Şehir Hastanesi için yol yapımı gerekçesiyle gece yarısı kolluk kuvvetleri eşliğinde ODTÜ arazisine giren Ankara Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin 4.5 km uzunluğunda yer yer 135 metreyi bulan genişlikte bir orman alanını yok etmesine yönelik tepkiler sürüyor. Yeşil Ankara Platformu, ODTÜ Mezunları Derneği, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Tabip Odası, Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği ile Tarım Orkam-Sen ODTÜ’den yol geçirerek Orman Kanunu’nu ihlal eden Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusu İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Basın açıklamasını yapan TMMOB İKK Sözcüsü Özgür Topçu, “Ormanın talan edilmesi ODTÜ Rektörlüğü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan bir protokole dayandırılmaktadır. Atılan imzaların mürekkebi kurumadan başlatıldığı anlaşılan bu saldırı, hukuki sürecin işletilmediğine dair en büyük kanıttır” dedi.
“Rant uğruna talanı kabul etmiyoruz”
“Şehir Hastanesi’ne gittiği iddia edilmesine rağmen İncek bölgesindeki lüks yapılara çıkan ve çalışmaları devam eden yollar, ODTÜ Ormanı’nın bir parçasıdır” diyen Topçu, şunları söyledi:
“Herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendi arazisinde yer alan tek bir ağacın yerini değiştirebilmek için bile günlerce sürecek hukuki sürece tabiyken, bir gecede 4 bin civarındaki ağacın ormanlık alandan sökülmesi hukuksuzdur! Yapılan bu çalışmalar esnasında Orman Kanunu açıkça ihlal edilmiştir. Bu konuda sorumlu olan ve konunun tarafı olan kurumlar bu noktada açıkça suç işlemiş ya da görevin sorumluluklarını ihmal etmiştir. Bizler, kent yaşamının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için hayati öneme sahip olan ormanlık arazilerin rant uğruna talan edilmesini kabul etmiyoruz. Kentimizin yaşanamayacak bir hale gelmemesi ve bu rant projeleri uğruna yapılan talanların bir an önce son bulması için, bu sürecin çeşitli aşamalarında suçu ya da ihmali olan kurumlar ile ilgili hukuki olarak gereğinin yapılmasını talep ediyoruz.”
Mekan Atölye 4/ Taktiksel Duruş sergisi, sanatçıları kavramsal bir çatı altında bir araya getirmek yerine, sanatçı, mekan ve izleyicinin kullanılan dil ve o dile dair çeşitliğinin doğurduğu ifade zenginliğini bir atölye projesi olarak sunmayı hedeflemektedir.
Genç sanatı kültürel ve sosyal bir deneyim olarak vitrine taşımayı hedefleyen Mekan Atölye sergisi, aynı zamanda genç sanatçının günceli ifade ediş tarzının “taktiksel” arka planını irdeliyor.
Güncel sanatın kuramsal birikim ve düşünsel temelli işlevselliğine olgusal bir perspektiften bakan Taktiksel Duruş sergisi, sanatçının yaşadığı çevreyi tanımlarken kurguladığı müdahale yöntemini ön plana çıkarmayı hedeflemektedir.
CerModern ana galerilerinde gerçekleştirilecek sergi kapsamında her yıl olduğu gibi sergi sunumunun yanısıra farklı disiplinlerden etkinliklere de yer verilecektir; müzik, ses yerleştirmesi, dans ve okumalarla güçlendirilecektir.
Sergilenen işler ve etkinlikler, sunulan metinler bir katalog çalışmasıyla belgelenecek, video ve fotoğraf çekimleri sosyal medya kanalıyla dağıtılacaktır.
Mekan Atölye 4-Taktiksel Duruş sergisi proje yöneticiliği CerModern sanat programları yönetmeni Zihni Tümer tarafından yürütülecektir.
Sergi açılışı sonrası 4 Ekim Çarşamba günü saat 11.00’de Küratör Beral Madra ile ‘‘post-truth’’ kavramı üzerinden bir söyleşi gerçekleştirilcektir.
Bir Belçika işletmesi eski plastikleri güneş gözlüklerine dönüştürmek için 3 boyutlu yazıcı teknolojisini kullanıyor.
Anrwep merkezli şirket w.r.yuma, iddia ettikleri dönüştürülmüş plastiklerden yapılan 3 boyutlu baskılı güneş gözlüklerinin ilk parçasını bu hafta piyasaya sürdüler.
Çöp kovasına koyulmuş araba gösterge panosu, plastik şişeler ve plastik buzdolapları toplanıp ve yeniden hayata döndürülüyor.
Sadece iki küçük soda şişesi bir çift yapmak için yeterlidir.
Üretim süreci, plastikleri parçalamak ve onları diziye dönüştürmeyi kapsıyor. Bu plastik teller daha sonra eritildiği ve tasarıma daldırıldığı 3 boyutlu yazıcı içerisine sokuluyor.
Yapının her parçası ayrı olarak yazdırılıyor ve elle birleştiriliyor.
Kurucu Sebastiaan de Neuborg projenin amaçlarından birinin, küresel olarak harcanan plastik miktarına farkındalık getirirken, sürdürülebilirlik kavramını yeniden markalaştırıp daha ulaşılabilir ve “havalı”bir hale getirmek olduğunu açıklamıştır.
Institute of Scrap Recycling Industries’e göre (ISRI), 2004 ve 2014 yılları arası evrensel plastik üretiminin 225 milyon tondan 311 milyon tona yükselmiştir.
Aynı zamanda bir Eurostat araştırması da bu aynı dönem boyunca Avrupa’da üretilen atıkların sadece %36’sının dönüştürüldüğünü göstermiştir.
En yüksek geri dönüşüm oranlı Avrupa ülkesi Belçika, atıklarının %73.9’ unu yeniden kullanıyor.
de Neuborg, onunki gibi projelerin durumu tamamen değiştirmeyeceğinin farkındayken, çevre için daha aydınlık bir geleceği ateşleyen “hareket başlatanlar’’ olarak etkileyebileceklerine inanıyor.
Atelier Muse,Find Your CallingIstanbul Sanatçı Rezidans Programıkapsamında 2-9 Ekim tarihleri arasında Katar’da yaşayan Pakistanlı görsel sanatçı Neha Maqsood’u ağırlıyor!
Atelier Muse, Find Your Calling Istanbul Sanatçı Rezidans Programı kapsamında resim ve video projeksiyonu ile deneysel çalışmalar yürüten genç bir sanatçı olan Neha Maqsoodçalışmalarını genişletmek üzere İstanbul’a geliyor. Rezidans programı kapsamında, sanatçı Galeri BU’da resim yapma süreci ve o sürecin belgelenmesine odaklanacak.
Zamanın betimlemesi üzerine kurduğu işlerinden oluşan ‘The Series 99’ bu süreçte Galeri BU’da sergilenecek. Sanatçı metin, renk ve kompozisyonla denemeler yaparken, video gösterimiyle bizi resim yapma sürecinde bir gezintiye çıkaracak. Program kapsamında sanatçının üretim süreci ve araştırmasına dair sanatçıyla söyleşi niteliğinde Galeri BU’da 4 Ekim, Çarşamba günü herkesin katılımına açık bir Stüdyo Buluşması etkinliği gerçekleşecek.
Türkiye’nin ilk hareket odaklı rezidans programı, Atelier Muse Find Your Calling Rezidans Programı; çağdaş dans, performans, yeni medya ve yazarlık alanlarında disiplinlerarası bir araştırma, üretim ve topluluk alanı olarak İstanbul’un süregelen dönüşümünün ve yaşayan yapısının merkezinde global bir çerçevede hayata geçiyor. Programdaki sanatçı projeleri, 2017 sonbahar dönemi teması “Find Your Calling Istanbul” etrafında sanatçıların ve projelerinin özel ihtiyaç ve özgün karakterlerine göre özel olarak ele alınıyor. Program, dünyanın en önemli metropolleri arasında yer alan İstanbul’un dönüşümlere en çok şahit olduğu dönemde, dünya sanatçılarının da bu dönüşüme ortaklık etmesini amaç edinerek hayata geçiriliyor.
NEHA MAQSOOD
Katar’da yaşayan Pakistanlı ressam, özgürlüğün çokça rastlanmadığı bir ortamda büyüdü ve bu onun hayatının ve sanatının şekillenmesinde büyük bir rol oynadı. Sanatçı gizleme ve işleme gibi süreçleri renk katmanları ve estetiksel bir formla betimliyor ve eserlerine aynı zamanda video gösterimleri ekliyor. Renk, doku, kompozisyon, uygulama metodu ve yüzeyle deneyler yaparak arastirma sureclerini yurutuyor.
Etkinlik linkleri:
ATELIER MUSE
Yaratıcı ve yenilikçi yöntem ve projeleri ile Türkiye’de sanat alanında ilklere imza atan; çağdaş dans, performans, yeni medya sanatları ve yazarlık odağıyla pazarlama ve sanat danışmanlığı veren Atelier Muse, özel ve kamu sektörleri, sivil toplum kuruluşları ve sanat dünyası arasında bir araştırma, buluşma ve birlikte üretme alanı olarak Müge Olacak tarafından kurulmuş ve çalışmalarını sürdürmektedir.
Atelier Muse, birlikte ürettiği iş ortakları ile, özgün projeleri, Türkiye’de ve global olarak daha geniş kitlelere ulaştırmak üzere bir misyon üstlenerek kişi veya kurumların karakterine özgün, butik projeler üretmektedir. Bu doğrultuda üretilen projelerin, özellikle araştırmaya dayalı, sosyal etki ve etkileşimi ön plana alan, hayatta var olmanın sorumluluğunu aktif bir şekilde üstlenerek ve paylaşarak hayata geçirilir.
Arkadaşlarımızın vejetaryen olmalarını nasıl desteklediğimizi açıklayan, pozitif kişisel hikâyelerimizi okuyun ve aynısını yapmak için bizden tavsiye alın.
Arkadaşlarınızdan birinin vejetaryen olacaklarını açıklamasından iyi çok az his var. Bu kısmen böylesine pozitif bir karar almalarında bir fayda sağlamış olabileceğimiz için – bize gelişmekte olan vejetaryen akım için yararlı olduğumuzu hatırlatır. İster arkadaşlarınızla hayvan hakları ve uygulamalı etik konusunda felsefi tartışmalar yüzünden gece geç saatlere kadar uyanık kalın, ister vegan tişört giyerek mesajı paylaşın, diğer insanların bağlantıyı kurmalarına yardım etmede daha iyi bir yol yok. Diğer kişinin gözlerini vegan olma olasılığına açan her şey iyidir.
Veganlık hayatımın öyle büyük bir kısmı ki, bazen arkadaşlarımın beni “vegan olan” olarak görmelerinden endişeleniyorum. Vegan olmak benim için büyük önem taşımasına rağmen, bu sebepten ara sıra kendimi sessiz kalırken buluyorum. Aynı şekilde hisseden birçok insan olduğuna eminim- arkadaşlarımızın vegan olmalarından başka bir şey bizi daha fazla mutlu edemez, ama ‘nutuk çekmeyi seven vegan’ klişeleri yüzünden görüşlerimizi paylaşmakta tereddütlü olabiliriz. Bunları anlıyorsanız işte size güveninizi artırdığı gibi arkadaşlarınızı vegan olmaya teşvik edecek ipuçları.
“Ben öğrenciyken Glasgow Üniversitesi Vegan Topluluğu ile ilişkiliydim. Katılmak için bir vejetaryen topluluğu arayan Ali ile tanıştığımda birinci sınıf öğrencileri için düzenlenen fuarda sosyal yardım masası yürütmeye yardımcı olmaktaydım. Ona süt peynirinin nasıl bağımlılık yaratıcı olduğunu da içeren bir nutukla vejetaryenliğin neden sonraki adım olduğuna dair bilgi verdim. ’Sadece yap’ tavsiyeme uyduktan sonra Ali bugün hala vejetaryen ve arkadaşım olduğu gibi iş arkadaşım. Yakın zamanda Ali ve ben vegan yıl dönümüne – onun beşinci yılına ve benim onuncu yılıma katıldık.”
Alex Douglas, Vegan Topluluğu Gönüllülük ve Sözleşme Yöneticisi.
1) Neden vejetaryen olduğunuza dair dürüst olun
Bu bazıları için kulağa aşikar gelebilir, ancak bu ilk kez vegan olduğumda mücadele ettiğim bir şeydi. İçten içe kendimle gurur duyuyordum ve kararımdan emindim – ancak bunu diğerleriyle paylaşmada savunmaya geçeceklerinden korktuğum için tereddütlüydüm. Bu olabilirken agresif olarak algılanmadan dürüst olabileceğiniz yollar var. Kendinize ve inançlarınıza odaklanmanıza yardımcı oluyor – “hayvanlara zarar vermek istemiyorum,” ya da “süt endüstrisinin gerçek yüzünü bana gösteren bir video seyrettim,” diyebilirsiniz. Konuştuğunuz her kim ise kendisine bir zamanlar onun durumunda olduğunuzu hatırlatın. Bu onlara kendi ruh hallerinden sizinkine geçmenin mümkün olduğunu gösterecektir- kanıt gözlerinin önlerinde duruyor!
“Bir gün arkadaşım Emma veganlık konusunda bizimle zıt düştü: veganlar hasta olmuyor mu? Diğer ülkelerde ölen insanları umursamıyor musun? Falan filan. İşin eğlenceli kısmı bütün sorularının aslında her besini yemeyi savunanlar için ‘bingo! tablosunun karşılıkları oluşuydu. Delillerle aksini ispatlarken kendisine söylediklerinin komik tarafını sergileyen bingo tablosunu gösterdik. Bundan kendi argümanlarının kökleşmiş sosyal ön yargılardan kaynaklandıklarının ve doğru olmadıklarının farkına vardı ve anında vegan olmaya karar verdi. Artık vejetaryen yemeği sunan her yerde birlikte oturuyoruz.”
Ali Ryland, Web ve Dijital İlişkiler Memuru.
2) Merhametli olun
Veganlık tamamen merhamet hakkında olduğu için bu çocuk oyuncağı olmalı. Bazı insanlar anında zor gerçeklere ve mantığa başvururken bu herkes için söz konusu değil. Bazı insanların vegan olmaları ve hatta vegan argümanlarını anlamaları için zaman gerekiyor. Bize hayvanları kullanmanın iyi olduğunu söyleyen bir toplumda yetiştirildik. Bu tip yerleşmiş bir mesaj genelde bir gecede yok olmaz ve insanlar bu argümanları kabul etmeden ve kendi hayatlarına uygulamadan önce tekrarlanan maruziyete ihtiyaç duyarlar.
Bu sinir bozucu olsa da arkadaşlarımızın hepsinin anında vejetaryen olmayacaklarını ya da deneyip daha sonra bırakabileceklerini kabullenmeliyiz. Eğer yapabilirsek tekrar vegan olmalarına yardımcı olmak için ve vejetaryenliği seven iyi bir vegan örneği olmaya devam etmek için en iyi etkiyi bırakacağız.
“Arkadaşım eğer tofu o kadar sıkıcı olmasa nasıl vejetaryen usülü yemek pişireceğini öğrenmek istediğini söyledi. Bir sonraki gün artan cheesecake’imden biraz alabileceğini söyledim. Ne kadar iyi olduğundan hayranlıkla söz etti, güldüm ve tofu ile yaptığımı söyledim! Bundan sonra Veganuary’ye üye olacağını söyledi ve geriye dönüp bakmadı.”
Sally Murray-Fella, İş Gelişimi Asistanı.
3) İhtiyaçları olan araçları verin
Çoğunlukla insanların vegan olmayışlarının sebebi umursamadıklarından değil, bilgi eksikliğindendir. İnsanlar hala hayvan ürünü endüstrilerinin gerçeklerini duyduklarında şaşırıyorlar. Bu bilgiyi paylaşan insan siz olabilirsiniz ve doğru kararı vermeleri için gerekli olan bilgi ile arkadaşlarınızı donatabilirsiniz.
Veganlık yolculuğunuzda sizi en çok etkileyen gerçekleri ve istatistikleri paylaşın. Arkadaşlarınızı size bağlantıyı kurmanıza yardımcı olan videolara yönlendirin. Gözlerinizi açan belgeselleri önerin. Size geçişi kolaylaştıran basit vegan tariflerini ve ulaşılabilir ürünleri paylaşın.
Arkadaşlarınızı vegan buluşmalarına giderken sizinle götürmek ayrıca harika bir fikir. Bir parçası olmayı isteyecekleri canlı topluluğa kendilerini tanıştırırken muhteşem vegan yemeklerini oburcasına yiyebilirsiniz. Vegan buluşmalarına katılan bir sürü insan henüz vejetaryen değildir ancak yalnızca meraklıdır- yani tam olarak evde hissetmeleri gerekiyor ve ihtiyaç duydukları bilgi ile ayrılmaları gerekiyor.
Arkadaşlarınızın %80’den fazla insanın bir ayı tamamladıktan sonra vegan kalmalarına yardım eden 30 Gün Vegan Sözü’nü vermelerini destekleyin. Bu günlük mail’ler nereden alışveriş yapılacağından hangi bitkinin sütünün kahvede kullanılacağına varıncaya kadar tavsiyelerle dolu. Vegan olmanın ne kadar eğlenceli ve basit olduğunu gösteren içerikleri Facebook ve Twitter sayfalarımızdan paylaşmak her zaman iyi bir fikirdir.
İyi şanslar ve teşekkürler! Paylaştığınız her kampanya veya vegan tişört ile dünyayı biraz daha vegan yapıyorsunuz.
Marie Lu’nun 12 Eylül’de yayınlanan kitabı Warcross: Bir Sanal Gerçeklik Oyunu, biz okuyuculara Onur Kıracı Birler çevirisi ile Yabancı Yayınları tarafından sunuldu. Kitabın kapağı ilgi çekici, Warcross’un kitap boyu okudukça şaşkına çeviren renkli evrenleri ve ustaca örülmüş değişken rollerini yansıtıyor. Zaten kapakta bizi karşılayan “Oyuncu, avcı, hacker, piyon.” sözü bu sanal gerçeklik oyununda rollerin ne kadar kolay değişebileceğini ve bu rollerin sanal gerçeklikle sınırlı kalmadığını da gösteriyor.
#1 New York Times Çoksatan yazarı Marie Lu, bu kitabı yazarken oyun seven kadınlardan ilham almış, kitabın başkarakteri Emika Chen de teknoloji ile arası çok iyi olan ancak iki yakasını bir araya getiremeyen bir kişi. Para kazanabilmek için internette ödül avcılığı yapan Emika, yasadışı bahis oynayan Warcross oyuncularını avlıyor ancak bu işle para kazanmak giderek zorlaştığında, büyük bir risk alarak Warcross Şampiyonası’nın açılış oyununu hackliyor. İstemeden kendisinin oyunun ortasında bulunca, tutuklanacağını düşünüyor ancak olaylar farklı bir şekilde gelişiyor: Oyunun yaratıcısı tarafından Tokyo’ya davet ediliyor ve Warcross’un düşündüğünden daha tehlikeli bir oyun olduğunu anlamaya başlıyor.
Ailesiz, parasız, eğitimsiz
Emika’nın annesi, Emika küçükken kızını ve kocasını terk etmiş, babası ise birkaç sene sonra ölmüş. Maddi yetersizliklerden ve asi bir yaratılışı olmasından ötürü Emika okul hayatına devam edememiş. Ailesizlik, parasızlık ve eğitimsizlik Emika’nın hayatta kendine bir yer bulmasını zorlaştırıyor ve çareyi yapabildiği tek şeyi yaparak para kazanmakta buluyor: Hacklemekte. Hideo ise genç yaşta milyoner olmuş bir girişimci, sanal gerçeklik teknolojisi Nörolink ile teknolojide yeni bir çağ açmış ve bununla birlikte neredeyse herkesin oynadığı Warcross’u ortaya çıkarmış. Bu iki karakteri aklımızda tutalım, çünkü toplumun zirvesine yerleşen ve toplumda ayakta kalmaya çalışan bu iki kişi kitabın evrenini anlamamıza yardımcı olacak.
Hacklemek: İnternette avlanmak
Teknoloji yavaşça insanların becerilerine yetişirken, çoğunluk teknolojinin asla insanların gerçekliğine müdahale edemeyeceğini düşünüyor. Nörolink adı verilen buluş ise insan beyninin gerçeklik algısına karışmak yerine, beyni manipüle ediyor ve ortaya sanal gerçekliğin en inandırıcı halini ortaya çıkarıyor. Teknoloji geliştikçe, kişilerin iş bulmak için daha nitelikli olması gerekiyor ve bu durumda kendini alışılagelmiş bir akademik eğitimle geliştirmemiş olan Emika beklenen üzere işsiz bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki, insanlar artık kafe ve restoranlara gittiğinde hizmeti garsonlardan ya da baristalardan değil, otomatik kasalardan alıyorlar. Emika ise para kazanabilmek için hackerlığı, internet avcılığı olarak kullanmaya başlıyor.
Şablonu bozmak
İnternette yasadışı kumar oynayan insanları gerçek hayatta avlayan ve bunun karşısında para alan Emika, kendisi gibi hackerları yakaladığının farkında, hackerları hackerlara yakalatma durumu ilk olarak burada görülüyor. Bütün bu kovalamacada ürpertici bulduğum noktalardan biri yüz tanıma teknolojisi. Aslında bugün de kullandığımız bu teknoloji, Emika’nın ellerinde bir silah haline geliyor. Toplum içinde şablonu bozan kişileri kolayca ayırt edebiliyor ve bu sayede avcı avını tanıyabiliyor. Aslına baktığımızda Emika da şablonu bozan biri, kendisi gibileri kolaylıkla yakalıyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de bozulan şablonlar dikkatinizi çekecektir.
Warcross nedir?
Warcross, bir sanal gerçeklik oyunu. Kitapta Emika Warcross’u birkaç şekilde tanımlıyor: Aptal bir oyun, bir devrim, dertleri unutmanın bir yolu. Zihinlerdeki karanlıktan kaçma yolu diye nitelendirdiği Warcross’ta, kişilerin avatarlarının onların en harika versiyonu olması şaşırtıcı değil. Sanal gerçekliğin en çekici tarafı da bu sanırım, kendi varlığını olduğundan daha iyi görmek. Bedenen engelli bir genç hareketleriyle büyüleyen bir savaşçı olabiliyor, bu şekilde ailesini geçindirebiliyor. Emika kitap boyunca, ara sıra avcı kimliğinden çıkarak dünyasını tanıtıyor ve bence kitabın evrenini tanımak kitabın en keyifli bölümleri. Çünkü bu dünyada, insanlar hatıralarını kaydedip daha sonra oynatabiliyorlar ve sanal gerçekliği gerçek dünyada deneyimliyorlar.
Son olarak, Warcross sürükleyici. O kadar sürükleyici ki, bir gözümle bir sayfayı diğer gözümle diğer sayfayı okumayı diledim. Çok keyifli ve akıcı, okuduklarınızı gözünüzde canlandıracak kadar renkli bir kitap. Bir süreliğine başka bir evrene sürüklenecek, kitap karakterleri için heyecanlanacak bir fırsat olarak da düşünebilirsiniz. İyi okumalar diliyorum sizlere.
Yeryüzünde yaşam ne zaman başladı? Bu soru, yaklaşık 4 milyar yaşındaki bir kayada karbon bulunmasıyla bilim dünyasında tekrar gündeme geldi. Bilim insanları kayada bulunan grafitin ilk mikroorganizmalara ait olabileceğini düşünüyor.
Gezegenimizdeki yaşam yaklaşık 4 milyar yıl önce ortaya çıkmış olabilir. Bu hipotez, 3 milyar 950 milyon yaşındaki bir kayada karbon bulunmasıyla ortaya çıktı. Kanadalı bilim insanları, ülkenin kuzeydoğusunda rastlanan kayadaki grafit parçacıklarının yeryüzündeki ilk mikroorganizmalara ait olabileceğini düşünüyor.
Bugüne kadarki araştırmalar, yeryüzündeki ilk yaşamın 3 milyar 800 milyon yıl önce başlamış olabileceğine işaret ediyordu. Dünya’nın 4 milyar yıl önce, “geç dönem ağır bombardıman” adı verilen göktaşı ve kuyruklu yıldız yağmuruna maruz kaldığı biliniyor. Zorlu çevre koşulları nedeniyle, ilk mikroorganizmaların bu dönemde ortaya çıkmış olma ihtimali, bilim dünyasında şaşkınlık yarattı.
Kanada, Japonya, İngiltere ve İsveç’ten araştırmacılar konuyu tartışıyor. Bilim insanları bazı karbon yapıların, organik olmayan nedenlerle oluşabileceğine vurgu yapıyor, grafit parçacıklarının tek başına yaşamın kanıtı olamayacağını savunuyor. Okyanusların 4 milyar 300 milyon yıl önce oluştuğu düşünülürse, yaşamın ortaya çıkması için geçen sürenin bir hayli kısa olduğu belirtiliyor.
İzmirli müzik grubu Cumartesi, 8 Martta beraber çalmak isteyen müzisyen kadınlar arıyor.
2017’de kurulan ve 16 Nisan 2017’deki Türkiye başkanlık referandumu öncesindeki süreçte pazar yerlerini gezerek “Hayırdır Aysun” parçalarını çalmalarıyla İzmir’de tanınmaya başlayan Cumartesi, 2018’deki Dünya Kadınlar Günü için düşündükleri bir proje sebebiyle Cumartesi ile birlikte çalmak isteyecek, her beceri seviyesinden enstrüman çalan ve İzmir’de yaşayan trans ve natrans kadın müzisyenlere çağrıda bulunuyor.
Başvurular geldikçe toplantılar yapmaya başlayan Cumartesi grubu, bir yandan yeni başvurularla görüşmelere ve projeye eklemlemeye devam ederken, bir yandan önümüzdeki haftadan itibaren uyum süreci provalarına şimdiden başlayacak.
“Heykel Gözaltında”, “Cumartesi”, “Bay Kapital” gibi kendi bestelerini üretmeye başlayan Cumartesi grubu, 8 Mart 2018 projesinin yanı sıra toplumsal ve bireysel hikayeler anlatacakları beste çalışmalarına da devam etmeyi planlıyor.
PechaKucha Night İstanbul “Yaratıcı Karşılaşmalar” başlığı ile Salon De Creativithe sponsorluğunda yaratıcı ruhu yaşatmayı başaran konuşmacıları ve projelerini sahneye davet ediyor. Bu serinin 3. etkinliği yine çarpıcı sunumlarla yaratıcılık üzerine. 19 Ekim Perşembe akşamı Kaset Kadıköy’de gerçekleşecek etkinliğe giriş ücretsiz. Daha fazla bilgi için ndenizu(at)34solo.com ile iletişime geçebilirsiniz.
PechaKucha Night Nedir?
PechaKucha Night, Şubat 2003’te Klein Dytham Mimarlık’tan Mark Dytham ve Astrid Klein tarafından genç tasarımcıların buluşup ilişkilerini genişlettiği ve işlerini kamusal alanda gösterebildikleri bir etkinlik olarak ortaya çıktı. PechaKucha Night bugün kar amacı gütmeyen bir paylaşım ve iletişim aktivitesi olarak, dünyanın 1500’den fazla kentinde düzenli olarak yapılıyor. PechaKucha sunum formatı fikirlerin 20 saniyelik 20 slayttan oluşan 6 dakika 40 saniyelik görsel bir sunumla izleyiciye etkin bir biçimde aktarılması esasına dayanıyor. İstanbul’daki PechaKucha Night etkinlikleri 34solo tarafından düzenleniyor.
PechaKucha Night İstanbul’da kimler konuştu?
2009 yılında başlayan PechaKucha Night İstanbul etkinliklerinde bugüne kadar yerli ve yabancı 120 konuşmacı sahneye çıktı. Konuşmacılar arasında 25 sunumla mimarlar çoğunluğu oluştururken, 17şer sunumla tasarımcılar ve gösteri sanatçıları onları izledi. Sinema, dijital sanatlar, müzik, moda, fotoğrafçılık gibi yaratıcı endüstrilerin farklı alanlarından gelen konuşmacıların yanı sıra reklamcılar, kültür yöneticileri ve akademisyenler de PechaKucha Night sahnesinde yerlerini aldılar. Yaşları 7-12 arasında değişen çocuklar ise kendileri için düzenlenen ‘Çocuk Olmak’ özel etkinliğinde PechaKucha Night sahnesine ilk adımlarını attılar.
PechaKucha Night İstanbul’u Kimler İzledi?
Her seferinde yaklaşık 150-200 seyircinin ilgi ile izlediği PechaKucha Night İstanbul etkinliklerinde en kalabalık izleyici grubunu mimarlar oluşturuyor. Öğrenciler, sanatçılar, fotoğrafçılar, modacılar profesyoneller ve tasarımcılar da etkinliğin takipçileri arasında.
PechaKucha Night İstanbul’da Neler Konuşuldu?
PechaKucha Night İstanbul izleyicileri iki ayda bir düzenlenen etkinliklerde İstanbul’un yaratıcı endüstriler ile ilgili gündemini yakalama şansını buldular. En yenilikçi tasarımlar, yeni mimari yaklaşımlar, genç yetenekler, moda trendleri, sanatçı inisiyatifleri, sosyal sorumluluk projeleri, internet girişimleri, yeni yayınlar, yeni mekanlar, disiplinler arası projeler keyifle izlenen görsel sunumlarla izleyiciye aktarıldı. Zaman zaman 20X20 sunum formatının sınırları zorlanarak müzikli, oyunlu, sürprizli, interaktif sunumlarla renkli ve eğlenceli anlar yaşandı. Özel gündemlerle düzenlenen etkinliklerde Hollandalı ve Türk mimarlar ‘ Tanrım Beni Baştan Yarat’ başlığı altında İstanbul üzerine birlikte hayal kurmayı denediler. Erivan ve İstanbul’da ortaklaşa düzenlenen iki etkinlikte Erivan-İstanbul arasındaki yakınlaşmalar yaratıcı endüstriler bakışı ile yeniden kurgulandı. İstanbul’un kültür sanat ajandasını belirleyenler ‘Curating İstanbul’ konulu gecede bir araya geldiler. ‘Bir Karakter Yaratmak’ başlıklı etkinlik ise farklı disiplinlerden 10 sanatçının sunumları ile yaklaşık 3 saat süren canlı bir performansa dönüştü.
PechaKucha Night İstanbul nerde yapılıyor?
PechaKucha Night İstanbul açılışını Hayal Kahvesi Bistro’da yapmıştı. Sonrasında geçen 4 yıllık dönem boyunca PechaKucha Night etkinliklerine Yapı-Endüstri Merkezi gönüllü ev sahipliği yaptı. Düzenli resmi etkinlikler dışında Amber Festivali, ArkiParc, ArkiMeet ve Kurye Video Festivali için başka mekanlarda PechaKucha özel etkinlikleri gercekleşti. Daha önce de İstanbul Tasarım Bienali’nde yan etkinlik olarak yer alan ekip ‘Kendi Partini Kendin Yarat’ başlığı ile uzun bir aradan sonra tekrar kulüp ortamına döndü. Milano Salone del Mobile’de diğer PechaKucha şehirleri ile birlikte sunum yaptı. Geçtiğimiz yıl boyunca Tasarım Atölyesi Kadıköy’de düzenlenen PechaKucha Night şehrin yaratıcı kitlesi ile buluşmaya Kaset Kadıköy’ de devam ediyor.
PechaKucha Night İstanbul ne zaman yapılıyor?
PechaKucha Night İstanbul yılda 4 kez yapılıyor. Etkinlik tarihleri ve diğer bilgiler için PechaKucha Night İstanbul Resmi Sayfası’nı ziyaret edebilirsiniz. http://www.pechakucha.org/cities/istanbul
Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu, 2 Ekim Dünya Çiftlik Hayvanları Günü sebebiyle dün (1 Ekim 2017) Kadıköy’de bir video-eylem gerçekleştirdi. Sivil Düşün AB Programının katkısıyla düzenlenen eylem tüm dünyada “Cube of Truth” adıyla gerçekleştirilen hayvan hakları eyleminin Türkiye’deki ilk uygulamasıydı.
1 saat süren eylemde bağımsız aktivistler ile birlikte yüzlerine maske takarak ellerinde tuttukları bilgisayarlar aracılığıyla çevredekilere mezbaha vahşetini sergilerken, çiftlik hayvanlarının maruz kaldığı şiddeti anlatan broşürler dağıttılar.
Herhangi bir sloganın atılmadığı, sadece videoların izletildiği eylem, gazeteci-yazar ve hayvan hakları aktivisti Zülal Kalkandelen’in okuduğu basın açıklamasıyla sona erdi. Açıklamada hayvanlara uygulanan şiddet ve soykırımı sonlandırmanın insanların elinde olduğu vurgulanarak, sömürü düzeninin desteklenmemesi için vegan olunması çağrısı da yapıldı.
Basın açıklaması:
2 Ekim Dünya Çiftlik Hayvanları Günü dolayısıyla, bağımsız hayvan hakları aktivistleri olarak herkesi çiftlik hayvanlarının yaşadığı şiddeti, çektiği acıları düşünmeye çağırıyoruz. Her yıl tüm dünyada milyarlarca hayvan eti için kesiliyor; sütüne, yumurtasına, derisine ve balına el konulmak için sömürülüyor. Acıyı ve sevinci hissetme, yavrusunu koruma içgüdülerine sahip olan hayvanlar, üretim tesislerinde son derece kötü koşullarda esir tutulurken, yaşam hakları ellerinden alınıyor.
Duyarlı birer canlı olan çiftlik hayvanlarının evlerimizde beslediğimiz kedi ve köpeklerden hiçbir farkı yok ama onlara yaşatılan zulmün boyutu tahminlerin çok ötesinde. Çoğu beton zeminler üzerinde toprağa hiç basamadan, gün yüzü bile görmeden, tam bir köle gibi yaşamak zorunda bırakılıyor.
Çiftlik hayvanları, içinde bulundukları fiziksel koşulların korkunçluğunun yanı sıra, duygusal olarak da terörize ediliyor. Hiçbir zaman yavrularıyla bir arada kalmalarına izin verilmiyor. İnekler, süt vermesi için düzenli olarak insan eliyle bedenlerine yerleştirilen boğa spermleriyle gebe bırakılıyor. Bir insan gibi 9 ay gebelik yaşayan inekler, doğurdukları anda yavrularından zorla ayrılıyor. Sütüne el konulan anne inek, büyük bir acıyla günlerce yavrusu için çığlık atarken; buzağı, bir eşya gibi tek başına ayrı bir yere konuyor. Sürekli bir ölüm makinesi işlevi gören bu döngü, anne inek artık doğuramaz hale gelinceye kadar sürüyor ve sonunda anne de buzağı da eti için kesiliyor.
Onbinlerce tavuk, penceresi bile olmayan, ufacık kafeslerde üst üste yığılmış bir halde tutuluyor, hayatları boyunca kanatlarını bir kez bile açamadan öldürülüyor. Yumurta sektöründe erkek civcivlerin bir üretim değeri olmadığından, 1-2 günlük yavrular canlı canlı öğütme makinelerinde ezilerek ya da büyük torbalarda boğularak katlediliyor.
İnsan tüketimi için öldürülen balıkların sayısı tam olarak bilinememekle birlikte, kara hayvanlarından daha fazla. Diğer hayvanlar gibi merkezi sinir sistemine sahip olan balıklar da acıyı hissediyor; avlanma sırasında boğularak ya da zıpkınla bedenleri delinerek büyük bir acı içinde can veriyor.
Arıcılık sektöründe uçup gitmesin diye kanatları sökülen kraliçe arı, artık fazla bal üretemeyen arı grubunun öldürülüp yeni arı gruplarının oluşturulması da hep aynı sömürünün sonucu…
Bizler adalet kavramının sadece insanları değil, insan olmayan duyarlı canlıları da kapsadığını savunuyoruz. Yaşadığımız gezegende hayvan yaşamını güvence altına almak nasıl insana ait bir görev ise, hayvanlar için adaletin sağlanması da insanın sorumluluğundadır. İnsanların ve insan olmayan duyarlı canlıların en temel hakkı yaşam hakkıdır. Bütün duyarlı canlılar, var olma ve işkenceye maruz kalmadan özgürce yaşama hakkına sahiptir.
Hayvanların içinde bulunduğu koşulların sadece iyileştirerek sömürünün devamını sağlayan refahçı yaklaşımları reddediyoruz. Hayvanların insanlara hizmet edecek birer mal gibi görülmesine, bedenleri üzerinden kazanç sağlanmasına karşıyız. Bizler, hayvanların bu gezegende insanlar için değil, insanlar ile birlikte var olduğunu savunuyoruz ve hayvanlara uygulanan sömürüyü, soykırımı desteklemeyin diyoruz.
Çiftlik hayvanlarının yaşadığı şiddete son vermek insanların elindedir. Bu şiddetin bir parçası olmayın; insan, hayvan ve doğa için en iyi yolu, vegan yaşamı deneyin.
Her duyarlı canlı yaşamak ister. Yaşam hakkı, doğuştan gelen bir haktır!