Ana Sayfa Blog Sayfa 555

ABD’de evsiz bireyler için mikro konutlar inşa edilmesi planlanıyor

0

ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’nde yer alan Sonoma bölgesinde evsizler için küçük evler inşa edilmesi planlanıyor. Santa Rosa şehrindeki 6 potansiyel bölgenin proje için incelenmesine bölgedeki idareciler tarafından yakın zamanda 75 bin dolarlık kaynak ayrıldı. Seçilecek bölgede mikro konutlardan oluşan yeni köylerin kurulması hedefleniyor.

Plana göre Aralık’a kadar belirlenecek olan bölgede köyün kurulması için kar amacı gütmeyen şirketler ve özel girişimcilerle iletişime geçilecek. Model başarılı olduğu takdirde ise benzer köylerin bölge genelinde kurulması planlanıyor.

Sonoma Evsiz Bireyler

Inhabitat’ın haberine göre, bölge idarecisi Shirlee Zane, son evsizlik araştırmalarına değinerek durumu şöyle açıklıyor: “Düşük maliyetli evler konusunda bir kriz yaşıyoruz.” Ocak ayında yapılan araştırmalara göre Sonoma bölgesinde 2 binden fazlası açık havada konaklayan toplam 3 bin 100 evsiz yaşıyor. Yapılacak yeni çalışmayla bu sayının azaltılması hedeflenmekte.

Devlet tarafından verilen konut desteğine bir alternatif olarak geliştirilen mikro konutlar, daha düşük maliyetli olmanın yanı sıra finansal olarak desteklendiği ve doğru işletildiği takdirde ev sakinlerinin kendine yeterlilik konusunda eğitilmesini de sağlayacak bir ortam sunabilir. Bu açıdan mikro konut köylerinin başka bir amacı da kronik evsizliğe yol açan alışkanlıklarının önlenmesine yardımcı olmak.

Quixote Köyü

Press Democrat’ın haberine göre, Sonoma bölgesindeki projenin hayata geçirilmiş örnekleri de bulunmakta. Washington Eyaleti’ndeki Olympia şehrinde bulunan Quixote Köyü, 30 mikro konuttan oluşan özerk bir yerleşim alanı. Sonoma yönetiminin projesi Quixote gibi başarılı olursa başka mikro konut köylerinin de kurulması gündemde. “Bir sağduyu problemini çözüyor” diyerek projenin gerekliliğine değinen Sonoma yöneticisi James Gore ekliyor: “Her yerde evsizlik ve boş arazi görüyoruz.”

Şimdi telafi etme zamanı: Hayatta Kalma Bilgeliği

0

İklim değişikliği kapımıza dayanmışken bizi harekete geçmekten alıkoyan nedir?
Hayatta kalmamızı sağlayacak kadar bilge miyiz?

“Belki de dünyanın güzelliğidir dünyayı kurtaracak olan” cümlesi bir iyi niyet temennisinin ötesine geçemezken insanlar çevrelerinde yaşanan acılar karşısında üç maymunu oynuyor. İşte tam bu noktada, diğer canlıları biz yaratmadıysak onları nasıl öldürebiliriz ki diye serzenişte bulunuyor Hayatta Kalma Bilgeliği.

Fosil yakıt kullanımının dünyayı tehdit edecek boyutlara çoktan ulaşmış olması, çevre ve canlı katliamları ve modern dünyanın yaşamını kendi istediği şekilde devam ettirebilmek adına tükettikleri tüm gezegeni iklim değişikliği sarmalına soktu. İklim değişikliği ifadesi çoğu zaman, çoğu kişi için çevresel etkilerinin neler olduğu konusunda sorgulanmazken ve fazla soyut bir ifade olarak kalırken, bu çevresel etkilerin doğrudan neden olduğu kuraklık ve doğal afetler dolayısıyla her yıl milyonlarca insan evini, topraklarını kaybetmekte.

Yaşamını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduğu kaynakların olduğu yeni coğrafyalar arayan milyonlarca insanın yeni coğrafyalarda çok da hoş karşılanmadığı, ölüm ve şiddet olaylarının arttığı insanlık tarihi sayfalarında yeni haber değil. Böylece diyebiliriz ki iklim değişikliğinin asıl etkisi insanların vicdanlarında meydana geliyor.

Hayatta Kalma Bilgeliği iklim değişikliği diye adlandırdığımız sorunu kısmi çözümler üretmek yerine bütüncül bir şekilde ele alarak; bunun modern dünyayı besleyen Wisdom to Survive 2sistemler sorunu olduğunu vurguluyor. İş gücü sömürülerek köleleştirilen, kendi yaşadıkları topraklarda söz hakları en aza indirgenen ya da toptan yadsınan, hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları kaynaklardan mahrum bırakılan insanlar ve onların karşısında kaynakları yöneten, tüm dünyanın yaşamını şekillendiren aslında hepimizin parçası olduğumuz sistemler bütünü ve anlayışı küresel iklim meselesinin merkezinde yer alıyor böylece.

Sınırlı kaynaklara sahip bir gezegende bitmez tükenmez bir açgözlülükle küresel sermayenin hayat bulduğu sistem tüm Dünya’nın, hepimizin hayatını tehlikeye sokup bizi sonuçlarının vahametini henüz tam olarak kestiremediğimiz bir felakete doğru sürüklüyor.

Rilke’nin dizelerinde bahsettiği üzere giderek kararan, rengini kaybeden dünya bize şimdiye kadar fazlasıyla hoşgörülü davrandı. Şimdi, daha geç olmadan yaptıklarımızı telafi etme zamanı. İhtiyaç duyduğumuz dönüşümü sadece ekonomik ve teknolojik alanlarda değil; birbirimize, diğer canlılara, dünya üzerindeki tüm sistemlere bağlı olduğumuzun farkına vararak; kendimizi dünyanın sahibi değil bir parçası olarak görmeye başlayarak gerçekleştirebiliriz.

İklim değişikliğine karşı verilen mücadele, kadın hakları ya da daha adil bir dünya için verilen diğer mücadelelerden farklı değil; haksızlığa ve adaletsizliğe karşı verilen her mücadele birbiriyle doğrudan ilişkili ve asıl bilgelik bu bütüncül bakış açısıyla bulunacak çözümlerle farklılık yaratabilmekte yatıyor.

Orijinal ismi: Wisdom to Survive
Editör Notu: Bu film Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF) 2015 seçkisindendir. SYFF’de gösterime giren filmlerin yönetmen/yapımcı/hak sahipleri ile yazışmalar yapılmakta ve yayımlanmak üzere anlaşma sağlananlar Surdurulebiliryasam.tv internet sayfasından izlenmektedir. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 2015 seçkisindeki filmlerin çoğunu Surdurulebiliryasam.tv üzerinden izleyebilirsiniz.

Günışığı eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar, mimarlara ilham kaynağı oldu

Kuzey Amerika ve Avrupa şehirleri giderek daha yoğunlaşıyor ve giderek uzayan binalar birbirine gölge yapıyor. Bu yüzden Arjantinli mimar Aldana Ferrer Garcia, sokakların çok da güneşli olmayan tarafında kalan evler ve apartmanlar için uzayan bir pencere tasarladı.

“More Sky” (Daha Çok Gökyüzü) küçük apartmanlar için görsel rahatlama, günışığına erişim ve temiz hava sağlayan samimi bir duvar girintisi.

Günışığı ve mavi gökyüzü sadece hayat kalitesi için değil, aynı zamanda sağlık içinde vazgeçilmez. Güneş ışığı eksikliğinden kaynaklanan düşük D vitamini seviyesi toplumsal bir sağlık krizi yaratıyor. D vitamini eksikliği normal kemik sağlığının bozulmasına sebep oluyor ve bu aynı zamanda 1800’lerde endüstrileşmiş Avrupa ve Kuzey Amerika’daki çocukların yüzde 90’nın raşitizm belirtileri göstermesinin sebebi. Güneş ışığı eksikliği diyabet, tüberküloz, hipertansiyon, göğüs kanseri, pankreas kanseri, kalp ve damar hastalıkları ve son zamanlarda MS hastalığı ile ilişkilendiriliyor.

Günışığı (3)

Günışığı (4)
Bu Arjantinli mimar Aldana Garcia’nın yoğun nüfuslu ekvatordan yüksek enlemlerdeki şehir alanlarında güneş ışığıyla ilgili sağlık kriziyle başa çıkma yöntemi.

Oxford Üniversitesi’nde nörobilimci Prof. George Ebers güneş ışığı eksikliğinin daha yüksek MS oranlarına sebep olduğunu söylüyor. Ebers The Guardian’a “Eğer Birleşik Krallık’ın D vitamini seviyesini Queenslanders’ın seviyesine çıkarabilirsek, MS oranını yüzde 80 azaltabileceğimizi tahmin ediyoruz” dedi.

Günışığı (7)
Günışığın ekonomik yararları da ısıtma ve ışıklandırma masraflarını önemli derecede azaltıyor. 1862’de başka bir bireyin günışığı hakkını ihlal edilemeyeceğini belirten Antik Işıklar Yasası İngiltere’de kabul edildi. Gölge düşürülmüş ev sahipleri günümüz parasıyla binlerce dolar zarar için dava açabiliyorlardı. Ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri bu yasayı şehirlerin ticari büyümesi için olumsuz olacağını düşünerek kabul etmemişti. Bu sadece New York şehrinin 150 metreyi geçen toplam 238 binasının olduğunu açıklıyor. Bu sadece 308 binayla Hong Kong tarafından geçiliyor.

Mega şehirlerdeki nüfus yoğunluğu giderek sınırları zorladıkça tek yol yukarı çıkmak oluyor. Bu yüzden şehir sakinleri için giderek küçülen gökyüzünün etkilerini giderek azaltan Garcia’nın fikri oldukça önemli.

Günışığı (6)

Kaynak: The Plaid Zebra

Kartal Belediyesi’nden doğa dostu atılım: İlçede plastik poşet kullanımı yasaklandı

Doğaya en çok zarar veren ürünlerin başındaki plastiğe karşı bir atılım da İstanbul’daki Kartal Belediyesi’nden geldi. Özellikle çevre bilinci ve geri dönüşüm konusundaki projeleri destekleyen Kartal Belediyesi, 08.07.2015 tarihinde aldığı karar gereğince ilçe sınırları içerisinde naylon poşet kullanımına yasak getirdi. 

Geçtiğimiz yıl içerisinde plastik poşetlerin yasaklanması konusunda girişimlere başlayan Kartal Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü, biyo-bozunur poşetleri yaygınlaştırarak büyük bir atılım gerçekleştirdi. Belediye Meclisi’nin temmuz ayı içerisinde aldığı kararı hayata geçirmeye başlayan yetkililer, plastik poşetlerin yasaklanmasıyla önemli bir adım atmış oldu.

Kartal Pazarı

Gaia Dergi‘ye konuşan Kartal Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Dr. Dilek Kars, projenin ilk önce esnaflar ve pazarcılar ile iletişime geçilerek başlandığını belirtti. Bölge halkına ve esnafına konuyla alakalı bilgi verildiğini söyleyen Kars, doğa dostu poşetler temin eden Kartal Belediyesi’nin bunu halka ve esnafa dağıtarak bu alanda teşvik edildiklerini söyledi.

Geçtiğimiz temmuz ayında alınan Belediye Meclisi kararı ile harekete geçen yetkililer, kararın ilk başta bölgedeki halk tarafından anlaşılması için gerekli çalışmaları ve bilgilendirmeleri yaptı.

Daha önce de Kartal Belediyesi ve Buğday Derneği, ilçede ekolojik pazar kurulmasına yardımcı olmuştu.
Daha önce de Kartal Belediyesi ve Buğday Derneği, ilçede ekolojik pazar kurulmasına yardımcı olmuştu.

Yasağın başladığı Kartal ilçesinde süpermarketlere, dükkanlara, pazarlara ve halka yapılan bilgilendirme devam ediyor. Yasağa uymayan kişiler ve kurumlara Belediye Meclisi kararı gereğince idari yaptırım da uygulanacak.  

Hazırlayan: Burak Avşar

NASA, psychedelic Plüton görüntüsü yayınladı

0

New Horizons* uzay aracı ile Plüton’un incelenmesinde çalışan gökbilimciler, cüce gezegenin farklı bölgeleri arasındaki toprak bileşimindeki ince farklılıkları vurgulamak için Plüton‘un sahte renklerini yayınladı.

Görüntü, temel bileşen analizi denilen bir teknik kullanılarak üretildi. Gerçek renklere (çıplak gözle çok benzer görünen) birbirinden bağımsız yeni değerler verildi ve farklı görünmeleri sağlandı. Bu sayede, gezegenin yüzeyinin farklılıkları kolay bir şekilde vurgulanabildi.

Ortaya eğlenceli ve psychedelic bir Plüton görüntüsü çıksa da bu, bilim dünyası için önemli bir sonuç.
nh-psychedelic-pluto_pca
Psychedelic Pltüon

Çoğunlukla leylak rengi olan Sputnik Planum (Plüton’un kalbinin sol kısmı) nasıl fark edildiği ilgi çekiyor.

Bilim insanları herhangi bir büyük meteor krateri bulamadığından bu alanın yakın zamanda (en fazla birkaç yüz milyon yıl) oluştuğuna inanıyor.

Bu görüntü, gezegenin yüzeyine 35 bin km (22 bin mil) mesafede, 14 Temmuz saat 11:11’de en yakın yakınlaşma sırasında Ralph teleskopu tarafından fotoğrafı çekildi.  

Tam ölçekli resmi NASA’nın sitesinden görebilirsiniz.

*Plüton’un incelenmesi için uzaya gönderilen insansız uzay aracı.

Kaynak: IFL Science

Gezegenimiz ölüyor: Ölü bir gezegende ekonomi de yoktur, kalkınma da!

2000 bireyin imzasıyla başlanılan “İklim İçin” kampanyası, uluslararası iklim hareketi ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen ekoloji hareketleri ile 55’in üzerinde oturumun yapıldığı bir “İklim Forumu” düzenledi.

Foruma katılan 2 bin 500’den fazla katılımcı ile fosil yakıt ekonomisinden kömüre, tarımdan ulaşıma iklim değişikliğinin nedenlerini, sonuçlarını, bize ve doğaya verdiği zararları tartışıldı. İklim Forumu sonucunda yarın başlayacak G20 zirvesi ve Aralık ayında Paris’te yapılacak COP21 konferansına yönelik talepleri ve mesajları içeren açıklama hazırlandı. İklim için Kampanyası ve Türkiye’deki iklim hareketi unsurları, açıklamaya başlamadan önce, dün gece Paris’te yaşanan terörist saldırıları kınadı, saldırılarda hayatlarını kaybedenler için taziyelerini sundu.

Gezegenimiz ölüyor

Ölü bir gezegende ekonomi de yoktur, kalkınma da! “Büyük insanlık” artık bir yol ayrımında: İklim değişikliğini durdurmak ve geleceğimizi kurtarmak için geri kalan fosil yakıtları yeraltında bırakmamız gerekiyor. Bunu başaramazsak, geri dönüşü olmayan iklim şokları yaşamamız kaçınılmaz olacak. Dahası, iklim değişikliği yüzünden, yalnız Ortadoğu’da değil, dünyanın her yerinde istikrarsızlıklar, göçler, çöken devletler, isyan ve ayaklanmalar, savaşlar ve iç savaşlar baş gösterecek. Dolayısıyla, Paris’teki COP21 konferansı, yalnızca bir iklim zirvesi değil, belki de tarihin en önemli barış konferansı olacak.

G20 iklim için harekete geçmeli

Paris’teki iklim zirvesinden önce devlet ve hükümet başkanları G20 toplantısında, Antalya’da son kez bir araya geliyor. Paris’te hükümetlerin fosil yakıtları yeraltında bırakma kararı almalarını talep ediyoruz. 2009’da “fosil yakıt teşviklerini bitireceğiz” kararı alıp aradan geçen altı yılda bu kararı uygulamayan G20 ülkelerini de fosil yakıtları çıkarmamaları, iklim suçları işlemeye devam etmemeleri için uyarıyoruz. G20 taahhüdünü gerçekleştirmeli, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması için gereken eylem planını açıklamalıdır.

İklim Forumu 2

İklim değişikliğinin en önemli nedeni olan kömürlü termik santraller bir yandan da insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Yeni kömürlü termik santral planları iptal edilmeli, var olan santrallerin de aşamalı olarak kapatılması için bir eylem planı hazırlanmalıdır. Türkiye de en fazla yeni kömürlü termik santral yapmaya devam eden ülkelerden biri olarak iklim suçlarının bir faili olmaktan vazgeçmeli, en kısa zamanda ekonomisini karbonsuzlaştırmaya başlayarak yeni termik santral planlarını iptal etmeli, kömüre verdiği teşvikleri sonlandırmalı ve kömüre dayalı enerji geleceği planlarından vazgeçmelidir.

İklim değişikliği sadece bir çevresel sorun değil

Ancak, iklim mücadelesi sadece fosil yakıtlara indirgenemez. İklim değişikliği ve G20’nin bir diğer gündem maddesi olan yoksullukla mücadele yan yana ilerlemek zorundadır. İklim değişikliği en çok yoksulları etkiliyor. Eşitsizliklerle mücadele ve toplumsal adalet için fosil yakıtları desteklemek için harcanan kaynaklar iklim değişikliği ile mücadeleye aktarmalıdır. Ulaşımdan tarıma, turizmden sanayiye ekonomik yaşamın tümünü kapsayan iklim krizinin çözümü için karbon temelli ekonomik düzen sona ermelidir.

G20, küresel ekonominin kademeli olarak karbondan arındırılması için harekete geçmeli; somut ve doğa dostu uygulama planlarını devreye sokmalıdır. Tüm bu taleplerimiz hayata geçirilirken, demokratik ve şeffaf mekanizmalar oluşturmalı, farklılıklara ve çeşitliliğe saygı duymalı, toplumsal cinsiyet hassasiyetlerimiz gözetilmelidir.

İklim Forumu 3

Türkiye iklim politikasını bir an önce değiştirmelidir. Fosil yakıt şirketleriyle el ele veren hükûmetler, önümüzdeki ay Paris’te yapılacak İklim Konferansı’nda da yine yetersiz hedeflerle hepimizi oyalayacak gibi görünüyorlar. Masaya getirilen emisyon azaltım hedefleri iklim değişikliğini sınırlamaktan çok uzak. Türkiye’nin önerdiği hedef de öyle. Türkiye hükümetine de sesleniyoruz: Kömüre ve enerjiye bağımlı kalkınma politikalarınıza teslim olmayacağız. İklim değişikliğiyle mücadele için üzerinize düşen sorumluluğu yerine getirin, ciddi ve işe yarar hedefler belirleyin.

Türkiye’nin hemen başlayacak bir planla ekonomisini karbonsuzlaştırmasını, toplam sera gazı emisyonlarındaki artışı en geç 2020’de durdurarak azaltmaya başlamasını ve 2030’da 2010’daki emisyon seviyesine yani 400 milyon ton civarına indirmeyi iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı için Niyet Beyanı (INDC) olarak açıklamasını istiyoruz.

Bizler laf değil eylem istiyoruz

Ancak ne yazık ki hükümetlerin ve özellikle de G20’nin şu ana kadar yurttaşların talep ve haklarını gözetmediğinin farkındayız. Biz artık laf değil eylem istiyoruz. Bizim yaptığımız gibi eylemler istiyoruz. Biz her sabah devrim yapıyoruz: yemeden önce düşünüyoruz, bisiklete biniyoruz, tüketmiyoruz, toprağa dönüyoruz, HES’lere, otoyollara karşı duruyoruz. Tohuma verdiğimiz sudan onun meyvesine kadar hakkımızı arıyoruz. Erkek egemenliğini yıkıyoruz, türcülüğü bitiriyoruz, emeğin hakkını veriyoruz, gıda ve giysi kolektifleri kuruyoruz, enerjimizi üretip toprağı onarıyoruz, Barış için yaşamı savunuyoruz. Yerel, yatay, yavaş ama emin adımlarla dünyayı soğutuyoruz.

İklim Forumu 5

Bugüne kadar, G20 kendisine biçtiği liderlik görevini yerine getirmemiştir. İklim mücadelesi ve doğanın parçası olduğumuzun farkına varmak için acilen gerçek liderlere ihtiyacımız var. Evet, aradığımız liderler bizi. Yerel, yatay ve katılımcı davranarak kendimizi kurtarmaya girişmezsek iklim krizi ve ona sebep olan güçler ve devletler ,ekosistem ile beraber bizi de mahvetmeye devam edecek ve gezegeni mutlak felakete sürükleyecek.

Aradığımız insanlar biziz. Şunu biliyoruz: Bir zaman gelir, çocuklarımızın geleceği ve yeryüzündeki tüm canlılar adına direnmek gerekir. O zaman işte burada. İşte şimdi.

Latin Amerika tarihinin en büyük piramidi keşfedildi

Ewao‘nun 9 Temmuz tarihli haberine göre; araştırmacılar Meksika‘da, Maya şehri Teotihuacan‘daki Büyük Güneş Piramidi‘nden daha büyük bir piramit keşfettiler.

Chiapas’taki Ulusal Tarih ve Antropoloji Enstitüsü uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre piramidin yüksekliğinin 75 metre, yaşının ise 1700 olduğu tahmin ediliyor. Böyle bir büyüklük piramitin ne amaçla kullanıldığı sorusunu akıllara getiriyor.

excavation 2

Arkeoloji Bölge müdürü Emilliano Gallaga, çalışmanın son iki yılda yapıldığını ve araştırmacıların bölgenin kuzeydoğusunda, sadece Guatemala’daki Tikal ve El Mirador ile karşılaştırılabilir olan Maseoamerica’nın en büyük yapılarından birinin yattığını doğruladığını açıkladı (Maseoamerica, Meksika’dan Nikaraguay’a kadar olan bölgeye verilen isim.)

Araştırmacılar keşif için “Piramidin neredeyse tamamının İspanya öncesi mimarlar tarafından yapılmış olduğunu görmek büyük bir sürpriz ve bu nedenle doğallığından daha yapay durumda. Bunun nedeni ise bütün yapının aslında doğal bir tepe olduğu inancıydı. Lâkin son kanıtlar gösteriyor ki yapı tamamen bölgenin eski sakinleri tarafından inşa edilmiş” yorumunu yaptılar. Arkeologlar yapının beklenenden daha büyük olduğunu ve en tepeye doğru yükselirken yapının belirli yollarla bağlandığını belirttiler.

excavation 2İspanya öncesine ait olan piramit, çeşitli özel fonksiyonlara sahip sosyal, politik, ekonomik ve dini yapılar için diğer arkeolojik bölgelerdeki yapılara nazaran benzersiz bir yapı durumunda bulunuyor.

Enstitü araştırmacıları şehir merkezinin 10 ila 12 hektarlık bir alanda mimari sürekliliğinin olduğunu belirledi. Bu hesap ilk önce düşünülenin iki katına ve araştırmacılar tarafından bilinen en önemli bölgelerden biri olan Acropolis’in güney cephesinin tamamına karşılık geliyor. Gallaga tüm bilgilerden sonra, piramidin Teotihuacan’daki 65 metrelik Güneş Piaramidi’nden daha büyük olduğundan emin olunabileceğini de sözlerine ekledi.

Beat Kuşağı hakkında bilmediğiniz 8 şey

0

Beat Kuşağı konusu geçtiğinde insanların aklına dört şey geliyor: Yolda ile Jack Kerouac, Uluma ile Allen Ginsberg, Neal Cassady ve Lawrence Ferlinghetti.

San Francisco’daki hippi hareketine bayrağı devreden ikonlar, Jerry Cimino tarafından kurulan San Francisco’nun Beat Müzesi‘ni onurlandırdı. Henry Miller Kütüphanesi’nde konuşma yapan Cimino, efsanevi şairler, yazarlar ve sanatçılar hakkında bilinmesi gerekenleri anlatmıştı.

beat generation 1

Cimino’ya göre, Beat Kuşağı hakkında büyük olasılıkla bilmediğiniz sekiz şey:

1. Yolda‘nın orijinal taslağında ilk satır, ana karakter Jack’in ölü babasından söz ediyor. Satır daha sonra şöyle değiştirildi: “Eşimden ayrıldıktan çok süre geçmeden Dean ile tanıştım ve ayrıldık.” Muhtemelen daha fazla okuru çekmek için yapıldı.

2. Gerçek Beat Müzesi, Monterey’de bulunan Cimino’nun eşinin kütüphanesinden ortaya çıktı.

Jerry Cimino
Jerry Cimino

3. Beat kavramı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıktı. Kerouac, Beat’in “yorgun ve bitkin” anlamını “mutlu eden” diye yeniden şekillendirdi.

4. Amerika hükümeti kovuşturmasından kaçınmak için Uluma‘nın ilk baskısı İngiltere’de Lawrance Ferlinghetti tarafından basıldı. Daha sonra, Uluma nedeniyle tutuklanabileceğini düşündü ve Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’ne Uluma‘nın bir kopyası gönderdi. Uluma’yı çevreleyen müstehcenlik tanıtımı Beat Kuşağı’na büyük bir dikkat çekti.

Allan Ginsberg
Allan Ginsberg

5. Birçok tartışmaya göre şair Charles Bukowski, Beat Kuşağı’na mensup değil. Beat Kuşağı uzmanı sayılan Cimino da bunu doğruluyor: “Bukowski kesinlikle Beat Kuşağı’na ait değil ve böyle tanımlanmaktan da nefret ederdi.” 

Lawrence Ferlinghetti
Lawrence Ferlinghetti

6. Jack Kerouac, altı yaşına kadar İngilizce konuşmuyordu. Massachusettes’in Lowell bölgesinde Fransız Kanadalı bir ailede dünyaya gelen Kerouac’ın ana dili Fransızcaydı.

Jack Kerouac
Jack Kerouac, 1959. Fotoğraf: John Cohen/Getty Images

7. Kerouack sarhoş olduğunda Allen Ginsberg ile seks partneriydi. Cimino, Kerouac’ın bunun hakkında asla yazmadığını söyledi.

Neal Cassady
Neal Cassady, 1955. Fotoğraf: Allen Ginsberg/Corbis

8. Beat figürü Neal Cassady, kısmen Ken Kesey’in Guguk Kuşu eserindeki R.P. McMurphy karakterinden ilham alındı; fakat bu konu hakkındaki kafalardaki sorular ortadaki iddianın etrafını kuşatmış durumda, çünkü kitap onlar tanışmadan önce yayımlandı. Kesey, hikâyenin yarısının doğru olduğunu ortaya koydu. Kitabı yazmadan önce Neal ile tanışmamıştı, fakat McMurphy karakteri, Kerouack’ın Yolda‘sında Dean Moriarty tarafından ilham alındı.

Kaynak: Monterey County Weekly

Türkiye sinemasının ödüllü filmleri 21’inci Gezici Festival’de sizleri bekliyor

1

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 21’inci yolculuğuna hazırlanıyor. 26 Kasım – 10 Aralık 2015 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. Festival, 26 Kasım – 2 Aralık’ta Çankaya Belediyesi’nin katkılarıyla Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek başkent gösterimlerinin ardından, 4-7 Aralık tarihleri arasında Nilüfer Belediyesi’nin katkılarıyla Bursa’da Sanat Mahal’e konuk olacak ve yolculuğunu, 9 – 10 Aralık’ta Kastamonu Üniversitesi Medya ve İletişim Topluluğu’nun katkılarıyla Kastamonu’da tamamlayacak.

Gösterimleri her yıl olduğu gibi bu yıl da yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek Türkiye 2015 Bölümü; yine en yeni, heyecan verici ve bol ödüllü filmleri izleme fırsatı sunuyor.

İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapılan ve Jüri Özel Ödülü’nü alan, Adana Altın Koza’da da En İyi Film dahil beş ödül kazanan Emin Alper imzalı Abluka, güvenlik nedeniyle çembere alınmış bir gecekondu mahallesinde iki kardeşin içine düştüğü siyasi şiddet ortamını anlatıyor. Film, “küçük insanlar”ı otorite ve şiddet araçlarıyla donatan politik sistemin, onları kendi sonlarını hazırlayan bir şiddet mekanizmasının dişlileri haline getirişini konu alıyor.

Abluka Emin Alper

Türkiye’deki ilk gösterimi festivalde yapılacak Ben Hopkins imzalı Hasret, şimdiden son dönem Türkiye sinemasının en başarılı örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bir televizyon kanalı için İstanbul hakkında bir film çekmek üzere Almanya’dan gelen yönetmen, çektiği görüntüleri monitörden izlerken çekimler sırasında görmediği bazı şekil ve suretleri fark eder. Kamera hayaletleri yakalamıştır. Durumu takıntı haline getiren yönetmen, günümüzden kentin tarihine doğru çıktığı yolculuğunda İstanbul’un farklı yönlerine de değinecektir; eski mahallelerin yıkılması ve yenilenmesi, göçmen işçiler, hükümete karşı direniş, şehirde yaşayan çok çeşitli dinler ve topluluklar, İstanbul’un tuhaf derecede melankolik özü…

(Hasret)
(Hasret)

Dünya prömiyerini Sundance’te yapan, Britanya’nın en büyük film festivallerinden biri olan East End Film Festivali’nde En İyi Film ödülüne layık görülen ve Adana Altın Koza’da En İyi Yönetmen ile En İyi Erkek oyuncu ödüllerini alan Tolga Karaçelik’in ikinci uzun metrajlı filmi Sarmaşık, bir armatörün iflasının ardından o sırada seferde olan yük gemisi Sarmaşık’ın mürettebatının gemide mahsur kalmasını anlatıyor. Film, altı kişilik mürettebatın bu huzursuz bekleyişteki hiyerarşik güç mücadelesine odaklanıyor.

Sarmaşık Film
(Sarmaşık)

Zeki Demirkubuz‘un yazıp yönettiği ve başrolünde yer aldığı Bulantı da festivalde gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Hali vakti yerinde bir aydın-akademisyen olan Ahmet’in sevgilisiyle birlikte olduğu bir gece, karısını ve küçük kızını trafik kazasında kaybetmesinin ardından yaşadıklarının anlatıldığı filmde ünlü yönetmene; Şebnem Hassanisoughi, Öykü Karayel, Çağlar Çorumlu, Cemre Ebuzziya ve Ercan Kesal gibi oyuncular eşlik ediyor.

Senem Tüzen’in ilk uzun metrajlı filmi Ana Yurdu, Venedik Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinden sonra, Adana Altın Koza ve Varşova Film Festivallerinden ödüllerle döndü. Romanını bitirmek için anneannesinden kalan köy evine gelen kentli kadın Nesrin ile beklenmedik bir şekilde ziyaretine gelen annesi Halise’nin arasında yaşanan gerginlik üzerine kurulu filmde, Esra Bezen Bilgin ve Nihal Koldaş başrolleri paylaşıyor. Film, kız evlat olmanın Türk toplumunda karşı karşıya kaldığı belli psikolojik zorlukları incelerken, anne-kız ilişkisinin doğasına da ışık tutuyor.

Ana Yurdu Film
(Ana Yurdu)

Sanat dünyasında önemli gelişme: Ulay ve Marina Abramovic davalık oldu

Dünyanın en ünlü performans sanatçılarından Marina Abramovic, eski iş arkadaşı ve büyük aşkı Ulay tarafından mahkemeye verildi.

Yaklaşık 20 yıl boyunca hareketli sanat hayatlarını ve aşklarını paylaşan Marina Abramovic ve Ulay çifti, sevenlerini oldukça şaşırtan bir mahkeme olayı ile gündeme geldiler. The Guardian’ın haberine göre, modern sanat çevresinin konuştuğu bu dava, Abramovic’in Ulay ile yaşadığı iş anlaşmazlığı üzerine gerçekleşti.

Marina Abramovic Ulay 3

Konu hakkında konuşan Ulay, Abramovic’in 1999 yılında imzaladıkları anlaşmaya uymayarak sanat galerilerinden ortak çalışmalarına yalnızca Abramovic’in kendi isminin yazılmasını istediğini söyledi. Ulay, Abramovic’in son 16 yılda yalnızca 4 defa kendisine ödeme yaptığını iddia etti.

Bunun üzerine gözler Abramovic’e döndü. İddiaları net bir şekilde reddeden Abramovic’in avukatı konu hakkında, “Müvekkilim yaşanan olayı oldukça kötüleyici buluyor ve toplum önündeki saygınlığına hedef alınmış bir saldırı olarak değerlendiriyor. Abramovic, mahkeme konusunda kendisinden emin. Tüm haklarını ve saygınlığını yasal yollardan savunacaktır” dedi.

Çift daha önce pek çok çalışma ile isimlerinden söz ettirmişti. Özellikle Abramovic’in Museum of Modern Art’ta (Modern Sanat Müzesi) düzenlediği performans gösterisine habersiz bir şekilde katılan Ulay ile yaşanan etkileyici anlar, görüntülerin Youtube’da milyonlarca kez izlenmesine vesile olmuştu.

1988 yılında beraber yaptıkları son çalışma ile aşk hayatlarını da sonlandıran çift, 2 bin kilometrelik Çin Seddi üzerinde yürüyüş yapmışlardı. İkisinin de farklı uçlardan başladığı yürüyüş, ortada birleşmelerinin ardından birbirlerine veda etmeleri ile son bulmuştu.

Kaynak: Art Sheep 

Hazırlayan :Burak Avşar