Ana Sayfa Blog Sayfa 199

SpaceX BFR projesi hakkında bilmeniz gereken her şey

0

21. yüzyılın dahisi olarak görülen Elon Musk, SpaceX çatısı altında yeni bir girişimi hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Elon Musk’un SpaceX Falcon Heavy roketi, 2018 yılının başında, Tesla arabasıyla başarılı bir şekilde kalktı, engebeli bir iniş gerçekleştirmiş olsa da Dünya’nın etrafında dönen ve manevralarını tamamlayan roket iyi bir uçuş gerçekleştirdi. Bu tüketici endüstrisi için kesinlikle büyük bir haberdi ve gelecek için ilginç gelişmeler vaat ediyordu. Ancak SpaceX şimdilik BFR’ye odaklanıyor.

Elon Musk çılgınca şeylerle uğraşıyor: BFR tam olarak nedir?

BFR, Mars’a gitmek için geliştirilmiş ve özel olarak üretilmiş bir rokettir. SpaceX’in bundan geri adım attığına dair işaretler olsa da, bu ismin “Big F**king Rocket” olduğu varsayılıyor. SpaceX ise roketin isminin “Big Falcon Rocket” olduğunu belirtiyor.

Mevcut BFR hakkında çok fazla bilgi mevcut değil, ancak NASA’nın oluşturduğu herhangi bir roketten çok daha fazla uzun olacak şekilde tasarlandığını biliyoruz. Roket diğer SpaceX roketlerinde olduğu gibi, yeniden kullanılabilir şekilde tasarlandı.

Falcon Heavy ve BFR arasındaki fark nedir?

Falcon Heavy (FH), SpaceX tarafından tasarlanmış ve üretilmiş bir ağır yük fırlatma aracıdır. BFR ise, halen devam etmekte olan bir çalışmadır ve Mars’a ulaşmak için özel olarak tasarlanmış önemli derecede daha güçlü bir rokettir.

Bununla birlikte, iki roketin ortak noktaları da var gibi görünüyor. SpaceX son zamanlarda Falcon Heavy ve Falcon 9’un yanı sıra Dragon uzay kapsülünü de içeren çeşitli roket modelleri üzerinde çalışıyor. Yeniden kullanılabilir booster roket teknolojisi tamamen geliştirildiğinde, diğer roketler, ileride (Falcon Heavy ile iş genişletme potansiyeli olan) daha az kullanılacak. Böylece herkes aslında BFR’yi birleştirecek projeleri bir araya getiriyor.

Musk, Falcon Heavy’in lansmanı sonrası düzenlediği basın toplantısında “Falcon 9 ve Falcon Heavy neredeyse bitti. Blok 5’in (Falcon 9’un şu anki versiyonu) ardından Falcon 9 veya Falcon Heavy ile daha fazla iş yapmayacağız. Dragon ile de büyük olasılıkla Dragon Two’dan (en son kapsül iterasyonundan) sonra çalışmayacağız.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Mars’a böyle bir uçuş gerçekleşirse kaç kişi canlı kalacak?

Mars’ta hayatta kalma, SpaceX’in roket programı kapsamının biraz ötesindedir (ancak Elon Musk’un ne düşündüğünü kim bilebilir?). Bununla birlikte, BFR sadece Falcon Heavy’den daha yetenekli olacak.  Falcon Heavy’in ileride Dünya’da her hangi bir tehlike olduğunda insanların hayatta kalması için kullandıkları, Mars’a malzeme gönderecek otomatik bir tedarik aracı olması planlanıyor.

BFR’ye gelince, hedef, bir uzay gemisine bir roket takmak ve ikisini de uçurmaktır; SpaceX’in düşündüğü şey yaklaşık 10 milyar dolara mal olacak. Bu kapsamda uzay gemisinin, tam donanımlı bir yaşam alanına sahip olacağı, bir güneş fırtınası sırasında yolcuların hayatta kalması için 40 kabin, 1 mutfak ve 1 barınağın olacağı düşünülüyor. Ars Technica, BFR’ın Dünya yörüngesinde başka bir BFR ile bağlantı kurabileceğini de belirtti. Ancak konuşulan tüm bu bilgilerin, henüz teoride olduğunu da söylemeden geçemeyeceğiz.

Projenin uzun vadeli hedefleri nelerdir?

Proje son derece iddialı bir giriş yaptı.  Ancak, SpaceX şimdiye kadar bir dizi engeli aşmış durumda. Bu nedenle hiçbir şey imkânsız görünmüyor. Elon Musk’un BFR hakkındaki çeşitli görüşmelerinde belirttiği gibi üç genel kategoriye bölelim.

Ay: İlk uzun vadeli hedef Ay’a ulaşmak ve onu kontrol etmek olabilir. BFR, birkaç yılda bir Mars uçuşuna hazır değilse, en azından aya gitmeye çalışacağına bahse girmek güvenlidir.

Mars: Mars planı, bu erken dönemde bile, şaşırtıcı derecede ayrıntılı olarak belirlenmiş durumda. İlk Mars uçuşunda, su kaynaklarının ve potansiyel tehlikelerin tespit edilmesi planlanıyor; bu arada enerji santralleri, maden mineralleri vb. Oluşturmak için en iyi yerleri taranmalıdır. İkinci uçuşta, yapıları inşa etmeye ve yakıt rezervleri üretmeye başlamış olan mürettebat kapsanıyor. Bir kere kurulduktan sonra, SpaceX milyonlarca insanı bir Mars yaşam alanına taşımanın nihai bir amacı olan tam teşekküllü bir koloni başlatmayı planlanıyor.

Ulaşım: Yakın gelecekte, BFR’nin en azından Dünya’nın çevresine roket atmasını bekleyebilirsiniz. Musk’un amacı, BFR’yi, yaklaşık 30 dakika içinde gezegenimizdeki neredeyse herhangi bir yere yakınlaştırma imkanı sağlayan bir ulaşım seçeneği olarak kullanmaktır. Artı, bu ulaştırma projesinin erken testleri, tam yörünge testi denemekten çok daha kolay ve güvenlidir.

BFR şu an nerede?

İşler şu an çok güzel görünüyor!  Falcon Heavy’in başarısı çok önemli bir adım ve Elon Musk, şimdilik BFR’nin geliştirilmesinde gaz pedalına bastı, SpaceX ise gelecekteki çalışmalara bağlı olarak farklı projelere devam edebileceğini kabul etti.

SpaceX, atmosferdeki BFR’nin erken prototiplerini test etmeyi planladığında, 2019’da bir sonraki büyük dönüm noktası arayın. Bu testler iyi giderse, 2020’de çok daha heyecan verici bir yörünge testi ve potansiyel olarak 2022’de bir Mars uçuşu bekleyebiliriz. Ve tabi ki tüm bunlar, umut dolu planlar olarak görülüyor.

Alıntıwebtekno.com | Kaynakdigitaltrends.com |

Konak Belediyesi Kadın Yönetmenler Haftası: “Kadın Yönetmenler İlk Filmleriyle İzmir’de”

Konak Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve DESEM ilk filmlerini çeken kadın yönetmenleri İzmir’de ağırlıyor. “İlkler unutulmaz” temasıyla düzenlenen etkinlik, DESEM ve Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde 2-9 Mart tarihleri arasında film gösterimleri, paneller ve söyleşilere ev sahipliği yapacak.

Festivale katılan yönetmenler ve filmleri şöyle: 

Çekmeköy Underground/Yönetmen: Aysim Türkmen
Kasap Havası/Yönetmen: Çiğdem Sezgin
Hemşire/Yönetmen: Dilek Çolak
Beginner/ Yönetmen: Burçak Üzen
Ferahfeza/Yönetmen: Elif Refiğ
Geriye Kalan/Yönetmen: Çiğdem Vitrinel
Yarım/Yönetmen: Çağıl Nurhak Aydoğdu
Deniz Seviyesi/Yönetmen: Esra Saydam, Nisan Dağ


Açılış Filmi:

Onun Filmi/Yönetmen: Su Baloğlu, Merve Bozcu
Yağmurlarda Yıkansam/Yönetmen: Gülten Taranç

11 kadın yönetmenin ilk filmlerinin gösteriminin yanı sıra kadın yönetmenlerin katılımıyla iki panel, bir atölye çalışması ve Meryem Şahin’in Tanrı olmadan Hemen Önce isimli kadın öykülerinden oluşan kitabının da imza günü düzenlenecek.

EGiKAD, Tarkem ve Kentimiz İzmir Derneği’nin de destek verdiği Kadın Yönetmenler Haftası’nda gelecek yıllarda İzmir’de uluslararası bir kadın filmleri festivali  gerçekleştirmenin ilk adımları atılacak.

Uzun yıllardır İzmir’de uzun metraj film festivali olmamasına bir alternatif olarak İzmir’de kalarak burada yıllardır film üretimine devam eden Ragıp Taranç ve Gülten Taranç’ın program direktörlüğünü yaptığı film haftasına, sektörden pek çok kadın yönetmen ve sinemacı katılarak İzmir’de bir uzun metraj kadın filmleri festivalinin alt yapısını oluşturmak için çeşitli görüşmelerde bulunacaklar.

Bakış açımız

0

Hayata bakışımız, onu hangi yönüyle değerlendirmek istediğimiz ile ilgilidir. Toplumun değer yargıları, sosyal ve kültürel değerlerimiz hepsi bizim bakış açımızı etkiler. Fark etmesek de aslında çoğumuz bu değerlerden etkileniyor. Bizden ne bekleniyorsa, o şekilde düşünüp davranıyoruz.

Farklı bakış açılarına sahip olmak, özgün bir ruh ve düşünce yapısı ister. Bardağın boş değil, dolu tarafından bakmaya başladığımızda aradaki farkı anlamaya başlayacağız. Genel yargılarımızı daha çok olumsuzu göz önünde bulundurarak yaparız ki hata payımız azalsın. Böyle olunca da ister istemez daha çok bardağın boş tarafını görmüş oluyoruz.

Örneğin küçük bir çocuğu parka oynamaya gönderdiğinizi düşünün. Eve geldiğinde annesi çocuğa ayakkabılarının temiz olduğunu görünce; “Aferin, uslu çocuk olmuşsun ayakkabıların hiç batmamış!” diye tepkide bulunursa aslında bir şeyleri atlıyordur. Çocuğunu oynamaya yolladı üstü başı derli toplu olarak eve gelmemeliydi. Oysa annenin sorduğu sorular “Ayakkabıların niye temiz senin, hiç koşup oynamadın mı?” ya da “Seni eğlenmen için dışarı yolladım. Sen hiç kumda, çamurda oynamadın mı? Yoksa arkadaşlarınla iyi vakit geçiremedin mi?” olmalıydı.

Annenin çocuğuna yönelttiği sorular arasındaki fark aslında hayata ne kadar kuralcı baktığımızın küçük bir örneğidir. Bakış açısı ile ilgili yakın zamanda okuduğum ve çok beğendiğim bir yazıyı sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Sizce gerçek fakirlik paramızın olmaması mı?

Bir gün zengin bir adam oğlunu kırsal kesime götürüp ona insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek istemişti. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu:

-Yolculuğumuzu nasıl buldun?
-Çok güzeldi babacığım, diye cevap verdi oğlu.
-İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün, değil mi?
-Evet
-Peki ne öğrendin?
-Şunu gördüm, dedi oğlu. Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına kadar gelen bir havuzumuz, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim taraçamız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor. Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi:-Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!

Bakış açısı işte bu kadar etkili bir şeydir. Hayata açılan penceremizi o kadar az aralıyoruz ki, hayatın içerisindeki güzellikleri fark edemiyoruz. Hayata karşı tavrımızı, bakışımızı daha esnek, kuralsız ve yalın bırakmalıyız. Çoğu zaman ne gördüğünüz, nasıl baktığınıza bağlıdır.

Farklı olmak, hayatımızda fark yaratır. Hayat o kadar kısa ki, takmayın kafanıza her şeyi, hayatı akışına bırakın.

!f filmleri Ankara ve İzmir’de!

İş Bankası Maximum Kart’ın ana partnerliğinde düzenlenen 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin yolculuğu şimdi de Ankara ve İzmir’de devam ediyor! Yarın başlayacak ve 4 gün sürecek festival, aralarında “The Death of Stalin”, “How to Talk to Girls at Parties”in de olduğu özel bir seçkiyi Ankaralı ve İzmirli sinemaseverlerle buluşturacak.

İş Bankası Maximum Kart’ın ana partnerliğinde düzenlenen 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 25 Şubat’ta sona eren İstanbul ayağının hemen ardından şimdi de Ankara ve İzmir’e geliyor. Yarın (1 Mart) başlayacak ve Ankara ve İzmir’de aynı anda gerçekleşecek !f İstanbul, 4 Mart’ta sona erecek.

Ankara ve İzmir’de ilk kez!

!f İstanbul kapsamında Ankara ve İzmir galasını yapacak filmler arasında; Isabelle Huppert’e Locarno’dan En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren, “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”a modern ve gerçeküstücü yorum getiren Fransız komedisi “Madame Hyde / Bayan Hyde”; bir baba-oğul ilişkisini eşsiz mizahıyla anlatan ve Ben Stiller’ın performansıyla hayran bıraktığı komedi filmi “Brad’s Status / Brad’in Durumu: Karmaşık”; Venedik’ten “Jüri Özel Ödülü”nü, Toronto’dan da “Platform Ödülü”nü kazanan, incelikli ve melankolik western “Sweet Country / Güzel Ülke”; eski bir Hollywood oyuncusuyla genç bir aktör arasındaki aşk hikâyesini konu alan, Jamie Bell ve Annette Bening arasındaki kimyayla çok konuşulan “Film Stars Don’t Die in Liverpool / Yıldızlar Asla Ölmez”; Amerikan sinemasının yaramaz çocuğu John Cameron Mitchell’ın Elle Fanning, Alex Sharp ve Nicole Kidman’lı kadrosuyla ışıldayan punk filmi “How to Talk to Girls at Parties / Partilerde Kız Tavlama Sanatı” da bulunuyor.

Festival ayrıca, bu yıl ilki verilen !f Yeni Seyirci Ödülü’nün sahibi Emre Erdoğdu filmi “Kar”, Mu Tunç’un “Türkiye’nin ilk punk filmi” olma özelliği taşıyan uzun kurmacası “Arada”, Can Eskinazi ve Deniz Tortum’un birlikte yönettiği “Anadolu Turnesi” ve Nejla Demirci’nin ödüllü belgeseli “Yüzleşme”nin de bulunduğu !f Yeni filmlerini Ankaralı ve İzmirli sinemaseverlerle ilk kez buluşturacak.

!f sürprizi: Bowie belgeseli ücretsiz

!f İstanbul’un Ankara ve İzmirlilere bir diğer sürprizi de, festival kapsamında ücretsiz izlenebilecek “David Bowie: The Last Five Years / David Bowie: Son Beş Yıl” belgeseli olacak. David Bowie’nin ölümünden önce yayınladığı son iki albümü “The Next Day” (2013) ve “Blackstar”ın (2016) yanı sıra kanserle mücadelesini konu alan film, aynı zamanda hastalığı sırasında yapımına başladığı Broadway müzikali “Lazarus”tan da görüntüler taşıyor.

!f kısaları üniversitelerde!

!f İstanbul’un Ankara gösterimleri; Cinemaximum Armada Sineması’nda, İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier Sineması’nda gerçekleşecek. Ankara ayağında ayrıca, Türkiye’den Kısalar bölümünde yer alan 24 kısa film, Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, Cer Modern ve ODTÜ GİSAM’da ücretsiz izlenebilecek.

Tüm öğrencilere !f bileti 2 TL!

!f İstanbul’un geçtiğimiz yıl genç !f’çilere özel olarak başlattığı indirimli gösterim fırsatı bu yıl da devam ediyor. Öğrenci kimliğini gösteren !f’çilere Perşembe ve Cuma günlerindeki gündüz seanslarındaki filmler 2 TL’den satışa sunulurken; İş’te Üniversiteli kredi kartına ya da Maximum Kart sahibi öğrenciler ise aynı seansları 1 TL ödeyerek izleyebilecekler.

!f İstanbul’un Ankara gösterimlerindeki bilet ücretleri ise şöyle:

(19:00 öncesi tüm seanslar)

Tam: 10 TL Öğrenci: 2 TL

Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün

Tam: 21 TL Öğrenci: 18 TL

21:30 – 22:00 seansları

Tam & Öğrenci: 22 TL

İş Bankası Maximum Kartlılara özel avantajlar

Festivalde İş Bankası Maximum Kart sahiplerine özel olarak hazırlanan “Maximum Film” paketleri ile biletlerde %50 indirim ayrıcalığı sunulacak. İş Bankası Maximum Kart sahipleri, “Maximum Film” paketiyle en az 4, en fazla 20 adet festival sinema biletini %50 indirimle satın alabilecekler. Paket almayı tercih etmeyen İş Bankası Maximum Kart sahipleri için de film ve etkinlik biletlerinde ön satışta %20 indirim ayrıcalığı sunulacak.

!f ile arkadaş olun!

Sosyal medyada en çok takip edilen festival olan !f İstanbul ile ilgili güncel bilgileri festivalin Facebook, Twitter ve Instagram, Snapchat ve Periscope hesaplarından izleyebilirsiniz. !f İstanbul’u sosyal medyada @ifistanbul adresiyle takip edebilir, paylaşımlarınızı #if2018, #HayatVar, #ifteizledim ve #ifmaximumda etiketiyle yaparak sohbete katılabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com

17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali

15-25 Şubat 2018 İstanbul

1-4 Mart 2018 Ankara & İzmir

www.ifistanbul.com

ifistanbul.com/blog

twitter.com/ifistanbul

facebook.com/ifistanbul

instagram.com/ifistanbul

106 yıldır anlaşılamayan dünyanın en gizemli kitabını yapay zeka çözmeye başladı!

0

Bilinmeyen bir dilde yazılmış, modern insan tarafından hiç anlaşılamamış bir kitap. Bilim dünyasını karıştırmasına rağmen satırlarında anlatılan şeylerin, gizemli resimlerinin ne ifade ettiği çözülemeyen bir eser. Onu da yapay zeka yazılımlarına emanet ediyoruz.

1404 ila 1438 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen, gizemli yazı ve resimlerle dolu bu kitabın, bulunduğu 1912 yılından bu yana ne anlattığı anlaşılamıyor. Bu vakte kadar bilim dünyasını birbirine düşüren ve şifre kırıcı yazılımları allak bullak eden kitap 240 sayfa, ancak bulunmadan önce 30 sayfasını kaybettiği düşünülüyor.
Voynich el yazmaları, onun bu kadar gizemli olduğunu ilk kez tanımlayan bir kitap satıcısının eline geçince belgelendi. Yüzlerce hassas ve son derece kırılgan sayfaya sahip olan yazmalar, sağdan sola okunan metinler içeriyor. En azından yazının okunma yönüne ilişkin bir fikrimiz var. Çoğu sayfada bitkiler, rakamlar, çıplak insan figürleri ve astronomik semboller bulunuyor. Fakat bu sayfalarda yer alan diyagram ve metinlerin anlamlarına gelince hiçbir ipucu bulunamıyor.

Keşfedildikten birkaç yıl sonra çıkan II. Dünya Savaşı’nda kullanılmış şifre kırıcı bilgisayarlar tarafından analiz edilmeye çalışılıyor, ancak nafile. Uzmanlar kitabın sesli harflerin kaldırıldığı bir yazı sistemi olan anagramlarla yazılmış olabileceğini söylüyorlar. Hatta bazı sayfaların da aldatma amaçlı hazırlanabileceği söyleniyor.

Alberta Üniversitesi’nde görev yapan doğal dil işleme uzmanı olan Greg Kondrak, modern yapay zeka yazılımları için eşsiz bir görev bulduğumuzu düşünüyor. Grad ve öğrencisi Bradley Hauer, bilgisayar bilimcileri ile iş birliği yaptılar. İlk etapta İbranice olarak görünen metindeki harflerin, sabit bir şekilde düzenlendiğini keşfeden bir yazılım geliştirdiler.

Bu metinin düzenini anlamak ve yazılan harfleri keşfetmek anlamında büyük bir adımdı. Açık konuşmak gerekirse bilim insanları, metnin ne anlattığını hala çözememişlerdi. Ancak keşfedilen düzen, daha profesyonel ve geniş çaplı araştırmaların başlatılması için yeterli gözüküyor.

Kaşif yapay zekalar:

İlk adım şifreli metnin dilini bulmaktı. Bu amaçla programlanan bir yapay zeka yazılımı, 380 farklı dili biliyordu. Öğrenen bir yazılım olduğu için bildiği bütün dilleri pekiştirmek amacıyla tek bir metinin 380 farklı çevirisini okudu. Bu metin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ydi. Bu tecrübeden sonra yapay zeka, Voynich’in anlamsız kelimelerine odaklandı. Analizler sonucunda metnin şifrelenmiş İbranice yazıtlar olduğunu belirtti. Araştırmacıların beklentisi sonuç olarak şifrelenmiş bir Arapçaydı, haliyle ekip şaşkına döndü.

Yazılan dili öğrendikten sonra sıra ikinci aşamaya geldi. Metindeki kelimelerin her birinin bir anagram şeklinde yazıldığı anlaşıldı. Yani kelimelerin harfleri gelişi güzel karıştırılmıştı. (Örneğin: WEBTEKNO’nun alfagramı BETWKEON) Metinlerin orijinal bir şekilde İbranice olduğunu kesinleştiren sonuçlarla araştırmacılar, bu anagramları düzeltecek bir yapay zeka yazılımı daha geliştirdiler. Yazılımın görevi, karışmış kelimeleri veri tabanındaki anlamlı İbranice kelimelerle eşleştirmekti.

Son adımda araştırmacılar el yazmasının giriş cümlesini çözmeyi başardılar. Bu cümleyi bilgisayar bilimcisi ve İbranice bilgisine sahip olan Moshe Koppel’e sordular ve kendisi cümlenin tutarlı olmadığını iletti. Anlayacağınız işler gittikçe karmaşık bir hal alıyordu.

Birkaç yazım düzeltmesinden sonra o cümleyi Google Translate bile çeviri yapabildi. Cümlenin anlamı şu şekildeydi:

“She made recommendations to the priest, man of the house and me and people”

(“Rahibe, evdeki papaza tavsiyelerde bulundu, evin adamına ve bana ve insanlara”)

240 sayfalık bir el yazmasının modern yazılımlar tarafından deşifre edilebileceğini her zaman düşünmeyiz. Araştırmacılar Voynich’in henüz tümünü deşifre ettiklerini açıklamadılar. Fakat hangi yöntemle yazıldığı ve şifrelendiği konusu artık bir sır değil.

Yapay zeka, belki de yüz yıllardır devreye giren amatör ve uzman onlarca insanın çabasını bir anda geçersiz kıldı.

Kaynak  | gizmodo.com | Alıntı | webtekno.com |

Mart ayında muhteşem gösteriler Cermodern “Tiyatrosu”nda

3 Mart: SEYİRCİYE SÖVGÜ

Kayhan Berkin’in Solo Performansı 3 Mart’ta CerModern Tiyatrosu’nda!

Yazan: Peter Handke
Uyarlayan & Oynayan: Kayhan Berkin
Afiş Tasarım: Gökhan Kodalak
Yapım: Versus Tiyatro

Hamlet yorumu çeşitli ödül kurumlarınca performans dallarında aday gösterilen ve 22. Lions T.K “Yılın en başarılı erkek oyuncusu” ödüllü Kayhan Berkin’in solo performansı; Versus’un 8. prodüksiyonu “Seyirciye Sövgü” sizleri oturduğunuz koltukta rahat ettirmeyecek!

Öğrenci: 25 TL
Tam: 30 TL

————-

8 Mart: DÜĞÜN

Tek Perde –  Trajedi & Dram 

“Düğün” ya da “Küçük Burjuva Düğünü”, Bertolt Brecht’in ilk dönem tek perdelik oyunlarından biridir. Oyun, orta sınıf bir çiftin düğün yemeği sırasında geçen olayları konu alır. Yemek boyunca küçük burjuva bir ailenin arasındaki ilişkileri izleriz. Bu sayede yazarın asıl işaret ettiği, ailenin içinde bulunduğu toplumun bir yansımasını görürüz. Her şey yüzeyde çok olağan gibi görünürken gece ilerledikçe insanların iç yüzlerinin açığa çıktığını ve bunun ikili ilişkilere nasıl yansıdığına tanık oluruz. Bu basit akşam yemeği toplumdaki gizli saklı kalmış çarpıklıkların adeta dokuz kişiye indirgenmiş bir halidir.

Öğrenci: 25 TL
Tam: 50 TL

———–

9 Mart 2018: EVDEYİM VE YAĞMURUN GELMESİNİ BEKLİYORDUM

Tek Perde 80 Dak. Trajedi & Dram

Fransız Tiyatrosu’nun kendine özgü tiyatro dili ve estetik dünyasıyla ön plana çıkan ‘çağdaş klasik’ yazarlarından Jean- Luc Lagarce’ın çok ses getiren ve birçok dile çevrilen ‘Evdeydim ve Yağmurun Gelmesini Bekliyordum’ oyunu CerModern’de seyircisi ile buluşacak. 

Yıllar önce babasıyla kavga ederek evi terk eden küçük kardeş, kimsenin beklemediği bir anda evin kapısında belirir. Küçük kardeşin geri dönüşüyle birlikte yıllardır onu bekleyen evin kadınları; eski defterleri yeniden açmaya, sırlarını, suçlamalarını, ihanetlerini, her biri tarafından farklı hatırlanan anılarını sorgulamaya başlarlar. Beklenen dönüş kimsenin hayal ettiği gibi olmamış; hem dönen kişi, hem döndüğü yer, hem de bekleyenler değişmiştir. Hayaller yerini yavaş yavaş gerçeklere bırakır. Yıllar süren kendini kandırmacıdan kurtulmanın yeni bir hayata başlamanın ilk adımı, acı verici olsa da bu gerçeklerle yüzleşmek olacaktır.

Yazar: Jean- Luc Lagarce

Çevirmen: Ayberk Erkay

Yönetmen: Erhan Çene

Oyuncular: Ceyda Akel, Burcu Halaçoğu, Çağdaş Ekin Şişman

11 Mart 2018: BİR İDAM MAHKÛMUNUN SON GÜNÜ

Bambu Tiyatro, Yastık Adam oyunundan sonra,  sezona ikinci oyunu olacak olan Victor Hugo’nun yazdığı Ahmet Yapar’ın oyunlaştırıp yönettiği: Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eseri ile devam ediyor. İdam cezasına çarptırılan bir mahkûmun, bu cezayı beş hafta öncesinden öğrenmesi ve bu süre içinde nasıl giderek “insanlıktan çıkıldığını” anlatan eser, tiyatro uyarlaması ile seyirci karşısına çıkıyor. Oyun, idam infazlarını bir eğlence gibi izleyen halkın yanında; adalet, ceza hukuku, ölüm cezaları gibi güncel konuları seyirciye sorgulatarak ve hatta seyirciyi oyuna dâhil ederek mahkûmun yargılanmasını ve idama gidiş sürecini anlatmaktadır. İzleyici, bir mahkeme jürisi gibi oyunda görev almakta ve mahkûmun yargı sürecinde adalet ve idam cezasını tartışmaktadır

11 Mart Pazar günü saat 20.00’de CerModern’de Prömiyerini gerçekleştirecek oyunda Cem Sel, Can Yılmaz ve Ozan Demircioğlu ile Bambu Kültürevi Tiyatro Kulübü görev alıyor.

Sezon boyunca Ankaralı seyircililerle buluşmaya devam edecek…

Yazan: Victor Hugo
Çeviren: Volkan Yalçıntoklu
Yöneten: Ahmet Yapar
Yönetmen Yardımcısı: Ozan Demircioğlu
Afiş Tasarım: Yavuz Karaca
Oyuncular: Cem Sel, Can Yılmaz, Ozan Demircioğlu

Bilet 25 TL

29. Ankara Uluslararası Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması seçici kurulu belli oldu

0

“Ulusal Kısa Film Yarışması” seçici kurulunda akademisyen Prof. Dr. S. Ruken Öztürk, yönetmen Ramin Matin, oyuncu Devin Özgür Çınar, oyuncu Özgür Emre Yıldırım ve karikatürist Emrah Ablak yer alıyor.

Prof. Dr. S. Ruken Öztürk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesidir. Sinema üzerine kitapları bulunan Öztürk, Türkiye’nin ilk hakemli sinema dergisi sinecine: Sinema Araştırmaları Dergisi’nin kurucularındandır ve yayın kurulu üyesidir. Yönetmen Ramin Matin’in ilk uzun metraj filmi Canavarlar Sofrası (2011) Altın Portakal Film Festivalinde, Montpellier Cinemed Film Festivalinde, Ankara Film Festivalinde ödüller aldı. Kusursuzlar adlı filmi Altın Portakal Film Festivalinde “En İyi Film ve En İyi Yönetmen” ödülünü kazandı. Film yurtdışında Busan Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştirdikten sonra birçok festivalde gösterildi. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Hiçbiryerde, Gönül Yarası ve Aile Arasında filmlerinde rol alan oyuncu Devin Özgür Çınar 48. Antalya Altın Portakal Film Festivalinden Geriye Kalan adlı filmle “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”ne değer bulundu. Oyuncu Özgür Emre Yıldırım 18.Uluslararası Eskişehir Film Festivali Ödüllerinde Sarmaşık filmiyle “Yılın Performansı Ödülü”, 48.Siyad Ödüllerinde En “İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü” ve 6. Uluslararası Malatya Film Festivali Ödüllerinde “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü” aldı. Yıldırım Eksik filmiyle Antakya 3.Altın Defne Film Festivali Ödüllerinde “Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu” ve 6. Uluslararası Malatya Film Festivali Ödüllerinde “En İyi Erkek Oyuncu”, 22.Altın Koza Film Festivali Ödüllerinde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerine değer bulundu. Karikatürist Emrah Ablak Avni, Dıgıl, Fos, Parazit, Biber, HBR Maymun, L-Manyak, Lombak, Kemik, Penguen adlı dergilerde çalıştı. L-Manyak’ta çizdiği Psiko ve daha sonra Psiko ile benzer konseptte Lombak’ta çizdiği Tübitak isimli çizgi roman serisi ile popüler oldu. Ablak, Halen Uykusuz dergisinde karikatür köşesi ve Jamal isimli bir bant karakter çizmektedir.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali yarışma ve gösterim başvuruları katılımcıların yoğun ilgisiyle sona erdi.

Bu yıl festivalin Ulusal Uzun Film Yarışmasına 35 film, Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteğine 75 proje, Ulusal Kısa Film Yarışmasına 265 kısa film, Ulusal Belgesel Yarışmasına ise 133 belgesel başvurusu oldu. Ayrıca festivale film, kısa film ve belgesel kategorilerinde toplam 230 uluslararası başvuru yapıldı.

Şiir yazma üstüne deneysel oyunlar

Yazmak söz konusu olduğunda hele ki şiir yazmaksa mesele çokça ilhamdan bahsedilir. Oysa bir müzisyenin bir parça üstüne çalışması ya da bir ressamın büyük ustaların eserlerini taklit etmesi gibi yazmanın da hatta şiir yazmanın da bir de çalışma boyutu vardır. Bu yazı kendi örnekleriyle başka fikirleri beslemek ve biraz da yazmama bahanelerini ortadan kaldırmak için yapılacak bir şeyler olduğunu göstermeyi ummaktadır.

Bir süredir iki haftada bir pazarları toplanıp, seçtiğimiz kitap ve yazarından bahsediyorduk. Şubat buluşmalarımızından birisinin konusunu şiir olarak belirlemiştik. Şiir, üst başlığıyla toplanılacak bir haftanın eksenini belirlemek oldukça zordu. Şiir okyanusun neresinde yüzmeliydik? Bu soruya bir cevap ararken, şiir hakkında konuşmaktansa şiir okumaya karar verdik. Böylece etkinlik: Şiirli Pazar, oldu.

Sadece şiir okuyarak kalabilirdik ama şiir yazmayı da deneyimlemek üstüne yapılabilecek şeyler vardı. Deneysel kolektif şiirler yazmak:

İlk şiirimiz;

Mek Mak Şiirli Pazar Sürrealist İşbirlikçi Dil Olayı Şiiri

“İşbirlikçi Sürrealist Dil Olayı (I)
(İki Ya da Daha Fazla Kişi İçin)
Bir kişi başka bir kimseye göstermeden bir soru yazar; aynı anda başka bir kişi bir cevap yazar; şiir, bu soru ve cevap dizesinden oluşur. Alternatif form: Bir soru: birden fazla cevap; veya tam tersi.
Orhan Veli ve Oktaf Rıfat’ın “Sürrealist Oyunlardan” adlı metni bu tip bir çalışmaya güzel bir örnektir:
O.R. -İstirahat nedir?
O.V. -Bir yağmur bulutudur.
O.R. -Cinsî münasebet nedir?
O.V. -Üç odalı bir evdir.”*

Yukarıdaki alıntıdan esinlenerek ortaya çıktı. Soruları ve cevapları yazıp bir şapkaya attık ve sonra soru/cevap kura çekerek şiiri okuduk.

Mek Mak İşbirlikçi Sürrealist Dil Olayı Şiiri

Durdum, her şeyi mi kabullendin?
Çok kaybetmiş olsak da
Hala bir umut var
Ben buna inanmak istiyorum
Martılar neden yüzme bilmez?
Gece bizi bekliyor
Çiçekler hiç susmadı
Gözlerim uzaktaydı
Yüzüm aynalar içinde kayıp ve kırık

Aşk nedir?
Yumuşak, tüylü, sevgi yumakları
Neden parlar milyonlarca yıldız?
Tesadüflerden anlam çıkarmak kolaydır.
Neydi sevgi?
Yağmuru bile…

Pansumana yaranın hastalığı bulaşmış ise hastalıklı mı sayılır – o da?
Kuru bir sevgi, hiç gözyaşı karışmamış.
Tanrısı olmayan dua mıdır şiir?
Bunun cevabı yok. Soruyorum, o kadar.

Açılışı yukarıdaki şiirle yaptıktan ve bir takım şiirler okuduktan sonra sıra okunan şiirlerden alınan dizelerle bir şiir örmeye gelmişti. Şiirli Pazardan biraz dadaist bir oyun, hep birlikte oluşturulan bir kolaj şiir deneyi:

Bir Takım Şiirler Okunduktan Sonra Mısralar Alınıp Dokunarak Yazılan Kolaj Şiir

Korku ve merakla karanlığın içine baktım uzun süre
Haramı var diye korku verirler
Durmadan yalnızsınız
Mahallenin velediyim!
En fazla bir yıl sürer
Yirmi birinci asırlılarda ölüm acısı

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Bir meyveydi çok çok uykumuza döndük
Bir ağaçtı çok çok uyuduk
Bir koruydu çok çok uyuduk
Bir ormandı çok çok çoook uyuduk uyandığımızda çırılçıplak bir dünya bulduk
Ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârdan
Ekmek vardı
Tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
Bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordum
Bugün Pazar
Öyle değerliymiş ki zaman
hep acele etmem bundan
taşan bir kasedir kadına dolar
Taşıyabileceğinden çok bir bereketle,
Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze*

Yeniden şiirler okuduk ve son deneyimiz bir ya da birkaç dize yazılıp katlanan ve böylece bütün katılımcıları dolaşıp sonunda tamamlanan bir şiirle oldu.

Kapanış Yerine Geçen Şiir

Hep başı boşluktan tüm bunlar,
Oturup burda
Şiir okumalar
Nutuk atmalar…
Varoluş kaygısından
İç sıkıntısından…
Hep aynı sokaktan geçiyorum
Çürük portakal kokuları egzoz kokularının üstünde
Hayatta tutmak istiyor seni doğa
Yürü güzel yürü derde düşürdün beni
Dumansız ateşte pişirdin beni
Madem niyetinde ayrılık vardı
Niye doğru yoldan şaşırdın beni
Tüm düşünceleri dağıtıp, topluyordu
İçinde yağmur yağıyordu biliyordu
Duymuyordu tanelerini
Ama ıslanıyordu, içinde yağmur yağıyordu biliyordu
Özlemdi bizi ayakta tutan
Sevdam biter ben başlarım
Sevdan biter sen başlarsın
Biz biteriz
Gözlerindeki yalnızlık
Bana ait
Bir ey uzakta
Bir el dokunmalık
Parmaklarına sürterken buğdaylar
Koşmalı, hızla,
İçim, içmiş çiçekleri,
Yüzünde beliren sonsuz, gizli
Belki
Zor iş insan kalbine giden yolu bulmak

 

Eğlenceli oyunlar olarak da düşünülebilecek bu gibi alıştırmalarla sözcüklerin çekim gücü hissedilip, her türlü yazma serüveni desteklenebilir.

 

*Bu yazıda, muhtelif dizelerden, Edebi Teknikler ve 72 Yaratıcı Yazarlık Deneyi. Hazırlayan: Alper Çeken. Charles Bernstein’in 72 Deneyi’nden uyarlama, Altıkırkbeşyayınları s.35’den alıntı yapılmıştır.

 

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

Düşünüyorum… Ne çok anlam yüklüyoruz her şeye… Geçenlerde bir arkadaşım davetiye getirdi. Evleniyormuş, liseden beri birliktelerdi. Kınasına da çağırdı. Bir de “Nedimem olur musun, kınamı sen yakar mısın?” dedi. Aman dedim ne olur beni karıştırma. Hiç anlamam ki o işlerden zaten. Ya düşünsene çamur gibi bir şey alıyorsun, avucunun içine sürüyorsun, kokusu da kötü yani. Bekliyor bir müddet… Sonra yıkıyorsun. Turuncukızıl bir yuvarlak çıkıyor altından.

Anlamı:
Gelin oldum diyorsun herkese, daha doğrusu demiyorsun, gelin olduğunu belli ediyorsun. Derin anlamı varmış anlayacağın.
Şarkısı bile var; “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler, annesinin bir tanesini hor görmesinler.’’

Yemek siparişi verir gibi. Soğan olmasın, az pişmiş olsun ama çok çiğ de kalmasın.

Ağlatmadan da örtünü açmıyorlar ha. Gelinmiş çünkü. Hem ağlarım, hem giderim hesabı. Olaya bak.

Ee tabii altınsız olur mu hiç? Kayınvalide var bir tane. Samimi görünen samimiyetsiz sıfat. Otorite de aynı zamanda bu, ağırlığı var. Gelin ondan altın almadan elini açmıyor, kınayı yakamıyorlar. Kârlı iş vallahi. İş bitiyor… Ağlıyordu ya gelin, bir müzik çalıyor hop! Gelin ortada göbek atıyor. Duygu durumuna gel.

Topukları çatlayana kadar oynasın dursun. Gecenin sonunda da ya lavanta kesesi ya da kuruyemiş falan… Tabii şimdi sektör haline geldi artık. Aynalar, rujlar, ojeler falan veriliyor. Lavanta kesesini ne yapsınlar, en kötü
sütyen çekmecesine koyarlar güzel koksun diye.

Bak şimdi en güzel yerine geliyorum olayın. Düğün!

Bu evlilik bir müessese ya, şimdi kutsal da oldu neyse o ayrı konu. Primitif nikah memurları da türedi. Adamın biri diyor; ‘’Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyurdu: Çoğalın, üreyin… Bu yüzden çocukta geç kalmayın.’’

Mottoları tam olarak bu. Sonra devam ediyor; ‘’Evlilik cüzdanını evin reisine veririm ben kusura bakmayın, hanım evin idarecisidir, çekip çevirir ama reisi erkektir.’’ Evlilik oldu mu sana kurum gibi kurum. İdari sorumlusu bile var.
Sonra Allah razı olsun ki muhterem nikah memuru gelini öpebilirsin diyor, izin çıktı hadi iyisin damat.

Düğün dansıydı, 7 katlı pastasıydı mastasıydı derken geliyorsun en heyecanlı bölüme… Takı töreni.

Bak tören diyorum dikkatini çekerim. Basit bir şey değil, her türlü okumasını yaparsın. Törende gelinin takı kesesi, en güvenilir mercihte kalıyor, ya annesi ya da kardeşi falan. Gözetleme kulesi devrede. Kim, ne taktı? Efendime söyleyeyim küçük bir şey taktıysan eyvahlar olsun! Hemen söylenirler. “Ben falancanın kızına nal kadar takmıştım, ayıp be.’’ ya da ‘’Dur ben çeyrek takayım da o da benim düğünümde taksın.’’ Pazarlığa gel… Baksana olay tam da bu. Diyorsun ben evleniyorum, bana altın, para mara takın. Neden? Çünkü evleniyorum.

Kredi çeker gibi…

Şimdi ben bunları böyle anlatıyorum ya, yakınlarım dahil uzaydan gelmişim gibi bakıyorlar. Uzayda kasap havası oynayan olmadığını varsayarsak haklı olabilirler. Neyse altınları da topladık, e hadi artık evli evine, köylü
köyüne. Daha gerdek var.

En başa dön şimdi kırmızı kurdele var ya, onu gelin kendi evinden çıkmadan babası ya da bir aile büyüğü, muhakkak erkek olacak ama, neyse kızın beline bağlıyor. Herkes ağlıyor o an. Noluyor lan? diyorsun. Bekaretin sembolü nar kırmızısı kuşak… Daha önce elime erkek eli değmedi diyorsun, hediye paketi gibisin işte yani kenarlardan bantlı. Gecenin sonunda yine bir erkek çözüyor kuşağı; kocan. Bu da demek oluyor ki sevişeceksin. Daha önce hiç sevişmemiş ki… Hem daha önce hiç sevişmemiş olacak hem de sevişmeyi iyi
bilecek? Suyundan da koyun lütfen. Neyse yattın, kalktın ilk defa hem de, kırmızıydı ya kurdele. Helali oluyorsun adamın kızım. Bir de ilk değilse hassiktir, sürpriz! Damat bey sürpriz seviyordur umarım…

+Hiç bu açıdan bakmamıştım.
-Bakamazsın ki baktırmazlar çünkü.

Namus kızım bu, diri diri toprağa girersin, gık diyemezsin. Biat edeceksin ya da ölüm. Bayağı opsiyonel.

Bunu yaparken de tekbir. ‘’Allahu Ekber.’’ Kurban keserken de derler.
‘Allah tektir, ekberdir, ondan başka ilah yoktur.’ anlamı. Ama slogan olmuş, altı boşaltılmış, bilerek kullanmıyorlar. Yalandan diyelim de adet yerini bulsun hesabı. Kızı kuru kuru gömmeyelim.

Dedim geçen birine, peki güzel kardeşim Allah ilahtır diyorsun anladım, peki Allah yarattıysa, kul kula ömür biçer mi? Ne oldu şimdi? İlahlık sana geçti, alıyorsun ya canını, yaratırsın da belki. ‘’Haşa!’’ dedi. Söyle söyle dedim utanma biz bizeyiz şurada yahu! Nedir bu milletin günahına da sevabına da duyulan öfke, İslam’da çan eğrisi mi var? Teslimiyeti yanlış anlamışlar.

-Pardon, bir kahve alabilir miyim?

Ne diyordum, heh! Tutarsızlık…
Çok tehlikeli. İpe de götürür, ipten de alır. Bak bir kınadan girdik, bilmem neresinden çıktık gördün mü? Şimdi
söyle hangimiz uzaydan, hangimiz dünyadan?

Dance in Berlin in a nutshell; The show must go on

If you are looking for the new art movement of today, look at colors. 25 people on stage, of different colors, with different colors, ages, heights, sizes, voices, interests, dresses… Dj plays 19 famous songs from various times of pop history. Performers are staff members and friends of Volksbühne Berlin, reinterpreted the piece ‘The show must go on’ by enactments according to songs. Audience enjoys so much, laughs all around. So, why not colorful, playful, sincere and from us pieces the 21st century art movement in contemporary dance? This show has been going on for 17 years already. Dj plays La Macarena. 25 performers play it in different ways on one stage, in harmony at the same time by their own intentions to move, stand, look, jump, turn and move on.

‘The show must go on’, by Jerome Bel, Volksbühne, Berlin, February 2018

Concept, director: Jérôme Bel

Performers: Joannis Bacharis, Benedict Breen, Daria Cheremisinova, Vanessa Cocaric, Philip Decker, Celia Garcia Arenas, Marie Goyette, Nuria Höyng, Leane Israfilova, Howard Katz, Julita Le Roux-Cocheril, Andreas Lossau, Stephanie Maher, Reza Mirabi, Ewa Mostowiec, Cathrin Schierenbeck, Marie Schleef, Antje Schulz, Anne Tismer, Koffi Mawuena Tschao, Martin Vella, Ahmed Ziyad

Music by Leonard Bernstein, David Bowie, Nick Cave, Norman Gimbel and Charles Fox, J. Horner, W.Jennings, Mark Knopfler, John Lennon and Paul Mac Cartney, Louiguy, Galt Mac Dermott, George Michael, Erick “More” Morillo and M. Quashie, Edith Piaf, The Police et Hugh Padgham, Queen, Lionel Richie, A.Romero Monge and R. Ruiz, Paul Simon

 

*This writing series is a collection of Müge Olacak during her research in Berlin, 2018.

Photo credit: Volksbühne Berlin