Ana Sayfa Blog Sayfa 371

Alexis: Özgürlüğün gülümseyen ışığı

“Bana göre aynı göz hizasında hâlâ,
sosyalist bir piyanistin parmak boylarının eşitliği
ile polis kurşunuyla devrilen yunanlı anarşist çocuk olmak”
Küçük iskender

 

Atina’yı saran ateş, Eksarhia caddesinde tutuştu. Üç el silah sesi duyuldu. “Kolluk gücü” adı verilen bir karanlık süvari, 15 yaşındaki bir çocuğu, ölümün 2008’nci katından aşağı attı. Yoldaşları, “alnındaki kurşun yarasındaki sönmeyen ateşi“, önce Atina şehrine, sonra tüm ülkeye bulaştırdı. Direniş, tutsaklıktan daha büyük bir bağımlılık yarattı. Üç el ateş sesi duyuldu. Dünya bir kez daha, çocukluğundan vuruldu.

Alex yerde yatıyordu. “Göğüs kafesinden sızan ateş, güneşe batıyor“du. Ülkeyi yerin sonsuz kat dibinden sarsan direniş, onun bedeninin yattığı yerden başlıyordu. Umudundaki ve gülümsemesindeki enerji, yoldaşlarının yumruğunda birleşti. Dayanışmanın en zarif bilekleri, birbirlerine sarılarak güçlendiler. Ayağa kalktılar, hep beraber yürüdüler. Ölümü korkutan yürüyüş, Alex’in kalbinden başladı.

Demokrasi kelimesi, Yunanca “halk” ve “iktidar” kelimelerinin birleşiminden bir araya gelmiştir. Kabaca ”halkın iktidarı” olarak özetlenebilecek doktrin, tıpkı yıllar sonra adında yapılan değişikliklerle pazarlanan türdeşleri gibi, yalnızca isminde bir “eşitlik” sunabildi. Pratiğe asla yansımayan bu “eşitlik” anlayışı, yalnızca belirli bir gruba tanınabildi.

Otorite, farklı adlar ve politik doktrinler ile kendini yeniden üretse de, gençliğe, kadınlara, çocuklara, eşcinsel ve diğer cinsel yönelimlere, farklı etnik kökenlere… Kısacası, ülkedeki egemen kesim haricinde hiç kimseye “eşitlik” sağlayamadı. Devlet ve şirketler tarafından sürekli soyulan halk, “medya” adı verilen, iki yüzlü yalan makineleri ile kandırıldı. Bu ortaklığa karşı çıkanların payına, hep aynı hikâye düştü.

alexis“Şehir yangınlara girdi, şehre ateş lazım!”

15 yaşındaydı Alexis de, Berkin de. Aynı şekilde, aynı yerlerinden vuruldular ve mücadele tarihinin aynı sayfasında düşüldü adları. Birbirlerinin dillerini bilmiyorlardı, hiçbir zaman tanışmadılar. Ama alınlarındaki kurşun yaraları, İstanbul ve Atina üzerinde, Eksarhia caddesi ve Taksim meydanında, geceleri aydınlattı, zaman çizgisinin farklı noktalarından tutulan ışık tanecikleri oldular. Mahkemeler yine aynı iki yüzlülükle, Alex’in katilini “cezalandırdılar”. Hayattan ömür boyu hapse mahkum edilen Alex, gerçek adaleti, ruhunun mücadelenin gök yüzüne ulaşmasından sonra, yine bu satırlarda ve kendisinin de tanımadığı, benim de görmediğim zihinlerde yankılanmasıyla kazandı. “Bir kavganın adsız neferi” olarak başladığı yürüyüşe, yüreğinin ateşinin dalgalandığı bir özgürlük meşalesi ile devam etti.

Kilitlendiğimiz ekranlar, iki ülkede de yalan söyledi. Farklı iki dilde, aynı masallar tekrarlandı, aynı reklamlar ruhu tüketen neoliberal marşları çaldılar, aynı yalanlar söylendi. Gerçeğin kaderi, aydınlık yüzüne inen giyotin darbeleri ile belirlendi. Kara bayraklar açıldı ve sömürünün evrensel cehennemi, dayanışmanın ve dostluğun alevi ile parçalandı. Birbirinden habersiz iki gülümseme, kendileriyle beraber saf tutan diğer silüetler ile birlikte, göğün en ışıltılı göz bebeğinde, yeryüzünü izlediler. Geceyi içen bayrağın gölgesinde, bir şiir okundu ve aydınlığın çocuk yüzü, aynı ifadeyle uyudu.

yalancı hayat yaşıyorsunuz, boynunuzu eğdiniz,
donunuzu indirdiniz ve öleceğiniz günü bekliyorsunuz
hayaliniz yok, sevdalanmıyorsunuz, yaratmıyorsunuz
yalnız satıp alıyorsunuz.
her yerde maddiyat
sevgi hiçbir yerde- hiçbir yerde gerçek
ana babalar nerede? sanatçılar nerede?
neden dışarı çıkıp bizi korumuyorlar?
bizi öldürüyorlar
yardım edin

İmza: Çocuklar

Katledildik, aşağılandık, yakıldık, ötekileştirildik: 2016’da LGBTİQ

“Bugün de ölmedim” misali, “Bu sene de ölmedik!” demek isterdik. Lakin bu sene de LGBTİQ olarak, sırf farklılıklarımızdan (cinsel yönelimlerimiz ya da cinsiyet kimlikleri) dolayı katledildik, aşağılandık, yakıldık, tacize, tecavüze, nefrete ve ayrımcılığa maruz kaldık.

ORLANDO 

“Her yerde direnişe devam Ayol!”

orlandoBu yıl 7’ncisi düzenlenecek olan Pride (Onur) yürüyüşüne hazırlanırken Amerika’dan gelen terör eylemi ile bir kez daha sarsıldık. Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren Daiş (ISIS) vahşeti, bu kez dünyanın öbür ucunda, Amerika’da, eşcinsel erkeklere hizmet veren barda kanlı yüzünü bir kez daha gösterdi. 50 eşcinsel erkeğin katledildiği silahlı saldırıda, 53 kişide yalandı…

*Gökkuşağını solduramayacaksınız: Orlando Katliamı

“Orlando’da öldürülen arkadaşlarımızın, sevgililerimizin katili kim?”

“En sükseli direnişlerimizden Stonewall ayaklanmaları da bir barda başlamadı mı? Önce sistem, devlet ve polis saldırmadı mı barlarımıza? Sahi önce kimdi bizi sevmeyen? Birileri namlularını üzerimize çevirmeden önce, çok önce, kimdi bizi ilk lanetleyen?”

Bugün Orlando’da öldürülen arkadaşlarımızın, sevgililerimizin sahi katili kim? Tanrı mı idi yoksa?

“Bir sürü arkadaşımız öldürüldü, bir sürü dostumuzu bu fobi denen nefret denen illet yüzünden kaybediyoruz. Birileri gelip hiç yere, yok yere katlediyor. Birileri geldi öldüresiye dövüyor. Birileri gelip lanetledi. Birileri evden kovdu. Birileri dalga geçti. Birileri işten kovdu.”

“Örgütlenmezsek öldürülürüz.”

“Stonewall’daki ayaklanmalardan beri yürüyoruz, örgütleniyoruz, sevişiyoruz!

“Bizler yürümezsek, bizler örgütlenmezsek öldürülürüz.
Eksik dersiniz öldürürsünüz!
İbne dersiniz öldürürsünüz!
Sapkın dersiniz öldürürsünüz!
Peki, bizler kimiz?”

 

“Bu bir yaşam mücadelesidir. Ölmek ya da kalmaktır. Yürüyüş hakkımızdır, hakkımızı istiyoruz. Ölmeden, öldürülmeden, saldırıya uğramadan, engellenmeden yürümek istiyoruz! Yürümek istiyoruz!”

“Hayatımızın her alanına gitmiş katil sistem bizi en acılı anlarımızda bile aşağılar. Orlando’da bir katliam olur ve bir yakının belki de yaralı kurtulur, onlarca LGBTİ+ yaralı vardır ve yüzlerce LGBTİ+ dost da vardır hastanelere koşan. Acil kan ihtiyacı için yoldaşına, sevgiline, arkadaşına kanını vermek istersin; ama öyle bir sistemdir ki bu hukuk-bilim-ahlak el ele sevdiğinin hayatını kurtarma hakkını alır elinden. Katille bir kere daha en acılı anında yüz yüzesindir.”

“Eşit değiliz ve daha çok yürümeliyiz!”

“Ölenleri saygıyla anıyoruz ve yakınlarına, hepimize baş sağlığı diliyoruz. Aşk, aşk hürriyet; uzak olsun nefret!”

“Her seferinde derdimizi anlatmamız yıllar sürdü. En temel haklarımız için yıllarca kah isyan ederek kah heteroseksizme  uzlaşarak kah canımızdan olarak mücadele ettik. Heteroseksüellerin bin yıllık haklarının birazını kazansak bile bayram ettik. Peki neden sadece kimliğimiz yüzünden mi?”

“Direnişin ne kadar gerekli olduğuna dün Orlando şehrinde yaşanan katliamdan sonra bir kez daha tanık olduk. IŞİD çetelerinin bizim coğrafyamızda gerçekleştirdiği katliamları biliyoruz. Bu çeteye tırlarla silah taşıyanlar da katliamların sorumlusudur. Dün Ezidi, Kürt, Nusayri, Türkmen ve Hıristiyan toplumlarına yönelen saldırı bu kez dünyanın öbür ucunda LGBTİ’lere yönelmiştir. Her yerde karşı direniş içinde olmaya devam edeceğiz.” 

Tarihin tekerleğinin hep ileri ve iyiye doğru döneceğine inanıyoruz ve bir gün nefretin ve ayrımcılığın biteceğini umut ediyoruz. Bunun için de toplum olarak günahlarımızla yüzleşmeliyiz. İşte 2016 Türkiyesi’nde LGBTİ bireylerin başına gelenler…

milli-gazeteİnsan öldürmek, hele de sırf farklılıklarından dolayı öldürmek, hangi inanca, ahlaka ve demokrasiye sığar?

Bu tehdit dolu afişlerin sorumlularının bulunması için hiçbir hukuki işlem gerçekleşmedi? Çünkü onlara göre, LGBTİQ ahlaksız bireylerdi.

LGBTİQ daverler, ahlaksızca bulunmuş ve gazete bile denemeyecek bir kağıt parçasında, ilk sayfada, eşsinsel bireyleri hedef haline getirmişlerdi.

Alperen Ocakları Başkanı Mican: LGBTİ Onur Yürüyüşünü yaptırmayacağız!

alperen ocaklarindan onur yuruyusune tehditYanında bir grup Alperen Ocakları üyesi olduğu basın toplantısında konuşan Kürşat Mican, LGBTİ’lerin Taksim’de yapacakları yürüyüşün milli değerlere aykırı mahiyette olduğuna dikkat çekerek, “İsmi onur yürüyüşü olan ama aslı ahlaksızlık olan ve toplumun sinir uçlarına dokunan bu tip ahlaksızlıkların normalleştirilmesine, özendirilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Recep, Şaban ve Ramazan gibi mübarek kabul ettiğimiz ayları dillerine dolayarak komiklik yapmaya çalışanlara uyarımız, böyle fantezilerle, milletimizin hassasiyetlerini dillerine dolayarak terbiyesizliğe soyunmasınlar. Manevi değerlerimizi alaya alarak had ve hudutlarını aşanlara Ziya Paşa’nın ‘Nush ile uslanmayanı etmeli tektir tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir.’ veciz beytini hatırlatırız.

Yürüyüşün tertiplenmesine sadece hoşgörü nazarıyla bakarak toplumsal yozlaşmanın ve ahlaki çöküntünün kızlarımıza, oğullarımıza alternatif harflerle yeni cinsiyetler türetilmesine mahal verilmemelidir. Bu, kimsenin özel hayatına yapılan bir tepki değildir. İyiliği emretmek kötülükten nehy etmektir” dedi.

Anlamadığı bir şey vardı Mircan’ın; Recep ile Şaban’ın aşkına kimse karışamazdı. Din dedikleri şey, her gün bizden birer can alıyor. Yaptığımız ne ahlaksızlık ne de günah… Sizin dininiz, bizim devrimimiz ve bizler sevişerek devrim yapacağız. Kanla değil aşkla…

*Eşcinsellerden nefret etmenizin nedeni sizin de eşcinsel olmanız olabilir

Ahmet Yıldız’ın katilleri hâlâ cezalandırılmadı!

Ahmet Yıldız, babası Yahya Yıldız tarafından öldürülmeden önce, ailesinden ölüm tehditleri aldığını savcılığa bildirmesine rağmen, yetkili kurumlar tarafından Ahmet için hiçbir önlem alınmamıştı. Ahmet Yıldız, 2008’de öldürüldüğünde henüz 26 yaşındaydı.

ahmet-yilmaz2008’den beri süren dava, halen sonuçlanmış değil. Ahmet’in hayatı, Zenne filmine konu oldu. Sanılmasın ki unutuldu, sanılmasın ki bu işin peşi bırakılacak!

İstanbul Bakırköy’de, 31 yaşındaki trans birey Buse, bıçaklanarak öldürüldü.

DHA‘nın haberine göre, Buse’yi telefonla arayan arkadaşları cevap alamadı. Buse’nin evine giden arkadaşları, kapıyı defalarca çalmalarına rağmen açan olmadı. Buse’nin hayatından endişe ederek çilingir çağrıldı. Kapı açıldığında Buse’nin cesedi bulundu. Yapılan incelemede, karın, bel ve göğüs bölgesinde 7 bıçak darbesi alan Buse’nin boynunda morluklar tespit edildi, önce bıçaklandığı daha sonra da boğulduğu anlaşıldı.

buseKamera görünyülerinden, eve girerek cinayeti işlediği belirlenen V.A. aranmaya başlandı.

“Ahlaklıların” dünyasında, Buse’nin “ahlaksız” yaşamı fazla gelmişti. Bizden ve hayattan kopup gitti Buse.

2016’nın en sevindirici haberi ise Kemal Ördek’in davasından geldi

Kemal Ördek, kendisine saldırıp tecavüz edip “evini biliyoruz, nasılsa serbest kalırız, sen düşün artık” diyen tecavüzcü sapıklara karşı hukuk mücadelesini yılmadan devam ettirdi.

Kemal Ördek, Ankara’daki evinde tecavüze uğradı, gasp edilmişti. Karakoldaki bir polis memuru; “Şu Lut Kavmi de bir türlü bitmedi ya” diye tepki vermişti. 

kemal-ordekKemal Ördek’e saldıranlar, “Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız, bu ibnenin lafına inanmayın” savunmaları ile serbest bırakımıştı. 

2015’te yaşanan bu olayın hukuki mücadelesini Kemal Ördek, kendisine karşı tehditler ve taciz telefonları devam etmesine rağmen, yılmadan sürdürdü. Davanın sonucu ise yüz güldürdü.

Kemal Ördek’in maruz kaldığı cinsel saldırı davasında, saldırganlar hakkında nitelikli cinsel saldırı, hırsızlık, tehdit, hakaret ve kişinin hürriyetini gasp etme suçlarından ceza verilmesine karar verildi ve sanıklar toplamda 20 yıla yakın hapis cezasına çarptırıldı. Sonucu KaosGL.org’a değerlendiren Ördek, “LGBTİ aktivisti ve seks işçisi kimliklerim üzerinden değerimi küçültmeye çalıştılar ama mahkeme önyargısız davrandı.” dedi.

*Bizim büyük çaresizliğimiz: İki cinsiyetten fazlasını anlayamamak

Kuzey Kıbrıs’ta bilbordlar bir gece bile asılı durmadı.

Kuzey Kıbrıs’ta homofobik bir grup, LGBTİ farkındalık çalışması kapsamında yerleştirilen billboardlara saldırmıştı. Çünkü onlara göre bu bilbordlar ahlaksızca idi. Bir kadın (topumun dayattığı cinsiyet kimliği) başka bir kadınla, bir erkek (toplumun dayattığı cinsiyet kimliği) başka bir erkek ile sevişemezmiş.

kuzey-kibrisBu bilbordlar bir gece bile asılı durmadı…

Yüreğimizi yakan kadın: Hande Kader…

22 yaşında yakılarak öldürüldü. Kimse yine hiçbir şey yapmadı, çünkü homofobik beyinler, kendisi gibi olmayanlara saygı duymayı beceremeyecek kadar küçük ve ilkel!

hande-kader Ahlakınız batsın!

*İstanbul’da transfobik nefret cinayeti: Trans kadın Hande Kader katledildi

Kaynak: KaosGL

Yeni mobil uygulama Kitap Dostum ile kitap takası dönemi

2

Kitap önerileri almaya ve ücretsiz kargoyla kitap takası yapabilmeye imkân veren Kitap Dostum mobil uygulama yayına başladı. Mobil uygulama sayesinde kitap dostları birbirleri ile kitap, yazar veya yayınevleri hakkında görüşlerini paylaşabilecek ve Kitap Dostum Kütüphanesi’nden ücretsiz kitap takası yapabilecek.

Kitap Dostum mobil uygulaması “Paylaşmak Güzeldir” mottosuyla kitap paylaşımını ve kitap okuma konusunda farkındalığı artırmayı hedefliyor. Tematik bir sosyal okuma ağı olan “Kitap Dostum mobil uygulaması, kitap, yazar ve yayınevi beğenilerini dikkate alarak, benzer zevklere sahip okurları buluşturup sosyalleşme imkanı sağlıyor. Uygulama sayesinde kitap severler, üyelik zorunluluğu olmadan bir tık mesafesi uzaklığındaki “Ücretsiz Kitap Asistanı” ile almak istedikleri bir kitabı 275 binden fazla kitap datası arasından anında sorgulayabilecek.

Yeni Kitap Dostum mobil uygulama ile kitap takası dönemi

Kitapseverler, ayrıca Kitap Dostum Kütüphanesinde bulunan popüler ve yeni çıkmış binlerce kitaba kargo maliyeti ödemeden ücretsiz olarak, takas yolu ile sahip olurken, online kişisel kütüphanelerinde, okumak istedikleri, takas etmek istedikleri kitapların beğendiği yazar ve ilgi duyduğu yayınevlerinin listelerini oluşturabilecek. Anlık mesajlaşma özelliği sayesinde kitap dostları birbirleri ile kitap, yazar veya yayınevleri hakkında görüşlerini paylaşabilecek.

Kitap Dostum mobil uygulamasını Apple ve Android marketlerden ücretsiz indirilebiliyor.

Dans Yazım ve Köm-L1 Derneği, Türkiye-Macaristan Dans Yazarları ortaklığını kutluyor

Macaristan, Budapeşte merkezli, L1 Derneği tarafından desteklenen KÖM (Eleştirmenlerin Kendi Kendine Öğrenme Atölyesi) ile Türkiye’nin çağdaş dans ve performans alanındaki ilk “İzleyici Yazar” akademi ve yayın alanı Dans Yazım ortaklığını sunmak ve gelecek dönem planları üzerine konuşmak üzere 17-18 Aralık 2016’da İstanbul’da buluşuyor.

“Var mısın?”

Dans Yazım, Türkiye’nin çağdaş dans ve performans alanında ilk “izleyici yazar” platformu olarak, farklı geçmiş ve deneyime sahip dans yazarlarından oluşan bir komünite oluşturarak, Türkiye çağdaş dans ve performans alanında, sanatçı, sanat merkezi ve izleyici arasında bir diyalog başlatmayı amaçlıyor.

Dans Yazım, herkesin kendi farkını ortaya koyması ve kendi tarzını bulması için farklı yaklaşımları paylaşan ve dans yazılarına görünürlük sağlayacağı web sitesi www.dansyazim.com ile izleyici, eleştirmen ve sanatçılar arasında iletişim sağlayan güncel ve interaktif bir platform olmayı hedefliyor. Bu doğrultuda, Türkiye’de dans yazarlığını geliştirmek üzere bu alanda kişisel veya kurumsal deneyime sahip alanında öncü kişilerle Dans Yazım Akademi kapsamında, atölyeler ve yazılı kaynaklardan faydalanarak beraber öğrenmeyi destekleyici buluşmalar düzenliyor.

Macaristan, Budapeşte merkezli, uluslararası çalışmalar yürüten, Dans Yazarlığı üzerine çalışan öncü gruplardan KÖM-L1 Derneği, Dans Yazım’ın stratejik ortaklarından biri. Bu ortaklığın kapsamı, hedefleri ve dans yazarlığı üzerine konuşmak ve paylaşmak üzere KÖM başkanı ve 13 yıllık eleştirmenlik tecrübesiyle Orsolya Balint, 17-18 Aralık tarihlerinde İstanbul’da olacak.

orsolya-balintOrsolya Balint KÖM ve dans yazarlığı hakkında şöyle diyor;

KÖM, performansların belgelenmesi, fikirlerin formüle edilmesi ve sanatçıya geri bildirim yapılmasının öneminin farkında olarak bir eleştirmen platformunun kişisel bakış açılarından daha fazlasını iletebilmesi anlamında önemli olduğunu savunuyor. Bir diyalog başlatmak ve izlenimleri paylaşmak, kolektif bir yöntemler farklı açılarla düşünme kalitesinin artmasına olanak sağlıyor.

Çağdaş dans alanının böyle platformlara acil olarak ihtiyacı var. İzleyici bir açıklama arıyor ve bekliyor. Aslında bunun bir sebebi de tek yönlü bir eleştirmenliğin getirdiği eksik eğitime maruz kalıyor olmak. Her şey bir yana, uzun zaman önce çoğu çağdaş dans yaratımında terkedilen hikayeleştirmeye duyulan ihtiyaç, algılamaya olanak vermeden bir kabulü belirliyor. Böylece, yeni, gelişen ve olumlu bir dans eleştirmenliği yöntemi yaratmak önemli bir ihtiyaç. Kanıtlamaktan öte sorgulayan, dansın bugünkü durumunu, ‘dans, bugün hangi soruları kendine soruyor?’ sorusunu yönelterek değerlendiren bir yöntem.”

Program:

17 Aralık’ta, Dans Yazım’ın kurucu koordinatörleri Edit Bapcanyova ve Müge Olacak, KÖM Başkanı Orsolya Balint ile beraber dans yazarlığına neden inandıklarını, iş birliklerinin temelini ve ortak hayallerini paylaşmak üzere Mixer’in ev sahipliğinde bir buluşma düzenliyorlar. Dans Yazım’ı birlikte var etmeye ve büyütmeye devam ettikleri mentorleri ve dans yazarlarının tecrübelerini de paylaşacağı bu buluşmaya dans sanatçıları, sanat merkezleri, izleyiciler ve yazmayı seven herkes davet ederek “Var mısın?” diye soruyorlar.

kom-dernegi18 Aralık’ta, Macar Kültür Merkezi ev sahipliğinde gerçekleşecek olan “Dans Yazım ııı – KÖM ile”, KÖM başkanı ve 13 yıllık eleştirmenlik deneyimiyle birlikte Orsolya Balint tarafından yürütülecek. Atölye çalışmasının amacı, dans yazarlığı yolunda fayda sağlayacak pratik ipuçları ve tavsiyeler vermek. Özellikle bireysel güçlü yönler ve yetenekler ile kendi öz dilimizi bulmaya ve buna güvenme üzerine odaklanılacak. Katılımcılar önceden belirlenmiş bir performansı izleyerek kolektif olarak bu performans üzerine izlenimlerini yansıtma ve kendi yazısı üzerine, mentor Orsolya Balint tarafından, bire bir geri bildirim alma şansı bulacaklar.

Dans Yazım ve KÖM ortaklığı, İstanbul buluşmaları, modern sanat mekânı algısına farklı bir yorum getiren, çağdaş sanatın yükselen yeteneklerini keşfeden, özgün sanat eserlerine herkesin ulaşabilmesi amacına hizmet eden Mixer ve İstanbul’un coşkun kültür ortamında ve bütün Türkiye sathında sanat, bilim ve innovasyonun yeni bir mekânı olarak hizmet veren Macar Kültür Merkezi’nin mekân ve değişim programı desteğiyle gerçekleşiyor.

Dans Yazım ııı – KÖM ile” atölyesine çağdaş dans, performans veya bu alanda yazmaya ilgili kişilerin katılımına açık ve bunun için projenin Facebook sayfası “Dans Yazım” üzerinden bir açık çağrı yapıldı. 12 kişinin katılacağı atölyeye başvurunun son tarihi 10 Aralık 2016. Başvurular [email protected] adresi üzerinden kabul ediliyor.

Seksin toplumsal politikası 4: Çıplaklık ve pornografi (III)

Serinin 4. kısmında, bundan önce 2 başlık altında,çıplaklık ve pornografikonusuna değinmiştim. Bu yazıları yazmadan önce de düşüncemi destekleyen kanıtlar bulmuştum, ama yazdıktan sonra yaptığım gözlemler, benden önce de bu konuda kalem oynatanların, ne kadar haklı olduklarını gösterdi. Örneğin, facebook hesabım üzerinden yaptığım ufak bir “deney” (sadece tepki ölçme amacıyla yaptığım için, tam olarak “deney” diyemiyorum), şu an yazmak istediğim düşünceleri doğruladı.

Daha önce anlattığım, çıplaklığın aleni teşhiri ve cinsel tahrik arasındaki bağlantı, içinde yaşadığımız yığının (bir sosyal veya politik bilinç edinememiş kalabalık) içinde boğulduğu tabu okyanusunun debisinden kaynaklanıyor.

Yukarıda bahsettiğim “deney”, daha önce de mizah amaçlı olarak defalarca yapılan bir şeydi. Daha önce yazılan şiirleri ve şarkıları, seksüel göndermeler içerecek şekilde (bazıları zaten içeriyordu ama o göndermeleri daha açık hale getirdim) değiştirmekti. Beni birazcık tanıyan herhangi birisi, o yazdıklarımın mizahi olduğunu anlayabilirdi. Ama bilgisizlik ve art niyet çok yakın akrabalar oldukları için, lincin determinist döngüsü içinde, aynı yerlerde ve aynı şekillerde tezahür ediyorlar, hemen her zaman. Sonuç olarak, verilen tepkiler, şakaya katılmak ile linç etmek arasında gidip gelen bir döngü içinde seyretti. Gözlemlediğim bu ufacık sosyolojik kesit, yığın içinde farklı bir renk olarak yaşamını sürdürmek isteyenlerin, ne kadar zor bir sınav içinde olduklarını gösterdi.

Duygusal ve cinsel ihtiyaçlar, herkes için ortak mefhumlardır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi de bunu gösterir, Freud’unid kavramı da. Bu ihtiyaçların karşılanması ve doyurulması, herkes için eşit dağılmaz. Tıpkı diğer ihtiyaçlarda olduğu gibi. Zaten sorun da buradan çıkar. Bu ihtiyaçların karşılanma olanağı herkese eşit dağılmaz, çünkü bu ihtiyaçlar birer üretim aracı haline getirilmiş, cinsellik dışındaki konularda daarzu nesneleriyaratılarak, tüketim pornografisi canlı tutulmuştur. Çünkü bu ihtiyaçları karşılayan nesneler, birer mülkiyettir.

Mülkiyet “biricik” bir mevcudiyet alametidir ve hem kişinin benliğini kendisinde toplar hem de yaşantının var olması gerektiği düşünülen tüm anlamlarını, kendisi üzerinden tanımlar. Görünmez Komite’nin söylediği gibi, “bu savaş, toplumu yönetmenin farklı biçimleri arasında değil, indirgenemez, bağdaşmaz mutluluk tanımları ve bunlar üzerine kurulu bir dünya için veriliyor” ve mutluluğun, tatminin yarattığı his, içinde yaşamaya terk edildiğimiz sosyolojik beyin işlemcisinde, farklı noktalardaki hormonları salgılatıyor. Daha açık bir ifade ile, mülkiyet hissi bütün ilişkilerimizi ve eylemlerimizi yönetiyor, üstellik bu ilişkilere teoride karşı çıksak dahi, içimizde bıraktığı posa, gerçek uzaklaşma ve karşı koyma eylemlerini imkânsız kılıyor.

Geçenlerde bir haber yapıldı. Bir havayolu şirketinin hostesinin (kişi adı ve benzeri detaylar önemsiz, çünkü zaten binlerce öznesi var bu eylemin) sosyal bir mahalleye dönüşen sitelerde aldığı taciz içerikli mesajlardı konu. Ama haberciliğin diğer kısmını, sadece tüketimin ve ticaretin pornografik yönü üzerinden okuyabilen (çıplaklık ve pornografi ile alakalı ilk yazıda da değindiğim, Baudrillard’ın “Baştan Çıkarma Üzerine” adlı kitabı) yüce medyamız, adı geçen kadının “tahrik edici” görülen fotoğraflarıyla beraber, açıkça fotoğraflar üzerinden haberi okutmak ve para kazanmak amacıyla yayımladığı için, konu sadece bir kadının (aslında diğer örneklere bakarsak, bir insan, bir kedi, bir damacana da olabilir bu) “tahrik edici görüldüğü takdirde”, taciz ve tecavüze maruz kalabileceği yorumları ile karşılandı.

tecavuz-4Bazen bu tabular din kaynaklı oldu (buraya yeterince değinmedim henüz), bazen de çıplaklığın direkt olarak tahrik edici bir eylem olduğuna yönelik. İkisi de aşağı yukarı aynı kaynaktan besleniyor ve aynı nehre dökülüyordu; yığın, tabuları aracılığıyla, kendine benzemeyeni yok etmeye, sindirmeye çalışıyordu.

Cinsel göndermeleri mizahi amaçlı paylaşmak ile vücudun “tahrik edici” görülen yerlerini, uyuşturucu paketi taşıyormuşçasına gizlemeyi tercih etmemek, hemen hemen aynı sonuca ulaşıyor, yığının gözünde; gözlerinde cinsel istek soluyan birer ejderha taşımak. Bugüne kadar bu konuda yapılan yorumlar, çoğunlukla, bu eylemlerin, yapan kişinin seks düşkünü olduğunu göstermeyeceği üzerineydi. Aslında bu doğrudur, bunu yapan kişler, illa seks manyağı olmak zorunda değiller, seksten hoşlanmıyor da olabilirler. Ama hiç sekse yönelik isteğin neden bu kadar ötekileştirildiği ve lanetlendiği üzerine düşündük mü hiç?

Seks ve üreme, bugüne kadar kurulan tüm toplulukların üzerinde en çok düşündüğü birkaç konudan biriyken, neden sekse karşı olan istek veya düşkünlük (aynı kelimenin, bir takım yetilerden mahrum olanlara da verilmesi, yapısalcı bakış için çok yaratıcı bir fenomen olabilir) bu kadar iğrenç görünüyor?

Aslında cevap basit. İsteklerin ve tatmin hissinin aleni temsili, bu isteklere sahip olan kişilerin kişiliğine ve yargılarına göre belirlenir. Örneğin, topluluk içinde herhangi bir özelliğinden dolayı sevilmeyen birinin her davranışı göze batar, alay konusu olur ve iğneleyici bakışların hedefine oturur. Öte yandan, ikinci örnekteki iki yüzlülüğün sebebi, hem bir önceki cümledeki konuyla bağlantılı, hem de tatminsizliğin direkt kendisiyle.

Yığının tatminsizliği, hayal kırıklığı ile birleşir. Bu yığının içindeki erkeklerin çoğu, arzu nesnesi haline getirdikleri (aslında hiç de pornografik bir amacı olmayabilir, herhangi bir şekilde fotoğraf çekilen insanın) kişiye ulaşamayacak olmaları, onlarda tarifsiz bir öfke yaratır. “Türkiye tarihi, hayal kırıklıkları tarihidirdiyen, gözlem gücünü çok beğendiğim kişinin cümlesi, bu durumu da özetliyor aslında.

Tatmin edilemeyen istek, inanılmaz bir öfke ve bunun içinde paket olarak sunulan şiddet ile servis edilir. Bu yığının içinde kadınların da olması, yine kıskançlık ve aynı hayal kırıklığı ile açıklanabilir. Bu hayal kırıklığı, kültür endüstrisinin ve bu endüstrinin etkisindeki yığının onlara dayattığı kalıplara sığmamalarından ve sığmamalarının sebebini, endüstride değil, içinde bulundukları mevcut şartlarda aramalarından kaynaklanır. Kendi amaçları için pornografiyi sürekli kullanan endüstri, tanık bırakmamak için çıplaklığı da suçlar ve kimseyi uyandırmadan, linç mantığının sürmesini sağlayarak, var olan sistemin devamı ve kendi araçlarının aklanması amaçlarının ikisine de ulaşır.

Saldırganlığın en büyük sebebi, hayal kırıklığıdır. Bu yüzden, gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde, psikolojik hastalıklar ve suç oranları bu kadar yüksektir. Bu korelasyon, Türkiye’deki gibi, din ve kültürel tabularla birleştiği zaman, önüne geçmenin her gün daha da zorlaştığı bir linç kültürü ve bu şiddet pornografisine bağımlı insanlar yaratır. Bu insanların mantığı iktidarda (çoğunluğun seçimi olarak kalması) olduğu sürece, o ülkelerdeki politik mücadeleler, liderlik değiş tokuşundan ileri asla gidemez.

Doğu kültürlerinde sosyal değişimlerin bu kadar güç olmasının sebebi, var olan karasal ve şiddetin tanrılaştığı kültürün kurumsallaşmasıdır. Kadınların da, eşcinsellerin de, transların da, hatta bazı hetero erkeklerin de maruz kaldığı linç, yığının düşünce yapısına uymayan eylemleridir.

Çünkü yığın hazımsızdır, çünkü yığın güce ve güçlüye tapar, çünkü yığın, kendisinden olmayan her nefesi ezmeye ant içmiştir.

Seksin toplumsal politikası yazı dizisi:

Gaia’nın yazarları Gaia gönüllülüklerini anlattı: Nasıl da buluşmuşuz böyle güzel!

0

Gönüllülük. Türkiye gibi toplumsal baskının yaygın olduğu coğrafyalarda bir nevi direniş yöntemidir gönüllülük. Hiçbir otoritenin baskısı, isteği, zorlaması ve yaptırımı olmadan kendi iradenle, kendin veya kendine yakın bulduğun insanlarla birlikte hayata geçirdiğin, bir yandan fayda ve katma değer sağlarken bir yandan da dayanışmanın da tadına vardığın bir eylemdir. Bu yüzden Gaia Dergi’de gönüllü yazarlar olması hem bu yayının yayın politikasına birebir uyuyor hem de Gaia’yı bir nevi dayanışma platformu haline getiriyor. Ben de 1 yıldan uzun bir süredir Gaia Dergi’de gönüllü olarak yazıyorum, katkı vermeye, el verip bu güzel birlikteliği, sözlerle görsellerle oluşturulan bu dayanışma, direniş ve farkındalık hattını büyütmeye destek vermeye çalışıyorum. Bundan dolayı çok mutluyum ve umarım bu güzel gönüllülük ilişkisi yıllarca devam eder. – Mete Gürkan

Benim için Gaia’da gönüllük, hayata dair oluşturulmuş kozmik bir evrenin içinde yer almak gibi. Ancak yazarak ve paylaşarak evrenin içindesin… Çok yoğun ve stresli iş günlerimde, kafamı “bir şeyler yazmam lazım” diyerek sürekli dinç tuttuğum, yazmadığımda da sorumluluk duygusuyla panik ve suçluluk duygusuyla debelendiğim, gönüllü bir mazoşizm platformu. – Ezgi Kurt

Hayatta var olmamızın ilk öznesi yazı yazmak, fikirlerimizi beyan etmektir. Gaia’daki gönüllülük: “Özgürlüktür, var olmanın karşılığı, dostluk ve hatta aşktır!” Vahap Halat

Gönülden yapılan herşey dürüsttür. Karşılıksız yapılanlar elbet bi gün gelir seni bulur dedikleri gönülden yapılan her şey sanırım. Yaşama, doğaya, kadına, çocuğa, hayvanlara değer veren ve bunu herkesle temas ettiren Gaia’da gönüllü yazmak,insanlara bunları aktarmak iki yıldır yaptığım en değerli şeylerden birisi. – Dilîn Döğer

Bir yıldır gönüllüsü olduğum Gaia, çeşitli içerik ve sunumlarıyla keyif verici bir oluşum. – Mehmet Semih

Gönüllük başvurusu yaparken umduğunuzdan çok daha geniş bir dünya Gaia. Burada çok şey öğrendim. Hep takip ettiğim bir dergide yazmayı başarıp başaramama konusunda kararsızdım ilk başta. Fakat sonra bu bana çok şey katan dergi, yolu kat etmeme de yardım etti. Gaia, ruhuma da kalemime de iyi geldi vesselam. Zozan Çetin

Hayatımın en tatlı heyecanlarından biri: Gaia için içerik hazırlamak! Ve düşünsenize, tek sebebi; okuduğum yazıları Türkçeye çevireyim ve tanımadığım bir sürü insan da benim okuduklarımı öğrensin; dünyayı, canlıları, doğayı daha iyi ve daha güzel anlasın diye. Üstelik karşılıksız ve beklentisiz… Gaia Dergi gönüllüğü hayatımdaki “iyi ki”lerden biri ve bu oluşumun bir parçası olduğum için çok mutluyum. Gaia Dergi’yi, arka platformda çalışan tüm gönüllüleri ve dergimizi okuyan herkesi çok seviyorum, hepiniz çok güzelsiniz…Gülten Şanlıgençler

Gaia, benim için çok güzel bir tecrübe oldu ve bana bir şeyler katmaya devam ediyor. “İnsan ne için yaşar?” sorusuna bir cevap niteliğinde bana kalırsa gönüllülük. Yani gönülden yapılan her iş size büyük bir zevk veriyorsa şayet o yoldan ayrılmak da pek mümkün olmuyor. Gaia’da iyi ki gönüllü yazarlık yapıyorum; bu sayede birçok şey öğrendim. Çok güzel insanlarla tanıştım. Düşünün ki matbu olarak ya da internet ortamında takip ettiğin bir derginin içeriğinde yer alıyorsunuz, bu o kadar güzel bir duygu ki! Çok klişe gelecek ama anlatılmaz, yaşanır. Sözün kısası, Gaia’da olmaktan çok ama çok mutluyum ve iyi ki bu ekibin bir parçasıyım. – Pelin Güloğlu

Aslında Gaia için neden gönüllü olduğum hakkında en ufak fikrim yok, ama neden devam ettiğim hakkında birazcık da olsa var. Hiç tanımadığınız onlarca insanın ortak hassasiyetler çevresinde kolektif olarak ürettiği ürünler, fikirler yaşadığımız bu dünyanın daha iyi bir yer olabilmesi adına inanılmaz umutlar var edebiliyor. İnsanların başka bir dünya adına daha fazla bir araya gelebileceği ve birlikte üretmenin bilincine varabileceği daha fazla imkân olması dileklerimle… – Gökhan Yıldırım

Tam olarak, 20 ay 5 gündür Gaia ailesine dahilim. Aile diyorum, çünkü bu oluşumu daha iyi tarifleyecek kelime bulamıyorum. Günbegün büyüyor üstelik ve aramıza katılan her canımızın bu denli samimi ve güzel olması, bu denli duyarlı insanların birarada üretiyor olması gerçekten inanılmaz. Düşünsenize bir işin gönüllü bir yerinden tutuyorsunuz ve karşılığında kocaman bir aileniz oluyor. Umutsuz olmaya dair ne varsa yakıyoruz birlikte. İyi ki…  – Sevcan Karadağ 

Gaia’nın fikirlerimi paylaşabileceğim ve ifade edebileceğim bir alan olduğunu okuyucuyken de hissediyordum, burda yazmaya başladığımdan bu yana da hissediyorum. Önerilerimi açık fikirlilikle destekleyen bir iletişim içinde yaşadığım için şanslı değilim de neyim acaba? Gaia ile beraber hayatımda güzelleşenler, gönüllü olarak yazdığım zamanlardan daha fazla. Bu güzelliği paylaşmak, hepimize daha da güzel zamanlar getiriyorken tabii ki bu etkinin bir parçası olduğum için şükrediyorum! Müge Olacak

Değişim ve dönüşüm, öncelikle entelektüel mücadele alanlarında yaratılır. Gerekli enerji, düşünceleri, dünyayı mutluluk tanımları üzerine kurmak için oluşturulan kolektiflerde birikir. Gaia, bu çerçeveye en güzel uyan kolektiflerden birisi. Buradayım, çünkü dostluğun ve dayanışmanın, duygusal ve entelektüel gücünü seviyorum ve burada hissediyorum. – Yusufcan Artural

Bir yavrumuz gibi adeta Gaia. Gönüllü bir oluşumdan beklenmeyecek performansı gösteriyor ve her geçen gün birbirinden çok farklı binlerce insanın buluşma noktası haline gelerek daha da büyüyor. Yaklaşık 300 gönüllüsüyle Gaia, sağlam odaklar çevresinde genişliyor. Herkesin farklı hayalleri olabilir ama dostluğumuz, hak odaklılığımız ve bir şeyleri değiştirebileceğimize olan inancımız ve umudumuz ortak. Siyasetler, büyüme şekilleri, yaşam yerleri farklı olabilir, ama eğer Gaia’da gönüllüyseniz dostsunuzdur. Bana çok büyük dostluklar kazandıran, yaşama bakış açımı netleştiren ve hatta bu zamanlarda yaşamamı sağlayan Gaia’ya ve canım Gaialılara teşekkürler!  – Gamzegül Kızılcık

Toplumdan tiksindiğim için yazıyorum. – Olcay Gazabi

Popüler kültür, pembe dizilerliye, yarışma programlarıyla, sözde “reality” showlarıyla ve uyku hapı filmleriyle algımızı boşaltmak için uğraşırken bizlere bir şeyler katabilecek, farkındalığımızı arttırabilecek kaliteli yapıtları sizlere tanıtma fırsatı yakalamak adına gönüllü olarak Gaia’da yazmaya başladım. Gerek bağımsız sinema örnekleri gerekse belgesel türünde paylaşımlarla sizlere farklı bir izleyici bakış açısı sunmak istedim. Yanı sıra farklı yaşamlarımız olabileceğine olan inancım içinde yazdım Gaia’da; Sistemin dışına kaçmayı başarmış yolteperleri anlatmaya çalıştım. Ara ara da okuduğum kitaplardan birini önerdim sizlere. Şikayet etmektense bir şeyler yapabilmekti gönüllü yazarlık. Bugün baktığımda iyiki Gaialıyım diyebiliyorum.  – Nuh Mehmet Topaloğlu

Gaia Dergi ekibinde yer almak, topluma yönelik çok keyif aldığım bir hitap şekli; 1 yazdığımın 10 olarak okunduğu birlik hâli. Nitekim ben de toplumun içindeyim ve okumak istediklerimi yazıyorum. Teşekkürler Gaia. Gözde İyibozkurt

Sıradan bakılan olayları sıradışılığa yüceltmiş bir dergi. – Şerivan Tutuş

Gaia Dergi’de yaklaşık dört aydır çalışmaktayım. Son bir ay içersinde kimi sıkıntılar dolayısıyla dergi adına pek bir şey yapabilmiş değilim. Dergiyle nadiren ilgilenebiliyor olmamla beraber, içimde kocaman bir boşluk oluştu. Bunun sebebi yalnızca yazılacak, çevrilecek, düzeltilecek onlarca güzel yazının varlığı değil; aynı zamanda aile olarak gördüğüm bu ekibi boşlamışçasına bir hisse bürünmemdi. Bir insan gönüllü çalıştığı bir yerde bunları hissedebiliyorsa kendisi adına doğru olanı bulmuş demektir. Umuda en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde Gaia ekibi, insana bol miktarda umut aşılıyor. – Alisa Candan Karsu

Yazmak zorunlu bir görev olarak değil de severek yapıldığında ortaya güzel işler çıkıyor. Bir nebze bile olsa yazdıklarımızla farkındalık yaratmak ise işin en güzel karşılığı! Gönüllü Gaia ailesi de bu işin en güzel örneklerinden.  – Bedia Ayanoğlu

Tüm özgürlük alanlarının sınırlandığı bir ülkede, düşüncelerimi sınırlamadan ifade edilebildiğim, Gaia Dergi’ye gönülden bağlı olmanın mutluluğunu her gün yaşıyorum. Yusuf Sinan Sezer

Üzerinde bizlere yaşama imkânı sunan bu biricik gezegene varlığımızın artık tehdit haline geldiği şu günlerde değişime bir yerlerden aslında öncelikli olarak kendinden başlayanların oluşturduğu bu platformun adıdır Gaia. Herhangi bir kazanç elde etme gayesi olmayan tek temennisi daha yaşanabilir bir gezegen ve daha katlanılabilir koşullar olan bu oluşuma gönül veren herkesin akıllarından öpüyorum. Tabiat ananın çocukları olduğunun farkında olanların birlikteliğine hoş geldiniz.  – Kadir M. Ersoy

21. Yüzyıl dünya için birçok kırılıma tanıklık ediyor. Küresel savaşlar hızla devam ederken, sınıfsal mücadele, paranın, merminin ve mezalimin her türlü gücü eli tuttuğu bir devirde hiç olmadığı kadar önemli bir noktada yerini sağlamlaştırıyor.

Bu zalimce sürecin ezip geçtiği toplumlar ayakta kalmayı direnişle mümkün kılabiliyor. Amerika’dan Türkiye’ye, Güney Amerika’dan Ortaoğu’ya ezilen halklar mücadelesini farklı alanlarda süratle sürdürüyor.

Tüm bu zulmün altında, göçmen, LGBTİ, ekoloji, insan, hayvan, kadın ve çocuk problemlerinin daha güçlü seslerle konuşulduğu bir medyaya hakların duyurulmasında ve alternatif bir hayatın, başka bir dünyanın mümkün olabileceğini söylemek için her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Gaia Dergi de tüm bu konuları görev edinmiş, bağımsız bir şekilde ayakta kalan, dünyayı takip eden, dünyayı bütünlüğü ile gören bir kaynak olarak yanı başımızda duruyor. Sınırlı, hatta neredeyse hiç olmayan maddi kaynaklarıyla, binlerce insana anlık olarak ulaşıp üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor.

Böyle bir ekibin parçası olmak, hele ki en önemlisi olarak bunu gönüllülük esasıyla yapmak, bir göçmen hikâyesini görmek, bir çocuğun elini tutmak, bir hayvanın sesi olmak demek. Sesimizi büyütmek ve geleceği daha umutlu görmek adına Gaia’ya dört elle sarılıyorum.

İyi ki var! Burak Abatay

Çeşitli sebeplerden dolayı Gaia Dergi’de eskisi kadar yazamasam da Gaia ailesinde gönüllü olarak bulunmak beni mutlu hissettiriyor. Yüzümüz hep doğanın eşsiz güzelliklerine baksın ki önemini hiç unutmayalım.Bahadır Cebeci

Öncelikle Gaia’ya teşekkür etmek istiyorum, bana kendimi ifade etme, ilgilendiğim konularda paylaşımlar yapabilmeme alan açtığı için. Hepimiz bu platformda bir karşılık beklemeden yer alıyoruz. Ve bu sebeple de bizimle olan herkese çok minnettarım, vakitlerini ayırdıkları için. 1 sene önce yaklaşık olarak bu günlerde ben de bu güzel hareketin parça oldum. İlk günümde heyecanlı bir şekilde ne yapacağımı nasıl yazacağımı anlamaya çalışıyordum. İlk yazımda, cevizle ilgili bir şeyler yazacaktım. Yazımdaki şimdi bana saçma gelen bir sürü hatamda o kadar güzel geri bildirimler aldım ki, işte o an kendimi geliştirmek için ne kadar çeşitli olanaklara sahip olduğumu da anladım. Sonrasında ise daha fazla anlamaya, anlatmaya başladım.

Ve yine hepimizin gönüllü olarak bu çabayı sarf etmesinin iki motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyorum. İlki yazar kadrosunda herkesin her konuda birbirine karşı anlayışlı ve yardımsever olması. İkincisi ise, kendimizce üzerinde emek vererek meydana getirdiğimiz ürünlerin birilerin ulaşabileceğini bilmek. Bu platformda elimden geldiğince var olmaya devam edeceğim, etmeliyiz. Çünkü biz bütün dünyayı çok seviyoruz. Sizi seviyoruz. Büşra Tenik

Sağlıklı ve ekolojik bir yaşam ve kültürel sanatsal değerler için emek veren bir dergide gönüllü yazarlık yaptığım için çok mutluyum. Rojda Bakan

Doğayı ve insanı koruyacak bilinci oluşturan bu topluluğun bir parçası olmaktan çok mutluyum! Heval Deniz Önal

Gaia’da gönüllü olarak yazmaya başladığımdan beri çok fazla insanla tanıştım ve çok güzel yorumlar aldım. Dergi bünyesinde bulunmak ve dergideki diğer güzel yazarlarla birlikte olmak geleceğe dair umudumu arttırıyor. Kendim olarak hissettiğim için ve kendimi ifade edebildiğim bir dergide yazdığım icin çok mutluyum. Ticari bir amaçtan uzak olan bu yeşil dergiye, yazdıklarımızla insanlara ulaşabilme imkânı tanıdığı için teşekkür ediyorum. Emine Tanır

Yeni bir dünya yaratma yerine, sahip olduğumuz dünyayı güzelleştirmemizi sağlayan bir dergide yer almanın güzelliğini her daim hissettim. Gaia dergi, bu karanlık dünyada bir ışık olmamı sağladı. Umut, hepimizin ellerinde tekrar tekrar tomurcuklanarak yeni doğuşlar gerçekleştirmeye devam ediyor. Doğanın içinde yeniden doğan çocuklar gibiyiz. Önümüzde yeşillerle dolu çayırlar var. Hem koşuyoruz hem de etrafımızı renklendiriyoruz. Gaia’da bir renk olabilmek bir dansa eşlik etmek kadar keyif verici. Bu dans hiç bitmesin. Renkler bizim geleceğimiz olsun. Selma Cengiz

Gaia’da hayalini kurduğum evrenin oluşması için yazıyorum, böyle kendimi çok iyi hissediyorum. Kevser Başkara

Her şeye sıfırdan başladığım noktada Gaia ile tanıştım. Benim en güzel başlangıcım oldu. Bu nedenle yaşasın Gaia! Funda Diken 

Gaia’da gönüllülükle yazmaya başladığım günden beri hayatımdaki bir çok şey değişti. Daha önce yakın olmadığım konulara daha yakın hissetmeye başladım kendimi. Bir sürü insan tanıdım. Hem de çok güzel insanlar. Ülkedeki bir sürü kısıtlamaya rağmen bir görüşün arkasında tırsmadan duran ve sonuna kadar bunu savunabilecek birçok kişi girdi hayatıma. Gaia çok güzel. Sen de gelsene. Kadir Demiray

***Başlık görseli, gönüllü çizerlerimizden Oğuzhan Kodalak’ın Gaia Dergi’yi betimlediği çizimidir.

Periyodik tablonun 7’nci sırası tamamlandı: Dört yeni element daha !

1

Periyodik tablo artık biraz daha büyük. Uluslararası Kimya Kuruluşu periyodik tablonun değiştiğini duyurdu.

Kimyasal elementlerin sınıflandırılması için geliştirilen “Periyodik Tablo”ya dört yeni element eklendi, bu ekleme sonucunda güncellenmiş tablo pek çok eğitim kurumuna gönderilmeye başlandı. Yakın zamanda bulunan bazı elementlerin isimleri de kesinleşti.

Geçtiğimiz Aralık ayında 113, 115, 117 ve 118 atom numaralı dört yeni element periyodik tabloya eklenmişti. Uluslararası Saf ve Uygulamalı Kimya Birliği Haziran ayında “resmi” isimleri ortaya koyana kadar bu dört elementi geçici olarak ununtrium, ununpentium, ununseptium ve ununoctium olarak isimlendirmişti.

Japon bilim insanları tarafından keşfedilen nihonium adını Japoncadaki Güneşin doğduğu toprak isimli kelimeden, moscovium adını Rusya’nın başkenti Moskova’dan, tennessine ABD’deki Tennessee eyaletinden, oganesson ise Rus nükleer fizikçi Yuri Oganessian’dan aldı.

Elementi bulan ekibin başında bulunan Kosuke Morita, “Japonya ve Asya’nın ilk kez bulduğu element, periyodik cetvelde kendine bir yer bulacak ve insanlığın entelektüel bir varlığı olacak” dedi.

Dünyadaki fen bilgisi öğrencileri tarafından sıklıkla kullanılan periyodik tablo, atom numaralarına göre kimyasal elementleri düzenlemekte kullanılıyor.

Bilim biliminin evrenselliği

Kuzey Carolina merkezli IUPAC, isimlerin resmi olarak 5 aylık gözden geçirme sürecinden sonra kabul edildiğini söyledi. IUPAC cumhurbaşkanı Natalia Tarasova web sitesinde “yeni unsurların isimleri günümüzdeki gerçeklerini yansıtıyor” dedi. Oganessian’ın “kilit rolü” ve “bilim biliminin evrenselliğine” atıfta bulundu.

Bulguların önemini vurgulayan dört yeni elementin ardındaki bilim insanları, bu yılki Nobel Kimya Ödülü için güçlü adaylar olarak görülüyor.

Kaynak: Web Tekno, Independent 

Gaia Dergi Android uygulaması güncellendi

İlk olarak Eylül 2015’te yayınlanan Gaia’nın Android uygulaması, yeni gelen v4.0 güncellemesi ile artık çok daha hızlı, pratik ve kullanışlı.

Yeni görünümü ve hızlı arayüzü ile dünyadan ve Türkiye’den ekoloji, kültür-sanat, yaşam, bilim ve teknoloji haberleri artık bir tık uzağınızda. En son Ağustos ayında gelen güncelleme sonrasında okuyucularımızdan gelen talepler doğrultusunda güncellediğimiz uygulama aynı zamanda ücretsiz. Gün içerisinde, kullandığınız Android cihazınıza gelecek bir bildirim ile yeni haberleri hızlıca inceleyebilir, sevdiklerinizle çok kolay bir şekilde paylaşabilirsiniz.

Favoriler özelliği sayesinde sevdiğiniz haberleri tek tuş ile favorilerinize ekleyebilir, çıkarabilirsiniz.

v4.0 sürümüyle birlikte Aramalar özelliğini hayata geçirdik. Siz okurlarımızdan gelen isteklerden biri olan aramalar özelliği sayesinde kolayca site içinde arama yapabilirsiniz.

Buna ek olarak v4.0’da uygulamamıza Sanal Mağazayı entegre ettik. Artık Gaia Dergi’nin dijital versiyonlarını cep telefonunuzdan kolaylıkla okuyup, indirebileceksiniz.

Uygulamayı Google Play’den edinebilir ya da APK dosyası olarak indirebilirsiniz.

Keyifle kullanmanız dileğiyle!

Google Play: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.gaiadergi

APK: https://gaiadergi.com/files/GaiaDergi.apk

İnsanı, doğa ananın kucağına atan mis proje: Tatuta

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin bir projesi olarak ortaya atılan Tatuta, gönüllü olmak isteyen her yaştan insanı, şehrin stresli ve kasvetli havasından kurtarıp çiftliklere, yani doğanın o eşsiz dinginliğine davet ediyor.

Tatuta, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’ndeki, 12 öncü isim tarafından kurulmuş. Başlıca amaçları; Türkiye’de ekolojik tarımla ilgilenen çiftçi ailelere her türlü desteği sağlamak, ekolojik tarımı desteklemek ve tarımın sürdürülebilirliğine yardımcı olmaktır. Diğer bir amaçları ise, ekolojik bütünlüğü bozmamak ve bu bütünlüğe saygı gösteren bireyler yetiştirmek. Tatuta’nın açılımını merak edenler için hemen söylüyoruz; Tatuta, “Tarım, Turizm ve Takas” kelimelerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş. Daha da detaya inilirse şayet; “Ekolojik çiftliklerde Tarım Turizmi ve Gönüllü Bilgi, Tecrübe Takası” projesinin kısaltmış adıdır, denilebilir.

tatuta-1Tatuta, tamamen gönüllülük çatısı altında kurulmuş bir platformdur. Gönüllü olan insanlar, burada zamanlarını, ekolojik yaşama ayak uydurarak geçirir. Kendi meyvenizi, yemek malzemesi olarak kullanacağınız sebzenizi kendi ellerinizle topluyorsunuz ve birinci elden onları tüketme zevkine erişiyorsunuz. Burada, klasik gönüllü oluşumlardan farklı olarak şöyle bir uygulama söz konusu; siz ne kadar emek harcarsanız onlar da size o kadar çok eğitim veriyorlar. Eğitimin iki ana konusu ise, sürdürülebilir yaşam ve ekolojik tarım.

tatuta-3Bu uygulama, aslında sadece ülkemizde değil, Dünya’da da çok yaygın bir konsept. Hatta Tatuta için WWOOF’un Türkiye ayağı denilebilir. Size çiftliklerde, mutfağından tarlasına kadar bazı görevler veriliyor. Siz onlara sebze ve meyve sağlıyorsunuz, onlar da size tamamen organik, leziz yemeklerinden sunuyorlar; hatta bazılarında köy evlerinde konaklayabilmeniz de mümkün ve eğer şanslıysanız bu konaklayacağınız evler de tamamen ekolojik olabilir. Tatuta’daki tüm çiftlikler, tamamen doğa dostu olmakla kalmayıp ekolojik bilinci, insanlara bu yolla aşılamayı amaçlamaktadır. 

Çiftlikte çalışanların oranları araştırıldığında, bu projenin en çok yurt dışından ve kadın gönüllüler tarafından tercih edildiği söyleniyor. Her meslek grubundan insanlar, hem birarada çalışıyor hem de beraber tatil yapma imkanına sahip oluyorlar. Gönüllüler; en az 15, en fazla 30 gün süreyle bu çiftliklerde konaklayabiliyorlar.

tatuta-2Çiftliğe gelenler, sadece ekolojik tarım yapmakla kalmıyor; doğanın kendi döngüsüne ve doğadaki yaşam mücadelesine de bi’nevi tanık oluyorlar. Çiftlikte, doğadaki hiçbir canlıya zarar verilmiyor, böcekler öldürülmüyor. Rahatsızlık durumunda böceklerin uzaklaştırılması, onları kaçırma tekniği ile yapılıyor. 

Tatuta çiftliklerinde; “Doğal nefes atölyesi”, “Masal gecesi”, “Kuş ve bitki okulu” gibi farklı atölye ve etkinlikler de düzenlenmektedir.

Türkiye’de, Tatuta çiftlikleri, Doğu Anadolu’dan Marmara’ya kadar çeşitli yerlerde mevcut ve kendinize, şartlarınıza uygun seçeneklere göre yer seçimi yapabiliyorsunuz. Bu çiftliklerin sayısı da gün geçtikçe artmakta ve böylece daha çok insana ekolojik bilinç, bu yolla aşılanmaktadır.

KaynakTatutaBugdayBiz evde yokuzHürriyetYeşil Gazete

Kadınların kazandıkları, kaybettikleri: 1979 İran Devrimi

1979 İran Devrimi‘nden sonra İran hükümeti; kadınlardan bol giysiler giymelerini ve başlarını örtmelerini zorunlu kıldı.

Pers tarihi boyunca, İranlı kadınlar; makyaj yapıyor, mücevherler takıyor ve saçlarını boyuyorlardı. Üstelik kıyafetleri hem detaylarla süslü hem de renklilerdi. İranlı kadınlar hem moda hem de devlet düzenlemesinde, kendilerini çeşitli şekillerde ifade etmeye karar verdiler.

iran-devriminden-once-kadinlar-1Bir “İranlı kadın”, geleneksel olarak, toplumsal normlara göre belirlenmiş ve toplumdaki her kadın için geçerli, önceden tanımlanmış kıyafetleri ve dış görünüşü takip ediyordu.

Örneğin; bir Kaçar dönemi oryantalistinin gözlemleri şöyle:

“İranlı kadınların saçları çok süslüydü ve asla kesilmezdi. Neredeyse hepsinin saçı kızıl veya mavi-siyah renge boyalıydı. Saçlarının doğal hali de parlak siyahtı fakat sade saça önem vermezlerdi. Mavi gözlü kadınlar da vardı fakat kahverengi göze sahip olmak neredeyse bir kural gibiydi. Yuvarlak yüz ve koyu ten rengi (namak olarak anılıyor) çok beğeniliyor ve mükemmel güzelliğin koşulları olarak görülüyordu. Kaşlar kalınlaştırılır, birbirine yaklaşana kadar boyanırdı ve geri kalan makyaj tamamen özgür renkler kullanılarak tamamlanırdı.”

iran-devriminden-once-kadinlar-2Kullandıkları baş örtüsü, Farsça “rusari”, olarak anılıyordu. Hükümet çalışanları ve üniversite öğrencileri yaygın olarak “maghnae” denilen bir baş örtme tarzı uyguluyorlardı. Maghnae; “başını sarmaşık tarzında örtmek” anlamına geliyor; İran’da genellikle üniversite kampüslerinde ve diğer kamu kurumlarında zorunlu olarak kullanılıyordu.

iran-devriminden-once-kadinlar-3Kadınlar sürekli olarak toplumsal gereksinimlerin sınırlarını zorluyor ve İran Devrimi’ne kadar, daha fazla siyasi ve ekonomik haklar elde ediyorlardı. Kadınlar, devrimin her aşamasına ciddi anlamda katıldılar. Ancak, Ruhollah Khomeini‘nin İslam Cumhuriyeti kurduğu aylar içerisinde birçok önemli hak, kadınların elinden alındı. Khomeini’nin iktidara geçmesiyle kadınlar, hükümet politikalarını protesto etmeye başladılar.

iran-devriminden-once-kadinlar-42003 yılında Pahlavi döneminde Shirin Ebadi, İran’ın ilk kadın avukatı, insan haklarının geliştirilmesine yönelik çabaları ile Nobel Barış Ödülü‘nü kazandı. Sonraki yıllarda İranlı kadınlar, bilim, sanat, edebiyat alanlarında ve İran Sineması’nda önemli bir yere sahip oldular. İran Araştırma Bakanlığı‘na göre 1998-99 öğretim yılında profesörlerin yaklaşık yüzde 6’sı, doçentlerin yüzde 8’i, doçent profesörlerin yüzde 14’ü ve yardımcı doçentlerin yüzde 14’ü kadındı. Bununla birlikte, doğa bilimlerindeki tüm öğrencilerin yüzde 56’sını kadınlar oluşturuyordu; ayrıca her 5 tıp öğrencisinden 1’i kadındı.

İran’daki üniversite öğrencilerinin toplamının, yüzde 49,8’i kadındı. 2005 yılında Mahmud Ahmedinejad‘in Cumhurbaşkanı seçilmesiyle, Batı medyası kadın haklarının reddedildiğini iddia etti. Fakat, 2009‘da yapılan yeni seçimde Ahmadinejad‘ın seçilmesinden sonra, ilk kadın bakan atandı.

iran-devriminden-once-kadinlar-51979 İran Devrimi’nden sonra İran, İslam Cumhuriyeti oldu. Devrim sonrası gelen kurallar ile İranlı kadınlar bazı alanlarda daha fazla fırsata sahip olurken, bazı alanlarda da daha fazla kısıtlamalara maruz kaldılar. Devrimin çarpıcı özelliklerinden biri, monarşinin yıkılmasına yol açan gösterilerde büyük ölçüde rol oynayan kadın katılımıydı. Kadınlar için eğitim kültürü, devrim zamanlarında kuruldu. Böylece, devrimden sonra da çok sayıda kadın, sivil hizmete ve yüksek öğretime girdi; ayrıca 1996’da 14 kadın, İslami Şûra Meclisi‘ne seçildi.

iran-devriminden-once-kadinlar-62016‘da yapılan son seçimde ise 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana en fazla sayıda kadın aday meclise girmeye hak kazandı. Seçim sonuçlarına göre parlamentodaki 290 milletvekilinin 17’si kadın oldu.

iran-devriminden-once-kadinlar-7iran-devriminden-once-kadinlar-10iran-devriminden-once-kadinlar-9iran-devriminden-once-kadinlar-8Kaynak: The Vintage News