Ana Sayfa Blog Sayfa 719

Geleceğin araçları: Pod Cars

Fütüristik ulaşım araçları, hem doğa dostu hem de kent ulaşımında temiz enerji alternatifi sunuyor. Pod Cars (Personal Rapid Transit de deniyor) sürücüsüz otomatik araçları, yüksek/yeraltı ulaşım ağlarında veya geleneksel yollarda kişisel hızlı toplu taşıma sistemleri kullanılarak gelecekte trafikte yerini alacak.

Personal Rapid Transit (Kişisel hızlı toplu taşıma / PRT), yoğun bölgelerde ulaşımın hızlı olması için tasarlanan yeni bir toplu taşıma sistemi. Bu Pod Cars ağları, işlek yollar ve otoyolları (veya yeraltı) üstünde, bir platformla yüksekte olup, geleneksel tren ve tramvay ağları gibi çalışacak. Pod’lar elektrikle çalıştıklarından dolayı düşük maliyetli, uygun ve çevreye zararsızlar.

Masdar şehrinde Pod’ları görebilirsiniz

Şu an dünyada, çeşitli Pod Cars ve kişisel hızlı ulaşım (PRT) sistemlerini geliştiren birçok şirket var. Bu araçları, Londra Heathrow Uluslararası Havaalanı ve Abu Dabi’deki Masdar* şehrinde görebiliriz.

2011 yılında popsci.com sitesinde yayınlanan bir makaleye göre; Pod’lar, Amerika’daki Kaliforniya ve New York havaalanları için de değerlendirilmeye alındı.

Pod’lar yüksek hızlı trenlere göre daha ucuzlar. Yolcular Pod’ları daha çok seviyor çünkü geçiş tarifeleri kontrolünden daha uygunlar. Araçları beklemeniz yerine, Pod’lar size geliyor. Fakat en iyi kısım, özelleştirilebilir yol gösterici özelliği gibi basitliği olabilir.

* Masdar (The Masdar City): Dünyanın en ekolojik şehri. Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan Masdar’da motorlu taşıtlar yok. Sadece Pod’lar ve yenilenebilir enerji var.

Masdar şehrinde pod car kullanan bir yolcunun görüntü kayıtları. Bu sistem, Hollanda’da 2GetThere tarafından yapıldı.

Londra Heatbrow Havaalanı’nda Ultra PRT sistemi ile yolculuk eden bir yolcu tarafından çekilen bu video, Ultro Pod Car’ın içi ve sistemi hakkında bilgiler veriyor.

Sky Tran sistemi ile ilgili kısa bir animasyon. Beklemede olan bu kişisel hızlı toplu taşıma sistemi, NASA işbirliği ile geliştiriliyor.

Yosun graffitisi ile kentin griliğine başkaldırı

İnsanlar gitgide doğaya ve çevrelerine karşı daha da duyarlı hale geldikçe, yosundan yapma bu graffiti spreyi de sanatçıları heyecanlandırmaya başladı. Sokak sanatının sokaklara can verdiğini söyledik durduk. Griliğe başkaldıracak olan bu anarşik yosunlar, sokaklarımızı kelimenin tam anlamıyla yaşayan, nefes alan habitatlara çevirecek.

Eko graffiti veya yeşil graffiti olarak da bilinen yosun graffitisi; sprey boyaların, rötuş kalemlerinin ve diğer toksik kimyasalların yerini alacak gibi gözüküyor. Yağmur gördükçe büyüyen yosunlar, sokak sanatıyla iş birliği içinde kentlerimizi yeşillendiriyor.

İçindekiler

  • Bir avuç dolusu kadar yosun
  • 2 bardak ayran (bunu vegan yoğurtla da yapabilirsiniz) Ya da alternatif olarak her 2 çorba kaşığı yosun için 1 bardak süt
  • 2 bardak su
  • Yarım yemek kaşığı şeker
  • Mısır şurubu (isteğe bağlı)
yosun graffitisi
Griliğe başkaldıracak olan bu anarşik yosunlar, sokaklarımızı kelimenin tam anlamıyla yaşayan, nefes alan habitatlara çevirecek.

Yosun graffitisi nasıl yapılır?

  1. Toplayabildiğiniz kadar yosun toplayın. Yalnız, ağaçtan (genel olarak odun, tahta) topladığın yosun spreyde işe yaramayacaktır. Beton, kaldırım gibi rutubetli yerlerden topladıkların mükemmel olacaktır.
  2. Yosunu kumundan ayrıştırana kadar yıkayın.
  3. Yosunu parçalara ayırın ve miksere koyun. Diğer malzemeleri de içine ekledikten sonra boya kıvamına gelene kadar çırpın.
  4. Kıvamını tutturamazsanız içine biraz mısır şurubu eklemeyi deneyebilirsiniz.
  5. Karışımı bir kovaya aktarın. Aktarımı yaparken, iyice sıvılaştırmamaya dikkat edin zira yosun hücrelerinin bir arada kalması gerek.
  6. Karışımını bir fırça yardımıyla, yetişmesini istediğin yüzeye uygulayın.
  7. Mümkünse haftada bir kez kontrol ederseniz yağmur yağmadığı durumlarda spreyle su püskürtüp yosunun büyümesini sağlarsınız. Bazen, ikliminize bağlı olarak, yosunun büyümesi zaman alabilir.

Cathy McMurray ile sanatın habitatı

0

Cathy McMurray ürettiği doğa dostu eserler ile tanınıyor. Duyduğu tabiat aşkıyla müthiş işler çıkarıyor ortaya. Cathy’nin sanatının gıdıklayan dokusunu tadarken, yan sekmenizde The Magnetic Fields – Epitaph for My Heart çalsın.

Sanat eğitimini Willamette Üniversitesi’nde alan McMurray, kariyerine başladığı 2009 yılından beri yaptığı çalışmalarında çevreye duyarlı malzemeler kullanmaya özen gösteriyor. Genellikle evde çalışıyor ve atık ipler ve kumaşların geri dönüşümünden müthiş eserler çıkartıyor.

tumblr_nflmx7K8yi1qas1mto5_1280
Farklı baskı teknikleri kullanarak ortaya çıkardığı resimleri ve ince ağaç kesitlerine çizdikleri, masalsı bir hava ile bizi sonsuz orman yolculuklarına çıkarabiliyor.

Cathy eserlerinde özellikle çoklu sanat disiplinlerinde çalışmayı seviyor. Resim, fotoğraf ve dokumadan keyif alıyor ve yeni şeyler denemeye de bayılıyor. Farklı baskı teknikleri kullanarak ortaya çıkardığı resimleri ve ince ağaç kesitlerine çizdikleri, masalsı bir hava ile bizi sonsuz orman yolculuklarına çıkarabiliyor.

Portland yerlisi Amerikalı genç sanatçı, çıktığı seyahatlerden ilham aldığını söylüyor. McMurray’ın söylediğine göre Kuzeybatı Pasifik boyunca süren açık deniz ve dağlar onun hayatında sabit şeyleri temsil ediyor.

Cathy McMurray
Genellikle evde çalışıyor ve atık ipler ve kumaşların geri dönüşümünden müthiş eserler çıkartıyor.

Cathy hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Ürünlerine göz atmak için de buraya!

Riva Deresi’nin suçlusu kimyasal atıklar!

Riva Deresi’nde meydana gelen ölü sazan balığı felaketinin nedeni için İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri fakültesi uzmanları incelemeler yaptı. Dr. Özcan Gaygusuz, sazanların kimyasal atıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı.

İstanbul Riva Deresi’nde, ölü sazan balıklarının nedeni bilinmeyen bir şekilde her geçen gün artarak su yüzüne çıktığı görülmüştü. Bu duruma isyan eden köylüler, bölgedeki fabrikanın kimyasal atıklarının gizlice Riva Deresi’ne boşaltıldığını öne sürerek, balık ölümlerinin buna bağlı olduğunu öne sürmüşlerdi.

Bu durumun üstüne, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi uzmanları incelemeler yaptı. Uzmanlar, sazan balıklarının kirliliğe ve oksijen azlığına dayanıklı olduklarını ifade ederken, bu toplu ölümün normal olmadığını da eklediler. İstanbul Üniversitesi İç Sular Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Özcan Gaygusuz, sazanların dışarıdan gelen kimyasal atıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı.

(Kaynak: Radikal)
(Kaynak: Radikal)

Gaygusuz, “Dereye kirletici bir madde verildiği kesin. Ne olduğunu ve nereden geldiğini bilmiyoruz. Gördüğümüz tek balık sazan ama derinlerde başka türler de olabilir. Sazan tatlı sularda çamur ve kumlu zeminlerde yaşar. Düşük oksijen seviyesinde bile hayatta kalabilir” dedi.

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Meriç Albay, ölümlerin kanalizasyon ya da başka bir kimyasaldan kaynaklandığını söylerken; Riva Mahallesi Muhtarı Mevlüt Eren de, dere çevresinde çok sayıda fabrika olduğunu ve İSKİ’nin de atıkları dereye vermiş olabileceğini savundu.

Başlık Görseli: Nola.com

Tavuk yememek için 10 neden

Hayvanseverlik konu olunca insanların aklına ilk etapta nedense sadece kedi ve köpek geliyor. Oysa tavuk, inek ve balık gibi diğer canlılar da bir birey. Eğer hayvan haklarından bahsedeceksek ve mücadele edeceksek hepsi için yapmalıyız. 

İşte, et sektöründe en çok suistimal edilen hayvanlardan biri olan tavuğu yememek için 10 neden:

1. “Kuş beyinli” aslında bir iltifat

Kaynak: www.openzambia.com
Kaynak: www.openzambia.com

Scientific American’da yayınlanan “Tavukların Şaşırtıcı Zekası” başlıklı makale, tavukların kurnaz olduğunu söyledi. Makale, tavukların bazı primatlar ile eşit düzeyde iletişim yeteneğine ve iletişimleri için gelişmiş sinyallere sahip olduklarını belirtiyor. Tavuklar karar verirken, önceki deneyimleri ve durumu çevreleyen bilgiyi dikkate alıyorlar. Tehlike altındaki bireyler ile empati kurabilirler ve karışık problemleri çözebilirler. O zaman neden “kuş beyinli” diye insanlara laf ediyoruz?

2. Hepsi ilaçlanmış

Kaynak: www.peta.org
Kaynak: www.peta.org

Açıkçası, dünyadaki en çok suistimal edilmiş hayvan tavuktur. Her yıl, İnek ve domuz’dan 55 kat daha fazla kesiliyorlar.

Eti için yetiştirilen binlerce tavuk, büyük hangar içinde paketlenir. Bu şartlar içinde canlı tutmak ve diğerlerini öldürmemeleri için büyük miktarda antibiyotikler ve ilaçlarla beslenirler. Gözden geçirilen yem katkı maddelerinin 30’da 18’inin, kullanılan besinler yoluyla, insanların antibiyotiğe dirençli bakterilere maruz kalma ihtimalini yükselttiği ortaya çıktı. Antibiyotiklerin düşüncesiz kullanımları, ilaçlara dirençli bakterilerin gelişimini hızlandırarak insanların tedavisinde ilaçların etkisini düşürüyor.

3. Haşlanıyorlar

Tavuk yememek için 10 neden!
Kaynak: mediasubjectivity.wordpress.com

Doğduktan yedi hafta sonra tavuklar, kesimhanelere transfer edilmek için kamyonlara itiş kakış dolduruluyor. Her yıl, on milyonlarca tavuğun kanatları ve bacakları bu süreçte kırılıyor. Bazen yüzlerce kilometre boyunca susuz ve gıdasız şekilde götürülüyor. Kesimhanede, tavuklar baş aşağı asılıyor, boğazları yarılıyor ve öldürülene kadar haşlanıyor.

4. Tavukların hiçbiri ayağa kalkamıyor

Kaynak: www.newsninja2012.com
Kaynak: www.newsninja2012.com

Eğer fabrika çiftlik sahipleri tavuklara davrandıkları gibi kedi ve köpeklere de davransalardı, hayvanlara acı çektirmekten hapse girmişlerdi. Fakat bunun yerine, tavuklar, diğer on binlerce kuş ile hapsedilmiş; hastalık salgınlarına neden olan küçücük pis kulübelerde bütün hayatlarını geçiriyorlar. Yetişkin tavuklar nefes almakta ve ayağa kalkmakta zorlanıyorlar.

5. Tavuk etlerinde dışkı mı?

Kaynak: www.peta.org
Kaynak: www.peta.org

Amerikan Tarım Bölümü (USDA) bir çalışması sonucu, satışa sunulan tavukların etleri üzerinde kayda değer derecede E.coli tespit edildi; bu da tavukların satışa gelene kadar bir yerlerde dışkı ile temas etmiş olabileceğinin göstergesi. Eğer tavuk eti yiyorsanız, hemen hemen kesinlikle dışkı yiyorsunuz. Tüketici Raporuna göre, 1.1 milyon’dan fazla Amerikalı her yıl kusurlu tavukların yetersiz pişmiş etleri nedeniyle hastalanıyor.

6. Amerika’daki en tehlikeli fabrika işi

Kaynak: www.todayonline.com
Kaynak: www.todayonline.com

Amerika Çalışma Bakanlığı İş Gücü İstatistikleri Bürosu’na göre; kesimhane çalışanları, diğer imalat işlerinde çalışanlarından üç kat daha fazla yaranlanmalara maruz kalıyor. Tekrarlayan stres problemlerini yaşama olasığı da diğer üretim işlerinde çalışanlardan 30 kat fazla. Sektör, hat hızının yavaşlatması veya uygun emniyet eşyaları satın alarak çalışma şartlarını daha güvenli yapmayı reddetiyor. İnsan Hakları Gözlemcisi raporuna göre, “Sistematik insan hakları ihlalleri et ve kümes hayvanları sektörü istihdamı içine yer etmiş.” İşçiler, günde 10 ya da 10 saatten daha fazla çalışıyor.

7. Hastalıklar sebebi

Kaynak: www.sofcochicken.com
Kaynak: www.sofcochicken.com

Hastalık Kontrolü ve Önleme Merkezi ile Dünya Sağlık Örgütü’nün ikisi de; eğer kuş gribi virüsü Amerika’da yayılırsa, az pişmiş tavuk eti ve yumurta veya aynı kesme tahtası üzerinde hazırlanan hastalık bulaşmış et ve yumurta yemeklerinden (hastalık bulaşmış yumurta kabuğuna bile dokunmak) yiyerek virüsün bulaşacağını söylüyorlar. Tavuk eti ve yumurtalar kolesterol ile dolu. Bu kolesterol, hayvansal yağların yüksek alımı ile birlikte arterleri tıkıyor ve kalp hastalıklarına neden oluyor. Diğer ötede, vegan yemekleri kolesterol içermez ve bu yemeklerin yağ oranı daha düşüktür.

8. “Büyük et” bizi manipüle ediyor

Kaynak: www.tensepresent.wordpres.com
Kaynak: www.tensepresent.wordpres.com

Christoper Leonar’ın “The Meat Racket” kitabına göre; Başkan Barack Obama et sektörünün gücünü kırsal Amerika üzerinde kontrol etmeye çabaladı. 

9. Ana yüreği

Kaynak: www.animalsaustralia.org
Kaynak: www.animalsaustralia.org

Doğal ortamda, bir tavuk, yumurtadan civcivleri çıkmadan önce bile, civcivlerine gıdıklar. Fabrika çiftliklerinde, yumurtalar anneden en kısa zamanda alınıyor; bir civciv asla ailesini tanımıyor.

10. Çevre kirliliğine sebep oluyor

Kaynak: informadores.info
Kaynak: www.informadores.info

Fabrika çiftliklerinde her yıl büyük miktarda ortalama 9 milyar tavuk pisliği meydana geliyor. Oregon State Üniversitesi tarım profesörü Peter Cheeke, fabrika çiftliklerinin büyük çapta su ve toprak kirliliğine yol açtığını söylüyor. Çünkü, tavuklar büyük miktarda antibiyotik ve katkı maddeleri ile besleniyor; dışkılarında yüksek kanserojen içeren bu kimyasallar bulundu. Fabrika tavuklarından gelen bu dışkı kirliliği çevreye zarar veriyor. Örneğin; Maryland ve Batı Virginya’da, bilim insanları eril balıkların yumurtalıklarının büyüdüğünü keşfettiler; bu durumun, fabrika çiftliğinden ilaç yüklü tavuk dışkılarının sulara karışmasından kaynaklandığı şüpheleniyor.

Kaynak: Peta

Zebralar çizgilerini nereden aldılar?

UCLA’dan (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) Brenda Larison öncülüğünde bir grup bilim insanı, zebraların çizgilerini nereden aldığı sorusunu kısmen cevapladılar. Bu şekilde belirgin çizgilerin oluşmasının nedeni olarak zebraların yaşadığı bölgelerin çevresel koşulları ve sıcaklığı olabileceğini belirttiler.

Ocak ayında çevrimiçi bir gazetede yayınlanan haberde, araştırmacılar çizgilerle ısı arasındaki etkileşimin olası yararlarını dile getirdiler. Bunların arasında zebraların vücut ısılarının kontrolü ve sinekler yoluyla geçebilecek hastalıklara karşı korunmasını da saydılar.

Daha önceki çalışmaların özellikle tek bir yöntem üzerinde odaklandığını belirtirken, UCLA kolejinde ekoloji ve evrim biyolojisi profesörü Thomas B. Smith, konu üzerine yapılan diğer çalışmalardaki yaklaşımların kesin bir sonuca ulaşamamasının nedeni olarak bu fenomenin, ısının da etkisiyle ortaya çıkan kompleks yapısına dikkat çekti.

UCLA’nın ekoloji ve evrim biyolojisi departmanında bir araştırmacı olan ve çalışmayı yürüten Larison ve çalışma arkadaşları, üç zebra türünden en geniş çizgi çeşitliliğine sahip bayağı zebraları inceledi. Daha sıcak bölgelerdeki zebraların çizgileri daha kalın ve tüm vücutlarını kaplarken diğer bölgedeki –özellikle kışları daha soğuk geçen, Güney Afrika ve Namibya gibi– zebraların çizgilerinin sayıca daha az ve daha ince olduklarını gözlemlediklerini, hatta kimi durumlarda ayaklar ve vücutlarının bazı bölgelerinde hiç çizgi olmadığını dile getirdiler.

Biyologların bulgularına göre zebralar, iki milyon yıldan fazla bir süre önce atlardan evrildiler. Bilim insanları, bundan önce zebraların çizgilerinin oluşma nedenleri ile ilgili varsayımda bulunarak, bir neden üzerinden ya da dört ana nedenin birkaç tanesinin kombinasyonunu ele alarak incelediler. Bu kombinasyonlar ise yırtıcılara karşı kamuflaj, hastalık taşıyıcı böceklere karşı korunma, vücut ısılarının kontrolü ve sosyal uyum. Önceki birçok çalışma sadece tek bir varsayım üzerinden giderek bu fenomenin nedenlerini ortaya çıkartmaya çalışmıştı. Larison yönetimindeki proje, varsayımların toplamını değerlendiren ilk araştırma olma niteliğini taşıyor.

Kaynak: ENN

Yaşam döngüsüne büyük katkı sağlayan beş hayvan

Var olan her canlı, ekosistem için doldurulamaz bir yere sahiptir. Miniğinden devine tüm hayvanlar kutlu döngüde birbirlerine fayda sağlar; ki bu faydalar listelere sığmaz taşarlar. İşte bu hayvanlardan bize sağladığı yararları ile minnetimizi hak eden beş tanesi!

1- Bal Arıları

Arılar dünya için baldan daha önemli olan tozlaşmayı sağlarlar. Tozlaşma bitki yaşamını etkileyen baş faktördür. Bizi ve hayvanları besleyecek olan bitkiler tozlaşma ile var olabilir. Ne yazık ki dünya üzerindeki 250 milyar arının yok oluşu insan ile doğa etkileşimi yüzünden meydana geldi.

Bal Arıları
(Fotoğraf Kaynağı: beneficialbugs.org)

2- Yarasalar

Günümüzde insanlar vampirler ile yarasaları kolaylıkla özdeşleştirebiliyor. Oysa yarasaların sadece bir türü kan içer. Yarasalar dünya üzerinde büyük bir olumlu etkiye sahiptir. Yarasalar böcek tüketiminde sağlam bir rol oynar. Yani bu gece uyumak için başınızı yastığa koyduğunuzda baş ucunuzda sevimli bir örümceğe rastlamadıysanız bunun için yarasalara teşekkür edebilirsiniz.

Yarasalar
(Fotoğraf Kaynağı: National Geographic)

3- Planktonlar

Planktonların önemi nedir? Planktonlar hepimizin nefesidir. Fotosentez yetenekleri sayesinde oksijen üretmekte ve dünyaya dağıtmakta önemli rol oynarlar. Dünya oksijenin yarısını borçlu olduğumuz planktonlar, derin bir nefes çekip teşekkür edebileceklerimizden.

Plankton
(Fotoğraf Kaynağı: Wikimedia)

4- Primatlar

Ormanların bahçıvanları gibi hareket eden uzak kuzenlerimiz yeme alışkanlıklarıyla doğal tohum taşıyıcılarımız. Bu neden önemli? Tropik yağmur ormanları küresel yağış oranlarımızı etkiler. Bu ormanların büyümesine yardımcı olmak bir bakıma yer yüzünün yaşamını sürdürmesini sağlamaktır.

Primatlar
(Fotoğraf Kaynağı: Wikispace)

5- Kelebekler

Güzel kanatlarıyla polen dağıtımını sağlayan kelebekler, iklim değişikliği tahminlerine yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalar, Avrupa’daki kelebeklerin iklim değişikliği sebebiyle sürekli kuzeye göçtüğünü söylüyor. Kelebekler yaşamak için ılık iklimleri tercih eder. Araştırmaların gösterdiğine göre, kelebekler kuzey yarım kürede normalde olduğundan daha erken ortaya çıkıyor. Bu da bilim adamlarının iklim değişikliğinin etkilerini incelemelerine ve bunu önlemek için neler yapabileceklerini bulmalarına yardım ediyor.

Kelebekler
(Fotoğraf Kaynağı: nathab.com)

Kaynak: The Dodo

Bill Gates su işine girdi!

0

Bill ve Melinda Gates çifti insan dışkısının elektrik ve içilebilir suya dönüştürüldüğü dev bir projeye imza attı.

Projenin fikir babası Bill Gates. Geçmiş yıllarda ortaya attığı “tuvaletin yeniden icadı” önerisi sonrasında Janicki Bioenergy adlı mühendislik firması çok yönlü işlemciyi tasarlıyor (The Omniprocessor) ve insan dışkısını hem elektrik hem içilebilir su üretilebilmesine olanak sağlıyor. Gates çiftinin desteğiyle proje ürün verebilecek ve çoğaltılabilecek bir boyuta dönüşüyor. Tanıtım videosunda görüyoruz ki Bill Gates çok yönlü işlemciye olan güvenini, arıtılan suyu bizzat kendisi içerek gösteriyor.

[iframe width=”640″ height=”400″ src=”https://www.youtube.com/embed/bVzppWSIFU0″]

Diyelim ki böyle bir sisteme kapsamlı bir şekilde geçiş yapmamızı kolaylaştıracak bilince ve maliyete eriştik. Bu, nehir ve denizlerimiz artık kirlenmeyecek demek. Elektriğini ağaç kesmeden, başka bir kaynağa zarar vermeden kendi kendine üreten bir arıtma sistemimiz var olabilecek demek. Çevre bilinci adına umut vadedici bu gelişme karşısında heyecanlanmamak elde değil.

Kaynak: GatesNotes.com

Riva Deresi’nde ölü sazan balık felaketi

İstanbul Riva Deresi’nde, ölü sazan balıklarının nedeni bilinmeyen bir şekilde her geçen gün artarak su yüzüne çıktığı görüldü.

Beykoz’a bağlı Bozhane, Öğümce, Göllü, Paşamandıra ve Çayağızı köylerinde görülen bu çevre felaketine tanıklık eden çevre sakinleri bu boyutta balık ölümlerini ilk kez gördüklerini söylüyorlar. Riva Deresi kıyısında yaşayan köylüler bu duruma isyan ederek, bölgedeki fabrikaların kimyasal atıklarının gizlice Riva Deresi’ne boşaltıldığını öne sürerek, balık ölümlerinin nedeninin buna bağlı olduğunu düşünüyorlar.

Bölgede 60 yıldır balıkçılık yapan Şeref Cesur, “Küçük yaştan beri bu derede, hem balık tutarız hem yüzeriz. Susuz kaldığımız zaman suyunu içerdik” şeklinde konuştu. Cesur, Ömerli bölgesine fabrikalar kurulduğundan bu yana, havuzlarda biriktirilen kimyasalların tankerlerle gizlice dereye boşaltıldığını iddia etti. Bölgedeki balık ölümlerinin bir haftadır devam ettiğini söyleyen Öğümce Köyü muhtarı Sıtkı İlter de, “Tahminimiz fabrikaların atıkları, zehirli maddeler balıkları öldürüyor” dedi. İlter konu hakkında bütün mercilere başvurduklarını da sözlerine ekledi.

Derenin çevresinde yaşayanların anlattıklarına göre benzer balık ölümleri önceki senelerde de gözlenmesine rağmen, bu boyutta ölümlere ilk kez tanık olunuyor. 

Kaynak: Radikal, Cumhuriyet
Başlık Görseli: Wikimedia

Çocukların çevre hakları: Her çocuğun barınma hakkı vardır

0

İnsan hakları kavramı bugün artık neredeyse çerez gibi kullanılıyor. Altında yatan fikir çok sade ve basit bir temele dayanıyor; insanca, eşit ve özgür yaşamak. Ama bu kadar fazla kullanıyor olsak da çoğumuzun aklından çocukların da birer birey olduğu geçmiyor.

Öyle ki, bugün çok ağır şartlar altında yaşamaya çalışan binlerce çocuk olmasına rağmen durum böyle. Dünya üzerinde o kadar çok çocuk hakkı ihlali oluyor ki, artık normal gelmeye başlıyor bize. Peki, durumun mühimmiyetini anlamak için ne yapmak lazım? Bunu düşüne düşüne çocukların çevre hakları ile ilgili naif bir araştırma yapmak istedim. Ortaya çıkan resim hep benzer; çocukların barınma, beslenme, temiz su, güvenli çevre vb ihtiyaçları var. Ben de bunları ayrı ayrı başlıklarda hatırlayalım istedim.

“Save the Children” adlı kuruluşun İsveç ofisinin hazırladığı bir rapora göre, çocukların hakları doğrultusunda ihtiyaçları birkaç başlığa ayrılmış: barınma, temiz suya erişim, çevresel etkiler ve eğitim öğretim kurumlarına erişim.

Önce barınma ile başlayalım

Her çocuğun barınma hakkı vardır:

Çocuklarım Çevre Hakları: Her Çocuğun Barınma Hakkı Vardır
Harmanlı, Bulgaristan’daki mülteci kampında yaşayan Suriye’li mülteci çocuklar, soğuk çadırlarında ısınma imkanı olmamasından ötürü sokakta yaktıkları ateşin etrafında ısınmaya çalışıyorlar. (21 Kasım 2013 © AP Photo/Valentina Petrova)

Güvenli bir ortam: Çocuğun güven sağlayan bir evinin olması kritiktir diyor raporda. Tanıdık bir çevre, olağan bir gündelik yaşam çocukların özgüven gelişimleri için çok önemli değişkenler. Evsizlik durumlarında veya sık sık yer değiştirme zorunluluğu olduğunda, çocuklar kaygı bozuklukları, davranış problemleri, uyku düzensizlikleri veya agresiflik gibi sıkıntılar çekebiliyorlar.

Yeterli korunma ve uzun süreli barınma: Barınma hakkının sürekliliği çok büyük önem taşıyor. Çünkü, çocuğun kendine ait temiz bir yatağının olması, örneğin, ve bunu kaybetme kaygısı olmaması çocuğun tüm hayatını etkileyen faktörlerden. Bu durumun korunması, yoksulluğun olumsuz etkilerini aza indirebilir nitelikte. Yani bir çocuk için herhangi bir ev bulmak yeterli değil, bu evin sürekli olduğundan emin olmalıyız.

Uygun maliyet: Barınma için uygun maliyet ülkeden ülkeye göre değişkenlik gösterebilir. Raporda Afrika, Asya ve Latin Amerika gibi ülkelerde düşük gelirle yaşayan ailelerin genel alım güçleri çok düşük olduğundan kaçak evlerde yaşadıklarından bahsedilmiş. Bu yasa dışı yerleşim yerleri ise çocukların gelişimi için korkunç yerler olabilir. Örneğin, dik yamaçlar, kirlenmiş bölgeler veya iş imkanları ve hizmetlerden uzak alanlar olabilir. Türkiye’de de asgari ücret ve ev kiralarının karşılaştırılması yapılırsa çok farklı bir tablo çıkamıyor maalesef karşımıza.

Teknik alt yapı: Sadece barınacak bir yerin olması yeterli değil, bu evin su kullanımı, elektrik, lağım gideri vb. gibi birçok teknik alt yapısının bulunması gerekiyor. Tabi ki bunlar olmadığında, su kullanımı çok mümkün olmuyor ve çocuklar sağlık sorunları riski ile karşı karşıya kalıyor.

Bunlar sağlanmazsa neler olur?

Yasa dışı yerleşim durumunda sık sık yer değiştirme kaçınılmaz olabilir. İnsanlar bulundukları yerlerden başka yerlere gönderilebilirler. Bunun bilincinde olarak ise teknik alt yapı sağlayacak masraflara girişmek istemezler. Evlerinden zorla gönderilen ve evleri yıkılan aileler destekçi sosyal çevrelerini kaybeder ve ailelerin devamlılığı risk altına girmiş olur. Çocuklar okuldan uzak kalmak zorunda kalır ve hatta uzun süreli travmatik bir tecrübe yaşamış olurlar. Riskler tahliye edilmekle bitmiyor; doğal afetleri de düşünmek gerekiyor. Düzgün inşa edilmemiş ve yetersiz bir yapıya sahip evler sel basması, toprak kayması, deprem ve kuvvetli rüzgarlar gibi doğal afetlere de dayanıklı olamıyor.

Çocuklarım Çevre Hakları: Her Çocuğun Barınma Hakkı Vardır

Yetersiz bir barınma ortamında sadece tahliye riski yok, sağlık riski de var. Çeşitli haşerelerin bulunması ve bunlardan geçen hastalıklar büyük bir problem. Temizliğe uygun olmayan zeminler özellikle emekleyen bebekler için çok büyük tehlike arz ediyor. Ayrıca yetersiz temiz hava, küf ve tozlanma solunum rahatsızlıklarına neden olarak en çok çocukları etkiliyor.

Bütün bu somut etkilerin yanı sıra, istikrarlı bir barınma ortamının yokluğu, çocuklara psikolojik açıdan birçok zarar verebiliyor. Özellikle çocuğun kendine verdiği değeri etkileyerek benlik gelişiminde olumsuz etkiler bırakabiliyor. Ayrıca, toplumdan soyutlanma ve dışlanma gibi riskler çocukları tehdit ediyor.

Kaynak: Save The Children