Ana Sayfa Blog Sayfa 398

Güvercinler biraz da olsa okuma yeteneğine sahip

Her ne kadar patates kızartmasıyla saman arasındaki farkı ayırt edemeseler de, güvercinler birbirlerinin liderlik vasıflarını yargılayabilmekteler. Hatta biraz daha azmederlerse daha önceki liderleri hakkında yapılan haberleri bile okuyabilirler. Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları’nda yer alan bir çalışmaya göre, güvercinlerin kelimeleri tanıma biçimleri dilin temellerine dayanan yeni kavramlar açığa çıkarabilir.

Aşamalı eğitim yoluyla, kuşlar besin ihtiyaçlarını tahıl ambarlarından sağlamayı, biçimleri kavramayı, hatta kelimeleri öğrenmeyi bile başardılar.

18 kuşun içinden parlak zekaya sahip 4 kuş, sekiz aylık bir eğitim sonunda dört harf içeren kelimeleri anlam ifade etmeyen kelimelerden ayırt edebiliyorlardı. Hatta bu kuşlar, Türkçe’de “çok” anlamına gelen “very” kelimesi ile “vrey” kelimesi gibi; doğru hecelenmişler ile harfleri değiştirilmişleri bile ayırt edebildiler.

Çalışmayı kaleme alan kişiler bu aşamada şu sözü söylemekteler: “Güvercinlerin bu konudaki performansını okuma yazma bilmeyen insanlarla değil okur yazar seviyesine ulaşmış insanlarla kıyaslamak daha yerinde olur.”

Deneyin sonunda güvercinler, 26 ila 58 kelimeyi birbirinden ayırt edebilir hale gelmişlerdi. Neyse ki “dünya” veya “hükmetme” kelimeleri bu 58 kelime arasında değildi.

Kültür veya dil fark etmeksizin okuma eylemi beynimizde VWFA‘yı (görsel kelime işleme alanı) harekete geçirmektedir. Fakat beynimizin yazılı kelime alanı günümüzden yaklaşık 5 bin 400 yıl öncesine kadar henüz bir gelişme göstermemişti. Yani, okuma kapasitesinin canlılarda evrim yoluyla geliştiğini söyleyememekteyiz.

Öyleyse nasıl okuyoruz? Bir başka merak uyandıran olasılık ise beynimizdeki VWFA kısmının görsel uyarım yoluyla nöronlarla öğrenilerek oluşan bir nöronal geri dönüşümün ürünü olduğu yönündedir; bu görsel uyarımlar başlangıçta beynimiz tarafından kodlanmak için evrilmiş görsel objelerden oldukça farklılık göstermektedir. Bu varsayım konuyu primatlara kadar götürmekte hatta primatların ortalama bir güvercinden daha zeki olduklarını ileri sürüyor.

Kaynak: Popular Science

Eşsiz bir deneyim, şahane bir ülke: Haydi Fas’a gidelim!

Keşke, herkes gidebilse diye diye yazıyorum, bu yazıyı. Keşke, yazıyı okuyan okumayan herkes hayatında bir kere Fas’a gidebilse diyerek yazıyorum. Biraz daha farklı bir yöntem olarak ben, dünyanın dört bir yanından gelmiş onlarca gönüllüyle birlikte çocuklara dans eğitimi vereceğim 2 aylık bir proje kapsamında Fas’ı keşfettim. En büyük şehri olan Kazablanka’da Çinli, Cezayirli, bazen Tunuslu 10 kişiyle birlikte, şehrin en güvensiz bölgesinde, temel ihtiyaçlarımızı bile bazen karşılayamadığımız şartlarda yaşadım. O zaman bazen hayıflanıyorduk, isyan ediyorduk ama bunun zor olduğu kadar eşsiz bir deneyim olduğunu da hep hissettik.

Diyebileceğim ilk ve son şey: “Fas’a kesinlikle gidin!”

Neden gidin, peki?

Bir kere Türkiye’yi, Türkiye’den gelen herkesi çok seviyorlar. Bazıları Türkçe bile biliyor. Bizim dizilerimizle, haberlerimizle, filmlerimizle, şarkılarımızla dolu her yer. Kültürümüz bazı noktalarda ayrılsa da sıcaklıkları, sohbetleri bizimle aynı. Yabancılık çekmedik, çekmezsiniz. E bir de, vize yok tabii. Uçağa binip İstanbul’dan Antalya’ya ya da Erzurum’a gitmekten farklı değil. Hem Atlas Okyanus’u hem Akdeniz’i hem Ortadoğu’yu hem Afrika’yı hem Batı’yı ve sömürgeleştirmenin nasıl bir şey olduğunu hem de çöl kültürünü görebileceksiniz. Yani, gerçekten muhteşem değil mi? Güzel başka bir şey daha var; Amsterdam’a gitmenize gerek kalmıyor, Fas’a gelince. Haşhiş diye bir şey var. Bizdeki haşhaş değil, yanlışlık olmasın. Her yerde bitiyor, her yer haşhiş. Bir arkadaşımın da dediği gibi, sokakta ekmek satandan tutun, krala kadar herkes en kaliteli otu içiyor, burada. Aslında pek tabii, legal bir şey değil ama hiç kontrol yok. Yani kafası ayık gezebilene şaşırırım, çünkü mümkün değil.

fasa-gidelim-5Nereyi görebilirsiniz?

Batı Sahra Çölü’nde develerle kamp alanına gelerek o geceyi, altınızda çölün mükemmel kumu, üstünüzde dokunabileceğiniz kadar yakın yıldızlarla geçirebilirsiniz. Çölün çevresinde yaşayan insanların hayatlarını görebilirsiniz. Atlas Dağları’nın önündeki yeşil alanları ve arkasındaki çöl iklimini hissedince şaşırabilirsiniz. Bence Marakeş’i, meydanını beğenebilirsiniz ancak öyle aman aman hayran kalmayacaksınız. Essaouira’ya bayılacaksınız! Ben Türkiye’de Ege/Akdeniz kıyılarına çok benzettim.

essaouira-fasa-gidelimGame of Thrones izleyenler bilir, Khaleesi’ciğimiz buralarda yürüdü… Ha bir de unutmadan, burada krep yiyin. Chefchaouen (şeavşavan gibi okunuyor) yani Blue City, harika bir tarihi barındırıyor ama ben gidemedim. Çünkü param bitmişti. Siz gidin! Oradan da birkaç saat yürüyerek varılan Akchour’a gidip şelalenin altında yüzün.

fasa-gidelim-5Biraz daha yukarı çıkıp Tanca’yı görebilirsiniz. Tanca, İspanyol kolonisi olduğu için herkes İspanyolca biliyor. Karşıda zaten -malum Cebelitarık’tasınız- İspanya görünüyor. Akdeniz insanlarıyla, rahatıyla, havasıyla mükemmel bir şehir Tanca. Kendinizi çok özgür hissedeceksiniz. Çünkü mesela “Cafe Hafa”ya gidince Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in birleşimini izleyerek garsona haşhiş siparişi verebilirsiniz. Amsterdam halt yesin yani.

Ha bir de, Herkül Mağarası’nı görmeden, sağındaki sahilde yüzmeden sakın geri dönmeyin. Tanca’ya yakın Assilah diye minik bir yer var, günübirlik gidip orayı da görebilirsiniz. Oradan, Rabat’a geçebilirsiniz. Pek turistik değil, başkent nihayetinde ve kralın sarayı var. Ben çok sevdim çünkü en düzenli en temiz şehir orasıydı. Old Medina’sı (yani eski şehir) Chefchaouen’a çok benziyor-muş.

old-medina-fasGelelim Casablanca’ya… Tamam evet, film falan… Yani ne bileyim… Öyle filmlerdeki, belgesellerdeki gibi değil. Çok güzel, kesinlikle fark ediliyor ki en büyük şehir. Ama “elit” kesimin takıldığı yerlerde değilseniz, güvende de değilsiniz. Tekrar gitsem, sanırım yine orada yaşayabilirim. Belki de çok fazla duygusal anı biriktirdiğim içindir, bilemiyorum.

fasa-gidelim-1Ne yiyin?

Bu konuda bir şey söylemek istemiyorum. Bazen zorlandığımı, anlamadığımı söyleyebilirim ancak. Meyveler çok taze, lezzetli çünkü malum akdeniz iklimi. Kuskus onların pilavı, bizde irmiğe benziyor. Cuma günü Ulusal Kuskus Günü. Neredeyse her evde kuskus pişiyor. Bu enteresan gelmişti, en başta. Diğer enteresan şey, sabahları Fransız gibi kruvasan-kahve ile kahvaltı yapan Faslıların, öğlen/akşam Arap kültüründeki ekmek banarak yemek yeme şeklini kullanmasıydı. Acayip karmaşık bir kültürlerinin olduğunu bu yüzden sürekli hissedebilirsiniz. Son olarak, her yer “BİM”. Korkmayın, hemen her sokakta BİM var ve Türkiye’deki ürünlerin çoğunu burada bulabilirsiniz.

fasa-gidelim-2Ufak “trickler” (ipuçları)

Fas, Fransız ve İspanyol sömürgesiydi. Ancak Tunus, Cezayir kadar derin bir sömürgeleştirme olmamış. Kralları hakkında kötü konuşmayın hatta bence hiç konuşmayın. Parlamenter monarşiyle yönetiliyorlar. İktidardaki parti de -gariptir- Adalet ve Kalkınma Partisi.

Fas’ın nüfusunun büyük çoğunluğu Berberi ama iktidardakiler Arap olduğu için sanki çoğunluk Arapmış gibi lanse edilmiş, dünyaya.

Dilleri çok enteresan. Bazı sesleri vermek için yazı dilinde sayıları kullanıyorlar. Bir Mısırlı, Tunuslu ve Faslı konuşurken birbirini anlamayabilir. Çünkü aslında her ülkenin dili ayrı.
Çantanızı önünüze takın. Telefonla asla sokakta ya da otobüste oynamayın. Dikkatli yürüyün. Yoksa çalınır, demedi demeyin.

Polise ya da devlet dairelerine asla işiniz düşmez, umarım. Çok uğraştırıyorlar. Bazı yerde bilgisayar bile yok.

fasa-gidelim-haydiYaşam maliyeti Türkiye’ye yakın. Ucuz ama çok ucuz bir yer beklemeyin. Bazen su alırken bile pazarlık yapmanız gerekebilir. Pazarlık yapın. Asla ilk fiyata almayın. O ilk fiyatın yarısından azına bile alabiliyorsunuz.

Kadınsanız ve turistseniz yaşamak bayağı zorlaşıyor. Bize her zaman söylenen şey “Yabancılarla konuşmayın.” Çünkü sokakta yürürken çok fazla taciz edileceksiniz, evlenme teklifi alacaksınız, telefon numaranızı isteyecekler. Reddedin, giderler.

Herkes en az iki dil biliyor: Fransızca ve Arapça. Berberiler ayrıca Berberice de biliyor. Gençlerin neredeyse tamamı İngilizce zaten biliyor. İspanyolca ve diğer dilleri de bileni bulursunuz. O yüzden iletişim konusunda –eğer siz de dil biliyorsanız- asla sorun yaşamazsınız.

Dil konusuna ekleme yapayım, biz bu dil bilme olayını çok kıskandık. Malum, Türkiye’de İngilizce bilmek bile üst düzey bir şey. Orada birlikte çalıştığım çocuklardan bazıları 7-8 yaşındaydı ve sadece dizi izleyerek Korece, Türkçe öğrenmişlerdi. Hiçbir şekilde İngilizce eğitim almadan şakır şakır İngilizce konuşabileni de gördük. Kıskanmamak imkânsız.
Haşhiş için ama dikkatli olun belki macun falan satabilirler.

Özetle, tadını çıkartın, keşfetmekten bıkmayın ve âşık olun! Fas âşık olmak için mükemmel bir ülke!

Saç müzesinden ölüm müzesine: Garip müzelere yolculuk

Müze denilince aklımıza gelen imgelerle bu yazıda söz edeceğimiz müzelerin pek bir alakası yok. Kimisi tek bir konu üzerine yoğunlaşmış, kimisi ise irite edebilecek niteliklere sahip. Ortak yönleri ise ilginç, hatta garip olmaları. Sizi saç müzesinden başlayıp ölüm müzesine uzanan bir geziye davet ediyoruz.

Türkiye’de garip mi garip bir saç müzesi

Nevşehir’in Avanos ilçesindeki Saç Müzesi, garip müzeler listesine girmiş ve hatta Guinnes Rekorlar Kitabı’nda da yerini almış. Müzeyi 1979 yılında çömlek ustası Galip Körükçü kurmuş; daha doğrusu ilk adımını atmış, pek de böyle bir şeyi planlamayarak.

Galip Körükçü, 1979 yılında tanıştığı bir Fransız kadın turistten hatıra olarak bir tutam saç istemiş. Üzerinde turistin ismi ve adresi bulunan bir notla birlikte çömlek atölyesine asmış. Bu saç tutamı başkalarının da ilgisini çekmiş… Bugün gelinen nokta şu: 500 metrekarelik müzede, tam 16 bin kadın turistten toplanan saç örnekleri sergileniyor. Müzede saç tutamı bulunanlar arasında Nurgül Yeşilçay, İpek Tuzcuoğlu, Selda Alkor, Pınar Aylin, Muazzez Ersoy gibi ünlü isimler de var.

sac-muzesi-garip-muzelerBüyülerle dolu cadılık müzesi

Cadılara ve cadılık tarihine dair her şey, Cornwall’deki (İngiltere) Boscastle Şatosu’nda bir araya getirilmiş. Müzenin orijinal ismi The Museum of Witchcraft”.

Büyüler, iyileştirici otlar, aynalar ve cadılıkla suçlanan kadınlara yapılan işkencelerde kullanılan aletlerin de aralarında bulunduğu cadılığa ve mistik olana dair pek çok obje bu ilginç müzede sergileniyor. Müzenin üç binin üzerinde kaynak barındıran bir de kütüphanesi var.

Tuvalet ve kanalizasyon meseleleri

Güney Kore-Suwon’daki Mr. Toilet House adlı müze, Dünya Tuvalet Derneği’nin kurucusu Sim Jae Duck onuruna yapılmış. İlk tuvaletler, tuvalet sistemleri ve dünyadan çeşitli tuvalet tasarımları sergilenenler arasında yer alıyor. Bir başka tuvalet müzesi ise Hindistan’ın Yeni Delhi şehrinde: Sulabh Uluslararası Tuvalet Müzesi. Tuvalet ve hijyen tarihini anlatan müzede, MÖ 2500’den bu yana yapılan tuvaletler bulunuyor. Paris’teki Le Musee des Egouts isimli kanalizasyon müzesi de kötü kokulu olmakla birlikte kesinlikle ilginç bir müze. 1200’lü yıllarda kurulan Paris kanalizasyon sisteminin 450 metresi bugün yaya olarak ziyaret edilebiliyor.

Parazitin de müzesi mi olurmuş? Evet!

Japonya’nın Tokyo şehrindeki Meguro Parasitological Museum’da birbirinden rahatsız edici 45 bin adet obje yer alıyor; çoğu da insanlardan çıkmış parazitler. Hatta 8,8 metrelik tenya, “bir insandan çıkmış en büyük parazitlerden biri” olarak özel bir değere sahip. Müzede bir tenyanın hayatına ve evrelerine dair her türlü bilgi mevcut. Müze, araştırma amacıyla eğitim kurumlarına parazit de satıyormuş.

Kafatasları ve anatomik örnekler bu müzede 

Amerika-Philadelphia’daki The Mütter Museum, 1858’den bu yana ziyarete açık. Geniş bir kafatası koleksiyonu var; kafasından boynuz çıkan bir kadının balmumu maketi de bunlara dahil. Müzede ayrıca tıbbi anormallikler de sergileniyor. Organlar, akıl hastaları ve katillerin cesetleri, yapışık ikizlerin iskeletleri müzede sergilenenler arasında yer alıyor.

Ölüm ve ceset müzeleri

Cinayet fotoğrafları, otopsi araçları, seri katillere dair her şey, işkence aletleri, bıçak ve silahlar, intihar edenlerin kullandıkları eşyalar, tabutlar, idamların ve intiharların videoları… Özetle ölüme dair toparlanabilecek her türlü obje Amerika-Kalifornia’daki Ölüm Müzesi’nde (Museum of Death) sergileniyor. Dünyanın en korkutucu müzesini ziyaret edenler arasında bayılanlara sıklıkla rastlanıyormuş… Ceset Müzesi (Catacombe dei Cappuccini) ise İtalya’da bulunuyor. Palermo’daki bir manastırın altındaki 500 yıllık mezarlıkta, 8 bin ceset mumyalanmış olarak muhafaza ediliyor. Çoğu en az 300 yıllık ve gömüldükleri anki kıyafetlerle sergileniyorlar.

Bu kadar da değil!

• Dünyanın en ilginç müzelerinden biri insan vücudu şeklindeki Corpus Müzesi. Hollanda’nın Amsterdam şehrindeki müzeyi gezenler, sanki bir insanın iç organları arasında dolaşıyorlar. Müze yedi katlı; ayaktan girilip kafadan çıkılıyor.
• Amsterdam’daki bir başka dikkat çekici müze ise “Museum of Torture” isimli işkence müzesi. Giyotin, büyük çiviler, kafatası kıran aletler bu müzenin “eserleri” arasında.
• İngiltere’deki Dog Collar Museum, bir köpek tasması müzesi. Leeds Şatosu’ndaki müzede, çeşit çeşit köpek tasması sergileniyor. En eskisi 500 yıl öncesine ait.
• Barcelona’daki (İspanya) Cenaze Arabaları Müzesi’nde ise 18. Yüzyıl’dan bugüne çeşitli cenaze arabalarını görmek mümkün.

cenaze-arabalari-muzesi
Kaynak
: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15

Başlık Görseli: Good Andy, ©Istvan Banyai. All rights reserved.

Türkiye’de bir sürdürülebilir mimari örneği: Mekân hacmiyle oynayan hareketli cam yapı

1

İstanbul’un Karadeniz’e bakan kıyısında, Kilyos’taki falezlerle çevrili bir kum madeninin eteklerinde yer alan, 68 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu Babylon Beach Club’ın bir parçası Monk Restaurant. Mimar Selin Maner tarafından tasarlanan mekân, yılın farklı zamanlarında restoran ve konser alanı olarak kullanılıyor. Üstelik İstanbul’da denizle doğayı bir arada sunan nadir konser alanlarından biri. Bir zamanlar asfalt ve betonla kaplı olan kompleks, binanın dış cephe kaplamasında kullanılan ahşap paneller sayesinde eski doğal görünümüne tekrar kavuştu, restorana eklenen hareketli cam yapı ise mekânın her mevsim verimli bir şekilde kullanılmasına olanak sağlıyor.

Monk Restaurant, ihtiyaç duyulan iç ve dış mekân ölçülerinin mevsimlere göre farklılık göstermesi açısından yaratıcı bir mimari çözüm gerektiriyordu. Babylon Kilyos, ilkbahar ve yaz aylarında açık hava konserleri ve festivaller için 20 bin konser meraklısını ağırlayan bir konser alanı. Ancak kış aylarında sadece 100 kişilik kapasiteye sahip olan kapalı restoran kullanılıyordu ve daha verimli bir kullanım sağlamak için bu restoranın kapasitesinin artırılması gerekiyordu. Tasarım grubu, bu sorunu çözmek için raylar üzerinde hareket eden ek bir cam yapı tasarladılar.

Doğa ile uyum içerisinde

Deniz kenarında bulunan yapıya arzu edilen doğal görünümü kazandırmak için ahşabın kullanımı oldukça önemliydi ve kullanılacak olan ahşap strüktür ve kaplamaların ekstrem hava koşullarına dayanıklı olması da önem arz ediyordu. Güney Asya’da uzun süre çalışmış olan Selin Maner için kullanılacak ahşabın sürdürülebilir olması ve tropikal bir kaynaktan elde edilmemiş olması gerekiyordu. Bunun için Norveç menşeli Kebony markasına ait, tarımsal atıklardan üretilen biyo-likitler yoluyla yumuşak keresteye sert kereste özelliği kazandırma teknolojisiyle elde edilen sürdürülebilir ahşap malzeme kullanıldı.

Hareketli cam yapı için ise Libart Freestanding(Bağımsız) hareketli sistemler tercih edildi. Kış aylarında sıcak bir ortam sağlayan restorana raylar üzerinde hareket ederek mekanı denize doğru genişleten cam yapı eklendi. 800cmx750cm boyutlarında ve 400cm yüksekliğindeki bu cam yapının hareket etmesi için kullanılan motorlu sistem güneş enerjisiyle şarj ediliyor ve bu da sürdürülebilirlik açısından önem taşıyor. Kışın denize doğru genişleyerek daha fazla sıcak alan imkânı sunan yapı, yazın geometrisini taşıdığı restoran binasının içine çekilerek yerleşiyor ve açık alan kapasitesini arttırıyor.

İklim koşullarına dayanıklı

Hareketli cam yapı rüzgâr ve kar yüklerine dayanıklılık göstermesi için özel olarak tasarlanmış ısı cam ile kaplı alüminyum ve paslanmaz çelik bağlantı elemanlarından oluşuyor. Aynı şekilde, dış cephe kaplamasında kullanılan Kebony marka ahşap da aşınmaya ve yıpranmaya karşı dayanıklı özellik gösteriyor. Kullanılan ahşap malzeme normal ahşaba oranla çürümeye, mantarlara ve böceklere karşı normal ahşaptan daha dayanıklı ve malzemenin çalışma (daralma ve genişleme) oranı yüzde 50 daha düşük.

Doğaya uyum sağlayan mimarisi, mevsimsel koşullara dayanıklı ve doğa dostu malzemeleri, mekânların maksimum verimlilikle kullanılmasını sağlayan kinetik mimarisi ile Babylon Kilyos Türkiye’de sürdürülebilir mimari pratiğine önemli bir örnek oluşturuyor.

Kaynak: Eko Yapı, e-architect, fca, kebony

Evrenimizin parıldayan türü: Bizim büyük insanlığımız

Inbox (1)” yazısını görünce çok heyecanlanmıştım. Sevdiğim kadından mail gelmiş olabilirdi. Zaten o günlerde tek yaptığım mail adresinde yenile tuşuna basmaktan ibaretti ve çok fazla kullanmadığım adresim olduğundan spam, reklam maillerinden biri olamazdı. Maili o göndermiş olmalıydı. Hemen inbox’a tıkladım. Mailin ondan olması için dua ediyordum… Her zamanki gibi büyük yaratıcı beni duymamıştı. Mail, ojigolo.co’dan gelmişti. Kimdi bu ojigolo.co ve benden ne istiyordu. Merakım mail başlığını görünce gitti. Ojigolo.co “intikam için sevişmek istiyordu.” Sevişmek kısmını görünce heyecanlandım tabii ama aşk acısı çekmekteydim ve noktaco’yu hiç umursamadım.

Ertesi gün bir mail daha geldi. Yine ondan değil noktaco’dandı. “İntikam için yanıyorum beni söndürmeyecek misin?” diyordu. Noktaco’yu kırmak istemiyordum ama kalbimde başka biri varken bunu ona yapamazdım. Anlamıyordu.

Aradan iki gün geçmesine rağmen ne ondan ne de noktaco’dan bir haber vardı. Hatta ondan mail beklemiyordum artık, noktaco’dan bir haber alsam yeterdi. Bir sonraki gün beni mutlu eden o mail geldi. “İntikam için senin şehrindeyim buluşalım artık” diyordu, bu sefer de. Buluşmaya karar verdim. Hiç tanımadığım biriyle sevişmek istediğimden değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece onu görüp “intikam duygusundan arınmak barışı içselleştirmek” adlı yazımı okuyacaktım. O yüzden maili açtım ve buluşmak istediği adresi yazdım. Adresin Tepecik’i göstermesi beni hafif şüphelendirse de intikam konusunda uyarılması gereken biri vardı. Gidip onu uyarmalıydım. Hemen en güzel kıyafetlerimi giyinip, kokularımı sürüp yola koyuldum.

Durakta Tepecik’e giden dolmuşu beklerken yanıma bir araba yanaştı ve Gardaş küçükbaşlar kaçtan başlıyor, diye sordu. Adama boş gözlerle baktım. Herhangi bir şey anlamadığımı anladı ki yav işte kuzu koçlar kaçtan başlıyor, diye sorusunu yineledi. Valla 500’den başlıyor herhalde. Ben de tam bilmiyorum, dedim. Arkamdaki adaklık kuzu koç bulunur yazısını göstererek kusura bakmayın siz ilgileniyorsunuz sandım, dedi. Anladım. Yok ben bakmıyorum ama yeri biliyorum isterseniz sizi götüreyim. Ben de oradan binerim dolmuşa, dedim. Oo eyvallah kardeş, gel buyur.

Tam doksan imbat FM sponsorluğunda yolculuğumuz devam ederken; kardeş var ya çok pis bir beladan kurtulduk. Laf aramızda, yakalansaydık; donumuza kadar alırlardı, baya da yatardık içerde, dedi. Hayırdır abi ne oldu ki, diye sordum. Boşver bizim işler, pis işler. Bu beladan kurtulduk. Allah’ın izniyle bir koç keselim de üzerimizden çıksın. Çıksın ki bir daha başımıza gelmesin.

O böyle deyince insanın ne kadar yüce bir varlık olduğunu bir kez daha anladım. Başka hiçbir canlıda olmayan birçok özelliği barındırıyordu insan. İntikam için sevişmeyi, başına bir bela gelmeden önce; geldikten sonra, başka bir canlıyı öldürmeyi onun dışında hiçbir canlı akıl edememişti. Ondan başka aklını kullanan bir canlı da yoktu zaten.

Hiçbir kertenkele, başka bir kertenkeleye alınıp; sen bana bunu bunu yaptın. Çok kızdım. Senden intikamımı almam lazım. Ben de sana şunu şunu yapacağım, şeklinde bir düşünce üretemez. Gururu yoktur kertenkelelerin.

Kangurular kendi aralarında en iyi yalanı kim söyler yarışması yapıp birinci gelenin bize de belki bir ekmek düşer diye her dediğini alkışlayıp, pışpışlamazlar. Demokrasi nedir bilmez kangurular. Korkaktırlar.

Ayılar bilimden zerre nasibini almamışlardır. Kendilerini koruma işini, affedersiniz hayvan gibi yaparlar. Silah üretecek beyne sahip olmadıklarından ayı gibi saldırırlar birbirlerinin üzerine. Görseniz ne kadar boş sebepten olur bu saldırılar. Keşke insanlık gibi milleti için savaşsalar… Onur, şeref, nedir bilmez ayılar.

Ahtapotlar…

Gardaş geçmedik di mi yolu?
-Şimdi geldik abi ben burada ineyim, siz içeri girin.
-İstersen biraz bekle ben seni gideceğin yere götüreyim.
-Yok abi sağ ol. Benim acelem var. Hemen gidip bizim büyük insanlığımızı kurtarmam lazım.

Kadıköy’de veganizm, hayvan hakları ve sağlık paneli

Vegan Yaşam Kulübü ve Kocaeli Vegan İnisiyatifi 25 Eylül 2016 tarihinde Kadıköy’de bulunan Kadıköy Aka-Der Kültür Merkezi’nde “Veganizm, hayvan hakları ve sağlık” başlıklı bir panel düzenleyecek.

Pazar günü 16.00-19.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek panelde Türkiye’de ve dünyada vegan mücadele, hayvan hakları, sağlık ve tarih boyunca tüm üretim ilişkilerinde hayvan sömürüsü incelenecek. Bugünün mücadele yolları ve veganizmin gerçekliği, hayvan sömürüsünün ve kapitalist üretim ilişkilerinin çıkmazları ile bunun devrimci alternatifinin nasıl yaratılacağı, sömürü düzeninin nasıl değiştirileceği hakkında konuşulacak.

Panelde kimler konuşacak?

Vegan doktor Murat Kınıkoğlu, vegan beslenme ve sağlık hakkında katılımcıları aydınlatacak. Yine vegan yazar ve hayvan özgürlükçüsü Zülal Kalkandelen, Veganizm ve Günümüzde Hayvan Hakları başlığıyla katılım sağlayacak.

Ayrıca etkinliği düzenleyenlerden Vegan Yaşam Kulübü sözcüleri Sosyalist Veganizm ve Meta Olarak Hayvan başlığıyla panelde konuşmacı olarak yer alacak.

Bu pazar gününüz için harika bir etkinlik! 

Adres: Antikacılar sokak’ta Aka-Der Kafe Kadıköy- İstanbul

veganlik-panel

Türkiye’de kadın hak ve özgürlükleri: Şort giyen ölmeli diyerek tekmeyle saldırmak

1

İstanbul’da bir hemşire 12 Eylül 2016 tarihinde nöbette olduğu hastaneden çıkarak evine gitmek üzere bir belediye otobüsüne bindi. O da ülkemizdeki her kadın kadar şanslıydı o gün, erkek bir saldırganın şort giyenler ölmeli şeklinde ifadelerinin ardından “tekmeli” saldırısına uğradı. Ayşegül Terzi, hemen şikâyetçi oldu ve saldırgan kişinin kimliği tespit edildi.

Sorgusunda, Ayşegül’ün giydiği şortu ortama uygun bulmadığını bu nedenle de sinirlenip yaptığını, psikolojik tedavi gördüğünü ve bu hareketi bir anda istem dışı yaptığını söyledi. Asayiş Şube Müdürlüğü’ne götürüldüğü sırada basın mensuplarının sorularına da “Her şey İslam hukukuna göre oldu’’ diyen şahıs, “basit yaralama” gibi bir suçtan işlem gördüğünden serbest bırakıldı.

Ancak toplum bunu kabul etmedi

Şahısın 18 Eylül günü serbest bırakılmasının ardından, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu aynı gün saat 17.00’da Galatasaray Lisesi önünde bir eylem düzenledi. Aynı zamanda sosyal medyada birçok kişi #AyşegülünSesiOlalım, #AyşegülİçinKadınlarEyleme ve #AyşegülTerziİçinAdalet gibi etiketlerle olaya gereken tepkiyi çekmeye çalıştı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Türkiye Temsilcisi Gülsüm Kav, konu ile ilgili konuşmasında Türkiye’de kadınlar için zor günlerin bugünlerde başlamadığını belirterek, kadına yönelik şiddet vakalarında suçun kadında arandığı, yargıda “tayt indirimi” gibi absürt terimlerle suçluların ceza indirimi aldığının altını çizdi. Kadınlara şiddet olaylarının da sık yaşandığı bir toplumun bireyleri olarak bu tür olaylara sessiz kalmamalarını ve özsavunmayı öğrenmelerini öneren Kav, bu şekilde daha özgüvenli ve cesaretli olunacağını belirtti.

Tüm bu gelişmelerin ardından, A.Ç. isimli şahıs hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etme” ve “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” suçlarından yeniden yakalama kararı çıkarıldı. Mahkemeye sevk edilen saldırgan en sonunda tutuklandı ve kadınlar rahat bir nefes aldı.

Genç nesli dahi etkisi altına alan bu şiddet olayları, tüm kadın hareketlerinin haklılığını bir kez daha gösterdi. Neredeyse her gün duyduğumuz, kadının, LGTBİ bireylerin ve hatta çocukların maruz kaldığı şiddet olaylarının şimdiye kadar verilmiş yanlış kararlar ve ceza indirimleri ışığında artmaya devam etmemesini umuyoruz.

Tüm kadınlara, istedikleri gibi giyindikleri, kendi kararlarını verdikleri, hayatlarını istedikleri gibi sürdürdükleri ve erkek şiddeti ile karşılaşmayacakları bir yaşam diliyoruz.

Kaynak: Gülsüm Kav, Ayşegül’e atılan tekme tüm kadınlara ve laikliğe atılmıştır 

Fransa’da tek kullanımlık plastiklerin üretimini kısıtlayan yasa onaylandı

Fransa’da tek kullanımlık plastik piknik malzemelerinin üretimini yasaklayan yeni bir yasa onaylandı. Yeşil Büyüme için Enerji Geçişi (Energy Transition for Green Growth) inisiyatifi kapsamında yapılan yeni yasanın 2020’de yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı. Brüksel merkezli ambalajcılar birliği Pack2Go ise bu yasadan pek memnun değil ve geri çekilmesi için elinden geleni yapacağa benziyor.

Yeni yasa kapsamında Fransa’da tek kullanımlık plastiklerin pek çoğunun 2020 yılına kadar, biyolojik olarak çürüyebilen ve kompost yapımına katılabilen maddelerden üretilmeye başlanılması amaçlanıyor.

Ambalaj ve tek kullanımlık plastik üreticilerinin oluşturduğu Pack2Go ise tabii ki durumdan rahatsız. Yeni yasa Pack2Go için bütün üretim süreçlerini değiştirmeleri anlamına geliyor ve bu da sermaye kullanımı ve kaynakların yeni makinaların alımına ve üretim noktalarının tamamen değiştirilmesine kullanılması gerektiği anlamına geliyor. Hatta yeni alanlardan mühendislerin işe alınması ve işçilerin yeniden eğitilmesi gerekiyor. Bu dönüşüm sürecinde Pack2Go üyesi şirketlerin, daha önceden kaptıkları köşeleri çevreci girişimcilere kaptırması ve zarar etmesi mümkün.

Ticari kaygılar ve iktidar savaşları

Pack2Go’nun genel sekreteri Eamonn Bates “Yürürlüğe girecek yeni yasa Avrupa Komüsyonu’na aykırı ve bunu engellemek için yasal hakkımızı kullanacağız” şeklinde kendilerini ifade ediyor. Burada kastedilen, yapılan yasanın “serbest piyasa”nın serbestliğine aykırı olduğu. Ayrıca yeni yasa kapsamında üretilen tek kullanımlık piknik malzemelerinin, daha doğa dostu olduğuna dair bir kanıt olmadığını da öne sürüyor. Hatta insanların bu yeni çatal bıçakları “nasıl olsa doğal” diyerek doğaya atacaklarını ve kirliliği arttırma riskinin olduğunu ifade ediyor.

Bu noktada çözüm basit, insanlar da sağduyulu davransın ve çöplerini doğaya atmasın. Yeni ambalajların daha çevre dostu olup olmadığını analiz etmek için ise her iki alternatifin de üretim ve geri dönüşüm safhalarında kullanılan su ve enerjinin kıyaslanması ve doğaya yaptıkları salımların karşılaştırılması gerekiyor. Ticari kaygıları olan insanların böyle açıklamalar yapması tabii ki çok “doğal”; fakat son sözü bağımsız bilimsel analizler söylese daha iyi olur.

Kaynak: Telegraph, Independent

Cerattepe’nin karar duruşması: Eylem yasağı, polis ablukası, tehditler ve reddi hâkim talebi

Türkiye’nin en büyük çevre ve yaşam hakkı davası olan Cerattepe’nin karar duruşması, eylem yasağı ve polis ablukası altında görüldü. Avukatlar ise reddi hâkim talebinde bulunarak duruşma salonundan ayrılmak zorunda kaldı.

Dava, Cerattepe’de “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) Olumlu Raporunun İptali” istemiyle 751 gerçek ve tüzel kişi ve 61 avukat ile Cengiz Holdinge bağlı ETİ Bakır A.Ş. tarafından işletilecek madene karşı açılmıştı. Bu anlamda, en geniş katılımlı ve emsal teşkil edecek bir çevre davasıydı.

Ancak, duruşma öncesinde “OHAL” gerekçesiyle getirilen eylem yasağı ve müdahalelerle katılımcılar, savunucular ve avukatlara yıldırma politikası izlendi. Gece saatlerinden itibaren Rize İdare Mahkemesi’ne gelmeye çalışan dava müdahilleri yolda birçok engellemeye, çevirmeye maruz kaldı. Yılmayan hak savunucuları, yine ancak binbir türlü aramalardan geçerek duruşma salonuna girebildi.

Sabah saatlerinde başlayan duruşmada, Avukat Mehmet Horuş, polisin yolda uyguladıklarına değinerek, “Avukatlar dahi yolda 3 kez arandı. Gelemeyenler var. Davanın ertelenmesini ve uygun fiziksel koşullarda tekrar yapılmasını talep ediyoruz. Bu baskı altında karar verilmesinin adil yargılamayı zedeleyeceğini düşünüyoruz” dedi. Avukat Bedrettin Kalın da, Artvin halkına yönelik tehditler altında duruşmanın yapıldığını savundu. Mahkeme heyeti ise bu itirazı reddederek davanın görülmesine karar verdi.

Söz alan Avukat Bedrettin Kalın, projenin baştan savma ve tutarsız olduğunu böyle açıkladı: “ÇED raporunda “taşıma”en önemli problem gibi görünüyordu. Firma bu sorunu teleferik hattıyla çözdüğünü iddia etti. Oysaki teleferik hattı ruhsat alanının dışında. Bu proje için ayrıca ÇED raporu hazırlanmalıdır. Kaldı ki bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi teleferik 12 yıl boyunca yılda 365 gün 24 saat kesintisiz çalışsa bile toplam 292bin ton taşıma kapasitesine sahip. Oysaki raporlanan toplam rezerv 500 bin ton. Yani telefetik taşıma sorununu çözmüyor” dedi ve ekledi: “Bilirkişi raporunu 10 bilim insanı hazırlamış; 8’i KATÜ’den. ÇED raporunu hazırlayanlar arasında da KATÜ’den olanlar var. Bu kanuna aykırı çünkü ÇED raporunu düzenleyenlerle bilirkişi raporunu hazırlayanlar aynı üniversiteden olamaz diye danıştay kararı var.

cerattepe-2016-19-eylul-davaTMMOB Yönetim Kurulu üyesi Cemalettin Küçük de, teleferik projesinin çevreye verilen zararı azaltacağını belirten bilirkişi raporuna yönelik eleştirileri sundu. Bilirkişi raporunun bilimle ve mühendislikle alakası olmadığını ifade eden Cemalettin Küçük, “Bilirkişi raporu alıntı metinlerden oluşturulmuştur. Dolayısıyla önceki bilirkişi raporları dikkate alınmalıdır. Bu raporu ben hoca olarak değerlendirsem notum ’sıfır’ olur ve ders tekrarı yapması gerekir” dedi.

Ayrıca Marmara Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, 12 sayfalık hukuki görüşünü sundu ve “2009/7 genelgesi anayasanın 138. maddesine aykırıdır. Kaldı ki bu genelge Cerrattepe davasına uygulanamaz. Yargıyı da araç haline dönüştürerek anayasasızlaştırma süreci işletiliyor” diyerek yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekti.

Prof. Dr. Doğan Kantarcıoğlu ise ÇED raporunda kendisine ait bir bilimsel çalışmadan kaynasız bilgi alındığını şöyle belirtti: “Raporda bana ait, ‘Toprak’ kitabından aynen kaynak göstermeden alıntı yapmışlar. Benim tarifleri yürütmüşler. Tembellik yapmışlar. Benim yaptığım toprak tanımlamalarını almışlar. Kısa zamanda bir raporu yazmak, daha doğrusu ‘kopyala yapıştır’ yöntemi ile parayı cebe indirmek istiyorsanız böyle şeyler yaparsınız. Bunlar uygun işler değil. ÇED raporlarını düzenleyenler bilimsel bakımdan ahlak dışı işler yapıyor. Bu ÇED raporuna güvenilmez.”

Avukatlar, duruşma öncesinde ve esnasında yaşanan gelişmeleri gerekçe göstererek reddi hakim talebinde bulundu ve salonu terk etti. Böylece talep, yaklaşık bir ay sürecek ve üst mahkeme olan Samsun Bölge İdare Mahkemesi’ne gidecek ve gerekçeler burada incelenip temyiz yolu açık bir karar verilecek. Şayet, talep kabul edilirse yeni bir mahkeme heyeti davaya bakacak. Kabul edilmezse, aynı mahkeme heyeti kararı verecek.

Tehditlerle, eylem yasağıyla, adil yargılama koşullarının yerine getirilmemesiyle, mahkeme aleniyetliği ilkesinin engellenmesiyle, bilimsellikten uzak raporlarıyla başından sonuna kadar hukuksuzluklarla dolu bir süreç yaşandı. Ancak tüm engellemelere rağmen Artvin için, doğa ve yaşam hakkı için verilen mücadele devam ediyor!

Kaynak: Evrensel, Sendika, Twitter, Cumhuriyet

 

Plastik kullanımını hayatınızdan çıkarmanıza yarayacak 10 ipucu

Plastik o kadar yaygın bir madde ki, neredeyse var olan her somut ögenin içeriğinde bulunabiliyor. Bugün kaç tane farklı plastik veya plastikle paketlenmiş olan şey kullandığınızı düşünün, en az 5 eşya bulmanız garanti. Hepimizin plastikle bir ilişkimiz olduğu ortada: kendisi oldukça uygun, fakat eşit derecede zararlı.

ABD’de saniyede yaklaşık 1500 plastik su şişesi kullanılıyor ve bu şişelerin çözünmesi 100 yıl gibi bir sürede gerçekleşiyor. Bazı insanlar geri dönüşümü plastik atık konusuna bir çözüm olarak görse de, aslında ABD’deki plastik atıkların sadece yüzde 9’u bir geri dönüşüm tesisine ulaşıyor, gerisiyse toprak, su yolları ya da okyanusa atılıyor.

Okyanusların yüzeyinde süzülen yaklaşık 270 bin ton plastik atık bulunmakta; plastik torbalar, plastik mikrofiberler ve boncuklar bu atıkların büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Tüm bu ürünler petrol bazlı,ve tahmin edilene göre ABD’de sadece plastik torba üretmek için yılda 12 milyon varil petrol kullanılıyor. Plastik çözündüğünde, hepsi sonunda suyumuza, havamıza karışan, yaban hayatını yaralayabilen ve zehirleyebilen Bisfenol A, stiren, ftalat, vinil klorür ve diyoksin dahil çok miktarda zehirli kimyasallar salar.

Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösterdi ki, endokrin bozucu bileşiklerin (başta Bisfenol A olmak üzere) bulaştığı sulara maruz kalan balıklar düşük üreme oranları ve hastalıklarla daha çok karşı karşıya gelirler. Balıklar bu bileşiklere genelde, deniz yaşamına kanalizasyon yoluyla giren mikroplastikleri yiyerek maruz kalırlar. Bu küçücük plastikler sentetik kıyafetlerden salınırlar ya da soyulan yüz jelleri ve diş macunlarından gelirler. Mikroplastikler o kadar küçüklerdir ki su arıtma tesislerinden bile değişmeden geçebilir ve daha büyük havzalara sızabilirler. Balıklar bu plastikleri yediğinde tüm üreme sorununa yol açan zehirli bileşikleri bünyelerine alırlar. Bu bulgularla alakalı en tedirgin edici şeyse olumsuz üreme etkilerinin gelecek nesillere geçebilir olması. Uzun vadede insanlara etkisi ne olur henüz bilinmiyor, ama gelecek pek de iyi görünmüyor.

Plastik bağımlılığımızdan doğan çevresel ve potansiyel sağlık sorunlarını göz önüne alırsak, plastiği hayatlarımızdan çıkarmak muhtemelen iyi bir fikir. Şansınıza, doğru yerdesiniz! Plastikten vazgeçmek kolaylıktan vazgeçmek demek değil, sadece bu kolay ipuçlarını takip edin:

1. Sebzelerinizi plastik yerine havluların içinde saklayın

Plastik kaplar hem çevresel hem de sağlıksal sorunların en büyük sebeplerinden. İyi haberse şu: Plastik poşet ve kapları birer temiz kurulama bezi veya kumaşla değiştirip, sebze meyvelerinizi taze ve çıtır tutabilirsiniz. Kabak, salatalık, yaban havucu, pırasa, taze fasulye, havuç, bunların hepsi ıslak bir beze sardığınızda ve sebzeliğinizde sakladığınızda daha uzun süre dayanıyor. Yeşillikleri ise kuru bir bez ile sarmalı ve uçlarını bağlamalısınız.

sebzeleri-havlulara-sar2. Kendi diş macununuzu yapın

Kendi yaptığınız macuna geçince, büyük ihtimalle plastiği hayatınızdan iki şekilde çıkarıyorsunuz: Plastik diş macunu tüpü ve diş macunundaki ekstra beyazlık sağlayan plastik içerikli bileşik. Tüm ihtiyacınız olan bir cam kavanoz, su, karbonat, hindistancevizi yağı ve nane esansı yağı. Kendi diş macunuzu yapabilmeniz için bazı tarifler isterseniz böyle buyrun.

Ağız ve diş sağlığı3. Soyulan maskeler için kahve kullanın

Çoğu alışılagelmiş soyulabilen yüz ve vücut jelleri plastik bileşen içeriyor. Bir tüp yüz jeli 300 bine yakın plastik mikro tanecik içerebiliyor, bu jeller yıkandıklarında su havzalarına karışıyor. Bu da ne yazık ki deniz yaşamı için pek iyi değil. Hazır jelinizi atıp, kahve ve hindistancevizi yağını ya da avokadoyu karıştırarak kolayca ev yapımı jelinizi yapabilirsiniz.

yuz-icin-maske4. Tüm temizlik malzemelerinizi bir doğal alternatifle değiştirin

Nerdeyse evdeki tüm temizlik malzemelerinizi beyaz sirkeyle değiştirebilirsiniz. Sirke mutfak ve banyo yüzeylerini dezenfekte etmek için, ayna ve gümüşleri parlatmak için hatta tıkanan giderlerinizi açmak için kullanılabilir. Doğal turunçgil kokusu için şişeye biraz portakal ve limon kavuğu da atabilirsiniz. Sirkenizi satın alıyorsanız, cam bir şişede alın, cam şişenizin tepesine eski temizlik malzemelerinizden birinin fısfısını takıp kendi fısfıs temizleyicinizi yapabilirsiniz.

baska bir temizlik mumkun5. Plastik sos şişeleri yerine bir cam kavanozla kendi sosluğunuzu yapın

Şu anda buzdolabınızda kaç tane plastik kaplı sos var? Muhtemelen bir sürü. Onlar yerine, kendi soslarınızı yapmayı ve cam kavanozlarda özel uçlar takarak saklamayı deneyin.

cam-kavanoz6. Plastik kokular yerine esansiyel yağlar kullanın

Alışılagelmiş oda kokuları sadece plastik paketlerle değil, gizlenmiş toksinlerle de birlikte geliyor. Esansiyel yağlar yapay parfümlerle tamamen aynı verimlilikte, üstelik istenmeyen plastik veya toksin de içermeden. Banyo dolaplarınıza birkaç damla bu yağlardan koymanız banyonuza uzun süreli canlılık katar. Ya da cam bir kapta biraz suyun içine birkaç damla atıp kokunun yayılımını sağlamak için de tahta çubukları kaba koyabilirsiniz.

esansiyel-yaglar7. Bisfenol-A içerikli konserveler yerine düdüklü tencere kullanın

Her mutfakta konserve fasulye bulunur. Teneke kutuların plastiklere nazaran daha tercih edilebilir olduğunu düşünebilirsiniz ama aslında çoğu, tenekeyi paslanmadan korumak için Bisfenol-A içerikli plastiklerle kaplıdır. Bunun yerine, fasulyeleri geceden ıslatıp bir düdüklü tencerede pişirebilirsiniz ve plastiksiz fasulyeler elde edebilirsiniz. Elinizin altında bulundurmak için de dondurarak saklayabilirsiniz.

duduklu-tencere8. Plastik torbalardan vazgeçin

Belki plastik torbaları geri dönüştürülebilir olanlarla değiştirmişsinizdir, ama çoğu insan sebze meyveler için plastik poşet kullanmaya devam ediyor. Markete uğramadan önce neler alacağınızı düşünüp bu ürünler için yanınıza bez torbalar veya cam kavanozlar alın.

Bez Çanta9. Deterjanlarınızı sabun cevizleriyle değiştirin

Sabun cevizleri, çamaşır ve bulaşık deterjanlarına harika bir alternatif, hem toksik değil hem çevre dostu. Bu küçük cevizler su çekince salınan saponin içerir; doğal bir deterjan. Tek bir sabun cevizi 10 çamaşırlık dolusu çamaşırı yıkayabilir. Hatta 2-3 tanesini tülbente sararak bulaşık makinenize atabilir ve parlak temiz bulaşıklar elde edebilirsiniz! Sabun cevizleri sadece plastik deterjan kaplarının yerine kullanılmıyor, aynı zamanda işiniz bittiğinde doğada çözünebilirler.

sabun-cevizleri10. Şampuan ve saç kremi yerine hindistancevizi yağı ve castile sabunu* kullanın

Plastik dolu şampuan ve saç kremi devrini kapatmanın vakti geldi. Sadece şişeleri bir ton plastik atık yaratmıyor, aynı zamanda şampuan ve kremler plastik reçine, vaks ve silikon da içeriyor. Bunlar yerine saçınızı önceden hindistancevizi yağıyla yağlamayı ve castile sabunuyla yıkamayı deneyin. Plastiksiz, parlak ve nemlendirilmiş saçlarınız olsun.

dogal-sampuan-castille-sabunu-ve-hindcev-yagi*Zeytinyağı ve sodadan yapılan bir çeşit sabun.

Kaynak: Films For Action