Hem balkabağı hem de kırmızı biberin keskin acısı ile meydana gelmiş bu enfes yemeğin tadı damağınızda kalacak.
Malzemeler:
∴ 2 yemek kaşığı zeytin yağı
∴ 2 geniş soğan, doğranmış
∴ 8 sarımsak dişi, doğranmış
∴ 1 yemek kaşığı zencefil, soyulmuş ve rendelenmiş
∴ 2 yemek kaşığı pul biberi
∴ 1 yemek kaşığı kimyon
∴ 1 tane kurutulmuş kırmızı biber, ince doğranmış
∴ 2 tane yeşil dolmalık biber, doğranmış
∴ 300 gr doğranmış kabak
∴ 800 gr ezilmiş domates
∴ 8 fincan bardağı sebze suyu
∴ 400 gr yeşil mercimek (Alternatif olarak kara mercimek de kullanabilirsiniz)
∴ 200 gr frenk arpası
∴ 120 gr bulgur
∴ 1 yemek kaşığı domates salçası
Hem balkabağı hem de kırmızı biberin keskin acısı ile meydana gelmiş bu enfes yemeğin tadı damağınızda kalacak. (Kaynak: theironyou.com)
Orta ateş üstünde genişçe bir kabın içine zeytinyağı ve soğanı koyun. Soğanlar pembeleştiği zaman, sarımsak, zencefil, pul biber ve kimyonu ekleyin. İyice karıştırın ve güzel koku gelinceye kadar, bir dakika gibi bir süre içinde pişirin.
Kurutulmuş kırmızı biber, yeşil dolmalık biber, doğranmış balkabağı, domates, domates salçası ve sebze suyunu karıştırın. Daha sonra, mercimek, arpa ve bulguru ekleyin. İyice karıştırın.
Kaynatın ve daha sonra ocağı biraz kısın. 10 dakika sonra, tadına bakın. Tuz ve kırmızı biber ile tadı ayarlayın.
Yaklaşık 35/40 boyunca veya mercimekler ve tahıl tam pişinceye kadar hafif ateşte pişirin.
Taze doğranmış maydanoz, soya yoğurdu ve üzerine gezdirilmiş zeytinyağı ile servis edin.
Kaynak: The Iron You Başlık Görseli: fodmapliving.com
Bitlis’in Kolludere Köyü’nde yaşayan İnan ailesi, bir santral kurarak kendi elektriğini kendi üretiyor. Kurulan doğal santral günde 300 kilowatt enerji üretimi yaparken, beş odalı bir ev ve dört dükkanın elektrik ihtiyacı karşılanıyor.
Bitlis’in Kolludere köyünde yaşayan İnan ailesi evlerinin yanında daha önce bölgede yaşamış olan Ermeniler’den kalma buğday değirmenini kullanarak enerji üreten bir sistem kurdu. Recai İnan ve ailesi kurdukları bu doğal sistem ile evlerinin tüm elektrik ihtiyacını karşılıyor, üstelik bedava! Dereden akan suyu borular aracılığı ile evine paralel çeken İnan ailesi, elektrik üretmek için değirmene dinamo ve pervane yerleştirdi. Suyun akış hızıyla dönen pervane günde 300 kilowatt elektrik üretirken, İnan ailesi üretilen elektrik ile beş odalı bir ev ve dört dükkânın elektrik ihtiyacını karşılıyor. Köyde elektrikler gittiğinde İnan ailesi depolanan elektrik sayesinde elektriksiz kalmıyor.
Recai İnan ve ailesi kurdukları bu doğal sistem ile evlerinin tüm elektrik ihtiyacını karşılıyor, üstelik bedava!
Kurdukları elektrik üretim projesini anlatan İnan, makine ile ilgisi olan abisi ile birlikte borular aracılığıyla suyu taşıdıklarını, dinamo ve pervane ile elektrik ürettiklerini ifade etti. İnan, “Ağabeyim makine işlerinden anlıyordu. Köyde eski bir değirmen vardı. Onun yerine biz enerji üretim santrali kurduk. Borularla suyu taşıdık. Ve eğim vererek suyu borulardan akıtma sistemi kurduk. Suyun bitimine bir dinamo ve pervane yerleştirdik. Suyun akış hızı pervaneyi döndürdükçe enerji üretimine dönüştü. Günde 300 kilowatt elektrik üretiyoruz. Evimize elektrik hattından gelen elektriği kestik. Kendi ürettiğimiz elektriği kullanıyoruz. Üretilen elektrik sayesinde eve bir de kalorifer sistemi kurdum. Hem ısınabiliyoruz hem de elektrik parası vermiyoruz. Köyde bazen elektrikler gidiyor, ancak bizim elektriğimiz hiçbir zaman gitmiyor” dedi.
Kaliforniya Üniversitesi’nde daha önceden yapılan deneyler, meditasyonun beyindeki beyaz maddenin yaşa bağlı körelmesini azaltan bir eylem olduğunu ortaya koymuştu. Yeni araştırmalar sonucunda, meditasyonun aynı zamanda beyindeki gri maddenin körelmesini de engellediği ortaya çıktı. Yani meditasyon yapmak beyni genç tutuyor!
1970’lerden bugünlere, insanların ömürleri farkedilebilir bir artış göstermeye başladı. Artık insanlar ortalama 10 sene daha uzun ömür yaşıyor. Bu iyi haber. Kötü haber ise, insanların beyinleri 20’li yaşlarda bozulmaya başlıyor; hacmi ve ağırlığı azalmaya başlıyor. Bu süreçte de beynin işlevleri zamanla yok oluyor. İnsanların ömürleri arttığı halde, ilerleyen yaşlarda sinirsel hastalıklar ve zihinsel bozukluklar yaşama oranları artıyor. Neyse ki yapılan araştırmalar; meditasyonun, yaşla artan beyin yıpranmasını azaltabilen bir etken olduğunu ortaya çıkarttı.
Gri madde, merkezi sinir sisteminde bulunan miyelin kılıfı bulunmayan hücrelerden oluşur. Beyinde, beyin kökünde, beyincikte ve omurilikte bulunur. Basitçe, kasların hareket etmelerinde, duyu organlarının işlevlerini yerine getirmelerinde ve pek çok başka durumda işe yarar.
Bilim insanları özel olarak yaş ve gri madde yoğunluğunu kıyaslamak üzere çalışmalar yürüttüler. Deneye katılan deneklerin 50 tanesi, yıllar boyunca meditasyon yapmış kişilerdi. Diğer 50 kişi ise meditasyon yapmamış kişilerden oluşuyordu. Her iki gruptan insanda da, yaşa bağlı gri madde kaybı gözlemlendi; fakat meditasyon yapmış gruptaki deneklerin gri madde kaybı, yapmamış olanlar kadar belirgin değildi.
Meditasyon yapmak, beyindeki gri maddenin körelmesini engelleyerek beyni genç tutuyor.
Çalışmaların ortaya konulduğu makale “Frontiers in Psychology” dergisinde yayınlandı. Makalenin yazarlarından Dr.Florian Kurth, aynı zamanda Kaliforniya Üniversitesi’nde Beyin Haritalandırma Merkezinde de görev almakta. Dr. Kurth sonuçların kendisinde yarattığı şaşkınlığı “Biz aslında beynin sadece meditasyon ile ilgili bölümlerinde, küçük ve dağınık etkiler bekliyorduk. Onun yerine beynin bütün kısımlarına yayılan bir etki gözlemledik” şeklinde belirtti.
Bilim insanları her ihtimale karşı, yaptıkları çalışmanın meditasyon ile beynin korunumu arasında direk bir bağlantı kurmaya yetmeyeceğini belirtti. Hayat tarzı, kişilik özellikleri ve genetik beyin farklılıklarının da göz önünde bulundurulması gereken etkenler olduğunu eklediler.
Çalışmayı yapan diğer bilim insanı Dr. Eileen Luders, “Çalışmalarımız yine de umut verici, meditasyonun beyin işlevlerini koruyup korumadığıyla ilgili başka çalışmalar da yapacağız” şeklinde gelecekle ilgili umut verici bir açıklama yaptı.
Erkeklerin ağırlıklı olduğu elektronik müzik dünyasında, başarılı kadın dj’leri de görmek mutluluk verici. “Confession” isimli ilk albümü ile 2013 yılında dikkatleri üzerine çeken Ishome, gün geçtikçe daha da çok seviliyor.
Rusyalı şirin Dj Ishome (Mirabelle Karianova), geçtiğimiz günlerde de, Not Under Command‘ın organizasyonuyla AnkaraKitesahnesinde harika performans sergiledi. Prodüktor Ishome, birkaç saat boyunca sevenlerine doyumsuz bir müzik keyfi yaşattı. Çok iyi parçaların yer aldığı “Confession” albümü içierisinde Earth ve Wildness şarkıları en iyilerden. Rusya’nın en büyük online dergilerinden “Look At Me”, Ishome’u “10 Genç Prodüktor” listesi içerisinde gösteriyor. Görülen o ki 20’li yaşların başında olan Mirabelle Karianova’yı başarılı bir gelecek bekliyor.
Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) üyeleri 15 Şubat 2015 tarihinde Nükleer Karşıtı Miting düzenleyecek. Platform üyeleri mitinge katılım çağrısı yaparak, ülkenin nükleer çöplüğe çevrilmesine izin vermeyeceklerini söyledi.
Mersin NKP, 15 Şubat’ta düzenlenecek miting hakkında Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan Mersin Tabip Odası Başkanı Ful Uğurhan, 15 Şubat tarihinde ülkede Nükleer Santral istemediklerini bir kez daha haykıracaklarını belirtti. Ülkeyi nükleer çöplüğe çevirenlere inat, ‘‘Anne Oyuncağımı aldın mı’’ sloganı ile sokağa çıkacaklarını söyleyen Uğurhan, “Dünyanın en güzel sahillerinden birisini soda, krom, gübre fabrikalarına ve petrol dolum tesislerine feda etmiş güzel şehrimizin yine mücevher kıymetindeki bir sahilini daha ranta kaptırmaya niyetimiz yok” dedi.
Dünyada nükleer silahlara izin vermeyeceklerini vurgulayan Uğurhan, bu amaçla 15 Şubat tarihinde yapacakları mitinge katılım çağrısı yaptı. Uğurhan, iki koldan yapacakları yürüyüşün ardından Mersin Teyfik Sırrı Gür Stadyumu’nun yanında bulunan boş alanda toplanacaklarını ve nükleer santral projeleri durdurulana kadar mücadele edeceklerini ifade etti.
Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyeleri 15 Şubat 2015 tarihinde Nükleer Karşıtı Miting düzenleyecek. Platform üyeleri mitinge katılım çağrısı yaparak, ülkenin nükleer çöplüğe çevrilmesine izin vermeyeceklerini söyledi. (Fotoğraf Kaynağı: www.mmo.org.tr)
Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Şirinçavuş’ta Erdek Körfezi Dayanışma Platformu üyelerinin yaptığı incelemelerde zeytin ağacı katliamı olduğunu ve bunun da üyeler tarafından fotoğraflarla belgelendiğini açıkladı.
CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça; TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Şirinçavuş’taki zeytin ağacı katliamının durdurulmasını istedi. “Ben buradan Bakana sesleniyorum: 1/100 bin`lik planlar kesinleşinceye kadar, o bölgede itirazlar sonuçlanıncaya kadar hiçbir şekilde zeytin katliamına izin verilmemesi ve Tarım Bakanlığı yetkililerinin harekete geçmesini bekliyoruz” şeklinde konuşan Havutça, Erdek Körfezi Dayanışma Platformu’nun 8 Şubat 2015 Pazar günü Şirinçavuş’ta yaptığı incelemeleri anlattı.
Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Şirinçavuş’ta Erdek Körfezi Dayanışma Platformu üyelerinin yaptığı incelemelerde zeytin ağacı katliamı olduğunu ve bunun da üyeler tarafından fotoğraflarla belgelediğini açıkladı.
Havutça; 1/100 bin`lik çevre düzeni planı kapsamında Bandırma-Biga hattı arasında 48 bin dönümlük, sanayi bölgesi ilan edilen bölgede inceleme yapan Platform’un bu bölge içerisinde kalan Şirinçavuş Köyü sınırları içerisinde, Erdek Körfezi’nin hemen bitişiğindeki bir alanda zeytin ağacı katliamının yaşandığını fotoğraflarla tespit ettiğini belirtti. “Zeytin ağaçları köklerine yakın budanarak ve yerlerinden başlıca sökülerek katlediliyor ve yaklaşık 5 bin ağaçtan söz ediliyor” şeklinde konuşan Harutçu, Ziraat Mühendisleri’nin konuya dair görüşlerini de şu sözlerle ifade etti: “Ziraat mühendisleri; ‘Sanayi bölgesinde yaptığımız keşif üzerinde gerçek bir zeytin katliamına tanık olduk. Söz konusu kesimi budama olarak değerlendirmek kesinlikle mümkün değildir. Kesim kabaklama şeklinde yapılıyor ve Manisa Yırca’dan sonra ikinci zeytin katliamı Bandırma’da, Balıkesir’de yaşanıyor. Bu zeytinlerin başka bir alana taşınsa bile zeytin ve ürün vermeleri mümkün değil’ diyorlar.”
Ankara’da yoğun bir gündem olmasına rağmen, Harutçu’nun çalışmalarına ara verip gelen ihbarlar üzerine bölgede incelemelerde bulunması bekleniyor.
Sürdürülebilirlik, çoğu alanda önemli ve ilgi çekici bir konu haline geldi. Bu alandaki hareketlilik, mimarideki ekolojik yaklaşımlara bir dizi fikir kapısını araladı.
Building Better- Sustainable Architecture For Family Homes isimli kitap, sürdürülebilir yaşamı bir engel olarak görmeyen nice insan için pratik ve ilham verici bir rehber niteliği taşıyor.
Kitap, sürdürülebilir ev inşası için birçok ender fikir ve yöntem sunuyor.
İşte sizin için derlediğimiz sürdürülebilir on mimari harikası!
Bercy Chen Studios, Edgeland House’u yarattı. Terkedilmiş bir endüstri bölgesine inşa edilen bu ev; yerel kır çiçeklerinden yapılmış yalıtkan çatısı, düşük yayma kuvvetine sahip kaplama ve yalıtılmış soğutma sistemiyle donatılmış. Jeotermal ısıtma ve çok sayıdaki soğutma ölçekleri yıl boyunca rahat bir ısı koruması sağlıyor.
İki haftada yapımı tamamlanan bu prefabrik evin zemini, bölgenin yaşlı ağaçlarının arasına konuşlandırılmış. Yapımında, enerji tasarrufu sağlayan materyallerin kullanılmış olmasının yanı sıra, yalıtkan yeşil çatısı da içerideki ısıyı dengede tutuyor.
Off Grid Home (şebekeden bağımsız ev), kendi enerjisini ve suyunu üreten sürdürülebilir bir yapı. Ev; doğal havalandırma, yerel malzeme kullanımını ve güneş enerjisi kazanımı gibi pasif ev ilkelerini ve gösterişsiz bir duyarlılığı bir araya getiriyor.
Lifelings tarafından inşa edilen bu ev, doğal kaynaklara olan erişimin önemini bize tekrar düşündürtüyor. Bu karbonsuz ev, enerjisinin tümünü kendisi üretmekle kalmıyor; binanın içinde yiyecek üretme imkanı da sağlıyor.
Sürdürülebilir evler geliştirmeyi amaçlayan ve hala devam eden bir projenin parçası olan bu ev, enerji verimliliğine ulaşmak için antik ve güncel bilgileri bir araya getiriyor.
Fotoğrafta görülen gizemli kara kutular kümesi, enerji tasarruflu bu evi meydana getiriyor. Modelin köşeleri, ışığa maruz kalma oranını artırıyor ve aynı zamanda da pasif ısıtma için gölge sağlıyor.
Mimari çözümlerden ve jeotermal enerjiden esinlenerek geliştirilmiş, pasif enerji yöntemleri kullanılarak inşa edilmiş Haus W, prefabrik bir yapıdır. Yapının geri dönüşüm sistemi kullanıyor olması, ev sakinlerini ekonomik açıdan bir hayli rahatlatıyor.
Lode Architecture tarafından geliştirilen bu ev, klasik bir prefabrike yapıdır. Güney cephede olması, doğal havalandırma sisteminin kullanılması ve yalıtım donanımı olması gibi pasif yaklaşımlar kullanılarak geliştirilmiş.
Yöre zanaatkarlarıyla birlikte yerel malzemeler kullanılarak inşa edilmiş olan bu yapı, Uuife tarafından geliştirilmiş bir aile barakasıdır. Ekolojik dizaynın ferah bir canlandırması olan Lake Cottage doğal çatı kaplaması sistemiyle yangını ve akkarıncaları engeller.
2000’li yılların başından bu yana arıların kaybolmasıyla karşı karşıya olan Avrupa ve Amerika’daki kovanların birçoğundaki arı popülasyonu, yüzde 30’la yüzde 90 arasında bir azalma yaşadı.
Şimdiye kadar arı popülasyonundaki azalmanın nedenleri olarak böcek ilaçları ve parazitler gösteriliyordu fakat yeni yapılan bir araştırmaya göre, bunların yanında önemli bir etken daha olduğu ortaya çıktı. Genç arıların yiyecek aramaya olması gerekenden erken çıkmak zorunda kalmaları. Yetişkin arı sayısındaki yetersizlik sonucunda daha küçük arılar, bu görevi üstlenerek olması gerekenden çok daha önce bir zamanda, yiyecek aramaya başlamak zorunda kalıyorlar. Bu da onların ölümüne neden oluyor.
Araştırma yetişkin arıların parazit ve böcek ilaçları nedeniyle ölmeleri sonucunda genç arıların onların yerlerini almak zorunda kaldıklarını kanıtladı. Geçtiğimiz hafta, the Proceedings of the American Academy of Sciences‘da (NAS) yayınlanan bir araştırma, arıların ve kolonilerinin üzerindeki psikolojik etkilerinin üzerinde duruyor. Normal koşullarda arılar yiyecek aramaya iki ya da üç haftalıkken başlıyorlar. Fakat kovanlardaki popülasyonun hastalık gibi etkenler tarafından zayıflaması, yiyeceklerin azalması ya da yetişkin arıların ölümüne neden olan diğer etkenlerin ortaya çıkması halinde genç arılar, olması gerekenden çok daha erken zamanda yiyecek toplama görevini üstleniyorlar.
Araştırmacılar, yüzlerce arının hareketlerini izlemek için radyo vericileri kullanıyorlar. Kullandıkları bu yöntemle erken yiyecek arayışına çıkan genç arıların çoğunun, kovan dışı ilk uçuşlarında gerçekleşen ölümlerinin, 2-3 haftalık arılara göre çok daha fazla olduğu ortaya çıktı. Genç arıların erken kovandan ayrılarak polen ve nektar arayışına çıkmalarının büyük ihtimalle azalan yetişkin arı popülasyonuna karşı bir adaptasyon olarak ortaya çıktığını belirten Londra Queen-Mary Üniversitesi, biyoloji ve kimya bölümünden araştırmacı Clint Perry, eğer artmış ölüm oranları aynı şekilde mevcudiyetini sürdürürse, kovanlardaki ölümlerin ivmesinin hızlanarak artacağını ve sonuçların yıkıcı olacağını dile getirdi.
Sonuçlara arıların yaşlarının takip edilerek ne zaman yiyecek aramaya çıktıklarını gözlemledikleri bir yöntemle ulaşıldığını söyleyen bilim insanı, bu yolla kovanların sağlıkları konusunda fikir sahibi olabileceklerini ekledi. Bu çalışmanın ani koloni yıkımlarının nedenlerine ışık tuttuğunu da belirten Perry, araştırmanın çözüm yolları bulmaya da yardımcı olabileceğini ekledi.
Harvard Üniversitesi’nde geliştirilen bir teknoloji, bakteriler aracılığıyla sadece güneş ışığı ve havayı kullanarak izopropanol üretip, taşımacılıkta kullanılacak sıvı yakıta dönüştürmenin yollarını geliştiriyor.
Bitkiler 1.6 milyar yıldır, sadece güneş ışığını kullanarak bizlere yakıt olarak kullanabileceğimiz maddeler sağlayabiliyorlar. Yine de, Dünya’daki toplam enerji ihtiyacı düşünüldüğünde bazı istisnalar göz ardı edildiği takdirde, bitkilerden elde edilen yakıtlar sadece yüzde 1 oranında verimli olabiliyor. Güneş panelleri ise daha iyi bir alternatif olmasına karşın, ürettiği enerjiyi depolamakta ki yetersizliği sebebiyle geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor.
Bu tarz problemleri ortadan kaldırmak amacıyla bilim insanları, güneş enerjisini kullanarak, depolanabilir yakıtlar elde etmek için araştırmalar yürütmekteler. 2011 yılında Prof. Daniel Nocera “biyonik yaprak” ismini verdiği bir tekniği bilim dünyasına tanıtmıştı. Üzeri silikon şeritlerle kaplı ve her iki tarafında da kristaller bulunan yaprak, güneş ışını alabileceği bir yerde suya konulduğunda, suyu elementlerine ayırabiliyordu. Kristal kaplı taraflarından birisi oksijen salımı yaparken, diğer tarafı da hidrojen salımı yapabiliyordu.
Geçen sene, Nocera yaprağın verimini yüzde 7’ye çıkarttı fakat ortada hala bir problem vardı. Nocera’nın biyonik yaprağının ürettiği hidrojen, hem çok pahalıya mal oluyor hem de depolanması ve taşınması zaman zaman tehlikeli olabiliyordu.
Geçen sene, Nocera yaprağın verimini yüzde 7’ye çıkarttı fakat ortada hala bir problem vardı. Nocera’nın biyonik yaprağının ürettiği hidrojen, hem çok pahalıya mal oluyor hem de depolanması ve taşınması zaman zaman tehlikeli olabiliyordu.
Şimdilerde ise Nocera, Prof. Pamela Silver ile ortaklaşa çalışarak, biyonik yaprağın tasarımına katalizör görevi gören bir bakteri ekleyip, ortaya çıkan hidrojeni, daha kolay taşınabilecek ve etkili olabilecek bir maddeye çevirmenin yollarını arıyor.
Kullandıkları bakteri Ralstonia eutropha’nın genetiği, izopropanol üretme becerisine sahip olacak şekilde değiştirilebilmeye uygundur. İzopropanol yakıldığı zaman atmosfere karbondioksit salımı yapmaktadır fakat bakteri havaya saldığı bu karbondioksiti daha sonrasında kendisi kullanıyor.
Ödünç alıp verme bilincinin yeniden güçlendirilmesi amacıyla Eşya Kütüphanesi kuruldu.
Eşya Kütüphanesinin nasıl kullanıldığına değinmeden önce kuruluş hikayesine bir göz atalım. Bir sosyal girişim olan Eşya Kütüphanesi,Ayşe Gökçe Bor ve Aysu Erdoğdu’nun fikir ortaklığı ile başlar.
Metalurji ve Malzeme Mühendisliği’nin yanı sıra tasarım eğitimi almış Ayşe ile Sosyal Girişimcilik konusunda çalışan Aysu’nun fikir alışverişleri onları Startup Weekend İstanbul etkinliğine yönlendirir. Burada, projelerinin o anki ismi “Library of Stuff” ile birinci olurlar. Bu ilk deneyimleri sayesinde iyi bir takım olabileceklerine emin olur ve girişimlerini büyüterek son şeklini verirler. Şu an, ana ekibe katılan Didem Yeni, Yiğit Güneli, Umutcan Önal, Umut Ezgi Bozdağ ve daha pek çok gönüllü ile yollarına devam ediyorlar.
Ödünç alıp verme bilincinin yeniden güçlendirilmesi amacıyla Eşya Kütüphanesi kuruldu.
Peki, Eşya Kütüphanesi nasıl kullanılır?
Sistem, herhangi bir kitap kütüphanesinden pek farklı değil. Bunun için üyelik formunu doldurup kütüphaneye kaydoluyorsunuz. Güveni sağlamak için formlar tek tek okunuyor ve cevaplarınız profil sayfanızda yer alıyor. Üyelik onayınızdan sonra sitede eşya paylaşmaya başlayabilirsiniz. Paylaşılabilecek eşyalar konusunda bir sınırlama yok. Halen kullanılabilir durumda olan ama uzun zamandır ihtiyacını hissetmediğiniz eşyalarla başlayabilirsiniz. Size kalmış. Ya da bir süreliğine bir eşyaya ihtiyacınız var ama bunu satın almanın israf olduğunu düşünüyorsunuz; misal, yeni taşındınız ve çekice ihtiyacınız var, siteden bunu talep edebilirsiniz. Ödünç alıp-verme süreleri ve eşyayı ulaştırma biçimi kullanıcıların inisiyatifinde. Aklınızdaki diğer sorular için şu linkegöz atabilirsiniz .
Eşya Kütüphanesi’nin internet sitesi ve sosyal medya adresleri: