Ana Sayfa Blog Sayfa 197

Venezuela kripto para Petro’yu satışa sundu!

Venezuela, yoğun ABD ambargosunu kırmak için geliştirdiği petrol destekli kripto parası Petro’nun satışlarına başladı. Venezuela 82 milyon birimden fazla kripto parayı yatırımcılara sundu.

Petrol rezervleri bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi olan Venezuela, ideolojik olarak karşısında olan ABD’nin uyguladığı yoğun ambargo sebebiyle büyük sıkıntılar yaşıyor. İşsizliği bitirmek için büyük çabalar harcayan Venezuela, yüksek enflasyon sıkıntısı içerisinde yaşıyor. Ancak ekonomik sistem, yüksek enflasyonun Venezuela’nın ekonomik durumunda kapitalist ülkelerde olduğu gibi bir etki yaratmasına engel oluyor.

Ethereum blok zinciri üzerine inşa edilen ve dünyanın ilk somut karşılığı olan Petro, Venezuela’nın küresel ekonomiye bağlanma anahtarı olarak görülüyor. Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’ya göre, yeni kripto paranın amacı Venezuela ekonomisini güçlendirmek ve ulusal para birimi Bolivar’a bir alternatif olmak olarak belirtildi. Maduro, nihayetinde 100 milyon varil petrol rezervinin desteklediği 100 milyon Petro ihraç etmeyi planlıyor

Hugo Chávez’in ölümü sonrası iktidara gelen Maduro, Petro ile ilgili olarak geçen yıl 3 Aralık’ta yaptığı açıklamada, “Mali blokajın üstesinden gelmeye yardımcı olacağını” belirterek Venezuela’ya uygulanan ABD yaptırımlarını kastetti. Maduro başka bir açıklamasında Petro’nun altın ve pırlanta rezervleriyle desteklendiğini de belirtti.

Venezuela’nın ABD yanlısı muhalefeti tarafından yönetilen parlamento ise Petro’yu onaylamadığını bildirdi ve Maduro’nun görevinden ayrılmasından sonra para biriminin geçersiz hale getireceklerini söyledi. ABD Hazinesi ise, ABD yaptırımları göz önüne alındığında, yatırımcıların Petro’ya dikkatli yaklaşması konusunda uyardı.

Alıntı | webtekno.com | Kaynaktheverge.com |

Saç Dökülmesi Neden Olur, Nasıl Önlenir?

Saç dökülmesi yirmili yaşları dahi görmeden sorun olabiliyor birçok kişi için. Ayna karşısında fark ediyoruz saçtaki ilk açılmaları. Tabii önce emin olamıyoruz, konduramıyoruz kendimize. Soruyoruz çevremizdeki güvendiğimiz kişilere, ailemize ya da arkadaşlarımıza. Emin olamazsak bile başlıyoruz internette aramaya, saç dökülmesi nasıl önlenir?

Saç dökülmesini önlemek için saçımızın neden döküldüğünü bilmemiz gerekiyor. Sorunu teşhis etmeden tedaviye başlamak faydasız olacaktır kuşkusuz.

Saç dökülmesi neden olur?

Saç dökülmesinin yüzde yetmiş üzeri bir çoğunluğu androgenetiktir. Yani erkeklerde sık görülen, kalıtsal özelliklerle ortaya çıkan saç dökülmesidir. Bu tip saç dökülmesinin teşhisi ailenin gözlemlenmesi ile olur. Ailenizde saç dökülmesi yaşayan bireylerin bunu nasıl tecrübe ettiğini gözlemleyin. Kaç yaşlarında saç dökülmesi başlamış, saçın hangi bölgesinden başlamış ve nerede durmuş gibi sorular sorun. Eğer kendi tecrübenizin de ailedeki bireylere benzediğini fark ederseniz teşhisi koydunuz demektir. Ayrıca bu şekilde saçınıza gelecekte ne olacağını da yaklaşık olarak bilebilirsiniz.

Bu tip saç dökülmesinin ancak geçici ve dönemlik çözümleri vardır. Süreklilik sağlayacak bir tedavi yöntemi yoktur. Tek çare saç ekimidir. Çünkü testosteron hormonuna bağlı DHT enziminin salgılanması saç köklerine zarar verir ve tabiri caizse öldürür. O giden köklerden bir daha saç türemesi söz konusu değildir. Saç ektirerek o bölgeyi yeniden saçlandırabilirsiniz.

Bunun dışında dönemlik ve geri kazandırılabilir saç dökülmeleri mümkün olabilir. Bazen kullanılan ve vücudun alışık olmadığı ürünler geçici de olsa saç dökülmelerine neden olur. Aynı zamanda beslenme düzensizliği, vücudun ve saçınızın ihtiyaç duyduğu vitaminlerin düzenli alınmaması, stres ve düzensiz uyku gibi nedenlerden dolayı da saç dökülmeleri mümkün olabilir. Özellikle stres ve yoğun şiddette duygusal dalgalanmalar saç dökülmesine çok etki edebilir. Ayrıca daha önce kullanmadığınız boyalar, şampuan ve bakım ürünleri de saçınızda olumsuz sorunları doğurabilir. Saç şekillendirici ve kurutucu aletler saçları kurutur ve yıpranmalarına neden olur. Bu tip aletlerin kullanım sıklığı da saç dökülmenizi tetikliyor olabilir. Bu tip genetik olmayan ve bazı dönemlik durumların sonucu olan saç dökülmeleri doğru hamlelerle engellenebilir.

Saç dökülmesi nasıl önlenir?

Saç dökülmesinin önleme yollarını üç ana başlık şeklinde değerlendirebiliriz. Medikal tedavi yöntemleri ve kendi başınıza uygulayabileceğiniz doğal bakım yöntemlerinin yanında saç ekiminden bahsedebiliriz.


  • Medikal tedavi yöntemleri

Medikal tedaviyi uzmana ve bir saç ekimi merkezine başvurarak elde edebilirsiniz. Saç mezoterapisi eskiden kullanılmaktaydı. Şimdi ise PRP yönteminden bahsetmek daha akıllıcadır. PRP’nin saç sağlığınızla ilgili birçok faydası vardır. Saçları güçlendirebilir, saç derisini iyileştirebilir ve saç ekimi sırasında PRP desteği ile daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. PRP kısaca kişinin kendi kanından elde edilen karışımın kişiye tekrar enjekte edilmesidir. O yüzden yan etkileri yoktur ve risksiz iyi sonuçlar verir. Saçlarınızın sağlığı ve gücü için gönül rahatlığı ile PRP yaptırabilirsiniz.

  • Doğal bakım yöntemleri

Doğal bakım yöntemlerinin başında doğal ürünlerle yapılan bitkisel karışımlar gelir. Saçların sağlığı ve gücü için ihtiyacı olan vitamin ve minerallerin temini bu şekilde sağlanabilir. Soğan, sarımsak, biberiye, aloe vera, çörek otu yağı, ısırgan otu, zeytinyağı, nane yağı vb. doğal ürünlerle yapılacak karışımlar ve masaj uygulamaları ile saç ve saç derisi canlandırılabilir.

Özellikle son yıllarda popüler olanve gündemde yer eden hindistan cevizi yağı ve avokado yağı içerdikleri A, B, C, D, E vitaminleri ve antioksidan özellikleri sayesinde saçın güçlenmesinde ve canlanmasında etkilidir. Bu yağlarla karışımlar elde ederek, evde sorunsuz bir şekilde kendiniz de uygulayabilirsiniz. Yağları saçınıza masaj yaparak uygulamak en faydalı yoldur çünkü hem saç tellerine zarar en az seviyeye iner hem de deride kan akışı sağlanır. Masajdan sonra 2 saat bekleyip durulayın. Bu işlemi haftada 2-3 kere gerçekleştirirseniz saçlarınızdaki canlılığı ve güçlenmeyi siz de gözlemleyeceksiniz.

  • Saç ekimi

Saç ekimi en kesin sonucu verecek yöntemdir androgenetik saç dökülmesi yaşayanlar için. Çünkü bu tip saç dökülmesinde saç köklerinin tahribatı söz konusudur. Testosteron hormonu ile salgılanan DHT enzimi saç köklerine zarar vererek verimliliğini yitirmelerine neden olur. O saç kökleri verimliliğini yitirdikten sonra bir daha saçların çıkması söz konusu değildir.

Saç ekimi otuzlu yaşlarını geçmiş bireyler için oldukça faydalı bir operasyondur. Otuzlu yaşlara kadar saç dökülmesinin izleği iyice ortaya çıkar ve bu yaşlarda saç dökülmesi tamamlanır. Yani bu saatten sonra ekilecek saçlarda dökülme söz konusu olmayacaktır.

Kaynaklar:

https://www.estecenter.com/sac-dokulmesine-ne-iyi-gelir

https://www.menshealth.com/health/stopping-hair-loss

Photograph viewer relation: Interpret of the sighted

A photograph is narrative both of a moment and situated in there. A visible is an image in a picture which arrives to view through the light. Audience exposition in what occurs their viewpoint about a photograph which actualizes relation between audience and image.

Light convey things to our point of view which an area of our sight reached. A sight allocates not a whole world but our seeing area. Indeed, a light attains from our eye to things and then it conveys from visible area to our view. When light stroll among beings for identify both together and separately, their qualities become stable a moment which their colors, forms, novelties, off-colors, and the other qualities. The light visit to our view about the unique moment. We could notice that, when we look the same area, a situation change of location and quantity of things, after shooting a photo in a moment. Because of the sight stable as an image during a few seconds.

Frank Machalowski, Multiexpo 100 Series

This photo was shooted by Frank Machalowski which the composition is shooted 100 times consecutively and is combined all of them. He said about the photo that he uses this technique because of wants to know the heart, the form of composition.

Along with developing the professional camera, as we shoot the photo that effect of a lot of technique decrease. These techniques could be exampled what be could viewpoint that which we stand a point, which we live and what we live at a time in a day. Even if we hold a position, we can take a photo as stand another point. In this concept, we can’t find a relation between our standing position and our taking picture.

Luigi Ghirri – Works in Exhibition – Matthew Marks Gallery

A photographer can take a photograph that many different parts and the parts can be bounded which can see Luigi Ghirri’s study. The study is seen as a whole, and preferably, the parts are seen a whole through abreast a lot of parts. When an only second study is seen, viewers don’t come to mind existing another parts possibility.

If we try to understand about the light on a photograph, we focus a changeability in our understanding with relation to the quantity of light on the image. In during we stand in shadow location, we shoot a photo which could be included shining thing with an effect of lights of the sun. The season is understood different despite the real season. Because the relation conveys from the things to our eyes which between an image and an inferred image as a light.

Rhiannon Adam, Dreamlands, Wastelands, Her study which composition with more than 80 photograph

Besides, this conveys repeat quantity of different frame of our mind perception-ability, in the course of a photographer looks to the same concept. A frame is sent to our sight as a concept together with a light of the sun which contain a stable moment. So when we focus through a camera, become stable to a concept in the screen of a lens. The unique frame includes understood things of an image. An area, in other words, a concept which has sighted many different perspective possibilities that is a photography frame has stably sighted in a moment of press a shutter.

James Guerin, His study which is made with 25 pinhole

The unique of a photograph has been stable with contains, in the meantime, a picture exists while it is reached. Lookers to a photo frame see through own understanding. In this way, a unique moment reaches to ours through a photo. We perceive to a picture through mean and thought of our world. Viewing content differs from our perceive. This dissimilarity has derived from the difference between narrative on photo and happening and a fact of our life. Million people can see and understand the picture and thus a unique moment is interpreted million different concepts. A sighted of the image on photo reach through people self-interpret.

Kalem ve kağıt ile elektrik üreteceğimiz günler çok yakın

0

Termoelektrik malzemeler, elektrik üretmek için termal farklılıkları kullanabilirler. Şimdi ise, sahip olduğumuz basit malzemelerle elektrik üretmenin ucuz ve çevre dostu bir yolu var: kalem, fotokopi kağıdı ve iletken boya.

Helmholtz-Zentrum Berlin’den bir ekip tarafından yürütülen araştırmaya göre, sıcaklık farkını termoelektrik etki yoluyla elektriğe dönüştürmek için kağıt, kalem ve iletken boya gibi bulunması kolay gereçler yeterli olacak.

Yaklaşık 200 yıl önce Thomas J. Seebeck tarafından keşfedilen termoelektrik etki ile, farklı sıcaklıklardaki iki metal bir araya gelerek elektrik voltajı geliştirebilirler. Bu etki ise kalan ısının kısmen elektrik enerjisine dönüştürülmesini sağlar. Artık ısı, enerji santrallerinde ve ev aletlerinde olduğu gibi hemen hemen tüm teknolojik ve doğal süreçlerin bir yan ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun nedeni, metallerin sadece elektrik iletkenliğine sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda yüksek ısı iletkenliğinin de olmasıdır.

Bizmut tellürit gibi yarı iletken malzemelerden yapılmış olan termoelektrik cihazlar günümüzde bazı teknolojik uygulamalarda kullanılabilmektedir. Ancak bu gibi materyal sistemleri pahalıdır ve kullanımları çok yaygın değildir. Araştırmacılar, bu sebeple karbon nanostüktiflerine dayanan, toksin olmayan ve esnek organik materyallerin insan vücudu da dahil olmak üzere bir çok yerde kullanılabilme durumlarını araştırıyorlar.

HZB’de Profesör Norbert Nickel’in liderliğinde bulunan ekip, etkinin çok daha basit bir şekilde elde edilebileceğini gösterdi. Normal bir kurşun kalem kullanarak, sıradan bir fotokopi kağıdının küçük bir alanını kapladılar. İkinci bir materyal olarak ise, yüzeye şeffaf, iletken bir kopolimer boya (PEDOT:PSS) uyguladılar.

Kağıt üzerindeki kurşun kalem izleri, şu anda esnek termoelektrik elementler için kullanılan ve daha pahalı olan diğer nanokompozitere kıyasla bir voltaj sağladı. Eğer istenirse bu voltaj, kurşun kalemdeki grafitin içine indiyum selenit ekleyerek on kat arttırılabilir.

Araştırmacılar, taramalı elektron mikroskopu ve HZB’de Raman saçılması yöntemi ile grafit ve ko-polimer kaplama filmlerini araştırdılar. Nickel, “Sonuçlar bizim için de çok şaşırtıcıydı. Fakat bunun neden bu kadar iyi çalıştığını araştırdığımızda, kağıt üzerine bırakılan kurşun kalem, sırasız grafit pulları ile karakterize bir yüzey oluşturdu. Bu, elektriği biraz azaltmakla birlikte, ısıyı daha etkili şekilde taşır.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Bu basit bileşenler, son derece ucuz, çevre dostu ve toksin olmayan termoelektrik bileşenleri kağıda bastırmak için gelecekte karşımıza çıkacak gibi görünüyor. Bu küçük ve esnek bileşenler doğrudan vücut üzerinde de kullanılabileceği gibi küçük cihazları veya sensörleri çalıştırmak için vücut ısısından beslenebilir.

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte hayatımıza giren yenilikler, adından daha çok söz ettirecek ve gündem konusu olacak gibi duruyor. Peki siz, yeni gelişmeler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Alıntı | webtekno.com | Kaynakphys.org |

Nice Malalalar için meydanlara

0

Geçen sene 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ben de meydandaydım. Öğrenci harçlığımı çıkarmak için yaptığım geçici işleri saymazsak öyle dünyaya sesimi duyuracak bir emekçi falan değildim. Sırf ben bağırdım diye o anda meclisin ayağa kalkıp haydi cinsiyetçiliğe ilişkin suçlara yasa çıkarıyoruz demeyeceğini de biliyordum. Amma durmadım gittim. Bunun birkaç sebebi var.

Sebeplerden biriyle başlarsam eğer; yerleşik yaşama geçilip, yüklü miraslar bırakılmaya başlandığından beri kadınlar özgürlüklerini yitirmişlerdir. Bugün ancak sayılabilecek kadar kalan ana soylu kabilelerin büyük bir kısmının, miras paylaşımında kolaylıklar için yerlerini babasoylu aile yapılarına bırakmasıyla beraber kadınlar hayatın birçok alanında kısıtlanmaya başladı. Babasoylu ve ataerkil düzen ile birlikte toprak, ev, ev içinde çalışanlar, çocuklar ve kadın erkeğin malı olarak görüldü. Hayatta belki de tek sahip olduğumuz şey bedenlerimiz üzerinde erkekler tarafından kararlar alınmaya başladı. Bunların yansımalarını bugün bile televizyon programlarında netlikle görebiliyoruz; bir kaç yıl önce bir televizyon kanalında, kocasının tahayyülündeki fiziksel görünüme sahip olmadığı için bir dizi değişim aşamalardan geçen kadınların yarıştırıldığını gördük.

Hane içinde başlayan bu değişim, dışarıya da taştı. İlerleyen zaman ve değişen iş koşullarına göre kadının yeri çoğu zaman kendi iradesi dışında belirlendi. Meslekler arasında cinsiyete dayalı ayrımlar en çok kadını vurdu.

Ve elbette dışarısı sadece iş alanıyla sınırlı kalmadı. Ve belki de beni meydana iten en güçlü sebep; sokaklar… Kaçta dışarda olmalı, kaçta eve girmeli? Hangi sokakları kullanmalı, gece dışardaysa hangi kıyafeti giymeli, kahkaha desibelini de mutlaka ayarlamalı. E iffetli bir kadınsa zaten kahkaha atmamalı. Bu ve benzeri saçmalıklar her geçen gün kadınların meydanlarda görünür olmaktan korkmasına neden oluyor. Korktukça dışarı çıkmamaya, dışarı çıkmadıkça dışardan korkmaya başlıyoruz.

Geçen sene yaşadığım deneyimin güzelliğini sanıyorum anlatmaya çabalasam da hiçbir erkek anlamayacaktır. Şöyle onların yerinden anlatırsam, bir düşünsenize her yerde erkekler var, bağırıyorlar, ıslık çalıyorlar, zıplıyorlar, şarkı söylüyorlar, halay çekiyorlar, slogan atıyorlar, teflerini çalarak dans ediyorlar, elini kolunu nereye koyacaklarına dikkat etmek zorunda kalmıyorlar…

Nasıl? Bence siz erkeklerce çok sıradan bunlar çünkü zaten bunların hepsini yapabiliyorsunuz değil mi? E yapın da zaten yani neden canını sıktı mı bir kurum sloganı patlatmayasın ki? Neden ezginin en gerekli yerinde halayını çekmeyesin ki? Ama düşün ki ben sadece bu sıradan şeyleri bir gün için yapabildim diye nasıl mutlu oluyorum. Üzülesi.

Ev, iş, sokak… Her alanda kısıtlanan kadını bir de eğitimden mahrum bırakmazsak görev tamamlanmış sayılır mı? Bugün teknolojisiyle gelişmişliğinden dem vurduğumuz, insan başarısının geldiği nokta olarak adlandırırken gururlandığımız 21. yüzyılda, kadınlar hala erkeklerle eşit şekilde eğitim alamıyor. Ya dini referans göstererek ya da erken evliliklere zorlayarak hatta çocuk yaştayken evlendirerek kadınların eğitim hakkı ellerinden alınıyor. Örneğin Nijerya’da 2000’li yılların başından beri etkin olan, batı tipi eğitime karşı olduğu için terör eylemleri gerçekleştiren Boko Haram terör örgütü, 2014 yılında 300 kız öğrenciyi, aldığımız haberlere göre de geçtiğimiz 26 Şubat’ta 111 kız öğrenciyi kaçırdı. Bu öğrenciler burunları dahi kanamadan ailelerine kavuşmuş olsalar bile, olayın bir daha tekrarlanması ve can güvenlikleri yönünde duyacakları tedirginlikten dolayı okula devam edebilecekler mi? Ya da aileleri okula göndermeye razı gelecekler mi?

Yakın zamanda eğitim alanında mücadelesiyle adını duyduğumuz Malala Yusufzai Pakistanlı bir aktivist. Malala henüz 11 yaşındayken yaşadığı bölge yani Svat Vadisi Taliban’ın eline geçince, Taliban Militanlarıyla yaşamanın nasıl olduğunu ve Taliban’ın kızların öğrenim görmesi yönündeki engelleyici tutumlarını BBC’nin Urduca servisine takma bir ad kullanarak günlükler yollayarak anlattı, bir süre sonra Taliban’ın gittikçe artan etkinliğini günlüklerle kıramayacağını düşünen Malala kameralar önüne de çıkmaya karar verdi. Yazdıkları ve eğitim hakkı için verdiği mücadeleden dolayı Taliban’ın hedefi oldu, tehditler aldı ancak Malala söylediklerinden caymadı, söyleyeceklerinden vaz geçmedi. Tehditlere boyun eğmeyen Malala 9 Ekim 2012’de, 15 yaşındayken, okuldan evine dönerken bir Taliban militanı tarafından başından vuruldu. Hayatta kalabilmek için de direnen Malala 15 Ekim’de tedavisine devam edilebilmesi için İngiltere’ye götürüldü, kurtulduğunu öğrenen Taliban hastanede dahi tehdit etmeye devam etti ancak Malala yaşama tutundu ve Mart 2013’de taburcu edildi. Bağımsız veya özgür olamamanın nedenini eğitimsizlik olduğunu düşünen Malala her çocuğun eğitim hakkı için kendi söylemiyle teröristlerin çocuklarının da eğitim hakkı için verdiği mücadeleden dolayı 10 Ekim 2014’te Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

Burada birkaç satırla Malala’yı anlattığımızı sanıyoruz oysa 11 yaşından itibaren tehditler aldığınızı, can güvenliğinizin olmadığını, ölümle burun buruna yaşadığınızı ve tüm bu yaşadıklarınızın sebebinin sadece bir kız çocuğu olarak eğitim almak istemeniz olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Türkiye’ye baktığımızda kadınların okullara ulaşabilme olanakları ve ne tür eğitim alabildikleri gibi sorunların yanına bugün kadınların okullarda can güvenliğinin ve taciz tecavüz korkusunun olup olmadığı da eklenebilir.  Hamile kadınlar sokağa çıkmasın gibi entelektüel birikimli cümleler kurabilecek insanların gittikçe arttığı, her geçen gün biraz daha yenileşen Türkiye’de biz kadınlar ilköğretim sıralarından üniversite sıralarına kadar taciz altındayız. Üniversitelerde profesör unvanıyla anılanlar kadın öğrencilere taciz ve tecavüz ediyor, liselerde genç kadınlar okul idarecileri ve öğretmenleri tarafından cinsel saldırılara maruz kalıyor, 9 yaşında 12 yaşında çocuklardan şehvet duyuluyor. Ve biz kadınlar tüm bunları meşrulaştıran zihniyetler tarafından kuşatılıyoruz. Bu kadar çok üniversitenin olduğu ülkemde benim gerçek akademisyenlerden, akademiye yol alan gençleri yetiştiren gerçek öğretmenlerden isteğim var. Herhangi bir mesleğin teorik ya da pratik eğitimini vermeden önce öğrencilerinize insanı anlatın, kadın ile erkeğin eşit olduğunu, yaşama hakkının her ikisi için de eşit derecede geçerli olduğunu anlatın çünkü Malala’nın deyişiyle “1çocuk, 1 öğretmen, 1 kitap ve 1 kalem dünyayı değiştirebilir.”

HazırlayanMelis Solakoğlu 

13 milyon üyesiyle dünyanın en büyük soy ağacı ortaya çıktı!

Soy ağacı kontrolü sadece ülkemizde değil, teknolojinin gelişmesiyle yabancı ülkelerde de popüler bir kavram haline geldi. Ülkemizdeki erişim 1800’lü yıllara kadar gitse de ABD’de, Avrupa’nın nasıl dünyayı kolonize ettiğini kanıtlayan, bu zamana kadar görülmüş en köklü soy ağacı ortaya çıkartıldı.

Columbia Üniversitesi’nde görevli bilgisayar bilimi uzmanı Yaniv Erlich, Science dergisinde 13 milyon insanın üyesi olduğu devasa bir aile ağacı üzerine araştırmasını yayımladı. 500 yıl önceye kadar dayanan veriler, göçler ve insanların kültürel bağlantıları hakkında önemli detaylar sunuyorlar.

Erlich ve ekibi, MyHeritage adındaki bir soy ağacı servisine ait olan Geni.com isimli internet sitesi aracılığıyla, 86 milyon insanın profilini incelediler. Verilerin düzenlenmesi için de grafikler kullanıldı. En nihayetinde ortaya çıkan sonuç, her insanın birbiriyle olan son derece yakın genetik ilişkisi oldu. Ancak bu sonuçların sadece formel bilimlere değil, daha da fazla faydayı sosyal bilimlere sağlaması bekleniyor.

19. yüzyılda ABD'ye göçen Avrupalıların tasvirlerinden birisi
19. yüzyılda ABD’ye göçen Avrupalıların tasvirlerinden birisi

Sonuçlardan elde edilen son tabloda birbirlerine bağlı tam 11 nesil boyunca uzanan, 13 milyon kişilik bir aile tespit edildi. İngiliz gen bilimci ve “Şimdiye Kadar Yaşayan Herkesin Kısa Tarihi” isimli kitabın yazarı olan Adam Rutherford, “Bu olağan üstü bir keşif. Bir bakıma beklediğimiz de buydu aslında. Ancak bu vakte kadar genetik bağımızı kağıt üzerinde, matematikle teorik olarak açıklıyorduk. Dolayısıyla bunu somut bir şekilde görmek inanılmaz” açıklamasında bulundu.

Peki bu 13 milyon kişilik soy ağacından neler öğreniyoruz?

Erlich, bu verileri bilimsel alanda yapılmış diğer çalışmaların sunduğu göç, evlilik, doğurganlık ve uzun ömürlülük gibi bilgilerle birleştirince değerli sonuçlara ulaştı.

1800 ve 1850’li yıllar arasında Avrupa’daki yaşam standartlarından dolayı, insanların yakın akrabalarıyla evlenme olasılıkları çok yüksekti. O dönemde yapılan akraba evlilikleri, bilim insanlarının ortaya koyduğu verilerle gerilemeye yol açmıştı. Toplumsal normlar değişim geçirdi ve insanlar yabancılarla evlenmeye, arkadaşlık kurmaya başladılar.

Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer konu ise, söz konusu 13 milyon kişinin %16’sına uzun ömür geni bulunduğuydu. Bu kişiler, diğer kişilere oranla ortalama olarak 5 yıl daha uzun yaşamışlardı. Erlich, aynı zamanda yaşam tarzımızın, uzun ömürlü olmak adına genlerden daha da etkili olduklarını ortaya koymuş oldu.

Söz konusu 13 milyon kişinin %85’i Avrupa’dan, kalan kısmı ise Kuzey Amerika’daki insanlardan oluşuyor. Bu durumda, birbirlerini hiç tanımamış olan uzaktan akrabaların kıtalar arası varlığını gösteriyor. Üstelik bu akrabalık, binlerce yıllık modern insanlık tarihinin son 500 yılı içerisinde gerçekleşti.

Alıntı | webtekno.com | Kaynakgizmodo.com | Kapak Görselifondationmacaya.org

Online alışverişe rağbet 2017 yılında artış gösterdi

Tüm dünyada çok uzun zamandır rağbet görmekte olan online alışveriş ülkemizde özellikle 40 ve üzeri yaşlar için hala uzak durmakta olunan bir alışkanlık. Özellikle 20 ve 40 yaş arasındaki kitlenin rağbet göstermekte olduğu online alışverişe 40 yaş ve üzerinin ilgisiz kalmasının en büyük sebebi teknolojiden kopuk bir hayat tarzı. Fakat akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte rakamlar da tersine işlemeye başladı.

Ocak ayında www.tuik.gov.tr açıklamasına göre 2017 yılı itibariyle geçen yıllara oranla ülkemizde daha fazla online alışveriş yapıldı. Her ne kadar fiziki mağazalardan yapılan alışveriş rakamlarının hala çok uzağında olsa da online alışveriş giderek artan bir ilgi ile karşılaşıyor. E-ticaret sektörü kendi içerisinde bir dönüşüm yaşarken ülkemizde bulunan neredeyse bütün mağazalar mikro ve makro ölçekte faaliyette bulunan kurumlar ve şirketler artık internet platformunda yerini alıyor. Üstelik sadece internet siteleri ile değil sosyal platformlarda da yerini almakta olan şirketler sayesinde online alışveriş rakamları 2017 yılında büyük bir yükseliş gösterdi. Buna göre 2017 yılı itibariyle 40 milyar lirayı bulan online alışveriş tutarı oldukça ciddi bir rakam olarak ekonomik girdi oluşturdu. Yapılan incelemelere göre istatistiki anlamda da kendisini göstermekte olan online alışverişteki artış 2017 yılında 30 milyon kişinin e ticaret dediğimiz alışveriş yöntemine rağbet gösterdiğini ortaya koyuyor. Buna göre 2017 yılında toplam 18 milyon sayfa gösterimi gerçekleşirken on binlerce farklı ürün internetten alınarak sahip olundu.

Online Alışveriş Yapanlar Daha Çok Arama Motorlarını Tercih Ediyor

Yapılan araştırmaya göre 2017 yılı itibarıyla internet alışveriş alışkanlığı da pek değişmiş gibi görünmüyor. Buna göre internetten alışveriş yapanların %52’si arama motorlarından istedikleri ürünü aratarak alışveriş yapmayı tercih ediyorlar. Arama motorlarında ezici üstünlük tabi ki Google’a ait. Akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte bilgisayarın tahtı online alışveriş konusunda sarsılmaya başladı diyebiliriz. 2017 yılında aynı yüzdeye sahip olarak mobil cihazlar ve bilgisayarlardan online alışveriş gerçekleştirildi. 2018 yılında akıllı telefon üstünden alışveriş opsiyonunun daha da artacağı bekleniyor. Bu noktada özellikle sosyal ağların büyük bir katkısı olduğu da uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Günümüzde e-ticaret dediğimiz online alışveriş ilerleyen günlerde s-ticaret yani sosyal ağlardan yapılan ticarete dönüşebilir. Bu sebeple birçok firma özellikle akıllı telefonlar üstünden z kuşağı dediğimiz yenilikçi ve genç kuşağa hitap etmeye çalışıyor. Y kuşağı dediğimiz genç ve orta yaşlı olan kuşak ise hala bilgisayarı online alışveriş için öncelikli tercih sırasında birinci sıraya koyuyor.

İndirim Kuponlarının Kullanımı da Arttı

Online alışverişlerde kullanılan indirim kuponlarının kullanımı da 2017 yılında yaklaşık %22 artış gösterdi. İnternet alışverişlerini ekstra ucuzlatmaya yarayan indirim kuponları, satın alma esnasında ilgili siteye girilerek harcama tutarının ucuzlamasını sağlıyor. İndirim kodları e-ticaret sitelerinin ana sayfalarından, sosyal hesaplarından, çeşitli forumlardan ve www.indirimvekuponu.com gibi kupon sitelerinden temin edilebiliyor. Ücretsiz kullanılabilen bu kuponlar, ekstra bir zahmet gerektirmeden ek indirimler sağladığı için de online alışveriş yapanlar tarafından oldukça ilgi görüyor. Bu ilgi karşısında kayıtsız kalmayan markalar da daha fazla indirim kodu yayınlamaya başladı. Araştırmalar, online alışverişlerin artmasına paralel olarak indirim kuponu kullanımının da önümüzdeki yıllarda artacağı yönünce sonuçlar vermektedir.

Kaynak: www.tuik.gov.tr

Aklımıza ilk gelen cevaplar

0

Şu soruya bir bakın, “Bir beyzbol sopasıyla bir topun maliyeti 1.10 dolardır. Beyzbol sopasının fiyatı toptan 1 dolar fazladır. Topun fiyatı nedir?” (Frederick, 2005)

Aklınıza ilk gelen cevap 1 dolar olsa gerek. Doğru çözümün 1 dolar olduğunu hissetmeye devam ederken aynı zamanda bunun doğruluğu konusunda şüpheleriniz de olabilir. Topun 1 dolar olduğu hissi hâlâ baskın gelse de hesap yapmanız gerektiğini düşünüyorsanız devam edin, doğru yoldasınız. Soruyu okuduğumuz gibi zihnimiz hemen 1.00$ + 0.10$ = 1.10$ çıkarımını yaptı ancak buna göre sopayla top arasındaki fiyat farkı 1.00 $ – $0.10 = 0.90$ ediyor. Doğru çözümü bulmak için yanlış olan çıkarımı bastırıp hesap yapmalıyız.

Sosyal psikoloji alanındaki Nedensel Atıf Teorisi (Attiribution Theory)  herkesin etrafında olan biteni anlamlandırma, kontrol etme ihtiyacı nedeniyle sosyal olayları rasyonel olarak test edip değerlendiren, neden-sonuç ilişkileri kuran naif bir bilim insanı olduğu düşüncesine dayanır (Heider, 1958). Buna göre her durumda sosyal dünyayı analiz etmek için fazlasıyla zaman ve zihinsel çaba harcarız. Gerçekten öyle mi yapıyoruz? Fiske ve Taylor  (1991) bunun tam tersini düşünmüş ki bir şey hakkında karar vermek ya da bir yargıya varmak için aslında elimizin altında olan tüm bilgileri hesaba katmak yerine farkında olmadan zamandan ve zihinsel yükten tasarruf ederek heuristikleri yani geçmiş deneyim ve inançlarımıza dayalı kestirme bilişsel yolları kullandığımızı iddia ediyor. Yukarıdaki gibi problemlerde beynimizin neden bu şekilde çalıştığına gelecek olursak bu durum öncelikle bilgi işleme kapasitemizin sınırlı oluşundan kaynaklanıyor. Fiske ve Taylor’a göre bu kaynakları kullanmak konusunda oldukça cimriyiz (cognitive miser).

*dual process

Bilişsel psikologlar ise bu durumu zihinde işleyen İkili Süreçler Teorisiyle (Dual-Process Theory) ele alıyor. İkili süreçler teorisine göre düşünürken (akıl yürütürken, problem çözerken, karar verirken) zihnimizde 2 sistem işliyor. Bunlardan ilki evrimsel olarak daha önceden oluşmuş, hızlı, otomatik, bilinç gerektirmeyen içgüdüsel tepkilerin verilmesinden sorumlu olan heuristik sistemdir. Diğeri ise nispeten yeni, oluşumu devam eden, yavaş, bellek kapasitesiyle sınırlı, bilinçli ve akıl yürütmeden sorumlu olan analitik sistemdir (Epstein, 1994; Sloman, 1996; Evans, 2003). Bu iki sistem etkileşim halinde işlerken aynı zamanda düşünme sürecimizi ve nihayetinde vereceğimiz tepkileri belirliyor. Genelde heuristik sistem analitik sisteme baskın geliyor çünkü halihazırdaki öngörü ve inançlarımızla örtüşen, onları destekleyecek bilgilerle iş görme eğilimindeyiz dahası bunlara ters düşen bilgi ve alternatif yollardan kaçınıyoruz (Koriat ve ark., 1980). Böylelikle heuristikler sayesinde karmaşık durumları daha basite indirgeyip hızlı ve pratik yoldan çözüm ya da yargılara varıyoruz (Tversky & Kahneman, 1974). Heuristik sistem geçmiş deneyim ve bilgilerden yararlanarak kısa sürede çözüm/sonuç yargılar üretmemizi sağlasa da bireysel özelliklerimize bağlı olarak içerdiği tarafgirlikler nedeniyle bizi her zaman doğru olana götürmüyor. Bu noktada bilişsel tarafgirlikler her ne kadar yanlış sonuca götürme ihtimalleri de olsa düşünme hataları olarak değil düşünme eğilimleri ya da yanlılıkları olarak kabul ediliyor. Bilişsel psikoloji alanındaki deneysel çalışmalara dayanan doğrulama tarafgirliği (confirmation bias) ve inanç tarafgirliğine (belief bias) ilişkin bulgular düşünme eğilimlerimiz hakkında farkındalık geliştirmemiz ve de aldığımız kararları, vardığımız yargıları neye dayanarak yaptığımızı anlamamız belki de kararlarımızın doğruluğunu sorgulamamız açısından önemli.

Belirsiz durumlar kadar aşina olduğumuz durumlarla karşılaştığımızda da yeni çözüm yolları aramaktansa onunla ilgili geçmiş bilgi ve deneyimlerimize başvurarak bildiklerimizi doğrulamaya eğilimliyiz. Bunu, farkında olmadan o anki düşüncemizi yanlışlayandan ziyade doğrulayacak verileri arayarak yapıyoruz. Bu eğilimimiz doğrulama tarafgirliği (confirmation bias) yani halihazırda elimizde var olan inanç, beklenti ve öngörüler doğrultusundaki verilerin aranması ve yorumlanması olarak açıklanıyor (Nickerson, 1998). Belirli bir durumla ilgili olan en favori fikrimizi göz önünde bulundurarak dikkatimizi bununla ilişkili bilgileri görmek üzere sınırlandırıyoruz. Böylelikle aslında çözüm için ihtiyacımız olan gerekli verileri göz ardı edip yanlış sonuçlara ulaşıyoruz. Örneğin; Wason Seçme Görevinde (Wason, 1968) üzerlerinde bir sesli harf, bir sessiz harf, bir tek sayı ve bir çift sayı olan 4 kart verilir ve katılımcılara “Eğer kartın üzerindeki sesli harf ise bu kartın arkasındaki çift sayıdır.” şeklinde kurallar söylenir. Katılımcılardan 2 kart seçerek bu kuralların o kart dizisi için geçerliliğini (doğru ya da yanlış) test etmeleri istenir.

*wason selection task

Kartların üzerinde E, K, 4 ve 7 olsun. E kartının arkasını çevirdiğimizde arkasındakinin çift sayı olduğunu gördüğümüzü varsayalım. İkinci kart olarak hangi kartı seçersiniz? 4’ü seçenler doğrulama tarafgirliğine düştü çünkü bu problemin çözümü için bu adımda kuralın yanlışlanması gerekiyor ve bunun için de 7 kartının arkasında sesli harf olup olmadığına bakmalıyız. Eğer 7’nin arkasında sessiz harf varsa kural doğrudur diyebiliriz. Bu görevde doğru çözüme ulaşma başarısının sadece %20 dolaylarında olması bu eğilimin aslında ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor (Cosmides, 1989).

*confirmation bias

Diğer yandan geçersiz ancak inançlarımızla örtüşen iddialarla karşılaştığımızda ikna olmaya eğilimliyken geçerli ancak inançlarımızla uyuşmayan iddiaları reddetmeye eğilimli oluşumuz inanç tarafgirliği olarak tanımlanıyor (Wilkins, 1928). Katılımcılara “Tüm memeliler yürüyebilir. Balina da bir memelidir. Bu nedenle balinalar yürüyebilir.” gibi geçerli ancak inanılabilir olmayan,  “Tüm çiçekler suya ihtiyaç duyar. Güller suya ihtiyaç duyar. Bu nedenle güller çiçektir.” geçersiz ancak inanılabilir olan cümleler vererek katılımcıların bu gibi yargıları doğru kabul etme oranları ölçülüyor. Sonuçlar, bireylerin geçerli yargıları geçersizlerden %28, inanılabilir yargıları ise inanılabilir olmayanlardan %25 farkla, geçersiz ancak inanılabilir olan cümleleri geçerli ancak inanılabilir olmayan cümlelerden anlamlı derecede yüksek oranda doğru kabul ettiğini gösteriyor (Stupple ve ark., 2011).

*belief bias

Düşüncelerimize benzer ya da inanılabilirliği yüksek olduğu için üzerine düşünmeden verdiğimiz kararlar, ürettiğimiz çözümler ya da vardığımız yargılar bize doğru gibi gözükse de aslında öyle olmayabilir. Bir daha düşünün, bu kez yanlışlamaya çalışarak.

Not: Bilişsel psikoloji alanyazınında rastladığım diğer bir bilişsel tarafgirlik olan geri-bakış tarafgirliğine (hindsight bias), sonuç açıklandıktan sonra aslında ben bunun böyle olacağını biliyordum diyenler örnek verilebilir. Aşağıdaki makaleye göz atabilirsiniz.

  • Hoffrage, U., Hertwig, R., & Gigerenzer, G. (2000). Hindsight bias: A by-product of knowledge updating?. Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition26(3), 566.

*Bu yazıda bahsettiğim tarafgirliklerin haricinde daha birçok tarafgirlik mevcut ancak deneysel olarak çalışılıp çalışılmadıklarına dikkat ederek okumanızı öneririm. Ayrıca yanlış karar vermenin bedelinin yüksek olduğu ekonomi ve tıp alanındaki bilişsel tarafgirliklerle ilgili çalışmalar da ilgilenenlerin işine yarayabilir.

 

Kaynaklar:

  • Cosmides, L. (1989). The logic of social exchange: Has natural selection shaped how humans reason? Studies with the Wason selection task. Cognition, 31, 187-276.
  • Epstein, S. (1994). Integration of the cognitive and psychodynamic unconscious. American Psychologists, 49, 709–724.
  • Evans, J.St.B.T. (2003). In two minds: dual process accounts of reasoning. Trends in Cognitive Sciences, 7, 454-459.
  • Fiske, S.T. & Taylor, S.E. (1991). Social cognition (2nd ed.). New York: McGraw-Hill
  • Frederick, S. (2005). Cognitive reflection and decision making. Journal of Economic perspectives, 19(4), 25-42.
  • Heider, F. (1958). The Psychology of Interpersonal Relations. New York: Wiley.
  • Nickerson, R. S. (1998). Confirmation bias: A ubiquitous phenomenon in many guises. Review of general psychology, 2(2), 175.
  • Sloman, S. A. (1996). The empirical case for two systems of reasoning. Psychological Bulletin, 119, 3–22.
  • Stupple, E. J., Ball, L. J., Evans, J. S. B., & Kamal-Smith, E. (2011). When logic and belief collide: Individual differences in reasoning times support a selective processing model. Journal of Cognitive Psychology, 23(8), 931-941.
  • Tversky, A., & Kahneman, D. (1974). Judgment under uncertainty: Heuristics and biases. Science, 185(4157), 1124-1131.
  • Wason, P. C. (1968). Reasoning about a rule. Quarterly Journal of Experimental Psychology, 20, 271-281.
  • Wilkins, M. C. (1929). The effect of changed material on ability to do formal syllogistic reasoning. Archives of Psychology. 16, 83.

Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 10 Mart’ta Başlıyor

Bu yıl 16’ncısı düzenlenecek olan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali için geri sayım başladı. 10 Mart- 10 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek olan festival İstanbul’un yanı sıra birçok farklı şehirde izleyici ile buluşmaya hazırlanıyor. Festival içeriğinde 48 filme yer verilecek ve filmlerin yanı sıra çeşitli sayıda panel, atölye, forum ve söyleşi düzenlenecek.

16. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali kadınları ön plana çıkartan özel yapısı ile izleyicilerin heyecan içinde beklediği bir etkinlik. 16 yıldır birçok film gösterimine imza atan film festivali bu yıl 10 Mart tarihinde izleyici ile buluşacak. 10 Mart’ta İstanbul’da başlayacak olan festival daha sonraki günlerde İzmir, Antalya, Bodrum, Trabzon, Adana, Diyarbakır ve Mersin olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde gösterimine devam edecek.

16. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali geçtiğimiz günlerde Fransız Kültür Evi’nde yapılan basın toplantısı ile tanıtıldı. Festival Direktörü Melek Özman ile Program Koordinatörü Alin Taşçıyan’ın ev sahipliğini yaptığı basın toplantısında, ‘’Kadınlar Neden Film Çek(e)miyor? ‘’ sorusuna dikkat çekildi. Özman ve Taşçıyan, geçtiğimiz yıl Türkiye’de vizyona giren 151 yerli filmin yalnızca 12 tanesinin kadın yönetmenler tarafından çekilmesinin bu soruyu etkileyen asıl etmen olduğunu belirtti.

Kadınlar Ön Planda

16. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali  kadınları ön plana taşıması ile dikkat çekiyor. Bu yılki festivalde birçok başarılı kadın yönetmenin filmlerine yer verilirken, cinsel taciz konusu da ortak bir sorun olarak Türkiye ve Hollywood sinemasında emek veren kadınlar tarafından ele alınacak. Program Koordinatörü Ali Taşçıyan, festivalde gösterilecek filmlerin belirli bir kategoriye ait olmadığını; seçilen filmlerin deneysel ,dramatik ve trajik birçok ögeyi içinde barındırdığını dile getirdi.

Festival Programı

16. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde birçok farklı bölüm yer alıyor. Festivalde yer alan bölümler şu şekilde: 

  • Kadınların Sineması
  • Komşu Komşunun Filmine Muhtaç
  • Kadınlar Vardır
  • Bedenimiz Bizimdir ‘’ Cinsel Taciz’’
  • Cins-iyet-ler
  • Toplu Gösterim: Fiona Tan ve Çocuklara Özel Seans ‘’ Çocuklar Sinemaya’’

Festivalde düzenlenecek özel etkinlikler ise şöyle:

  • Panel : Kendine Ait Bir Cüzdan; Yeni Kuşak Kadın Yapımcılar
  • Atölye: Kısa Film Atölyesi
  • Panel: Film Endüstrisinde Cinsel Taciz
  • Özel Etkinlik: Feminist Bellek; Kate Millett- Şirin Tekeli

Ünlü Fütürist, insanlığın ölümsüzlüğe ulaşacağı tarihi açıkladı!

İngiliz basınına bir demeç veren ünlü fütürist Dr. Ian Pearson, insanlığın ölümsüzlüğe ulaşacağı tarihi açıkladı.

İnsanlık, en geç 32 yıl içerisinde yani 2050 yılına geldiğimizde, en büyük hayali olan ölümsüzlüğün gerçekliğiyle yüzleşecek. En azından ünlü fütürist Dr. Ian Pearson, bunun gerçekleşeceğini iddia ediyor.

İngiliz basınına konuşan Dr. Pearson, 1970’den sonra doğacak çoğu kişinin ölümü tatmayacağını iddia etti. İnsanların bilincini makinelere yükleyebileceğini belirten Dr. Pearson, bilincin korunması sayesinde vücut ölse dahi bir kişinin başka bir bedende yaşayabileceğini öne sürdü.

Benzer bir iddia geçtiğimiz yıllarda Google’ın baş fütüristi Ray Kurzweil’dan gelmişti. ‘2029 yılında tıbbi teknolojiler, kalan ömrümüze her yıl bir yıl daha katacak evreye gelecek’ diyen Kurzweil, beynimizin bir bulut sistemine bağlanıp nano teknolojili tıbbi cihazların bağışıklık sistemimizin yerini alarak dolaşım sistemi hastalıkları gibi sağlık sorunlarının üstesinden geleceğini öngörüyor.

Kurzweil, 2 milyon yıl önce olduğu gibi insan beynindeki ‘frontal korteks’in evrim geçirerek zekileşmesi gibi bir değişim geçireceğimizi, bu andan itibaren bilişsel faaliyetlerin, duyguların, iletişimin çok daha yoğun olacağını belirtti. ‘’İnsanlar arasında daha karmaşık iletişim formları kurulacak, duyguları daha derinden etkileyecek müzik eserleri icra edilecek, mizah anlayışımız için daha komik şakalar yapılacak ve daha duygusal aşklar yaşanacak’’ diyen Kurzweil, giderecek mükemmelleşecek olan insan zekasını tarif etti.
Alıntıwebtekno.com |