Ana Sayfa Blog Sayfa 582

Dünyanın en büyük yer bilimi deneyi: Biyosfer 2

0

Bilim insanlarını ön plana çıkaran bir özellikleri de meraklarıdır. Dünya ekosistemini taklit eden bir sistem kurup kuramayacaklarını merak eden bilim insanları, bunu anlamak için Tucson–Arizona’da Sonoran Çölü’nde 12 bin m2’den biraz büyük bir alana kapalı bir ekosistem kurdular. Biyosfer 2 adını alan bu ortam, ismini ilk biyosfer olan Dünya’dan alıyor.

1980’lerin sonunda başlayan ve Biyosfer 2 olarak bilinen bu projede hedef; oluşturulmuş kapalı yapay ekosistemde insanların belli bir süre yaşayabilmelerini sağlamaktı.

Photograph by John de Dios
(Fotoğraf: John de Dios)

1990’larda 8 cesur denek, fütüristik yapı Biyosfer 2’de iki yıl boyunca yaşamayı hedefledi. Tüm yiyecekleri, suları ve ihtiyaçları Biyosfer 2 içinde sağlandı. Ancak proje ciddi sorunlar yaşanmaya başlanınca durduruldu: Oksijen seviyesi ilk yılın ortasından itibaren oldukça düştü, yaşayanların güvenliği kaygısıyla takviye yapıldı. Ortam tehdit edici hale gelince proje başarısız oldu. 1994 yılında ikinci defa deney başlatıldı, ancak bu sefer de ekipten iki üyenin projeyi sabote etmesi sebebiyle süreç sadece altı ay sürebildi.

Biyosfer 2’nin vekil müdürü John Adams, bunu projenin başarısızlığı olarak değil, öğrenme süreci olarak tanımlıyor. “Tam olarak öğrenilen şeyin de; tek bir önemli ders olduğunu: Dünya’nın sistemini gerçek mânâda öğrendiklerini” ifade ediyor. Artık ortamda insanlar yaşamıyor olsa da mevcut ekosistem yirmi yıldır büyümeye devam ediyor ve bilim insanları bu proje kapsamında deneyler yapabiliyor ve sonuç çıkartabiliyorlar.

Biyosfer 42000’li yıllarda Columbia Üniversitesi araştırmacıları uzun süredir teori halinde olan “okyanus asitlenmesi”ni Biyosfer 2 üzerinde gösterdiler. Şimdiyse Arizona Üniversitesi dünyanın en büyük yer bilimi deneyini Biyosfer 2 de yapmaya hazırlanıyor.

Biyosfer 5Biyosfer 2; bir yağmur ormanı, okyanus, bozkır, yoğunlaştırılmış tarım arazisi, çöl ve insanlar için bir yaşama alanları içeriyor. Her ne kadar çalışmalar Dünya’nın taklit edilemeyecek kadar mükemmel bir yapıya sahip olduğunu gösterse de, kısmen de olsa Dünya’ya benzer bir kapalı ekosistem kurmak ne derece mümkün, aşağıdaki video ile siz karar verin:

Kaynak: B2 Science, Ecowatch, Nature Documentaries 

Güneş enerjisiyle çalışan Earth Cruiser karavan tutkunlarının rüyalarını süsleyecek

0

Earth Cruiser isimli yeni nesil karavan, yol tutkunlarının rüyalarını süsleyecek. Yürütme aksamı güneş enerjisiyle çalışan araç, hem bir karavan hem de her yola uygun tasarlanmış bir arazi aracı.

Lance Gillies tarafından tasarlanan araç, her mevsim zorluk çıkarmadan hareket halinde olabiliyor. Aynı zamanda sıcak duş ve uyumak için güzel bir yatak sağlayan Earth Cruiser’ın şimdiden pek çok sayıda talibi var.

Earth Cruise 2

Tek olumsuz yanı dizel yakıt kullanması

Diğer arazi araçları ya da karavanlar gibi bir cazibesi bulunmasa da sürdürülebilirlik ve kolaylık açısından oldukça elverişli.

Aracın pek çok bölümü enerji ihtiyacını güneş enerjisiyle karşılıyor. Şimdilik görünen olumsuz özelliklerinden biri ısınma sisteminde dizel yakıt kullanması. İleri tarihte bir güncelleme ile ısınma sistemi de güneş enerjisinden ya da diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanabilir.

Earth Cruiser 3

Yol tutkunlarının bütün ihtiyaçlarına karşılık verebilen Earth Cruiser, çatısında bulunan güneş panelleriyle ile aracın elektrik ihtiyacını karşılıyor. Sıcak su ve ısıtma gibi özellikler ise dizel yakıtla karşılanıyor. Diğer bir artısı ise topladığı suyu arıtabilen bir özelliğe sahip olması.

Yaklaşık 270 litrelik su deposu ve teknolojik özelliği ile topladığı suyu arıtıp içme suyu haline getirebiliyor. İhtiyaç durumunda ise suyu yeniden dönüştürebilecek bir aksama sahip.

Earth Cruiser 5

Diğer olumsuz özelliği ise aracın fiyatı. Tabii araç piyasasında daha çok yer elde etmesiyle ve teknolojinin gelişmesiyle daha da ucuzlaması beklenen aracın şu anki piyasa fiyatı 175 bin dolar.

Avustralya ve Oregon Eyaleti’nde testleri devam eden aracın tarihi henüz belli olmasa da kullanıcıyla buluşması bekleniyor. Fiyatta yaşanacak bir düşüş, taliplerindeki artışa da sebep olacaktır.

Earth Cruiser 4

Earth Cruiser gibi deneysel araçlar son 5 yılda kullanılmaya başlandı ve maceraseverler bu gelişmelerden oldukça mutlu. Yolu ve yolda olmayı seven bireyler, bu gelişmelerden oldukça sevinmişe benziyor.

Earth Cruiser 6Earth Cruiser 7

Kaynak: Earth Cruiser, The Plaid Zebra 

Hazırlayan: Burak Avşar

Bu sanatçı görkemli manzaralar yaratmak için su dolu bir akvaryumdan yararlanıyor

Sanatçı Kim Keever su, boya ve akvaryumu kullanarak bir kurgu içinde Doğa Ana’ya geri dönüyor.

Bu eşsiz eserleri yaratmak için su ile doldurulmuş akvaryum kullanan Keever, sahneyi oluşturmak için birleştirdiği tüm malzemeleri akvaryumun önüne ve arkasına yerleştiriyor. Sahne ayarlandıktan sonra Keever boyayı alıyor ve özenle görkemli bulut biçimlerini ve renkli girdapları oluşturan suyun içine enjekte ediyor.

Kim Keever

Keever dünyanın keşfi ve seyahatten ilham alarak ilerliyor: “Her yere seyahat edip o alanın doldurulmadan önce nasıl olduğunu hayal ediyorum.”

O yaşama fikrini, insanlık olmadan, O’nun sanatı aracılığıyla canlandırmayı amaçlıyor. “İnsan ve sanayiye değinmeden, doğanın kendi güzelliğini sunmak niyetindeyim.”

1_artist-fish-tank-art-750x400 2_artist-fish-tank-art 3_artist-fish-tank-art 4_artist-fish-tank-art 5_artist-fish-tank-art 6_artist-fish-tank-art 7_artist-fish-tank-art 8_artist-fish-tank-art 9_artist-fish-tank-art 10_artist-fish-tank-art

Kaynak: The Plaid Zebra

Doğada yalnızca 2 saat geçirmek görme bozukluğunun tedavisi olabilir

0

2050 yılında, dünyadaki insan popülasyonunun yarısı -tahminen 5 milyar- görme bozukluğu yaşayacak ve miyop olacak. Bu insanların 1 milyarı, yüksek riskli kategoride bulunacak ve yüksek ihtimalle kalıcı körlük yaşayacak. Fakat bunu önlemenin çeşitli yolları var: Her gün saatlerce baktığımız ekranların önünden uzaklaşmak ve dışarı da biraz daha fazla zaman geçirmek.

Medical Daiy’e göre tahminen 2 milyar insana miyop veya uzağı görememe teşhisi koyuldu. Yalnızca miyopluk son 30 yılda neredeyse iki katına çıktı. Bu sayı 2050 yılında 5 milyara çıkacak ve biz bunu sevgili teknolojik yaşamımıza borçlu olacağız.

görme bozukluğu, miyop, 2015 12013 yılında, Vision Council tarafından yayınlanan bir rapor, günde dokuz saatimizi çeşitli ekranların (bilgisayar, telefon vebenzeri) başında geçirdiğimizi ortaya koydu. Ekran başında ne kadar fazla zaman geçirirsek uzağı görememe problemi yaşama ihtimalimiz o kadar büyüyor. Araştırmanın sonuçlarına göre, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 70’i uzun süreli elektronik aygıt kullanımından dolayı çeşitli dijital göz yorgunlukları yaşıyor. Aynı çalışma, bu yetişkinlerin yüzde 63’ünün elektronik aygıtlardan yayılan, yüksek enerjili görünür veya mavi ışınların gözlerine olan olumsuz etkilerinin farkında olmadığına dikkat çekiyor.

Ancak problem sadece başından ayrılamadığımız ekranlardan kaynaklanmıyor. Kapalı mekanlarda çok fazla zaman geçirmek de bu sorunun başlıca kaynaklarından. Treehugger’ın haberine göre, sorunun bir parçasını çok fazla ışığa ya da ışığın yokluğuna maruz kalmak oluşturuyor. Doğal ışıklar gözlerimiz için çok faydalı, özellikle de gözleri hâlâ gelişmekte olan çocuklar için. Doğal ışıklar retinadaki dopamin salınımını uyarır ve gelişme süreci boyunca bu sinir ileticiler gözdeki elongasyonu -miyoba sebebiyet veren- engeller.

Ian Morgan, Canberra’daki Australian National University’de miyoplukla ilgili araştırmalar yapan bir bilim insanı ve çocuklar için günün üç saatini en az 10 bin birimlik aydınlatma seviyesinde geçirmelerini tavsiye ediyor. Morgan yaptığı açıklamada, “On bin birimlik bir aydınlatma, parlak bir yaz günü gölgeli bir ağacın altında güneş gözlükleri ile oturmaya eşdeğerdir” diyor. Buna rağmen iyi aydınlatılmış bir ofis veya bir sınıf genelde 500 birim ile aydınlatılıyor.

Medical Daily’nin haberine göre, Brien Holden Göz Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Kevin Nadioo; yöneticilerin, sağlık kuruluşlarının ve okulların farkındalığı arttırmak için birlikte çalışmaları gerekliliğine ve yetişkin ve çocukların göz sağlığının korunmasının önemine dikkat çekiyor.

görme bozukluğu, miyop, 2015 3Miyop tedavi edilebilir ya da geriye döndürülebilir bir rahatsızlık değildir. Ancak bundan kaçınmak için bazı önlemler almak bizim elimizde. Günde iki saat dışarda geçireceğimiz vakit, ekranlarla çalışırken sık sık vereceğimiz aralar büyük değişimler yaratacaktır. Sadece bu da değil, dışarıda yani doğada olmak bizi hem daha sağlıklı hem daha mutlu kılacaktır.

Kaynak: The Plaid Zebra

Savaşın koynunda, aşkın narin sesi: Frédéric Chopin

0

“Konserlerde, Chopin’in ilk notaları duyulduğu anda, salondaki dinleyicilerin mutluluk içerisinde derin bir nefes aldığını duyarız…”
-Arthur Rubinstein, 1960

19’uncu yüzyıl, Avrupa’nın kabuk değiştirdiği bir dönemdi. Fransız İhtilali, milliyetçilik akımları, sanayi devrimi, savaşlar ve dahası, sadece dönemin belli müzisyenlerini değil tüm sanatçılarını derinden etkiledi. Onlardan biri de daha hayatının baharında ülkesinden ayrılmak zorunda kalan ve ömrünün sonuna kadar da ülkesinden ve ailesinden uzakta sürgün hayatı yaşayan Frédéric Chopin idi.

1 Mart 1810 tarihinde doğduğu kabul edilen Chopin, Fransız göçmeni bir baba ve Polonyalı bir annenin ikinci ve tek erkek çocukları olarak Polonya’da dünyaya geldi.

İlk müzik derslerini annesinden alan Chopin’in bir deha olduğu altı yaşına geldiğinde anlaşıldı. 12 yaşına geldiğinde artık öğretmeninden öğrenecek pek bir şeyi kalmamıştı. Yine de kendini geliştirmeyi hiç bırakmadı ve liseyi bitirince konservatuvara kaydoldu. Daha o yaşta Viyana opera binasında verdiği büyük konser ile Polonya’nın en iyi piyanisti olarak kabul ediliyordu.

Frédéric Chopin 2

Babasının Fransız olmasından dolayı Fransızların hep sahiplenmeye çalıştığı fakat müziğe bakışı, eserleri, yorumu ve ülkesine olan büyük aşkı ile her zaman Polonyalı olduğunu gösteren Chopin’in aklı, hayatı boyunca hep Rus işgali altındaki ülkesinde oldu. Eserlerindeki bu hüzün, bu duygusallık sanki aşkı anlatıyormuş gibi görünse de büyük ölçüde vatan özlemidir aslında.

Frédéric Chopin kalbinin gömüldüğü kilise- varşova
Frédéric Chopin kalbinin gömüldüğü kilise – Varşova

İşgal altındaki Polonya’sının sesini her zaman içinde hissediyor, bunu eserlerine yansıtıyordu. 8 Eylül 1831’de Chopin, Stuttgard’a vardığında, Varşova’nın yeniden Rusların eline geçtiği haberini aldı. Bunun üzerine, Schumann’ın “Çiçekler arasına saklanmış toplar (bombalar)” diye anlattığı 12 numaralı etütünü (Revolutionary Etude) besteledi.

Hayatı boyunca sadece piyano eserleri bestelemiş, hiç senfoni veya opera bestelemeden adını tarihin en büyük bestecileri arasına yazdırmayı başarmıştır. Bu başarısının sebebi piyano tekniklerine getirdiği yenilikçi tarzdır. “Akıl alır gibi değil” dedirten birçok eseri ile Romantik Dönem başta olmak üzere, klasik müziğin en büyük öncülerinden olmuştur. Bu yeteneğinin ve hayal gücünün Debussy, Rachmaninov, Fauré, Scriabin gibi birçok besteciye önemli ölçüde katkısı olmuştur.

muzeum czartoryski krakow-polonya2
Polonya Czartoryski Krakow Müzesi

Büyük aşk: George Sand

Chopin, uzun dönemli tek ilişkisini, yakın arkadaşı Liszt aracılığıyla tanıştığı George Sand ile yaşadı. 1838-1847 yılları arasında beraber olan ikilinin aşkı daha çok George Sand’in kendini, sağlığı gün geçtikçe bozulan Chopin’in bakımına adamasından ibaretti. İlişkileri sürekli olaylı geçiyordu.

muzeum czartoryski krakow-polonya
Polonya Czartoryski Krakow Müzesi

Chopin, son zamanlarda çok yoğun ve verimli çalışıyor, ama bestelerini pek kolay yazamıyordu. Gece yazdığını ertesi sabah siliyor, tekrar beğenmeyip sonraki gece yeni baştan ele alıyordu. Bu titizlik ve gerginlik içinde, bazen bütün gün piyanosunun başında ağladığı oluyordu. Her akşam, o gün yazdıklarını George Sand’a dinletiyor, ne düşündüğünü soruyordu. George Sand, Chopin’i üçüncü çocuğu olarak görmeye başlamıştı. Onu sürekli sabırla dinliyor, cesaret vermeye çalışıyordu. Bu durum, Chopin’i etkilediği kadar aşklarını da etkiledi…

Chopin şehre ilk kez tek başına yolculuk ediyordu. Paris’te karşılaştıklarında birbirlerine söyledikleri birer kelimeyi geçmedi:

“Nasılsınız?”
“İyiyim.”

O günden sonra da tekrar birbirlerini görmedikleri söyleniyor.

polonez op 53 (kendi el yazısı)
Polonez op 53 (Kendi el yazısı)

Sand’dan ayrıldıktan sonra sağlığı giderek kötüleşen Chopin, 1848’de son konserini verdi. 17 Ekim 1849’da Paris’te hayata veda etti. Pére-Lachaise mezarlığında gömüldü. Fransa’da iken, bir arkadaşının hediye ettiği ve hep yanında taşıdığı bir kavanoz, Polonya toprağı ile birlikte kalbi de, isteği üzerine Polonya’da bir kilisede yapılan anıta gömülmüştür.

Vasiyetinde iki isteği vardı: Onurlu bir şekilde gömülmek ve yayımlanmayan bestelerinin yakılması. Bunlardan sadece ilk isteği, abartısız şekilde ailesinin ve dostlarının katıldığı bir törenle gerçekleşti. Chopin’in yakılmasını istediği eserleri ise hâlâ kalbimize dokunmaya devam ediyor.

Sol Minör Ballade, No.1 – Piyanist filminden

Dövmeniz mi var? Bilim, agresif ve isyankâr kişiliğe sahip olabileceğinizi söylüyor

0

Dövme yaptırmak eylemi tarihin bilinen en eski zamanlarından, belki de çok daha önceden gelme bir gelenek. İnsanlar kabilelerinin sembollerini, sevdiği bir eşyayı ya da bir idolü vücutlarında ölümsüzleştirmiş. Peki dövmenin bilimsel bir açıklaması olabilir mi?

Dünyanın çeşitli üniversitelerinin psikoloji bölümlerinden bir araya gelen altı akademisyenin hazırladığı yeni rapora göre, dövmesi bulunan bireyler bulunmayan bireylere göre daha fazla agresyona ve isyankâr bir karaktere sahip.

Dövme Agresyon 2

Body Image dergisinde yayınlanan araştırmanın sonuçlarına göre, yaşları 20 ile 59 arasında değişen 378 yetişkin bireyin yüzde 25.7’sinde en az bir adet dövme bulunuyor. Dövmesi bulunan bireyler bulunmayanlara göre çok daha fazla agresyon ve asilik gösteriyor.

Araştırmayı yürüten Prof. Viren Swami sonuçları şöyle değerlendiriyor: “Yüksek seviyede isyankar tepkiselliğe sahip kişiler, hayal kırıklığına uğratıcı olaylara dövme yaptırarak tepki veriyor. Ayrıca dövmeli yetişkinler ölçtüğümüz saldırganlık tiplerinden iletişimsel saldırganlık ve öfke boyutlarında yüksek puanlar aldılar.”

(Fotoğraf: Meridith Kohut/The New York Times)
(Fotoğraf: Meridith Kohut/The New York Times)

Bulguların dövme yaptırma ve riskli davranışlar gösterme arasındaki ilişkiyi anlamada katkı sağlayacağını belirten Swami, dövme yaptırmanın İngiliz toplumunda yaygınlaştığını ve bu konuda daha çeşitli araştırmaların yapılacağını belirtti.

Kaynak: Dazed Digital, The Independent 

Hazırlayan: Burak Avşar

Esrar gerçekten de diğer uyuşturuculara “geçiş” maddesi mi?

Bağımlılıklar üzerine çalışan bir psikiyatristin açıklamalarına göre esrar kullanımı, ilerleyen yıllarda diğer uyuşturucuların kullanımına neden olmuyor. Bu açıklama, kamuoyunda sıkça dile getirilen ve esrar bir “geçiş” maddesi olduğuna dair kanıyla çelişiyor.

ABD’nin Massachusetts Eyaleti’ndeki McLean Psikiyatri Hastanesi’nin yöneticilerinden biri olan ve aynı zamanda Harvard Üniversitesi’nde psikiyatri alanında yardımcı doçentlik yapan Dr. Kevin Hillin Reddit kullanıcılarının esrar ile ilgili sorularını yanıtladı. “Geçiş” maddesi terimi (gateway drug), kullanımının daha çok bağımlılık yapan ya da daha “ağır” maddelere geçiş yapmaya sebep olduğu düşünülen maddeler için kullanılıyor.

cannabis

Hill, esrarın bir “geçiş” maddesi olup olmadığına dair sorulara şöyle yanıt verdi: “ABD’de, insanların ‘geçiş’ derken bir sebep-sonuç ilişkisi kastettiklerini görüyorum. Eğer (esrar) kullanılırsa, daha sonra otomatik olarak başka maddelere bağımlı olunurmuş gibi düşünülüyor. 25 ya da 45 yaşlarında bağımlılık problemi olan insanların daha erken yaşlarda nikotin, alkol ya da esrar kullandıklarını beyan ettiklerinde, bunun bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Onun yerine, erken yaşlarda bu maddelerden herhangi birini kullanmanın ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak bağımlılık riskini artırdığı kanısındayım. O yüzden, genç yaşlardaki her madde kullanımı ciddiye alınmalı. Ancak bu, erken yaşta esrar kullanan gençlerin sonunun kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor.”

Mevcut araştırmalar, kenevir kullanımı ve müteakiben ortaya çıkan, özellikle kokain ve eroine, bağımlılık ilişkisi hakkında çelişkili bilgiler ortaya koyuyor.

Bristol Üniversitesi’nde kenevirle ilgili araştırmalar yürüten Michelle Taylor’un bu yıl The Guardian’da yayınlanan makalesine göre, yapılan araştırmaların bir ilişki gösterdiğini doğruladı; fakat bu ilişkinin bir sebep-sonuç ilişkisi şeklinde olmadığını, yani kenevir kullanımının ilerleyen yıllarda uyuşturucu madde kullanımına neden olduğuna dair bir kanıt bulunamadığını belirtti.

marijuanaBirleşik Krallık Ulusal Sağlık Kurumu’nun internet sitesinde ise şöyle belirtilmiş: “Eroin gibi ağır uyuşturucuları kullanan insanların çoğunun daha önce kenevir kullanmış olmasına rağmen, kenevir kullanan insanların ancak çok küçük bir bölümünün daha ağır uyuşturuculara yöneldiği görülmüştür. Ancak, kenevir satın almak sizi yasadışı uyuşturucu ticaretiyle bağlantıya soktuğu için, diğer uyuşturuculara maruz kalma ihtimalinizi artırabilir.”

ABD’de 2012 yılında yürütülen bir araştırmadan alınan bilgiler, kenevir kullanıcılarının yüzde 60’ının daha sonra diğer uyuşturucuları kullandığını, fakat uyuşturucu kullanıcılarının yüzde 88’inin ilk kullandığı maddenin alkol olduğunu gösteriyor.

Kaynak: Independent

Birleşik Krallık kenevir kullanımını serbest mi bırakıyor?

0

Birleşik Krallık hükûmeti, hint kenevirinin yasallaştırılma olasılığını araştırmak amacıyla ülke genelinde kenevir ile ilgili yasaları hafifletmeyi düşünüyor.

İngiliz Parlamentosu Adalet Bakanı Mike Penning’in duruma karşı olan görüşlerine rağmen dün gece yaptığı oylama sonucu olan 223’e 196’luk kabul oyu oranına bağlı olarak kenevir yasalarının yenilenmesi durumu ile ilgili tartışma kararı aldı. Penning yaptığı açıklamada, tıbbi araştırma yasalarının doğrultusunda hükûmetin bu girişimde çok dikkatli olması gerektiğinden bahsetti.

Penning açıklamasında; “Çok dikkatli olmamız gerektiği düşüncesindeyim. Kanun mevzuatının uygulamadaki bölümleri doğrultusunda deneylerin nasıl yapılacağını ve neden yapılamayacağını iyi düşünmemiz gerek. Mevzuatta kenevirin yasallığı ile ilgili bir kanun olmadığı için halkın yaşam kalitesini ne denli etkileyeceği ile ilgili deneyler yapmamız olası değil” dedi.

Yasa tasarısı ile birlikte Penning, yasallaştırma savunucusu olan birçok milletvekilinden önceki hükûmetlerin keneviri suç saymalarının olayı kontrolsüz hale getirdiği ile ilgili baskı gördüğünden de bahsediyor.

Çalışma Bakanı Paul Flynn yaptığı açıklamada; “Kenevir, 5000 yıl önce milyonlarca insan tarafından denendi ve test edildi. Eğer herhangi bir problem olsaydı bu, uzun yıllar önce görülürdü. Fakat önceki hükümetlerin bu konuyla ilgili korkularından dolayı bu konunun önüne bir duvar çekilmiştir.” dedi.

Eski Liberal Demokrat Sağlık Bakanı Norman Lamb ise parlamento içerisinde bulunan kişilerin yarısının halihazırda kenevir kullanmış bireyler olduğundan bahsetti.

Lamb, durum ile ilgili olağandışı bir riyakârlık olduğunun da altını çizdi. Ayrıca, kıdemli politikacıların gençliklerinde ve yetişkinlik yıllarının başlarında olan kenevir de dahil olmak üzere birçok uyuşturucuyu kullanmaları durumuna gülerek “genç akılsızlığı” yaftasını yapıştırdıklarından bahsediyor.

Lamb açıklamasının devamında birçok parlamento üyesinin ve milletvekilinin kendileri kadar şanslı olmayan çoğu Birleşik Krallık vatandaşının bir sabıka kaydına sahip olmaları ile ilgili vicdanlarının rahat olduğunu da söyledi.

Kaynak: Dazed

Dünyaca ünlü Goril Koko iki yavru kediye annelik yapacak

Dünyaca tanınan Goril Koko, 44’üncü doğum günü aracılığıyla çok özel bir sürpriz ile karşılaştı. Karşılaştığı sürpriz ile oldukça mutlu olan Koko, iki yavru kediye annelik yapmaya başlayacak.

Amerikan İşaret Dili’ni konuşmasıyla meşhur Goril Koko, gelen kutudaki kedilerden ikisini evlatlık aldı. Kutudaki diğer yavru kediler ise rahatça yaşayabilecekleri güzel evlere gönderildiler.

Goril Koko

1984 yılında ilk defa bir kediye bakmak istediğini işaret diliyle belirten Koko, “All Ball” ismini koyduğu kediyi evlatlık aldı. Koko bu kedinin öldüğünü öğrenince ağlamaya başladı ve işaret diliyle “Uyu kedi” dedi.

Koko şu an Kaliforniya Eyaleti’nde bulunan Redwood City’deki Goril Vakfı’nda (Gorilla Foundation) eğitmeni Francine Patterson ile birlikte yaşıyor. Patterson’ın verdiği bilgilere göre, Koko, 2 bin İngilizce kelimeyi anlayabiliyor ve eğitmeniyle binden fazla kelimeyle iletişim kuruyor.

44’üncü doğum günü aracılığıyla kendisine bir kutu dolusu kedi gelen Goril Koko, içlerinden ikisini evlatlık almak için seçti.

Koko işaret diliyle “Kedi” diyor.

Goril Koko 2

Koko işaret diliyle “Bebek” diyor.

Goril Koko 3

Koko işaret diliyle “Başımın üstüne koy” diyor.

Koko her zaman bir bebeğe bakmak istiyordu.

Şimdi ise çok sevdiği iki yavru kedisi var!

Goril Koko 4

Kaynak: Bored Panda 

Hazırlayan: Burak Avşar

Ahlâka, düzene ve otoriteye rağmen: Bir Oscar Wilde

“Ben dehamı yaşamıma, yeteneğimi yapıtlarıma yansıttım.”

19’uncu ve 20’inci yüzyılda, birçok önemli yazara ev sahipliği yapan şehirlerden birisi ve hatta bunların en ünlüsü Dublin’di. Olur da Dublin, baştan aşağı yıkılacak olursa, eserlerine bakıp yeniden inşa edebileceğimiz yazar James Joyce, Godot’yu Beklerken’in mimarı, Absürt Tiyatro’nun babası Samuel Beckett, 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak edebiyat tarihinin hâfızasına kazınan George Bernard Shaw ya da edebiyat tarihinin en önemli lirik şairlerinden William Butler Yeats… Ve bu önemli edebiyatçıların yanına yazacağımız ismi az çok tahmin edersiniz: Gerek edebiyatı, gerek siyasi tavrı, gerekse cinsel hayatıyla dünya tarihinde hatrı sayılır bir iz bırakmış olan Oscar Wilde…

16 Ekim 1854 tarihinde, övgüye değer şehir Dublin’de entelektüel bir anne babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi Oscar Wilde. Daha çocukluğundan itibaren, olağanüstü yeteneklere sahip olduğunun emarelerini gösteren Oscar, eğitim aldığı tüm okullarda kendisini hemen belli ediyordu.

Üç sene eğitim gördüğü Trinity’de Berkeley altın madalyası kazanarak ne kadar gelecek vadeden bir öğrenci olduğunu kanıtladı. Daha sonra Oxford Üniversitesi Magdalen Koleji’nde eğitim görmeye başladı ve burada da geleceğe dair önemli sinyaller vermeye devam etti. Buradan 1878’de mezun oldu ve doğduğu şehir olan Dublin’e döndü.

Döndükten sonra ise çeşitli nedenlerle Dublin’den kalıcı olarak ayrılan Wilde, Paris ve Londra gibi Avrupa’nın önemli şehirlerinde bulundu. 1884 senesinde Londra’da bir evlilik gerçekleştiren Oscar Wilde, iki de çocuk sahibi oldu. Bu sıralarda ise Oscar Wilde bir dizi eşcinsel ilişki yaşıyordu. Bunların en uzun ve belirgin olanı ise Alfred Douglas’tı. Çift yaklaşık dört senelik bir ilişki yaşadı. Fakat daha sonra, Douglas’ın babasının açtığı bir daha sonucu Oscar iki sene hapis cezasına çarptırıldı.

oscar wilde 2

Oscar Wilde’ın eşcinsel ilişkileri konusunda Walt Whitman’a ayrı bir parantez açmamız gerekir. Walt Whitman, ABD’nin uluslararası üne sahip ilk şairi olarak kabul edilir. Evliliğinden önce, 70’lerin sonunda Oscar Wilde, Walt Whitman ile tanışır ve ikilinin cinsel görüşleri birbirine uygun görünür. Yaşadıkları ilişkiyi Oscar şu sözle açık etmiştir: “Walt’ın öpücüğü hâlâ dudaklarımda.”

Oscar Wilde, eşcinsel ilişkilerinden dolayı çarptırıldığı hapis cezasını tamamladıktan sonra, 1897’de Fransa’ya geçti. Hapis hayatı onu bitkin düşürmüştü ve artık hastalıklı bir bedene sahipti. Son senelerini bu hasta bedenle, ruhsal çöküntüyle ve genellikle içkiye sığınarak geçirdi. Ama hasta bedeni buna daha fazla dayanamadı ve Oscar Wilde 30 Kasım 1900’de, henüz 46 yaşında iken, Paris’te hayata vedâ etti.

Her insan öldürür gene de sevdiğini
Bu böyle bilinsin herkes tarafından,
Kiminin ters bakışından gelir ölüm,
Kiminin iltifatından,
Korkağın öpücüğünden,
Cesurun kılıcından!

wilde

Oscar Wilde, bu çileli ve kısa yaşama birçok önemli edebi eser sığdırdı. Şiirler, öyküler, oyunlar. Dorian Gray’in Portresi, Salome, Vera veya Nihilistler, Mutlu Prens bunlardan bazılarıdır. Ama aslında, bize yazdıklarıyla verdiğinden daha çoğunu belki de yaşamıyla veren Oscar Wilde, baskıcı bir zamanın özgürlükçü aklı, eril bir zamanın eril olmayan yüzü olarak edebiyat tarihinin olduğu gibi dünya tarihinin de önemli sembollerinden birisi olmaklığını koruyor.

Kimisi aşkını gençlikte öldürür,
Yaşını başını almışken kimi;
Biri Şehvet’in elleriyle boğazlar,
Birinin altındır elleri,
Yumuşak kalpli bıçak kullanır
Çünkü ceset soğur hemen.

Hakkında öneri kitap: Oscar Wilde’ın Gizli Yaşamı, Neil Mckenna, İmge Kitabevi.