Ana Sayfa Blog Sayfa 427

Ormanlarımız hepimizin akciğerleri

0

İnsan popülasyonundaki artışa paralel olarak doğaya verilen zarar da arttı. Bu zararlardan birisi, ülkemizde özellikle yaz aylarında ortaya çıkan ve hepsi olmasa da çoğunluğunun insan kaynaklı olduğu orman yangınlarıdır. Orman yangınları her yıl yüzlerce hektar ormanın yok olması ile çok fazla mal ve can kaybına neden olmaktadır.

Oluşumuna baktığımız zaman, insan kaynaklı olanların dışında özellikle yıldırım olayı; yanardağ bulunan bölgelerde volkan kaynaklı oluşabilmektedir. Ülkemizdekilerin birçoğu ise insan kaynaklıdır. Bu durumun sebebi, halkımızın önemli kısmının ormanların içinde ya da orman bitişinde yaşamakta olmalarıdır.

Orman yangınlarında insanlardan kaynaklanan sebeplere örnekler verirsek: Sönmemiş izmarit, kırılarak atılmış cam atıklar, anız yakmak. Bunların yanında kasıtlı olarak da orman yangınları çıkarılmaktadır. Başlıca sebepleri: Tarla açmak, konut yapma isteği, istenmeyen hayvanların bölgeden uzaklaştırılması. Orman yangınlarının oluşmasına en müsait bölge Akdeniz Bölgesidir. Yine uzmanlar tarafından fark edilen bir faktör de yangınların çıkış saatinin 11 ila 20 arasında olmasıdır. Açıklaması olarak da, belirtilen saatler arasında gün sıcaklığının maksimum değerlere ulaşması ve insan faaliyetlerinin de artması gösterilmektedir.

Haberleşmenin önemi büyük

Birçok orman yangını başladığında söndürülüyor fakat bazıları birtakım sebeplerden büyüyüp kontrolden çıkıyor. Bu konuda özellikle haberleşmenin önemi büyük. İnsanların itfaiye ekiplerine kısa sürede bilgi vermeleri felaketi önlemede büyük katkıdır. Hatta bu amaçla 1957 yılında Meteoroloji Müdürlüğü iki adet telsiz aracı hazırlatmıştır. Ayrıca ulaşımın da uygun olması gerekmektedir. Orman ekiplerinin olası yangınlarda itfaiye araçları için yollar düzenlemelidir.

Bahsedilenlerden başka yangının kontrolden çıkmasında doğal sebepler de var. Bunlardan özellikle rüzgâr etkilidir. Rüzgârın kuvvetli olması ve sık yön değiştirmesi yangının artmasında ve kontrolünün zorlaşmasında etkilidir. Hava sıcaklığı ise yanıcı maddelerin yanmaya hazır hale getirerek yangının başlaması ve  büyümesini sağlamakta. Yine yanan arazinin yapısı da hem yangını büyütebilir hem de söndürücü ekibe zorluk çıkarabilir.

Her sene birçok kez gerçekleşen bu yangınları olabildiğince engellemeye ve azaltmaya yönelik bilinçlenmeliyiz. Ayrıca yönetim birimlerinin de önlem açısından araştırma ve geliştirmeye önem vermesi gerekli. Çünkü ormanlarımız hepimizin akciğerleri.

Bir şizofrenin gözünden: Gerçeğe Ağıt

1

En yakın arkadaşlarımız çoğu zaman kitaplar olmuştur. Kimi zaman söyleyemediklerimizi okuruz içlerinde kimi zaman anlayamadıklarımızı. Tanımadıklarımızla tanışır, pek çok hayata dokunur, tanık oluruz hissedilenlere. Arkadaşlıklara aracı bir sürprizimiz var şimdi sizlere. Gaia Yayınları ilk tohumunu verdi. Seyda Kesikoğlu’nun harika kaleminden dökülen Gerçeğe Ağıt ile gerçek dünya arayışında bir yolculuğa çıkacaksınız.

Gaia Yayınlarıyla okurlara merhaba diyen Gerçeğe Ağıt, gerçeği arayan bir şizofrenin gözünden şizofreniyi ve adına dipsiz kuyu denilen dünyayı anlatıyor.

İnsan aklı kimi zaman yeryüzünde cennetler yaratmaya muktedirdir, kimi zaman da cehennem kuyusuna dönüşüverir. İsminden nefret edecek kadar aklında kendi cehennemini yaratmış olan Serdar, içine düştüğü o dipsiz kuyudan bir çıkış yolu aramaktadır. İşte tam o sırada, kendisine zayıf ve narin bir el uzanır. Şimdi her ikisinin de önlerinde iki yol vardır:

Ya içine düştükleri o dipsiz kuyuyu, el ele verip cennete çevirecekler, ya da cehenneme dönüşmesini izleyecekler.

Kuyudan çıkış ise çok zor, çünkü o dipsiz kuyunun adına dünya deniyor.

Gerçeğe Ağıt okuyucuyu hayalle gerçek arasında bireysel bir kara ütopyaya yolculuk etme cesaretini göstermeye davet ediyor. Bu kara ütopyaya kimisi şizofreni diyor, bu roman ise gerçeği arayış…

Kitap boyunca bir şizofrenin gözünden sanrıların labirentleri arasında gerçeğin ne olduğu bulunmaya çalışılıyor, kahramanımız yolunu kaybedince de gerçeğe sayfalarca süren uzun ve duygu yüklü bir ağıt yakmakla yetiniyor ve gerçeğin ne olduğu okuyucunun yorumuna bırakılıyor.

Gerçeğin ne olduğu konusunda bu kitap net bir şey söylemese de, şizofreniyi tam anlamıyla bir şizofrenin gözünden anlamak için eşsiz bir yol gösterici olmaya aday.

Gerçeğe Ağıt için lütfen mağazamızı ziyaret edin.

IŞİD’in kucağında Suriyeli erkeklerin ve çocukların yoksulluğu

1

International Alert’e göre dini motivasyondan daha fazla olan yoksulluk, umutsuzluk ve intikam arzusu, Suriyelileri radikal gruplara katılmaya itiyor.

Bir barış inşası grubunun yaptığı araştırmaya göre; yoksulluk, umutsuzluk ve intikam arzusu genç Suriyeliler için IŞİD ve diğer radikal gruplara katılmaya iten temel faktörlerden. Üstelik dinsel veya ideolojik dürtülerden daha önemli.

Eğitimsiz çocuklar ve yetişkin gençler içinde, 12 ila 24 yaşları arasındaki çocuklar ve erkekler daha fazla risk altında bulunuyor.

Suriye, Lübnan ve Türkiye’den karılan 300’den fazla Suriyeli gençle görüşme sonrası ulaşılan sonuca göre; Birleşmiş Milletler’in terörist grup olarak yasadışı ilan ettiği El-Nusra cephesi (El-Kaide’nin Suriye uzantısı) ve IŞİD tarafından örgüte alınanların, savunmasız ve dirençli olmak üzere özellikle bu iki niteliğe sahip olması oldukça dikkate çekiyor. 

Radikalleşme şiddet içeren gruplara katılmak için kendi başına bir açıklama değildir”, International Alert‘in yaptığı araştırma bunu söylüyor. Fanatik gruplarda olduğu görülen inanç, birçok genç Suriyelinin bu gruplara katılması için ikincil bir faktör olarak görülüyor. Din, şiddet yanlısı ve fanatik gruplar için bir dayanak olmaktan ziyade savaş için bir gerekçe ve baş etmede ise bir motivasyon aleti konumunda.

Raporun belirttiğine göre; tehlikelere karşı savunmasız olma durumu; eğitim dahi sosyal yapıların ve kurumların çökmesi, güzel bir yaşam için alternatif yolların olmaması, yerinden edilmek, verilen kayıplar ve yaşanan ağır travmalarının birleşimi ile Başkan Beşar Esad rejimine karşı öç alma isteği gibi nedenler tarafından etkileniyor.

Fanatikliğin nedenleri hakkındaki bulgular, Arap gençleri ile yakın zamanda yapılan geniş çaplı anket ile aynı doğrultuda: işsizlik, olanakların olmaması fanatikliğin nedenleri arasında. Araştırmaya katılan on altı ülkeden sekizinde istihdam sorunları aşırı dinsel görüşlerden ziyade IŞİD için en büyük itici etmen.

Suriyeli genç erkekler silahlı gruplara katılmanın -istedikleri yeni bir hayata- özsaygılarını, şereflerini ve amaçlarını gerçekleştirebileceğini de söylüyor.

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Ekonomik sorunlar gruplara katılımın ana nedeni

Ekonomik zorluklar; maaşlara, kaynaklara ve düzenli ödemelere dayalı bireylerin gruplara bağlılığının ve üyeliğinin kilit noktasının nedenini açıklıyor. Orta dereceli bir gruba göre fanatik bir grup için mücadele etmek çok daha kazançlı oluyor. El- Nusra savaşçılarına her ay 300–400 dolar ödüyor. Özgür Suriye ordusunda savaşanlar ise aylık yaklaşık olarak sadece 100 dolar kazanıyor. Çoğu kez de geç ödeniyor.

Görüşme yapılanlardan birinin söylediğine göre; Özgür Suriye Ordusu’yla savaşmaya başladığında sadece 18 yaşındaydı… Çatışmalardan iki gün sonra birliğin mühimmatı tükeniyor. İki gün sonra hâlâ orada kalıyor ve Suriye rejim güçleri tarafından vurulmayı bekliyor. Daha sonra bölüğünden kaçmaya karar veriyor. El- Nusranın toprakları üzerinden gidiyor ve oradaki grup ona para ve mühimmat teklif ederek kendileri için savaşmasını öneriyor. O onların ideolojilerine inanmıyordu ama onların silahları vardı diye düşünüyor.

Araştırmalara göre; El-Nusra kendine yarı meşruluk ve toplum temelli oluşuma güvenlik sağlamada, korumada, günlük temel eğitim ve yapıları kurmada IŞİD’den çok daha fazla başarılı olduğu iddia ediliyor.

Ama yaşanılan sarsıntılar fanatik grupların askere alımında önemli bir rol oynuyor. Genç bir erkek bir rejim hapishanesinde istismara uğradıktan ve işkence gördükten sonra IŞİD’e katılıyor. Bir tanık bunu “düpedüz beyin yıkama” olarak görüyor.

Rapor yaklaşık iki milyon çocuğun okul dışında olmasıyla Suriye eğitim siteminin çöktüğünü gösteriyor. Genç insanların savunmasızlığı, tutucu öğretim ve ayrışmadan oluşan boşluğun fanatik grupların doldurmasına neden oluyor.

Gaziantep'teki Nizip mülteci kapımda Suriyeli bir çocuk. Fotoğraf: Murat Sezer/Reuters
Gaziantep’teki Nizip mülteci kapımda Suriyeli bir çocuk. Fotoğraf: Murat Sezer/Reuters

Önlemler alınmalı

Suriye’de ve bölgede International Alert’in “Peace Education” projesinin yürütülmesi gibi ayrıntılı, kapsayıcı ve nitelikli eğitim, sarsıntı geçirenlerin iyileşmesi ve psikososyal destek, askere alımın önlenebilir olmasında ana etmenden birisidir.

“Suriye de bu gibi (eğitim, psikososyal destek ve benzeri) olanaklara ulaşılamadığından dolayı çocuklar saldırıya açık… Onlar doğrudan IŞİD veya El-Nusra’ya katılabilir” Lübnanlı bir barış eğitimcisi böyle söylüyor ve ekliyor: “Onlara kızgınlıklarının ifadesi olarak silah kullanmayı değil toplulukta kendilerini ifade etmesini sağlayacak başka araçlar vermeliyiz.”

Diğer engelleyici faktörler olarak; geçinmeleri için onlara alternatif ve saygı uyandıran kaynaklar sağlanmalı, sosyal ağlara erişebilmeliler ve şiddet içermeyen eylemler için alternatif hedeflere ulaştırmalıyız.

Suriye’deki çatışmalar Mart 2011’de Arap Baharı’nın zirvede olduğu sıralarda patladı. En az 400 bin insan dava edildi, sınırlar içinde 6,6 milyon insan yerinden edildi ve 4,8 milyondan fazla insanın ülkenden kaçmasına sebep oldu.

The Guardian internet sitesindeki Poverty driving Syrian men and boys into the arms of Isis başlıklı yazıyı Fulya Uysal Gaia Dergi için çevirmiştir.

Başlık Fotoğrafı: Suriye, Palmira’da ailesine ait eşyaları bir otobüse yüklemek için bekliyor. Hassan Ammar/AP

Hayat devam etsin diye inadına müziğin gücüne sığınmayı sürdürelim

1

Normalde sizlere her Çarşamba günü bir albüm öneriyoruz. Fakat bugün durum biraz farklı. Dün İstanbul’da gerçekleşen korkunç saldırının büyük üzüntü ve öfkesini yaşıyoruz, ölen masum insanların ağırlığını ruhumuzda taşıyoruz. Diğer yandan tüm bu kaos ve şiddet ortamlarında ilk hedefin her zaman için kültür, müzik ve edebiyat olduğunun da farkındayız. O yüzden bugün sizlere yeni çıkan bir albümü tanıtmayacağız. Ama bu karanlığı delip geçmek için bize güç verebilecek evrensel çaptaki şarkıları derlemek istedik, hayat devam etsin diye, inadına müzik!

Bu şarkıları bir kere daha dinleyelim hep birlikte. Vicdanlarımızı temizlemek için değil, tam tersine vicdanlarımızı kaybetmemek, umudu kaybetmemek için, şarkıların bizim yanımızda olduğunu bilmek için, bu girdaba teslim olmamak için. İşte barışa, huzura, kardeşliğe dair dizeler, notalar ve bize dünyada olup bitenleri anlatan, karanlığa ışık tutup farkındalığımızı artıran birkaç şarkı;

John Lennon – Imagine

Çağlar boyu eskimeyecek, insanın şiddeti, savaşı, çirkinliği sürdükçe hep güncel kalacak bir şarkı. Dinlerin, ülkelerin, sınırların yarattığı ayrımların olmadığı bir dünyayı hayal etmekten vazgeçmememiz için hep ihtiyacımız olacak şarkı. “I hope someday you will join us-Umarım bir gün bize katılırsın”

U2 – Sunday Bloody Sunday

Tüm devletler katildir. İstisnasız tüm devletler. U2’nin bu şarkısı devletin nedeni olduğu bir katliamın acısını anlatır: “I can’t believe news today, can’t close my eyes ve make it go away/ Bugünkü haberlere inanamıyorum, gözlerimi kapatınca da gitmiyorlar”. 10 Ocak 1972’de de İngiliz ordusunun Kuzey İrlanda’da Londonderry bölgesinde yapılan bir gösteriyi şiddet kullanarak bastırması sonucu 17 kişinin katledildiği gün Kanlı Pazar diye de hatırlanır. Daha sonra ordu mensupları beraat etmiş, korunmuştur. Unutmayalım, barış devletler eliyle değil halkların mücadelesiyle gelebilir ancak.

Pete Seeger – We Shall Overcome

Üstesinden gelebiliriz. Belki çok basit tınlıyor kulakta. Ama çok anlamlı diğer yandan, çok derinlikli. Örgütlü bir mücadele ile üstesinden gelinemez mi, tüm bu öğrenilmiş çaresizlik aşılamaz mı, Pete Seeger de şarkısında bunu vurgular, “Bir gün üstesinden geleceğiz, gelmeliyiz” der. Evet, niye gelemeyelim ki?

Rolling Stones – Gimme Shelter

“War, children,rape  it’s just a shot away/ It’s just a shot away” Savaş, çocuklar, tecavüz. Bir kurşun uzaklıkta, sadece bir kurşun uzaklıkta. Rolling Stones’un barışa, savaş çıkartıp kendi cebini dolduranlara, tahtını sağlamlaştıranlara haykırışı. Durdurun bunu, ölenler sizler değil bizleriz haykırışı.

Elvis Costello– What’s So Funny ‘Bout Peace, Love and Understanding”

I ask myself, is all hope lost? Is there only pain and hatred, and misery?
And each time i feel like this inside, there’s one thing i wanna know, what’s so funny ’bout peace love & understanding?”

Barışı isteyenler, kardeşliği savunanlar sadece Türkiye’de değil her coğrafyada hep küçümsendi toplumlarda, hayalperest olmakla yaftalandı. Boşuna çabaladığı söylendi. Ve devletlerce, egemen güçlerce hep baskı gördü. Bu şarkısında Elvis Costello, barış, aşk ve birbirini anlamanın neresi komik diyor, barış umudunu taşıyanları küçümseyenlere, hor görenlere adeta “Sen kimsin, sen kimsin ki benim barışa inancım yüzünden beni küçümseyebiliyorsun” diyor.

Evet bir klişe belki, hayatın durmasına izin vermeyin, terörün ekmeğine yağ sürmeyin denmesi. Diğer yandan ise bir gerçeklik boyutu da var. Tabii onların derdi tüketimin durmaması, ekonomilerinin, para imparatorluklarının zarar görmemesi. Bizlerin tek derdi ise barışın, kardeşliğin, umudun hiç bitmemesi. O yüzden en çok da bugün şarkılarımıza, kitaplarımıza, dizelerimize sahip çıkalım. Özgürlüğümüz için elimizde kalan en değerli şeylerimizi de elimizden almalarına izin vermeyelim.

Bizi bu yangınlar değil, sessizlik öldürecek!

1

Yaşamaya çalıştığımız bu günler acı dolu. Doğaya, insana ve hayvana açılan savaş dur durak bilmiyor. Savaşın bir ayağı da orman yangınları. Ranta dönüşeceğini bildiğimiz, daha önce defalarca şahit olduğumuz orman yangınları hakkında ses çıkarmanın zamanı geldi!

Haksızlıkların karşısında dik duran herkesi çağrımızı desteklemeye davet ediyoruz. Gaia Dergi’nin ses çıkarmaya çağrı yaptığı metin ve imzalayanlar şöyle:

Bizi bu yangınlar değil, sessizlik öldürecek!

Günlerdir alevlere teslim olan ormanları, tarlaları ve yaşam alanlarını izliyoruz. Ülkenin savaşsız kentlerinde çıkan yangınlar hepimizi çok üzerken savaşın yok etmek için mücadele verdiği Kürt İllerin de yer alan kentlerde çıkan yangınlara, çok fazla ses çıkaramıyor gibiyiz.

İktidarın savaşında masum çocuklar, masum hayvanlar ve masum ağaçlar yok ediliyor. Halklara savaş açanların hırsı uğruna çıkarılan bu yangına geçen sene de şahit olmuştuk. Yanan ormanlar ranta, yok olan halklar hırslı sarayın kazancına dönüşüyor!

Her geçen gün rant uğruna göz kırpmadan feda edilen bir şeyler için mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz. Geçen yıllarda yaktıkları yeşil alanların ardından yaptıkları açıklamalarda üstüne basa basa söyledikleri şey şuydu: “Kesinlikle otel yapmayacağız.” Yaptılar. Yine aynı döngü! Yine birilerinin çıkarlarına peşkeş çekilen doğa, devletin çıkarcı tahakkümüne maruz kalıyor. Yandaş ana akım medyasında “Canlı ölümü yok” diye haykırılırken ormanda yakılan milyonlarca tür canlı hayatı yok sayılıyor.

Yok ettiğiniz ormanlar, aslında, geleceğimizden çaldığınız hayatlar!

Bugün bir karanlığa gömülmek istenen Kürt illerin de yeralan kırsal alanlarda terörle mücadele adı altında binlerce hektarlık ormanla birlikte bölge halkının geçim kaynağı olan tarım alanları da ateşe veriliyor. Saray gladyosu tarafından yapılan bu kıyım yalnız halkları değil, ormanları, hayvanları, börtü böceği, kuşu kurdu da katlediyor. Orman ve su işleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, Lice, Cudi ve Cizre’de sürmekte olan yangınların, orman yangını olmadığı ve sadece kenevir tarlalarının ateşe verildiği bilgisi aktarılıyor. Ancak elimizdeki görseller, giden kişilerin ve bölge halkının aktarmış olduğu bilgiler, ne yazık ki bu açıklamayı da yalanlamaktadır. Lice, Cudi, Cizre’de helikopterlerden açılan ateş sonucu çıkan yangınlar, bugün devlet eli ile savaş konseptini güçlendirme ve bölgeyi, sermayeye peşkeş çekme amacı taşımaktadır. Bilinmelidir ki Antalya ve çevresinde yanan ormanların da, Kürt illerin de yanan ormanların da failleri aynıdır. Bu yangınlar, üzerindeki tüm toprak parçası ile birlikte dönen dünyamızda her noktaya ve her canlıya zarar verecektir.

Bizler aşağıda yer alan Ekolojistler, veganlar, vejetaryenler, barış için çırpınanlar olarak tüm Türkiye halklarını, yanan ormanlar için toprak ve su olmaya, seslerini yükseltmeye davet ediyoruz.

Gaia Dergi
Özgür Hukukçular Derneği
Ege Çevre ve Kültür Platformu
Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi
Ekolojist Avukatlar
Bodrum Tohum Derneği
Vegan Yaşam Alanı
Yeşil ve Sol Parti (YSP)
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)
Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi (TÖPG)
Artvin Kültür ve Dayanışma Derneği (ANKARA)
Önder Babat Kültür Merkezi
3-5 Ağaç Fanzin
Halkların Demokratik Kongresi Ekoloji Meclisi
Vegan Özgürlük Hareketi
Hayvanlara Özgürlük Partisi
Bartın Çevre Kültür Derneği
Amasra’da Termik Santral İstemiyoruz İnisiyatifi
Bartın’da HES İstemiyoruz İnisiyatifi
Halk Evleri
Ekolojik Yaşam Komunu
Hasankeyf Yaşatma Girişimi
İzmir Çağdaş Avukatlar Derneği
Karadeniz İsyandadır
Sosyalist Emekçiler Partisi
Akdeniz İsyandadır Platformu
Özgür genç kadın (ÖGK)

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF)
Fabrika kolektif 

Gaia Dergi 11’inci sayısında emek ve sömürüyü işledi

Yaşamımızın her anında olan emek, Gaia Dergi’nin 11’inci sayısına konu oldu. Sendikal hareketin doğuşundan hayvanların sömürülmesine, devrimcilikten görünmeyen emek olarak adlandırılan ev içi emeğe kadar pek çok açıdan işlenen emek ve sömürü sayımız size tartışmak için yeni kapılar açacak.

Bir 1 Mayıs geçirdiğimiz için, nedir bu 1 Mayıs dedik bazı yazılarımızı 1 Mayıs’a ithaf ettik. Emek sadece insan işi midir? Tabii ki hayır, sömürülen hayvanları da işledik. İhtiyacımız olan devrimin boyutları nelerdir diye tartıştık, 1 Mayıs’ın bir bayramdan ziyade mücadele günü olduğuna dem vurduk. Bazen emek kutsal dedik, bazen de durup düşündük, kutsal olan emek mi yoksa sevgi mi? 

Hayatta kalmak için verdiğimiz mecburi mücadele emek midir, hayatta kalmaya çalışan hayvanlar da emekçi midir? Emeğin kutsallığı nereden gelir? Acaba bu kutsallık bize öğretilmiş bir zorunlu anlayış biçimi midir?

Peki ya devrim dediğimiz nedir, beklediğimiz devrim gelecekte midir? Devrimin öznesi insan odaklı mı olmalı, yoksa bütünsel özgürleşim mi asıl idrak edilmesi gereken? Önce insan mı özgürleşecek? Peki, hayvan özgürleşmeden insan nasıl özgürleşecek? Bir öncelik belirlemeli miyiz, vaatler verip birilerini esarette bekletmeli miyiz? Aynı anda her ayrımcılığı bertaraf edemez miyiz?

11’inci sayıda, Hayvanlara Özgürlük Partisi bizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı. Acaba Türkiye’de bir hayvan özgürlüğü partisi, siyaset ortamında farklılıklar yaratabilir mi? Kendilerine ne hedef belirlediler, süreci nasıl işlettiler ve umutları neler? Hepsini konuştuk. Hayvanlara Özgürlük Partisi nasıl tepkiler alacak, izleyip göreceğiz.

Festivaller geçidi gibi bir iki ayın üzerinden de birkaç değerlendirme yaptık, sizi sanatsız da bırakmadık. Ayrıca sürdürülebilirlik konusunda da birkaç çift sözümüzle sayfaları donattık.

Kadın mimarlardan tarihin yazmadığı kadın bestecilere, sömürüsüz yemek tariflerinden yeşil kitap önerilerine kadar uzanan pek çok konu başlığında yine harika bir Gaia sunuyoruz sizlere.

Basılı halini edinmek için lütfen tıklayın.

Gaia Dergi’nin dijital halini satın alarak hem dergiye katkı sağlamış hem de ekolojik okuma yaparak doğaya zarar vermemiş olursunuz.

Cadde ve sokakların aşk kokması dileğiyle

0

Amerika’nın Florida eyaletinin Orlando şehrinde eşcinsellerin gittiği bir bara yapılan saldırı sonucunda 50 kişi ölür, 53 kişi yaralanır. Eylemi, bir grup öfkeli genç olan, IŞİD üstlenir.

Eşcinsellere yönelik tarihi düşmanlığın belki de en büyük katliamı olarak nitelendirilen bu olay üzerine çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Ölen kişilerin acısını yüreğinde hissedenler de oldu, “sapkın” olduklarını düşünüp ölümlerine sevinenler de.

Bu katliam yüreklerden hiç silinmeyecek, ancak söz konusu acının derinlerinde çok daha acı bir gerçek boy gösteriyor: LGBTİ bireylerine yönelik düşmanlık sadece Orlando’da değil, Türkiye’de de hakimiyet kurmak istiyor. Belki bu ülkede katliam olmadı, ancak hemen her gün ölüm tehdidi alan eşcinsel arkadaşlarımız var:

5 Haziran 2016… Denizli…

Denizli’de yapılacak Onur Yürüyüşü öncesi de buradaki eşcinseller ölüm tehdidi alıyor ve polis saldırganları uzaklaştırmak yerine eşcinsellerin yürüyüşüne engel oluyor.

19 Haziran 2016… İstanbul…

Trans Onur Yürüyüşü polis engeline takılıyor, Taksim ve çevresi ablukaya alınıyor. Yürümek isteyen gruplara boyalı mermi ve biber gazıyla müdahale ediliyor.

Yine bu yılki Anti Homofobi Günü için eşcinseller, yapılacak etkinliğin toplumsal bir faydası olmadığı gerekçesiyle stant açamadılar.

Eşcinsellere yönelik düşmanlığın son bulması için mücadele etmek toplumsal bir fayda olarak görülmüyor.

Keza Müslüman Anadolu Gençliği adındaki bir grup, eşcinselleri kendilerince “onursuz sapık” ilan edip Taksim’deki yürüyüşlerine engel olacağını açıkça beyan edebiliyor. Yine Alperen Ocakları “Onur Yürüşü’nü yaptırmayacağız” gibi boş nefret söylemlerinde bulunabiliyor. Valilik yürüyüşlere yasak koyuyor ve 25 Haziran tarihiyle zabıtalar İstiklal Caddesi’nden bayrakları indirebiliyor.

Tüm bunlar Orlando’daki katliam gibi yıkıcı bir düşmanlığın izleridir.
Eşcinselleri yok saymaya çalışmak da bir katliamdır, kıyımdır.
Söz konusu nefret gruplarının bu cesareti nereden aldıkları da sorgulanmalıdır.

orlando-katliamiVe devlet…

Neden hala eşcinselliğin de doğal bir yönelim olduğunu halka anlatmıyor?
Neden eşcinsellerin “sapkın” olarak nitelendirilmesine sessiz kalıyor?
Neden eşcinsellere yapılan saldırıları nefret suçu kapsamında değerlendirmiyor?

Oysa eşcinsellik, tıpkı hakim eğilim olan heteroseksüellik gibi cinsel bir yönelimdir. Üstelik eşcinsellik, heteroseksüeller gibi salt kendinin doğal olduğunu, salt kendinin yaşanılabilir olduğunu da vurgulamaz. O halde, önlem alınması gerekenin eşcinsellik olmadığı açıktır; mücadele konusu homofobların düşmanlığı olmalıdır.

Yaşadığımız coğrafyada yaşanmasını ümit ettiğimiz toplumsal aydınlanmanın ironik olmadığını, yine katliamın yaşandığı Amerika özelinde görebiliyoruz.

Bundan 30-40 yıl önce bu saldırı olsaydı, failler belki de ödüllendirilirdi. Ancak bugün Başkan Obama “Bizim geylerimiz” diye sahip çıkabiliyor. Üstelik, üniversite öğrencisi Mathew Shepard‘ın sadece gey olduğu gerekçesiyle öldürülmesine seyirci kalan Amerika’da bugün tepki başkan düzeyinde gelebiliyor.

Türkiye’de de, LGBTİ bireylerine yönelik tarihi düşmanlık son bulabilir, gökkuşağının soldurması yerine onun özgürce süzülmesine zemin hazırlanabilir.

Tüm cadde ve sokakların aşk kokması ve tabii ki Aşk’ın her zaman kazanması dileğiyle…

Sosyal farkındalık deneyi evsizler krizine dikkat çekmeyi amaçlıyor

0

Caddenin ortasında, çöp poşetine sarılmış, kambur duran bir figür görseydiniz ne yapardınız?

Dünya üzerinde yaklaşık 100 milyon evsiz olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik bunların büyük bir çoğunluğu, insanların onların yanından öylece geçip gittiği gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Ne yazık ki bu evsiz insanların çoğu, en temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan mahrum bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor.

Evsizlik probleminin kitleler ve devletler tarafından göz ardı edilmesinden rahatsızlık duyan ve bu konuda bir şeyler yapmak isteyen İngiliz sanatçı Maxwell Rushton, “Left Out” (Unutulmuş) isimli, başarılı bir sosyal deney ortaya koymuş. Rushton, insanlara her gün gözlerinin önünde yaşanan bu kriz konusunda farkındalık kazandırmayı amaçlayan deneyin videosunu kendi internet sitesinde yayınlamış. Video, paylaşıldığı ilk dört gün içerisinde 10 milyondan fazla kullanıcı tarafından görüntülenmiş ve 130 bin kez paylaşılmış. Videoyu izlediğinizde bunun sebebini anlayacaksınız.

Toplum bu konuda farkındalık kazanmalı

Aşağıdaki videoda görüldüğü gibi, Maxwell Rushton, deneyini Londra’nın işlek caddelerinden birinde gerçekleştirmiş. Sanatçı, “Left Out” adını verdiği kambur duran insan heykelini çöp poşetine sarıp caddeye bırakmış. Daha sonra caddeden geçen insanların bu figür karşısındaki davranışlarını incelemiş. “Left Out” figürünün çöp poşetine sarılmış olması İngiliz sanatçının, toplumun evsiz insanlara nasıl çöp muamelesi yaptığını vurgulamak istediğini düşündürüyor. Sonuç olarak, şanssız doğan bu insanlara yardım etmeyi amaçlayan girişimlerin yanı sıra, açlığın ve evsizliğin sonu gelmez bir bilmece olmaktan çıkması, ancak günümüz toplumunun da bu konuda farkındalık kazanmasıyla mümkün.

Maxwell Rashton’la ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak için İnternet sitesini ve Facebook sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Gezegenin geçmiş ve gelecekteki azılı düşmanı insanlar

Hayvanların kâr uğruna sömürülmesi, öldürülmesi gerçekten dayanılmaz bir durum. İnsanların bu gezegenin ebedî düşmanı olduğunu artık anlasak da dünyanın dört bir yanından okuduğumuz sömürü haberlerine yine şaşırıyorum.

Bir tür, hem kendine hem doğasına hem de diğer canlılara nasıl bu kadar zararlı olabiliyor, hâlâ aklım almıyor. Kabullenemiyorum belki de. Aşağıdaki haberlerdeki tüm olaylar karşısında yapılan açıklamalar sadece komik. Yapılan sömürülere uydurulan kulplar çok anlamsız çünkü hayvanların insanlar tarafından para uğruna sömürülmesi için hangi şartlar uygun olabilir ki?! Hiçbir şekilde sömürülmeyi hiçbir hayvan hak etmiyor.

Aşağıdaki üç haber de yakın zamanda meydana gelmiş, insan-dışı hayvanlara yapılan iğrençlikleri içeriyor.

Olimpiyat etkinliklerinde öldürülen Juma

Brezilya’da Olimpiyat etkinliklerinde kullanılan Juguar, olimpiyat meşalesinin taşınması sırasında öldürüldü.

Reuters‘ın haberine göre; zincirlenmiş ve oturtulmuş dişi jaguar, bakıcılarının elinden kaçtıktan sonra bir askere doğru yaklaştı; ardından asker, silahı ile ateş ederek onu vurdu. Meşale töreni ve jaguarın öldürülmesi Brezilya’nın kuzey kenti Manaus‘ta askeri eğitim merkezine bağlı bir hayvanat bahçesinde meydana geldi.

Buzzfeed‘e göre askeriye bu olayı kınamadı ve sadece askeriyenin fiziksel bütünlüğünün korunması için güvenlik prosedürü olarak hayvanın bir tabanca ile vurulduğunu ve öldüğünü açıkladı.

Eyaletlerin vahşi hayvanları kullanmasını denetleyen Ipaam‘a göre jaguarın orada bulunması yasadışıydı. Ipaam’ın açıklamasına göre, Juma isimli jaguarın olimpiyat etkinliklerinde yer alması için herhangi bir talep olmamıştı.

Olaydan sonra 2016 Olimpiyat komitesi ise Twitter üzerinden bir özür yayınladı: “Barış ve birliğin sembolü olan olimpiyat meşalesinin, zincirlenmiş vahşi bir hayvanın yanında sergilenmesine izin vermekle hata ettik. Bu görüntü bizim inanç ve değerlerimize aykırı. 2016 Rio’da bu tür olayların artık yaşanmayacağının sözünü veriyoruz.”

Brezilyalılar ve hayvanseverler ise olayla ilgili öfkesilerini dile getirdi. 2016 Rio’nun Twitter üzerinden yazdığı özür iletisine birçok kişi öfkeli şekilde cevap yazdı: “Jaguarın bu karmaşa ile ilgisi yoktu. Kaçmaya çalıştı ve sonu ölüm oldu”, “Bir meşale törenine jaguar getirmenin ne anlamı var?”

brezilya-jaguar-juma-3PETA ise internet sitesi üzerinde şöyle bir açıklama yazdı: “Yabani hayvanlar esir tutuluyor ve korkutucu, acı dolu ve daima doğal olmayan şeyler yapmaya zorlanıyor. Bu da onları adeta saatli bombaya dönüştürüyor.”

Defenders of Wild‘a (Yaban Hayatı Savunucuları) göre; jaguarlar, yaban hayatında tahmini 15 bin popülasyonları ile yakın gelecekte tehdit altına girecek türler arasında.

Uyuşturulmuş aslan ile poz veren turistler

Yaklaşık iki ay önce kadar, Endonezyalı hayvan hakları organizasyonu Akrep Yaban Hayatı Ticareti İzleme Grubu (Scorpion Wildlife Trade Monitoring Group), ağır şekilde uyuşturulmuş aslan ile poz veren turistlerin görüntülerini sızdırdı. Aşağıda izleyeceğiniz video, tüm dünyadan internet kullanıcıları ve hayvanseverlerin odak noktası oldu.

Mirror‘a göre; görüntüler, Bogor’daki Taman Safari Hayvanat Bahçesi‘nde çekildi. Personel, cop ile aslanın kafasını yukarı kaldırarak aslanı uyanık kalmaya zorladığı çok açık. Daha sonra bir çocuk yanına oturarak fotoğraf çektiriyor fakat bilincini açık tutmak aslan için gerçekten çok zor. Haliyle kafası geriye doğru düşüyor. Tüm bunların, aslan ile fotoğraf çektirmenin ücreti ise 1 paund.

Koruma parkı sözcüsü Yulius Suprihardo‘a basına, aslan yavrularının 12 saatten fazla uyuduğunu, videodaki aslanın uyuşturulmadığını, sadece uyukladığını söylüyor.

Deniz kaplumbağası üzerine çocuklar çıkartıldı

Bir deniz kaplumbağasının yanlış insan kalabalığının eline düşmesi ile sahil gezisi kabusa döndü.

Geçtiğimiz günlerde, bir Caretta caretta iddiaya göre Beyrut’taki Havana sahilinde sudan sürüklendi. Sadece özçekim için kullanılmayıp, üstüne saldırıya uğradı.

Görgü tanıklarından birine göre, kaplumbağa sudan sürüklenerek çıkartıldı. Grean Area‘ya göre sonra kıyıya atıldı, dövüldü ve üzerinde basıldı.

Animals Lebanon’ın yönetici müdürü Jason Mier, the Dodo internet sitesine, kaplumbağaya bir çubuk ile vurulduğunu gören bir kişi ile konuştuğunu anlattı.

dovulen-kaplumbaga-lubnan-1Olayın farkına varan kişiler, kaplumbağaya zarar veren insanları durdurup, kaplumbağayı güvenli bölgeye taşıdılar.

Animals Lebanon, olayın sonrasında yaralı kaplumbağaya yardım etmek için iletişime geçen bir avuç yardım kuruluşlarından biriydi (Hayvan koruması Lübnan’da yeni gelişen bir durum). Sorumluluk alarak, en yakın zamanda tekrar okyanusa dönebilmesi için kaplumbağayı veterinere götürdüler.

Mier, kaplumbağanın kafasına vurulduğu yerde çok belirgin bir nokta olduğunu söyledi.

Mier, Kaplumbağanın kafasındaki yaranın başka bir şeyden de olabileceğini ifade eden, benzer sonuç gösteren, iki ayrı veterinerin olduğunu da ekledi.

Kaplumbağa, Animals Lebanon tarafından kurulan tedavi havuzunda antibiyotikler ile iyileştirilmeye çalışılıyor. Mier, 15 gün içinde kaplumbağa’nın durumunun ne kadar gelişme gösterdiğini anlamak için yeniden değerlendirileceğini de söyledi.

Bunlara benzer haberleri çoğu zaman okuyoruz. Kimisi bize çok uzak yerlerde kimisi üniversite bahçelerimizde gerçekleşiyor. Bazen yan sokağımızdaki komşu köpeğini terk ederek taşınıyor. Bu utanç dolu, üzücü örnekler tükenmiyor ne yazık ki.

Hayvanların sömürüldüğü hiçbir şeyi satın almayın, yunus parklarına, hayvanat bahçelerine gitmeyin, tabağınızdaki yiyeceği değiştirin (bknz: veganizm), hayvanlı sirklere çocuklarınızı götürmeyin…

Kötülük çoğu zaman seçilmiş bir şeydir. Kötü olmayı seçmek zorunda değiliz.

Kaynak: EcoWatch, True Activist, The Dodo

Doğanın sunduğu güzelliklerden sanat eserleri: Gaya

Doğanın sunduğu güzelliklerden yararlanarak ortaya sanat eserleri çıkaran bir kadın, Nur Akyüz. Eserlerini de Gaya ismiyle Facebook sayfasında seyrimize sunuyor.

Maske figürünün ağırlıkta olduğu sanat eserlerini doğanın bizlere sunduğu hepimizin günlük hayatında karşılaştığı malzemelerden yapıyor. Kalıp üstüne işlediği bu “malzemeleri” yani doğanın bize, sokaklara bıraktığı her şeyi değerlendiriyor. Kalıpların üstüne yaprakları yapıştırarak başladığı bu işte amacı maddi kazanç değil. Eğer bir hedef koyacaksam, bu, gelecek bir zamanda, yaptıklarımı sergilemek olur, diyor. O kadar çok malzemesi varmış ki, şimdi önceden yaptığı eserlerine de yeniden eklemeler yapıyor.

Yapraklar, tohumlar, dallar, çiçekler, meyveler, kozalaklar, ağaçlar, çalılar…

Aklımıza gelebilecek her şeyi kullanarak yaptığı bu eserlerde kozalaklara, yapraklara, tohumlara, çiçeklere farklı biçimlerdeyken bakılmasını istediğini belirtiyor.

Doğaya dikkat çekmek, Nur Akyüz ve sanatı için ilk sebep. Çünkü doğanın her bir parçasının eşsiz olduğunu düşünüyor, bunun da herkes tarafından görülmesini istiyor.

Nefes almamızı sağlayan, bizlere huzur katan doğaya her fırsatta şükranlarını sunduğunu belirten Akyüz ile konuşmamız bu güzel kadının şu cümlesiyle bitiyor:

Her ağacın bir insan gibi canlı olduğunu unutmamız dileğiyle…