Ana Sayfa Blog Sayfa 207

Bilsart Şubat 2018 sergi programı: Nevin Aladağ & Neslihan Koyuncu

Bilsar, yıllardır güncel sanat alanında destek verdiği projelere bir yenisini ekledi.

Sanatçılara video işlerini sergilemek için yeni bir alan yaratmak ve sanatseverleri bir araya getirmek amacıyla, ofis binasının garajını kâr amacı gütmeyen ve video sanatına odaklanan Bilsart ismini verdiği bir sanat mekânına dönüştürdü.

Ocak 2018 itibariyle video sanatının güncel örneklerini, 15 günde bir değişen bir programla sunacak olan Bilsart, yine bu alana odaklanan bir kütüphaneyi de kullanıma açacak. Bu dinamik sergi programı dâhilinde koleksiyoner seçkilerine, küratöryel projelere, workshop ve panellere yer verecek olan Bilsart, aynı zamanda sanatçı, küratör ve koleksiyoner konuşmalarına da ev sahipliği yapıyor olacak. Bilsart’ın kâr amacı gütmeyen bu sanat mekânının ajandasında yer alan bir diğer önemli etkinlik ise genç sanatçılara görünürlük sağlayabilmek adına her sene yapacağı açık çağrılar.

 

“Şehir Sesi l – City Language l”

Bilsart’ın, Şubat ayı sergi programı dahilinde Nevin Aladağ’ın “Şehir Sesi l – City Language l” isimli sergisi 7 Şubat’ta açılıyor.

Sanatçının sergide yer alan “Şehir Sesi l / City Language l” isimli video işi, eşit boyutlarda parçalara bölünmüş görüntülerden oluşan serinin ilkidir. Video, şehrin çeşitli kamusal alanlarında, flüt, tef ve saz gibi müzik aletlerinin rüzgâr, su, sokak ve güvercinler ile etkileşimini yansıtıyor. Dört aletin hepsi tanıdık ama garip yollarla birtakım sesler çıkartıyorlar. Adeta şehir bir müzisyen, duyduklarımız ise şehrin sesine dönüşüyor. Videonun bitimine doğru, enstrümanlar artık kimseye ihtiyaç duymuyor; onlar şehri başlı başına yürüyor gibi görünüyorlar.Sergi, “Sanat Konuşmaları lll” etkinliği altında Başak Doğa Temür’ün konuşmasıyla beraber açılacak.

“Dream Log”

Bilsart, Neslihan Koyuncu’nun “Dream Log” isimli sergisine 21 Şubat – 03 Mart tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sergi, ismini Neslihan Koyuncu’nun 2017 tarihli video enstalasyonundan alıyor.

Sanatçının sergide yer alan “Dream Log” isimli video enstalasyonu, Kadıköy’de bulunan evinden taşınmak zorunda kalmadan önceki üç ay boyunca her gece girdiği rüya güncesine ithafen yaptığı bir çalışma. Küçüklüğünden beri anılar biriktirdiği bu evin, kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılacağını öğrenen sanatçı, yavaş yavaş kendisini bu eve karşı yabancı gibi hissetmeye başlıyor. Daha sonra evin her köşesini incelemeye başlayan Neslihan Koyuncu, duvarların kendisine ait hiçbir iz taşımadığını fark ettiği anda, yatağının kenarında bulunan duvarı, günlerin kalıntıları olan gerçeküstü anılarıyla doldurmaya başlıyor. Bu sayede eski anılarını şimdiki zamana ileri getirirken, mekânı boşlukta kaybolmaktan kurtarmayı hedefliyor.

Kendi değimiyle; “Evdeki son günümde, bazı rüyaları duvardan sökünce evin ilk sahibine ait duvar boyası katmanı ile karşılaştım. Lavanta rengi duvarın ortasında geçmişten benim zamanıma doğru parlıyordu. Sonrasında zemin döşemesini yerden söktüm. Ortaya çıkan pembe marley kaplamalarla, ev denilen mekân, zaman içinde arkeolojik bir kazı çalışmasına dönüşmeye başladı.” “Dream Log” sergisi, “Sanat Konuşmaları lV: Neslihan Koyuncu & Onur Bali” etkinliği ile açılacak.

Sergi programları ve etkinliklerden haberdar olmak için:

www.instagram.com/bilsartistanbul
www.facebook.com/bilsartistanbul

Bilsart Evliya Çelebi Mah, Kıblelizade Sk. No:5/A 34430 Beyoğlu/İstanbul
Salı – Cumartesi 10.00 – 18.00

 

Bir Freud analizi: Leonardo da Vinci’nin bitmemiş eserleri

Leonardo huşuyla doğrulup yatakta oturdu, ona içindeki huzursuzluğu tüm ayrıntılarıyla anlatarak sanatta üzerine düşeni yapmadığı için Tanrı ve insanlara karşı suç işlediğinden sızlandı.” Ünlü Uffizi Galerisinin mimarı, sanat tarihçiliği yazarlığının kurucusu Vasari’nin ölüm döşeğindeki Leonardo ile ilgili yazdıkları böyledir.

Leonardo da Vinci, daha yaşarken ünü yayılan ve bugün bile eserlerine, dehasına hayranlık ve bilmecemsi bir gözle bakılan İtalyan Rönesansı’nın yetiştirdiği bir dahi, Sigmund Freud’un Leonardo’ya ilgisini ise 9 Ekim 1889 tarihinde bir arkadaşına yazdığı mektupta kullandığı cümlelerden anlıyoruz: “Kadınlarla bir aşk macerası yaşadığına dair elimizde hiçbir belge bulunmayan Leonardo belki de gelmiş geçmiş solak kişilerinin en ünlüsüydü.” (Kaynak: Sanat ve Sanatçılar üzerine-Sigmund Freud)

Eser: St. Jerome in the Wilderness

Freud’n Leonardo’nun dehasına ve yaşantısına zaten ilgisi vardı ancak Jung’a yazdığı gibi onu Leonardo’nun eserlerini analiz etmeye götüren gerçek sebep ise bir hastasının Leonardo’ya çok benzemesidir. Aynı mektupta Freud, Jung’a İtalya’dan onun çocukluk ve gençlik dönemi hakkında kitap getirtmek istediğinden bahseder.
Çocukluğu hakkında çok detaylı bilgiye sahip olmadığımız Leonardo 1452 yılında Floransa ile Empoli arasında ufak bir şehir olan Vinci’de evlilik dışı bir ilişki sonucu doğar. O dönemlerde evlilik dışı dünyaya gelen çocuklara halk arasında ağır bir gözle bakılmıyordu. Annesi başka bir adamla evlenir. Babasının da ikinci evliliği çocuksuz kalınca Leonardo küçük yaşta baba evine alınır ama bir süre sonra orayı da terk edecektir.

Gençlik dönemine ait çok fazla bilgi yoktur. Sonraları Milano dükünün sarayına lavtacı görevine atanır ve hakkındaki bilgilere bu tarihten sonra daha kolay ulaşma imkânı buluruz. Ancak Freud’un ilgisini çeken asıl konu ise Leonardo’nun çocukluk dönemi ve neden sıklıkla eserlerini tamamlanmadan bıraktığıdır.

Bir başka tamamlanmamış eseri: Head and Shoulders of a Woman

Ünü yayılmaya başladığı dönemlerde sürekli resim siparişi alırken o birkaç iş ile ilgilenir bazılarını ise tamamlanmadan bırakır ve mühendislik ya da büyücülük ile ilgilenir.

Hatta öyle dönemler vardır ki fırçayı eline neredeyse gönülsüz aldığı söylenecek dönemler gelmiştir. Sanat tarihi yorumcularından bazıları Michelangelo’nun da birçok eserini tamamlanmadan bıraktığı ve bunun sebebinin ünlü ressamların bize göre olağanüstü eserlerinin onlar için sadece kafalarındaki eserin yetersiz bir yansıması olması yüzünden olduğunu söylerler.

Leonardo’yu bir romanında baş kahraman yapan Dimitri Sergeyeviç Merejkovskiy ise Leonardo’nun tamamlanmamış eseleri hakkında şöyle der: “Leonardo’daki her şeyi tanıyarak ve serinkanlı düşünerek mükemmelde saklı en derin gizleri araştırıp ele geçirme yolundaki o dindirilmez güçlü tutku, Leonardo’nun eserlerini her zaman yarım kalmak gibi bir tahlihsizlikle karşı karşıya bırakmıştır.

Eser The Last Supper – İsa Peygamberin Son Yemeği

Freud bunu Leonardo’nun sevgi ve nefret kavramlarına bakışı ile açıklamaya çalışır. Buna dayanak olarak Leonardo’nun bir cümlesini kullanır: “Büyük sevgiler, sevilenin adamakıllı tanınmasından kaynaklanır. Sevi objesi yeterince tanınmadığı zaman yeterince sevilemez

Freud, Leonardo’nun bu cümledeki yanlışını da bildiğinden emin olarak der ki: Bir nesneye karşı sevgi ve nefret duyguları beslemek için, bu duygulara konu edilen nesneyi tamamen incelemek anlamak gerekmez, insanlar içtepisel yoldan severler, sevgileri duygusal nedenlere dayanır.

Freud’a göre Leonardo’nun sevgi anlayışı şöyle bir özellik taşır. Duygular dizginlenir ve araştırma içgüdüsü ortaya çıkar ve onun duyguları artık araştırma güdüsünün etkisine altına girmiştir.
Sanat ve Sanatçılar Üzerine adlı kitabında Freud şu cümleleri kullanır: ”Leonardo sevip nefret etmemiş, neyi sevip neden nefret edeceğini belirleyen etkeni araştırmış.

Sevgi ve nefret duygularına göre hareket etmemiş daha çok nedenleri araştırmış aynı babasının yeni evliliğinde çocuksuz kalması yüzünden Leonardo’yu evine alması gibi, o da çocuklarına yani eserlerine ilgisiz ve sevgisiz davranarak yarım bırakmıştır.
Freud’un sıklıkla eserlerini tamamlanmadan bırakan, belki de gerçekten yazının başında Leonardo’nun ölümünden hemen önce söylediği sözlerin anlamı budur.

Başlık Görseli: Adoration of the Magi

Chipotle mantar soslu siyah fasülye

Chipotle sosun ana malzemesi jalapeno biberinin kurutularak, ocak üzerinde közlendikten sonra havanda dövülerek ortaya çıkar. Bu zahmete girmek istemeyenler için chipotle tozu da satılmakta. Bu tarifte siyah fasülyeyi mantar tozu, nutritional yeast, cherry domatesler ve chipotle ile birleştirerek enfes bir tat elde ettik.

İşte malzemeler:

  • 1 çorba kaşığı zeytinyağ,
  • 200 gr. siyah fasülye,
  • 1 orta boy pırasa sapı,
  • 1 orta boy havuç,
  • 2 küçük patates,
  • 1 orta boy jalapeno,
  • 1 adet sebze bulyon,

5-6 damla reishi ganoderma mantar ekstratı (ya da shiitake mantar tozu olabilir, shiitake veganlar için harika bir B12 vitamini kaynağıdır_ Dilerseniz erişiminizin kolay olduğu başka herhangi bir mantar ile de deneyebilirsiniz.)

  • 1/2 çorba kaşığı nutritional yeast (bitkisel toz maya),
  • 1 çay kaşığı tuz,
  • 1 çay kaşığı sarımsak tozu,
  • 1/2 çay kaşığı hardal tozu,
  • 1 çorba kaşığı domates salçası,
  • 175 gram cherry domates,
  • 1 çay kaşığı chipotle powder,
  • 250 gram su.

Yapılışı:

  1. Siyah fasülyeleri yıkayın, derin bir tencereye aktarın. Üzerini suyla kaplayarak orta ateşte hafif yumuşayıncaya kadar pişirin. Süzün ve kenara koyun.
  2. Geniş ve derin bir tavada, zeytinyağını ısıtarak, küçük parçalara kesilmiş pırasayı ve jalapeno biberini ekleyin. Soyulmuş ve doğranmış patates ve havuç dilimlerini ilave edin. Orta ateşte pembeleşinceye kadar sote edin.
  3. Ardından cherry domatesleri, sarımsak, hardal, tuz, nutritional yeast ve chipotle tozunu ilave edin. 200ml. suyu da üzerine dökerek iyice karıştırın. Orta ateşte 5-6 dakika pişirin.
  4. Kaynamaya başlayınca sebze bulyonu küçük parçalara keserek içine atın. Mantar ekstratı ya da tozu ile haşladığınız siyah fasülyeleri de tencereye ilave edin. Yaklaşık 5 dakika orta ateşte ardından 5 dk dakika kısık ateşe alarak pişirin.
  5. Fırını 200 dereceye ayarlayın.
  6. Tenceredeki karışımı geniş bir güveç kabına aktarın ve fırında 15-20 dakika ya da sosu iyice koyulaşıp üzeri hafif kızarıncaya kadar pişirin.
  7. Fırından çıkarınca 10 dakika soğumaya bırakın.
  8. Taze nane yaprakları ya da maydonoz süsleyerek servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun!

Neydi Piraye’de Nazım olmak?

Belki de en zoru aşka âşık bir adamı sevmek ama öyle alelade değil, hudutsuzca sevmek. Karşılık beklemeden, birçok şeyi görmezden gelerek, içinin en derinlerinden geldiği için sevmek. Bir türlü gidememek ya da zaten hiç gitmek istememek. İşte Piraye de böylesine büyük bir tutkuyla gönülden bağlıydı Nazım’ına.

Şu ana kadar hep Nazım’ın Piraye’ye olan sevgisine şahitlik ettik. O muhteşem şiirleri okudukça bir adam nasıl böyle sevebilir? Bir kadın nasıl bu kadar mükemmel olabilir? dedik. Bu büyük aşkın kahramanlarına özendik. Kimi zaman Piraye olup, o güzel şiirlerin kendimize yazıldığını hissetmek istedik. Kimi zaman ise böylesine şiirler yazdıracak sevdaları yaşayıp, Nazım olmak istedik. Yazılan şiirlerin duygusuna kapılarak, bu büyük aşka imrendik. Peki bu aşkın kahramanlarından Piraye’yi yeterince yakından tanıyabildik mi? Neydi Piraye’de Nazım olmak? Bir adamın geri dönmeyeceğini bile bile hiç eksilmeden, hudutsuzca sevmek neydi?

Gidemezsin. Dönmeyeceğini sandığın hiçbir yola gidemezsin sen. Gittiğini sandığın hayatların içerisinde, olmadık bir anda gözünün önüne gelecek gözlerim. Çaresizliklerinde beni anacak, bir korku ile hatırlayacak, bir meyve ile duygulanacak, belki de bir şarkı ile ağlayacaksın benim için ve kimse bilmeyecek içinde açan yaprakları kanlı, gövdesi yaralı Piraye çiçeğini.

Piraye, Nazım Hikmet’in kızkardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış, bir erkek ve bir kız çocuğu sahibi dul bir kadındır. Nazım, Piraye’yi görür görmez ona aşık olur. 1935’de kimseye haber vermeden evlenirler. İstanbul’a yerleşirler. Ama birlikte uzun süre yaşayamadan Nazım Hikmet’in mahpusluk günleri başlar. O dönemde Nazım, Piraye için bir sürü şiir yazar. Saat 21 den sonra Nazım için Piraye saatleridir. O saat diliminde tüm kelimeler Piraye için kağıda dökülür. Şüphesiz bu bir kadın için inanılmaz bir duygudur. 1946 da Bursa Mahpushanesi’nde yatarken dayısının kızı Münevver’in ziyaretleri sıklaşmaya başlamıştır. Ve Nazım- Münevver aşkı doğmaya başlar. Nazım bu durumu tüm açıklığıyla Piraye’ye anlatır. Ve Piraye kahrolur ama dik duruşunu elden bırakmaz. Münevver bir çocuk sahibi ve evli bir kadındır ve kocası boşanmayı istemez. Hal böyle olunca Nazım- Münevver sevdası zora düşer. Nazım, Piraye’ye mektup yazar ve eğer gelmezse intihar edeceğini söyler. Açlık grevine başlar ve sağlık sorunları sebebiyle hastaneye kaldırılır. Elbette ki Piraye kıyamaz Nazım’ına ve hastaneye gider. Ve hatta çıktıktan sonra evine geri gelebileceğini söyler. Ancak bu sırada içeriye Münevver girer ve Nazım-Piraye birlikteliği fiilen sona erer. Bu Piraye ve Nazım’ın son görüşmesi olur. Sonrasında Piraye’nin yazdıklarından çekip giderek pişmanlık duyduğunu anlaşılıyor.

Piraye, Nazım’dan sonra hayatına kimseleri sokmaz, evlenmez. Ancak Nazım aşka âşık bir adam olarak hayatına başka kadınları alır. Ama şu bir gerçektir ki bu kadınlar içerisinde Piraye, Nazım’la en uzun süre evli kalmış, adına sayısız şiirler yazılmış, Piraye saatleri diye bir zaman dilimine sahip olmuş özel bir kadındır. Nazım’ın hayatına giren kadınların en büyük ortak özelliği kendinden emin, güçlü kadınlar olmalarıdır. Onun dışında bu kadınların hiçbir özelliği birbirine benzemez. Ama hepsi Nazım sayesinde edebiyata ilgi duymuşlardır. Hatta Vera Nazım ile olan anılarını esprili bir şekilde kaleme almış, Piraye de bu yazıları tüm detaylarıyla okuyarak Vera’yı daha yakından tanımak istemiştir.

Piraye, Nazım’ı hudutsuzca sevdi. Ömrünün Nazım’a rastladıktan sonra  başladığını söyleyip, öncesinin yalandan hayat oyunları olduğunu dile getirerek sevdasını ölümsüzleştirdi. İnsanlar ölümlü ama duygular ölümsüz. Tıpkı Nazım öldükten sonra Piraye’nin ona olan aşkının devam etmesi gibi. Nazım’ın ölümünden sonra Piraye’nin hayatı da bir nevi sonlanmıştı ama sonsuz sevgisi eksilmeden devam edecekti. Nazım Hikmet’in ölmeden önce yazdığı son şiire ithafen;

“İçinde yaşamayı hayal etmediğim bir cennetti seninle olmak. “ Gel” dedin geldim hakikaten, fırtına, deprem, tipi ne olursa olsun “ kal” dedin, kaldım. Her şeye rağmen daima “gül” dedin, güldüm. Şimdi senden çekip gidiyorum “öl” dedin öldüm sevgilim.

İşte Piraye Nazım’a böylesine yürekten, böylesine tutkuyla bağlıydı. Biz onu hep şiirlerden, meşhur kızıl saçlarından, Nazım’dan tanıdık. Bu sefer bizleri Piraye’de Nazım olmaya davet eden sese kulak verelim.

“Hep anlattınız, hep yazdınız, iftira ettiniz, kendinizce yargıladınız ama bana hiç sormadınız. Nazım’dan, eşinden, dostundan beni dinlediniz. Ben de Nazım olmak ne demek hiç anlamadınız. Şimdi sıra bende. Sessiz çığlıklarımın yankıları yüreklerinizi titretecek. Susmak yok artık. Haykırıyorum. Seni hudutsuzca seviyorum Nazım…” Nazım’ın Pirayesi.*

*Nazan Arısoy “Piraye’de Nazım Olmak kitabı tanıtım yazısı.

Adopt and Adapt: Sokaktan köpek sahiplenenlere, ücretsiz eğitim ve adaptasyon desteği

Biz iki sosyal girişimciyiz. Köpeklerin daha kolay sahiplenmeleri ve sokaklara terk edilmemeleri için bir sosyal sorumluluk projesi başlattık, adını da Adopt and Adapt koyduk.

Biz de sahiplendirme yapıyoruz ve bizim gibi sahiplendirme yapanlar da biliyordur ki, sahiplendirdiğimiz köpekler sık sık, havladı, çiş yaptı, ayakkabımı yedi gibi bahanelerle geri getiriliyor. Bu noktada projemizle bunun önüne geçmeyi planlıyoruz. Belirtmekte fayda var, eğitim diye bahsettiğimiz olgu, köpeği ne doğasından koparmak ne de şiddet uygulayarak bir takım beceriler kazandırmak. Bizim eğitimden kastettiğimiz şey, köpeği ev-aile-şehir üçgeniyle 1 adım daha uyumlu hale getirmek ve köpek ile aile arasında bir denge oluşturmak. Aile mutlu olmazsa, köpek de mutlu olamaz ve çoğu kez köpeğin sokağa terk edilmesiyle sonuçlanıyor.

Projemizle sokaktan, ormandan veya barınaklarda köpek sahiplenmiş ailelere veya kişilere destek olacağız. Bu tür kişilere 2 ders, yüz yüze, ücretsiz eğitim ve adaptasyon desteği veriyoruz. Sonrasında istedikleri zaman tekrar bizimle iletişime geçip danışabilecekler, bunun yanı sıra biz de zaman zaman arayıp her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol edeceğiz. İstedikleri kadar grup eğitimlerine, sosyalizasyon ve oyun grubu etkinliklerimize de ücretsiz olarak katılabilecekler.

2 derslik eğitim/adaptasyon desteği, tuvalet alışkanlığının kazandırılması, beslenme, egzersiz, davranış bozukluklarının giderilmesi, temel itaat, yürüyüş, agresyon- sosyalizasyon, bakım ve diğer merak ettikleriniz ile ilgili olacaktır. Eğer travmalı veya ajite bir köpek değilse, bunların hepsi doğru yönlendirmelerle halledilebilecek detaylar, sadece stratejisini bilmek gerekiyor.

Daha sıkıntılı bir süreçten geçmiş bir köpekte ise sadece biraz daha sabır ve çabayla çözülür. Bizim tek isteğimiz, kişilerin veya ailelerin köpeklerini “Eve çiş yaptı.” gibi bahanelerle sokaklara, ormanlara terk etmemeleri.

Tek şartımız köpeğin ücretsiz ormandan, barınaktan veya sokaktan sahiplenilmiş olması.

Eğitim ve adaptasyon desteği Köpek Eğitmeni veya Köpekle Yaşam Uzmanları tarafından verilecektir.

Instagram
Email: [email protected]

Ela Bilhan- Proje Geliştirici & Köpekle Yaşam Uzmanı
Arda Rıdvan Arslan- Proje Geliştirici & Köpek Eğitmeni
İLETİŞİM BİLGİLERİ: 05319400513- 05319462462

Tacizci Avukat İ. B., cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından toplamda 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı

0

İstanbul Bakırköy’de 3 Eylül 2015 tarihinde yeni tanıştığı ve arkadaşlık kurmaya çalıştığı Cemre E.’yi sevgisine karşılık bulamayınca tehditle alıkoyarak cinsel saldırıda bulunan İstanbul Barosu avukatlarından İ. B. (30) Bakırköy 30. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından toplam 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Olay 2 Eylül’ü 3 Eylül’e bağlayan akşam meydana geldi. Sosyal medya platformu Facebook üzerinden Cemre E.’ye (26) arkadaşlık talebi gönderen İ. B. günlerce genç kadına beğenisini ve tanışma isteğini ileten mesajlar gönderdi. Kendisinin avukat olduğunu, kamu görevi icra ettiğini, İstanbul Barosu’nda aktif görev aldığını, kadın hakları konusunda duyarlı olduğunu belirten beyanlarda bulunarak güven kazandı. Cemre E. kendisiyle tanışmak ve sonrasında güzel bir arkadaşlık kurmak istediğini belirten İ. B.’nin tanışma teklifini kabul etti ve olayın yaşandığı 2 Eylül günü akşam yemeği yemek üzere sözleşti.

Saat 21.00 sularında Cemre E. ile buluşan İ. B., yemek yiyecekleri alışveriş merkezinin 22.00’de kapandığını söyleyerek daha fazla zaman geçirmek için misafirlerini sık sık ağırladığı ofisinde yemek yemeyi teklif etti. Teklifi kabul eden ve İ. B.’nin ofisine giden Cemre E. bir süre sonra ofisten ayrılarak evine dönmek istedi. Kişi, kendisiyle biraz daha kalması için ısrar ettiği Cemre E.yi ikna edemeyeceğini anladığında genç kadını tehdit ederek saldırdı.

“İstediklerimi yapmazsan seni sabaha kadar döverim”

İ. B. telefonuna el koyarak polisi ve yakınlarını aramasını engellediği genç kadını, “İstediklerimi yapmazsan seni sabaha kadar döverim, vücudunda tek iz bulamazlar” “Ben devletin avukatıyım kimi kime şikâyet edeceksin, hayatını bitiririm senin.” gibi korkunç ifadelerle tehdit ederek etkisiz hale getirdi.

Genç kadının kendini koruma ve uzlaşarak ofisten ayrılma isteklerine karşılık vermeyen İ. B. tehdit ve cebirle alıkoyduğu genç kadını kendisiyle cinsel ilişkiye girmeye zorladı. Cinsel ilişki isteğini kabul etmeyen ve kaçmaya çalışan Cemre E.’yi darp etmeyi sürdüren İ. B., genç kadını ölümle tehdit etti.

Saatlerce süren darp ve boğuşma sonrasında Cemre E.’nin gitmesine izin vermeyen ve 3 Eylül sabahına kadar kapısını kilitlediği ofisinde alıkoya İ. B., sabah saatlerinde ofisinin bulunduğu binaya insanların gelmesiyle birlikte genç kadının gitmesine izin verdi.

Olayın hemen ardından hastaneye giderek yaşadığı cinsel ve fiziksel şiddetin izlerini tespit eden darp raporunu alan genç kadın, Yeşilköy Polis Karakolu’na başvurarak İ. B. hakkında şikâyette bulunarak koruma talep etti.

Cumhuriyet Savcılığı koruma atadı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı yapılan suç duyurusu sonrasında cinsel saldırı ve hürriyeti tahdit suçlarını tespit ederek Bakırköy 30. Asliye Ceza Mahkeme’sinde davanın görülmesine karar verdi. Yaklaşık 28 ay süren dava sonunda mahkeme, sunulan darp raporu, tanık beyanları ve aktarılan ifadelerin tutarlığı ile suçun varlığına kanaat getirerek avukat İ. B.’yi cinsel saldırı suçundan 4 yıl 2 ay, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 2 yıl 6 ay olmak üzere toplam 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı.

Bir ağacım kesilmek üzere

Doğanın bizlere bıraktığı miraslara, sayısız türde ağaçlara ev sahipliği yapan Cerattepe’de bir şeyler oluyor. Farkında mıyız? Bölge, çeşitli projelerle talan edilmek isteniyor. Birileri kendi çıkarları uğruna katliam girişiminde bulunuyor. Bu girişimleri ve talan projelerini tarihin huzurunda ortaya çıkaralım:

•İlk olarak 1987 yılında Kanadalı şirket Cominco aldığı ruhsatla sondaj çalışmaları yürüttü ve bu çalışmalarda kullanılan kimyasal maddeler civarda beslenen ineklerin ölümüne sebep oldu. Artvin halkı görmezden gelmeyerek 10000 imza topladı ve Çevre Bakanlığı’na sundu.

•Gelişmeler sonucunda 2002 yılında Cominco projeden çekilerek ruhsatı bir diğer Kanadalı şirket INMET Madencilik’e devretti. Çeşitli dernekler öncülüğünde halk projeye dava açarak Cerattepe’yi INMET’e de bırakmadı.

•2010 yılında hükümet maden kanunu üzerinde bir takım değişiklikler yaparak ruhsatlandırma yoluyla maden aranmasının önünü açtı.

•2013 yılında Cerattepe yine bir maden şirketine teslim edildi. Cengiz Holding 2013 yılında proje ruhsatını 2015 yılında ise ÇED olumlu raporunu aldı ancak halk buna onay vermedi.(Proje gerçekleştiği takdirde 50000 ağacın kesileceği biliniyor.) 2016 yılında alanı katletmek üzere girişimlere başlayan şirket karşısında dirençli bir kitle buldu ve süreç günümüze kadar süregeldi.

•2018… TBMM’ye teslim edilmek üzere başlatılan ve 1 aydır devam eden imza kampanyasında sayı 40000’e kadar ulaştı ve artık meclisten çıkacak karar bekleniyor.

Asırlardır bölgede yaşayan bir ağaç, 30 yıldır gerçekleştirilmek istenen bu kıyıma öz öyküsünü anlatarak ışık tutmak istiyor:

“Ben bir ağacım ve insanlığa en büyük hizmeti verip karşılığında talan bulan tüm ağaçlar adına anlatıyorum öykümü. Artvin’e kuşuçuşu 4 kilometre uzaklıkta bir yaylada, flora ve fauna yapısıyla Türkiye ve dünyanın sayılı yaşam alanlarından birisi olarak gösterilen, endemik türlere ve eşsiz manzaralara ev sahipliği yapan Cerattepe’de yaşıyorum. Rüzgar estikçe yapraklarımdan sızan hışırtıya bir de güneş tepede acımasızken gölgemde serinlemeye bayılırdı insanlar. Şu sıralar tepemde kara bulutlar. Yüzyıllardır ben ve arkadaşlarım kök saldığımız bu yaylada hizmet sunarken sizlere fazlayız şimdilerde.

Çalışmalar sırasında şu ana kadar 2500 ağaç kıyıma uğradı.

Her yanımız tek darbesiyle bizleri yere seren, tutunduğumuz toprağı boyumuzca kazan demir yığınlarıyla, duygusuz robotlarla doldu.

(Fotoğraf: Sol Haber)

Kıymet artık bize değil altımızdaki madene veriliyor. Elmaslar, altınlar yaşamdan üstün tutuluyor. Ben oksijenim, ben nefesinizim, ben doğayım, ben yaşamın ta kendisiyim!

Ben bir ağacım. Doğa harikası Cerattepe’de yerin altındakiler uğruna katledilmek istenen 50000 ağaçtan yalnızca biri.

Ey insan, kulak ver sesime!”

Kaynak: http://yesilartvindernegi.org

Tasarım Bakkalı Şubat Sergisi – It’s not Epic

Tasarım bakkalının bu ayki sergisi bir hayal kırıklığını ağırlıyor, “It’s not Epic”. Görünen o ki, çocukken kurduğumuz düşlerin hayatla tanıştıktan sonra ufak ufak solması gibi, kendisi gibiler ile yan yana gelince tekrar yeşermesi de mümkün. Belki sorumluluklardan kaçarken aynı taşa takılıp düşmek, düştüğün yerden aynı dalları görmek gibi. Bu sergide çizgi roman yapma hevesiyle çıkılan yolculuğun nasıl rotadan saptığını, hangi yanlış duraklarda mola verdiğini ve adres sora sora geri dönmeye koyulduğunu göreceksiniz. Kim bilir belki sizin de böyle bir başlangıca ihtiyacınız vardır?

Ozan Yüksel, nam ı diğer professor.emergensi aslen bir mühendis. Üniversitede öğrenci kulüplerinde daha ciddi ilgilenmeye başladığı çizgi roman üzerine Galip Tekin’den eğitim aldı. Bir süre oyun ve uygulamalara illüstrasyon yaptı ancak ondan sonra mühendisliğe geri dönmek zorunda kaldı. Bundan 635 gün önce, kendisini geliştirmek için günde bir çizim bitirip, paylaşmaya başladı. Bu süreçte bulabildiği yarışmalara girdi. 2017’de, önce Manga Comikon gelecek vaad eden genç çizer (Silver Tamago), sonra da Fabisad’dan İllüstrasyon dalında ödüller aldı. Şimdi ofis çalışmalarına devam ederken Yabani dergisinde ve fanzinlerde çizimler yapıyor.

Tasarım Bakkalı

Tasarım Bakkalı, açık bir sanat ve etkinlik alanı. Yerel sanatçı ve tasarımcıların uğrak yeri, ürünlerini izleyici ile paylaştıkları bir vitrin, açık alan.

Ulaşılabilir sanat ve ulaşılabilir tasarım” mottosu ile yola çıkan Tasarım Bakkalı, aynı felsefe ile üreten sanatçı ve tasarımcılar için bir vitrin olarak çok renkli ve çok sesli bir platform. Tasarım Bakkalı’nda geridönüşüm, yeniden işlevlendirme gibi günlük hayata dair tasarım ürünlerin yanı sıra kolektif bilinç, serbest üretim, sürdürülebilirlik kavramlarını işleyen sergiler hayata farklı açıdan bakan hedef kitle ile buluşuyor. Kurucuları mimar Işıl Şipal ve fotoğraf sanatçısı Yunus Emre Akçora için Tasarım Bakkalı, kısaca sanatçıların hayal ettiklerini hayata geçirebilecekleri bir mekan.

Tasarım Bakkalı Cumartesi ve Pazar günleri 12.00-18.00 saatleri arası açık.

Gidenler ve kalanlar

Her başlangıç beraberinde sonu da getirir. Kabullenmek istesek de istemesek de hayatın kanunu bu. Bazı şeyler hiç değişmesin isteriz. Fakat değişim her an kapının arkasındadır. Bu değişimi zaman mı getiriyor, bizler mi getiriyoruz? Cevabı duruma göre değişebilir. Bir gerçek var ki hayatta gidenler ve kalanlar hep olacak.

Kimi zaman giden biz olacağız kimi zaman ise kalan, gelecek bize ne getirirse onu yaşayacağız. Alışkanlıkları, yaşanmışlıkları bırakmak zor geliyor insana biliyorum. Kalan olmak, ise nispeten daha güvenli geliyor. Andrew Cohen şöyle der. “Değişime direnmek, güvenli olmayan bir evrende güvende olduğu yanılsamasını yaratmak ve yaşamın harika ve sınırsız doğasıyla yüz yüze gelmekten kaçınmak, insanlığın gösterdiği eğilimlerden biridir.” Değişimden kaçmaktansa, değişime uyum göstermeliyiz.

Sizin için kalmak mı gitmek mi daha hayırlı onu bilmiyorum, fakat sizi hangisi güçlendiriyorsa onu yapmayı tercih etmelisiniz.

Genellikle değişime direnç gösteren insanların böyle davranmalarının ardında birden fazla neden vardır, bunlar:
  • Bilinmeyen korkusu,
  • Güvenlik ihtiyacı,
  • Alışkanlıklardan vazgeçmenin zorluğu,
  • Değişim hakkında yeterince bilgi sahibi olmama,
  • Başarısız olma endişesi,
  • Mevcut durumdaki üstünlüklerin veya çıkarların kaybolacağı korkusu,
  • Değişimin öngördüğü yeni şeyleri öğrenme zorluğu,
  • Dar görüşlülük, vizyon eksikliği,
  • Daha önceki değişimlerden elde edilen olumsuz kişisel tecrübeler,
  • Kendine yeterince güvenmeme,
  • Daha işin başındayken olayın dışında kalmış olma,
  • Değişimin kendisine dayatılmış olduğunu düşünme,
  • Değişimi yönetenlere ve uygulayanlara güven duymama

Kalıcı olduğunu düşündüğümüz her ne varsa zamanı gelince değişime uğruyor. Gitmez dediklerimiz gidiyor. Geçmez dediğimiz günler geçiyor. istesek de istemesek de değişimin önüne geçemiyoruz. Nereye gidersek gidelim değişim hep olacaktır. Bu yüzden kaçmak yerine, hayata tutunup değişimi yaşayıp, değişim olmalıyız.

Flörtün, “hayır” kelimesini duymadığında…

Kötü bir şey olabileceğinin farkına vardığınızda, kendinizi koruyamayacağınız bir şey, hatta kabul bile edemeyeceğiniz bir şey. Sanırım bedeniniz kendini koruyamadığında beyniniz korumaya çalışıyor.

“Hayır”ınızı Bazen Herkes Duymuyor.

Benim Bedenim Bana Ait!

İlk buluşmamız için bir bara gittik. Beni etkileyen bir şekilde yakışıklıydı hemen hiç itici gelmedi. Hesabı ödemede ısrar etti,
ben ise bölüşelim dedim. Daha cüzdanıma ulaşamadan
kartını masaya koymuştu bile. Olağan ilk buluşmalar gibiydi.

Ortak ilgilerimizden bahsettik. Ailelerimizden, işimizden kaynaklı streslerden filan. Birkaç espri yaptı, o kadar komik bulmasam da koca bir gülücük sarf ettim. İlk içkimi bitirince bana bir tane daha ısmarladı. İkinci içkiden sonra barmenden üçüncüyü istedi.

Kendimi huzursuz ve kaygılı hissetmeye başlamıştım. Boş mideye iki vodka soda indirmiştim. Bu yüzden, bu gecelik yetsin dedim. Erkenci oluşumla dalga geçip onu arabayla bırakmamı istedi. Bir eliyle de bacaklarımı okşuyordu. Fazla içtiğimi ve eve gitmem gerektiğini söyledim. Hayır dedim, ama ısrar etti. Eve sağ salim ulaştığımdan emin olmak istediğini söyledi. Nasıl gülümsediğini hatırlayabiliyorum, ona nasıl güvendiğimi. O an için nasıl da inandığımı hatırlıyorum.

Bu yüzden evet dedim. Arabaya yürürken karnıma bir ağrı girdi. Nedenini tam anlayamıyordum. Buluşma konusunda her şeyi doğru yaptığını kendime hatırlattım.

Zamanında geldi, güzel olduğumu söyledi, kapıyı tuttu. İyi bir çocuk, değil mi?

Arabaya bindiğimde, etrafımdaki boşluğun üstüme doğru çöktüğünü hissettim. Elini bacağıma koyduğunda ne kadar da yalnız olduğumuzu anladım. Sadece iki yabancı olduğumuzun farkına vardım.

Evime geldiğimizde yorgun olduğumu söyledim. Arabayı kenara çekip beni burada bırakabilirsin dedim. ve bu harika olurdu. Bir bardak su için gelip gelemeyeceğini sordu. İçtiklerinden dolayı iyi hissetmediğini, henüz eve sürecek kadar iyi hissetmediğini söyledi.

Karnımdaki ağrı hala oradaydı. Saçmalıyorsun dedim kendime. Yoldaki sarhoş bir sürücüden sorumlu olamayacağımı, onun iyi biri olduğunu söyledim kendime.

Bu yüzden eve gelmesine izin verdim. İçeri girince ona bir bardak su vermek için mutfağa geçtim.

Ev arkadaşım burada mıydı acaba? Ne kadar burada kalacaktı ki?

Sudan bir yudum alıp davetime ihtiyaç duymadan odama geçti. Su bardağını hemencecik masaya bıraktı. Odama geçince raftaki kitaplarıma dokundu. Kitapların kapaklarını inceledi. Benim ve kardeşimin bir fotoğrafını eline aldı.

Sonra bana doğru geldi. İlk başta beni öpmesine izin verdim. Dilinin dudaklarımda, elinin de kalçamda dolaşmasına bir şey demedim. Belki birkaç saniye daha öpebilirim dedim. Beni öptükten sonra, işi bitince gider dedim. Sonra daha fazla öpmeye başladı,
elleri daha da hızlandı. Aniden sırtım kapıya dayandı. Onu itmeye çalıştıkça daha da sertleşmeye başladı, daha sert bir biçimde kendine çekiyordu beni.

Yorulduğumu söyledim.

Regl olduğumu söyledim.

Ev arkadaşımın burada olduğunu, daha ileriye gitmek istemediğimi söyledim.

Yavaşlamasını söyledim ama yavaşlamadı.

Bu yüzden gözlerimi kapadım, ne zaman duracaktı acaba?

Onunla seks yapmayı kabul etmemin, diğer alternatiflerden daha kolay bir durum olup olmayacağını merak ettim. Bunu düşündüğüm için kendimden nefret ettim.

Üstüme gelmeye devam ettikçe düşündüm ki, belki de sadece ondan kurtulmalıydım.

İlk başta karşılık vermedim. Sonra hareket ettim, sarsıldım ve onu üzerimden attım. Durmasını söyledim, yüksek sesle ve gerçekten bunu kastederek. Şanslıyım ki sonunda durabildi.

Ama hep durmazlar. İyi çocuklar böyledir işte. Her zaman karşılaşamazsınız. Saç kesimleri iyidir, kapıları açarlar. İçkinizi ısmarlayıp sizi güldürürler, aileniz hakkında sohbet ederler. Ama iyi çocuklar böyle şeyleri gerçekten iyi oldukları için yapmazlar bazen, istedikleri ya da hak ettiklerini düşündükleri şeyleri
almak için yaparlar.

Modern buluşmalardaki şu berbat durumu keşfettim, eğer sana en az 50$ harcarsam benle yatsan iyi edersin.

‘Sadece arkadaş’ ve ‘soğuk’ olarak çağrılmaktan sıkıldım.

Birisi bana zaman ayırıp para harcarsa fiziksel sevgimi hak eder şeklindeki yazısız kural beni hasta ediyor.

Belki sadece yorgun olacağım zamanlar olacak.

Belki regl olduğum zamanlar olacak, ev arkadaşımın evde olduğu ya da sadece zamanlama yanlış olacak.

Ya da bunlardan hiç biri olmayacak.

Şunu da bilin ki, hayır demek için herhangi bir nedene ihtiyacım yok.

Benim bedenim bana ait. Loş bir bardaki üç içki ile satın alınamaz. Çiçekler ya da etkinlik biletleriyle satın alınamaz. Evet dersem bu gerçekten istediğim için olacak.

Çeviri&Altyazı: Gaia Dergi