Ana Sayfa Blog Sayfa 732

Sabuncubeli Tüneli yapımında çamlar yok ediliyor

Hükûmetin, 35 İzmir 35 Projesi’nden biri olarak 9 Eylül 2011’de temeli atılan Sabuncueli Tüneli çalışmaları, çam ağaçlarını yok ediyor.

İzmir Manisa Karayolu üzerinde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve Orman ve Su işleri Bakanlığı tarafından yapılan Sabuncubeli Tünelleri, bölgedeki çam ağaçlarını yok etmeye başladı. Tünellerin çevresinde ve içerisinde çıkan hafriyatları çam ağaçlarının dikili olduğu alana dökülmesi dikkat çekerken bazı çam ağaçları hafriyatların altında kaldığı görüldü.

Yeniyıla girmeden hemen önce İzmir Torbalı’yı ziyaret eden Bakan Lütfü Elvan, Sabuncueli Tüneli ile ilgili açıklamalarda da bulunmuştu. Elvan, yüklenici firmanın iflası nedeniyle çalışmaların durduğunu ancak çalışmaların kendileri tarafından yapılacağını belirtmişti.

2014-2015 bir de tünel yılıymış

Yapımının 2015 Mayıs’ta tamamlanması planlanan tünelin İzmirliler için büyük önem taşıdığını kaydeden Elvan, yılbaşından önce çalışma alanını ziyaret etti. Ziyareti sırasında projenin İzmir için büyük önem taşıdığını belirten Elvan, ”2014-2015 yılını karayolları olarak ‘tünel yılı’ ilan ettik” dedi. Milyonlar harcanan çalışmanın sadece maddi boyutundan bahseden ve hükümetin İzmir için milyonlar harcadığını harcamaya da devam edeceğini ifade eden Elvan çalışmalar esnasında yok olan çam ağaçlarından bahsetmedi.

Çam ağaçların hafriyatlar altına gömüldüğü alanda Manisa Orman İşletme Müdürlüğü’nün “Gelecek Nesiller İçin; bir Fidan’da Siz Dikin” yazılı bilboardı da dikkat çekti.

 

 

 

 

Başlık Görseli: Ege Postası
Fotoğraflar: DİHA

Fukuşima pirinçleri radyasyon testini geçti

Japonya’nın Futaba Valiliği’nin yaptığı resmi açıklamada; Fukuşima’da üretilen pirinçlerin kazadan üç yıl sonra yapılan radyasyon testini başarıyla geçtiğini bildirdi.

Tarım Denetim Merkezi’nin Fukuşima gözlemcisi Tsuneaki Oonami verdiği demeçte, geçen sene ekilen yaklaşık 360 bin ton pirincin belirledikleri radyasyon seviyesinin altında olduğunu, kazadan sona yapılan pirinç testinde ilk defa başarıya ulaştıklarını açıkladı.

Tsuneaki Oonami, “Üç yıl içerisinde yaptığımız testlerde, pirinçlerdeki radyasyon seviyesinin sürekli düşmesi, doğru yolda olduğumuzu göstermiştir” dedi.

Denetleme raporunun yayımlanmasının ardından, Fukuşima‘da üretilen pirinçlerde radyasyon olduğu söylentileri son buldu. 2012 ve 2013 yılında üretilen pirinçlerin radyasyon seviyesinin yüksek olması sebebiyle üretim başarısızdı.

Japonya’yı 2011 de vuran Tsunami sonrası tarım işçileri ve balıkçıları da çalışamadığı için ihracatı askıya almak zorunda kaldılar.

Kaynak: The Huffington Post
Başlık Görseli: Japan Times

“Kral Kelebek” türü de tehlike altında

Amerikan federal ajansının haberine göre, kelebek bilimciler, Kral Kelebek türü sayısının 2014 senesi içerisinde ölümcül derecede düşüşte olduğunu ve nesli tükenmekte olduğunu söylediler.

ABD Balıkçılık ve Doğa Servisi, bu türü, nesli tükenmekte olan türler arasına yerleştirmek için bir öneri hazırladığını dile getirdi. Federal ajansın verdiği dilekçe üzerine inceleme yapan Biyolojik Çeşitlilik Grubu’nun raporuna göre, geçtiğimiz 20 sene içerisinde Kral Kelebek türünün sayısı yüzde 90 oranında azaldı. Kral Kelebekler göz alıcı turuncu ve siyah çizgileriyle biliniyor. Aynı zamanda her yıl yüz binlercesinin Amerika’dan Meksika’ya yaptığı yorucu göç de görülmeye değer nitelik taşıyor.

Beslendikleri tek besin, içinde süt özsuyu bulunan bir bitki olduğu için, mevsimlik değişimlerde yiyecek bulabilmek için bu rotayı takip ettikleri söyleniyor.

Gıda Güvenliği Merkezi, Omurgasız Koruma Xerces Derneği ve belki de dünyanın en köklü Kral Kelebek uzmanı Lincoln Brower, bu türler hakkında tekrar özel bir inceleme başlattı.

Washington Post’a verdiği röportajda Brower; “İşin en felaket kısmı ise, bu kadar güçlü ve üreyen bir türün çevre şartları nedeniyle bu derecede sayısının azalmış olmasıdır” dedi.

Türün kurtarılması için çalışmalara bir an önce başlanması gerektiğini de söyleyen Brower, ayrıca milyonlarca öğrencinin biyoloji dersinde öncelikle bu kelebeği öğrendiğini, bu kelebeğin ülke için önemli bir rol üstlendiğini de dile getirdi.

Kaynak: Washington Post
Başlık Görseli: WMUK

Ankara’da hava kirliliği ‘tehditkar’

Ankara Tabip Odası, Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ve Toraks Derneği; Ankara’da hava kirliliğinin insan sağlığını tehdit edecek aşamaya ulaştığını belirtti.

Ankara Tabip Odası, Kimya Mühendisleri Odası (KMO) Ankara Şubesi ve Toraks Derneği, hava kirliliği konusunda KMO merkez binasında ortak basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada hava kirliliğine neden olan temel faktörün taşıt trafiği olduğu belirtildi. Toplantıda dikkat çeken bir diğer konu da; Türkiye’de hava kirliliği nedeniyle yılda 29 bin insanın hayatını kaybetmesi oldu.

Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Erkin Etike, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın resmi ölçüm istasyonlarından çıkan verilerin, ‘Ankara’da havanın kirli olduğunu’ gösterdiğine dikkat çekerek; Ankaralıların sağlık açısından tehdit altında olduklarını söyledi. Etike, bakanlığın ve Büyükşehir Belediyesi’nin bir an önce tedbir alması gerektiğinin de altını çizdi.

Ankaralıların soluduğu havada, PM10 kirleticisinin çok fazla olduğunu vurgulayan Etike, PM10’un kimyasal bileşenlerinin yöneticiler tarafından açıklanması gerektiğini belirtti. “Hizmet için değil oy avlamak için yürütülen şehircilik politikaları Ankaralıların sağlığını tehdit eden noktaya gelmiştir” değerlendirmesinde bulunan  Etike, Ankara’da hava kirliliğine neden olan temel faktörün ise taşıt trafiği olduğunu söyledi.

Toplantıda konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Prof Dr. Çetin Atasoy ise, dış ortam hava kirliliğinin hem geliştiğini hem de gelişmekte olan ülkelerde herkesi etkileyen önemli bir çevre ve halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Atasoy, Türkiye’de yılda 29 bin insanın hava kirliliğinden kaynaklı yaşamını yitirdiğinin altını çizerek, Türkiye’nin hava kirliliğine bağlı olarak yaşanan ölümlerde dünyada yedinci sırada yer aldığını söyledi.

[vc_accordion][vc_accordion_tab title=”PM10 kirleticisi:”]

 Taşıtların egzozlarından çıkan parçacıklara verilen isim. Dizel kamyonlardan, odun sobalarından, elektrik ve nükleer enerji santrallerinden çıkıp atmosfere yayılan bu sıvı veya katı parçacıkların insan sağlığına etkileri ölümcül sonuçlar doğurabilir. PM10; kanser, kalp problemleri, solunum yolu hastalıkları, bebek ölüm oranlarında artış gibi sonuçlar doğuran, doğaya salımının azaltılması gerekli olan tozlardır. 

[/vc_accordion_tab][/vc_accordion]

Hayvan deneylerine karşı

“Gaddarlık denen şey laboratuvarda meydana gelip de ona tıbbi araştırma dendiğinde gaddarlığından bir şey kaybediyor mu?”

– George Bernard Shaw (Yazar, Nobel 1925)

İnsanlık var oluşundan beri çevresindeki her şeyi hükmü altına alma peşinde koşturmakta. Hayvanlar da bundan payını fazlasıyla alıyor. Et, süt, yumurta sektörleri; kürk üretimi, evcil hayvan dükkanı zincirleri, hayvan parkları, sirkler, hayvanat bahçeleri… Bunların en korkunçlarından biri de şüphesiz ‘hayvan kullanılan deneyler’.

Dünyanın her yerinde; sayısız hayvan, deneyler ile işkence görüyor. Gıdadan, ilaçlara; kozmetikten, temizlik ürünlerine kadar pek çok alanda hayvanlar tek bir deney için bile korkunç koşullarda, günlerce aralıksız acı çekiyor.

Hepsi ‘‘Sen ölme diye’‘ yalanıyla sunuluyor bizlere. Ama işin aslı, bunların pek çoğunun tıp alanında değil piyasaya yeni temizlik veya güzellik malzemeleri sürmek amacı ile yapılıyor.

Yani bir tavşan asla süremeyeceği bir göz kalemi için ölüyor. Fareler hiç kullanamayacağı bir şampuan için günlerce işkenceye maruz kalıyor. Ama biz bu adaletsizliği bilir de ayaklanırız diye ”Hepsi sen yaşayasın” diye yutturuluyor bizlere. Ben ölmeyeyim diye durup dururken başkalarını öldürmeye hakkım var mı?

Gerçekte hayvan deneyleri nadiren ilaçların ve diğer ürünlerin insanlar için güvenli ve etkili olması konusunda kesin bilgiler sunabilir. Örneğin, tarihin kara lekesi olarak bilinen Thalidomide için hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucu hiç bir olumsuz etki gözlemlenmemişti. Ardından piyasaya çıkarıldığında insanlarda ciddi deformasyonlara yol açtı.

Ayrıca hayvan deneylerine alternatif olacak metodlar da mevcut. In vitro veya deney tüpü, mikro-doz çalışmaları, bilgisayar modellemesi bunlardan sadece bir kaçı. Alternatif yöntemler bir çok üniversitede uygulanmakta. Hatta John Hopkins Üniversitesi laboratuvar hayvanları kullanmak yerine, daha iyi testler yapmak ve deneylerde kullanılan hayvan sayısını azaltmak için yeni yöntemler arayan bilim insanlarıyla çalışıyor.

“Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.”

– Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi

Etik ve ahlaki açılardan baktığımızda da kabul edilmesi mümkün olmayan bu zulmü beslememeliyiz. Peki hayvanlar üzerinde test edilmiş ürünlere karşı ne yapabilirsin?

Leaping Bunny!

‘Leaping bunny / not tested on animals / cruelty free’ logosu, üretiminde veya piyasaya sürümünde hayvanları denek olarak kullanmamış ürünler üzerinde bulunur. Alışverişlerinde bu logonun bulunduğu ürünleri tercih et.

Doğal’ı seç!


İhtiyacın olan şampuan mı? Büyük firmaların kirli doğallıklarını onlara bırakıp, aktarlarda yahut el yapımı sabunların satıldığı yerlerde gizlenmiş birçok harika ürün keşfedebilirsin.

Ürünlerini hayvanlar üzerinde test eden firmaları tanı!

 
Ambi (Johnson & Johnson)
3M
Always (Procter & Gamble)
Almay (Revlon)
Alberto-Culver (Unilever)
Air Wick (Reckitt Benckiser)
Aim (Church & Dwight)
Acuvue (Johnson & Johnson)
Blue Buffalo
Biotherm (L’Oreal)
Band-Aid (Johnson & Johnson)
Bain de Soleil (Schering-Plough)
Axe (Unilever)
Avon Products, Inc.
Aveeno (Johnson & Johnson)
Aussie (Procter & Gamble)
Arrid (Church & Dwight)
Armor All (Clorox)
Arm & Hammer (Church & Dwight)
Aramis (Estee Lauder)
Aquafresh (GlaxoSmithKline)
American Beauty (Estee Lauder)
Clinique (Estee Lauder)
Clearasil (Reckitt Benckiser)
Clean & Clear (Johnson & Johnson)
Clarins of Paris
Clairol (Procter & Gamble)
Church & Dwight (Arm & Hammer)
Christina Aguilera Perfumes (Procter & Gamble)
Chapstick (Pfizer)
Carefree (Johnson & Johnson)
Calgon (Reckitt Benckiser)
Cacharel (L’Oreal)
Bumble and Bumble (Estee Lauder)
Braun (Procter & Gamble)
Bobbi Brown (Estee Lauder)
Procter & Gamble
Prescriptives (Estee Lauder)
Ponds (Unilever)
Piz Buin (Johnson & Johnson)
Pine-Sol (Clorox)
Physique (Procter & Gamble)
Pantene (Procter & Gamble)
Pampers (Procter & Gamble)
OxiClean (Church & Dwight)
Osiao (Estee Lauder)
Old Spice (Procter & Gamble)
Revlon
Resolve (Reckitt Benckiser)
Renuzit (Dial)
Redken (L’Oreal)
Reach (Johnson & Johnson)
Ralph Lauren Fragrances (L’oreal)
Raid (S.C. Johnson)
Purpose (Johnson & Johnson)
Purell (Johnson & Johnson)
Puffs (Procter & Gamble)
Shiseido Cosmetics
Sensodyne (GlaxoSmithKline)
Secret (Procter & Gamble)
Sebastian Professional (Procter & Gamble)
Scrubbing Bubbles (S.C. Johnson)
Scope (Procter & Gamble)
Scoop Away (Clorox)
Savlon (Johnson & Johnson)
Rogaine (Johnson & Johnson)
ROC (Johnson & Johnson)
Rid-X (Reckitt Benckiser)
Sunsilk (Unilever)
Sunlight (Unilever)
Suave (Unilever)
Spray ‘N Wash (Reckitt Benckiser)
SoftSheen (L’Oreal)
Soft Scrub (Dial)
Soft & Dri (Dial)
Skin ID (Johnson & Johnson)
SK-II (Procter & Gamble)
Sinful Colors (Revlon)
Signal (Unilever)
Shu Uemura(L’Oreal)
Shower to Shower (Johnson & Johnson)
Zest (Procter & Gamble)
Woolite (Reckitt Benckiser)
Windex (S.C. Johnson)
Viktor & Rolf (L’Oreal)
Vidal Sasson (Procter & Gamble)
Vicks (Procter & Gamble)
Vichy (L’Oreal)
Veet (Reckitt Benckiser)
Vaseline (Unilever)
Tommy Hilfiger (Estee Lauder)
Tom Ford (Estee Lauder)
Tilex (Clorox)
Tide (Procter & Gamble)

Ve tabi ki bunlardan sakın.

Hiçbirimiz deneylerde diri diri kesilmek ya da vücudumuza zehirli kimyasalların damlatılmasını istemeyiz . Onlar da istemez. Bizim için bunlar nasıl etiğe aykırı ahlak dışı ise onlara yapılan da aynı derecede yanlıştır. Hepimiz acı çekeriz, hepimiz hissederiz. Hayvan deneylerinin sonlanması umutları ile…

Başlık Görseli: PETA Pasific

Hakkari’de ağaç katliamı var!

Hakkari’de ormanlık alanlar, ağaç tüccarları tarafından talan ediliyor.

Tüccarların ve ormancıların hedefi haline gelen Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Dostki ve Dağlıca bölgesinde doğa katliamı yaşanıyor. Kayseri, Bitlis ve Ankara’dan geldiği belirtilen ceviz ağacı tüccarları, ağaçların tanesini 500 ile bin TL arası değişen fiyatlarda satıyor.

Bölge sakinleri de ormanlık alandaki ağaçları kesiyor ve Avaşin deresine kurdukları köprü ile Dağlıca yoluna çıkararak araçlara yüklüyor ve ilçe merkezine naklediyor. Ağaç kesimi yapan kişilerden M.B., “Biz ağaçları kış ihtiyacı için kesiyoruz. Daha önce buralarda askeriye kesim yapıyordu. Bize ses çıkarmıyorlar. Asker, kadastro ve Orman Müdürlüğü ‘Bu alanlara meşe ağacı ekeceğiz’ diyerek kesim yapmamıza izin veriyorlar. Hatta biz kesmezsek bu kurumların kesim yapacağını söylediler. Onlar keseceğine biz kesiyoruz” iddiasında bulundu.

Konuyla ilgili Diha’ya konuşan Hakkari Orman ve Su İşleri Müdürü Necmettin Yılmaz ise “Ormanlık alanlarda kesim yapılması kesinlikle yasaktır. Müdürlüğümüz tarafından kesin izni verilmediği gibi meşe çalışması yoktur. Meşe ekimi yapılırsa da boş alanlara yapabilir. Yapılan kesimler kaçak kesimlerdir. Konuyla ilgili bölgede araştırma başlattık. Sorumlular hakkında gerekli işlemi yapacağız” ifadelerini kullandı.

Yüksekova Cilo Doğa Derneği Başkanı Mesut Kıratlı ise batıda bir orman yangını ya da ağaç kesiminin gündemi günlerce meşgul ettiğini, ancak Hakkari’de yaşanan doğa katliamının görmezden gelindiğini vurguladı. Bölgede yaptıkları incelemeye ilişkin gözlemlerini paylaşan Kıratlı, “Son günlerde bölge insanı tarafından Oremar, Colemerg ve Şemzinan bölgesinde aşırı şekilde ağaçların kesildiği ve ormanlık alanların yok olma noktasına geldiği yönündeki şikayetler sonucunda iki günlük bir çalışma yürüttük. Çalışmalarımızda aşırı avcılığın yanı sıra ağaç katliamının da yaşandığına bizzat tanık olduk. Hiçbir ahlaki değeri göz önünde bulundurmayan kişiler, bölgede adeta ormanların kökünü kurutuyorlar. Şemdinli, Oremar, Çele ve Hakkari’de yol boyunca gittiğimiz her ormanlık alanda bir ağaç katliamıyla karşılaştık. Hiçbir engellemeyle ve uyarıyla karşılaşmayan bu insanlar adeta bir ağaç kıyımı başlatmışlar. Kuru-yaş, fidan ayrımı yapmadan ağaç kesen bu insanlar ormanlık alanları ortadan kaldırmaktadır. Özelikle Oremar ve Şemdinli bölgesinde yaptığımız araştırmalarda bölge insanı arasında çıkan ‘Siz kesmezseniz devlet kesecek’ söylemleri sonucunda birçok insan dere yatağında ağaç kıyımına başlamış. Ayrıca dışarıdan bölgeye gelen mobilya atölye sahipleri halk arasında ‘kütükçü’ olarak bilinen kişilerin yine bölgede ceviz ağacı kıyımı başlatmış. Gittiğimiz birçok Oremar köyünde satılmak üzere yüzlerce ceviz ağacı kesilmiş. Özellikle yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı son 30 yıl içerisinde ormanlık alanların yüzde 40’ı yok edilmiş” dedi.

Yaşanan doğa katliamının birinci derecede sorumlusunun Orman ve Su İşleri Müdürlüğü ile Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü olduğu değerlendirmesinde bulunan Kıratlı, bu kurumların herhangi bir önlem almamasının tahribatın boyutunun söz konusu noktaya getirdiğini kaydetti. “Hiçbir kurum bu konuda kılını kıpırdatmamaktadır” diye tepki gösteren Kıratlı, şunları söyledi: “Bu konuda herkesin ortak değeri olan yeşil alan ve ormanlıklar bu kurumlar tarafından, doğa katliamı yapan bu insanlara peşkeş çekilmiştir. Gelinen aşamada yapılan bu doğa tahribatın etkilerini ortadan kaldırmak için uzun vadeli bir çalışma yürütülmelidir. Doğa kendisini yeniler, ancak bu zaman isteyen bir süreçtir. Bununla beraber özellikle yakılan ormanlık alanlarda ağaçlandırma çalışması, ormanlık alanların tamamıyla yok olduğu yerlerde ise bölgenin iklimine ye yapısına uygun tohumların atılması ve korunması gerekmektedir.”

Başlık Görseli: Stockphoto

5 dakikada hazırlayabileceğiniz yulaf enerji kasesi

Her ne kadar bizim kültürümüzde kahvaltı önemli bir yere sahip olsa da büyükşehirde çalışanların birçoğunun kahvaltı yapmaya bile vakti olmuyor. Güne dinamik başlamak için sabah öğünü önemli. Eğer vaktimiz yoksa hızlı hazırlanan bir tarif ile yeterli besin değerlerini yine alabiliriz. Yulaf enerji kasesi de bunun için tam yerinde bir tarif.

İçindekiler:

  • Püre halinde 1 adet muz
  • 2 yemek kaşığı chia tohumu
  • 1/3 fincan yulaf ezmesi
  • 1/4 yemek kaşığı tarçın
  • 2/3 fincan badem sütü
  • 1/3 fincan sun

Süsleme için: Islak badem, kabak çekirdeği, kenevir tohumu, tarçın, kavrulmuş hindistan cevizi, fındık yağı, baharatlar (tarçın, zencefil, yenibahar)

Yapılışı:

Geceden: Orta büyüklükteki bir kapta muzları pürüzsüz oluncaya kadar püre haline getirin. Yulaf, chia, süt, tarçın ve su ile iyice karıştırın. Üstünü kapatın ve gece boyu buzdolabında bekletin.

Sabah: Orta büyüklükteki bir kapın içinde yulafı kaşıkla ezin. Isıyı orta yüksek seviyeye getirin ve fokurdamasını bekleyin. Isıyı hemen orta düşük seviyeye azaltın. İyice pişip, kıvama gelinceye kadar sık sık karıştırın.

Kasenin içine yulafı dökün. Üstünü isteğinize göre süsleyin.

Kaynak: Ohsheglows

“Bitkiler ve Lazlar” araştırma projesine siz de destek olun

Bir bitkinin yok olması, kullanımının sona ermesi ya da unutulması sizce neyi değiştirebilir?

Lazların “kurum” dediği ot işte bunlardan biri…

İnsanların tarımsal faaliyetlere başladığından beri yaklaşık 10.000 yıldır sağlıklı temel besin maddelerinden biri olan ve daha 50 yıl önceye kadar Doğu Karadeniz’de, Gürcistan’ta ve muhtemelen birçok farklı coğrafyada temel besin maddelerinden biri olarak kullanılan bu doğal otu (Setaria italica) şimdilerde kuş yeminden başka bir şekilde kullanana rastlamak neredeyse imkansızdır.

kurum

Kurum” un unutulması onunla ilişkili birçok bitkinin, onun hasadı için kullanılan aletlerin, onun yenilebilecek duruma getirilmesi sırasında uygulanan işlemlerin, ondan yapılan ekmeği, çorbayı, pilavı ve daha birçok yemeği ve bunların Lazca isimlerini de hafızalardan silmiştir.

Kurum”un adını anan yok.

Artık “sacak/keğemuli, onçamue, çağvi, Ğomu, nogubeyi, nogubeyiş orzeni, keğemuli ya da mamaliga” diyen de kalmadı…

Lazların geleneksel bitki bilgeliğinin keşfi yolundayız.

bitkiler ve lazlar (2)

Bizimle birlikte olmak ister misiniz?

Merhabalar,

Bizler; Ceren Kazancı ve Soner Oruç, ODTÜ kimya-biyoteknoloji ve biyoloji mezunlarıyız.

Gürcistan’nın güneybatısında Acara bölgesinde ve Türkiye’nin kuzeydoğusunda Artvin ve Rize’de yaşayan Laz halkının bitkilerle olan ilişkilerini (hangi bitkilerin ne amaçlarla nasıl kullanıldığını) ortaya koymak ve korunmasına katkı sağlamak için 3 yıllık bir araştırma çalışması yürütme niyetindeyiz.

Ceren’nin Tiflis’teki İlia üniversitesi’nde yapacaği ekoloji doktora çalışmasına da büyük katkılar sağlayacak bu araştırmanın ilk kısmını 2015 yılı boyunca Gürcistan’da Batum civarındaki köylerde gerçekleştireceğiz.

Doğal Bitki Boyası İplikler
Doğal bitki boyası iplikler

Çalışma planımız, destek verecek uzmanlar ve web sayfamız hazır; fakat çalışma için henüz maddi kaynak bulamadık.

Araştırmamıza başlayabilmemiz ve başarıyla sürdürebilmemiz için 9000 dolara ihtiyacımız var.

Aşağıdaki adreste bir kampanya yürütüyoruz. Buradan araştırmanın detayları hakkında bilgi edinebilir ve desteklerinizi sunabilirsiniz.

Kampanya adresi: “Bitkiler ve Lazlar” araştırması kampanya adresi

Araştırmamıza destek olan herkesin ismi web sayfamızda, çalışma sırasında yayınlayacağımız etnobotanik kitapçığında ve Ceren’nin doktora tezinde yer alacaktır. Ayrıca herkese bu kitapçığın dijital bir kopyasını göndereceğiz ve desteğiniz oranında kampanyadaki diğer hediyelerimizi de söz veriyoruz.

Bu araştırmanın, gün geçtikçe unutulan Laz halkının geleneksel bitki bilgisinin ortaya konulmasına ve gelecek nesillere aktarılarak biyokültürel çeşitliliğin devamlılığına katkı sağlamasını umuyoruz.

Desteklerinizi bekliyoruz.

Sevgiler,

Ceren&Soner

Bilgi-İletişim:

Ceren Kazancı: [email protected]
Soner Oruç: [email protected]

İnternet sitesine bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Hazırlayan: Ceren Kazancı / Soner Oruç

Başlık Görseli: Today’s Zaman

İntihar eden trans kadın Mehtap için basın açıklaması yapıldı

Cumartesi gecesi “artık hayata tutunamadığını” söyleyerek intihar eden trans kadın Mehtap Zengin Ankara Konur sokakta anıldı. 

3 Ocak 2015’te sosyal medyada paylaştığı videoyla hayatına artık devam edemediğini, hayatta kalmak istediğini ama yapamadığını söyleyen Mehtap Zengin, dediğini yaptı ve Boğaz Köprüsü’nden atlayarak hayatına son verdi.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, KAOS GL, Yeryüzüne Özgürlük Derneği ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi’nin de imzaladığı basın açıklamasında homofobinin, transfobinin ve  politik baskıların yaşam alanlarını yok ettiği vurgulandı. 2 Temmuz 2014’te intihar eden trans erkek Okyanus Efe Özyavuz ve 24 Ağustos 2014’te Mersin’de yaşamına son veren Figen’in de ölme sebeplerinin baskı ortam ve destek mekanizmalarının eksikliği olduğunun da altı çizildi. “Batsın, batsın; ahlakınız batsın”, “Susma haykır, translar vardır”, “Homofobi öldürür, transfobi öldürür”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarının atıldığı anma buluşması, basın açıklaması ve baskılar sonucu intihara sürüklenenler için ses çıkardıktan sonra sona erdi.

LGBT haklarının savunusu üzerine güzel sözler söylemek isterdim. Gerek insan hakları çerçevesinden, gerekse varoluş penceresinden bakıyorum, takip ediyorum ama; sonuca ulaşamıyorum. YOK. Türkiye’de homofobi var. Türkiye’de kendine benzemeyeni itmek var, Türkiye’de intihar yok politik cinayetler var. Eşcinsel, biseksüel ve translara ayrımcılık var, şiddet var; koruma yok.

Türkiye’de gay, lezbiyen, biseksüel ve transgender bireylerin bir hakkı savunulamadığı gibi; dezavantajları var. Soyut olarak tanınsa bile, Türkiye, medeni kanununda cinsel yönelim farklılıklarına imkân tanınmaz, böyle bir ifadeye yer verilmez. Türkiye’de eşcinsel çiftler birbirleriyle yasal zeminde evlenemez.

Kokuşmuşluk

Konu eşcinsellik olduğunda Türkiye çok muhafazakâr bir ülkedir; ancak seks işçisi kadınlarla, seks işçisi trans kadınlarla sevişen bir erkek potansiyeli vardır ve bu potansiyel en muhafazakar tabakanın bir parçasıdır. Türkiye’de çocuklara tecavüz edilir; tecavüzcülerin cezaları indirilir. Türkiye’de faili meşhur cinayetler işlenir; insan ölür, faili gezinir, meşhurdur, oradadır. Yanıbaşımız muhafazakarlıktan kokmuştur. Kokuşmuşuzdur. Ama Türkiye muhafazakar bir ülkedir ve heteroseksist izlerle kaplıdır. Hiçbir hakkınız yoktur eğer kalıptan çıkma değilseniz.

Türkiye’de okyanus olup akamazsınız, izin vermezler; Türkiye’de hissettiğinizi ve istediğinizi yaşamanız çok zordur. Türkiye insan haklarının tek tek, özenle ve es geçmeden ihlal edilebildiği bir ülkedir. Kaybedilenin geri istenemediği, kazanımların da olduğu fakat hep bir şekilde yetersiz kalanların ülkesidir Türkiye. Türkiye, ahlaksız ama muhafazakâr bir ülke. Gerçek ahlaksızların ahlak maskesi takıp, ahlak bekçiliği hatta ahlak polisliği yaptığı bir ülke. Utanç içindeyim. Türkiye utanç içindekilerin de yaşadığı bir ülke.

Fotoğraflar: © Sasun Bazaryan

Greenpeace ÇED’e karşı dava açtı

Greenpeace, yapılması planlanan Mersin/Akkuyu Nükleer Santralinin ÇED raporuna karşı dava açtı. 3 Aralık tarihinde onaylandığı açıklanan Çevresel Etki Değerlendirmesine açılan dava bugün 20 kişinin katılımıyla Mersin İdare Mahkemesi önünde düzenlenen basın açıklamasıyla duyuruldu.

Sürecin başından beri santrale karşı tutumlarıyla oldukça dikkat çeken Greenpeace ‘’ÇED raporunu yargıya taşımamızın temel nedenleri, raporda atık konusuna dair yeterli bilginin bulunmaması ve herhangi bir kaza durumunda ekonomik ve sosyal sorumluluğu kimin alacağının belli olmamasıdır’’ diye belirtti.

Açıklama sırasında ‘’Nükleer Türkiye’ye zarar verecek’’ ve ‘’Nükleeri ÇED’i kabul etmiyoruz’’ pankartları açıldı.

Yapılan basın açıklamasında Greenpeace İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Devin Bahçeci ‘’Planlanan santralin ÇED raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanmış olmasına rağmen halen eksikliklerle dolu. Son derece tehlikeli olan nükleer atıkların nasıl taşınacağı belirsiz ancak büyük ihtimalle İstanbul Boğazı’ndan geçerek İstanbul ve çevresini de tehlikeye sokacak. Ayrıca bu raporda, atık yönetiminin nasıl yapılacağı detaylandırılmadığı gibi, herhangi bir kaza durumunda sorumluluğu kimin alacağı da belli değil. Türkiye, bu tehlikeli enerjiye mahkum olmak zorunda değil. Tüm dünyanın vazgeçtiği, kirli ve tehlikeli bir enerji olan nükleer yerine Türkiye gelecekteki tercihini enerji verimliliği teknolojilerinden ve yenilenebilir enerjiden yana kullanarak bu konuda liderlik edebilir” dedi.

Atıklar konusunda yeterli bilgi yok

Projenin, hem Mersin hem de tüm Türkiye için hayati riskler içerdiğini söyleyen Bahçeci ‘’Viyana Doğal Kaynaklar ve Yaşam Bilimleri Üniversitesi, Su, Atmosfer ve Çevre Bölümü, Güvenlik ve Risk Bilimleri Enstitüsü’nün raporuna göre, ÇED raporunda atıkların transferi ve kullanılmış atıkların depolanması konusunda eksiklikler var’’ diye ekledi.

Bahçeci, ÇED Raporu hazırlık sürecini şeffaf olmamakla eleştirdi.

Santral, bölge ekosistemine onarılamayacak hasarlar verecek

‘’Santralin, deniz ekosistemine vereceği zararlar bilimsel yöntemlerle araştırılmamış, aksi yönünde bilimsel raporlara rağmen, Akdeniz fokları ve caretta carettaların zarar görmeyeceği bilimsel gerçeklere aykırı şekilde iddia edilmiştir” açıklamaları yapıldı.

Başlık Görseli: Greenpeace Akdeniz