Ana Sayfa Blog Sayfa 496

Bosna hatıralarından bir sergi: “Bim Bam Bom Çarpınca Kalp”

Arter‘de 11 Aralık’ta başlayan, küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün üstlendiği Bim Bam Bom Çarpınca Kalp sergisi, Sejla Kameric’in (1992-1995) Bosna savaşındaki hatıralarına dayanıyor. 28 Şubat’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

Serginin bir punk-rock şarkısının sözlerinden alınan başlığı, hayata ve aşka dair ortak bir çelişkiyi akla getiriyor. Serginin kapısından içeri girerken tüyleriniz ürperebilir, çünkü tam karşınızda, yırtık ve yamalı oyuncak bir ayı göreceksiniz; adeta geçmiş ile geleceğin buluştuğu nokta…

Bosna hatıralarından bir sergi: "Bim Bam Bom Çarpınca Kalp"

Sergide kadın haklarına ve kadına dair birçok noktaya değinilmiş, İsimsiz Gündüzdüşleri adlı eserde bir kadın sesiyle okunan cümleler ve siyasi demeçlerden yapılmış alıntıların bir kısmı şöyle:

Uzun süredir umutsuzluk ve korku içinde yaşıyorlar. Kendi dünyamızda onlara da bir yer açmalıyız. Kendi değer sistemimizin parçası olmaları için onlara yardım etmeliyiz. Onları, bizim modelimizi temel alarak kendi toplumlarını hoşgörü ve barış temelleri üzerinde inşa etmeye davet edin!

Bütün insanlığın iyiliği için değişim şart.”


16 başarılı isimden başarısızlık öyküsü

1

Başarısızlık kelimesi her zaman olumsuz çağrışımlara bağlı olmuştur. İnsanlardaki başaramama korkusu çoğu zaman öyle kuvvetlidir ki şanslarını ve kendilerini yeni şeyleri denemekten alıkoyar. Oysa başarısızlık faydalarıyla birlikte gelir. Karakteri geliştirir. Sizi daha güçlü, daha esnek ve daha zeki kılar. Neyin işe yarayıp yaramadığını keşfedersiniz. Yaratıcı olmayı, absürt gözüken şeyleri denemeyi ve kendinize yeni bir yol açmayı öğrenirsiniz.

En önemlisi başarısızlık sizi korkusuz yapabilir. Bir kez çuvallayıp dibe vurduğunuzda, düze çıkmak için bir yeriniz artık yoktur. Yeni bir şey denerken başınıza gelebilecek en kötü şeyi deneyimlemişsinizdir zaten; başarısız olmuşsunuz. Böylece başarısızlık korkusu artık yakanızı bırakmayan sinir edici bir canavar gibi beyninizde belirmez. Tekrar ve tekrar denemekte özgür olursunuz.

Dünyanın en başarılı insanlarından bazıları, olağanüstü ölçüde başarısızlığı deneyimlemiş kişilerdir. Yine de direnip neyin işe yaradığını eninde sonunda buldular. Her türlü aksiliğe ve engele rağmen, kendilerinin bile hayal edemeyecekleri başarılara ulaşmış 16 ünlümüz:

1) Albert Einstein

Albert Einstein Sticking Out His Tongue4 yaşına kadar konuşamadı. Öğretmeni akranlarına göre “yavaş” ve “zihinsel engelli” olarak nitelendirdi.

Özel ve genel görelilik kuramını geliştirdi. Kuramsal fizik ve fotoelektrik etki üzerine çalışmalarından dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldü.

Aptallık ve dahilik arasındaki fark; dahiliğin sınırlarının olmasıdır.
Hayatında hiç hata yapmamış biri hiç yeni bir şey denememiştir demektir.

2) Bill Gates

Bill-Gates

Harvard’dan ayrıldı. 1972’de ilk işi Traf-O-Data’yı kurdu. Bu şirket bir trafik sayım ve kontrol sistemi için yazılımlar üretiyordu. Sonuç hüsranla bitti.

Dünyanın en büyük yazılım şirketi Microsoft’u kurdu. Forbes dergisinde dünyanın en zengin insanları listesinde mütemadiyen 1 numarada yer aldı.

Başarı berbat bir öğretmendir. Zeki insanları, hiç kaybetmeyeceklerine inandırır.
Başarıyı kutlamak iyidir ama başarısızlıklardan alınan dersleri öğrenmek daha önemlidir.”

3) Steve Jobs

image001.jpg.jpeg

Reed Üniversitesindeki eğitimini yarıda bıraktı. Kendi kurduğu şirketi Apple’dan 1985 yılında çıkan şirket içi kavga sonucu kovuldu.

Apple’dan kovulduktan sonra başka bir bilgisayar şirketi NEXT Computer’ı kurdu. 1996 yılında Apple şirketi, Jobs’u kurduğu şirkete geri getirmek için NEXT’i 429 milyon dolar karşılığında satın aldı. 1997 yılında Apple’ın tekrar CEO’su oldu. Yenilik mucidi olarak tanınmaktadir.

Yaratıcılık, lider olmak ve takip eden olmak arasındaki farkta gizlidir.”

4) Oprah Winfrey

oparh

Yoksulluk içinde büyüdü. Cocukken cinsel istismara uğradi. 13 yaşında prematüre bir bebek dünyaya getirdi. Ne yazıkki bebeği kısa bir süre sonra vefat etti.

“Oprah Winfrey show” gündüz kuşağında Amerika’da en yüksek izlenme reytingi olan bir program haline geldi. 20’nci yüzyılın en zengin Afrika kökenli Amerikalısı oldu. Winfrey’i dünyanın en güçlü ve zengin kadınlarından biri haline getirdi.

Ektiğin kadarını biçersin. Emeğin sana mutlaka aynı oranda geri döner.

5) Walt Disney

walt disneyChicago’da dünyaya gelen Disney, orta hâlli bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Cep harçlığı kazanmak için bir süre gazete dağıttı. Birinci dünya savaşı sırasında Fransa’da ambulans şoförlüğü yaptı. Memleketine dönünce kimse ne gazete dağıtma işi ne de ambulans sürücü olarak iş verdi.

Mickey Mouse’un yaratıcısı, 59 Oscar adaylığından 22 sini alarak en çok Oscar kazanan kişi olarak tarihe geçti. Kurduğu Walt Disney şirketi, şu an yıllık 30 milyon dolar geliri olan bir medya devi haline geldi.

Hayal edersen, yapabilirsin
Peşlerinden gidecek cesaretiniz varsa bütün rüyalar gerçek olabilir.”

6) Thomas Alva Edison

edisonÖğretmenleri tarafından algılama zorluğu nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Üretken olmadığı gerekçesiyle ilk iki işinden kovuldu. Ampülün icadında sayısız denemesi başarısızlıkla sonuçlandı.

1883 yılında en büyük icadı olan ampülü yaratıp halk arasında kullanılımının yayılmasını sağladı.

“Hayatın en büyük hataları başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur.”

“Sıkı bir çalışmanın yerini hiçbir şey alamaz. Deha yüzde 1 ilham, yüzde doksan dokuz terdir.”

7) Joanne Kathleen Rowling

rowlingİlk romanını yazmadan önce biten evliliği yüzünden depresyon ve fakirlik içindeydi. 12 yayın evi ilk romanını yayınlamayı reddetti. Bir yıl sonra yayınlamayı kabul eden yayın evi çocuk romanlarıyla az para kazacağını belirterek kendisine tam zamanlı iş bulmasını önerdi.

Yazdığı Harry Potter serisi 400 milyonun üzerinde kopya satarak tarihte en çok satılan kitap serisi oldu. Dünyada en çok okunan çocuk serisi oldu. Eserleri, Rowling’i tüm dünyada ve Birleşik Krallıkta en zengin kadın yaptı.

Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok tercihlerimizdir.
Yeteri kadar cesursanız, her şey mümkün.

8) Steven Spielberg

spilbergRüyalarının okulu “Southern California Üniversitesi”nden üç kez atıldı.

Aynı üniversite 1994 yılında kendisine onur derecesi verdi ve hatta üniversitenin vekili de oldu. “Schindler’in listesi, Jaws, E.T, Titanic ve Jurassic Park” gibi birçok başarılı filme imzasını attı.

Yaşam için hayal ediyorum.”
Hata kaçınılmaz, başarı ise bulunması zordur.”

 

marilyn monroe9) Marilyn Monroe

Mankenlik ajansı tarafından sekreterlik yapmasının daha iyi olacağı söylenerek reddedildi. Colombia Pictures tarafından ilk sözleşmesi yeterince sempatik ve yetenekli bir aktris olmadığı gerekçesiyle feshedildi.

Tüm zamanların ikon aktristi ve seks sembolü oldu. Ayrıca Amerikan film endüstrisi tarafından tüm zamanların en önemli altıncı kadın oyuncusu seçildi.

“Eğer bir kadına doğru ayakkabıyı verirseniz sizin için dünyayı bile fethedebilir.”
“Ben para kazanmak istemiyorum, sadece harika olmak istiyorum.”

10) Brian Acton

brian2009 yılında Facebook ve Twitter’a iş başvurusu reddedildi. 4 yıl sonra arkadaşı Jan Koum ile birlikte “WhatsApp” adlı mesajlaşma uygulamasını yarattı. Yarattığı uygulama o kadar popüler oldu ki bir zamanlar onu reddeden Facebook uygulamasını 16 milyon dolara satın aldı.

“Facebook beni hayal kırıklığına uğrattı. Bazı muhteşem insanlarla tanışmak için harika bir fırsattı. Hayatın bana getireceği bir sonraki macerasını dört gözle bekliyorum.”

11) Vincent Van Gogh

goghHayatı boyunca tek bir resim sattı, o da arkadaşlarına. Yıllarca sinir bozukluğu ve ruh hastalıklarıyla boğuştu. 900’ün üzerinde yağlı boya resmi yaptı. Yaptığı eserler dünyanın en değerli ve en pahalı resimleri olarak kabul edildi.

Resim yapmayı hayal ettim ve hayal ettiğim resmi yaptım.”
Hiçbir şey yapmamaya cesaretimiz olmasaydı, hayat nasıl olurdu?

12) James Dyson

DSC_7322.jpg15 yılını vakumu icat etmeye adadı. 5 bin 126 başarısız denemenin sonunda günümüzde kullanılan halini yaratabildi.

1993 yılında milyon dolarlık teknolojik şirket kurdu. Dyson markası şu an tüm dünyada en çok satılan elektrik süpürgesi oldu.

Gercekleştiğini görmek için inatçı bir fikre inanmanız gerekmektedir. Her başarısızlık beni gerçekleştirmeye daha çok yaklaştırdı.

13) Micheal Jordan

jordanOkuldaki ikinci yılında okul takımına girmeye calışsa da 1,80’lik boyunun kısa görülmesi nedeniyle takımdan çıkarıldı. Günlerce odasından çıkmayıp ağladı.

Tüm zamanların en iyi basketbolcusu oldu. Aynı zamanda basketboldaki en iyi savunma oyuncusu olarak ünlendi.

Kariyerim boyunca 9 binden fazla başarısız atış yaptım. 300’den fazla oyun kaybettim. 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım. Çabaladıkça başarısız oldum. Başarısız oldukça çabaladım. Başarımın sırrı işte budur.”

14) Stephen King

stephen kingİlk kitabı Carrie 30 kez reddedildi. “Olumsuz ütopyalari ele alan bilim kurguyla ilgilenmiyoruz. Bu tarz romanlar satmaz” gibi yorumlar aldı. Aldığı olumsuz dönüşler yüzünden yazdıklarını çöpe attı fakat eşi tekrar denemesi için onu cesaretlendirdi.

Eserleri 350 milyondan fazla kopya sattı. Kitaplarının çoğu sinemaya ve çizgi romana uyarlandı. Onlarca ödül aldı.

Yetenek sofra tuzundan ucuzdur. Başarılı insanları, yetenekli insanlardan ayıran özellik çok çalışmalarıdır.

15) Henry Ford

fordİlk iki denemesinde kurmaya çalıştığı şirket işe yaramadı. Yarattığı ilk prototipi işe yaramadı. İkinci denemesinde yönetim kurulu şirketi dağıttı ve Henry Ford’a olan inançlarını kaybettiler.

3’üncü şirketi olan Ford Motor’un sahibi olarak, dünyanın en zengin ve tanınan kişisi oldu. Ford’un otomobil üretim taslağı sadece sanayi üretimini değil “Fordizm” kültürüyle de etkiledi. Pahalı olmayan malların kitlesel üretimi çalışanlarının yüksek vergileriyle eşleşti.

“Başarısızlık, daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir.”
“Yapabileceğinize inansanız ya da inanmasanız da, haklısınız.”

16) Larry Page & Sergey Brin

google

Kolaj projesi bir parçası olarak bir arama motoru yaratmak icin sayfa tıklama algoritması geliştirdiler. Birçok internet şirketine pazarlamaya calıştılar fakat hep reddedildiler. Kimse bu fikirlerini dikkate almadı. Google Inc. şirketi bugün dünyadaki en iyi arama motoru olan internet devidir.

“Büyük problemleri çözmek küçük problemlerden kolaydır.”

“Dünyayı değistiriyorsanız, önemli şeyler üzerine çalışıyorsunuz demektir. Sabahları uyanmaya heveslisinizdir.”

Kaynak: The Plaid Zebra

Kendi çizgisinden hiçbir zaman uzaklaşmayan bir kadın: Tezer Özlü

0

“Dünya da herkesi sevebilirsin ancak herkesi kucaklayamazsın. Bu yüzden insan en yakınındakini kucaklar. Ben de kızımı kucakladım. O da uyuyor.”
Tezer Özlü

Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı roman, küçük yaşlarda yaşanılan buhranların, aile problemlerinin, okul yıllarının, arkadaşlıkların ve hayatı sorgulamasıyla başlayan bir maceranın; evlilikte bulmak istediği sevgiyi bir türlü bulamayıp, umut yolculuğuna uzanan bir hayat hikâyesini anlatıyor.

Taşra nasıl da insanı büyütür ve besler doğasında… Tezer Özlü de taşranın, doğanın bir parçası hissetmişti kendini. Küçüklüğünde taşradan ayrılıp büyük bir şehrin kucağına düşmüş ardından tekrardan doğaya, umuda dönen küçük bir kadının tüm serzenişlerini içeriyor bu kitap.

Kitabın ilk bölümü olan Ev’de geniş tahta evler arasındaki meyve bahçelerinden ayrılmanın hüznünü veren Özlü; betonlaşmaya yüz tutmuş evlerin sıkışmış sokaklarında, grinin bir kente hükmetmesine maruz kalan küçük bir evin tüm detaylarını zihnimizde canlandırıyor.

Evde altı kişi yaşıyorlar. Baba, anne, Süm, Bunni, ağabey ve kendisi. Özlü, bu bölümde baba karakterinden oldukça rahatsız. Babasının beden eğitimi öğretmenliği yapmasından kaynaklı kuralcı ve otoriter duruşları, evin içindeki eylemlerin birçoğunda ataerkil bir yapının izlerini görünür kılıyor.

tezer ozlu 7

Özlü, babanın sabahları çizgili, bol pijamasını çıkarmadan düdüğünü öttürmesini, babasının kuşağındaki Türk erkeklerinin büyük bir ordu ve askerlik sevgisi beslemelerine bağlıyor. Ayrıca odalarındaki çalışma masasında babasının çocuklarına dair öğütlerinin asılıyor olması, fazla elektrik yakılmasın diye ampulleri karanlık ile aydınlık arasında ışık verenlerinden seçilmesi, kimsenin olmadığı yerde ışık yanarsa çok öfkelenmesi, holdeki gömme büfenin önünü, Atatürk köşesi yapması, ulusal bayram günlerinde İstiklal Marşı’nın söyletmesi; evde, baba figürünün hakimiyetinin fazla; ortaklık modelinden ise yeterince bahsedilmediği görülür.

tezer-ozlu-1Anne, kitap boyunca çok kısıtlı işlenmiş; ev bölümünün başlarında soğuktan ve yalnızlıktan korunmak adına annesine sarılarak uyumasının yanında anne-baba arasındaki sevgisizlikten bahsedilerek ikili arasında hiçbir sevgi, sıcaklık olmadığını, annesinin babasını bir erkek olarak sevmediğini davranışlarından belli ederek, küçük burjuvalar gibi, sorumlulukların zorunluluğu ile birbirlerine bağlılığı açıkça dile getirmiş. Bu da küçük yaşlardan itibaren Özlü’nün gözlemlediği, aile içi bireylerin sevgi bağlamındaki yetersizliklerini bileyip; kendi öz yaşamında oluşturacağı ikili ilişkilerde insanı sevme, kadınlığını sevme sonrasında cinsiyetçi tanımlarında özgür bir duruşa ait sahipliliğini ortaya koyacaktır.

Kardeşi olan Süm ise İstanbul’a daha önceden gelmesi dolayısıyla her şeyi daha çabuk kabullenmiş durumdadır ki kentin kalabalık ve bunaltıcı havasından rahatsız değildir. Kentin öğretilerini ablasına anlatmakta zorluk çekmez. Ancak Özlü burada bir çatışma yaratarak kardeşinin kabulleniş serüvenine dahil olmak istemez. Özlü bu kısımda doğal olan bir dünyada kendini var edebilme serüvenine ısrarla katılmak ister. İstanbul gibi bir kent onun kendi gerçekliğine bir gölge düşürür.

Taşra’da yaşanılan zamanda aile arasındaki ilişkiler romana yansıtılmaz. Sevgisizlik, doğal tezer ozlu 5ortamdan uzaklaşma, küçük evlerin yarattığı huzursuzluk bunların hepsi büyük bir şehre atılan gerçeklikte karşımıza çıkar. Oysaki Özlü, hayalciliği kişi üzerinde öyle derinlemesine işlemiştir ki nesnelerin üzerinde durulan benzetmeleri ve arzulanan hayatları gerçek olan zamanın tam karşısına yerleştirmiştir.

Diğer etken bir karakter olan Bunni’nin, Özlü tarafından tanımlanması ise şu şekildedir: Çamaşır, bulaşık, namaz, oruç ve çarşamba pazarı… Bunni, ataerkil bir ailenin içinde kadınlık görevlerinin tamamını üstlenen bir kişiliktir. Bu durum Özlü’ye kendi kadınlığını ve ahlakını sorgulamada önemli bir etkendir. Bunni’nin kadınlığındaki kabullenişini ve hizmetkârlığını eleştirir. Kendisini her gün yeniden doğmuş bir kadın modeline dair her yaşında yeni bir bilginin karşısında yeni bir özellik elde eder. Bu da onun varoluşsal çabasının bir göstergesidir. Direniş hikâyesidir. Abisi ise evin içinde tüm ayrıcalıklara sahip bir bireydir (kendine ait oda, masa, dolap ve benzeri.) Abisinin yaşının ondan büyük olmasına bağlayarak bazı kriterlere sahip olduğunu söyleyebilsek de evin içindeki erkek egemenliğine az da olsa vurgu yapar niteliktedir.

tezer ozlu 8Anne-kız arasındaki sevgi bağının az olması, baba otoritesinin fazlalılığı, Bunni’nin gelenekçi, muhafazakâr bir kadın olarak evin tüm işleriyle ilgilenmesi ve boğucu bir eve duyulan nefret; anlatıcı tarafından küçük yaşlardan itibaren çocukluk buhranını yaşayıp ardından melankolik ruh haline dönüşen bir hayat perdesini araladığını gösterir. Bu melankolik durum onun tüm hayatı boyunca etkisi altına alır. Sıradan bir üzüntü ve melankoli olarak adlandırılmayan bu durum Freud’a göre psikanalizin bir konusu olarak onun tüm vücudunu saran beraberinde de “ölüm dürtüsünün somutlaştırılmış bir biçimi” olarak kişinin intiharına sürükleyici olan tüm yolları denediğini romanda görebiliriz. Ölüm düşüncesinin onu izlemesi, ölüme karşı bir kaygı içinde olmaması ve bunların sonunda günlerdir biriktirdiği ilaçları içerek tüm kuralları reddeden, karşı çıktığı her nesneden intikam almak istercesine bu yolun içinde bir maceraya atılır. Aile içinden kaynaklanan acılar, dış dünyadan kaynaklanan acılar, kendi bedeninden kaynaklanan acılar ve sosyal çevrenin ona verdiği rahatsızlıkların içinde kendi varoluşsal savaşını vermesi onu tüm hayatı boyunca hiç bitmeyen bir buhranın eşiğine sürükler. Sonrasında hastaneler, doktorlar, narkozla birlikte verilen elektroşoklar… teşhis ise manik depressiv… (1) Delilik kisvesi bir zaman sonra onu yalnızlaştırır.

Okul ve Okul Yolu bölümünde, etrafında bulunan her şeyi bir sorgulama içine girmesiyle tüm sosyal eleştirilerini okuyucuya direk sunar (rahibeler, beton evler, tramvaylar, cinsellik.) Kişinin gerçek sevgiye ulaşamamasından doğan ölüm düşüncesi, kişinin yalnızlığından başlayıp hayatına giren tüm erkekleri sarmalayarak; tüm dünyaya duyduğu sevgisiyle özgürlüğün yolunu açması onu tüm zıtlıkların birleştirici etkisini gösterir. Aynı Bunni’ye duyduğu sevginin yanında ölüm ve nefretle bu durumu eşleştirmesi gibi. Çünkü Bunni ve annesinin sahip olduğu ahlakı reddederek kendi ahlak kurallarını oluşturur. Bu bir başkaldırış olarak nitelendirilebilir.

tezer ozlu 4

Hem anlatıcı hem de Tezer Özlü, hayatı boyuncu zıtlıkları birbirine eşleştirmesiyle kendi yolunu var etmeyi başarmıştır. Ölüm-yaşam, umut-tükeniş, sevgi-nefret gibi. Aynı şekilde Tezer Özlü’nün karakteri de sevgiyi özellikle cinsel sevgiyi hayatın en orta noktasına koyarak sevmek ve sevginin her türlüsüne sahip olmak ister. Yaşamı sevgi nesnesine bağlı değildir. Herkesi aynı sevgiyle kucaklama eğilimine sahiptir. Ablasının, Özlü’nün ölümünden on yıl sonra yayımladığı bir günlükte şöyle geçer: “İnsan tüm dünyayı sevebilir, ama belli bir yerde, dar bir çevrede yaşar. İnsan tüm insanlığı sevebilir; ama tüm insanları kucaklayamaz, belki de bir tek en yakınını kucaklayabilir. ‘O’ da kızım ve uyuyor” der. (2)

Bu bağlamda Tezer Özlü’nün bitmez tükenmez bir sevgi yumağının içinde var olduğunu görebilmekteyiz. Bunu kimi zaman bir erkeğe, kimi zaman bir arkadaşına kimi zaman da tüm dünya insanlığına armağan edebilmektedir. Bu ikilemlerin dışında Léo Ferré’nin Konseri adlı bölümde anlatıcının yaşadığı evlilik, hayatında bulunan erkekler, cinsel dürtüler, kaçışlar, özgürlük ve yalnızlık çatışmaları yer alır. Bir erkeği hayatında tamamıyla var edememe durumu mevcut olup karşısındaki erkeği ne kadar sevse de özgürlük bağlamında yaşadığı yalnızlık dürtüsünü, beraberinde peşini bırakmayan ölüm korkusu tüm bedenini kapsamış durumdadır ki bir erkeği hayatında tam anlamıyla var edememektedir.

tezer ozlu 6

Yeniden Akdeniz bölümü ise güneşin yeniden doğuşuyla bir diriliş göstergesi olarak karşımıza çıkar. Tazelik, güzellik, neşe, huzur ve ardından doğa ile kucaklaşma… Tüm bunlar Özlü’nün hayatındaki asıl özün tamamlayıcısı durumundadır. Romanın başında da taşradan kente gidilen bir yolculuk; çemberin tamamlanması gibi kentten taşraya dönüşün simgesini verir. Yeniden doğum, varoluş, umudun yeşermesi…

Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı kitapta yazarın birçok izini bulmak mümkündür. Tezer Özlü’nün çocukluğundan beri başlayan otoritenin, kentin, insanların, tanrının ve ölümün tüm eleştirilerini kitapta açıkça dile getirmesi, onun bir kadın olarak varoluşsal tüm sebeplerini ortaya koymasını sağlamıştır.

1. Manik depressiv: Bipolar bozukluk, kişinin depresyon ve/veya mani, hipomani, ve/veya karışık durumlar geçirdiği duygu durum bozuklukları sınıfını kapsayan tanısal kategoridir.
2. Varlık Dergisi/Şubat 1996/sayı1061 sy.17 (Kitap eki)

Yılın diktatörleri içinde Erdoğan ikinci sırada

Hollanda’da 1926 yılından beri kamu yayıncılığı yapan VPRO, Yurtdışı Bürosu adlı programda bir anket düzenledi. Anket sonuçlarına göre IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi “2015 yılının diktatörü” seçildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise yüzde 82,2’lik oyu ile yılın diktatörleri listesinde ikinciliği aldı.

El Bağdadi’ye ödül olarak, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) tek gidiş bileti verilecek anket sonuçlarına göre, “kıl payı” ikinci olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, halk jürisi tarafından en çok oy verilen isim oldu.

Yarışmanın seçici kuruluna Uluslararası Af Örgütü Direktörü Eduard Nazarski başkanlık etti. Seçici kurulda Tilburg Üniversitesi Uluslararası Hukuk Bölümü’nden Prof. Rianna Letschert ve “Diktatör Virüsü” kitabının yazarı Frank Schaper de yer aldı.

Jürinin listesinde yer alan isimler ise şunlar: Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tayland Kraliyet Ordusu Komutanı Prayuth Chan-ocha, bir Afrika ülkesi olan Brundi’nin Devlet Başkanı Pierre Nkurunziza.

Ebubekir el Bagdadi
IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi

 

Kaynak: ABC, VPRO

Richard Dawkins: İntihar saldırıları ve cadı avları ile Gerin Oil

0

Bu yazı, Aralık 2003 tarihinde Free Inquiry dergisinde yayımlananan Richard Dawkins‘e ait Gerin Oil adlı makaleden Ümit Ninova tarafından Gaia Dergi için çevrilmiştir.

Krıddinal* doğrudan merkezi sinir sistemini etkileyen çok güçlü bir uyuşturucudur. Kullananlarda kendine ve çevresine zarar vermek gibi semptomlar gözlemlenmektedir. Çocuklarda beyinde kalıcı hasara yol açabilir ve bu hasarlar ilerleyen yıllarda tedavisi mümkün olmayan sanrılara sebep olabilir.

11 Eylül 2001’de ABD’de düşürülen dört uçakta da uçağı kaçıran teröristlerin aşırı doz krıddinal kullandığı tespit edilmiştir. Tarih boyunca da krıddinal kullanımından kaynaklanan cadı avlamak, haçlı seferleri gibi sayısız zalimlik yapılmıştır. Ortaçağ’daki savaşların pek çoğuna neden olan krıddinal, günümüzde de Hint Yarımadası ve İrlanda’nın bölünmüş olmasının sebebidir.

Bu uyuşturucuya yeni başlayanlar zamanla mevcut hayatlarında soyutlanır, sadece bağımlılardan oluşan yeni bir çevreye girerler. Bu yeni çevrede genellikle karşı cinsten kimse bulunmaz ve baskıcı biçimde karşı cinsle ilişki yasaktır. Bu cinsel açlık ve çektikleri acı nedeniyle bağımlılar, sağlıklı insanlara ve cinsel yaşamlarına büyük bir nefret ve kin duyarlar.

Diğer uyuşturucular gibi krıddinalin de alçak dozda kullanılması çoğu zaman zararsızdır. Evlilik içi sorunlar veya bir yakınını kaybetmek gibi durumlarda bu uyuşturucunun kullanımı rahatlatıcı etki yapabilmektedir. Yalnız bilim çevrelerinde tartışmalı olan şey, bu tip kullanımın kişiyi daha yüksek doz kullanıma teşvik etmesi ve bir bağımlı haline getirmesi riskidir.

11 eylul

Orta dozda kullanılan krıddinal kendi başına zararlı olmamakla birlikte, kişinin gerçeklik algısını bozabilir. Temeli olmayan batıl inançlara yatkınlık, uyuşturucunun sinir sistemine olan etkisinin bir sonucudur. Bağımlılar, hava boşluğuyla konuşurken görülebilir. Kendi kendine yapılan bu konuşma esnasında bağımlının bir takım kişisel isteklerde bulunduğu tespit edilmiştir. Bu istekler kimi zaman fizik kanunlarına bile aykırı olabilir. Gerçeklik algısının tamamen kaybolduğu bu tür anlarda, bağımlıların bu isteklerini mimikler ve tekrarlanan vücut hareketleri ile desteklemeye çalıştığı da gözlemlenir.

Yüksek doz kullanımında ise bağımlı halisünasyon görür. Gerçekte varolmayan şeyler görünebilir, varolmayan sesler duyulabilir. Hatta bu seslerle konuşulabilir. Sık sık böyle yüksek dereceli hayali diyaloglar gerçekleştiren bağımlılar, diğer bağımlılar tarafından bir çeşit önder veya lider olarak seçilebilir. Lideri takip etme dürtüsü uzun süreli olabilir ve lider öldükten sonra bile devam edebilir.

Kronik bağımlılar, korku ve dehşet verici hayali yolculuklar yapabilir. Bu genellikle zombilerin bulunduğu, oraya düşenlere sonsuza kadar işkence yapılan ve acı çektirilen fantastik evrenlerdir. İğrenç işkencelere ilgi duyulması bu uyuşturucunun karakteristik özelliğidir. Cinsellik takıntısına yukarıda değinmiştik. İşkence etme kültürünü besleyen bazı başka Krıddinal ritüelleri arasında, kırbaçlamak, ölümüne taşlamak, el kesmek, çarmıha germek sayılabilir.

zombiBelki bu kadar tehlikeli bir uyuşturucunun yasaklanmış olduğunu ve tacirlerinin cezalandırıldığını düşündünüz. Ama hayır, dünyanın her yerinde açık olarak, üstelik reçetesiz olarak dağıtılmaktadır. Bu uyuşturucunun sayısız taciri var ve bunlar hiyerarşik bir biçimde örgütlenmiş durumdalar. Gerek sokaklarda, gerekse kendilerine özel yaptırdıkları binalarda açık seçik bu ticareti yapıyorlar. Bu kartellerin başındaki ”baba”ların, toplumda yüksek pozisyonlara ulaşmış pek çok kişi üzerinde doğrudan etkinlikleri var, hatta devlet başkanları üzerinde bile. Devletler bu durumu görmezden geliyorlar ve hatta bu ticaretin rahat yapılması için destek veriyorlar. Daha kötüsü, uyuşturucunun ne olduğundan habersiz çocukların genç yaşta bu tuzağa düşmelerine sebep oluyorlar.

richard-dawkins
Richard Dawkins

Beni bu makaleyi yazmaya sevk eden olay, Hindistan’ın Bali adasında bir katilin gülen yüzü. Bu katil hiçbirini tanımadığı çok sayıda masum turisti toplu halde öldürmüş. Ve şimdi de mahkemede ölüm cezası almış. Mahkemedekiler katilin neden mutlu olduğu konusunda şaşkınlar. Katil ise ölümü “dini için şehitlik” olarak gördüğü için çok mutlu. İşte bu mutluluk, ancak bir eroinmanın yüzündeki gülümseme ile tam olarak benzeşmektedir. İşte bu noktada da devreye yüksek oktan krıddinal giriyor!

Ölüm cezasına karşı olmak veya olmamak bir yana, şu olayda idamın aynı zihniyetteki diğer potansiyel katilleri caydırmayacağı gayet açık. Önemli olan nokta bu olayları olmadan engellemek, en başta çocukları bu uyuşturucunun tuzağına düşmekten korumamız gerekiyor.

Richard Dawkins

*Orijinal adıyla Geriniol veya Gerin Oil. Religion kelimesinin anagramıdır. Türkçe’ye dindarlık kelimesinin anagramı olarak Kriddinal diye geçmiştir.

Kızının odasını masal diyarına dönüştüren babanın hikâyesi

Kızı için harika bir ağaç ev inşa eden babanın bu çalışmayı nasıl yapacağı konusunda gerekli teknik bilgisi ve fiziksel alt yapısı yoktu. Öncelikli olarak grafik tasarımı ve video oyunlar yapan bir şirketten kendisi için bir model hazırlamalarını istedi.

Ağaç evin sağlam olması için iskeletin demir ve çelik malzemelerden yapılması gerekiyordu ve bunun için özel kaynakçılık dersleri aldı. 18 ay süren çalışma için yaklaşık 5 bin dolar harcama yapıldı. Ağaç ev yaklaşık üç yetişkin insanı taşıyabilecek dayanıklılıkta.

agac ev 4

agacev 1
agac ev 3

agacev 2

“Kızım içinde oturup kitap okuyabileceği bir ağaç ev yapmamı istedi.”agac ev 5

Ağacın iskelet kısımını tamamlamam yaklaşık 100 saat sürdü ve bunu yapabilmek için özel kaynakçılık dersleri aldım.agac ev 10Ağacın gövdesini ve üst örtüsünü hazırlamak için 50 saatlik bir çalışma yaptım.”agac ev 7agac ev 9“Masalsı detayları ve pek çok süslemeyi Michael’s Art isimli bir dükkandan aldım, yıldızımsı ışıltılar içinse noel süslerini kullandım.”

agac ev 6

Kaynak: Bored Panda  

Tanzanya’da eşi benzeri olmayan beyaz zürafa görüldü

İlk bakışta fotoğrafın renkleriyle oynandığını sanabilirsiniz fakat güzeller güzeli beyaz zürafa Omo, 15 ay önce böyle dünyaya geldi. Derisinin beyazlığına albinoluk benzeri kalıtsal bir bozukluk olan leucism sebep oluyor. Hastalık bölgesel pigmentasyon kaybına yol açıyor.

Omo ilk olarak Vahşi Doğa Enstitüsü, Wild Nature Insitute, kurucusu aynı zamanda bilim insanı Dr. Derek Lee tarafından Tanzanya’daki bir ulusal parkta görüldü. Dr. Lee, Omo’nun diğer zürafalarla iyi anlaştığını söyleniyor.

Gözlemlere göre Omo, her zaman normal renkli zürafalardan oluşan bir sürüyle dolaşıyor. Gruptaki zürafalar ise Omo’nun farklı görünüşüne aldırmıyor.

Vahşi Doğa Enstitüsü ve ortakları, Omo ve akrabalarının hayatta kalabilme şansını arttırmak için zürafaları koruma üzerine çalışıyor. Bu konuda en büyük mücadeleyi yasa dışı avlanmaya karşı veriyorlar. Çünkü yetişkin zürafalar etleri için sürekli olarak yasa dışı yollardan avlanıyor. Omo için korkulan senaryo ise farklı rengi yüzünden avcıların hedefi haline gelmesi.

Omo bugüne kadar görülen tek beyaz zürafa

Dr. Lee ve arkadaşları, yasa dışı avcıların yanı sıra aslan, sırtlan gibi avcılara yem olmadan bugüne kadar hayatta kalan 15 aylık Omo’nun uzun bir hayat yaşayıp bir gün kendi yavrularının olmasını umuyor.

beyaz zurafa 2

Kaynak: Bored Panda

“Minik ev” köyü Seattle’daki evsizlere kapılarını açıyor

Önceden üzerinde tek bir ailelik ev bulunan arsada şimdi evsizler için 14 minik ev var.

Projeyi dar gelirlilere konut sağlama üzerine kâr amacı gütmeyen bu kuruluş (Low Income Housing Institute) iki ortağı ile birlikte yürütüyor. Kuruluşun iletişim uzmanı Aaron Long bölgede bir evsizlik krizinin yaşandığını ve bu tür bir projeyle daha çok insana daha kısa zamanda ulaşabileceklerini söylüyor.

Evsizlere ücretsiz konut sağlamak evsizlik sorunuyla başa çıkmakta çok etkili bir yöntem. Evsizlere sokakta bakmaktan da daha az maliyetli. Kuruluş aynı zamanda evsizler ve dar gelirliler için apartmanlar inşa ediyor. Ancak bölgede çok fazla evsiz var ve herkes için apartman yapmaya yetecek mali kaynak yok.

Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 10
Aaron Long’a göre kamplara yada minik ev köylerine gerek kalmaması için makul fiyatlı konutlar hatta evsizler için ücretsiz konutlar yeterli sayıda olmalı. Ancak bu konuda ne siyasi irade ne de fon mevcut. Diğer yandan, bir minik evi yaklaşık 2 bin dolara kurabiliyorsunuz.

Minik ev fikri 2013’te, kuruluşun Seattle’da büyük bir çadır kentle çalışmaya başladığında ortaya çıkıyor. Çalışmalar başlar başlamaz çadır hayatının özellikle Seattle’ın kış şartlarında ne kadar zor olduğunu fark etmeleriyle çadır yerine basit kulübeler kurmaya başlıyorlar. Sonrasında kulübelerin gelişmiş versiyonları olan minik evleri tasarlamaya karar veriyorlar ve bölgedeki okullardan, marangozluk kurslarından yardım talep ediyorlar.

Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 3 (1) Projede yer alan bir başka kuruluş ise tasarla-inşa et programlarında 13-19 yaş arası öğrencilerle çalışan Sawhorse Revolution. Minik evlerin en büyüğünün tasarımı bu öğrencilere ait. Tasarımcılardan 16 yaşındaki Audrey’e göre, güvenli bir çatı altında olmayı çoğu kimseden daha fazla hak eden insanların bu haklarını elde etmelerine yardımcı olmak bugüne kadar yaptığı en tatmin edici iş olmuş.

Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 5 (2) Minik evlerde yaşayan herkes temel gıda, okul, konut arama gibi hizmetler için yardım alacak. Kuruluşun esas hedefi köy sakinlerinin kalıcı bir ev bulmalarına yardımcı olmak. Bu yüzden köyde kimse çok uzun kalmayacak.

Peki ya önyargılı sokak sakinleri? Aaron Long, medya bu konuyla ilgilendikçe “benden uzak olsuncu” yaklaşımın değişeceğini savunuyor. Çünkü köyler açılıp yaşam başladığında insanlar köylerin ne kadar düzenli bir şekilde işlediğini görüyorlar. Bu kamplar, insanların otoyol kenarlarına çadırlarını diktikleri kontrolsüz kamplardan çok daha iyi komşular oluyorlar. Böylece herkes memnun oluyor.

Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 5 (1) İnsanların küçük evleri sevmeleri de projenin benimsenmesini kolaylaştırıyor. Köydeki evler tasarımları ve rengarenk boyalarıyla oldukça şirin görünüyorlar. İnsanlar bu evleri görünce gayet yaşanılabilir olduklarını düşünüyorlar.

Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 7 (2) Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 1 Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 3 (2) Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 9 (2) Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 7 (1) Minik ev koyu Seattle’daki evsizlere kapilarini acıyor 9 (1)

Kaynak: Fast Company

Penrose’un sanal gerçeklik filmi “Allumette” ile büyülü bir dünyaya davetliyiz

47

Sanal gerçekliğin en güçlü stillerinden biri diorama tekniğidir ki fotoğrafta tamamen gerçekçi bir ortam oluşturmak yerine çevrenizdeki her şey, sizin boyutunuza gelecek kadar sanal olarak küçültülür. Dünya neredeyse bir bebek evine dönüşür ve her parçasını yakından görmek mümkün hale gelir. Sanal gerçeklik gözlüğünü taktığınız zaman ise oluşan bu dünyanın sahnelerinde hareket edebilir, zemini incelemek için çömelebilir, dışarıda neler olup bittiğine pencereden göz atabilir hale geliyorsunuz.

Penrose Studios tarafından, Oculus Rift, DreamWorks ve Pixar mezunları ile Penrose’un kurucusu aynı zamanda CEO’su Eugene Chung tarafından bir startup projesi olarak başlatılan Allumette tam da bu nokta çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Allumette, bulutlar içinde yüzen Venedik benzeri bir şehre, büyülü bir asaya sahip olmaya gelen küçük bir kız çocuğunun hikâyesi. Şirketin “sevgi, fedakarlık, bir yetim ve annesi arasında sonsuz bir bağ” olarak tanımladığı bu hikâyenin 20 dakika sürmesi planlanıyor ve bu süre ortalama sanal gerçeklik filmlerinden daha uzun.

Hans Christian Andersen’in kısa öyküsü The Little Match Girlden alınarak oluşturulan filmde, küçük kız elinde tuttuğu sihirli sopayı kontrol ediyor. Sanal gerçeklik oyunlarında pek tabii el kontrolü sağlama yaygın ve deneyimsel modlarda olsa da bu özelliğin kullanıldığı ilk hikâye olması onu ayrıcalıklı yapıyor.

Allumette 5Allumette bir bebek kadar küçük olmasına rağmen yürürken ya da durur pozisyonda Laika Studios filmlerindeki Caroline, Paranorman ve The Boxtrolls gibi karakterlerden biri gibi görünüyor. Gemi ile uçtuğunuz sahnelerde, yüzeyde hareket ederken şehrin taş köprülerini keşfedebiliyor, etraftaki şeylerin nasıl saat gibi işlediğine ve diğer yapılara da yakından bakabiliyorsunuz.

Penrose Studios CEO’su Eugene Chung San Francisco’da sanal gerçeklik çalışmaları yapıyor.
Penrose Studios CEO’su Eugene Chung San Francisco’da sanal gerçeklik çalışmaları yapıyor.

Allumette 3Chung “Bir deneyime sahip olurken nesnelerin gerçekten önünüzde durduğunu ve varlıklarını hissetmeniz gerek” diyor ve şirketin çalışmalarında da bu durum temel olarak ele alınıyor. “Nesnelere uzanmak ve onlara dokunmak inanılmaz bir duygu, çalışırken beni durduran tek şey ise odada bulunan diğer insanların yanında aptal gibi görünmek istemiyor olmamdı” diyerek ekliyor.

Chung’ın yarattığı ve yönettiği Allumette’nin, Oculus Rift, Sony PlayStation VR ve HTC Vive dahil olmak üzere birçok sanal gerçeklik platformlarında, bu yıl tüketicilere sunulacak hale gelmesi planlanıyor.

Kaynak: Mashable

“Dünya varmış”: EkoHarita yayında!

Beta sürümü ile yayına başlayan EkoHarita internet projesi, bizleri “dünya varmış” mottosu ile selamlıyor.

İnternet dünyası sonsuz kaynak akışını sağladığı gibi bilgi kirliliği açısından da çetrefilli ve yanlış sonuçlara yol açabiliyor. EkoHarita da; bir araya getirilmesi gereken, her geçen gün artan, giderek kirlenen bilgi akışını kullanılabilir hale getirmek ve kolay erişim sağlamak amacıyla kuruldu. Aynı zamanda bir iletişim ağı, bir platform, bir dayanışma ağı ve bilgi bankası misyonunu da üstleniyor.

Gönüllü ekip tarafından oluşturulan, bu bağımsız sosyal ağa kayıt yaparak paylaşımlar yapabileceğiniz gibi tartışma grupları açabilir, forumdaki konulara fikirlerinizi yazabilirsiniz. Ayrıca havadisler bölümünde de yazıdan haberlere, etkinliklerden videolara birçok bölümde bilgi alışverişi de yapabilirsiniz.

EkoHarita 1

Gaia Dergi’ye konuşan EkoHarita kurucularından Alper Can Kılıç, 8-9 senedir ekoloji alanıyla iç içe. Kılıç hikâyenin temelinin 2010 yılına, Bayramiç Yeniköy’de gerçekleşen ilk Türkiye Permakültür Buluşmasına dayandığını söylüyor. Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü – Marmariç’te düzenlenen ikinci buluşmanın konularından biri olan bu proje zaman içinde şekillenmiş.

eco-300x300-beta-smİlk olarak ortaya eko blog fikri çıkıyor ve bu fikir de sanal ekolojik ağ haline geliyor. Yağmur Kutlar, Sedef Güneş, Bilge Özün ve Müge Alaboz‘un da destekleriyle proje şekilleniyor. Bir yıl süren teknik çalışmaların arından 2016 Ocak ayında harita yayınlanıyor.

Sistemde geliştirilmesi gereken noktaların ve hataların olduğunu ekleyen Kılıç, çalışmanın şu an beta yayın olduğunun altını da çiziyor. Geri dönüşlerle hataların giderileceğini ve yeniliklerin yapılacağını da ekliyor.

EkoHarita Kılıç’ın ilk projesi değil. Daha önce Kızıltepe Permakültür, Dodo Seramik Atölyesi, Gezen Tohumlar gibi başka projelere de internet alanında gönüllü destekleri olmuş. Herhangi bir kuruma veya kişiye ait olmayan EkoHarita; kolektif bir bilincin çoğalması, ekoloji kavramının yaşayarak gelişmesi gibi konular için ortaya çıkartılmış.

EkoHarita 2Ekoloji çerçevesindeki konuları öğrenmek, öğrenilenleri aktarmak ve bunları hayat ile bütünleştirmek bilinci ile dokuz yıldır hayatını devam ettiren Kılıç, topluluk olma ve paylaşma bilincini yaşatmak için kendi imkânları doğrultusunda EkoHariya’yı oluşturduklarını söylüyor. Bunun aslında tek bir kişinin değil bir kesimin hayalinin olduğunu ve kendilerinin ise sadece başlangıç yaptıklarını ifade ediyor.

“Ortak hayallerden doğan bir kolektif bilince varmak niyetindeyiz. Tek arzumuz, öğrenmek, paylaşmak, tanışmak ve birlik olmak.”

Hakkında sayfasında yer alan gönüllü formunu doldurarak bu tatlı projeye yardımcı olabilirsiniz.