“Ekolojik Köy bu kompleksin küçük ama önemli bir parçası. Bu projeyi esas olarak savunduğumuz ekolojik, demokratik ve paylaşımcı yaşam paradigmamızı hayata geçirmek için başlattık. Biz neye inanıyorsak neyi savunuyorsak öyle yaşamak istiyoruz ve bunun içinde bir örnek oluşturmak istiyoruz. Van, Türkiye’de en fazla güneş gören alanlardan biri ve bundan faydalanmak istiyoruz. Ayrıca doğası çok uygun bu tür projeler için. Bütün bunlar bir araya gelince projeyi başlattık” şeklinde konuşan Kaya, araştırma ve arayışlarının da devam edeceğini vurguladı. 

Sürdürülebilir tarım ya da permakültür (Latince perm sürmek, devam etmek, cultür tarım.), doğadaki insan yerleşimlerini, doğal ekosistemlerden örneklenen ziraat uygulamaları ve sürdürülebilirlik görüşüne göre uygulayan bir ekolojik tasarım anlayışıdır.

Başlık Görseli: Montgomery News

Kaynarca su kaynağı tehlike altında

İstanbul ve Trakya’nın en önemli su kaynaklarından olan Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesi, sanayi atıklarıyla zehirleniyor ve giderek yaşanmaz hale geliyor.

Yanlış çevre politikaları ile yaşanmaz hale gelen Kaynarca, bölgeyi zehirliyor ve duruma acil müdahale edilmezse önemli su kaynakları yok olabilir.

Belediye Başkanı Serdar Türker de isyan ediyor: “Acil yardım istiyoruz. Gerekirse kasabanın girişinde gece gündüz halkımızla nöbete başlayacağız. Yeraltı suları kirleniyor. Suyu şişeden içiyorsunuz ama dişinizi neyle fırçalıyorsunuz?”

İstanbul’da ve Çerkezköy’deki organize sanayi bölgesinde döküm fabrikası olan bir firmaya ait kimyasal atıklar Manastır deresine dökülmüş. Atıkların incelendiği sırada firmaya ait yazışmalar, iş emirleri ve kartvizitler çıkmış. Firma aranmış. Genel Müdürü hemen olay yerine gelmiş. Dökülen maddelerin kendilerine ait olduğunu kabul eden müdür şöyle demiş: “Bizim atıklarımızın atıldığı yerler var. Şoför, tamamen kendi inisiyatifi ile bu atıkları buraya bırakmış.”

İstanbul ve Trakya'nın en önemli su kaynaklarından olan Kırklareli'nin Pınarhisar ilçesi, sanayi atıklarıyla zehirleniyor ve giderek yaşanmaz hale geliyor.

Konuyu yargıya intikal ettirdiklerini belirten Başkan Türker, “Bizim buradan İstanbul’a gübre ve toprak çeken kamyonlarımız, dönüşte boş dönmemek üzere, fabrikalardan atık alarak, buraya döküyorlar. İçinde çeşitli atıklar var. Burası yeraltı suları ile ünlü bir yer. O atıklar, yağışlarla birlikte yeraltı sularına karışıyorlar. Tüm bölgenin sağlığı tehdit altında… Hadi, içme suyunuzu şişe suyundan temin ediyorsunuz, ama dişinizi hangi su ile fırçalıyorsunuz? Konuyu jandarma ile görüştük. Evet. Ortada atıklar var. 500 kamyonu da geçmiştir. Ama ortada atanlar yok! Denildiğine göre; atarken yakalanmalıymış. Kamyoncu, burada piknik yapıyorum derse de, onun beyanı önemliymiş! Böyle bir mantık ve kurallarla, biz bunu nasıl önleriz?”

Kaynarca’nın sıkıntıları bununla da sınırlı değil. Kururdere köyünde DSİ tarafından inşa edilen gölet için 1. derece tarım arazisi içinden toprak alınıyor. Müteahhit firma killi toprak ihtiyacı için satın aldığı tarım arazisinden yaklaşık 400 kamyon toprak götürüyor. Bunu yaparken de ağaçları kesip yol açmışlar. Kaçak toprak alımı tespit edilince firmaya 27 bin 500 lira ceza kesilmiş. Üç gün sonra Enerji Bakanlığı’ndan Gaffar Kök adlı mühendis olay yerine gelip sadece dört kamyon alındığını rapor etmiş. Başkan bu duruma da itiraz ederek şöyle konuştu:

“Firmaya 27 bin 500 TL cezayı Kırklareli İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü kesti. Ancak, Ankara ’dan Enerji Bakanlığından gelen mühendis bir rapor hazırlamış ve raporda kaçak firma beyanına göre, çok komiktir, diyorum firma bu alandan 4 kamyon toprak almış. Bakınız ekte fotoğraflarda var, yaklaşık 2 metre derinlik ve 7 dönüm tarla var en az 400 kamyon toprak almışlar ama hem Ankara’dan hem de başka yerden olayı kapatmaya çalışıyorlar.”

Kaynak: Radikal / Ömer Erbil
Başlık Görseli: Wikimedia

Miyazaki filmlerinde Şintoizm’e kısa bir bakış

0

Miyazaki‘nin en iyi filmleri, çoğu klasik Hollywood filmleri ile aynı niteliği paylaşır ki bu da birbirinden farklı izleyicilere tek seferde hitap edebilmektir. Örneğin; Spirited Away (2001), asal kaygılarına çare arayan 10 yaşındaki kız çocuklarına yönelik iken, aynı zamanda daha yaşlı izleyiciler için ekonomik krizin bir alegorisi olarak işlenir. 10 yaş demografisinin içinde bulunmayan izleyici kesim de bir kız çocuğunun kafasının içindekilere şahit olmuş olur.

Miyazaki’nin eserlerindeki ikili ve hatta çoklu hitabın bir diğer örneği, Japon kültürüne aşina olan olmayan herkes için dikkat çeker olması. Film, Japonlar için Şinto metafiziğinin yalınlaştırılmış fantezisidir. Kamilerin doğanın her yerinde bulunması gibi, eserde de ruhlar neredeyse her yerdedir. Yaratık spaya korkunç bir kokuyla girdiğinde bu, ruhun işidir ve böylelikle Şintoizm’ in bir gereği olan fiziksel temizliği de tasdik etmiş olur. Şinto’da banyo yapmak önemli bir arınma ritüeline müdahil olmak demektir.

Bu belirtilerin bir diğeri de doğanın kutsallığıdır ki bu, Miyazaki’nin bu filminde de bol bol yanıttığı kaygısıdır. Nausicaa of the Valley of the Wind (1984) ve Princess Mononoke (1997) gibi filmlerde, bu Şinto inancı, endüstriyel toplumu ve özellikle nükleer silahlanmayı kınayan ekolojik bir alegoriyle harmanlanmıştır.

Ekolojik endişelerin Şintoist düşünceden kaynaklandığı Japon sinemasının da ötesinde çevrecilik, modern dünyanın yeni dini sanatı haline geldi. Ortaçağa ait katedrallerin yerini halka açık alanlara bırakmaya başlaması, dikkati ‘tü kaka’ endüstrinin gerçeklerine çekti. Yani bir başka deyişle, bu yeni temsiller, endüstrinin Doğa Anaya zarar vermesini ve bu suistimalin onda bıraktığı yaraların nedametini gözler önüne seriyor.

Kaynak: tativille.blogspot.com
Görsel Kaynağı: Quinlan

Çevre bilinci çocuklara nasıl aşılanır?

1

Doğanın ve tabiatın korunmasına dair yapılan çalışmalar son zamanlarda elle tutulur hale gelse de, ortaya çevre bilinci konulması iyi bir eğitimle mümkün olabilir.

Bu da çocukların küçük yaşta, ağaç, toprak ve doğa sevgisinin kazandırılmasının önemini arttırıyor.

Bu bakımdan okul öncesi öğrencilerinden itibaren doğa konusunun ders niteliğinde işlenilmesi ve çevre uygulamalarıyla çocuklara bu sevginin aşılanması gerekiyor. TEMA tarafından geliştirilen projeler bunun örneği olabilir. Söz konusu vakıf, okul öncesi çocuklar üzerinde gerçekleştirdiği etkinlikler sayesinde, doğaya karşı daha bilinçli bir gençliğin yetişmesini sağlıyor.

Sevdirmeliyiz…

Sadece anlatarak veya kitaplardan okutarak, ezberleterek, sınava tabi tutarak, çocuklara doğa sevgisinin kazandırılması mümkün değildir. Toprakla buluşmayan eller, çiçeği koklamayan kişiler, doğanın ne anlam ifade ettiğini bilemezler.

Çocukların çevreyle alakalı tiyatro etkinlikleri yapması, fidan dikimi, toprakla buluşturulması gibi aktivitelerle daha fazla çevreyle ilişki kurmaları gerekir.

Çevreye zarar vermenin insan neslini nasıl etkileyeceğini tiyatroda çocukların işlemesi, bir ağacın değerini anlamaları gerekir. Küçük yaşlarda bu tür aktivitelerin yapılması, ileriki yaşlarda daha bilinçli bir gencin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Bu anlamda okul öncesi çocuklarından itibaren gerekli olan çevre bilincinin verilmesi gerekir. Sağlıklı ve kaliteli bir hayatı başat faktörlerinden birisi olan çevre bilinci, anne ve babaya verilecek eğitimle de ilgilidir.

Anne ve babanın çevre hakkında çocuklarına sunabilecekleri bir şeyin olmaması, çocuklarında bu konuda bilinçsiz yetişmesine neden oluyor.

Anne ve babalarında bu sürece dahil edilerek, çevrenin korunması, yeşillendirilmesi ve ağaçlandırılması çalışmalarına çocuklarıyla beraber katılmaları gerekiyor.

Çocuklara evlerinde bakacakları çiçek, fidan ortamların sunulması, çocuğun daha da bu işe önem vermesine ve güzel bir uğraş edinmesine sebep olur. Bu anlamda devlet kurumları elinden geleni yapmakla yükümlü olduğu gibi, bizler de bulunduğumuz konumda mesul durumdayız.

Hazırlayan: Ernest M.
Başlık Görseli: Parent Well Being

Kadın ellerinde dünya: Mosuolular

0

Patriarkanın bir çiftliği var
Çiftliğinde ailesi, mahallesi, tanımadığı etmediği kadınlar var
Ayıp, günah, diye bağırır
Çiftliğinde patriarkanın

Gelmedi mi bu vahşi erkek hakimiyeti artık boğazımıza kadar? Mutlak ataerkil düzende boğulmaktayız. Süregelen her türlü sistem, erkek egemenliğinin kontrolünde işlemekte ve verdiği zararlar onarılmaz ölçüde. Açıkça görmekteyiz ki, bu düzen acilen yerini eşitlikçi bir yapı ile değiştirmeli.

Erkek egomanyasının küçük ya da büyük gruplar üstünde egemen olma hırsı her yerde, her birimde, çirkin bir “canavar” karşılığında. Üstün cinsiyetin (!) evinde, o kalk dediğinde kalkacak, otur dediğinde oturacak köleler dizisi, dışarıda yerini yine onun emrine amade birçok başka şeye veriyor. Şuursuzca mahvedilen ormanlar, keyfi “HESleşen” dereler de doğanın patriarkal sistemden aldığı bir pay sadece.

Mevcut ataerkil düzen, dünyamızda sadece son altı bin yıldır sürmekte. Daha önce tam bir milyon yıl, toplulukları kadınlar yönetmiş.

Anaerkil yahut ataerkil oluşumlardan kasıt bir cinsiyetin üstünlüğü olarak bilinmesine rağmen, anaerkil toplumlarda kadının sahip olduğu statü her ne kadar yüksek olsa da, erkeklerin sadece üreme amaçlı kullanıldığı veya onlara karşı düşmanca tutumların sergilendiği sömürücü bir sistem mevcut olmamakta. Aksine bir eşitlik sağlandığını, erkeklerin kendi egemenliklerinin olduğu toplumlara göre bu düzenlerde daha rahat yaşam sürdürdüklerini söyleyebiliriz.

Günümüzdeki kadın egemen toplumlarından biri

Günümüzde dünyada sadece bir avuç kadın egemen toplum var. Şimdi sizleri bu azınlıkların sıcacığı Mosuolular ile tanıştırmakla onurlanacağım.

Mosuolular Çin’de Yunnan ve Sichuan Eyaletlerinin yakınlarında Lugu Gölü çevresinde yaşarlar. Sayıları yaklaşık 40 bin civarında olan bu etnik halk dünya üzerindeki son kalan anaerkil topluluklardan sayılabilir.

Mosuolularda, aile reisi Ah-mi denilen kadın olarak kabul edilmekte… Son söz hakkı kadınların ve ticari kararlar da onlar tarafından veriliyor. Ayrıca mülkiyetin kadın soyuyla geçtiği Mosuo’da doğan çocuklar soyadlarını annelerinden alıyor.

Mosuo

Sosyal yapılarıyla matrilineal yaşayış sürdürmekte olan Mosuolulara tam bir anaerkil oluşum diyemememizin tek nedeni ise politik gücün erkekler elinde olması. Belediye başkanının erkek olması gerçek anlamda resmi bir otorite oluşturmuyor. Devlet idaresi; bölge kadınları için hiçbir şey ifade etmiyor.

Evlilik diye bir kavram yok

Mosuolulardaki cinsel hayat fazlasıyla aktif. Eşler sürekli değişiyor ve kadınlar kiminle beraber olacaklarını kendileri seçiyor. Hatta 15 yaşlarına girdiklerinde eşlerini ağırlayabilecekleri bir odaya sahip oluyorlar. Birlikte olacakları zaman erkek kadının evine gidiyor ve gün doğmadan evine dönüyor. En güzel yanı ise evlilik diye bir kavramın olmaması. Aile olmanın bir tek kan bağıyla olabileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle tek bir kişiyle ömürlerinin sonuna kadar yaşamaya karşılar.

Her yetişkin kadın kendi evinde oturuyor fakat erkekler aileleri ile yaşıyor. Çiftin sahip oldukları bir çocuk varsa eğer, o annesiyle kalıyor. Baba rolü oluşmamış durumda. Bu nedenle sıklıkla babalarının kim olduğunu bilmeyen kişilerle karşılaşılabiliyor.

Mosuo Kadını

Buradaki kadınlar güç sahibi. Fakat istedikleri daha çok para kazanmak yahut daha fazla mala sahip olmak değil.

Mutluluğu elde etmeyi aile huzurunda bulduklarını söylüyor, ayrıca modern algıdaki hükmetme, elde etme açlığının ataerkillikten geldiğini düşünüyorlar.

Şiddet diye bir şey yok

Bu toplulukta anaerkilliğin en belirgin getirisi ise şiddete olan uzaklıkları. Onların yönetim ve yaşayış şekilleri kesinlikle şiddete müsaade etmiyor. Erkekler arasında arada sırada çıkan kavgalar ise kadınlar tarafından asla anlamlandırılamıyor.

Mosuo’da süren, sonsuz bir doğa inancı var. Şamanizm ve Budizm karışımı bir dine inanıyor, toprağa, suya ve göğe müthiş aşk duyuyorlar. Doğa burada hemen hemen her kültürdeki gibi dişi konumda. Tabiata duydukları saygı kendi aralarındaki ilişkilere işlemiş adeta.

Son derece huzurlu bu küçük halk, imrendiren bir yaşayışa sahip değil mi? Kadın ellerinde bir dünyanın ne kadar gerçek ve büyüleyici olduğu ortada. Erkeğin hiyerarşisi olmadan yaşamaya güzel bir örnek Mosuolular.

Bu çok ilgi çekici topluluk, sizin de çok ilginizi çekmiş ise; Ricardo Coler’dan Kadın Krallığı’nı okumanızı önereceğim. Evinizdeki er şahısların markete giderken sizden para isteyeceği günleri deneyimlemenizi dilerim.

Başlık Görseli: Mikel Butragueño