Ana Sayfa Blog Sayfa 164

Suriçi’nden umudun sesi yükseliyor!

Diyarbakır Suriçi’ndeki çocuklarla çalışmalarını sürdüren Rengarenk Umutlar Derneği’nin çocuklarından oluşan Kürtçe, Ermenice ve Türkçe şarkıların söylendiği Umut Çocuk Korosu ilk konserini 10 Haziran’da Sur’da verecek.


Sur’da yaşanan çatışmalar süresi boyunca da mahalledeki çocuk ve kadınlarla beraber çalışmalar sürdüren dernekte Sur içinde yaşayan çocuklar için alternatif eğitimler ve atölyeler yapılıyor. Dernek çalışmaları ve konser hakkında konuşan dernek başkanı Hüseyin İzgi, “Yıllardır Sur’un içinde faaliyetlerimize devam ediyoruz. Daha önce Umut Işığı Kadın Kooperatifi çatısı altında yürüttüğümüz çalışmalarımızı şuan Rengarenk Umutlar Derneği olarak sürdürüyoruz. Burada sadece projeler etrafında şekillenen bir dernekten ziyade mahallenin parçası olan bir kurum, bir mahalle eviyiz esasında. Burada doğup büyüyen çocukların neredeyse hepsi bizim derneğimize gelmiştir. Çok büyük bir gönüllü ağımız var ve kapımızı çalıp çocuklarla berber bir şeyler yapmak isteyen kimseyi geri çevirmiyoruz. Dönem boyunca dernek gönüllüleri ve dayanışma içinde olduğumuz kurumlar tarafından toplumsal cinsiyet, ritm,akran zorbalığı, farklılıklara saygı, Kürtçe bilim gibi bir çok atölye gerçekleştirildi. Bu dönemi derneğin öğrencisi olan çocukların oluşturduğu ve gönüllülerimizin çalıştırdığu Umut Çocuk Korosu’nun konseriyle bitiriyoruz. Yazın mahallede daha az çocuk oluyor ama biz yine de her gün açık olup çalışmalarımıza devam edeceğiz.’’ dedi.

Umut Çocuk Korosu’nun konserleri,

10 Haziran Sur Sokak Şenliği
12 Haziran Önce Çocuklar Derneği
13 Haziran Amed Şehir Tiyatrosu tarihlerinde saat 13.00’de olacak.

mezopArt Söyleşileri: “İran’da Çağdaş Sanat: Performans Sanatı”

mezopArt söyleşilerinin ikincisi, A Corner in the World X Bomontiada ALT ev sahipliğinde 12 Haziran günü gerçekleşecek. 
İstanbul- mezopArt, A Corner in the World X Bomontiada ALT ev sahipliğinde gerçekleştireceği “İran’da Çağdaş Sanat: Performans Sanatı” başlıklı söyleşisinde İranlı çağdaş sanatçılar Esha Sadr ve Ramin Etemadi Bozorg’u ağırlayacak. Söyleşide İran’da çağdaş sanat ortamı, performans sanatı, İran ve Türkiye’den sanatçıların birlikte üretiminin olanakları ile sanatçıların son dönem projeleri konuşulacak.

Esha Sadr

Sanat ve Mimarlık Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesi ile mezun olan Esha, zamanını Prag, Viyana ve Tahran arasında geçirdiği dönemde doktorasını “Tiyatro, Film ve Medya” üzerine aldı.

Esha, birçok kültürlerarası ve disiplinlerarası sanat projesinde çalışmaktadır. Belgesel film, tiyatro, performans sanatı, video sanatı ve yazı alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Esha, 2012’den beri İran, ABD, Fransa, Almanya, Fas’ta performanslar sergiledi. 2011’den bu yana 100’den fazla 1dk’lık sessiz videodan oluşan “Yaşamın Küçük İtirafları” adlı video art ve metin serisine devam etmektedir. Ayrıca, yeni medya ve tiyatroda birçok sanat eleştirisi yayınlandı.

Ramin Etemadi Bozorg

Ramin, 2001 yılında İran Sanat ve Mimarlık Üniversitesi resim bölümünden mezun oldu. İran’da ilk defa ortaya çıkan pek çok yeni medya projesinde yer aldı. Geçmiş çalışmaları, İran tarihindeki ilk performans ve video sanatları örneklerindendir.

Ramin, çalışmaları aracılığıyla, yaşadığı toplumunun özellikleri sebebiyle kısmen yasaklanmış veya unutulmuş olan merhameti ifade eder. Sosyo-politik olaylardan, konuşulmayan en kişisel şeylere kadar her şeyi sürekli olarak belgelendirir.

Ramin, on dört kişisel sergi (resim, heykel, video sanatı), on beş performansa imza atmış ve ayrıca İran, ABD, Kanada, Almanya, İsviçre, Avustralya, Türkiye, Fas, İngiltere, UAF, Ermenistan ve Çin’de yetmişten fazla grup sergisine, sanat festivallerine, Expo ve Bienallere katıldı.

Tarih: 12 Haziran Salı
Saat: 18:00-20:00
Etkinlik Mekanı: Bomontiada ALTEtkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.
Etkinlik dili Türkçe ve Farsça’dır.

Everyday Is a Festival: 18th-21st June, Attaleia Psychedelic Music Festival

I think madness should be accepted as a compliment. Because, anyone who thinks outside of the box is labelled as mad at least once. Besides, it is not only in our age. Think about the people who makes his/her own mark in the history, the people that we are using their inventions, the people that we are quoting their words, the people that we directly notice their paintings even we have ne interest in painting. Each of them is a mad for their own age. They were doing nonsense and they were living in as if completely different reality. Actually, they do not care about the “mad” labels of others. The ones who were bothered of others people’s becoming mad are the ones who says “You are mad!”. They were bothered because they do not want a different person among them. There is no place var marginality in the herd. Who is the marginal? I am not. Are you?

If we put aside the precious people whose names became brands of the world civilization, each of us is an artist, an inventor. We design, compose, draw and paint our lives. Be careful when you realize that the act of living is an art, a production! A quarter to marginality… Where does the rope break? The time when you realize that you have the ultimate freedom when you are drawing your life table… In other words, the time when you realize that the borders like you shouldn live like that and you should not do like that are all imaginary… Just as the futurists, cubists, and all the others who realize that rules are imaginary and make themselves real. Like Galileo who comes to the church and says “Earth is round!”… I am telling that I think we are all Galileo’s of our own lives. I think? “They say there is no problem if ‘I think’. Just think at that margin. Just do not take action.” No sir, go away please. Here is my canvas and brush. Will you excuse me? Because I will paint my life. Then they label you. “She/he has always been a little mad.”

Where do we come here? Oh, everyday is a festival for us. That is the point. For example, this should be one of the advantages of being mad. You can choose that how many days you can celebrate the festival. My world, my reality. Let’s draw a festival here!

Okay, everything is great but there is a problem. Once for all, Aristo did not wrong when he said “Human is a social animal.” People wants to see mads like them. They want to meet and chill. Mads and the ones who feel like mad, psychedelic is great, won’t you come?

We will live the rhtyhm of psychedelic music which does not draw borders in Attaleia Music Festival. And what’s more, in Antalya, Koprulu Canyon! When? It is exactly after “the festival of others”. So, what about a short talk with the organizators of this brand new festival?

It says “This is a Psychedelic Forces event.” in the event page. First of all, what kind of a formation is this Psychedelic Forces? Can you talk about that? Do you have any event that you realize beforehand?

Özen Turan: The first organization of Pscyhedelic Forces is Attaelia Psytrance Gathering. It is the outcome of the enlightenment after a travel to Far East three years ago. The travel that I went on my own make me unite with the other people who are on the same path as me and we all constitute of light workers of the compostion and dream of Attaleia Festival. We are the workers that unite for turning the light and the energy from all around the world. As a general, We all believe that our dream will come true with Pscyhedelic Forces,that is the main reason of our setting off.

How do you take the decision of realizing this festival? How does it come?

Seyfullah Kalay: Psychedelic meeting and parties have been realized for years in our country but as for me, this geography and culturel background are not introduced enough. I think we are lacking and we fall behind when I see the countries who do not have as the same cultural heritage as us but they announce their names with their festivals to the world.

Last year, when we think and plan about this festival composition our priority is the geography, weather and the history of the area and the cultural background of the place of the festival. We choose the name of the festival and set off accordingly.

Attalelia Festival will be realised for the first time this year. Yet, you made two pre-events as an outdoor party in Ağva and indoor party. If you are to make an evaluation, how was these events? What do you experience?

Seyfullah Kalay: Actually, the first event that Attaleia organizations were born for the name of Psychedelic Forces and the current team was united is Sarsala Bay Psytrance meeting. (The meeting that is organied in Sarsala Bay in March is not ours.) Also, Sarsala meeting was my first psychedelic experience. Even I organized shamanic meetings and various campings, I try to reflect the energy and the spirit that I have been dreaming in Salsala for the first time.

The energy of the Ağva event glamorise all of us. Participation is higher than expected and all the feedbacks are so positive. That situtation has also couraged us. Herewith, it helps us to get ready to the festival better and it becomes a great experience for us.

I should say that indoor party was organized precipitately. Yet, the mass that we reached and the energy of the party still enchances me. After the event, I asked myself “Why we didn’t plan it before?”

You know realizing a festival require a great colloboration. Do you any crew to help you at this point?

Seyfullah Kalay: Firts of all, there is Ayata Festival who helps us with their designs, also there are many friends who helps us both moral and material support but they want to stay unseen. There is a huge voluntary crew that is countless.

So, what kind of a music style will be in the festival? Can you say that is intense or something for everyone? Who will be in line up?

Dj Ozi Soulfly: I can start answering by saying that we will have two stages. There is no especially one music style. With psychedelic music, Chill&Techno, alternative electro music will feed our souls.

In Line Up, there will be internationally-known productors like Talamasca, Tropical Bleyage, E-mov, Nirmal with us. However, there are also leading productors and djs of Turkey with us.

I can’t help saying that Koprulu Canyon is a great place. There is another topic that everyone is curious about. What is the reason of the timing? It is after the religious festival (Ramadan) and it’s weekdays. Why do you choose to realize the festival in the weekdays?

Seyfullah Kalay: As I said before, place and cultural background are essentials of this composition. That is why you cannot choose an ordinary place for it. Because of the elections and festival holidays, we stuck between these two dates. This surely affects participation but we cannot make concessions to our project.

So, do you plan realizing Attaleia Festival annually or these plans are just for this year?

Seyfullah Kalay: Yes, we do. We activated our written plan after Sarsala meeting. We do outdoor events and pre events in some cities as this year. We have a dream to make Attaleia Psytrance Festival classic in June in the same place. We want to make an event in Ukraine if we manage our current projecy.

Do you want to say something to participants about the festival?

Umut Buğra Mızrak: Energy of the participants are the most important criteria of the festival. We will surely make them have an unbelievable experience.

Last question, what does “psychedelic” word mean for you? How do you complete the sentence “I am making a psychedelic event because…”

Seyfullah Kalay: We are making a psychedelic event because the road that we set off ,starting in shamanic campings and formed, in order to make our mutual dream and aims known by masses and the wotrld is the psychedelic stage itself.

Translation: Nazlınur Karaağaçlı

Jüpiter’in Uydusu Europa İçin İki Büyük Proje Var

1

Jüpiter’in en bilinen uydularından Europa’da daha önce keşfedilen devasa bir okyanusun yaşam belirtisine sahip olabileceği düşünülüyor.

NASA’nın 1989 senesinde uzaya gönderdiği ve 1995’de Jüpiter’e ulaşan Galileo isimli uzay aracının keşfi, dünya dışı yaşama dair bazı cevaplar veriyor olabilir. Bilim insanları, Galileo’nun yakaladığı bazı görüntülerin, Europa’da devasa bir okyanusun varlığının kanıtı olduğunu söylüyorlar. Araç bu okyanusla doğrudan karşılaşmamış olsa da bazı verilerin bu bilgiyi desteklediği düşünülüyor.

Galileo’nun, şans eseri Europa’dan fışkıran bir tür sıvı yüklü bulut ile çarpıştığı ve sıvı buharının gözlenmesini sağladığı söyleniyor. Bu da Europe üzerinde bir okyanusun varlığına ya da buzların erimesinin yakında bir okyanus oluşturacağına işaret ediyor. Bu bilginin doğruluğundan emin olan araştırmacılar, gelecekte de benzer olayların yaşanacağını ve incelenmesinin mümkün olacağını düşünüyor.

NASA ve ESA’nın yürütecekleri yeni araştırmaların, Europa’da oluşan okyanusta yaşam olup olmadığına cevap olabileceği de söyleniyor. Europa’nın yakınlarındaki volkanik uydu olan İo’dan gelen volkanik patlama parçacıklarının, Europa’da oluşan okyanusun dibine çökebileceği ve besin olarak kullanılabileceği düşünülüyor.

Uyduya dair en son bilgiler 2014 senesinde Hubble teleskopunun elde ettikleriydi ve bazı şüpheler oluşsa da okyanusun varlığına dair bir kanıta rastlanmamıştı. Ancak bu ihtimal, araştırmacıların 1995 senesinin verilerini incelemesini sağladı. Geçmişteki verilere göz gezdiren bilim insanları, kanıtların aslında 1995 senesinde elde edildiğini, ancak şimdiye kadar doğru değerlendirilmediğini fark ettiler.

Yapılan incelemeler sonucunda elde edilen görüntülerin; yalnızca su bulunduğunun kanıtı değil aynı zamanda o suyu inceleme imkanları bulunduğunun da habercisi olduğu ifade edildi. Benzer bir manzara ile tekrar karşılaşılması durumunda Europa’dan havalanan su elde edilerek mineraller ve gazlar bakımından incelenecek ve yaşam belirtisi aranacak.

Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) uzay aracı JUICE, 2022 senesinde yola çıkacak ve 2030’da Europa yakınlarında olacak. Bu araçtan elde edilecek verilerin dünya dışı yaşam konusunu aydınlatacağı düşünülüyor. Bir diğer proje olan Europa Clipper ise 2 milyar dolarlık bütçesi ile çok daha büyük işlere imza atacak gibi görünüyor. 2022-2025 seneleri arasında başlatılması beklenen uçuş sonrasında Europa’ya yaklaşacak olan araç, uyduyla arasında çok az bir mesafe kalacak şekilde konumlanacak.

Bu sayede Europa’nın atmosferini adeta koklayacağı ve tadacağı söylenen araç, su valığına ve yaşam belirtisine dair pek çok bilgi elde edecek. Projelerin sonuçları en iyi ihtimalle 2030’ların başlarında gelmeye başlayacak ve uzun yıllar hakkında söz ettirecek gibi görünüyor. Şimdilik net bir kanıt olmasa da her geçen gün dünya dışı yaşama dair bilgimiz ve inancımız artıyor. NASA ve ESA’nın son projeleri de bize hayli bilgi verecek gibi duruyor.

Kapak Görseli  | Kaynak | webtekno.com |

Bize her gün bayram: 18-21 Haziran, Attaleia Psychedelic Müzik Festivali

0

Deliliğin iltifat kabul edilmesi gereken bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Zira, bakışlarını sınırlı açıların biraz dışına çıkarmış herkese en az bir kere yapıştırılmıştır bu etiket. Üstelik sadece bizim çağımızda da değil. Tarihe adını kazımış, buluşlarını kullandığımız, yazdıklarından alıntılar yaptığımız, resme hiç ilgimiz olmasa da tablolarını görünce ona ait olduğunu anladığımız insanları düşünün. Her biri kendi çağları için birer deliydi. İpe sapa gelmez şeylerin peşinden koşuyor, sanki başka bir gerçeklikte yaşıyorlardı. Pek de umurlarında değildi aslında etrafındakilerin onlara hayali bir deli gömleği giydirmesi. Bu insanların deli olmasından rahatsız olanlar, “Sen delisin!” diyen insanların ta kendileriydi. Rahatsız oluyorlardı, çünkü aralarında “farklı” istemiyorlardı. Sürüde marjinalliğe yer yok! Kimmiş o marjinal? Ben değilim. Siz öyle misiniz?

Bu dünya medeniyetinin adı marka olmuş nadide insanlarını bir kenara bırakırsak, her birimiz kendi hayatımız için birer sanatçıyız, icatçıyız. Kendi yaşamımızı tasarlıyor, besteliyor, çizip boyuyoruz. Yaşamak eyleminin bir sanat, bir üretim olduğunu fark ettiğinizde dikkat! Marjinalliğe bir kala… İp nerede kopuyor?  Yaşam tablonuzu çizerken sonsuz ihtimalde bir serbestliğe sahip olduğunuzu fark ettiğinizde… Yani hayatını şöyle yaşamalısın, şunları yapmamalısın gibi sınırların hayali olduğunu fark ettiğinizde… Tıpkı kuralların hayali olduğunu fark edip kendini gerçekleştiren fütüristler, kübistler, ne bileyim daha bir çokları gibi… Kilisenin karşısına geçip, “Dünya yuvarlaktır!” diyen Galileo gibi… Diyorum ki, hepimiz kendi hayatlarımızın Galileo’suyuz bence. Bence mi? “Benceyse sorun yok.” derler. “Sen kenarda düşün. Yeter ki harekete geçme!” Hayır efendim, bir gidiniz lütfen. İşte tuvalim, işte fırçam. Hayatımı boyayacağım müsaadenizle. İşte o an yapıştırıverirler etiketi. “O zaten hep deliydi biraz.”

Nereden geldik buralara? Bize her gün bayramdı. Oradan geldik. Mesela deli olmanın bir faydası da bu olsa gerek. Kaç gün bayram yapabileceğinizi siz seçebiliyorsunuz. Benim dünyam, benim gerçekliğim. Hop, şuraya da bir bayram çizelim!

Şimdi bunların hepsi çok güzel de bir pürüz var. En nihayetinde, “İnsan sosyal bir hayvandır.” derken Aristo çok da yanılmamış. İnsan istiyor ki kendi gibi deliler görsün. Tanışsın, kaynaşsın. Deliler ve kendini deli hissedenler, psychedelic çok güzel gelsenize?

Psychedelic müziğin sınır çizmeyen ritmini bu kez Attaleia Müzik Festivali ile yaşayacağız. Hem de Antalya, Köprülü Kanyon’da! Ne zaman mı? Tam “bayram”dan sonraya kondurduğumuz bayramda. Peki bu çiçeği burnunda festivalin organizatörleriyle kısa bir sohbete ne dersiniz?

Etkinlik sayfasında “Bu bir Psychedelic Forces etkinliğidir.” yazıyor. Öncelikle, nasıl bir oluşumdur bu Psychedelic Forces bize biraz bahseder misiniz? Daha önce gerçekleştirdiği etkinlikler var mı?

Özen Turan: Psychedelic Forces’ın ilk organizasyonu Attaleia Psytrance Gathering’dir. Üç yıl önce Uzak Doğu’ya yaptığım geziden sonra yaşadığım bir aydınlanmanın sonucudur. Tek çıktığım bu yolculukta benim gibi aynı yolda olan insanlarla birleşerek Attaleia Festival’in oluşturduğu kompozisyonun ve hayalin ışık işçilerini oluşturuyoruz. Bizler, bu yaktığımız ışığı ve enerjiyi dünyanın her yerinde yakmak için bir araya gelen işçileriz. Bu konunun genelinde, zihnimize düşen hayalin Psychedelic Forces ile gerçekleşebileceğine inandığımız içindir bu yola çıkışımız.

Bu festivali yapma kararı nasıl alındı? Nereden doğdu?

Seyfullah Kalay: Ülkemizde yıllardır psychedelic buluşmalar, partiler halihazırda yapılıyor ama bana göre bu coğrafya ve kültürel birikim psychedelic müzikle dünyaya yeterince tanıtılmıyor. Bizim sahip olduğumuz kültürel miras zenginliğine sahip olmayan ama festivallerini dünyaya tanıtan, isimlerini duyuran ülkeleri gördükçe bizim bu konuda çok yetersiz ve çok geride kaldığımız düşüncesindeyim.

Geçen sene bu festival kompozisyonunu düşünürken ve planlarken festivalin yapılacağı coğrafyanın iklimi, bölgenin tarihi ve kültürel alt yapısı ilk önceliğimiz oldu. Bu doğrultuda festival ismini seçtik ve bu yola çıktık.

Attaleia Festival bu yıl ilk kez yapılacak. Ancak geçen aylarda bir Ağva’da outdoor, bir de yakın zamanda indoor olmak üzere iki pre event yaptınız.  Bir değerlendirme yapacak olursanız, sizce bu etkinlikler nasıl geçti? Tecrübe ettiğiniz neler oldu?

Seyfullah Kalay: Aslında bu yıl ocak ayında, yaptığımız, Psychedelic Forces adına Attaleia organizasyonlarının doğduğu ve şu an ki ekibin birleştiği ilk etkinlik Sarsala Koyu Psytrance buluşmasıdır. (Mart ayında Sarsala Koyu’nda düzenlenen etkinliğin bizimle alakası bulunmamaktadır.) Ayrıca Sarsala buluşması benim ilk psychedelic etkinlik tecrübemdir. Daha önce şamanik buluşmalar ve çeşitli kamplar düzenlesem de hayal ettiğim ve aradığım enerji ile ruhu ilk kez Sarsala’da yansıtmaya çalıştım.

Ağva’da gerçekleşen etkinliğin enerjisi hepimizi büyüledi. Katılım beklentimizin çok üstündeydi ve aldığımız dönütlerin hepsi olumlu yöndeydi. Durumun böyle olması bizi ayrı bir cesaretlendirdi. Beraberinde, festivale daha sağlam adımlarla hazırlanmamıza vesile boyutunda bize çok güzel bir tecrübe de oldu.

Indoor partiyi acele bir şekilde organize edip gerçekleştirdiğimizi itiraf etmeliyim. Fakat kısa süre içerisinde ulaştığımız kitle ve partinin enerjisi hala içimde. Etkinlikten sonra, “Neden daha önceden planlamadık?” sorusunu kendime sormadım değil.

Malum, festival yapmak büyük bir işbirliğini gerektiriyor. Bu noktada size yardımcı olan ekipler/ insanlar var mı?

Seyfullah Kalay: Başta dekorları ile bizi yalnız bırakmayan Ayata Festival, bizi hem maddi olarak hem de ekipman olarak destekleyen fakat gizli kalmayı tercih eden bir dostumuz ile saymakla bitmez kocaman bir gönüllü ekibimiz var.

Peki festivalde bizi nasıl bir müzik tarzı bekleyecek? Ağırlıklı şu diyebilir misin, yoksa herkes için bir şeyler olacak mı dersin? Line up’ ta kimler var?

Dj Ozi Soulfly: İki sahnemiz olduğunu belirterek sorularınıza cevap vermeye başlayayım. Özellikle ağırlık verdiğimiz bir müzik tarzı yok.  Psychedelic müzik ile beraber Chill&Techno sahnede alternatif elektronik müzik tarzlarından soundlar da etkinlikte ruhlarımızı doyuracak.

Line up’ta uluslararası boyutlarda tanınan prodüktörlerden Talamasca , Tropical Bleyage , E-mov , Nirmal bizlerle olacak. Bunlarla beraber Türkiye’nin önde gelen ve sevilen sayılı prodüktörleri ve dj’leri de bu etkinlikte bizlerle beraber olacaklar.

Söylemeden geçemeyeceğim yer seçiminiz bir harika. Merak edilen bir konuysa festivalin tam bayram sonrası, hafta içi olması. Tarih seçimlerinde mekanın etkisi var mı? Neden festivali hafta içi yapmayı tercih ettiniz?

Seyfullah Kalay: Önceki sorularda da dediğim gibi bu kompozisyonun olmazsa olmazları yer, mekan ve kültürel miras. Bu yüzden mekandan ve yerden taviz veremezsin. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve bayram tatili dolayısıyla iki tarih arasına sıkışmak zorunda kaldık. Bu katılımcı sayısını elbette etkileyecek ama başladığımız projeden taviz verme lüksümüz yok.

Peki Attaleia Festivali her yıl yapılmayı planlıyor musunuz veya sadece bu yıla dair mi planlarınız?

Seyfullah Kalay: Evet planlıyoruz. Kağıt üzerinde olan bu planımızı Sarsala buluşmamızdan sonra aktif hale getirdik. Bu sene olduğu gibi outdoor etkinlikler ve belli şehirlerde düzenli olarak pre eventler yapacağız. Attaleia Psytrance Festival’i haziran ayında aynı lokasyonda bir klasik haline getirme hedefimiz var. Bir de projemizi yetiştirirsek önümüzdeki yıl Ukrayna’da uluslararası bir outdoor etkinlik yapmayı planlıyoruz.

Katılımcılara festivalle ilgili söylemek istedikleriniz var mı?

Umut Buğra Mızrak: Katılımcıların enerjisi festivalin en önemli kriteri. Onlara inanılmaz bir deneyim yaşatacağımızdan yana şüpheleri olmasın.

Son bir soru, psychedelic kelimesi size ne ifade ediyor? “Psychedelic bir etkinlik yapıyorum, çünkü…” cümlesini nasıl tamamlardınız?

Seyfullah Kalay: Psychedelic bir etkinlik yapıyoruz çünkü yıllar önce şamanik kamplarla başlayan ve oluşan başta benim, şimdi ise ekip olarak ortak hayalimizi ve hedeflerimizi kitlelere ve dünyaya ulaştırmak için çıktığımız yol psychedelic sahnenin kendisidir.

‘Dozerler hızlı, yargı çok yavaş’

Yeşil Yol çalışmaları tekrar başladı, projeye karşı açılan davaya bilirkişi raporu girdi ama karar çıkmadı.

Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacak 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Yeşil Yol Projesi’ne karşı doğal yapıyı korumak amacıyla açılan dava dosyasına bilirkişi raporu girdi. Orman sınırı üzerindeki çayır ve meraların ekolojik açıdan büyük öneminin olduğunu vurgulayan bilirkişi, sağlıklı mera ekositeminin dağ alanlarındaki toprak ve su kaynaklarının sigortası olduğuna dikkat çekti ve yol yapımının durdurulması gerektiğini belirtti. Ancak Yeşil Yol projesi çalışmaları 1 Haziran’da tekrar başladı.

Davanın avukatlarından İbrahim Demirci bir an önce durdurma kararı verilmesi gerektiğini belirterek uyarıyor: “Bu davalarda korunmak istenen doğadır. Orman kesilip yıkıldıktan, meralar dozerle yarıldıktan sonra verilecek kararın bir anlamı olmayacağını haykırıyoruz. Acilen ve derhal davalardaki taleplerimize yanıt bekliyoruz: Yargının Fırtına vadisine, Kaçkar dağlarına vaki tecavüzleri def etmesini istiyoruz. “Dozerler hızlı, yargı çok yavaş.” Bölge sakinleri Rize Çamlıhemşin’de Ayder Yaylası, Aşağı Kavron, Yukarı Kavron, Samistal Yaylası arasında ve Kış Sporları Merkezi’ne yeni yol ve yol genişletme projesine izin verilmesine ve Doğu Karadeniz Turizm Master Planı kapsamında belirlenen “Turizm Yolu Güzergâhı’na Samistal Yaylası-Yukarı Kavron 8 buçuk kilometre uzunluğundaki turizm yolu bağlantısı yapılmasına karşı dava açtı. Bölge sakinleri söz konusu yaylaların hem doğal sit alanı hem de Kaçkar Dağları Milli Parkı içinde yer aldığını anımsatarak yol çalışmalarının tamamlanmasıyla artacak turizm talebi karşısında yaylalarda doğal yaşam alanlarını tahrip edeceğini ve çevrenin kirleneceğini belirtti. Önerilen yol güzergâhıyla mera alanlarının 2’ye bölündüğünü belirten bölge sakinleri, bu yüzden yaban hayatın zarar göreceğine de dikkat çekti.

‘Doğa bunu affetmez’

Ancak dava sonucu belli olmadan Yeşil Yol İnşaat çalışmalarına 1 Haziran’da tekrar başlandı. Gazetemize konuşan İbrahim Demirci “Bilirkişiler dava konusu projelerde; neden ve hangi kapsamda kamu yararı olmadığını, planlama ilke ve esaslarına aykırılığı açık bir şekilde, bilimsel veriler ve değerlendirmelerle izah ettiler. Üstün kamu yararının; bölgenin, hiçbir inşai faaliyete konu olmaksızın mutlak surette korunması gerektiğini bildirdiler raporlarında… Bu raporlar, halihazırda 3-4 aydır yargıçların önünde ve tozlu raflardan indirileceği günü bekliyoruz. Tüm bu çalışmaların, projelerin durdurulması için yargının elinde yeterinden fazla bilgi/belge ve delil mevcut. Merayı/yaylaları parçalayan, ormanı yok eden, tulumun sesini boğan, horanın ahengini bozan yol çalışmalarının hukuka aykırılığı gün gibi aşikârken; yargıçların, karar vermekte bu denli tereddüt etmesini kabul edebilmiş değiliz. Yaylalarda yol çalışmaları başladı… Dozerler hızlı, yargı çok yavaş!. Geç gelen adalete, bizler adalet desek bile, doğanın bunu affetmeyeceğini biliyoruz.”

“Heyelan olur”

Davaya giren bilirkişi raporunda da bölgeye ilişkin çarpıcı ifadeler yer aldı. Raporda Fırtına havzası ve büyük bölümü bu havza içerisinden yer alan Kaçkar Dağları Milli Parkı özellikleri nedeniyle Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından dünyada korunması gereken 200 ekolojik bölge arasına alındığı anımsatılarak Avrupa’da da acil korunması gereken 100 ormandan biri olarak belirlendiğine dikkat çekildi. Bilirkişi raporda özetle şu ifadelerde bulundu: “- Bilimsel incelemeler neticesinde dava konusu alanda ve elbette ki benzeri diğer hassas alanlarda ekosistemi parçalamakta olan başta yol faaliyetlerine izin verilmemesi; bu değerlendirme itibarıyla da bu alanda yol yapımının durdurulması gerekmektedir. – Dava konusu işlem jeolojik açıdan incelendiğinde, bölgenin yüksek topoğrafik kotlarda olması, yüksek yağış alması, donma-çözülme olgusunun sık sık tekrarlanması sonucu kayaçlarda ileri derecede bozunmaların olması, yamaç eğimininin yüksek olmasının yol güzergâhı boyunca yapılacak kazılarda yer yer heyelanların meydana gelmesine sebep olabileceği tespit edilmiştir. Ayrıca yol güzergâhının buzul gölleri havzasına yakın olması jeolojik miras olarak korunması gereken buzul oluşum alanlarının bütünlüğüne zarar verecektir.”

Haber: Hazal Ocak / Cumhuriyet
07.06.2018

Alıntı

Dance in Berlin in a nutshell; A Third of the Stars

Limelight Collective, with a strong and flowing technical and physical movement capability amazed me tonight. Defining themselves as a collective that keeps Christian tradition, it was like being in a fable with costumes, narrative and singing. Apart from what belief it is, religion is a form of spirituality and effects the movement in a more fluid way. The choreograph with the dancers and production team, they made the best out of space with a huge column right in the center of the space. Moving around the column adds liquidity to whole of the performance while including audience around the movement. Having a center, dancers around it and audience around dancers. All set up is based on circles of movement. Classical ballet and modern dance figures so visible and for me this gives strong taste of aesthetics to keep audience awake with the pleasure. Consequently, without having a any religious bonds or even not believing the story of a dragon as a monster; seeing the spiritual effect on physical forms is the interestingly pleasurable outcome of this evening.

A Third of the Stars (The Limelight Collective) is presented as a part of Performing Arts Festival Berlin, June, 2018

Choreographer/Director: Shaw Coleman

Choreographic Assistant: Melody Stowe

Musik: Daniel Matzeit, Max Richter, Raidan, Twisted Jukebox, Anon

Technical Director: Aaron Knettle

Dancers: Melody Stowe, Brittany Young, Carlos Ruiz, Kieran Mitchell, Sho Nakasatomi

Singers: Holly Risinger, Markus Weber

Photos: Limelight Collective

Görünmez Tiyatro: Seyircide farkındalık yaratmak için oynanan tiyatro

Görünmez Tiyatro, adını seyircinin onun tiyatro olduğunu bilmemesinden alır. Tiyatro olduğu bilinmeyen bir tiyatro mu olur?”  İzleyicinin izlediğini bile bilmediği ve hatta izlemekle kalmayıp bu oyunun içinde girdiği ve içine girdiğinin bir oyun olduğunu hiçbir zaman öğrenmediği bir tiyatro nasıl bir tiyatrodur? Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan “Görünmez Tiyatro,” kitabı işte bu tiyatro yöntemini ve uygulama deneyimlerini okura aktarır.

Görünmez tiyatronun temel eksenini insanın toplumsal bir varlık olması belirler. Yani aslında her birimiz, çevremizde olan olaylardan etkilenen ve bu olayları etkileyen varlıklarız. İşte tam bu noktadan hareketle oyunu sahnenin dışına taşımanın, toplumsal sorunların çözümünde bir imkân sunabileceği düşüncesi gelişir.

Söz tam bu noktada Hülya Karcı’nın “Görünmez Tiyatro,” kitabına yazdığı Çevirmenin Önsözü bölümüne bırakılabilir.

Görünmez Tiyatro

“Bir tiyatro oyunu düşünün ki seyirci açısından çok yakıcı bir konu ele alınmış, klasik tiyatro oyunu gibi yazılmış, karakterlere ve figürlere derinlik kazandırılmış, kostüm ve aksesuarlar özenle hazırlanmış ve roller titizlikle prova edilmiş olsun, fakat bu oyunun bir tiyatro binasında değil, mümkün olduğunca çok insanın bulunduğu kamusal bir alanda oynanması ve ayrıca da seyircinin bu oyunun, oyun olduğunu fark etmemesi gereksin!”*

Seyircinin bir oyun olduğunu bilmeden izlediği ya da bir parçası olduğu bu oyunu Augosto Boal geliştiriyor. Böyle bir yöntemi geliştirmesinin sebebi, toplum tarafından yok sayılmış bir sorunu görünü kılmak. Kadına yönelik şiddet, göçmen sorunları, LGBTİ hakları, hayvan hakları, çocuk işçiliği gibi pek çok konu Görünmez Tiyatro’nun konusu yapılarak oyunlaştırılabilir.

Görünmez Tiyatro Kitabı Üstüne

Görünmez Tiyatro yöntemi her ne kadar Augosto Boal tarafından geliştirilmiş olsa da kitabın yazarı ya da hazırlayanı kendisi değildir. Augosto Boal’un çalışmalarının yakın takipçisi ve birçok uygulamasında onunla beraber yer almış olan Henry Thorau bu çalışmaları bir kitap çerçevesinde toplayarak, konunun ilgililerine bir kaynak oluşturmak istemiştir.

Kitabının Bölümleri

Kitap: Görünmez Tiyatro Tarihi Üzerine, Görünmez Tiyatronun Teorik Görüşü, Görünmez Tiyatronun Uygulama Anlayışı, Bir Atölye Çalışmasından Notlar bölümlerinden oluşmaktadır. Bu bölümler Görünmez Tiyatro yöntemini okur için görünür kılmaktadır.

Neden Görünmez

“Hiçbir tiyatro biçimi seyirciyi, gördükleri karşısında tepki göstermeye, tavır almaya ve şahit olunanı tartışmaya bu denli zorlamaz.”*

Bunun nedeni bir tiyatro oyunun kurgusuna sahip bu oyunların, provaları ve gerekli etütleri yapıldıktan sonra gerçek mekanlarda oynanmasıdır. Kentinizin işlek bir caddesi, bir cafe, toplu taşıma aracı ya da her hangi başka bir yeri oyunun oynanacağı yerdir. Oyuncular profesyonel oyunculardır, gerçekçi kostümler yani günlük kıyafetler içindedirler. Görünmez kılınmaya çalışan bir konuyu, görünür hale getirmek için görünmez tiyatro yapmaktadırlar. Roller çalışılmış. Provalar yapılmıştır.

“Amaç: ‘seyirciyi’ (yaşamdaki gibi tiyatroda) kendi yaşamının ve toplumsal değişikliklerin oyuncusu (yaşamdaki gibi tiyatroda), yazarı, yönetmeni ve başkahramanı yapmaktır!”* Bunu yaparken hedeflediğiyse baskıyı görünür kılmaktır. Örneğin, çocuk gelinler konusu ele alınacaksa, bu durumda ele alınan konu “sadece gösteriyi yapanlar için tiyatrodur! Rastlantısal seyirciler gerçeklik ile kurgu arasındaki ayrımı fark etmez.”* Böylece seçilen ve görünmez kılınmaya çalışılan konu gerçek yaşamın içinde profesyonel oyuncular tarafından, başkahraman, anti kahraman, çekirdek sahne ve uydu sahne olarak kurgulanmış olarak ele alınır. Konunun gösterildiği mekânda bulunan kişilerin dikkatini çekmek ve onların bu oyun olduklarını bilmedikleri duruma dair bir bakış geliştirmeleri sağlanmak yeterli olmaz. Aynı zamanda bu sergilenenin oyun olduğunun anlaşılmaması ve oyun bitiminde oyuncuların güvenli olarak mekânı yani oyunu sundukları yeri terk etmesi gereklidir.

“Oyuncular için ‘teatral bir tartışma’ olan şey, durup izleyenler için gerçekliktir.”* Buradan doğru Görünmez Tiyatroya getirilen bir eleştiriyse şöyledir:

“Birlikte hareket etmeyen, birlikte tartışmayan seyirci belki de oynanan olayın bir mağdurudur ve olayı tiyatro olarak yani ‘sanatsal gösteri’ olarak algılamayıp gerçeklik olarak yaşadığı için kendi üzerinde travma yaratan bir olayı o esnada tek başına özümsemeye çalışmak zorundadır.”*

Bir Eğitim Modülü Olarak Görünmez Tiyatro

Günümüzde çeşitli yerlerde konularına ayrılmış, öğretim programının bir parçası olarak modüller halinde de sunulan Görünmez Tiyatro’nun genellikle dört beş gün sürecek bir atölye çalışması olarak yürütüldüğünde kullanılabilecek örnek bir modülü kitaptan aktararak yazı tamamlamak isterim. Böyle bir tiyatroyla ilgilenecekler daha ayrıntılı bilgilere Görünmez Tiyatro kitabından ulaşabilir.

“I. Modül

-Tanışma

-Isınma alıştırmaları ve oyun

-Ezilenlerin Tiyatrosu ve Görünmez Tiyatronun tarihine giriş ve amaçları

-Grup Oyunları

-Ev ödevi

II. Modül

-Vinyetler (paylaşımlı ve geribildirimli)

-Konu arama ve kararlaştırma (beyin fırtınası, tartışma oturumu)

-Genel olay yeri bulma (örneğin kafe, süpermarket, tren istasyonu)

-Çekirdek sahnenin ilk provası

-Mahalli keşif (oyun yerinin keşfi)

III. Modül

-Oyun yerinin tam olarak tespit edilmesi (x kahve, y süpermarket, z tren istasyonu)

-Çekirdek sahnenin provası

-Uydu sahnelerin provası

-Akış (rol dağılımı, doğru zamanlama, ezber, işaretleme)

-Genel prova (maske ve kostümler)

IV. Modül

-Kamusal alanda gösteri

-Oyun sonrası müzakere (rolü bırakma, yükten kurtulma)

V. Modül

-Değerlendirme, geribildirim (rollerin, kişisel grupların geribildirimi)

-Teorik tartışma (iyileştirme önerileri)

-Geriye ve ileriye bakış (daha sonraki toplantıların ve aksiyonların planlanması)”*

 

*Alıntılar, Henry Thorau, Görünmez Tiyatro, Çeviren: Hülya Karcı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, Birinci Basım, 2017, İstanbul kitabından yapılmıştır.

Doğumunun 200. yılında Marx “Assos’ta Felsefe” etkinliğinde anılacak

18 yıldır düzenli olarak gerçekleşen ve gelenekselleşen Assos’ta Felsefe adlı etkinliğin bu yılki uluslararası toplantısı 2-5 Temmuz 2018 tarihlerinde gerçekleşecektir. Felsefe tarihinin en önemli filozoflarından birisi olan Aristoteles’in yaşamının bir bölümünü geçirdiği ve felsefe eğitimi verdiği antik Assos kentinde yapılan ve Felsefe Sanat Bilim Derneği’nin Kurucu Üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr.Örsan K. Öymen’in öncülüğünde gerçekleşen sempozyum etkinliğine, yurt dışından ve yurt içinden öğretim üyeleri, öğrenciler ve alan dışından felsefe meraklıları katılıyor.

Bu yılki sempozyum konusu, doğumunun 200. yılı vesilesiyle, felsefe tarihinin en önemli filozoflarından birisi olan 19. yüzyıl Alman filozofu Karl Marx olacak. Marx’ın Siyaset Felsefesi’nin farklı bakış açılarıyla ele alınacağı sempozyuma, Prof. Dr. Richard Miller (Cornell Üniversitesi), Prof. Dr. Andrew Chitty (Sussex Üniversitesi), Prof. Dr. William H. Shaw (San Jose Eyalet Üniversitesi), Prof. Dr. Tony Smith (Iowa Eyalet Üniversitesi), Prof. Dr. Karsten J. Struhl (New York Şehir Üniversitesi), Prof. Dr. Türker Armaner (Galatasaray Üniversitesi), Prof. Dr. Doğan Göçmen (Dokuz Eylül Üniversitesi), Yard. Doç. Dr. Larry Udell (West Chester Eyalet Üniversitesi) ve Yard. Doç. Dr. Jan Kandiyali (İstanbul Teknik Üniversitesi) konuşmacı olarak katılacak.

Etkinlik çerçevesinde aynı zamanda, Antik tiyatroda, Anne Monika Sommer-Bloch, bir klasik müzik keman dinletisi de gerçekleştirecek.

Toplantı ücretsiz ve herkese açıktır. Ayrıntılı bilgi ve “on-line” kayıt için: www.philosophyinassos.org

Program şöyle:

ASSOS’TA FELSEFE 2-5 Temmuz 2018
Doğumunun 200. Yılında Karl Marx

2 Temmuz Pazartesi

19:00 Athena Tapınağı: Tanışma, mavi deniz, şarap, güneşin batışı
21:30 Liman’da Akşam Yemeği (Nazlıhan Otel Restaurant)

3 Temmuz Salı

12:30 Andrew Chitty (Sussex Üniversitesi): “Hegel’s and Marx’s Intentions: Self-clarification, Justification and Disjustification”

14:00 Türker Armaner (Galatasaray Üniversitesi): “Marx on Consciousness and Self-Consciousness”

15:30 Jan Kandiyali (İstanbul Teknik Üniversitesi): “Marx, Communism and Basic Income”

17:00 Tony Smith (Iowa Eyalet Üniversitesi): “Karl Marx on Technology in Capitalism”

18:30 Doğan Göçmen (Dokuz Eylül Üniversitesi): “What is Philosophical in Marx’s Capital?”

20:00 Sempozyum Alanında Akşam Yemeği (Assos Terrace Otel Restaurant)

4 Temmuz Çarşamba

13:30 Richard Miller (Cornell Üniversitesi): “Rejecting and Using Marx: Capitalism, Power and Reform”

15:00 William H. Shaw (San Jose Eyalet Üniversitesi): “Karl Marx on History, Capitalism, and…Business Ethics?”

16:30 Larry Udell (West Chester Eyalet Üniversitesi): “Capital in the 21st Century: What are the Questions?”

18:00 Karsten J. Struhl (New York Şehir Üniversitesi): “Buddhism and Marxism: Points of Intersection”

22:30 Antik Tiyatro’da Klasik Müzik: Anne Monika Sommer-Bloch

5 Temmuz Perşembe

14:30 Truva Ziyareti

21:00 Veda Yemeği (Assos Terrace Otel Restaurant)

Not: Toplantı Assos Terrace Otel’de (Telefon: 90-286-7640285) gerçekleşecektir. Tüm konuşmalar ve tartışmalar İngilizce’dir. Herhangi bir çeviri yapılmamaktadır. Her konuşma ve oturum 1 saattir. Oturumlar arasında 30 dakika ara verilmektedir.

Konuşmacılar hakkında kısaca:

Richard Miller: Cornell Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (Profesör). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi ve Etik. “Equality, Democracy and National Sovereignty: Reconciling East and West”, “Globalizing Justice: The Ethics of Poverty and Power”, “Moral Differences: Truth, Justice and Conscience in a World of Conflict”, “Fact and Method: Explanation, Confirmation and Reality in the Natural and the Social Sciences”, “Analyzing Marx: Morality, Power and History” kitaplarının ve alanında bir çok makalenin yazarıdır.

Tony Smith: Iowa Eyalet Üniversitesi Felsefe ve Din Çalışmaları Bölümü Öğretim Üyesi. (Profesör). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Etik, Teknoloji Felsefesi, Marx, Hegel, Habermas. “Globalisation: A Systematic Marxian Account”, “Technology and Capital in the Age of Lean Production: A Marxian Critique of the ‘New Economy’ ”, “Dialectical Social Theory and Its Critics: From Hegel to Analytical Marxism and Postmodernism”, “The Role of Ethics in Social Theory: Essays from a Habermasian Perspective”, “The Logic of Marx’s Capital: Replies to Hegelian Criticisms” kitaplarının ve alanında birçok makalenin yazarıdır.

William H. Shaw: San Jose Eyalet Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (Profesör). İlgi ve araştırma alanları: Etik, Uygulamalı Etik, Toplum ve Siyaset Felsefesi. “Business Ethics”, “Moral Issues in Business” ve “Contemporary Ethics: Taking Account of Utilitarianism” kitaplarının ve alanında birçok makalenin yazarıdır.

Andrew Chitty: Sussex Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (“Senior Lecturer”). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Etik, Rousseau, Kant, Hegel, Fichte, Marx. “Karl Marx and Contemporary Philosophy” (Martin Mc Ivor ile birlikte) kitabının ve alanında birçok makalenin yazarıdır.

Karsten Struhl: New York Şehir Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (“Adjunct Lecturer”). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Etik, Epistemoloji. Alanında birçok derleme kitap çalışması bulunmaktadır ve alanında birçok makalenin yazarıdır.

Türker Armaner: Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (Profesör). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Estetik, Spinoza, Hegel, Fichte, Marx, Schopenhauer, Kierkegaard. “Dalgakıran,” “Taş Hücre”, “Kıyısız” (kısa öykü), “Tahta Saplı Bıçak”, “Hüküm” (roman), “Tarih ve Temsil” kitaplarının ve alanında birçok makalenin yazarıdır.

Doğan Göçmen: Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (Profesör). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Ekonomi Felsefesi, Hobbes, Smith, Kant, Hegel, Marx, Husserl. “Modern Felsefe: Tarihsel Anlamı, Güncel Mirası; Adam Smith, Hegel ve Marx” ve “The Adam Smith Problem: Reconciling Human Nature and Society in the ‘Theory of Moral Sentiments’ and ‘Wealth of Nations’” kitaplarının ve alanında birçok makalenin yazarıdır.

Larry Udell: West Chester Eyalet Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (Yardımcı Doçent). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Hukuk Felsefesi, Ekonomi Felsefesi, Sosyal Bilimler Felsefesi. Alanında çeşitli makalelerin yazarıdır.

Jan Kandiyali: İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi. (Yardımcı Doçent). İlgi ve araştırma alanları: Toplum ve Siyaset Felsefesi, Etik, Marx. Alanında çeşitli makalelerin yazarıdır.

Küresel Barış Endeksi’nde Türkiye üç sıra daha düştü

Avustralya merkezli düşünce kuruluşu Ekonomi ve Barış Enstitüsü (IEP) 2018 yılına dair Küresel Barış Endeksi raporunu açıkladı. Rapora göre Türkiye, 163 ülke ve bölge arasında 149’uncu sırada yer aldı. Düşünce kuruluşunun 12 yıldır açıkladığı raporda Türkiye geçen sene 146’ncı sıradaydı.

Raporda Türkiye’ye “iç ve uluslarası çatışma” kategorisinde 5 üzerinden 3.2 puan verildi. Türkiye’nin “toplum ve güvenlik” kategörisindeki puanı da aynı oldu. Türkiye “askerileşme” bakımından ise 2 puan aldı. Yüksek puanların olumsuz anlam ifade ettiği derecelendirmeye göre, Türkiye en kötü notu “komşu ülkelerle ilişkiler” kategorisinde aldı. Bu kategoride 5 üzerinden 5 alan Türkiye’ye en kötü ikinci not ise 4.5 puan ile “siyasi terör”den geldi.

İlk ve son sıra değişmedi

Raporda ilk sırayı bir kez daha İzlanda aldı. 2008’den bu yana ilk sırada olan İzlanda’yı Yeni Zelanda, Avusturya, Portekiz ve Danimarka izledi.

Endeksin son sırasında Suriye yer aldı. Son beş yıldır bu basamakta olan Suriye’yi sırasıyla Afganistan, Güney Sudan, Irak ve Somali takip etti.

Rapora göre 2017’de küresel barış seviyesi bir önceki yıla göre yüzde 0.27 geriye gitti. Raporda, 92 ülkede durumun kötüleştiği, 71 ülkede ise gelişme gözlemlendiği belirtildi.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün başkanı Steve Killelea, son 10 yılda küresel olarak kademeli bir düşüş olduğunu ifade etti. Killelea, söz konusu düşüşün ana nedenini “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çatışmalar ve bu çatışmaların diğer bölgelere yayılan etkileri” olarak tanımladı.

En barışçılı Avrupa

Avrupa dünyadaki en barışçıl bölge olurken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika en az barışçıl bölgeler olarak ön plana çıktı.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü, dünya nüfusunun yüzde 99.7’sini kapsayan Küresel Barış Endeksi’nin şu üç alanda yapılan ölçümlerle belirlendiğini belirtiyor:

“Toplumsal güvenlik düzeyi, devam eden iç ve uluslararası çatışmaların boyutu, askerileşme derecesi.”

Hükümetler, üniversiteler, araştırma enstitüleri ve diğer düşünce kuruluşlarının verilerini analiz eden Ekonomi ve Barış Enstitüsü, 2017’deki şiddet olaylarının dünya genelinde ekonomiye maliyetinin 14.8 trilyon dolar olduğunu aktardı. Bu da kişi başına yaklaşık 2 bin dolara tekabül ediyor.

Alıntı: Deutsche Welle Türkçe