Ana Sayfa Blog Sayfa 409

Bir odaya sığan dünya tarihi: Dünyalı

Orijinal adını vererek başlayalım: The Man From Earth. Türkçesiyle Dünyalı, Richard Schenkman’ın yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği ve hatta filmin şarkı sözünü yazdığı, David Lee Smith’in baş karakter tarih profesörü John Oldman’ı oynadığı ve gerçekten de tek bir odada geçen 200 bin dolar gibi mütevazı bir bütçe ile çekilen efsanevi film.

Tek bir odada geçen aksiyonsuz ve hatta tiyatral sayabileceğimiz bir yapıttır Dünyalı. Film aslında hayal gücümüzü sonuna kadar zorlayan diyalogları ve karşılıklı sıkıştırmaları ile dikkatimizi bir an olsun bırakmıyor.

Normal şartlarda tek odada geçen bir film için ilk ön yargı çok sıkıcı ve durağan olacağı yönündedir. Dünyalı bu noktada bizleri şaşırtıyor. Konuya ufaktan değinecek olursak 8 akademisyenin birbirleriyle olan köşe kapmacaları ve sürekli yaptıkları çıkarımlar ilgimizi film boyu canlı tutuyor. Filmde kendimizi sürekli gerçekle imkânsızın kıyısında hem akıl yürütürken hem de imkânsızı isterken buluyoruz.

Dünyalı aslına bakarsanız tarihin, biyolojinin, psikolojinin, arkeolojinin, teolojinin ve evrimin konuşulduğu, tartışıldığı ve sıkılmaya fırsatınızın olmayacağı bir film.

14 bin yaşında bir cro-magnon

Başrolümüz profesör John Oldman ani bir kararla çalışmakta olduğu üniversiteden istifa etmiş ve evini taşımaktadır. Eşyaları toplanan eve, bu ani ayrılışını anlamlandıramayan akademisyen arkadaşlarının gelmesiyle film seyrine oturur. Arkadaşlarının ısrarlı sorularına kaçamak yanıtlar veren John artık bir yerden sonra dayanamaz ve neden başka bir şehre taşınmak zorunda olduğunu açıklar. John aslında 35 yaşından sonra yaşlanmayan 14.000 yaşında bir cro-magnon’dur! Bu itiraf üzerine onu konuşturmayı seçen alanında uzman biyolog arkadaşı Dan (Tony Todd) bu varsayımı diğer arkadaşlarıyla birlikte sorgulamaya başlarlar. Köşe kapmacalar, süreğen varsayımlar, sürekli gelişen argümanlar…

dunyali film onerisiFilmin ana çerçevesi bu şekilde sürer. Birçok noktada duygusal yükselmelere ve de gerçekliğe bağlanmak isteyen akademisyenlerin ızdıraplarına şahit oluruz. Filmin son sahnesiyle de beğenimi kazandığını söylememe sanırım gerek yok. Birçok hikâyede gördüğümüz o havada kalışı neyse ki burada yaşamıyoruz.

Teoloji, dünya tarihi, evrim gibi konulara ilgili birçoğumuzun ilgisini çekecek olan Dünyalıyı beğenerek izleyeceğinizi umuyorum. Bu arada beğenen arkadaşlarıma da filmin ikincisinin çekilmekte olduğu müjdesini de buradan vermiş olayım.

İyi seyirler.

Havalar değişiyor, enfeksiyona yakalanmayın

0

Çevre araştırmaları devam ediyor. Antroposen kavramının kullanılması insanlığın farkında olduğunun göstergesi. Farkındalığın getirisi hemen olabilir miydi? Belki ama en azından önlemler alınıyor. 1997’de kabul edilen Kyoto Protokolü ile gidişata dur demek istendi. Amacı, özellikle sanayileşmiş ülkelerde sera gazı salımını kısıtlamaktı. Avrupa gibi ülkemiz de bu protokolü onaylamış bulunmakta fakat Dünya bu ülkelerden ibaret değil. Halen güncel problem, iklimsel değişimler ve bu durumun getirdiği sağlık sorunları.

İklimler değişiyor da ne oluyor? Çevreye adaptasyonumuz zorlanıyor. Bizler kadar çevremizdeki canlılar da önemli. Onlar da bu olaylar karşısında zor durumda. Birçoğu adaptasyon sorunu çektiği için nesli tükeniyor. Bazıları ise uygun ortam buluyor ve insanlığı sağlık açısından tehdit ediyor.

Bu konuda WHO gibi kuruluşlar epidemiyolojik çalışmalar yaparak çağrıda bulunuyorlar. Belirtilen tehlikelerin çoğunu bulaşıcı hastalıklar oluşturuyor. Ayrıca Avrupa’da iklim ve meteoroloji uzmanlarınca da yapılan bazı açıklamalar var. Yapılan açıklamalarda, iklim verileri elde etmek için kullanılan modellerde sapmalar büyüdü. Sebebi ise iklim kaymaları, küresel iklim değişikliği. Bu bağlamda küresel iklim değişikliği demenin daha doğru olduğunu belirten ekologlar var. Şu an bilim çerçevesinde küresel ısınma kavramının yerine iklim değişikliği kabul ediliyor.

Bu durumun buzul çağı öncesinde kısa bir ısınma devri olduğu belirtiliyor. Görünen o ki çevrenin bu denli değişimi, evrimimizde en etkili faktör olacak. Aslında meteoroloji bilimine göre bu iklimsel değişimler doğal olaylar. Fakat konudaki ayrıntı, iklim değişimlerinin fosil yakıt ve arazi kullanımlarına duyarlı olmasıdır. Bazı araştırmalarda 19’uncu yüzyıldan günümüze kentleşmede yüzde 45’lik bir artış var. Yani insanın etkisi büyük.

İklim değişikliği sağlığı etkiliyor

Belirtildiği gibi küresel sağlık araştırmaları sonucu küresel tehlikelerin çoğunu bulaşıcı hastalıklar, enfeksiyonlar oluşturmakta. Enfeksiyon hastalıkları halen küresel anlamda ciddi ölüm oranları taşıyor. Uzmanlara göre bu oran tüm ölümlerin dörtte birini oluşturuyor. Enfeksiyonlar, enfeksiyon etkeni olan çeşitli mikroorganizmalar sayesinde insanları hasta ediyor. Mevsimsel değişimler, küresel iklim değişimi, düzensiz yağış gibi sorunlarla enfeksiyon riski de azalıyor veya artıyor.

İklimi etkilediğimiz gibi ürettiğimiz ilaçları da düzensiz kullandık. Enfeksiyona karşı olumsuz durumlardan biri de kontrolsüz antibiyotik kullanımı ile ilaçlara karşı dirençli mikroorganizmaların gelişmesidir. 1997-98 yıllarında görülen el nino olayını hatırlamak lazım. Özellikle Peru ve çevresi etkilenmişti. Sel ve tayfunlar ile sıtma etkeni ciddi oranda yayıldı. Bu felakette seller ile gelen sivrisinek larvaları başlıca bulaştırıcı olmuştu.  Su kaynaklarında ve çevredeki hayvanlarda enfeksiyonlar görüldü. El nino görülen merkezlerin nüfusu etkilendi. İklim değişikliğini, modellerde sapmaların olmasından açık şekilde anlıyoruz. Farklı durum ise uzmanların artık ülkemiz için de el nino çağrısı yapmaları.

Beslenme ve giyim önemli

Mevsim geçişleri, iklim hareketlerinin kısa süreli etkileri. Özellikle sonbaharda dikkatli olmak lazım. Mevsim geçişlerinde, vücut savunma sistemi zayıflıyor. Sebebi günden güne değişen sıcaklık farkı ve gece-gündüz sıcaklığının farklılığı. Vücut savunmasının düşmesiyle çevreden gelen her türlü hastalık yapıcı etkenlere de açık olunuyor. Ayrıca yağış zamanlarında da enfeksiyon riski artıyor. Havada asılı partiküller yağış ile inerek enfekte edebilir. Böyle dönemlerde başlıca önlemler, bol sıvı tüketimi, vitamin ve mineral içeriği iyi olan besinlerin tüketilmesidir. Beslenmenin yanında giyim de önemli. Sıcaklık farkını tolere edebilecek kıyafetler tercih edilmeli.

Öldürülen trans kadın Hande Kader için pazar günü sokaklardayız

1

Hande Kader… 23 yaşında bir candı. Kayboldu, 12 Ağustosta Zekeriyaköy’de yanmış bedeni bulundu. Buraya kadar, hepimizin içi sızladı değil mi? Değil. Hande Kader trans bir birey olduğu için, sırf trans diye öyle değil

Farklı düşüncelere, cinsel kimliklere karşı olan nefret maalesef bu ülkede kimsenin peşini bırakmıyor. O farklıysa öldürülmeli, tepki de gösterilmemeli! Toplumumuz çocukları eşcinsel olmasın diye çabalarken (!) birer katil yetiştiriyor!

Hande Kader’in ölümü medyada yer almasa da sosyal medyada tepkiler giderek büyüyor. Ünlüler sosyal medya hesaplarından bu vahşete dikkat çekiyorlar. Tuba Ünsal: “Özgecan için ayaklanan herkesi Hande Kader için de ayaklanmaya davet ediyorum. Yoksa hepimiz iki yüzlü ve kafamızı kuma gömerek yaşamaya devam edeceğiz. Son olarak bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey geylik kişinin tercihi değil, doğuştan anne, babasının genleriyle oluşan bir cinsiyet. Tıpkı kız ve erkek gibi” yazarak tepkisini belirten ünlülerden.

Trans gazeteci Michelle Demisevich, Ayşe Arman ile röportajında, Hande Kader hakkında şunları söylemiş: “23 yaşında bir trans arkadaşımızdı, başka bir iş bulamadığı için zorunlu seks işçiliği yapıyordu. Aynı zamanda LGBTİ aktivistiydi. Onur yürüyüşünde en önde yürüyenlerden biriydi.” Ülkede translara yönelik nefreti de şu cümlelerle açıklıyor: “Yıllardan beri süregelen bir şey. Özellikle de 12 Eylül darbesinden sonra atılan nefret tohumlarının artık yansıması. 12 yaşındaki bir erkek çocuğu sokakta bana arkamdan ‘Pis ibneeee’ diye bağırıyorsa, ben oturup düşünüyorum, bu çocuk neden benden nefret ediyor diye. Çünkü dünyada henüz 12 yıldır var, beş yıl bebek olarak geçti, geriye kaldı 7 yıl. Bu süreçte beni nasıl tanımış olabilir ki, nefret etsin? Ebeveynlerin ve çevresindeki yetişkinlerin fikirleri onlar, kendinin değil.

Hande Kader için sosyal medyada “ses ver” kampanyası başlatıldı. #HandeKadereSesVer etiketiyle yazılanlardan bazıları şunlar:

“İnsanları dinine, ırkına, cinsiyetine göre ayırma. Kimseyi öldürmeyeceksin! #HandeKadereSesVer”
“Çocuklarınıza erkek ya da kız olmayı değil insan olmayı öğretin. #HandeKadereSesVer”
“Sana benzemeyenin ölümüne susma, insanlığını unutursun. #HandeKadereSesVer”
“Trans olduğu için susuyorsun ya, sessizliğin onun yakılarak öldürüldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bu vahşete sessiz kalma #HandeKadereSesVer”

21 Ağustos Pazar günü saat 19.00’da Hande Kader için Tünel’den Galatasaray Meydanı’na yürünecek.

Nefret cinayetlerinin son bulduğu bir Türkiye, bir dünya umuduyla…

Kaynak: Posta, Hürriyet, CNN Türk 

Hayat ve meditasyon üzerine bir şiir kitabı: All Here (Her Şey Burada)

Yoga ve meditasyon eğitmeni, girişimci ve yönetici Erkin Bek’in kaleme aldığı, varoluş teması üzerine kısa şiirlerden oluşan bir kitap, All Here (Her Şey Burada) çıktı.

Kitap, “benlik” bilincini mutlak bir varoluşsal konu olarak işlerken; içsel tatmine ulaşmayı ise hayatın varış noktası olarak ele alan otuz dört şiirden oluşuyor. Yoga ve meditasyon alanında yapmış olduğu detaylı çalışmalar neticesinde Bek, kişisel tatmine, varoluşumuz hakkında net bir bilince sahip olduğumuz zaman ulaşabileceğimize inanıyor. Bu düşünceden yola çıkarak yazdığı kitapta, meditasyon konusu vurgulanıyor ve her bir şiir okuması, bir meditasyon eylemi olacak şekilde tasarlanıyor.

21. yüzyılın zorlu hayat şartlarıyla mücadele ederken Bek, uzun bir süredir, hem fiziksel hem de içsel bir denge kurabilmenin yollarını araştırırken, varoluşun gizemini, kişisel gelişim ve profesyonel başarıya giden yolları sorguluyor. Bu hassas dengede mutluluk ve kişisel tatminin esas olduğunu savunan Bek’in şiirleri, kendi içsel yolculuğuna ışık tutuyor.

Kitabı elinize alıp incelediğinizde ilk göze çarpan kitabın tasarımı oluyor. Büyük boy ve kalın bir kâğıt kullanılan tasarımda kısa şiirler ve görseller yer alıyor; fakat kitabın büyük kısmı bomboş. Meditasyon, özümüzü araştırma ve yaşam üzerine kafa yoran bu kitap için daha doğa dostu ve minimal bir tasarım kitabın felsefesiyle daha da bütünlük içerisinde var olabilirdi ve ekolojik ayak izini minimumda tutarak gezegenimize daha az zarar verebilirdi.

Kitap sadece İngilizce dilinde, şiir çevirisi ayrı bir sanat olduğu için orjinal dilinde birkaç şiir örneği paylaşıyoruz.

Life Purpose
Life purpose 
Who can say?
Only the happy!
For him
This question disappears

Who cares?
He’s just happy 
This is everything

Full
His inner glass
No space for wonder

Whatever it may be
Happiness 
Fulfillment

This is me

Beyond Seen
Deep 
Dark
Like depth of ocean
Like the eternal depth of space

Beyond
All galaxies
All planets

Where no one reaches
Nothing seen
None heard

In deepest dark 
Where all you know
No longer relevant

You catch your breath
You disregard your thought 
You witness

What’s left of you?
Self presence 
Silence
Own essence

It’s you
Your truth
Y
our meditation

Kitabı sanal olarak incelemek için sitesini, kitap hakkında detaylı bilgi almak için sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Artan kenevir araştırmaları neden önemli?

1

Yeni tarihli bir federal politika, uyuşturucudan türetilen tedavilerin gelişimini hızlandırabilir.

Birleşik devletlerdeki bilim insanları ve tıbbi araştırmacılar, kenevirin sağlığa faydaları ve zararları üzerine yıllardır çalışma yapmaktadır. Her ne kadar yasal kenevire ulaşım giderek artıyor olsa da, bilim insanları uyuşturucuya yalnızca bir kaynaktan erişime zorlanmışlardır. Oxford’daki Mississippi Üniversitesi, Ulusal Madde Bağımlılığı Enstitüsü (NIDA) ile anlaşmalı bir şekilde kampüs içerisinde araştırma için kenevir yetiştirmektedir.

Fakat şimdi üniversitelerin tekeli son buluyor. Beklenmedik bir şekilde, Birleşik Devletler Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA), 11 Ağustosta bütün kurumlara araştırma için kenevir yetiştirme iznine başvuru hakkı tanıyacağını duyurdu. Nature dergisi bu politikanın kenevir/esrar çalışmalarında nasıl bir değişiklik yaratabileceğini şöyle açıklıyor.

Araştırmacılar neden kenevir üzerine çalışmak istiyor ve kenevire nasıl ulaşacaklar?

Araştırmacılar kenevirin içindeki kanabinoidleri (kenevirin içindeki bulunan kimyasal bileşenler) ayrıştırmakta, nöbet ve diğer nörolojik bozukluklar gibi rahatsızlıkların etkilerini hafifletmek, kronik ağrıları azaltmak ve tedavi etmek için çeşitli türler geliştirerek testlerde kullanıyorlardı.

Fakat federal hükûmetin keneviri hâlâ tıbbi kullanımı olmayan bir uyuşturucu olarak sınıflandırması sebebiyle, bilim insanları araştırmalarda kullanılmak üzere NIDA’dan kenevir edinmek için vakit alan bir süreçle karşılaşmaktaydılar. Klinik araştırma gerçekleştirenler ayrıca Gıda ve İlaç Kurumu’ndan onay almak zorundaydı.

Neden yalnızca bir tek yetiştiriciye güvenmek araştırmayı sınırlamakta?

Uygun görülmüş tıbbi kenevir tüketicileri, kenevirin ülkenin birçok yerinde dispanserlerden satın alabilmekteyken keyfi kenevir kullanımına birkaç eyalette izin verilmektedir. Fakat araştırmacılar yalnızca Mississippi Üniversitesi’nin çiftliğinde yetiştirilen birkaç tür ile sınırlandırılmıştır.

Mississippi’de yetiştirilen bazı kenevir türleri, kamu kullanımına açık kenevir türlerinden daha düşük düzeyde tetrahidrokannabinol konsantresi (kenevir etkin maddesi) içerirken, bu türlerde kenevir ile yapılan çalışmaların tipik tüketicilere daha az uygulanabilir olmasını sağlamaktadır.

Birleşik Devletler Hükûmeti onaylanmış yetiştiricilerin sayısını neden arttırmakta?

Birleşik Devletler Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi bu değişikliğin bilim insanlarının yüksek talebi ve kenevir araştırmalarını teşvik etmek arzusu ile gerçekleştiğini ifade etmektedir. NIDA yöneticisi Nora Volkow bir açıklamasında, “Fazladan yetiştirici demek, araştırmanın ihtiyaçlarını karşılayan fazladan çeşitliği sağlayabilmek anlamına gelmektedir” ifadelerini kullandı.

Uzun yıllardır NIDA tarafından desteklenen araştırmalar, kenevirin sağlığa zararlı etkileri ve kullanım riskleri üzerine yoğunlaşmıştır. Fakat son yıllarda araştırmalar neticesinde kenevirin sağlığa faydalı muhtemel etkileri de ortaya çıkmaktadır. Buna uyuşturucunun iltihap sökücü etkileri, epilepsi ve diğer nöropsikiyatrik bozukluklardaki iyileştirici rolü de dâhildir.

Santa Cruz, California’da yer alan ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Multidisipliner Psikedelik Araştırmalar Cemiyetinden yönetici Rick Doblin, “DEA’nin bilimin kendi adına konuşmasına izin verdiğini görmek inanılmaz keyif verici” ifadelerini kullandı.

BERKELEY, CA - MARCH 25: One-ounce bags of medicinal marijuana are displayed at the Berkeley Patients Group March 25, 2010 in Berkeley, California. California Secretary of State Debra Bowen certified a ballot initiative late Wednesday to legalize the possession and sale of marijuana in the State of California after proponents of the measure submitted over 690,000 signatures. The measure will appear on the November 2 general election ballot. (Photo by Justin Sullivan/Getty Images)

Yeni kurallar nasıl işliyor?

Washinton DC deki DEA’nın sözcülerinden biri olan Rusty Payne, Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı onaylı araştırma protokolüne sahip olan herkesin, federal olarak yetkilendirilmiş kenevir yetiştiricisi olmak için başvurabileceğini ve çok sayıda başvuru beklediklerini ifade etti.

Diğer yerlerde daha fazla yetiştirici ortaya çıkarken, araştırmacılar artık araştırmaları için gerekli kenevire ve kanabinoid özütlerine NIDA üzerinden ulaşmak zorunda olmayacak. Bu sayede daha geniş kapsamlı klinik çalışmalar gerçekleştirilebilecekken, araştırmacılar çeşitli tedavi yöntemleri için hangi kenevir türünün en uygun olduğunu saptayabilecekler.

Bilim insanları bu politika değişikliği duyurusu için heyecanlanmış vaziyette. New York City’de çalışan ve tedavisi olanaksız hastalarda kenevir kullanımı üzerine çalışan Sunil Aggarwal, “NIDA tekeli artık yok” şeklinde tweet atarak politika hakkında görüşlerini ifade etti.

Medical marijuana is shown in a jar at The Joint Cooperative in SeattlePeki, bu karar ülke genelinde keneviri yasallaştırma hareketini etkiler mi?

Politikanın değişmesi, kenevirin yasallaşmasının önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir. Araştırma önceden küçük klinik çalışmalar ve deneyler ile yavaş bir halde idi; çünkü araştırmacılar yalnızca az miktarda bir denek grubu ile uyuşturucuları test etmek zorundaydılar. Bir defa uyuşturucular, kanabinoid dâhil, çok sayıda insana uygulanabildiği takdirde, uygunluğu ve güvenliği de onaylandığı zaman, kenevirin tıbbi tedavi için kullanımı daha geniş bir coğrafyada onaylanacak ve kabul edilecektir.

NIDA’nin kanabinoid imalatı için bir süreç geliştirilmesi için fon sağladığı Woburn’daki Aphios şirketinin başkanı Trevor Castor, “Birçok eyalette tıbbi kenevirin geniş çaplı bir şekilde onaylanması, federal devlet dairesinin kararını değiştirmesinde önemli rol oynadı” şeklinde konuşurken, yasal kenevirin peşinden geleceğini ekleyerek “Ama” dedi, “Ne zaman, emin değilim.”

Yasallaştırmanın yanında olanlar için bir engel de federal hükûmetteki bazı muhalifler. 11 Ağustos tarihinde, DEA kenevirin tehlikeli bir madde olduğuna yönelik sınıflandırmasını yeniden teyit ederek keneviri LSD, meth ve eroin gibi diğer uyuşturucularla birlikte aynı mevzuat içerisine aldı.

Scientific American internet sitesindeki “Why expanding marijuana research matters?” adlı yazıyı Emine Ender Gaia Dergi için çevirmiştir. 

Dünyanın altı ülkesinde uygulanan plastik poşet yasağı ve etkileri

Plastik poşet yasağı son zamanlarda tüm dünyaya damgasını vuran harika bir gelişme. Amerika Birleşik Devletlerinden Hindistan’a, Hindistan’dan Fas’a uzanan birçok ülkede idari kurullar plastik kirliliğinin yarattığı problemleri kontrol ederken, plastik veya polistiren maddesini (en bilinen hâliyle straforu yani köpük ambalajı) yasakladı. Peki, bu yasak doğrultusunda neler uygulandı, ne gibi etkileri oldu, görelim...

1. Coles Bay, Tazmanya

Avustralya’nın Tazmanya eyaletinde bir şehir olan Coles Bay, 2003 yılında Avustralya’da tek kullanımlık plastik poşetleri yasaklayan ilk şehir oldu. İlk sene toplamda 350 binden az plastik poşet kullanıldı. 1 Kasım 2013’ten itibaren Tazmanya bayileri müşterilere biyobozunmayan plastik alışveriş poşeti vermeyi durdurdu. 

2. Etiyopya

Etiyopya, 2011 yılında tek kullanımlık alışveriş poşetlerin üretimini ve ithal edilmesini yasakladı. Bu yasak tesadüfen Etiyopya Yeşil Büyüme Stratejisi çerçevesinde rüzgâr ve jeotermal enerji projelerinin geliştiği zamana denk geldi.

3. Karnataka, Hindistan

Bu yılın mart ayında, Hindistan’ın batı sahilinde yer alan Karnataka eyaleti plastik kullanımını tamamen yasakladı. Bu durumda toptancılar, perakendeciler ve tüccarlar plastik poşet, plastik kaşık, çatal, bıçak, kapkacak veya streç film kullanamaz, satamaz oldular. Mart ayından bu yana, yasak yürürlüğe girdiğinden beri, başkent Bangalor’da 39 bin kilogram kaçak plastiğe el konuldu.

Ayrıca, Karnataka daha önce “microbeads” yani mikro boncuk* kullanımına yasak getirmişti.

plastic_ban_1
Karnataka eyaleti başkent Bangalor’da plastik yasağı

4. ABD

Amerika plastik kullanımına yasak getirdi” diyeceğimiz günler de gelecek elbette. Ancak ben şimdilik küçük bir bölümünden bahsedeceğim.

2007 yılında, San Francisco, Amerika’da plastik alışveriş poşetini yasaklayan ilk şehir olmuştu. Bunu takiben, 2014 yılında, su pet şişelerine de yasak getirdi. Geçen ay, San Francisco Los Angeles ve Portland’a katılarak stirofom maddesinin yasaklanmasını zorunlu hâle getirdi. (Stirofom, strafor ailesinden polistirenin daha gelişmiş hâlidir diyebiliriz.)

Polistiren, geri dönüşümü çok zor olmasından dolayı çevre için büyük tehdit oluşturan bir polimerdir. Petrolden elde edilir. Amerika’da özellikle yiyecek konulan kaplarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde de durum farklı değil. Köpük yumurta kapları, yemekhane tabldotları, piknik tabakları, kutuları… Yasağın, plastiğin sadece bu formuna gelmesinin bile ne derece etki edeceğini siz düşünün.

Köpük ambalajlar yapısında polistren bulundurur. Polistren petrolden elde edilen çevreye zararlı bir polimerdir.
Köpük ambalajlar yapısında polistren bulundurur. Polistren petrolden elde edilen çevreye zararlı bir polimerdir.

2015 yılı Temmuz ayında Hawai’nin Honolulu şehrinde tek kullanımlık plastik poşetlere (medikal kullanım istisna olarak) yasak geldi. Bu yasa tasarısını Devlet Yasama Organı yerine İl Meclisi onayladı. Böylece halk için gerçek bir zafer elde edilmiş oldu. Halkın gücü adına!

San Francisco'da plastik poşet yasağı sonrası, çoğu markette kendi bez poşetini getirene indirim yapılıyor.
San Francisco’da plastik poşet yasağı sonrası, çoğu markette kendi bez poşetini getirene indirim yapılıyor.

5. Fransa

Geçen ay Fransa’da marketlerde plastik poşet yasağı uygulaması başladı. Sadece büyük marketler değil, bakkallar, manavlar, eczaneler de bu yasağa katıldı. Ülkede 2015 yılında konulan yasa ile çoğu mağaza ve marketler plastik poşet yerine kâğıt poşet uygulamasına geçmişti.

Fransa'da 2015 yılında konulan yasa ile çoğu mağaza ve marketler plastik poşet yerine kâğıt poşet uygulamasına geçmişti.
Fransa’da 2015 yılında konulan yasa ile çoğu mağaza ve marketler plastik poşet yerine kâğıt poşet uygulamasına geçmişti.

6. Fas

Fas dünyada Amerika’dan sonra plastik poşet kullanımının en yaygın görüldüğü ülkedir (ya da ülke idi.) Belki de bu sebepten ötürü, plastik poşet yasağı geldi mi tam geldi. Yasak, plastiğin üretiminden ithal edilmesine, satışından dağıtımına kadar uzandı. Bu da ülkede büyük bir telaşa neden oldu. İnsanlar alışkanlıklarını değiştirebilmek için zamana ihtiyaç duydular. Yasağa direnme, insanların plastik ve plastik poşet kullanımının nasıl bu denli kökleşmiş bir alışkanlık hâline geldiğine hayret ettirirken, yasağın getireceği etkinin ne denli büyük olacağını gösterdi.

Bu saydıklarım dünya üzerindeki plastik yasaklarının bazıları. Peki bu neden bu kadar önemli? Plastik kullanımı, çevre problemlerinin elbette ki temel problemlerindendir. Okyanusları ele alalım. Çöp girdaplarını duydunuz mu? Pasifik Okyanusunda beş adet büyük çöp girdabı var. Bu girdaplar hem deniz canlılarına hem de okyanusların doğal dengesine zararlı. Plastik atıkların 3’te 1’inin aşağıdaki haritada 1 ile numaralandırılmış “Büyük Pasifik Çöp Girdabında bulunduğu hesaplanıyor.

Büyük Pasifik Çöp Girdabı”nda plastik çöplerinin bulunduğu yerler numaralandırılmıştır.
Büyük Pasifik Çöp Girdabı”nda plastik çöplerinin bulunduğu yerler numaralandırılmıştır.

Plastiğin okyanuslarla bağlantılı bir diğer problemi de Albatros kuşları hakkında. Albatros kuşları hayatlarının çoğunu açık denizlerde saatlerce avlanarak geçirirler. Böylece su yüzeyinde bulunan plastik çöpler bu kuşların ölümüne sebep oluyor.

Plastik kullanımını sonlandırmak yasak veya moda dolaylı olmamalı

Bu örnekler başka bir konuda uzun uzadıya ele alınabilir. Ancak ben konumuza son bir nokta koymak istiyorum. Plastik kullanımı yasağı umarım gelir geçer bir moda akımı gibi değil, ayakları yere sağlam basan bir değişim olur. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmesi öyle kolay bir konu değildir. Aynı zamanda “yasak” insanları kendine çeken bir olgudur. Her yasak levhası, önünde yasağı çiğnerken poz veren bir insanı getirir.

Önemli olan bu bilinci kapmış olmaktır. Yoksa, bir yerde plastik yasağına uyan insan başka bir yerde nasıl olsa serbest diye plastik kullanma özgürlüğüne kavuşmamalıdır. Dünya herkesin olduğu gibi, kirliliğin dünyanın neresinde olursa olsun çevreye etkisi aynıdır. X ülkesinin topraklarında plastik daha çabuk bozunmaz. Çevreyi düşünmüyorsak sağlığımızı düşünelim. Zehirli kimyasalları hayatımızdan çıkardığımızda zaten plastiklerden arınmış olacağız. 

*Mikro boncuk, çapları bir milimetreden küçük hatta bazen bir milimetrenin binde biri kadar bile küçük olabilen, plastikten ve genellikle polietilenden imal edilen bir maddedir. Kozmetiklerde, şampuanlarda, sabunlarda ve diş macunlarında bulunuyor. Araştırmalara göre bu hücrelerin insana direkt zararı yok. Zira ellerimizi yıkarken, dişlerimizi fırçalarken su ile akıp gidiyor. Ancak, arıtma sistemlerine takılamayacak kadar küçük olduğu için kanalizasyondan akarsulara karışan plastik hücreler deniz canlılarının bünyelerine yerleşiyor. Mikro plastikler deniz ve okyanus canlılarının yıllardan beri süren yok oluşunun en temel nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kaynak: Ecowatch

Mavi ladin ağaçlarını kesmemek için cam fanuslu çözüm

0

Rize’de ÇAYKUR’a ait arazide çay evinin yapımını engelleyen 9 metrelik iki mavi ladin gövdeleri camla çevrilerek koruma altına alındı ve inşaat tamamlandı.

Rize Atmeydanı Mahallesi’nde ÇAYKUR‘a ait içerisinde Ziraat Çay Bahçesi‘nin de bulunduğu Atatürk Çay ve Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün Müdürü Ali Kabaoğlu, Ziraat Çay Bahçesi’nde geçen yıl çay evi yapımı için inşaat başlatıldığını söyledi. Çay evinin inşa edileceği alanda iki mavi ladin ağacı olduğunu belirten Kabaoğlu, “Ağaçlar, çay evinin inşasını engelledi. ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, yaklaşık 20 yıllık ağaçların kesilmemesini istedi. Bunun üzerine ağaçları kesmeden çözüm yolu bulmaya çalıştık” dedi.

Kabaoğlu, yapının konaklama bölümü olarak kullanılacak alanındaki 9 metrelik ağaçların gövdesinin camla çevrilerek cam fanus içine alındığını dile getirdi: “Böylece ağaçların gövdesinin zarar görmesi önlendi. Ağacın dalları ise yapının teras kısmından dışarıya kadar uzandı. Ağacın terasta kalan bölümünün etrafını da dallara zarar gelmeyecek şekilde camla çevirdik.

Gezilebilir terasa sahip olan yapıya, bu mavi ladin ağaçları hem doğal bir dekor sağladı hem de ilgi odağı oldu. Ağaçların bu şekilde korunması yapı ile doğanın nasıl bir arada devam ettirilebileceğine örnek olurken aynı zamanda da iç mekanda doğal manzara sağlamış oldu.

Ziraat Çay Bahçesi’nin, kentin gözde mekanlarından olduğunu ifade eden Kabaoğlu, “Ağaçları kesmeyi hiç düşünmedik. Bir söz vardır, ‘ağaca sarılan gölgesinde kalır’ diye. Ağaç her zaman bir gölge ve bir sevgidir. O bakımdan Genel Müdürümüz Sütlüoğlu’nun isteği ile mavi ladinleri kesmedik. İnşaatı bu şekilde tamamladık” değerlendirmesinde bulundu.

Yurtdışında birçok örneği olan bu tarz korumaların ülkemizde de uygulanması oldukça sevindirdi.

HIV / AIDS hakkında bilgi sahibi ol ve ayrımcılığa ses çıkar

1

Herkes yanlış biliyor diye sen de öyle bilmek zorunda değilsin. HIV / AIDS hakkında bilgi sahibi ol ve ayrımcılığa ses çıkar.

HIV (Human Immmunodeficiency Virus) dendiği zaman hepimiz korktuk veya korkutulduk diyebilirim. Zamanında çekilmiş olan filmler, diziler veya yazılı gazete haberleri yöneltti buna bizi. Aslında korkulması gereken bir şey olmadığını yazının devamında görebileceksiniz. Öncelikle HIV/AIDS konusunda bildiğiniz her şeyi unutup bu yazıyı okumaya devam etmelisiniz. Ancak bu şekilde önyargılarınızdan kurtulabilir ve bu şekilde daha güzel bir hayatı mümkün kılabilirsiniz.

HIV Nedir?

Türkçeye çevrilmiş şekliyle İnsan Bağışıklık Yetmezliği virüsü olarak adlandırılmaktadır. Adının da bizlere gösterdiği gibi virüs insan bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olmaktadır. Tedaviye başlanmadığı durumlarda da bağışıklık sisteminin tamamen etkisiz hale geldiği ve vücudun direnç gösterdiği hastalıklara savunmasız kaldığı bilinmektedir. Her HIV+ AIDS’tir düşüncesini kafanızda taşıyorsanız eğer bunu kırmalı ve her HIV+‘in AIDS olmadığını bilmeniz gerekmektedir.

AIDS Nedir?

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome), Türkçeye “Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak çevrilmiştir. Bunun ise bize ifade ettiği, HIV taşıyıcısı olan her kişinin bu sendromu yaşamayacağını göstermektedir. AIDS, HIV nedeninden dolayı insan vücudunda ciddi enfeksiyonlar yaşandığı evre olarak bilinmektedir. Kısacası kişilerin bu evreyi yaşamaları için ise bağışıklık sisteminde bulunan hücrelerin ağır bir şekilde tahrip edilmesini gerektirmektedir. Bağışıklık sistemi hücreleri 200’ün altında olduğunda evreye geçişin sağlandığı bilinmektedir. Lakin bu evreye geçildiğinde ise kişilerin önleyici tedaviler ve antiretroviral (ART) ilaç tedavileri ile eski sağlığına kavuşabildiği ve HIV+ olmayan bireyler ile aynı yaşam ve sağlık standartlarında hayatını devam ettirdiği bilinmektedir. Kişiler ilk tanı aldıkları zaman ise bilgilenmek adına danışmanlık hizmeti veren dernek ve kuruluşlar ile iletişime geçmelidir.

İlk başlarda bununla karşılaşan kişilerin öleceğini düşünmesi ve bu yüzden psikolojilerini olumsuz şekilde etkilemeleri doğaldır. Çünkü günümüzde bu virüs veya sendromlar ile ilgili kulaktan dolma bilgilerin toplum içinde gün geçtikçe yanlış bir şekilde yayılması kişilerin korku duygusuna kapılmasına neden olmakta ve oluşturulan önyargılardan sonra kişilerin zamanla toplumdan kendisini soyutlamasına neden olmaktır.

aids oldurmezAslında hiç de korkulacak bir hastalık değildir HIV/AIDS. Çünkü günümüzde hastalığın bir tedavisi bulunmaktadır. Lakin bu tedavi virüsü tamamı ile vücuttan atmamaktadır. HIV+ bireyler her gün aldıkları bir adet hap ile virüsün vücutta yayılmasını ve bağışıklık sistemi hücrelerini etkilemesini engellemektedir. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması ve üzerine yoğunlaşılmış bir konu olması ile kısa zamanlar içerisinde virüsü tamamen vücuttan silecek ilaçların ve tedavilerin de geliştirilebileceği konusunda öngörüler bulunmaktadır.

Bulaşma Yolları

Çoğu insanın korkuyor olduğu bu durum ise insan vücuduna üç farklı yol ile bulaşmaktadır.

  • Kişilerin korumasız (kondom kullanmadan) cinsel ilişkiye girmesi
  • Kan yolu ile (enjektör)
  • Anneden bebeğe geçiş

Bulaşma yolunun en çok görüldüğü durumun kondom kullanılmadan girilen cinsel ilişkiler olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra kan yolu ile bulaşma da kontrol edilmeyen kanların insanların vücuduna enjekte edilmesinden kaynaklanmaktadır. Anneden bebeğe geçiş ise önleyici tedaviler yapıldığı zamanlarda engellenebilmektedir. Bu tedaviler ile anneden bebeğe geçişin oranı yüzde 0,5 oranına kadar düşürülmüştür. HIV+ olan bir anne veya bir baba gerekli tedaviler sonucunda HIV pozitif olmayan çocuk sahibi olabilmektedirler.

hiv ayrim yapmaz sen de yapmaHIV, toplumun içerisinde “Homoseksüel” bireyler arasında yayılımının fazla olduğu bir virüs olarak düşünülse de günümüzde hâlâ yapılan araştırmalar sonucunda “Heteroseksüel” ilişkiler ile yayılımının fazla olduğu görülmektedir. Bu yüzden HIV, sadece eşcinselleri ilgilendiren bir durum değil hepimizi ilgilendiren bir durumdur.

HIV ve sosyal hayat

HIV+ bireylere yönelik önyargıların zamanla arttığını ve insanların bireylerden zamanla uzaklaşıyor olduğunu söylemiştir. Genellikle HIV+ bireyler bu durumu yakın çevreleri ile paylaştıklarında arkadaş çevrelerinden dışlanmakta ve zamanla yalnızlığa sürüklenmektedir.

1 Aralık 2015 tarihinde (Dünya AIDS Günü) Pınar Öktem, NTV ile yaptığı röportajında ; “Önyargı ve ayrımcılığın, HIV ile yaşayanların en önemli sorunları olduğunu” söyledi, “Ayrımcılık sosyal yaşamda, eğitim kurumlarında, iş hayatında ve sağlık hizmetlerine erişimde engel yaratacak şekilde karşımıza çıkıyor” dedi. Röportaj esnasında HIV+ bireylerin çalışma haklarının elinden alındığını ve bu durum sonrasında da kişilerin istifa etmeye zorlandığını dile getirmiştir.

HIV/ AIDS ve medya

Yapılan medya taramalarında ise HIV ile yaşayan kişilere yönelik olan ve ayrımcılığı besleyen haber başlıklarına ve görsellere rastlanmıştır. Bu içeriklerin belirli gazetelerde yayımlanması da daha fazla ayrımcılığa uğranmasına ve toplumun HIV ile yaşayan kişilere kulaklarını kapatmasına neden olmaktadır. Kullanılan görsellerin genellikle kan ve cinsellik, kasları erimiş olan kişiler, soluk benizli olan hasta insanlar ve ölümü çağrıştıran fotoğrafların olması ayrımcılığın boyutunun arttırılmasına neden olmaktadır. HIV / AIDS terminolojisi ile ilgili bilgi sahibi olmayan kişilerin de yanlış içerikte haberler yaptığı görülmektedir.

hiv ahlaki degil tibbi bir durumdurGenellikle haber başlıkları kötü bir içeriği bulunuyor olan haberleri çağrıştırmakta lakin haberlerin içeriğinde ise olayla ilgili kısa bilgi verildikten sonra HIV/AIDS ile ilgili bilgiler verilmektedir. Bu durumu yanlış olarak değerlendirmem ile beraber yapılması gerekenin bu olmaması gerektiğini vurguluyorum.

Günümüzde yayınlanan birçok dizi ve sinema filminde de bu konularda yanlışlık olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Örneğin birkaç yıl önce çekilmiş ve vizyona girmiş bir film olan “İncir Reçeli” adlı filmde HIV/ AIDS konusu tamamen yanlış ele alınmıştır. Üzerine biraz araştırma yaptıktan sonra kişiler filmdeki yanlışları görebileceklerdir.

Unutmayın HIV/AIDS değil, önyargılar öldürmektedir ve HIV hepimizi ilgilendirmektedir. Bu konuda bilinçlenip daha güzel bir dünya yaratmamız da mümkündür. Yaşamak ve yaşatmak sizin elinizde.

CO.IN Psychedelic Art Festival tüm enerjisi ile ruhumuza dokundu

Müziğin yanında resim ve heykel gibi diğer sanat dallarının da yer aldığı, Art&Creative Direktör Batuhan Güven ve Onur Kalafat‘ın organizatörlüğünde oluşan Türkiye’nin ilk psychedelic sanat festivali CO.IN Psychedelic Art Festival, 27-31 Temmuz tarihi arasında Efes, İzmir’de gerçekleşti.

Türkiye’den ve dünyadan birçok katılımın sağlandığı bu festivalin dekor çalışması Türkiye’deki festivaller arasında en iddialı olanlardandı. Batuhan Güven‘nin Psychedelic Art Gallery ve Mike Shinsho‘nun UV LAB ekibi tarafından tasarlanan müzik sahnesi, DECOL kolektifinden Mert Kage Bunshin ve ekibi tarafından hazırlanan visual&mapping tasarımları ile birleştiğinde çok güzel bir görsel şov ortaya çıktı.

Duyurusunun yapıldığı eylül ayından festival zamanına kadar çeşitli pre-event organizasyonları ile katılımcılarla etkileşim içinde olan organizasyon ekibi, birçok farklı tempo ve tarzda müziklerin iç içe olacağının vurgusunu yapmıştı. Festivale farklı alanlardan yaklaşık 200 sanatçı, eserleri, workshopları, performansları, müzikleri ve healing aktiviteleri ile yer aldı. Esat Cavit Başak‘ın dokunuşları ve yerli yabancı 60’dan fazla sanatçının katılımı ile başarılı eserler Art Gallery’de sergilendi. Unutmadan Gaia Dergi kapak çizeri Kadir M. Ersoy’un eserleri de Art Gallery’de yer aldı.

Ozzy Çetin‘in direktörlüğünde oluşturulan ve stage manager’lığını Ekin Bora, Coşku Wackyvack ve Yağız Saki‘nin yaptığı line-up Simurg Ahir kapı Orkestrası ile başladı. Festivalin ilk gecesinde Pixie Underground, Drum & Bass – Dub – Dupstep tarzı ile coşkuyu verdi. Festivalin ikinci gününde ise Kaminanda ile Güneş’i batırdık. Herkes suratındaki en güzel gülümseme ile dans ederken gözüme çarpan bir şey beni çok mutlu etti. İki değneği ile hepimiz gibi sınırsızca eğlenen kişinin coşkusunu görmek, hepimizin ne kadar eşit ve engelsiz olduğuna şahit olmak benim için inanılmazdı. 

Yanı başındaki uçsuz bucaksız düz alanı, ağaççıkları ve okaliptus ağaçları ile farklı bir doğa deneyimi yaşadık. Evet, belki çok sinek vardı ama canlılık her yerdeydi.

Gürcistan’taki Rainbow buluşmasından gelen Belinda, Arash ve daha nice yeni dostlar ile ateş başında sohbetler ettik. Yemeğimizi paylaştık. 

Başarılı “healing area” konsepti

Şimdiye kadar Türkiye’de gittiğim festivaller içinde en başarılı healing area oluşturulmuştu bence. Türkiye için konuşuyorum, festivallerde genelde healing area önemsenmez. Bu sefer emek verilmişti ve aktif bir şekilde katılımcılar tarafından kullanıldı. Sati Koshel‘in tasarladığı ve oluşturduğu ekip ile Harun Kohen‘in Yardımlarının birleşmesinden oluşan healing area’da inanılmaz vakit geçirdim. Yunanistan’dan gelen müzik terapisti Dimitrios Dermentzioglou ve Rila Köksal‘nın hayran olduğum enerjisi ile çok güzel anlar yaşadık. Healing area hakkını verdi gerçekten. Burada tasarlanmış aromatic healing çadırında akşam vakti, bir saat kendimle vakit geçirdim. Mint otu ile içi kaplanmış çadırın tepesinde yine, birbirinden güzel kokan otlar asılıydı. İçeriye girdiğinizde nefesinizi açan koku ile çadırın renkli ışıklandırması sizi hayal dünyasına götürüyor. Yenileniyorsunuz yaptığınız meditasyonla.

Devrim Ekin Şahin‘in önderliğindeki performans ekibi ve sanatçıları festival süresince ateşli ve ışıklı birçok şov sergiledi bizlere.

Selim Çelebi - CO.IN Pscyhedelic Art Festival 2016Festival deneyimlerimden elde ettiğim en büyük ve en kötü sonuç, insanların arkalarını toplamaması oldu. Esasında bu içinde yaşadığım toplumun genel bir sorunu. Haliyle festivallere de yansıyor. Ama bizler doğa, barış ve aşk için bir araya geliyorsak toplumun geri kalan kısmına göre biraz daha bilinçli ve dikkatli olmamız lazım. Psychedelic ve festival kavramının daha iyi anlaşılması gerekiyor birçok insan tarafından. Festivallerin, bunları doğru aktarmak adına da paylaşım yerleri olduğunu düşünüyorum çünkü her katıldığımız psychedelic festivallerde güzel insanlarla tanışıp, yeni deneyimler elde ediyoruz ve yeni birçok şey öğreniyoruz.

Velhasıl kelam eksiklikler olabilir ama ülkenin gerçekten zor zamanlardan geçtiği şu günlerde imkân yaratmak ve böyle bir şey ortaya koymak kabul edelim ki pek de kolay değil.

Tüm güzel dostlarıma sarılıyorum. Bir sonraki buluşmalarda karşılaşmak dileğiyle….

Not: Festival sonrası Psychedelic Art Gallery’nin Facebook’ta yaptığı açıklamayı okumak için tıklayınız.

Kapak dahil fotoğraflar: Konuk fotoğraf sanatçısı Selim Çelebi

Fotoğraflar: Can Kandemir

Hindistan’da asit saldırısına uğrayan kadınların işlettiği kafe: Sheroes

1

Sheroes (she + heroes ; she: kadın, heroes: kahramanlar) adlı kafe, sadece mükemmel hizmetleriyle değil, asit saldırısından sonra hayatta kalan güçlü kadın çalışanlarıyla da akın akın müşteri çekiyor!

Hindistan’da, özellikle Uttar Paradeş eyaletinde, kadınlara asitle saldırmak günden güne alışıldık hale geliyor. The Establishment’a göre; genellikle bir erkek ilişkide terk edildiğinde veya evlilik teklifi geri çevrildiğinde, söz konusu kadını “hasarlı” hale getirmek için asit kullanması maalesef ki çok da az yaşanan bir şey değil. Bu tiksinç suçun mantığında yatan ise şu: “Madem benim değilsin, güzelliğini bozayım da seni bir daha kimse çekici bulmasın.”

Bu saldırı; verdiği psikolojik ve fiziksel hasar sonucu, hayatta kalan kişinin utanç duyması nedeniyle kişinin sosyal hayattan soyutlanmasıyla sonuçlanıyor. Normal hayatlarına devam etmeye çalışanlar bile iş bulmada zorlanıyorlar.

Kafedeki ortam huzurlu ve kabullenici

Neyse ki, Taç Mahal yakınlarında Agra’da bulunan yeni bir kafe bir yandan asit saldırısına uğramış kadınlara dikkat çekerken, diğer yandan da bu kadınların tatmin edici bir hayat yaşamasına yardımcı oluyor. Birçok kaynağa göre kafedeki ortam oldukça huzurlu ve kabullenici, giderek de popülerlik kazanıyor.

The Diplomat diyor ki; bu kafe Hindistan’da türünün ilk örneği ve insanların hayata tutunan bu kadınların etrafında rahatsız hissetmemesi, aynı zamanda asitle güzelliklerinin üzeri örtülmeye çalışılan kadınların topluma yeniden alışması için cesaretlenmesi adına, toplum ile bu kadınları kaynaştırmayı hedefliyor.

Kafenin yöneticilerinden biri: “Sheroes sadece iş sahası oluşturma değil, ayrıca insanların zihniyetini değiştirme girişimidir; akıllarında asitle yüz şekilleri gibi hayat düzenleri de bozulmaya çalışılan kadınlar için empati yaratmak, bu konuda onları duyarlılaştırmak. İnsanlar bir işle meşgul olmalı,bu şekilde hayatta kalan kadınlara normal hayatları geri kazandırılmalıdır.”

Kafenin açılması arkasında iki girişimcinin desteği var: Stop Acid Attack (asit saldırısını durdurun) kampanyası ve Chaanv Vakfı. Stop Acid Attack kampanyasının önde gelen mücadelecilerinden Ashish Shukla Al Jazeera’ya şunları söyledi: “Bu kafeyi açma fikri sadece bir iş fikri değil, bir de farkındalık yaratacak bir aktivite oluşturmaktı. İnsanlar asit mağdurları dış dünyadanmış gibi davranıyorlar. Sheroes onların sadece bu dünyadan olduğunu göstermek adına bir çaba. Biz, toplum, onların yaralarından sorumlu olduğumuza göre, bunu düzeltmek ve onları toplumun normal akışına kazandırmak da bizim görevimiz.

Kafede leziz kahve ve yemek servislerinin yanı sıra, bir kütüphane, radyo topluluğu ve butik köşesi de halkın hizmetine açık.

Sheroes-4Bir amaca hizmet ediyor

Al Jazeera’dan bir muhabir Sheroes’a gittiğinde bir müşteri şunları söylemiş: “Bu iyi bir amaca hizmet ediyor. Kafe fikri asit mağdurlarını rehabilite etmeyi ve onlara finansal özgürlük kazandırmayı amaçlıyor. Buraya bu amaca destek vermek için geldim.

Sheroes’un internet sitesi, müşterinin parmak bastığı noktayı doğruluyor: “Hindistan Taç Mahal yakınındaki Sheroes Hangout çalışanları diğer tüm garsonlar gibi, tek bir fazlayla; her biri yüzlerine asit atan erkekler tarafından yıkıcı saldırıya uğramış kadınlar.

Sheroes artık uluslararası üne kavuştuğundan dolayı, Taç Mahal’i görmeye giden tüm dünyadan turistler kafeyi ziyaret ediyor. İlham verici aktivistler hakkında daha fazla bilgiyi kafenin internet sitesini ziyaret ederek edinebilirsiniz.

Sheroes-3Sheroes-1Sheroes-5Kaynak: True Activist