Ana Sayfa Blog Sayfa 233

Kristal Kayısılar sahiplerini buldu

0

7. Malatya Uluslararası Film Festivali’nde çok özel bir ödül töreni yaşandı. Ilgar Najaf’ın yönettiği “Nar Bağı”, Uluslararası Yarışmada; Onur Saylak’ın yönettiği “Daha” ise Ulusal Yarışmada “En İyi Film” ödülünü aldı. “İşe Yarar Bir Şey” filminde oynayan Başak Köklükaya Ulusal Yarışmada, “En İyi Kadın Oyuncu” seçilirken, “En İyi Erkek Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü”nün sahibi ise “Daha” filmindeki performansıyla Ahmet Mümtaz Taylan oldu.

Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Festival Başkanı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır ile Festival Direktörü Suat Köçer’in ev sahipliğinde gerçekleşen 7. Malatya Uluslararası Film Festivali, yedi günlük rüya gibi bir yolculuğun ardından görkemli bir törenle sona erdi. Gecede “Kristal Kayısı”lar sahiplerini bulurken İran sinemasının güçlü kadın yönetmeni Rahkshan Bani Etemad, Onur Ödülü aldı.

Malatya Büyükşehir Belediyesi Nikah Sarayı’nda düzenlenen, Ceyda Düvenci ve Bülent Şakrak’ın sunduğu, sinema yıldızlarının kırmızı halıdaki ışıltılarıyla başlayan 7. Malatya Uluslararası Film Festivali kapanış töreninde sahneye ilk olarak Festival Direktörü Suat Köçer geldi. Köçer, “Çok güzel bir tablo vardı 1 hafta boyunca. Festivalde yer alan herkese, Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne, Malatya halkına çok teşekkür ederim.” diyerek sahneyi Festival Başkanı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır’a bıraktı. Çakır, “Festivalin geçmiş yıllara göre daha kapsamlı olması ve salonların dolu olması beni çok mutlu etti. Festivalin amacına uygun şekilde yapılmış olması biz festivali düzenleyenler için gurur verici. Emek veren herkese teşekkür ederim” dedi.

Çakır’ın ardından Maliye Bakanı Yardımcısı Dr. Cengiz Yaviloğlu da yaptığı konuşmada filmlerde, dizilerde oynayan sanatçıların kattığı değerlere dikkat çekti.

Sinemaya olan yoğun ilgi ve alakanın temsilcilerinden Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi İbragim Dzhunusov da yaptığı konuşmada Türkiye ve Kırgızistan arasındaki kültürel ve sinemasal benzerlikten bahsetti.

Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi İbragim Dzhunusov’un ardından gecede konuşma yapan Malatya Vali Vekili Ali Sakar da: “Sinemanın ışığı bu hafta Malatya’dan yükseldi. Malatya Film Festivali uluslararası bir marka oldu. Önümüzdeki yıllarda bu marka değeri daha da artacaktır. Festivale katkıda bulunan ve festivalimize gelen herkese teşekkür ederim.” dedi.

Bu yıl 7.si düzenlenen festivalin Onur Ödülü’nün sahibi kariyerinin başından itibaren dünya sinemasına damgasını vurmayı başarmış, İranlı kadın sinemacı Rahkshan Bani Etemad oldu. Etemad’a ödülünü, Festival Başkanı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır takdim etti. Etemad de ödülü ile ilgili; “Buradan bulunmaktan çok gurur ve mutluluk duyuyorum.” diyerek hislerini paylaştı.

Onur Ödülünün ardından bu yıl ilk kez festival kapsamında gerçekleştirilen Malatya Film Platformu Yapım Destek Ödülleri de sahiplerini buldu.

Gecede TRT Ön Alım Yapım Destek Ödülü’nü TRT Genel Müdür Yardımcı Tuncay Yürekli, Hakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu ve Aslı Erdem’in “Birlikte Öleceğiz” projesine verirken, Ertem Eğilmez Aile Filmleri Yapım Destek Ödülü ve 100.000 TL (Yüzbin) para ödülünün sahibi Alp Kamber ve Kâmil Koç’un “Julia’ya Aşık Olmak” isimli projesi oldu. Ertem Eğilmez Aile Filmleri Yapım Destek Ödülü’nü Ertem Eğilmez ailesi adına Arzu Film Genel Müdürü Kâmil Çevikalp takdim etti.

Gecede daha sonra Ulusal ve Uluslararası Kısa Metraj Film Yarışması’nın kazananlarına geçildi. Uluslararası Kısa Metraj Yarışması’nın “En İyi Filmi”ni Reşat Strick açıkladı. Ödül yönetmenliğini Diana Lu’nun yaptığı “Annemle Geçen Bir Yaz” (Summer Time with My Mother) filmine verildi.

Ulusal Kısa Metraj yarışmasının kazananları ve ödül verenleri şöyle sıralandı; Ulusal Kısa Metraj Jüri Özel Ödülü Vadi (Salih Toprak – Can Erkan)’nin olurken ödülünü yapımcı Yonca Ertürk, Ulusal En İyi 3. Kısa Film ödülünü alan “Toprak” (Onur Yağız)’a sinema yazarı Fırat Sayıcı, Ulusal Kısa Metraj En İyi İkinci Film Ödülünü almaya hak kazanan “Bir İş Görüşmesi Hikayesi” (Alkım Özmen)’nin ödülünü yönetmen ve yapımcı Zeynep Gülru Keçeciler verdi. Ulusal En İyi Kısa Film Ödülünü ise Ayris Alptekin’in “Kot Farkı” filmi aldı. Alptekin, ödülü sinema yazarı Sidar Serdar Karakaş’tan aldı. Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması’nda ‘En İyi Kısa Film’e Kristal Kayısı Ödülü ile 5 bin TL para ödülü verildi. Yarışmada ikinci filme 3 bin, üçüncü film ise 2 bin TL ile ödüllendirildi.

NETPAC Asya Filmleri Ödülü ise, ayrıntılı ve sofistike sinematik araçları kullanarak, yalnızca Türk azınlıkların zorlu gerçekliğini değil, aynı zamanda zulüm gören gerçekleri de dokunaklı bir şekilde ortaya koyduğu gerekçesiyle “Mavi Sessizlik” filminin oldu. Ödül, filmin yönetmeni Bülent Öztürk’e Jeffrey Jeturian tarafından takdim edildi.

Uluslararası En İyi Film; “Nar Bağı”

Festivalde bu yıl Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması En İyi Film Ödülü anlatı yapısı, şiirsel dili, derin insancıllığından, özellikle yıllarca belleklerden silinmeyecek son sahnesi ve diğer unutulmaz imgelerinden ötürü Ilgar Najaf’nın yönettiği “Nar Bağı” (Pomegranate Orchard) filmine verildi. Ödülü sahibine teslim eden Uluslararası Jüri Başkanı Nacer Khemir oldu. “Nar Bağı” filmi Kristal Kayısı Ödülü’nün yanı sıra 15.000 Euro para ödünün de sahibi oldu.

Kristal Kayısı Jüri Özel Ödülü ise festivalin uluslararası jüri üyesi Fatemeh Motamed Arya tarafından “Daha” adlı filmdeki çarpıcı ve güçlü performansı için genç yetenek Hayat Van Eck’e takdim edildi.
Ödül Gecesi’nde SİYAD ÖDÜLÜ’nün sahibi ise insanlığın güncel ve ertelenemez sorunlarına yaklaşımındaki tutarlı, dengeli ve sağaltıcı bakış açısı ve işlenmesi zor konuyu yalın bir dille sinemalaştırmasındaki başarısı nedeniyle Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği “Buğday” filminin olurken, Kemal Sunal Halk Ödülü ise Ümit Ünal’ın yönettiği “Sofra Sırları” filminin oldu.

Festivalde bu yılın Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın kazananları, Kristal Kayısı Ödüllerini birbirinden değerli isimlerden aldılar.
Ulusal Yarışma En İyi Film Ödülü’nü açıklamak üzere sahneye Festival Başkanı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır geldi.

Sosyal bir meseleyi, yarattığı derinlikli karakterlerle, güçlü ve etkili bir biçimde aktardığı için, bir ilk film için beklentileri aşan olgunlukta, çağdaş bir sinema dili kullanarak, katmanlı okumalara açık bir hikaye kurduğu için, yarattığı gerilim ve merak duygusunu eksiltmeden sonuna taşıdığı ve bütünlüklü bir sinema cümlesi kurduğu için, yaratıcılarının görsel, sanatsal, dramatik hikaye anlatımındaki becerisini ve hevesini daha ileriye taşımaları için en iyi film ödülüne Onur Saylak’ın yönettiği “Daha” filmi layık görüldü. Onur Saylak “En İyi Film Kristal Kayısı Ödülü ve 100.000 (Yüz Bin) TL para ödülünü Çakır’dan aldı. Saylak, ödül ile ilgili şunları söyledi; “Bu ödülü festivale katılan tüm filmler adına alıyorum” diyen Saylak, Hakan Günday’a böyle güzel bir roman yazdığı ve kendisiyle paylaştığı için teşekkür etti.

“Ödülümü Tüm Kadınlar için Alıyorum”

“İşe Yarar Bir Şey” filmi ile Ulusal Yarışma’da “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alan Başak Köklükaya yaptığı konuşmada şunları söyledi; “Her seferinde kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Çok heyecanlanıyorum. Bu heyecan bir taraftan da çok hoşuma gidiyor. Tüm oyuncu arkadaşlarımla bu heyecanımı paylaşıyorum. Bir kez daha çok gururlandım. Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı’ya çok teşekkür ediyorum. Ben de bu ödülü ekibim adına alıyorum ve bir de tüm kadınlar için alıyorum.”

Ulusal Uzun Metraj Yarışma Jüri Özel Ödülü’nün sahibi ise Yasemin Küçükçavdar’ın yönettiği “Eksi Bir” filmi oldu. Küçükçavdar, ödülü ünlü oyuncu Oktay Kaynarca’dan aldı.

“İlk filmini yapan bir yönetmenin parıldayan rejisi, iyi oyuncu yönetimi ve ustalıkla kurduğu akıcı atmosferi en iyi şekilde ve olgunlukla yansıtması sebebiyle En İyi Yönetmen Kristal Kayısı Ödülü ve 20.000 TL (Yirmi Bin) para ödülü almaya “Sarı Sıcak” filmiyle Fikret Reyhan layık görüldü. Ödülü ünlü yönetmen Selim Evci tarafından takdim edildi.

En İyi Senaryo Kristal Kayısı Ödülü ve 15.000 (On Beşbin) TL Para ödülü ise büyük bir hikâyeyi küçük harflerle yazan, bu mütevazi üslubuyla da bizi kendine borçlu bırakan “Sarı Sıcak” filminin senaristi Fikret Reyhan’a verilirken, Fahri Kayahan En İyi Müzik Kristal Kayısı Ödülü ve 10.000 TL (OnBin) para ödülü “Kırık Kalpler Bankası” filmi ile Korhan Futacı’nın oldu. Ödülü, Festivalin İcra Kurulu Başkanı ve Belediye Genel Sekter Yardımcısı Ertan Mumcu takdim etti. En İyi Görüntü Yönetmeni Kristal Kayısı Ödülü “Buğday” filmi ile Giles Nuttgens aldı. Ödülü efsane “American History X” filminin yapımcısı John Morriessey yönetmen Semih Kaplanoğlu’na takdim etti.

7. Malatya Uluslararası Film Festivali Ödülleri:

Ulusal Ödüller

• En İyi Film Kristal Kayısı Ödülü DAHA
• En İyi Yönetmen Kristal Kayısı Ödülü SARI SICAK (FİKRET REYHAN)
• En İyi Senaryo Kristal Kayısı Ödülü SARI SICAK (FİKRET REYHAN)
• En İyi Görüntü Yönetmeni Kristal Kayısı Ödülü GILES NUTTGENS (BUĞDAY)
• En İyi Kadın Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü BAŞAK KÖKLÜKAYA (İŞE YARAR BİR ŞEY)
• En İyi Erkek Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü AHMET MÜMTAZ TAYLAN (DAHA)
• En İyi Kurgu Kristal Kayısı Ödülü ÖMER GÜNÜVAR / FİKRET REYHAN (SARI SICAK)
• En İyi Sanat Yönetmeni Kristal Kayısı Ödülü NAZ ERAYDA (BUĞDAY)
• Fahri Kayahan En İyi Müzik Kristal Kayısı Ödülü KORHAN FUTACI (KIRIK KALPLER BANKASI)
• Jüri Özel Ödülü Kristal Kayısı Ödülü EKSİ BİR (YASEMİN KÜÇÜKÇAVDAR)
• En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü (ÖYKÜ KARAYEL – İŞE YARAR BİR ŞEY)
• En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü (MEHMET ÖZGÜR – SARI SICAK)
• Umut Vadeden Kadın Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü İNCİNUR DAŞDEMİR (MURTAZA)
• Umut Vadeden Erkek Oyuncu Kristal Kayısı Ödülü HAYAT VAN ECK (DAHA)
• Ulusal Kısa Metraj En İyi Film KOT FARKI (AYRİS ALPTEKİN)
• Ulusal Kısa Metraj En İyi İkinci Film BİR İŞ GÖRÜŞMESİ HİKAYESİ (ALKIM ÖZMEN)
• Ulusal Kısa Metraj En İyi Üçüncü Film TOPRAK (ONUR YAĞIZ)
• Ulusal Kısa Metraj Jüri Özel Ödülü VADİ (SALİH TOPRAK – CAN ERKAN)

Uluslararası Ödüller

• Kristal Kayısı En İyi Film Ödülü “Nar Bağı” / Pomegranate Orchard
• Kristal Kayısı Jüri Özel Ödülü Hayat Van Eck (Daha)
• Uluslararası En İyi Kısa Metraj Film “Annemle Geçen Bir Yaz” (Summer Time with My Mother)

Özel Ödüller

• NETPAC ÖDÜLÜ Mavi Sessizlik / Bülent Öztürk
• SİYAD ÖDÜLÜ Buğday / Semih Kaplanoğlu
• KEMAL SUNAL HALK ÖDÜLÜ Sofra Sırları / Ümit Ünal

Malatya Film Platformu

• TRT Ön Alım Yapım Destek Ödülü Birlikte Öleceğiz (Hakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu, Aslı Erdem)
• Ertem Eğilmez Aile Filmleri Yapım Destek Ödülü Julia’ya Aşık Olmak (Alp Kamber, Kamil Koç)

 

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde ustalardan sinema dersleri, profesyonellerden sohbetler!

2

17 Kasım’da başlayacak 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali sinemanın usta isimlerini İstanbul’da ağırlamaya hazırlanıyor.

Sinema tutkunları festivalin masterclass’larında, yaşayan en büyük yönetmenlerden Béla Tarr’ın yanı sıra, Macar sanat yönetmeni László Rajk ve “Lost”, “Prison Break” gibi pek çok kült dizinin yönetmeni Bobby Roth’u dinleme imkânını yakalarken; festivalin Bosphorus Film Lab programı kapsamında gerçekleşecek sinema sohbetleri de Türkiye’deki sinema ve televizyon profesyonellerini bir araya getirecek.

Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ile İstanbul Medya Akademisi tarafından ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla 17-26 Kasım 2017 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin etkinlik programı da büyük heyecan yaratıyor. Festivalin İstanbul’da ağırlayacağı üç önemli sinemacı festival kapsamında özel sinema dersleri verirken; Türkiye’de sinema ve televizyon sektöründen profesyonellerin katılacağı söyleşiler de sinemayla uğraşanlar için kaçırılmayacak

Béla Tarr, László Rajk ve Bobby Roth İstanbul’da!

Festivalin masterclass programının konukları ise; hiçlik, var oluş, yok oluş temalarından vazgeçmeyen sinemasıyla yaşayan en önemli yönetmenler arasında yer alan, yapıtları ve yaklaşımıyla Gus Van Sant’tan Jim Jarmusch’a, pek çok çağdaş bağımsız sinemacıyı da etkilemiş usta Macar yönetmen Béla Tarr, Costa Gavras’ın “Music Box” (1989), Ridley Scott’ın “The Martian” (2015) ve Béla Tarr’ın son iki klasiği “The Man from London” ile “The Turin Horse”ta da sanat yönetmenliğini üstlenmiş Macar sanat yönetmeni László Rajk ve “Lost”, “Prison Break”, “Miami Vice”, “Fringe” gibi pek çok kült dizinin yönetmeni Bobby Roth olacak.

Sinema ve TV profesyonelleri bir arada!

Festivalin yerli sinemaya destek amacıyla başlattığı Bosphorus Film Lab kapsamında gerçekleşecek söyleşiler ise, sinema ve televizyon sektöründen profesyonelleri bir araya getirecek. Oyuncu seçimlerinde nelere dikkat ettiklerini, keşif süreçlerini ve sektörün ihtiyaçlarını cast direktörü Harika Uygur, yapımcı Nermin Eroğlu ve yönetmen Murat Şeker’den festivalin direktörü Bülent Turgut moderatörlüğünde dinleyeceğimiz “O Role Neden Seçilmedim?”; moderatörlüğünü sunucu Sena Keçeli’nin yapacağı, sanat yönetmenleri Deniz Göktürk Kobanbay ve Hakan Yarkın, kostüm tasarımcısı Gülümser Gürtunca ile sanat yönetmeni kostüm tasarımcısı Serdar Başbuğ’un konuşmacı olacağı “Bir Film Tasarlamak: Sinemada Sanat Yönetmenliği ve Kostüm Tasarımı”; sinema dünyasında son yılların en çok tartışılan konularından biri olan dijital dönüşümü masaya yatıracak ve Blue TV-Doğan TV Digital Grup Başkanı Alpay Güler’in yanı sıra, MistCo’dan Mahmut İpşirli, Bir Film’den Kemal Ural, Star TV’den Yunus Halit Türe ve TiviBu’dan Mehmet Demirhan’ın konuşmacı olarak katılacağı “Sinemada Dijital Dönüşüm ve Dağıtım” ve senarist Nuran Evren Şit’in moderasyonunu yapacağı, TRT’den Faruk Güven, yönetmen Mustafa Kara, görüntü yönetmeni Uğur İçbak ve Star TV Dramalar Direktörü Ümmü Burhan’ın konuşmacı olacağı “Senaryonuzu Kimler Okuyor?” başlıklı Bosphorus Film Lab Söyleşileri, sinemayla ilgilenenlerin kaçırmaması gereken festival etkinliklerinden olacak.

Programda ayrıca, festivalin kurumsal iş ortağı Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) Genel Müdürü İbrahim Eren’in konuşmacı olacağı “TRT’de Tanıdık Var mı?” başlıklı bir söyleşi de yer alacak.

Katılımın sınırlı olduğu Masterclass Programı’na ve Bosphorus Film Lab Söyleşileri’ne katılmak isteyenler için başvurular bogazicifilmfestivali.com’da devam ediyor.

Biletler mobilet’te!

Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ve İstanbul Medya Akademisi tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, bu yıl 17-26 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek ve gösterimler Atlas, Beyoğlu ve Kadıköy sinemalarında yapılacak. Festivalin biletleri ise mobilet.com’da satışta!

Sponsorlarımıza teşekkür ederiz…

5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali; ana sponsorları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Sinema Genel Müdürlüğü’ne, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na, Türk Hava Yolları’na, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’ne, Anadolu Ajansı’na ve TAV Havalimanları’na; kurumsal iş ortağı TRT’ye; televizyon sponsorları 24 TV, Habertürk TV ve NTV’ye; gazete sponsorları Habertürk ve Star’a; dergi sponsoru RABARBA’ya; radyo sponsorları NTV Radyo ve Radyo Voyage’a; dijital medya sponsorları Artfulliving, Beyazperde, Cineritüel, Film Hafızası, Öteki Sinema, Sadibey ve Sinefesto’ya teşekkür eder.

5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali
17-26 Kasım 2017
Sinemalar: Atlas Sineması (Beyoğlu), Beyoğlu Sineması (Beyoğlu), Kadıköy Sineması (Kadıköy)
Biletler: mobilet.com’da
Festivalle ilgili detaylı bilgi için: bogazicifilmfestivali.com

5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Etkinlikleri

Masterclass: Bobby Roth:
“Bir Yönetmen Hazırlanıyor”

Tarih: 18 – 19 Kasım 2017, Cumartesi-Pazar
Saat: 10.00–16.00
Yer: Grand Pera
Başvuru için tıklayınız.

Söyleşi: O Role Neden Seçilmedim?
Katılımcılar: Harika UYGUR (Cast Direktörü), Nermin EROĞLU (Yapımcı), Murat ŞEKER (Yönetmen)
Moderatör: Bülent TURGUT (UBFF Direktörü)

Tarih: 19 Kasım 2017, Pazar
Saat: 14.00–15.30
Yer: The Marmara Pera
Başvuru için tıklayınız.

Söyleşi: Bir Film Tasarlamak: Sinemada Sanat Yönetmenliği ve Kostüm Tasarımı
Katılımcılar: Hakan YARKIN (Sanat Yönetmeni), Deniz Göktürk KOBANBAY (Sanat Yönetmeni), Gülümser GÜRTUNCA (Kostüm Tasarımcısı), Serdar BAŞBUĞ (Sanat Yönetmeni & Kostüm Tasarımcısı)
Moderatör: Sena KEÇELİ (Sunucu)

Tarih: 20 Kasım 2017, Pazartesi
Saat: 12.00–13.30
Yer: The Marmara Pera
Başvuru için tıklayınız.

Masterclass: László Rajk
“Bir Kısırdöngü olarak Kent Mekânı: Béla Tarr’ın ‘Londra’daki Adam’ filminde görsel tasarım”

Tarih: 21 Kasım 2017, Salı
Saat: 16.00 –18.00
Yer: Rixos Pera
Başvuru için tıklayınız.

Söyleşi: Sinemada Dijital Dönüşüm ve Dağıtım
Katılımcılar: Alpay GÜLER (Blue TV-Doğan TV Digital Grup Başkanı), Mahmut İPŞİRLİ (MistCo), Kemal URAL (Bir Film), Yunus Halit TÜRE (Star TV), Mehmet DEMİRHAN (Tivibu)
Moderatör: Bülent TURGUT (UBFF Direktörü)

Tarih: 22 Kasım 2017, Çarşamba
Saat: 15.00 – 16:00
Yer: The Marmara Pera
Başvuru için tıklayınız.

Söyleşi: Senaryonuzu Kimler Okuyor?
Katılımcılar: Faruk GÜVEN (TRT), Mustafa KARA (Yönetmen), Uğur İÇBAK (Görüntü Yönetmeni), Ümmü BURHAN (Star TV Dramalar Direktörü)
Moderatör: Nuran Evren ŞİT(Senarist)

Tarih: 23 Kasım 2017, Perşembe
Saat: 14.00 – 15:30
Yer: The Marmara Pera
Başvuru için tıklayınız.

Söyleşi: TRT’de Tanıdık Var mı?
Konuşmacı: İbrahim EREN

Tarih: 24 Kasım 2017, Cuma
Saat: 16.00 – 17:30
Yer: The Marmara Pera
Başvuru için tıklayınız.

Masterclass: Béla Tarr

Tarih: 25 Kasım 2017, Cumartesi
Saat: 13.00–15.00
Yer: Soho House İstanbul
Başvuru için tıklayınız.

Festivalle ilgili detaylı bilgi için: bogazicifilmfestivali.com

Avusturalya evlilik eşitliğine “evet” dedi

2

Avustralyalılar evlilik eşitliği oylamasında büyük ölçüde evet oyu kullandı.

Yasal bir bağlayıcılığı bulunmayan danışma amaçlı oylamada Avustralya İstatistik Ofisi, seçmenlerin %61.6 sının eşcinsel çiftlerin evlenebilmesi için evet oyu kullandığını bildirdi.

 

Evet oyu kullanan coşkulu seçmenler, sonuçları halka açık alanlarda şarkılar eşliğinde dans edip, gökkuşağı bayrağı sallayarak kutladı.

Yasayı değiştirmesi için verilen önerge Senato’ya Çarşamba günü tanıtıldı. Şimdi ise düzenlemeler için görüşülecek. Evlilik eşitliği yanlısı Başbakan Malcolm Turnbull hükümetinin yasayı yılbaşına kadar meclisten geçirmeyi planladığını söyledi.

Malcolm Turnbull kesin sonuçların açıklanmasının ardından “Avustralya halkı kararını verdi ve ezici bir üstünlükle evlilik eşitliği için evet oyu kullandı. Halkımız adalet için, bağlılık için, aşk için evet dedi” açıklamalarında bulundu.

Avustralya Evlilik Yasası hakkındaki düzenleme teklifi zorlu ve uzun tartışmaların ardından posta yoluyla oylamaya açılmıştı. Çarşamba günü gelen sonuçlar ateşli tartışmalara bir son vermiş oldu. Öte yandan oylama eşcinsel evliliği destekleyenler tarafından da eleştirilmişti. Birçok destekçi oylamanın gereksiz olduğunu, parlamentonun direkt olarak konuyu görüşebileceğini kaydetti.

Oylama Avustralya’nın katılımı zorunlu oylamalarından biri değil, isteğe bağlı danışma amaçlı gerçekleşti. 12.7 milyon insan -yani seçmenlerin %79.5’i- sekiz hafta süren oylamaya katıldı. Katılımcılara “Düzenlenecek evlilik yasası eşcinsel çiftlerin evlenebilmesini kapsamalı mı?” sorusu soruldu.

Evet kampanyası kampanyasını eşitlik üzerinden yürütürken, Hayır kampanyası aile tanımının üzerinde durup, toplumsal cinsiyetin okullarda nasıl öğretileceği hakkında artan endişeler üzerinden bir kampanya yürütmeyi tercih etti.

İstatistik uzmanı David Kalisch 7.8 milyon katılımcının eşcinsel evliliği desteklediği, 4.9 milyon katılımcının ise karşı çıktığını duyurdu.

Aylardır süren çetrefilli tartışmaların ardından, Avustralya’nın büyük bir kısmı evlilik eşitliğini kabul etmiş oldu.

Kampanya boyunca duvarlara hakaret içeren grafiti yazıları yazıldı ve sözlü taciz yoluyla çirkin olaylar da yaşandı. Fakat artık iki taraf da yoluna devam etmek zorunda. Evet destekçileri, hükümeti verdiği sözü tutup yasayı geçirmesi için zorlayacak. Hayır destekçileri ise, politikacıları yasanın tanımı üzerinden ikna etmeye çalışacak ve eşcinsel evliliğe karşı çıkanlar için yasal koruma talep edecek.

Bugün sokaklarda gökkuşağı bayraklarının sallandığını görsek de, iki taraf da mücadelenin hala devam etmekte olduğunun farkında.
En çok Evet oyu veren seçmenler, %84 ile Melbourne ve Sydney şehirlerinin iç kısımlarında yaşayan yerliler. New South Wales bölgesindeki Blaxland şehri ise %74 ile en yüksek Hayır oyu veren şehir oldu.

Kaynak: BBC

Eşekarıları: Dikkat, bu arılar güldürür

1

Eşekarılarından korkar mısınız? Peki, bu arılar bir komedinin korosuysa korku yerini gülmeye mi bırakır? Söz konusu olan Antik Yunan’da günümüzden binlerce yıl önce yazılmış bir komedya olan Eşekarıları olunca güldürdüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. Üstelik binlerce yıl önce değil de sanki geçenlerde yazılmış gibi tanıdık da gelebilir. Çünkü içinde günümüzde de benzerleri olan nice durum var. Eser biraz da bu değişmeyen durumları görmenin hayretiyle okunuyor.

Eserin türü olan komedya, Atina’da, Dionysos Şenliklerinde MÖ 486’da doğmuştur. Sözcüğün kökenini; comos+oidia yani halk/cümbüş+ezgi sözcüklerinden gelir. Dionysos şenliklerinin içinde türemiş ve şenliklerinin yapısına uygun olarak evrilmiştir. Komedya aslında koroların taşlamaları ve güldürülerinin, dramatik bir yapı çerçevesinde, dans, şarkı ve şiirin birleşmesiyle oluşarak seyircileri eğlendirmeye ve coşkulandırmaya yönelik gösterilerdir.

Komedya Eski Komedya ve Yeni Komedya olarak adlandırılan iki büyük evreden geçer. Bu iki evre arasında da bir geçiş süreci olarak adlandırılan Orta Komedya dönemi de vardır.

Eski Komedya yalnızca, Aristophanes’in günümüze ulaşmış yapıtlarıyla tanınmaktadır. Aristophanes, Pelepones Savaşı dönemi Atina’sını bütün yönleriyle yansıtan eserler vermiş, Eski Yunan komedyasının en büyük temsilcisidir. Yaşamına dair bilginin kaynağını günümüze kadar gelmiş oyunları barındırır. Toplumsal taşlamanın yanında bireysel taşlamalar da yapar. Oyunlarında eleştirdiği kimselerin adlarını değiştirme ihtiyacı duymaz ve onları kendi adlarıyla eserlerine alır. Gelenekçiliğe bağlı bir yazar olarak amacı komedyaları yoluyla Atina’nın altın çağından uzaklaştıran yanlışlıkları ortaya koymaktır. Bu nedenle toplumda gördüğü aksaklıklara, yanlışlıklara, olumsuzluklara oyunlarında değinir. İlk dönem eserlerindeki eleştiri dozu, Atina’nın gücünü yitirmesi ve buna bağlı olarak baskının artmasıyla daha genel taşlamalara, ütopyaya yaklaşan oyunlara dönüşür. Eşekarıları oyunuysa sözünü rahatlıkla söylediği döneme aittir.

Aristophanes’in komedyalarında benimsediği ve Eski Komedya’nın yapısını oluşturan altı aşama vardır. Prologos, iki oyun kişisiyle giriş yapılır ve oyunun konusunu seyirciye tanıtılır. Parodos, Koro’nun girişi ile verilir. Agon, oyundaki çatışma iki başkişi üstünden sergilenir ve iki farklı görüşün sunulduğu kısımdır. Parabasis, Koro oyundan bağımsız olarak seyirciye seslenir. Episodos, benimsenen yeni görüş uygulanır ve sonuçları seyirciye sunulur. Eksodos, Koro, oyun kişileriyle birlikte oyundan çıkar.

Bdelykleon, Philokleon, Korobaşı

Eşekarıları*

Komedyanın ele aldığı konu Atina’da gittikçe bozulan adalet mekanizmasıdır.

“Ya bugün mahkeme kurulmazsa,

Nereden çıkacak yemek paramız?

Yargı margı olmazsa

Neyle doyacak karnımız?” s.22

Atina’da yargıçlık görevi günümüzden farklıydı ve seçilmiş yurttaşlar aracılığıyla görülürdü. Yargıçlık yapan her yurttaşa ödenek ayrılmasıyla adalet mekanizması bozulmaya başladı. Çünkü işsiz, güçsüz kimseler için bir kazanç kapısı oldu. Kleon döneminde bu ödenek üç katına çıkarılınca hem yargıçlık kazançlı bir iş halini aldı hem de davaların sayısı artı. Oyunun yazıldığı dönemde, haksız yere birisini suçlamak, yargıyı kullanarak kazanç elde etmek, bir tehdit unsuru olarak mahkemeleri görmek gibi toplumu yozlaştıran olayların sayısı gittikçe artmaktadır. Aynı zamanda Kleon ve savaş yanlısı olanlar yargıçlardan kendi siyasal çıkarları için mahkemelerden faydalanmaktadır. Aristophanes’in Eşekarıları’nda sahneye taşıdığı gerçekler bunlar üstünden şekillenir.

“Ksantias

Dün akşam bir kadınla buluştum,

Gel seninle ata binelim dedim.

Kadın bir kızdı, bir kızdı:

Hippias binici demek ya?

Binelim demekle: Zorbalık istiyormuşum Atina’da.” S.32

Aristophanes’in oyuna Eşekarıları adını vermesinin ve yargıçları eşekarılarına benzetmesinin iki sebebi vardır. Ona göre, yargıçlar da arılar gibi sokmaktadır. Üstelik dönemim yargıçları kararlarını balmumu tabletlere sivri bir kalemle yazar. Sahneye eşekarısı olarak çıkan yargıçlar korosunun, iğnelerinin biçimi onların balmumu tabletlere yazdıkları sivri uçlu kalemlere benzemektedir.

Oyunun başkişilerinin adı da yargıçlık sisteminin bozulmasından nemalanan yönetici Kleon’dan esinlenerek oluşturulmuştur. Yargıçlık hastalığına tutulmuş baba, Philokleon’un  adının anlamı, Kleon seven, onu bu işinden vazgeçirmeye çalışan oğlu Bdelykleon’un adının anlamıysa, Kleon düşmanıdır. Philokleon ve Bdelykleon’la beraber, oyunda iki uşak, Eşekarıları Kılığında İhtiyarlar Korosu, Korobaşı, Korobaşının Oğlu, Köpek Kılığındaki İki Adam, Bir Misafir, Bir Kadın ve Bir Adam’dan oluşan oyun kişileri vardır.

Eşekarıları Komedya’sına onu meydana getiren kısımlardan bakıldığında, oyunun seyri şöyledir:

Prologos: İki uşağın konuşmasıyla oyun açılır. Uşakların gördüğü rüyalar ve bunların kötü bir şeyler olacağına yönelik bir uyarı olduğu konuşmalarından sonra  Philokleon’un yargıçlık hastalığına tutulduğu, onu caydırmak için oğlu Bdelykleon onu eve kapattığını,  Philokleon’un kaçma çabalarını ve ona engel olduklarını görürüz.

“Adam yargıçlık hastalığına tutulmuş, delisi olmuş bu işin. Tek düşüncesi adam yargılamak. Hep yargıçlar arasında, hem de en ön sırada oturmasa kahrından ölecek. Geceleri uyku girmiyor gözüne. Bir an dalsa hemen mahkemede buluyor kendini rüyada. Oy vermekle öylesine bozmuş ki adam, gece yatağından fırlayıp oy kupası arıyor karanlıkta. Gençler nasıl duvarlara sevdiklerinin adını yazarsa, bu da oy kupası resimleri çiziyor. Bir sabah horozu gün doğarken öttü diye mahkemeye verdi hayvanı. Horoz sanıklardan rüşvet almış da mahsus geç ötmüş; bizimkisi duruşmaya vaktinde yetişemeyesin diye.” s.14

Parodos: Yargıçlar korosu (eşekarıları) Philokleon’u almaya gelir. Bdelykleon ve köleleriyle kavgaya tutuşurlar ama sonuçta Bdelykleon’u dinlemeye ikna olurlar.

“Sen de şişleneceksin, sen de!

Haydi, davranın yargıçlar,

Çıksın kınlarından kılıçlar,

Azgın bir öfkeyle doldurup yürekleri

Saldıralım üstüne!.. İleri!

Görsün ne demekmiş, ne demek Eşekarılarını ürkütmek!” s.28

Agon: Çatışmanın unsurları Bdelykleon, babasını mahkemeye neden göndermek istemediğini anlatması ve Philokleon’un kendini savunmasıyla görünür kılınır. Koro Bdelykleon’a hak verir. Bdelykleon babasını oyalamak için evde mahkeme kurmayı ve evde kurulan bu mahkemede yargıçlık yapmasını önerir ve babasının ikna olmasıyla iki köpeğin duruşması yapılır.

“Philokleon

…Yaşadığımız çağda hangi mutluluk

Bir yargıcın mutluluğundan daha mutludur?

Hangi yaratık ondan daha keyifli yaşar?

Hangi yaratıktan korkulur ondan daha çok, …” s.34

“Bdelykleon

…Çünkü sen bu güzel laflara kanıp

Başa getiriyorsun onları.

Bu adamlar öteki şehirlerden de

Ellişer torba altın koparıyorlar:

Ya bu parayı verirsiniz,

Ya da sizi yıkarım, diyerek.

Sense kendi krallığının artıklarıyla

Zar zor geçinmektesin. …” S.39

Parabasis: Burada ilk olarak koro Aristophanes’in Bulutlar oyunun beğenilmemesine olan kızgınlığını ve sitemini söyler. Sonra da Aristophanes’in Kleon’a boyun eğmediğini anlatır.

“… Böyle bir savunucu bulmuşken kendinize

Tutmadınız, bıraktınız onu geçen yıl:

Oysa yepyeni düşünceler getirmişti size.” s.59

Episodos: İlki evde mahkeme kurulması ve köpeklerin yargılanmasıdır. Bdelykleon babasının berat oy kupasına oy atmasına sağlayınca çok üzülen babasını teselli için onu şölene götüreceğini söyler. İkincisinde, Bdelykleon babasını yeni giysiler giydirir. Ziyafetlerin ortamına uygun nasıl konuşması ve davranması gerektiğini anlatır. Üçüncüsünde, Philokleon, çok içmiş, ortalığı karıştırmış, bir kızı kaçırmaya çalışmıştır. Kızgın oğlu ve davacı olacağını söyleyen kişiler gelir. Philokleoan, yaptığı konuşmayla ortalığı daha da karıştırınca oğlu onu yeniden eve kapatır.

“Bdelykleon

Aman ne bayağılık, ne ilkellik,

Teogenes’in lağımcıya dediği gibi, azarlarken.

Farelerin, gelinciklerin işi ne kibarların arasında?”

Philokleon

Ne anlatmalı peki?

Bdelykleon

Büyük şeyler, yüksek işler. Ben, diyeceksin,

Androkles ve Klisthenes’le elçi olduğum sırada…”s.64

Eksodos: Koronun alışkanlıkları değiştirmenin zorluğuna dair bir şarkı söylemesi ve tüm oyuncuların yer aldığı komik bir dans yaparak sahneyi terk etmesiyle son bulur.

“Haydi, alın götürün bizi dışarı,

Bu kanatlı, bu rüzgarlı adımlarla

Komedya korolarının bir sahneden ilk çıkışıdır bu.” s.80.

Oynaya oynaya ilk çıkışıdır bu.” s.80

İlk kez bir oyun korosu oynaya oynaya çıksa da sahneden, Atina, kötü yöneticilerin yanlış kararları ve demagogların bunları destekler söylemleriyle parlak günlerinden hızla uzaklaşır. Atina’nın içinde bulunduğu açmazın nüvelerini gösteren eser, vızıldayarak yormaz, iğnesiyle korkutmaz sadece güldürür, güldürürken düşündürür.

*Bu bölümdeki alıntılar Aristophanes, Eşekarıları (Yargıçlar), Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu, İş Bankası Kültür Yayınları, Birinci Basım, Eylül 2000, İstanbul, kitabından yapılmıştır.

TMMOB, aralık başında kent sempozyumu düzenleyecek

1

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Aralık ayının başında kent sempozyumu gerçekleştiriyor. IV. İstanbul Kent Sempozyumu, 1-2-3 Aralık 2017 tarihlerinde Harbiye Askeri Müzesi’nde yapılacak. Sempozyum kapsamında 3 günde 10 oturum gerçekleştirilecek ve etkinlik 3 Aralık Pazar günü saat 17.00’de başlayacak forumun ardından son bulacak.

TMMOB IV. İstanbul Kent Sempozyumu’nun programı şu şekilde:

01 Aralık 2017 Cuma

09.00-11.00 Kayıt – Açılış Konuşmaları

Açılış Konuşmaları

Çerçeve Sunum; 10. Yılında Kent Sempozyumu
Mücella YAPICI Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

I.OTURUM KENT VE ADALET

11.00- 13.00

Oturum Başkanı Ayfer EĞİLMEZ
TMMOB Kimya Mühendisleri ODASI 34.Dönem YK Üyesi
Prof.Dr.İzettin ÖNDER
Prof.Dr.Ruşen KELEŞ
Prof.Dr.Cevat ERDER
Av.Fikret İLKİZ

13.00 – 13.45 Yemek Arası

II. OTURUM EMEK, MESLEK ÖRGÜTLERİNİN PERSPEKTİFİNDEN KENT VE ADALET

13.45-15.45

Oturum Başkanı Cevahir Efe AKÇELİK
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri
Sağlıkta Dönüşüm ve Şehir Hastaneleri Gerçeği

Dr. Güray KILIÇ İstanbul Tabip Odası Sağlık Politikaları İzleme Komisyonu Üyesi
Kentlerde Eşitsizliğin Yeniden Üretiminde Eğitim Sisteminin Rolü

Feray AYTEKİN AYDOĞAN Eğitim – Sen Genel Başkanı
Emekçilerin İstanbul’unun Dönüşümü

Doç. Dr. Hakan KOÇAK
Hukuk, Yargı ve Adalet

Alev Seher Tuna İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Başkanı

15.45-16.00 Ara

III.OTURUM KENT POLİTİKALARININ MEKANSAL VE TOPLUMSAL ETKİLERİ

16.00-18.00

Oturum Başkanı TAYFUN KAHRAMAN

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube YK Başkanı
Mega Dönüşüm Projesi Olarak İstanbul

Esin KÖYMEN TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu II Büyükkent Bölge Temsilciliği YK Başkanı
İstanbul İçin Kimliğine Saygılı Bir Ulaştırma Politikası Gerekli

Prof. Dr. Güngör EVREN TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
Köprüden Önce Son Çıkış; İstanbul’da Mega Projeler

Meryem KAYAN TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı
Bir Mega Kentte Gündelik Hayat

Doç. Dr. Yıldırım ŞENTÜRK MSGSÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

02 Aralık 2017 Cumartesi

I.OTURUM GÖÇ MEKANLARI VE KENT YURTTAŞLIĞI

09.00-11.00

Oturum Başkanı Nail GÜLER

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Üyesi
İstanbul’da Gettolaşma

Doç. Dr. Şükrü ASLAN MSGSÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
Kent Mülteciliği ve “Birlikte Yaşam” için Yerel Sorumluluklar

Kumru ÇILGIN TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube YK Üyesi
Hemşerilik için Müşterekler Siyaseti

Doç. Dr. Ulaş BAYRAKTAR

11.00-11.15 Ara

II.OTURUM KENTSEL YAŞAMDA ADALET

11.15-13.15

Oturum Başkanı SELİN TOP

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Başkanı
Kentin Erkek Egemen Yüzü

Handan KOÇ Feminist Yazar
Mekanda Adalet ve Sakatlık

Mekanda Adalet Derneği
Toplumsal Dayanışmanın Yokluğunda Engelliye Dönüşen Sakatlar

Bülent KÜÇÜKASLAN
Yaşlılar ve Kentimiz

Mahinur ŞAHBAZ Emekliler Dayanışma Sendikası MYK Eş Sözcüsü

13.15-14.00 Yemek Arası

III.OTURUM İSTANBUL’DA DOĞAL YAPININ DÖNÜŞÜMÜ

14.00 – 16.00

Oturum Başkanı Nusret SUNA

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Başkanı
İstanbul’da Doğal Kaynakların Sürdürülebilir Kullanımı

Prof. Dr. Yüksel ÖRGÜN TUTAY TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Başkanı
Tarımın İstanbul Hali, Bir Hak Olarak Ekolojik Tarım

Murat KAPIKIRAN TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Üyesi
İstanbul’un Tatlı Su Kaynakları Ve Sorunları

Doç. Dr. Özcan GAYGUSUZ TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Üyesi
İstanbul Ormanlarında Gözlenen Değişimlerin ve Kaybolan Fonksiyonel Değerlerin İrdelenmesi

Prof. Dr. Ünal ASAN TMMOB Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

16.00-16.15 Ara

IV.OTURUM KENTSEL VE İKLİMSEL DÖNÜŞÜM

16.15-18.45

Oturum Başkanı Battal KILIÇ

TMMOB MMO İstanbul Şube YK Başkanı
Kent Hakkı Bağlamında Sağlıklı ve Güvenli Kentler: Asbest ve Kentsel Dönüşüm Örneği

Onur GÖKULU Kimya Yüksek Mühendisi
Kentsel Dönüşümde Toplum Sağlığı ve İSİG

İbrahim M.TATAROĞLU TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şube Sekreteri
İstanbul Atatürk Havalimanı’nın Oluşturduğu Isı Adası ve 3.Havalimanının Kent Üzerine Oluşabilecek Etkisi Konusunda Ekolojik Bir Değerlendirme

Prof. Dr. Doğan KANTARCI
İklim Değişikliği ve Kentleşme

Prof. Dr. Miktad KADIOĞLU İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Ulaşım ve İklim

Menekşe KIZILDERE Çevre Yüksek Mühendisi

03 Aralık 2017 Pazar

I.OTURUM İSTANBUL’DA ARAZİ VE ENERJİ YÖNETİMİ

10.30-12.00

Oturum Başkanı Erol CELEPSOY

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK Başkanı
Arazi Yönetimi ve İstanbul Yansımaları

Prof. Dr. Erol KÖKTÜRK TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
İstanbul Bölgesi Elektrik Enerjisinin Üretim ve Tüketim Durumu, Sorunları

Gazi İPEK TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube İstanbul Şube
Akıllı Kentler ve Kent Bilgi Sistemi

Yrd. Doç. Dr. Caner GÜNEY İTÜ İnşaat Fakültesi Geomatik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

12.00-12.45 Yemek Arası

II.OTURUM MEKAN,KİMLİK,KÜLTÜR

12.45-14.45

Oturum Başkanı Sami YILMAZTÜRK

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube YK Başkanı
Neoliberal Dönemde Kent ve Mimarlık

Hüseyin Sinan OMACAN TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube II. Başkanı
İstanbul’da Anıt Yapı Rekonstrüksiyon Projeleri Bir Koruma Söylemi midir?

Prof.Dr. Zeynep ERES İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi
Var Olanı Yok Saymak: Neoliberal Kentleşmede Arkeoloji

Yiğit OZAR Arkeologlar Derneği İstanbul Şube YK Başkanı
İstanbul Kimliğinin Değişimi Üzerine

Behiç AK Mimar / Sanatçı

14.45-15.00 Ara

III. OTURUM MEDYA, KENT VE İLETİŞİM

15.00-17.00

Oturum Başkanı Melda ONUR

Sosyal Haklar Derneği / 24.Dönem İstanbul Milletvekili

Utku ZİRİĞ Gazeteci /Açık Radyo-Yeşil Bülten

Berkant GÜLTEKİN Gazeteci / BirGün Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi

Rıfat DOĞAN Gazeteci / diken.com.tr

Elif İNCE Gazeteci

17.00-17.15 Ara

İSTANBUL KENT FORUMU 17.15-20.00

Kent ve Yaşam Alanları Mücadelesi Veren Tüm Kişi ve Kurumların Katılımı İle…

Forum Moderatörü Akif Burak ATLAR

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri

Alıntı: BirGün

Türkiye’ye iklim politikaları konusunda “çok kötü” notu

BM Dünya İklim Konferansı’nda çevre örgütü Germanwatch, ülkelerin iklim koruma performansını değerlendiren raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye 47’nci sırada yer bularak “çok kötü” olarak değerlendirildi.

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre, Bonn’da devam eden BM Dünya İklim Konferansı’nda Alman çevre örgütü Germanwatch, 56 ülke ve AB’nin iklimi korumaya yönelik performansını gösteren bir rapor açıkladı. Raporda son bir yılda iklimi korumak için en iyi performansı gösteren ülkeler sırası ile İsveç, Litvanya ve Fas oldu. Türkiye’ye iklim politikaları konusunda “çok kötü” not verilen listede 47’nci sırada yer aldı.

Raporda incelenen 56 ülke “çok iyi, iyi, orta, kötü ve çok kötü” olarak sınıflandırılıyor.

Hiçbir ülke “çok iyi” kategorisinde yer almayı başaramadığı için listede ilk üç sıra boş kaldı. Germanwatch, bunun nedenini incelenen 56 ülke ile AB’den hiçbirinin 2015 yılında Paris’de imzalanan İklim Anlaşması’nın öngördüğü hedeflere ulaşmamak için yeterince çaba sarf etmemesini gösterdi.

Türkiye’nin notu “çok kötü”

Uzmanlar Türkiye’ye iklimi koruma performansı için 100 üzerinden 40,02 puan verdi. Raporda, Türkiye, düşük hedefler koymak, zayıf uygulama, ülke içinde yetersiz politik önlemler alma ve uluslararası iklim politikalarında zayıf performans göstermekle eleştirildi.

Türkiye’nin “çok kötü” notu almasında ayrıca sera gazı emisyonu ve enerji tüketimindeki artışın da etkili olduğu vurgulandı. Türkiye’nin yine de 56 ülke arasında 47’nci sırada yer bulmasını sağlayan olumlu gelişme ise yenilenebilir enerji konusundaki son yıllarda atılan olumlu adımlar etkili oldu.

Listede “iyi” notu alarak 74,32 puanla en iyi performansı gösteren İsveç’in ise bir sanayi ülkesi için düşük sera gazı emisyonuna sahip olduğu vurgulandı. İsveç’in ayrıca her yıl çok sayıda ağaç dikerek havadaki karbondioksit değerini neredeyse sıfıra indirdiği bildirildi.

İsveç’in 2045 yılına dek karbon nötrü olma hedefi koyması da ülkenin sıralamadaki konumuna büyük etkisi oldu.

Alıntı: BirGün

Yeni keşfedilen gezegenin varlığı astronomları şaşırtıyor

0

Kütle ve boyut itibarıyla ana yıldızının %25’i büyüklüğünde olan gezegenin varlığı, mevcut teorilere meydan okuyor.

Sönük bir cüce yıldızın yörüngesinde dönen ve teorik olarak olmaması gereken ‘canavar’ gezegenin keşfi, bilim insanlarını şaşkınlığa uğrattı.

Gaz biçimindeki bu devin varlığı, bu denli büyük bir gezegenin (Jüpiter’in büyüklüğü kadar), küçücük bir yıldızın çevresinde oluşamayacağını öne süren yıllanmış teorilere meydan okuyor.

Yıldızın çapı ve kütlesi, güneşinkinin yarısı kadar.

İngiliz Kraliyet Astronomi Topluluğu’nun yaptığı bir açıklamada “teoriye göre küçük yıldızlar kayalıklı gezegenlerin oluşumuna neden olabiliyorlar ama, Jüpiter büyüklüğünde gezegenler oluşturmak için yeterli malzemeyi toparlayamazlar” deniyor.

Devasa Samanyolu çarpışmalarından açığa çıkan gaz ve toz bulutları, yeni ortaya çıkan yıldızların etrafında girdap misali dönerek, gezegen oluşturmak üzere kümelenirler.

Yeni gezegenin keşfini, Şili’de Atacama Çölü’nde bulunan ‘Next-Generation Transit Survey’ gözlemevi yaptı. Projenin adı bulunan yıldıza verilirken (NGTS-1), etrafında dönen gezegene de NGTS-1b adı verildi. ‘b’ harfi, bu yıldızın etrafında bulunan ilk gezegen olması halini simgeliyor.

Araştırma esnasında 12 teleskop kullanılarak, yıldızlardan gelen ışıktaki sönümler(ışığın şiddetinde azalma) tespit ediliyor. Zira bu sönümler, gezegenin yıldızın önünde hareket ettiğinin bir işareti olma özelliği taşıyorlar.

Warwick Üniversitesi’nden Daniel Bayliss “NGTS-1b’nin keşfi, bizi çok şaşırttı. Bu denli büyük bir gezegenin, küçücük bir yıldız etrafında olmaması gerekiyordu. Gezegen, yıldızın yarıçapının yaklaşık %25’i büyüklüğünde. Bu da gezegeni yıldıza göre çok daha büyük yapıyor. Kıyaslama yapmak gerekirse Jüpiter, güneşimizin çapının sadece %10’u büyüklüğünde” diyor.

Astronomlar gezegeni bulduklarında gezegenin çekim etkisinin sunucu yıldız üzerindeki şiddetini ölçerek boyutlarını, konumunu ve kütlesini tespit ettiler.

Ekibin bulduğuna göre gezegen, ana yıldıza çok yakın bir mesafede yörüngede dönüyor (Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin sadece %3’ü kadar), ve her bir dönüşünü 2.6 günde tamamlıyor. Yani NGTS-1b’nin bir yılı, dünyanın 2.5 yılına denk geliyor.

Gezegen ve yıldız, ‘Columba’ adı verilen bir takım yıldızı içerisinde, dünyadan yaklaşık 600 ışık yılı uzaklığında bulunuyorlar.

Bayliss’in çalışma arkadaşı Peter Wheatley “Canavar gezegen olmasına rağmen NGTS-1b’yi bulmak zor oldu. Çünkü, gezegenin ana yıldızı çok küçük ve sönük” diyor.

Gezegenin an ayıldızına ‘M-dwarf’ adı verildi. Bu tip yıldızlar evrende çokça bulunurlar. Ekibin söylediğine göre beklenmedik çok sayıda gaz gezegenlerin keşfedilmesi olasılık dahilinde.

Alıntı: webtekno
Kaynak: dailymail.co.uk

Constance ve Wilde’ın kıyafet reformuna katkıları

1

Takvimler 1884’ü gösterirken Oscar Wilde çoktan Londra cemiyetinin önemli figürlerinden biri olmuştu. Viktorya aydınlarının arasında yer edinmesini sağlayan oyunları daha yayınlanmamışsa da kendisini sanatsever, sosyetik, okutman olarak, kıyafetleri de içeren her türlü estetik şey üzerine fikir belirterek tanıtmayı başarmıştı. 1884’ün başlarında, birkaç sene önce İrlanda’da tanıştığı Constance Lloyd ile nişanlandığını açıkladı. Gazeteler bu haberle çalkanlandı ve Wilde’ın eşiyle Dublin’e taşınmayacağını duyurdu: “Londra’nın en eksantrik figürü ve cemiyet arasında zekanın ve nüktedanlığın temsili olan Wilde’ın gideceğine dair endişeler vardı. Ne mutlu ki bu endişe boşa çıktı. Oscar hiçbir yere gitmiyor.

Fakat Wilde o sene gazetelerde başka bir sebepten dolayı yer alıyordu. Pall Mall Gazette’de yayımlanan bir mektup serisinde kadınların nasıl giyinmesi gerektiği konusunda yazıyordu. Ertesi yıl New York Tribune’de giyimin ve kişinin ruhu arasında önemli bir ilişki olduğunu savunduğu “The Philosophy of Dress” (Giyinmenin Felsefesi) adlı makalesi yayımlandı.

O zamanlar, kadınlar yaygın olarak kaba, kısıtlayıcı iç çamaşırlar ve kabarık gözükmesi için alta takılan aparatlardan oluşan uzun bir etek giyiyorlardı. Öte yandan korseler çok rahatsızlık vericiydi ve ölümcül olabiliyordu. İskeleti deforme ediyor, üremeyi güçleştiriyor ve hatta iç organları hareket etmeye zorluyordu. Tüm bunlara rağmen, insanlar bu şekilde giyinmeye devam etti, doktorların kaygılarını ve ısrarlarını reddederek bu tarz kıyafetlerin duruşu düzelttiğini savundu.

Böyle bir iklimde korselerin görgüsüzlük olduğunu ve kadınların bedenini nesneleştirdiğini düşünen insanlar kıyafet reformu taleplerini dile getirmeye başladı. Zamanla, kıyafet reformu talebi kadın hakları ve eşit yurttaşlık hakkı için verilen mücadelede önemli bir yer edinmeye ve görülmeye başlandı. Öte yandan, reform itibariyle alternatif olarak sunulan birçok kıyafetin de şaşırtıcı ve ahlaki açıdan sorgulanabilir olduğu tartışma konusu oldu.

Pantolon-Etek

Wilde’ın mektupları kendisinin kadınlar için rahat, sade, minimal formda kıyafetleri savunduğunu gösteriyor. Esasen kendisi pantolon-etek konusunda ısrarcıydı. Bu İngiliz basınında geniş bir yankı buldu ve ahlaksızlığı yayması sebebiyle eleştirildi. Pantolon-etek bir tür uzlaşmaydı. Wilde’ın eşi Constance bir mektubunda pantolon-eteği “İngiliz toplumunun hoşgörüsüzlüğünü hesaba kattığımızda bölünmemiş bir etek gibi görünme”ye çalışma olarak tanımladı. Bunu giyenler kendilerine özgürlüğü tattırdığı için çok sevdiler. Giyenlerden biri pantolon-eteği “iç eteğin ortadan kalkmasıyla hissedilen özgürlük” olarak tanımladı.

Riding habit, including jacket, riding skirt and divided skirt, 1900-1910

Constance, Wilde ile evliliği dolayısıyla bir anlamda ünlü olmuş oldu. New York Times bile Wilde’ın tasarladığı söylenen gelinliğini haber yaptı. Balayında, artık bir Wilde olan Constance anne ve eş olmak dışında ne yapacağına dair uzun uzun düşündü ve arkadaşına yazdığı bir mektupta kariyer sahibi olmayı düşündüğünü yazdı: “Bir gazetenin muhabiri ya da tiyatro oyuncusu olmayı düşünüyorum.” Muhabir ya da oyuncu olamasa da birçok amaç için aktivist oldu. Kadınların kıyafet reformu ve pantolon-etek tartışması onun en çok ilgilendiği konulardı.

The Rational Dress Society

Birkaç yıl önce, 1881 yılında, Lady Frances Harberton “kişisel zevklere ve rahatlığa göre sağlık, konfor ve güzelliği baz alan kıyafet modelinin benimsenmesini desteklediği” The Rational Dress Society adlı oluşumu başlattı. Şaşırtıcı bir şekilde, iç giysilerin 3 kg’ın altında olması gerektiğini savundular. Oluşum, 1850’lerin jimnastik pantolonu çılgınlığından kırk yıl sonra ortaya çıktı ama benzer şeyleri savundu: “pantolon-etek.”

Constance, Wilde’ın kadınların giyimi hakkındaki fikirlerini yaymak için çabaladı. Kendisi için olduğu kadar Wilde için de giyindi: Aktris Elizabeth Robins onunla evinde buluşmasını ve nispeten soğuk bir Ağustos gününde giydiği ince tüllü beyaz elbiseyi anımsıyor. Robins’in ona baktığını gören Constance “Eşim beyaz giymemden hoşlanıyor” diye karşılık veriyor. Diğer başka durumlarda tanıklar Constance’in açıkça Wilde’ı memnun etmek için giydiği kendine has ve eksantrik kıyafetlerini hatırlıyor. Örneğin bir sergi açılışında, resimlere bakmak yerine, birçok kişi birbirlerine Mrs. Wilde’ı görüp görmediklerini soruyor.

Olağandışı giysilere sempatisi; Wilde’ın kıyafet reformunu güçlü ve destekleyici görüşleri; iki çocuğuna anne ve Wilde’a eş olmanın ötesinde bir şeyler yapmaya duyduğu istek Constance’i The Rational Dress Society’nin en görünür ismi yaptı. Kasım 1888’de oluşuma verdiği Clothed in Our Right Minds adlı bir derste pantolon-eteği kendisi modellemiş ve bunun uygunsuz olduğunu söyleyenlere karşı bir konuşma yapmıştır. Yine bu dönemde The Rational Dress Society gazetesinde editör olmuştur.

Wilde pantolon-etek konusunda oldukça netti. Ayrı iki uzantısının olması utanılacak bir şey değildi aksine kıyafetin esası güzeldi ve kadınların giyiminde mükemmelliğe doğru bir adımdı. Wilde daha da radikal bir tutum sergiliyordu: “Eğer pantolon-eteğin pozitif bir katkısı olacaksa, alışılagelmiş eteğin görünüşüyle aynı olmak fikrinden vazgeçilmeli. Gereksiz fırfırlar ve süslemelerden kurtulup, iki parçanın genişliği azaltılmalı. Bir kıyafet taklit edildiği an, mücadele kaybedilir, bırakalım aslı ne ise kendi de öyle olsun, problem anca böyle çözülebilir.” Aslında Wilde’ın söylemek istediği şey kadınları “pantolon-eteğin bir başka versiyonu ya da golf pantolonu denilen geniş formlu bir giysi”nin içinde görmek.

Yıllar geçtikçe, Constance kıyafet reformcusu olarak çok daha özgüvenli oldu. Herkesin içinde pantolon-etek giyerek bunun şık, güzel bir kıyafet olduğunu kanıtlamaya çalıştı.

Bu arada Wilde kadınların hayatı, kültür ve moda konulu Woman’s World dergisinde editörlükle meşguldü. 1887 yılında “Kimse güzel ve sağlıklı giyimin değerini ve önemini benim kadar umursamıyor” demiştir. Wilde bu dergiyi ilerici görüşlerin yayılmasında bir araç olarak görmüş ve tüm sınıftan kadınların kolayca ulaşabilmesi için fiyatını düşürmeye çalışmıştır. Aynı zamanda Constance de dergide çocuk giyimi ve pantolon-eteğin kız çocukları için bir hak olduğuna dair birkaç makale yazmıştır: “The Rational Dress, kızlarının sağlıklı ve mutlu büyümesini isteyen her anne tarafından benimsenmelidir.

Fakat bu projeler için tüm gayretleri, Wilde’ın ünü artınca azalmaya başladı. O artık sadece bir ünlü değil aynı zamanda ünlü bir oyun yazarıydı. 1895’te görülen sansasyonel bir dava sonucu homoseksüel davranışlar ve ahlaksızlık sebebiyle iki yıllık ağır iş cezasına çarptırıldı ve hapse girdi.

Wilde artık mücadele içinde olamasa da, pantolon-etek modası ivme kazandı, toplumda ilgi çekti ve büyüdü. 1898’de oluşumun kurucularından Lady Harberton pantolon-eteğe benzer bir kıyafet giymesi sebebiyle Hautboy Otel’e alınmadı. Ayrıca, kadınların oy hakkı için mücadele eden aktivistler kampanya boyunca pantolon-etek giymeleri sebebiyle “komik varlıklar” olarak nitelendirildiler.
Wilde ve Constance’in ölümlerinden çok sonra pantolon kadınlar için garipsenmeyen bir giysi oldu.

Kaynak: Atlas Obscura

İstanbul Onur Haftası Komitesi: “15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne Açılan Davaya Çağrımızdır!”

1

25 Haziran 2017 tarihinde yapılması planlanan ve İstanbul Valiliği tarafından son 2 yılda olduğu gibi son dakikada “provakatif eylemlere yol açabileceği, kamu düzenini bozabileceği” gerekçeleriyle yasak ilan edilen 15. Onur Yürüyüşü için binlere LGBTİ+ ve hak savunucusu sokağa çıkmıştı. Aynı gün içinde 25 kişi gözaltına alınmıştı ve gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız aynı günün akşamı serbest bırakılmıştı.

Ancak Ağustos ayı itibariyle gözaltına alınıp serbest bırakılmış olan 25 arkadaşımıza İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından 2911 sayılı yasanın 28/1 sayılı maddesine muhalefetten (“izinsiz gösteri yürüyüşüne katılmak”) suçlamasıyla iddianame hazırlanmış ve dava açılmıştır.

16 Kasım 2017 tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesi 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan davanın takipçisi olduğumuzu belirtmek isteriz. LGBTİ+ haklarını savunan herkesi bu davayı sahiplenmeye, eşit hak ve yaşama talebimizi yinelediğimiz Onur Yürüyüşlerimizin yargılanamayacağını bir kez daha hatırlatmaya çağırıyoruz.

Davamıza destek olmak için bütün dostlarımızı 16 Kasım günü saat 9:00’da Çağlayan Adliyesi’ne bekliyoruz.

Daha detaylı bilgi ve irtibat için:

Emre Demir: 05435953670

İkinci Uluslararası Sosyal Ekoloji Konferansı’nın Ardından

0

Birincisi geçtiğimiz yıl Lyon’da gerçekleşen Sosyal Ekoloji buluşmasının ikincisi 27-28-29 Ekim’de Bilbao’da gerçekleşti.

Konferans deyince aklınıza büyük salonlar, sponsorlar ve oteller gelmesin. Tamamen dayanışma içerisinde gerçekleşen bir konferans bu. Buluşmanın gerçekleştiği alan Bilbao’lu aktivistlerin boş kalmış bir devlet okulunu işgal ederek, yıllardır kullandıkları iki katlı oldukça büyük bir bina. Burada Bilbao’lular, çocuklara alternatif eğitim verip, atölye çalışmaları ve onun yanı sıra spor-müzik etkinlikleri yapıyorlar. Kendi eğitim çalışmalarını da burada gerçekleştiriyorlar.

Sosyal ekoloji konferansının bir otonom alanda yapılması oldukça anlamlıydı katılanlar için. Diğer çok güzel bir uygulama ise sosyal ekoloji toplantısının adına uygun bir biçimde farklı alanlardaki aktivistleri bir araya getirip, dayanışma sağlamasıydı. Örneğin; tamamen vegan olan yemekler ilk gün feminist bir dernek, ikinci gün hayvan hakları derneği ve üçüncü gün de göçmenler derneği tarafından yapıldı. Her masada neden vegan yemek tercih edildiğini anlatan broşürler vardı. Aynı zamanda bu dernekler kendi faaliyetlerini anlatma imkanı bulmuş oldu.

Konferansın birinci günü; müthiş bir ev sahipliği yapan Bilbao’lularla ve değişik ülkelerden gelen sosyal ekolojistlerle tanışma ile başladı. Bask’lı arkadaşların konferansın amacı ve içeriğini özetleyen konuşmalarının arkasından Murray Bookchin’in kızı gazeteci Debbie Bookchin açılış konuşması yaptı. Toplantıya katılım oranının yüksekliği ve çok farklı ülkelerden gelen insanların olmasının mutluluğu herkesin yüzünden okunuyordu. Kısıtlı teknik imkanlara rağmen İngilizce, Fransızca ve İspanyolca simültane çeviriler yapılabilmesi gerçekten çok kıymetliydi.

İkinci gün; oldukça yoğun sunumların olduğu ve akşamın geç saatlerine kadar süren bir gün oldu. Perma kültür, veganlık, feminizm ve küresel ısınma bu günün başlıca konularıydı. Feminizm ve vejeteryan – veganlığın bağdaştırılarak anlatıldığı sunum teorik düzeyi oldukça yüksek, etkileyici bir sunumdu. Aynı sunumda, insan merkezli yaklaşım yani türcülük eleştirisi yapılarak tüm canlıları dikkate alan yeryüzü merkezli bir bakış açısı savunuldu.

İkinci günün diğer konuları da; mega projelerin yarattığı doğa tahribatı, toprak ve su sorunu, doğal yaşam alanları ile kent arasındaki koordinasyon sorunu, ulus-devletin ötesi şeklindeydi.

Konferansta kendi yaşadığı bölgelerin sorunlarını görselleriyle birlikte aktaran aktivistler de vardı: İlk olarak Almanya’nın Hambackh bölgesinden gelen iki genç kadın aktivist, yaşadıkları sorunları ve mücadele yöntemlerini anlattı; Hambackh Ormanı’nda maden arayan şirket, koca koca ağaçları dev iş makinalarıyla yok etmeye çalışırken, çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grup aktivist, ağaçlara tırmanıp, ağaçların zirvelerine bungalov evler yapmışlar. Evler arasına da zamanla teleferik sistemi kurmuşlar. Eylemciler, oluşturdukları gözetleme sistemiyle makinalar ormana girer girmez ağaçlara tırmanıp şirket orayı terk etmeden ağaçlardan inmiyorlar. Bu durum bana, ağaçlara sarılarak ve tırmanarak onları korumanın ilk örneklerini Hindistan’da veren Chipko kadınlarını hatırlattı. Hambackh Ormanı, artık bu aktivistlerin yaşam alanı olmuş durumda ve orada kalmaya kararlılar.

Fransa’nın Büre bölgesinden gelen aktivistler ise o bölgeye nükleer santral yapılmak istenmesinin ardından bölgeyi işgal edip savunmaya geçtiklerini anlattılar. Tüm canlıların on bin yıllık geleceğini etkileyebilecek nükleer santral yapımına, bırakın ülke yasalarını uluslararası yasaların engel olması gerekir. Türkiye de bu çılgınlığa iki adet nükleer santral yaparak katılıyor. Türkiye’li aktivistler de Hasankeyf’in baraj suları altında kalacağını ve Alakır’daki yaşam savunucularına yapılan saldırıları gündeme getirdi.

Buluşmanın üçüncü günü; toplumun yabancılaşması ve yok edilmesi sunumuyla başladı. Arkasından medya ve sosyal medyanın etkinliği üzerine bir konferans gerçekleşti. Bu sunumda tüm dünyada bir milyon insanın sosyal ekoloji alanını takip ettiğinin söylenmesi çok dikkat çekiciydi. Üçüncü günün son konusu jineoloji kavramının anlatılmasıydı. Kadın sorununun yalnız kadınlarla sınırlı bir bakış açısıyla çözülemeyeceği temelli bir bakış açısı öne çıkıyordu.

Gösterilen videolarda erkeklerin de jineoloji eğitim çalışmalarına katıldığını gördük. Hiçbir sorunun kendisiyle sınırlı bir alanda kalarak çözülemeyeceği düşüncesi Murray Bookchin’in tüm konuların çözümüne getirdiği holistik (bütünsel) bakış açısıyla çok uyumludur.

Bookchin’in, ekolojik sorunların çözümünün sosyal sorunların çözümüyle doğrudan bağlantılı olduğunu söylüyor olması burada önemini bir daha ortaya koyuyor. Söz Bookchin’e gelmişken, orada kendi aramızda ve Debbie Bookchin’le vejeteryan – veganlık mevzusunu Murray Bookchin üzerinden de tartıştık. Bookchin’in vegan veya vejeteryan olmadığını ve kitaplarında bu konuya pek girmediğini biliyoruz. Fakat hemfikir olduk ki konferansa katılan Bookchin takipçileri bu konuda onu aştı. Katılımcıların çoğunun vegan – vejeteryan oluşu ve yemeklerin konferans boyunca tamamen vegan tercih edilmesi buna örnektir.

Debbie Bookchin’in “kapitalizm uygulamalarıyla bizi sürekli sokağa çağırıyor, elbette sokağa çıkacağız ve fakat bununla yetinmeyip kendi alternatif pratiklerimizi ortaya koymalıyız” şeklindeki son sözünün ardından toplantı, final perspektifleri ve gelecek konferanslara dair görüşlerle sona erdi. Öne çıkan eğilim; bir daha ki buluşmada herkesin kendi ülkesinin acil ekolojik – sosyal sorunlarıyla ilgili çalışma yapıp, uluslararası dayanışmanın nasıl örüleceğinin belirlenmesi şeklinde oldu.