Ana Sayfa Blog Sayfa 552

Gökbilimciler ilk kez evrim sürecindeki bir gezegeni fotoğrafladı

0

Amerika ve Avustralya’dan araştırmacılar, Dünya’dan 450 ışık yılı uzakta olan LkCa 15 yıldızını ve yıldızı kuşatan sistemin döngüsünü gözlemledi. İlk kez güneş sisteminin dışında yer alan bir gezegenin oluşum süreci inceleniyor, şimdiye kadar keşfedilen 2 bin gezegenden hiçbirinin evrimine tanık olmadık.

Meslektaşı Kate Follett ile araştırmaya önderlik eden Arizona Üniversitesi’nden gökbilimci Stephanie Sallum ise heyecanını dile getirdi: “Oluşumunu sürdüren bir gezegeni ilk kez fotoğraflıyoruz.” Follett ise daha önce bu konuda farklı açıklamaların getirildiğini fakat son fotoğraflarla doğruluğunun kanıtlanmış olduğunu belirtti.

lcka1Nature dergisinde yayınlanan bulgular, LkCa 15’in genç yıldızların çevresinde şekillenen protogezegensel disk tarafından kuşatılışını betimliyor. Fotoğraflarla desteklenmiş olan hipoteze göre, diskin içindeki gezegenler yıldız kalıntılarıyla birleşerek büyümeye devam ediyor.

“Bu sistemi seçmemizin nedeni, genç bir yıldızın etrafında şekilleniyor oluşu. Büyük bir halka gibi. Alışılmadık olansa, içinde güneş sistemi büyüklüğünde bir boşluk olan diskler. Böylesi bir boşluk ancak gezegenlerin oluşum sürecinde ortaya çıkabilir.”

lkca2

Gelişmiş optik sistem

LkCa 15 yaklaşık 2 milyon yaşında. Bir yıldız için genç sayılabilir fakat yeni gezegenlerin oluşmasını sağlayacak toz diskinin oluşması için yeterince güçlü. 2009 yılından beri devam eden gözlemde oluşumunu sürdüren üç gezegen tespit edildi. 

Macellan Teleskobu’nun gelişmiş optik sistemi MagAO ve yardımcı teleskoplar sayesinde, araştırmacılar LkCa 15 yıldızının ve LkCa 15 b adını verdikleri gezegenin hareketlerini ve yaydıkları ışık şiddetini ayırt edebildi. Bu sayede, daha uzak yıldız sistemlerindeki gezegen oluşumları da tespit edilebilir.

Kaynak: Science Alert

Bir adaya terk edilen eski deney şempanzeleri, ellerindeki yiyecekleri paylaşıyor

Şempanzeler ellerindeki her şeyi kaybetmelerine rağmen, ki bu durum için beşeriyete ayrıca teşekkür etmek gerekir, yine de birbirlerine sahip çıkıyorlar.

Etti adlı şempanze, Liberya’daki küçük adalardan birinde yaşıyor. Kendisi ve beraberindeki arkadaşları, yıllarca New York Blood Center‘ın (NYBC) acı verici tıbbi deneylerinde kullanıldılar. Deneylerde kullanılmaz hale geldiklerinde ise bu adalar topluluğuna terk edildiler. NYBC, birkaç yıldır adalara gönderdiği gıda miktarını gün geçtikçe azaltıyor (çünkü bu adalarda doğal yiyecek kaynağı bulunmuyor). Bu yaz ise şempanzelerin açlıktan ölmek üzere olduklarını açıkladılar.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-1
Jenny Desmond / Humane Society of the United States

Şimdilerde, düzenli yemek garantisi olmayan bu ortamda, şempanzeler tamamen gönüllülerin vicdanına kalmış durumda. Ama yine de Etti, yemeğini 2 yaşındaki kızıyla ve adadaki diğer genç şempanzelerle paylaşmaya devam ediyor.

Gönüllülerden biri, Humane Society of the United States‘e (HSUS) ait Facebook sayfasında Etti ile ilgili olarak “O bütün bebeklere karşı çok tatlı bir anne. Her ne kadar kendisi pirinç toplarına bayılsa da her defasında onları kendi kızı ve diğer bebek şempanzelerle paylaşıyor” diye belirtiyor.

Şu anda 29 yaşında olan Etti, laboratuvarla ilk tanıştığında sadece 1 yaşındaydı. Laboratuvarlarda geçirdiği yıllar boyunca NYBC ona 61 kez acı dolu karaciğer biyopsisi yaptı, yüzlerce kere anestezi vererek uyuşturdu ve sonrasında onu Liberya’daki bu adaya terk etti. Etti’nin bir sürü bebeği oldu ve sonuncu kızı hariç bütün bebekleri öldü.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-2
Jenny Desmond / Humane Society of the United States

Bugün bu küçük adada yaşayan Etti gibi 60’tan fazla şempanze bulunuyor. Bunlardan çoğu doğal yaşam ortamından koparılıp alınmış. Diğerleri ise egzotik evcil hayvan olarak alınmış; ancak sahipleri sıkıldığı zaman onları laboratuvara terk etmiş. Bu adada bulunan her bir şempanzenin, aynı Etti gibi üzücü bir hayat hikâyesi var.

Şu anda 39 yaşında olan Spring Rol, yıllarını NYBC tarafından deneylere tabi tutularak geçirdi. Laboratuvarda geçirdiği yıllar boyunca yaklaşık 300 kere anesteziye maruz kaldı ve 45 acı dolu karaciğer biyopsisi yaşadı. Gözlerinden birini, araştırmacılardan birinin onu yanlışlıkla sakinleştirici tabancayla vurmasıyla kaybetti.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-3
Jenny Desmond / Humane Society of the United States

Samantha 41 yaşında ve adadaki en yaşlı şempanze. O da çok uzun yıllarını NYBC’de geçirdi ve yıllar boyu boynundan tırmanma merdivenine zincirlenmiş şekilde yaşadı.

Gönüllü grubundan biri onunla ilgili olarak, “Bakıcıları onun çok zeki bir şempanze olduğunu söylemişlerdi. Yıllar önce adaya ilk terk edildiğinde, adadaki birçok genç şempanzeye bakıcı annelik yaptığını sevgiyle hatırlıyorum” diye belirtiyor.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-4
Jenny Desmond / Humane Society of the United States

Juno laboratuvara ilk defa test amaçlı getirildiğinde 1985 senesiydi ve o daha 4 aylıktı.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-5
Jenny Desmond / Humane Society of the United States

Bullet bebekken, annesi vurularak öldürüldü. Yıllarını deneylere tabi tutularak geçirdiği NYBC’ye gönderilmeden önce, kendisi de vurulmuştu ve bu yaralanma nedeniyle sağ kolunu kaybetmişti.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-6
Jenny Desmond / Humane Society of the United States

NYBC bu baharda adaya gönderdiği tüm yardımları kesince, tüm şempanzeleri bilerek ve isteyerek açlığa terk etmiş oldu. Araştırmacılardan oluşan grup ise şempanzelerin tüm hayatlarını mahvettikleri gibi bir de hayvanların bakımı ile ilgili olarak “Böyle bir yükümlülüğümüz yok” açıklamasını yaptı.

Bu açıklama bilim insanları ve hayvan hakları çalışanları tarafından öfkeyle karşılandı. Ünlü primatolojist Jane Goodall kınama içeren açık bir mektup kaleme aldı ve bu durumu “Tamamen şok edici ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Duke Üniversitesi’nden primatolojist Brian Hare ise The New York Times’a yaptığı açıklamada “Daha önce asla bunun kadar mide bulandırıcı herhangi bir şey görmedim” dedi.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-7
Mabel, 35 yaşında, NYBC’nin laboratuvarından sağ olarak kurtuldu. Gönüllüler tarafından sağlanan mısır miktarı da giderek azalıyor. Jenny Desmond / Humane Society of the United States

Tabii ki şempanzelerin iyi olmaları öncelikli sorun. HSUS üyeleri onların durumunu kontrol etmek için aceleyle adaya gitti. NYBC’nin kullanıp adaya attığı 200 şempanzenin şu an sadece 66 tanesi yaşıyor. Çoğu şempanze yıllar boyu maruz kaldıkları deneyler yüzünden sağlık problemleri yaşıyor. Bazıları kör, bazıları topallıyor.

Ama işin en kötüsü NYBC terk ettiği bu şempanzelere taze su kaynağı bile sağlamıyor. Malasef ki NYBC, yıllarca bu hayvanlara eziyet ettikten sonra, onları açlığa ve susuzluğa terk etmekte hiçbir sorun görmüyor.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-8
Nana adlı dişi maymun, adada dünyaya gelen 2 yaşındaki kızına sarılıyor. Jenny Desmond / Humane Society of the United States.

O günden beri, NYBC’nin hayvanlara uyguladığı acımasız davranışlar yüzünden prostestolar sürüyor. Her ne kadar NYBC bu zalimce uygulamaları kabul etmeyi reddetse de insanlar NYBC’nin sorumluluğunu kabul etmesini sağlamak ve yıllarca işkence edip terk ettikleri bu çaresiz şempanzeler için destek sağlamak konusunda kararlılar.

Bütün bunlar olurken gönüllü destek sağlayan gruplar şempanzelerin tüm bakımını üstlenmiş durumdalar. 8 aydır, HSUS ve diğer bakım gruplarının öncülüğünde, yerel gönüllüler ve halktan katılımcılar tüm fedakarlıklarıyla terk edilen şempanzelerin küçük kolonilerinin devamlılığını sağlamaya çalışıyorlar.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-9
Snow White 35 yaşında ve hayatının büyük bölümünü NYBC labaratuvarlarında deneylere tabi tutularak geçirmiş bir dişi şempanze. Bu fotoğrafta elindeki mısırın bir kısmını kendi kızıyla ve FDA adlı diğer dişi maymunla paylaşırken görülüyor. Jenny Desmond / Humane Society of the United States.

Halk desteği olmaksızın şempanzeler bir hafta bile yaşayamazlar.

Şuanda gönüllüler her gün bir bot dolusu taze meyve ve diğer besin maddeleriyle adaya gidiyor ve şempanzelerin yaşamlarına devam etmelerini sağlamaya çalışıyor. Bu bütçenin büyük kısmı ise bireyler tarafından yapılan bağışlardan karşılanıyor.

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-10
Şempanzeler bir sonraki yemekleri için deniz kıyısında bekliyorlar. Jenny Desmond / Humane Society of the United.

NYBC’nin aksine şempanzelerin bakımını üstlenen gönüllüler asla pes etmeyecekler. Şempanzelerin daha iyi bir hayat yaşamaları için gerekli olan tüm ihtiyaçları sağlanana kadar mücadele edecekler. NYBC’nin yapması gereken sorumlulukları üstlenmesi için de baskılarını arttıracaklar.

“Şempanzeler; tabi tutuldukları deneylerden Liberya iç savaşına kadar, 200’den fazla şempanzenin ölümüne neden olaylar nedeniyle zaten çok fazla acı çekti” diye belirtiyor gönüllülerden biri bağış toplama çağrısında. “Sonuçta sizin yardımlarınızla, hep birlikte çalışarak bu şempanzelere hayatları boyunca destek olacak uzun dönemli çözümler üreteceğiz.”

Adada açlığa terk edilen şempanzeler, ellerindeki sınırlı miktardaki yemeklerini de paylaşıyorlar-11
Etti’nin 2 yaşındaki kızı gönüllülerin sağladığı yemeğini yerken. Jenny Desmond / Humane Society of the United States.

Eğer siz de, yemek ve su satın almak için bize katılmak isterseniz buraya bağışta bulunabilirsiniz. Ayrıca NYBC’ye terk ettiği şempanzelerin sorumluluğunu almaları için yazılan bu dilekçeyi imzalayabilirsiniz.

Kaynak: The Dodo 

Olağanüstü dalgaların gökyüzü şöleni: Bulut Tsunamisi

1

Gökyüzü, her zaman yeryüzünün sonsuz denizidir. Bu sonsuz deniz, bize değişik anlamlar katar ve farklılıklar getirir. Fakat gökyüzünün de deniz gibi köpürmesi ve hiddetlenmesi de hayli olasıdır. Bu ilginç meteorolojik dalgalar, Avustralya’nın New South Wales kıyılarına vurdu. Değişik ve ürperten görüntüsüyle çoğunlukla tsunamileri andıran bu bulutlar, sosyal medyada Bulut Tsunamisi lakabını aldı.

Meteoroloji Avustralya Bürosu, bu bulutlar için büyük bir fırtına habercisi olabileceğinden bahsetti. Ağır yağmurlar ve güçlü rüzgarlar getirebilme olasılığına sahip bu bulutlar, Sidney kentinin birkaç kilometre uzağından ölçüldü ve gerekli uyarıların yapılması sağlandı.

Bu masif oluşumlu bulutlar, aslında bir raf bulutu oluşumu olan arkus bulutlarıdır. Raf bulutları ise; tipik bir fırtına içeren üst bulut tabanına bağlı yine fırtınaya yaklaşan bir alt bulutun birleşmesiyle oluşuyor.

Bu garip tsunami görüntüsü ise fırtına bulutlarının birbirlerine karışıp sıcak havanın yukarıya, serin havanın aşağıya çekilmesinden kaynaklanıyor.

Bulut Tsunamileri; Sidney kenti üzerinde hüzünlü bir hava yaratırken bir yandan da bir felaketi andıran görüntüsüyle sosyal medyada oldukça telaş uyandırdı. Fakat dikkatli bakınca aslında ne kadar olağanüstü görüntülerin çıktığı da gözlerimizin önüne seriliyor.

Kaynak: My Modern Met

Yoga duruşlarıyla hayvanları gerçekten anlayabilir miyiz?

Eğer yoga ile herhangi bir temasınız olduysa yoga duruşlarının çoğunun hayvan isimlerinden ilham aldığını fark etmişsinizdir: Köpek, kedi, inek, deve, güvercin, turna, tavuskuşu, balık, kobra, akrep… Peki, neden bu duruşlar ilhamını hayvanlardan aldı? Yoga ve hayvan özgürlüğünün bir bağlantısı var mı?

Belki de her şeyden önce yoganın kelime anlamını biraz deşmek gerekiyor. Yoga, “Yujir” yani birlik, bir olmak kelime kökünden gelmektedir. Yoga kişisel farkındalığımızı geliştirerek tüm canlılarla bir olduğumuzu hatırlatıyor bize. Temelde tüm canlıların aynı ihtiyaçlar için yaşadığını fark ediyoruz ve hiçbir farkımız olmadığını görüyoruz. Yoga duruşlarının isimleri de doğadan alınarak bu bir olma haline bir atıf yapılmak istenmiş belki de.

Kedi, köpek olmanın, kuş ya da kobra olmanın nasıl bir his olduğunu deneyimliyoruz. Deneyimlemekten öte ismini aldığımız hayvan oluyoruz. Mesela; kobra duruşuna bakacak olursak kobranın elleri olmadığını ve başını omurgasından aldığı güçle yukarı kaldırdığını görmekteyiz. Bu duruşa girmek için yüz üstü yatarak ellerimizden yardım almadan başımızı ve göğsümüzü yukarı kaldırıp bakışımızı tavana çevirdiğimizde kobra duruşuna girmekten çok kobra olmanın nasıl bir his olduğunu deneyimliyoruz.

Yoga Hayvan 3

Yoga felsefesine dair en önemli eserlerden biri olan Patanjali‘nin Yoga Sutralarında bahsedilen evrensel etiklerde (yama) başka canlılarla ilişkimizden ve onlara nasıl davranmamız gerektiğinden bahsedilmektedir. Bu etikler sırasıyla şöyledir: Ahimsa (şiddetsizlik), Satya (dürüstlük), Asteya (Kendisine verilmeyeni almamak, hırsızlık yapmamak), Bramacharya (Dengeli davranış, yaşam enerjisini doğru yönlendirmek), Aparigraha (aç gözlü olmama).

Yoga Hayvan 4

Bu değerlerin her biri üzerine sayfalarca makale yazılabilir. Bu yazıda hayvan özgürlüğü ile bağlantılarına kısaca değineceğiz.

Şiddetsizlik yani sevgi/aşk anlamına gelen Ahimsa’yı hayatımıza uygularken en temel kavram olarak şefkatten bahsetmek gerekir. Şefkat aracılığıyla diğer canlılarda kendi varoluşumuzu görebiliriz. Her canlının mutluluk arzuladığı bir gerçek. Yoga pratiği ile tüm canlılarla uyum içerisinde yaşama pratiğini geliştirmemiz mümkün.

Yediğimiz gıdaların nereden geldiği hakkında doğru bilgiye ulaşabiliyor muyuz gerçekten? Ya da bu konuda gerçekleri gördüğümüz hâlde kendimize dürüstçe anlatabiliyor muyuz? Satya yani dürüstlük değeri tam da bu noktada devreye giriyor. Mutlu hayvanlardan (!) ya da özgür hayvanlardan (!) elde edilen ürünleri tüketmeye çalışarak vicdanlarımızı rahatlatmaya çalışıyoruz fakat bir hayvanı öldürmek ya da köle olarak kullanmanın neresi mutlu? Kendimize karşı dürüst olmamız gerek.

Hayvan Özgürlüğü Yoga

Asteya yani çalmamak ise bize ait olmayan bir yaşamı çalmayarak pratik edilebilecek bir değer. Aparigraha yani hırstan uzak olmak ise gerçek ihtiyaç ve isteklerimizi sorgulayarak uygulamaya başlayabileceğimiz bir değer.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada yılda 56 milyar kara hayvanı, mezbahalarda ise her saniye 3 bin hayvan öldürülmekte. Bu gerçek, hepimizin günlük yaşamına korku, terör ya da şiddet olarak yerleşmiş durumda ve her gün bununla yaşayıp bu gerçekle nefes alıyoruz. Yogiler yaşamlarında bu değerleri uygulayarak doğa ile uyum içinde yaşamayı deneyimliyorlar. Yoga duruşlarında hayvan pozlarını canlandırarak hayvanlarla eşit olduğumuzu ve onlardan bir farkımız olmadığını günlük pratiklerine işliyorlar. Belli ki tüm gezegendeki bu şiddet gerçeğini değiştirmek için önce kendimizden başlamamız gerekiyor. Yoga kişisel farkındalıklarımızı geliştirerek gezegenimiz ve bizim için ihtiyacımız olan sevgiyi oluşturacak gücü barındırıyor. Şimdi yoga zamanı!

Fotoğraflar: © Moriya Neva

Türkiye cinsiyet eşitliğinde sınıfta kaldı: 145 ülke arasında 130’uncu sırada

0

Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) 2015 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu yayınlandı. Türkiye 145 ülke içinde 130’uncu sırada bulunuyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun geçtiğimiz günlerde yayınladığı rapora göre, Türkiye cinsiyet eşitliği konusunda pek çok alanda sınıfta kaldı. Bianet’in haberine göre, küresel çapta cinsiyet eşitliğinin sağlanması için tam 118 yıl geçmesi gerekiyor.

Toplumsal cinsiyet alanında başı çeken ülkeler sırasıyla İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç, İrlanda, Ruanda, Filipinler, İsviçre, Slovenya ve Yeni Zelanda. Sıranın sonunda ise Yemen, Pakistan ve Suriye bulunuyor.

(Görsel: Hürriyet Daily News)
(Görsel: Hürriyet Daily News)

Raporda yer alan en dikkat çekici parametrelerden bir tanesi, bir kadının kazandığı 1 ABD dolarına karşılık, aynı işi yapan erkeğin 2,54 ABD doları kazanması. 

Türkiye eğitimde cinsiyet eşitliği konusunda da oldukça gerilerde bulunuyor. Raporun belirttiğine göre, Türkiye’de kadınların okuryazarlık oranı incelendiğinde, küresel çaptaki sıralaması 105’inci sırada.

İş gücüne katılımda kadınların oranına bakıldığında da durum oldukça yüz kızartıcı. Kadınların yüzde 32,20’si iş gücüne katılım gösterirken bu oran erkeklerde yüzde 75,60. Türkiye bu oranlar ile 145 ülke içinde 131’inci sırada bulunuyor.

Tüm ülkelerin bu alanda ilerleme oranlarının da hesaplandığı raporda, Türkiye, 2006 yılından bu yana 0,039 oranında ilerleme kaydedebildi.

Editör Notu: Yayınlanan rapor sadece kadın-erkek cinsiyetleri üzerinden hesaplanmıştır. LGBTİ bireylere raporda yer verilmemiştir.

Hazırlayan :Burak Avşar

Bir İranlının objektifinden: İran’ın kapalı kapılar ardında yaşanan hayatları

İranlı fotoğrafçı Hossein Fatemi, yerel ve yabancı medyanın bize sunduğu İran profilinden oldukça farklı bir İran’ı gözler önüne seriyor. Fatemi’nin hazırladığı An Iranian Journey (Bir İranlının Seyahati) isimli fotoğraf serisi, ülkedeki “farklı” bireylerin varlığına dikkat çekerken, pek çok insanın kafasındaki “İran” düşüncesini yıkmayı hedefliyor.

İran hükümeti ülkeyi imanlı ve dindar bir profilde göstermeyi hedeflese de Fatemi, İran’da kapalı kapılar ardında durumun tam da böyle olmadığını belirtiyor. Yaptığı açıklamada durumu, “Bu bir insan içgüdüsü; toplumun izin verdiği şeylerin de ötesine geçmeye çalışan bir içgüdü” diyerek betimliyor.

Bir kadın satın almayı düşündüğü iç çamaşırını denerken diğer kadınlar, iç çamaşırları üzerine bir muhabbet içerisinde

Hossein Fatemi 1

Fatemi’nin bu fotoğrafları çekmesi oldukça zorlu süreçlerden sonra gerçekleşmiş. Bazı tesislere girebilmek için aylarca beklemek zorunda kalan fotoğrafçı, fotoğrafını çekmek istediği insanların korkularıyla da karşılaşmış. Bazı bireyler tanınma korkusu nedeniyle fotoğrafta yüzünün olmasını istememiş, bazıları da işini kaybetme korkusuyla fotoğraf projesini iptal etmiş. Bu kadar zorluk içinde Fatemi’nin sıkı çalışma sonucunda ortaya çıkardığı proje oldukça muazzam ve kafalardaki İran’ı tam anlamıyla sarsacak cinsten.

Erkeklerin girmesinin ya da çalışmasının yasak olduğu bir dükkan

Hossein Fatemi 2

İki kadın, evde gizli bir şekilde düzenlenen partide içki içip, dans ediyor.

Hossein Fatemi 4

Yerel müzik grubu, gizli bir şekilde prova yaparken

Hossein Fatemi 10

Bir rock müzik grubu, gizli şekilde düzenlenen konserde. Rock müzik İran’da yasak kılınmış müzik türlerinden yalnızca bir tanesi.

Hossein Fatemi 3

Başı açık iki kadın balkonda dinlenirken bir taraftan da sigara içiyor.

Hossein Fatemi 11

Yerel sanatçı Eylya, odasında içki ve sigara içiyor

Hossein Fatemi 6

İki insan mezarlıkta Kuran okuyor

Hossein Fatemi 13

Normalde yalnızca erkeklerin girmesinin serbest olduğu bir bilardo salonunda iki kadın bilardo oynarkenHossein Fatemi 9

Parkta müzik yapan insanlar

Hossein Fatemi 8

İran’da köpeklere temiz olmayan hayvanlar olarak bakılıyor ve evcil hayvan olarak alınmaları sıklıkla karşılaşılan bir durum değil.

Hossein Fatemi 7

Kaynak: My Modern Met 

Hazırlayan :Burak Avşar

25 yaşındaki Nicola, endüstriden kurtardığı tavuklara rengârenk yelekler örüyor

İngiltere’nin Cornwall bölgesinden 25 yaşındaki Nicola Congdon, kurtardığı tavuklara soğuktan korunmaları için kolsuz yelekler örüyor. 

Yaklaşık 60 tavuğa bakan Congdon’un 30 tavuk dostu, daha önceden kafesler içerisinde esaret altında bir hayat geçirmişti. Yumurta ve tavuk endüstrisinde kullanılan tavuklar Congdon’ın şefkat dolu ellerinde yepyeni bir hayat yaşıyorlar. 

Önümüzdeki kış mevsimi için tavuklara annesiyle birlikte küçük, renkli kolsuz yelekler ören Congdon, Mashable’a yaptığı açıklamada, “İnsanları, tavukların kötü şartlar altındaki yaşamlarına dikkat çekebilmek oldukça önemli, çünkü bir tavuk, endüstriden koparıldığında tüyleri oldukça zarar görmüş durumda oluyor. Aynı zamanda onlar için ördüğümüz yelekler, tavuklara da eğlenceli anlar katıyor. Bir taraftan onları sıcak tutarken diğer taraftan da birbirlerini kolayca tanımalarını sağlıyor” diyor.

Ayrıca Congdon, bu yelekleri satıyor. Sattığı yeleklerden gelen gelen para ise Güney Afrika’daki AIDS ile savaşan bir yardım vakfına gidiyor.

25 yaşındaki Nicola, endüstriden kurtardığı tavuklara rengârenk yelekler örüyor

25 yaşındaki Nicola, endüstriden kurtardığı tavuklara rengârenk yelekler örüyor25 yaşındaki Nicola, endüstriden kurtardığı tavuklara rengârenk yelekler örüyor25 yaşındaki Nicola, endüstriden kurtardığı tavuklara rengârenk yelekler örüyor25 yaşındaki Nicola, endüstriden kurtardığı tavuklara rengârenk yelekler örüyor
Kaynak:
Lost At E Minor 

Hazırlayan :Burak Avşar

Transandantal edebiyat: Aldous Huxley

“Hepimizin aynı fikirde olması iyi bir şey değildir. Yaratıcılığı ortaya çıkaran fikir ayrılıklarıdır.”

Dünya bilim ve edebiyat tarihinin en ünlü ailelerinden birisi şüphesiz ki Huxley ailesidir. 19’uncu yüzyılın en önemli biyologlarından birisi olan ve aynı zamanda Darwinizm’in ve Darwin’in en ateşli savunucularından Thomas Henry Huxley (1825-1895), yine evrimsel biyolojinin en önde gelen isimlerinden Julian Huxley (1887-1975), zamanının önemli edebiyat adamlarından birisi olan Leonard Huxley (1860-1933) bu ailenin ünlü simalarındandır.

Bu ünlü ailede dünyaya gelmiş olmanın şansı, Aldous Huxley‘in bugüne aktarımında şüphesiz ki büyük rol oynar.

Aldous Huxley, Thomas Henry Huxley’in torunu, Leonard Huxley’in oğlu ve Julian Huxley’in kardeşidir. Bu genetik mirasın yetenekli bir taşıyıcısı olan Aldous, 52 sene önce 22 Kasım’da hayata vedâ etti.

26 Temmuz 1894’te İngiltere, Surrey’de dünyaya gelen Aldous’un hayatındaki dönüm noktası 16 yaşında geçirmiş olduğu rahatsızlığa bağlı olarak bir süre neredeyse âmâ kalmasıdır, tabii entelektüel bir genetik mirası saymayacak olursak. Görme yetisini neredeyse kaybettiği bu süreçte, Aldous’un kendini keşfetme olanağını yakaladığı açıktır. Öyle ki, o, bu sürecin hemen ardından edebiyata yönelmiş, şiirler ve öyküler yazmaya başlamıştır. 1921’de yayınladığı Krom Sarısı isimli romanı, onun edebiyattaki ilk görünür ayak izidir. Bundan romandan hemen önce yayımlanmış bir kısa öyküsü bulunsa da, onu üne kavuşturan ilk eserin Krom Sarısı olduğu bilinir. Bundan sonra yayınladığı her romanda Aldous’un ünü biraz daha yayılmış ve biraz daha pekişmiş görünür. Edebi tarzı, zamanın önemli edebiyatçıları tarafından övgüye değer bulunmuş olan Aldous’un bugün en bilinen eseri olan Cesur Yeni Dünya, Aldous 38 yaşında iken yayınlanmıştır.

Aldous Huxley 2

Aldous Huxley’in edebiyatı eleştirel bir edebiyat olarak göze çarpar. Hemen her kitabında iyi bir toplum gözlemcisi olduğunu gösteren Huxley’in sivri dili ve zekâsı giderek daha merak uyandırmış ve belli ölçüde bir sempati de toplamıştır. Genetik mirası olan bilimi de edebiyatının bir parçası yapmayı başarabilen Aldous, bu yönüyle de dünya edebiyat tarihinin ender bulunan insanlarından birisidir. Aslına bakılacak olursa, sosyolojiyi, felsefeyi, edebiyatı ve bilimi bu denli iç içe ve bu kadar doğal kullanabilen bir yazar neredeyse yoktur. Bunların yanına üslûp yeteneği de eklenince, ortaya çıkan tablonun adı Aldous Huxley olacaktır.

“Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu; herhalde bunu ona hiç kimse söylemedi ki, uçuyor.”

Aldous’un 20’nci yüzyılın ikinci yarısında yayınladığı Algı Kapıları ve Cennet ve Cehennem eserleri Beat Edebiyatı çevrelerinde geniş yankı buldu. 1958’de Yeniden Ziyaret Edilen Cesur Dünya yayınlandı. Hayatı boyunca birçok eser veren Aldous Huxley, son kitabı olan Ada’yı 1962’de yayınladı. Bu kitap uzun ve başarılı edebiyat geçmişinin, başarılı bir şekilde noktalanmasıydı. Bu kitabı yayınladıktan bir yıl sonra, 22 Kasım 1963’te Los Angeles’ta hayata veda eden Aldous’un eserleri, edebiyat tavrı ve kişiliği tüm zamanların en saygıya değer anekdotları olarak tarihteki yerini aldı.

“Seksten daha ilginç bir şey keşfetmiş kişiye entelektüel denir.”

Bazı Diğer Eserleri:

Ses Sese Karşı
Kadim Felsefe
Maymun ve Öz
Mona Lisa Tebessümü
Antic Hay

Grafenle yeni dönem: 1 atom kalınlığında, kuvvetli görüş sağlayan gece mercekleri

0

2010 yılında Manchester Üniversitesi tarafından geliştirilen ve fizik alanında Nobel ödülü alan “grafen”, müthiş karakteristik özellikleriyle yeni uygulama alanları buluyor.

Grafenin oldukça enterasan bir malzeme olduğuna; aşırı ince, hafif, esnek ve çok sağlam yapısıyla bilimde birçok konuda çığır açacağına bir önceki yazımda değinmiştim. Şimdi de grafen; incecik, süper güçlü gece görüşü sağlayan mercekler üretmek için kullanıldığı yeni bir uygulama alanıyla gündemde. Etkileyici ve kullanışlı birçok özelliğinin yanı sıra, grafenin görünür ışık ve ultraviyole ışık kadar, tüm kızıl ötesi ışın spektrumuna hassas olması da kullanım alanlarını arttırıyor.

Gizmodo’nun raporuna göre, grafen kullanılarak yapılan mercekler, grafenin müthiş özellikleri sayesinde hantal gece görüş dürbünlerinin yerine geçebilecek. Güvenlik uygulamalarından acil servislere birçok alanda işe yarayabilecek olan bu pratik ve güçlü mercek, gece görüşü alanında çığır açacak.

Etkileyici bir grafen uygulamasç 1 Atom kalçnlçßçnda kuvvetli gîrÅü saßlayan gece mercekleri

MITden (Massachusetts Institute of Technology) bilim insanları bu yeni tasarımlarını ticari olarak kullanılabilecek seviyeye getirdi. Grafen teknolojisine dayalı termal algılayıcılar bir atom kalınlığında, yani oldukça ince ve günümüzde kullanılan gece görüş cihazlarının yetersizliklerinden arınmış durumda. Meselâ; günümüzdeki gece görüş gözlükleri birkaç algılayıcı kullanmadan tüm kızılötesi ışığı tarayamıyor. Bu da hem mâliyeti hem fiziksel yükü arttırıyor. Ayrıca, güncel sistemler uzun mesafedeki ısı desenlerinin görülmesi için aşırı soğutma (kriyojenik soğutma) ihtiyacı gerektiriyor. Oysa yeni sistem bu ihtiyacı tamamen ortadan kaldırıyor. Böylece hem fiyatta, hem yükte hafiflik sağlanıyor, kullanım pratikliği de cabası oluyor.

Gece görüşü 1 atom

Geçen yıl Michigan Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı yine grafen kullanarak tırnak büyüklüğünde bir cihazla oda sıcaklığında, soğutma işlemine gerek kalmadan kızılötesi ışınları tespit edebilmişti.

American Chemical Society (ACS) – Nano Letters bilimsel dergisinde yeni yayınlanan MIT çalışmasının, yapılan ilavelerle çok yönlü hâle geleceği de vurgulanıyor. Bu çalışma mevcutlarından çok daha ucuza oldukça ince, esnek ve şeffaf bir ürün manasına geliyor. Gece görüşü için hantal cihazların yerini incecik kontakt lenslerin almasına az kaldı.

Görünen o ki, gece görüşü sağlamak oldukça pratik bir hâl alacak ve birçok alanda olduğu gibi felaketlerde ilk yardım konusunda da büyük bir adım atılmasını sağlayacak. Bu mercekler, yakın gelecekte çok popüler olması beklenen giyilebilir elektronik cihazlar açısından da bir çığır açabilir.

Kaynak: Science Alert, IFL Science

Efsane çizgi romana 3D Bakışı: Snoopy ve Charlie Brown Peanuts Filmi

0

Şimdiye kadar kaç kuşak büyütmüştür bilinmez… Snoopy ile Charlie Brown karakterlerinin çizgi roman serileriyle başlayarak kısa dizi formatında ilerleyen melankolik maceraları, birbirinden farklı naif çıkarımlar sayesinde her kesim izleyiciyi etkisi altına almayı başarmıştır. Açıkçası senelerin hızlıca geçip gidişine çizgisel bir kanıt olan bu kahramanları sinema perdesinde izleme fikri bana oldukça cazip geldi. Nitekim; filmin yayınlanan fragmanlarıyla birlikte Charles M. Schulz’un bilindik çizimlerine sadık kalındığının belli olması da bu düşüncemi daha fazla pekiştiren etmenlerden olmuştur.

Peanut Snoopy 3

Kariyerini Blue Sky Stüdyoları’nda yapmış olduğu başarılı işlerle şekillendiren Steve Martino yönetmenliğindeki The Peanuts Movie (Snoopy & Charlie Brown Peanuts Filmi); genel itibariyle bütünlüğü olan bir hikâye izlenimi veremese de geçmiş zamanlara duyulan özlemi buram buram hissettiren kısa skeçleri sayesinde kendisini izlettirebilen bir animasyon olmayı başarıyor.

Özellikle de karakterlerin 50’li yıllardan bu yana sahip olduğu sabit kişiliklerine hiçbir müdahale yapılmadan doğrudan izleyici önüne sürülmesi, 3D kuşağı için tasarlanan bir uyarlama filmi için oldukça cesaretli bir karar olmuş. Keza; Asteriks’inden tutup da Şirinler’e kadar birbirinden farklı rezil uyarlamalara maruz kalan beyaz perdenin, geçmişine saygılı bir uyarlama animasyonuna kavuşması serinin tutkunu olan çizgi roman sevdalılarını da bir hayli memnun edeceğe benziyor. Filmin ana gidişatına ise çocuklukla süslenen beyaz bir kış mevsimi hakim…

Peanuts Snoopy 1

Lucy, Linus, Schoreder ve Snoopy’li eski ekibin kaldığı yerden yoluna devam ederek Charlie Brown merkezinde dolaşan hikâyeye dahil olması, Snoopy & Charlie Brown Peanuts Filmi‘ne iki taraflı bir olgunluk katıyor. Öyle ki sahip olduğu kişilik itibariyle öz güvensizlikte zirveye oynayan Charlie Brown; tek düze ilerletmiş olduğu hayatına kırmızı saçlı bir kızın girmesiyle kısa bir ara vermek zorunda kalıyor. Hal böyle olunca da, birbirini izleyen şapşallık seansları ile Snoopy’nin baş düşmanı Kızıl Baron’a karşı verdiği mücadeleye geniş bir şekilde tanıklık ediyoruz.

Peanut Snoopy 1

Son zamanlarda sevgili Gaia yazarlarının da sıklıkla merkez konusuna aldığı öğrenilmiş çaresizlik olgusu; Snoopy & Charlie Brown Peanuts Filmi’ni tamamen dengede tutuyor. Kaldı ki, dünün dışlanan kişiliği Charlie Brown’ un yanlış anlaşılmalar sonucunda aniden kazanmış olduğu tapılası şöhret, bu durumu açıklamaya fazlaca yetiyor.

Ezcümle; Charles M. Shulz evrenine özlem duyanlar ve bu hasrete artık bir son vermek isteyenler için bu film ideal bir fırsat olacaktır. Özellikle de günümüzün sanat yaklaşımlarına hicivsel bir bakış açısı kazandıran hikayesi, çok büyük beklentilere girmediğiniz takdirde sizleri mutlu etmeyi başaracaktır.