Ana Sayfa Blog Sayfa 421

Hindistan’da 800 binden fazla insan 50 milyon ağaç dikmek için buluştu

0

Geçtiğimiz pazartesi günü, Hindistan’da yaşayan 800 binden fazla insan, yeni bir ağaç dikme rekorunu kırmak için kolları sıvadı.

Hindistan’ın en kalabalık ve en turistik eyaleti olan Uttar Pradesh’te rekor denemesini gerçekleştirmek için toplum gönüllülerinden sivil toplum örgütlerine, avukatından hükûmet yetkililerine, ev kadınlarından öğrencisine kadar çok sayıda insan ağaç dikmek için bir araya geldi.

Uttar Pradesh eyalet yetkilileri, eyalet genelinde milyonlarca fide dağıttı. Eyaletin güneybatısındaki Kannauj şehrinde; yol kenarlarında, demiryolları boyunca belirlenen noktalarda ve ormanlık geniş boş arazilerde fidan dikimleri gerçekleştirildi. Uttar Pradesh, geçen yıl eyalette 10 farklı bölgede dikilmek üzere bağışladığı bir milyondan fazla fideyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmişti.

Bu alandaki dünya rekoru halen 2013 yılında 847 bin 275 ağaçla Pakistan’a aittir. Hindistan ise bu girişimiyle, Pakistan’ın rekorunu geçmeye oldukça kararlı. Dikilen ağaçların sayısıyla ilgili henüz kesin bir açıklama yapılmasa da, yakın zamanda 50 milyon hedefine ulaşıp ulaşılmadığıyla ilgili bilgiler netleşecek.

Hedef, 2030 yılına kadar 235 milyon hektar orman

Geçtiğimiz yıl düzenlenen Paris İklim Zirvesi’nde, Hindistan Hükûmeti verdiği sözleri gerçekleştirmek ve ormanları arttırmak adına 29 eyaleti ağaç dikmeye teşvik etmeye devam ediyor. Eyalet yöneticilerinden ağaçlandırma çalışmalarının hızlandırılması istendi. Hükümet, bu çalışmalar için 6,2 milyar dolarlık bir bütçe ayırmış durumda. Ayrıca hükümet, ülkenin ormanlık alanlarını 2030 yılına kadar 235 milyon hektara ulaştırma vaadinde bulundu.

Bu rekor denemesinde dikilen fidanların bakımı ise kaygı konusu. Yetkili kişilerin açıklamalarına göre, ağaçların bir kısmı susuzluktan ve yanlış dikim şeklinden dolayı çürüyecek, bu nedenle hükûmetin, hangi ağaçların geliştiğini, hangi araçların çürüdüğünü kontrol etmesi gerekmektedir. Fidanların kontrolünün hava araçlarıyla ve havadan çekilen fotoğraflarla yapılması planlanıyor. Böylelikle çürüyen fidanlar takip edilebilecek ve yerlerine yenisi dikilecek.

Kaynak: Ecowatch

Doğal ve zararsız makyaj temizleyicisi tarifi

1

Makyaj yapmak eril anlayışın kadına yüklediği güzellik anlayışıdır. Günümüzde de bu uygulama sermaye tarafından kontrol edilip vazgeçilemez bir hale getirilmiştir.

Makyaj yapan tüm bireylerin kullandıkları makyaj malzemelerinin birçoğunun içinde sağlığı çok ciddi tehdit eden kimyasal maddeler bulunmaktadır. Kimyasal madde olmayan doğal veya organik makyaj malzemeleri ise uzun süre cilt üzerinde bırakıldığında çevrenin ve kirli havanın etkileri, terleme yolu ile cildin alt tabakasına geçerek alerjik reaksiyonlara, sivilcelere, aknelere ve çok ciddi, cilt enfeksiyonlarına ve hatta cilt kanserine sebep olabiliyor.

Doğal veya kimyasal makyaj ürünlerinin cildinizde uzun süre kalmasına müsaade etmeyin ve hatta gece makyajınızı silmeden kesinle uyumayınız. Bu gün sizlere doğal zararsız makyaj temizleyicisi tarifi vereceğim bu tarif hem cildinizi temizleyecek hem de cildinizi makyajın etkilerine karşı az da olsa onarıp koruyacak.

Tarif:

  • 1 tatlı kaşığı doğal zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı badem sütü
  • 1 çay kaşığı limon
  • 2 damla lavanta yağı

Yapılışı:

Malzemeleri iyice karıştırdıktan sonra kullanıma hazırdır. Fakat sizlere küçük bir püf nokta, kesinlikle cildinizi temizlerken pamuk veya peçete kullanmadan doğrudan makyaj temizleyiciyi ellerinizle ovarak sürüp biraz bekledikten sonra önce ılık su ile durulayın ardından sabun ve soğuk su ile temizleyin. Cildiniz hem gerilecek hem de temizlenecektir bu karışım cilt Ph’nıza uygundur gözünüze kaçırmadan gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.

Not: Karşımı yaptıktan sonra çok az bir şeyi elinize alıp tek gözünüzün altında 5 dakika bekletip test ettikten sonra kızarma şişme olmazsa alerji olmaksızın kullanabilirsiniz.

Başlık Fotoğrafı: Angels of Turkey 2016, Cansu Alkaya

Dünyanın huzuru işte bu ülkelerde…

Avustralya merkezli bir girişim olan Ekonomi ve Huzur Enstitüsü (Institute for Economics and Peace), 2016 yılının Küresel Barış Endeksini (Global Peace Index-GPI) açıkladı. Biz de dünyanın huzuru olan ülkeleri derlemek istedik.

Küresel Barış Endeksi, Ekonomist İstihbarat Birimi’nden alınan veriler çerçevesinde, konusunda uzman kişilerin uluslararası bir panelde fikir paylaşımı sonucu ortaya çıkmaktadır. Mayıs 2007’den beri yayınlanan raporda, dünyadaki 163 ülke güvenlik, huzur ve barış açısından ele alınmaktadır. Raporu hazırlayanlar ölçümlerini 23 gösterge üzerinden yapmaktadırlar.

Dunyanin huzuru bu ulkelerdeBu göstergeler arasında ülkenin emniyet ve güvenlik düzeyi, toplumdaki çatışma boyutu, militarizasyon derecesi, ordunun büyüklüğü, askeri harcamalar, kişi başına düşen polis sayısı, hapishanedeki insan sayısının toplum geneline oranı sıralanabilir.

Rapora göre, dünya 2015 yılında daha tehlikeli bir yer haline geldi. Buna sebep olan olaylar ise Ortadoğu’da devam eden çatışmaların kötüleşmesi, terörist saldırılarının artması ve mülteci krizi olarak gösterildi. Dünya genel olarak daha “az huzurlu” hale gelmiş olsa da, 81 ülke durumunu önceki yıllara göre daha iyiye taşıdı. Ne yazık ki Türkiye bu şanslı 81 ülke içinde yer alamadı; tam tersi, 2016’da bir önceki yıla göre 7 sıra gerileyerek 145‘inci sıraya düştü.

Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler ise sırasıyla şöyle oldu: Lübnan, Kolombiya, Filistin, Nijerya, Kuzey Kore, Rusya, Kongo, Pakistan, Libya, Sudan, Ukrayna, Orta Afrika Cumhuriyeti, Yemen, Somali, Afganistan, Irak, Güney Sudan ve son sırada Suriye.

2016 yılı Küresel Barış Endeksi’ne göre en huzurlu ilk 10 ülke ise aşağıdaki gibi sıralandı:

İzlanda
1. İzlanda
2. Danimarka
2. Danimarka
3. Avusturya
3. Avusturya
4. Yeni Zelanda
4. Yeni Zelanda
5. Portekiz
5. Portekiz
6. Çek Cumhuriyeti
6. Çek Cumhuriyeti
İsviçre
7. İsviçre
8. Kanada
8. Kanada
9. Japonya
9. Japonya
10. Slovenya
10. Slovenya

Kaynak: Vision of Humanity 1 / 2, Independent, BirGün, SözcüWikipedia, Gezimanya, Evrensel, CNNTurk, Agrı’da Haber, HaberTurk, Turizim Global

Geleceğimiz için “bazı şeyler istiyoruz”

1

15 Temmuz 2016 akşamında Ankara’da ve İstanbul’da şiddetle hissedilen ve darbe girişimi olduğu açıklanan karmakarışık olaylar sonucunda çok üzgün olduğumuzu belirtmek isteriz. Yanlış bilgi yaymamak adına ilk günlerde bir şey yayınlamamayı seçtik. Farklılıkların bir çatı altında buluşmasından doğan Gaia Dergi, hiçbir siyasi veya ekonomik kişi veya kurumdan destek almayan, sevenleri ve kurucuları tarafından fonlanan bir yayın kuruluşu. Bu nedenle biz; herhangi bir tarafı gözetmesi muhtemel tahminlerimizi, analizlerimizi ve fikirlerimizi es geçip, ne istediğimizi dile getirmek için yazıyoruz. Kötü günler yaşamamak istiyoruz, kötü günleri aşmak için “bazı şeyler istiyoruz”.

Biz; etnik köken, din, cinsiyet ayrımı olmadan insanların birbirlerini sevdikleri ve birbirlerine ölçülü yaklaştığı şefkat duygularını kaybetmeden tavır takındığı bir toplumda yaşamak istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarihi; ayrım gözetmeksizin, farklı bakış açılarından ve mümkün olduğunca tarafsız kaynaklardan yardım alarak öğretilsin istiyoruz. Bu topraklarda yaşayan insanların, bu topraklar için emek ve ürün vermiş olanların her zümreden insanlar olduğu bilinsin istiyoruz.

Türkiye topraklarında yaşayan bütün canlı çeşitliliği, elden gelen çabanın en yükseğiyle korunsun. Bu çeşitlilik modern bilimsel yöntemler ve modellemeler yardımıyla insanlara tanıtılsın istiyoruz.

“Can” olmanın değeri ve insan dışı canlıların da insanlar gibi “can” olduğu herkes tarafından anlaşılsın istiyoruz.

Suyumuzun, toprağımızın ve havamızın kirletilmemesini, ziyan edilmemesini istiyoruz.

Bütün cinsiyet ve cinsel yönelimlere sahip insanların hak ettikleri değeri görmesini ve mutlu bireyler olarak toplumda var olmalarını istiyoruz.

Biz insanların, farklılıklarından veya farkındalıklarından dolayı hayallerinden koparılmamasını istiyoruz.

Şiddet ve ayrımcılığın dilde, yasada ve toplumsal davranışlarda ortadan kaldırılmasını istiyoruz.

Okuyan, bilen, önyargısız düşünebilen özgür zihinlerle dünyanın geri kalan ülkeleriyle aynı platformda gelişmek ve dönüşmek istiyoruz.

Güzel yaşamak ve mutlu olmak istiyoruz. Paylaşmak istiyoruz. Dünyanın paylaşınca daha güzel olduğunu unutmadan yaşamak, içimiz rahat ve huzurlu ölmek istiyoruz.

Biz, Türkiye’nin halklarını ve tüm canlı hayatını güzelliklere layık buluyoruz. Bütün mevkilerin başında en bilgili, görgülü, eğitimli ve göreviyle ilgili donanıma sahip insanların bulunmasını istiyoruz. Her canlı doğal ortamında müdahaleye maruz kalmadan yaşasın istiyoruz. Biz sokakta, evde, vakıflarda tacize ve tecavüze uğramadan yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Nefret söyleminden uzak, şiddetsiz, sömürüsüz ve gerçek anlamda “hep birlikte” bir yaşam istiyoruz. “Hep birlikte”nin yeniden tanımlanmasını istiyoruz.

Arkeolojik ve kültürel miraslarımızın dünya standartlarında korunmasını ve coğrafya geçmişini anlayabilmek için ne kadar önemli veriler olduğunun halkça bilinmesini istiyoruz.

Biz, hiç kimse umutsuzluk ve yoksulluk yaşamasın istiyoruz. Bazı zümreler kabadayılıkla veya talanla ihtiyacından fazlasını alamasın istiyoruz. Çiftçinin değerini, tohumun gerekliliğini tekrar hatırlamak istiyoruz. Özendirilmiş kentlerde betonlara hapsolmamak ve mis kokulu ormanlarımızdan yeni beton kentler yaratılmasın istiyoruz.

Biz; emeğin erkten, vefanın korkudan yüce olduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz. Çocuklarımızın yüzüne bakabilmek istiyoruz. İyilik kazansın istiyoruz. Zaten hakkımız olan bize verilsin istiyoruz.

Herkes istediği gibi kendini ifade edebilsin istiyoruz. Düşünürken kimse korkmasın, kimse kimseyi fikrinden ötürü yargılamasın istiyoruz. Herkes, bir kerecik olsun, nasıl yaşamak istediğine odaklansın ve “insanlık” altında birleşsin istiyoruz.

Biz insanların nasıl bir gidişata inanırlarsa, o yönde bir etkide bulunacaklarını çok iyi biliyoruz; bu sebeple biz inatla barışa ve sevgiye inanıyoruz. Ve gittiğimiz her yere bu inancı götürmeye devam edeceğiz.

Peki ya siz?

Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden orman yangınları ile ilgili çağrı var

1

Yaşadığı topraklara önem veren ve ekolojinin tahribatına karşı olan gönüllülük esasına dayalı her hareketin yanında olmak her bilinçli bireyin farkındalığı ile daha büyük bir önem kazanıyor. Özellikle haziran ayından itibaren ülkemizde yaşanan orman yangınlarının sayısı ciddi bir artış gösteriyor.

Yerel kaynaklar ve bölgeye giden heyetler tarafından alınan bilgiler doğrultusunda yangınların doğu bölgelerimizde Lice başta olmak üzere Diyarbakır ve ilçeleri, Şırnak, Hakkâri, Siirt ve Mardin illerinde yoğunlukla yaşanıyor. Bölgede yaşanan askeri operasyonlar, stratejik olarak çıkarılan yangınların bir kısmı bazı yerleşim yerlerine kadar ulaştığı zaman yerel halkı da zarara uğratıyor. Yazılı ve görsel basında da yer bulan yangın haberleriyle ve halk bölgedeki durumdan haberdar ediliyor. Haziran ayı boyunca internet sitelerinde de konuyla ilgili birçok haber yapıldı.

Ekolojik tahribat herkesi ilgilendiren bir sorun

Adrasan
Adrasan

Batı illerimizde de yaşanan orman yangınlarının ekolojik tahribat sonuçları, yalnızca olayın yaşandığı bölge için değil ilk etapta yakın komşu bölgelerine, daha sonra tüm dünyaya yayılan bir felakettir. Haziran ayında Fethiye’deki Kabak Koyu’nda meydana gelen yangın hem tatilciler hem de bölge halkında büyük paniğe yol açtı. Kabak Koyu gibi ulaşımın zor olduğu bölgelerde çıkan yangınların itfaiye ekibinin olay yerine ulaşımı ve yangının kontrol altına alınması açısından da büyük zorluk teşkil ediyor. Bu yangın ormana sıçramadan kontrol altına alınsa da 19 bungalovun kül olup bitmesi ve birçok canlılığın, yaşam alanlarının telef olması korkunçtu. Ortaya çıkan fotoğraflar bir hayli üzücü oldu.

Haziran ayında Antalya’da da yaşanan korkutucu yangınlardan biri de Adrasan’da yaşandı. Adrasan bilindiği üzere turizm açısından Antalya’nın gözde yerlerinden. Kontrol altına alınamayan ve gittikçe büyüyen yangının bazı tatil yerleşim yerlerine sıçraması sonucu herhangi bir insan zarar görmese de birçok insan dışı canlı yaşamı yok edildi. Daha sonra yerli ve yabancı turistlerin kaldıkları yerlerden tahliyesi gerçekleştirildi.

Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden orman yangınları ile ilgili çağrı var

Mezopotamya Ekoloji Hareketi artan yangınları araştırmak amaçlı duyarlı ekolojistleri ve duyarlı kuruluşları bölgeye bir heyet çerçevesinde gelmeye çağırıyor. Ekolojist, insan hakları savunucusu ve duyarlı diğer STK ve sosyal hareketlerinden oluşan heyet çevreyle ilgili incelemelerde bulunacak. 23 Temmuz’da Diyarbakır’da başlayacak olan incelemeler 25 Temmuz’a kadar devam edecek. İnceleme süreç boyunca Lice ve diğer alanlarda sürdürülebilir. Bilgi almak ve inceleme heyetinde yer almak isteyen herkesi bölgeye bekleyen Mezopotamya Ekoloji Hareketi’ne destek olmak için internet sitelerinden ve Facebook hesaplarından onlarla irtibata geçebilirsiniz.

www.mezopotamyaekolojihareketi.org
E-posta: [email protected]
Facebook: /mezopotamyaekolojihareketi

Başlık Fotoğrafı: 2015 Lice yangınından, Ahmet Ün

Yeni Akit, homofobik, ayrımcı, aşağılayıcı nefret dilini düzeltsin

1

Nefret suçu, toplumsal alanda bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi önyargı doğurabilecek nedenlerden ötürü yaşanan, şiddet içeren suçlardır. 

Nefret suçları sadece belirli bireylere değil o bireylerin ait olduğu gruplara karşı da nefreti körükleyen, bu bağlamda sadece kişileri değil tüm toplumu etkileyen suçlardır. Aynı zamanda özgür bir toplum idealini sarsmaktadır. 

1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin nefret söylemiyle ilgili aldığı karar, Tavsiye Kararı’nda yer almaktadır. Bu kararda nefret söylemi şu şekilde tanımlanmaktadır: Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi.”

Homofobik nefret söylemi ise, toplumda esas kabul edilen heteroseksüel cinsel kimlik dışındaki cinsel kimliklere yönelik nefret söylemidir. Son yıllarda LGBTİ (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel, travesti ve interseksüel) adı altında örgütlenen gay”, “lezbiyen”, “biseksüel”, “interseksüel”, “transseksüelvetravestileri hedef alır.

Bugün medyada kendinden olmayan her kitleye karşı nefret suçu işleyen, nefret söylemlerini köşelerinden eksik etmeyen, “Yeni Akit” diye “kendini yayın organından sayan iktidar gazetesinin” dün de yine iğrenç, homofobik ve ayrımcı bir dille eşcinsellere yönelik aşağılayıcı ifadelerini okuduk.

Daha önce haberini yayınladığımız, Mimarlar Odası Ankara Şubesinin Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Komisyonunun düzenlemiş olduğu 16 Temmuz 2016 tarihli Toplumsal cinsiyet bağlamında kamusal mekân ve güvenlik başlıklı paneline yönelik olarak da yine iğrenç ithamlarını eksik etmemiştir.

yeni akit 1  “TMMOB’nin Sapkın Aşkı” başlıklı Tunahan Ethemoğlu’nun hazırladığı haberde şöyle ithamlara yer almaktadır:

“…TMMOB şimdi de sapkınlar için harekete geçti. TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, ‘Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Atölyeleri’ adı altında eşcinselliği özendiren etkinlikler düzenlemek için düğmeye bastı. 16 Temmuz’da düzenlenecek olan konferansta KAOS-GL ve Kırmızı Şemsiye gibi eşcinsel derneklerin temsilcileri de konuşmacı olarak katılacak.

… TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, 16 Temmuz’da sapkın eşcinsel örgüt temsilcilerinin konuşmacı olarak katılacağı bir panel düzenleyeceğini duyurdu. Panele KAOS-GL, Kırmızı Şemsiye gibi eşcinsel örgütlerin yanı sıra Çankaya Belediyesi’nden de isimlerin katılacağı öğrenildi. ‘Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Kamusal Mekân ve Güvenlik’ adı altında düzenlenecek olan panelde eşcinselliğin propagandası yapılması bekleniyor.”
Daha da trajedik olan aynı habere Mühendis ve Mimarlar Grubu Başkanı Murat Özdemir’in yine aynı ayrımcı ve aşağılayıcı dili kullanacak demeç vermesi olmuştur.

“Bu arkadaşlar kendileri muhalif olarak nitelendirdikleri için toplumun sinir uçlarına dokunarak bir parazit üretmeye çalışıyorlar. Nerede kabul görülmeyen bir şey varsa orada TMMOB’u görüyoruz. Eşcinsellik insanların kendi rahatsızlıkları ve tercihleri olabilir. Ama bunların toplumda umumi olarak yaygınlaştırılması veya bunu meşru gösterilmesini kabul etmek mümkün değil.

Özdemir’e şunu hatırlatmak gerekiyor sanırım. Mimarın görevi yalnızca bina tasarlamak değil, toplumlar için yaşama alanları öngörmektir. Mimarlık, birey ve yaşam odaklı bir olgudur. İnsan psikolojisine ve ihtiyaçlarına hitap edemeyen bir tasarımcı, mimar olamaz. Yaşam alanları inşa ederken de ayrımcı ve faşist bir tavır takınmazlar, toplumun tamamına hitap eden herkesin güvenli ve rahat bir şekilde yaşamasını hedefleyen tavırlar sergilerler. VE EŞCİNSELLİK RAHATSIZLIK DEĞİLDİR.

Yeni Akit’in bu ayrımcı, aşağılayıcı dil ve üslubunu kınıyoruz. Daha önce yayınladığı birkaç nefret suçu eylemlerini de şuraya iliştirelim.

17.May.13 Yeni Akit Köşe Yazısı Şevki Yılmaz Yezidi Esed kan içiyor, çağdaş (!) dünya seyrediyor… Yezidiler Küfür / Hakaret / Aşağılama
22.May.13 Yeni Akit Köşe Yazısı Faruk Köse Ümmet bilinci ve topyekün cihad Batılı ülkeler, Yahudiler Düşmanlık / Savaş Söylemi
17.Haz.13 Yeni Akit Haber Muhsin Bayraktar / Ankara Devlet manastırı canlandırıyor Ermeniler, Hıristiyanlar Abartma/ Yükleme/ Çarpıtma
24.Haz.13 Yeni Akit Haber Hüseyin Kulaoğlu / İstanbul Her taşın altından gavurlar çıkıyor! Gayrimüslim Abartma / Yükleme / Çarpıtma
04.Tem.13 Yeni Akit Okurun Sesi Fuat Çakır Şeytani kafalara karşı bir olalım Hıristiyanlık Doğal kimlik öğesini nefret, aşağılama unsuru olarak kullanma / Simgeleştirme
17.Tem.13 Yeni Akit Köşe Yazısı Mustafa Çelik Kurtlar konseyinden kuzulara beraat çıkmaz Batı, Kemalistler Küfür / Hakaret / Aşağılama
30.Tem.13 Yeni Akit Köşe Yazısı Serdar Arseven Gezi Olayları, PKK ve 2015 Ermenileri!.. Ermeniler Abartma / Yükleme / Çarpıtma
30.Tem.13 Yeni Akit Köşe Yazısı Abdullah Yıldız Dostunu ve Düşmanını Kur’an’la Tanı! Hıristiyanlar, Yahudiler Düşmanlık / Savaş Söylemi
31.Tem.13 Yeni Akit Köşe Yazısı Abdurrahman Dilipak Masonlar, komünistler ve Yahudiler! Masonlar, Komünistler, Yahudiler Düşmanlık / Savaş Söylemi
06.Ağu.13 Yeni Akit Haber Sinan Kaya / Ankara Yaylalarımızda rahat değiliz’ Ermeniler Abartma / Yükleme / Çarpıtma
21.Ağu.13 Yeni Akit Haber Sinan Yavuzoğlu / Ankara Yavru Vatan’da ilkokul öğrencilerine kilise turu! Hıristiyanlık, Yahudilik Abartma / Yükleme / Çarpıtma
28.Ağu.13 Yeni Akit Haber Ramazan Alkan / Ankara Van’da Ermeni oyunu Ermeniler Abartma / Yükleme / Çarpıtma

Yeni Akit’e de şunu hatırlatalım:

Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde şöyle denilmektedir: “Gazeteci başta barış, demokrasi, insan hakları olmak üzere insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, din, dil, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslararası nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını veya inançsızlığını doğrudan saldırı konusu yapamaz.”

Yeni Akit’in nefret söylemlerine son vermesi için imzalayalım.

Kaptan Paul Watson ölen matadorla ilgili yazdı

1

Kaptan Paul Watson geçmişte Greenpeace ile aktivizm yürütmüş, Greenpeace’in küresel ve dünyayı yok eden şirketlerle imaj tazeleme çalışmaları ve Greenpeace’in para ile ilgili şaibeli durumları ve son olarak da yapılan bir toplantıda militan eylemlere son verilmesi kararı alınması üzerine Greenpeace’den ayrılarak Sea Shepherd‘ı kurmuş önemli bir hayvan özgürlüğü aktivisti.

Kaptan Paul Watson kurmuş olduğu Sea Shepherd filoları ile okyanuslarda balina, fok ve balık avcılarına karşı mücadele etmektedir. Filolarına dünyanın her yerinden aktivistler katılmakta ve tüm gemiler tabii ki gerçek bir hayvansevere yakışacak şekilde vegan.

Sea Shepherd bağış toplayarak ve resmi ürünlerini satarak varlığını sürdürmekte. Sea Shepherd’in son gemisinin de Türkiye’de üretildiğini hatırlatmakta fayda var.

Geçtiğimiz günlerde ezber bozan bir durum oldu ve uzun zamandır ilk kez bir matador boğa tarafından öldürüldü. Kaptan Paul Watson hayvan katilleri ile mücadelesinin yanı sıra bu konularda sık sık yazarak paylaşan biri.

İşte bu sözü geçen olay ile ilgili olarak Watson’un yazdıkları:*

25 senedir ilk kez boğa güreşlerinde bir İspanyol matador ölüyor.

29 yaşındaki Victor Barri Aragon’un Teruel kasabasında Lorenzo isimli 600 kiloluk boğadan ölümcül bir  boynuz darbesi aldı.

Barrio’nun şok geçiren karısı, kalabalıktaki seyircilerle beraber boğanın boynuzu kocasının ciğerini delip geçer ve aortunu yırtarken “dehşet içinde” her şeyi seyretti.

Kadın eşinin ölümü karşısında gözyaşı dökerek “hayat acımasız” diyerek acısını dışa vurdu.

Barrio için her şey kaderdi mutlaka, ama yaşam bu yaz kan, acı ve et festivalini destekleyen sadist kalabalıkların kana duyduğu şehveti doyurmak adına ölecek olan Lorezon ve diğer bin boğa için çok ama çok daha acımasız.

Lorenzo’un Barrio karşısındaki zaferi hayatını kurtarmaya yetmedi, İspanyol boğa güreşi sendikası Lorenzo’nun annesi Santa Coloma’tı mezbahaya yollayarak ve böylece Lorenzo’nun soyunu tamamen yok ederek Barrio’nun intikâmını almış oldu. El Pais gazetesi “Geleneğe göre ‘katil’in soyu onunla beraber sona erer” diye yazdı.

Francisco Marco adlı matador da cumartesi günü Pamplona’da boynuz darbesiyle yaralandı.

Pamplona’da boğa koşusunda 16 beyinsiz yaralandı. İki kişi Pamplona’da cumartesi günü boynuz darbesiyle yaralandı, ayrıca Alicante kasabasındaki boğa koşusunda 28 yaşında bir adam öldü.

Geçen yıl İspanya’da boynuz darbesi alarak yaralananların sayısı 10’du.

Evet, Barrio öldü deniyor, evet, 18 kişinin yaralanması da üzücü Matadorun ve bir beyinsizin ölmesinden, 17 diğer maço aptalın darbe yemesinden dolayı memnun değilim, ama üzgün değilim.

Benim canımı sıkan şey, Lorenzo’ya yapılan haksızlık. Yense de yenilse de katledilen o, annesinin katledilmesi de cabası. İspanyol medyası eğer boğa kazanırsa boğaya katil adını veriyor, matador denen sadist narsistlerin seri cinayetlerini ise matadorlar kazansa da kaybetse de göklere çıkarıyor, bir boğanın boynuzlarıyla ölen her bir matadora karşılık  matadorun kılıcıyla binlerce boğa ölüyor.

Bu bir spor değil, bu eski Roma döneminde gladyatörlerin vahşi hayvanlarla kapıştığı günlerdeki heyecandan kalma kan dolu, arkaik bir katliam; eğer taraflardan biri, yense de yenilse de öldürülüyor ve yaşama şansından mahrum bırakılıyorsa buna kimse spor diyemez.

Bu gaddarlık, kindarlık, intikamcılık ve sadistliktir, hisleri ve duyguları olan ve kendini savunan bir canlıya katil demek de tiksinti verici  bir insanmerkezci kendini beğenmişliğin ta kendisi.

boga-guresi-ispanyol-matadorBarrio öldü çünkü erbezleri elastik bantlar tarafından ezilen ve korkak pikadorlar (matadordan önce boğayı kışkırtanlar) tarafından  vücudunda açılan yaralardan kan fışkıran bir boğayla karşı karşıya kalma kararını aldı. Haykıran ve kükreyen kalabalıktan korkan ve bir yandan da çektiği acıyla çıldıran Lorenzo yine de türü adına bir darbe savurmayı başardı. Kendisine işkence eden kalpsiz canavarlardan birini öldürdü, işte ben de onu bu başarısı sebebiyle kutluyorum.

Lorenzo öldü, ama bu delilik sona erene kadar, artık işkence yapılmayana dek boğaların daha fazla zafer kazanmasına ihtiyacımız var.

İspanya’daki haber medyası, boğa güreşini eleştirenleri, Barrio’nun ve Pamplona’daki 17 beyinsizin ve Alicante’deki diğer embesilin aslında hak ettiğini bulduğu yönündeki “gaddar” eleştirilerini ciddi biçimde eleştiriyor; oysa gerçek şu ki Barrio ve 18 kendini bilmez gerçekten de başlarına geleni hak etti.

Yüz yıl önce hiç kimse bir matadorun ölümünü kutlamazdı. Ama artık 1916 yılında değiliz, 2016 yılındayız ve bu cinai, maço cesaret zırvalığının günümüz dünyasında yeri yok. Bugün boğaları savunanlar var ve artık matadorları alkışlamayan, tam tersine kınayan çok daha fazla insan var. Matadorların gladyatörler, bestiariiler (Roma döneminde hayvanlarla kapışan gladyatörler), ayı-köpek dövüşçüleri, köpek dövüşçüleri, horoz dövüşçüleriyle beraber tarihin çöplüğüne atılması gerekiyor.

O halde boğa güreşi hayranları da matadorları yuhalayan ve boğaya destek olan şefkatli insanlarla ilgili sızlanmaktan vazgeçsin. Onlar ne zaman o sıyırmış cinayet orjilerine son verirlerse, ne zaman kan ve ölümü yüceltmeye son verirlerse bizler de boğaların zaferlerini kutlamaya son vereceğiz.

Lorenzo, seni selamlıyorum. Aferin sana, öldün ama intikâmını aldın.

*Haberin çevirisi hayvanozgurlugucevirileri.com sitesi tarafından gerçekleştirilmiştir.

Yollardan devrimciliğe: Motosiklet Günlüğü

Motosiklet Günlüğü, orijinal adıyla Diarios de Motocicleta. Film Comandante’nin Che olmadan önce, yani gençlik zamanlarında çıktığı bir seyahati konu alır. Bu biyografik çalışmada Ernesto Guevara’yı Meksikalı Gael Garcia Bernal, yol arkadaşı Alberto Granado’yu Rodrigo de la Serna oynamışlardır. Seyahat boyunca Ernesto ve Alberto’nun tuttukları günlükler sayesinde filmleşen ve kitaplaşan bu seyahat aslında bir bakıma dönemin siyasal gelişmelerine de ışık tutmaktadır.

motosikletgunlugu3Güney Amerika’yı boydan boya geçmek için yola çıkan bu iki genç, hikâye boyu Amerika halklarının yaşantılarına konuk olacaktır. Kah doktor olarak kah misafir olarak. Hikâye boyu yollarında öyle ya da böyle ilerleyen gezginler seyahatin değil keşfin güzel olduğunu anlatırlar biraz. Motosiklet üstünde ilerledikleri bölümde halktan soyut yol alsalar da motosikletsiz ilerledikleri bölümde halkla iç içe yaşayacaklardır. Bu evrede halkın sorunları ve mecbur bırakıldıkları hayatlara daha da yakından bakmamızı sağlıyorlar.

Bu bir kahramanlık öyküsü değil

Doktor olarak gönüllü çalışmalarında ve gördükleri onca karşılıksız iyilikte insanlığın özündeki “iyi” olanı görüyorsunuz. Bu aşamalar boyu Ernesto’daki değişimi de ince ince işliyor yönetmen. Hak mücadelesini, ezilenin yanında olmayı seçen Ernesto’nun devrimciliğe giden yola burada çıkmaya başladığını hissediyoruz. Ve Ernesto’nun filmin sonuna doğru yaptığı konuşma da bu kanaatimizi onaylıyor.

Yazıyı, filmin son cümlesi ile bitirelim.

“Bu bir kahramanlık öyküsü değil. Bir süre paralel ilerleyen hayatların hikâyesi. Amaçlarımız ve hayallerimiz ortaktı. Bakış açımız çok mu dardı, önyargılı ve aceleciydi? Vardığımız sonuçlar çok mu katıydı? Belki…

Bizim Amerikamızı dolaşmak beni çok değiştirdi. Ben artık eski ben değilim en azından eskisi gibi değilim.”

Ernesto.

Seyretmeniz dileğiyle. İyi seyirler.

motosikletgunlugu1

Ben De Varım: Transfobi hastalığına reçete

0

Eğer din, dil, ırk ya da cinsel kimliğinizden ötürü ezilen bir azınlık mensubuysanız canınızın yanmaması için sesinizi duyurmanız gerekir. Fakat ses nasıl duyurulur? Ya elinize alırsınız megafonu bağırırsınız meydanlarda ya da diğer insanlarla birebir iletişim kurarsınız ve sizi tanımalarını sağlarsınız (basın bülteninden).

Bir konuda en çok söz sahibi olanlar, o konunun özneleridir. Buradan yola çıkan “transkad.in BLOG” yazarı Deniz Su Tiffany, trans kadınların görünürlük mücadelesi için Haziran 2013’ten beri yazmaya devam ediyor. Aynı zamanda GZone dergisi editörlerinden Deniz Su Tiffany, yazmanın sonu olmadığını düşünerek trans kadınlarla ilgili bir kitap kaleme aldı.

Tam anlamıyla özgürleşme

Trans kadınlarla ilgili doğru bilinen yanlışlar, trans kadınlar için hayata entegre olma ipuçları ve hukuktan dini inanışlara, psikolojiden ikili ilişkiler, toplum ve trans kültürüyle alakalı her şeyin içinde bulunduğu kitap transfobi hastalığı için bir reçete olarak hazırlandı. Kitabın okuyucuya ulaşabilirliğini ölçmek amacıyla son sayfalarda bir test de yer almakta. Böylelikle okuyucu, diğer kitaplarla ilişkisine nazaran daha aktif bir rol üstlenebilecek ve transfobisinden tam anlamıyla özgürleşebilecek.

Kitapta hem teknik bilgiler hem de yazarın hayatından kesitler yer almasından ötürü tek bir kitapla, herkesin anlayabileceği bir dilden somut bir kaynak ortaya çıkması amaçlandı. Bu sayede trans kadınların toplumun her kesimine doğru bir şekilde ulaşması hedefleniyor.

RAY Yayıncılık etiketiyle çıkan “Ben De Varım” tüm kitapçılardan ve online satış sitelerinden temin edilebilir.

Eski tarihten bir gelenek: Masal anlatıcılığı

Asırlar boyunca süregelen masallar, anlatıcısının elinde, dilinde, gözlerinde şekillenen sihirli sözcüklerdir.

Masallarda belirsiz bir zamanda, hayali bir yerde, gerçeklikte karşılaşamayacağımız hayali kahramanlarla buluşuruz. Zümrüdüanka’yı zihnimizde biz yaratırız, rengiyle ve cismiyle istediğimiz gibi oynarız.

Masal anlatıcısı kelilmeleri hayaliyle şekillendirir, beden diliyle oluşturduğu büyülü dünyanın içine dinleyicilerini çeker. Bu büyülü dünyayı oluştururken sonsuz hayal gücünden yararlanır.

Gökyüzündeki yıldızları elleriyle birleştirip nesne oluşturur, masal kahramanlarının ormandan kaçmasına yardım etmek için perilerden yardım alır, kötü kalpli krala karşı gelip prensesi sevdiği adam ile buluştururlar.

Bizim evin masal anlatıcısı babaannemdi. Gece yatmadan önce anlattığı peri masalları, uyumadan önce hayalimde tekrar tekrar şekillenirdi. Daha önce dinlediğim masalları tekrar tekrar anlatmasını ister, her anlatışında zihnimde farklı yerler, farklı kahramanlar canlandırırdım.

Çocuklara masal anlatmak…

Kurgusu ve sonunu bildiğim bir masalı neden tekrar tekrar dinlemek isterdim ki?

Masal anlatıcısının rolü işte tam olarak burada ortaya çıkıyor. Çocuklara masal anlatmak, onların gerçek hayatta var olan iyiliği ve kötülüğü görmelerini, düş gücünü geliştirmelerini sağlar. Kötü kalpli cadı masal kahramanını kaçırsa da, Kurt, kırmızı başlıklı kızın büyükannesini yutsa da, masallarda hep bir umut vardır ve hep mutlu sonla biterler; bu sebeple ailelerin masallarda gerçekleşen kötü olaylar sebebiyle çocuklarına masal anlatmaktan çekinmemeleri gerekir.

“Eğer çocuklarınızın zeki olmasını istiyorsanız, onlara masal okuyun. Eğer onların daha zeki olmasını istiyorsanız daha fazla masal okuyun.” Albert Einstein

masal-anlaticiligi-3Masallar sadece çocuklara değil, yetişkinlere de anlatılır. Kendini masal anlatıcılığı yönünde geliştirmek ve yaratıcı beceri kazandırmak için bununla ilgili çok sayıda eğitim bulunuyor ve bu eğitimler masal anlatıcılığı kazandırmakla birlikte kişinin özgüvenini artırmayı, konuşma ve beden dilini kullanma becerisi ve hayal gücünü geliştirmeyi amaçlıyor.

Asırlardır süregelen bu gelenek, teknolojinin ilerlemesine ve farklı nesillerin gelişmesine rağmen zaman ve mekân değişse de özüne bağlı kalarak devam edecek gibi görünüyor.