Kartal’da, ödüllü mimar Zaha Hadid’in çizdiği kentsel dönüşüm projesinin planları, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nden oy birliği ile geçti. Daha önce CHP ve Mimarlar Odası’nın karşı çıkması nedeniyle dört kez mahkeme tarafından iptal edilen planlara, bu kez CHP de “Evet” dedi.
Kartal’ın çekim merkezi haline getirilmesi amacıyla 2007 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından yürütülen çalışma kapsamında Kartal Kentsel Dönüşüm Projesi hazırlandı. Projenin çizimini Pritzker ödüllü mimar Zaha Hadid yaptı. Kartal, Çavuşoğlu, Kartal Yeni, Topselvi, Esentepe, Orta, Cumhuriyet ve Kordonboyu mahallelerini kapsayan planlar ise Kartal Belediyesi tarafından yapıldı. Planlar İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde görüşülürken CHP’li üyeler “Kartallıları köylerine gönderecek, vatandaşı mağdur edecek proje”diye her seferinde karşı çıktı. Eski CHP Meclis Üyesi İbrahim Doğan ile Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, planlar ve projenin iptali için davalar açtı. Yedi yılda planlar, dört kez iptal edildi. Bu arada projenin ihalesi bile yapıldı. Mahkeme kararları nedeniyle bölge plansız kaldı. Proje bir adım bile ilerleyemedi. Bu sırada Kartal Belediyesi AKP’den CHP’ye geçti.
(Kaynak: Uludağ Sözlük)
Radikal’den Ercan Sarıkaya’nın haberine göre; bölgenin plansız kalması üzerine Kartal Belediyesi tarafından söz konusu alan için yeni imar planları hazırlandı. Yeni planlarda 550 hektarlık alan bazı kamu arazilerin özelleştirme kapsamına alınması nedeniyle 303 hektara indirildi. 16 Ocak 2014’te İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde görüşülen 1/5000 ölçekli Kartal Nazım İmar Planı, oy birliği ile karara bağlandı.
Daha önce bu planlara karşı çıkan CHP de onay verdi, planlar oy birliği ile geçti. Geçmişte planları mahkemeye taşıyan, Mimarlar Odası yönetiminde olan, ancak 2014 seçimlerinde CHP’den meclis üyesi seçilen ve imar komisyonu üyesi olan Esin Hacıalioğlu’nun da projeye onay verenlerden biri olması da dikkat çekti.
Projeye göre, Kartal’a 80 ile 150 metre arası yüksekliklerden oluşan gökdelenler, iş ve konut kuleleri, opera evi, park, oteller, restoranlar, yat limanı ve marina yapılacak.
Son zamanlarda, sosyal medya hesaplarımıza çeşitli imza kampanyaları ile ilgili farklı konularda bağlantılar düşüyor. Kimimiz destekliyor, kimimiz ise etkisi olmaz diye önemsemeden geçiyor. Oysa online ortamda toplanan imza kampanyalarının etkisini alınan sonuçlarla görebiliyoruz.
Change.org üzerinde birçok önemli kampanya mevcut. Sadece dört tanesini paylaşarak diğer imza kampanyalarını da incelemeniz için yol açmak istedik. Diğerlerini de inceleyerek siz de verilen mücadelenin bir parçası olabilirsiniz.
1. Morhipo alışveriş sitesi gerçek kürk ürünlerini ucuza satarak tüketimlerini arttırmasın, kürk giymeye özendirmesin. Canlıların yaşam haklarının ellerinden alınmasına destek olmasın.
Khris De Decker’ın 2007 yılında Low Tech Magazine‘de yayımlanan makalesine göre, ekolojiye en çok zarar veren taşımacılık türünün hava yolu olmasına rağmen, hava gemilerinin hızları düşürülürse doğa dostu bir seçenek haline gelebilir.
Ohio Airships isimli bir Amerikan şirketi, ekolojik problemleri önemli ölçüde kısarken, hava kargosu avantajlarını birleştiriyor. Şirket, dynalifters isimli yavaş hava kargo gemisini tasarlayarak bunu başardı. Bu hava gemileri, zeplinler ve uçakların seyahat kavramları ile harmanlanarak ve geleneksel hava gemilerinin verdiği ekolojik zararlar hesaplanarak tasarlandı. Bir Boeing 747uçağından üç kereden fazla nakliye taşıyabilen Dynalifters, saatte sadece 200 km hız ile seyahat ediyor ve daha az yakıt tüketiyor.
Zeplin ve diğer hava gemileri uçak ve helikopterlerden farklı bir prensiple çalışırlar. Uçak ve helikopterler aerodinamik kuvvetleri kullanarak, yani hızla hareket eden havanın yarattığı, kanat ve pervaneler üzerindeki basınç farkı sayesinde havada kalırlar. Hava gemileri ise havadan daha hafif bir gazın kaldırma kuvvetini kullanarak, bir başka deyişle aerostatik kuvvetlerden faydalanırlar. (Açık Bilim) Zeplinden farklı olan Dynalifter ise kanat ve gövdesi üzerindeki aerodinamik ile ağırlığının büyük bir kısmını taşıyan iç çerçeveye sahip ve havadan daha hafif değil.
Şirket dört farklı boyutta, dört kavramsal tasarımı çoktan tamamladı. Bütün tasarımlar, hızlı yükleme boşaltma yapılabilmesi için ayrılabilir kargo bölümleri ile donatıldı ve 37 metre uzunluğunda bir prototip tasarlandı ve test edildi.
(Fotoğraf Kaynağı: airshipsafrica.com)
Bilindiği üzere, malların taşınmasında doğayaen fazla zarar veren ulaşım şekli, hava yoludur. Birinci sebep, teknolojinin kendisi. Hava taşıtları, diğer ulaşım araçlarına göre oldukça fazla miktarda yakıt yakıyor ve daha fazla sera gazı salımı yapıyor. İkinci neden, coğrafi ticaret davranışlarına göre, malların çoğunlukla doğudan batıya ticaretinin yapılmasını dikta ediyor olması. Air France’a göre, Avrupa’dan Asya’ya seyahat eden her kargo uçağı için sekiz kargo uçağı geri seyahat ediyor. Bu da, sadece malları toplamak için kargo uçaklarının boş ağırlık ile uçtuğunun anlamına geliyor.
Kargolama işleminin hava yolu ile yapılmasının kendi açısından ekolojik avantajlara sahip olduğu söylenebilir. Kamyonlardan farklı olarak, uçakların yollara ihtiyacı yoktur. Aynı zamanda gemilerin yaptığı gibi okyanusları kirletmez. Gemiler seyahat halindeyken denize saldıkları balast suyu bile başlı başına okyanus ekosistemlerine ciddi zararlar verir.
Kuzey Amerika ve Avrupa, ayrıntılı yol sistemlerine halihazırda sahipken; Afrika, Asya ve Güney Amerika gibi kıtalar için karmaşık yol sisteminin geliştirilmesi pahalı olabilir ve çevresel olarak akla yatkın değildir.
Balast suyu nedir?
Yaklaşık 120 yıl önce çelik gemilerin inşasından bu yana seyirde gemiyi dengeli hale getirmek için balast suyu kullanılmıştır. Balast suyu güvenli seyir şartları sağlamak için seyir boyunca pompalanır. Bu uygulama geminin üzerindeki stresi azaltır, yatay denge sağlar, ileri sürüşü ve manevra kabiliyetini iyileştirir ve yakıt ile su tüketimine bağlı olarak oluşan ağırlık kaybını telafi eder. (TÜDAV)
Kaynak: Low Tech Magazine Başlık Görseli: Air Ships Africa
Yalova’da Güneyköy sınırları içinde bulunan bir taş ocağının kapasite artırımı için “ÇED gerekli değildir” kararı verildi. Bu karar hayata geçerse; 485 dönüm ormanlık alan üzerinde bulunan 192 bin ağaç kesilecek.
Güneyköy havzasında faal olan taş ocaklarından biri kapasite artırımı için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) başvurusunda bulundu ve Yalova Valiliği de konuyla ilgili “ÇED gerekli değildir” raporu verdi. Raporda, kapasite artırımıyla 485 dönüm ormanlık alan üzerinde bulunan 192 bin ağacın kesilmesi öngörülüyor. Yalova’da hala faal olan 100 taş ocağı bulunuyor. Ormanlık alanların gördüğü zararlar yüzünden binlerce ağaç kesildi. Yani taş ocaklarının yarattığı doğa tahribatı oldukça şeffaf.
Yalova’da Güneyköy sınırları içinde bulunan bir taş ocağının kapasite artırımı için “ÇED gerekli değildir” kararı verildi. Bu karar hayata geçerse; 485 dönüm ormanlık alan üzerinde bulunan 192 bin ağaç kesilecek. (Kaynak: baskaldiraninsan.com)
Yalova Platformu Yürütme Kurulu üyesi ve Yalova Barosu Avukatı Zeki Öçal, “Yalova’da Altınova’dan başlayarak Armutlu’ya kadar yüz taş ocağı bulunuyor” dedi. Öçal, üç-dört taş ocağının bulunduğu Güneyköyün’de bir firmanın kapasite artırımı için başvuruda bulunduğunu belirterek konuyla ilgili “ÇED gerekli değildir” raporu verildiğini belirtti. Raporun bölgedeki 400 ile 500 dönüm ormanlık alanı kapsadığını ve 192 bin ağacın kesileceğinin altını çizen Öçal, rapora karşı Bursa İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını açıkladı. Yalova’da yaşanan çevre katliamına karşı olduklarını belirten Öçal, “14 Şubat günü Cumartesi günü sokağa çıkacaklarını ve ‘Ormanıma Dokunma, Yalova’ da Taş ocağı İstemiyoruz’ diyeceğiz” şeklinde konuştu.
Yalova Platformu da eyleme ilişkin açıklaması şöyle: “Yalova’da halen faal olan taş ocaklarının bu güne kadar çevreye vermiş olduğu zarar yetmezmiş gibi bu kez de Güneyköy havzasında faaliyette bulunan taş ocağının kapasitesinin arttırılması talebi kabul edildi ve ÇED raporu onaylandı. Bu onama kararı, 485 dönüm ormanlık alanın tahribi ve bu alandaki 192 bin adet orman ağacının katledilmesi anlamına geliyor. Bizler Yalova Platformu olarak, hukuka aykırı olan bu onama işleminin iptali için Bursa İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtık. Ancak bu hukuki mücadele sürecinin güçlü bir toplumsal desteğe ihtiyacının olduğu da tartışmasızdır. Bu nedenle, apaçık bir katliam demek olan bu gidişi durdurmak için: Ormanıma Dokunma / Yalova’ da Taş ocağı İstemiyoruz.”
Temiz su olmadan yaşamak… Söylemesi kolay, ama hayal etmesi o kadar zor ki. Evinizde su kesintisi olduğunda bile yaşadığınız sıkıntı ve bıkkınlığı düşünün. Ne kadar çekilmez değil mi? Elinizi ve yüzünüzü yıkamak isteyip de hiç su bulamadığınızı düşünün; giysilerini yıkamadan tekrar tekrar giymek durumunda olduğunuzu da, veya temiz tuvalete erişiminiz olmadığını, hatta ve hatta yiyeceklerinizi yıkayamadığınızı… Stres verici ve üzücü, hayal kırıklığı yaratıcı değil mi?
İnsanın başına gelmeden empati kurması belki gerçekten çok zor. Fakat bazı gerçekler için çok uzağa gitmeye gerek yok: 2000 yılı verilerine göre Türkiye’deki hanelerin yüzde 31’i sağlıklı tuvaleti yok. Temiz içme suyu olmayanlar ise yüzde 26. Yüzdeler az gibi görünebilir, fakat onlar bu sorunlarla birinci elden yüzleşen kişiler.
Çocukların hayatta kalma oranı ve sağlık durumları büyük oranda su kaynaklarına erişimleri ile doğru orantılı. Her yıl, beş yaşın altında iki milyon çocuk sağlıklı su kullanamadığı için hastalıklara kapılıp hayatını kaybediyor. Bu hastalıklar genelde ishal ve türevleri, bağırsak kurtları ve çeşitli göz ve deri hastalıkları olabiliyor. Tabii yetersiz su, yetersiz beslenmeyi de beraberinde getirdiği için bu çocukların sağlıklı beslenme şansı oldukça azalıyor. UNICEF, su edinme işinin yüzde 71’inin kadın ve kız çocuklarının yükü olduğunu ve temiz suya erişememenin en çok kız çocuklarını etkilediğini belirtiyor.
Çocukların hayatta kalma oranı ve sağlık durumları büyük oranda su kaynaklarına erişimleri ile doğru orantılı. Her yıl, beş yaşın altında iki milyon çocuk sağlıklı su kullanamadığı için hastalıklara kapılıp hayatını kaybediyor. (Kaynak: middleeastmonitor.com)
Görüldüğü gibi çocukların çevresel hakları aslında onların en temel yaşam haklarıyla geniş çapta örtüşmekte. Geçen hafta çocukların barınma hakkından bahsetmiştik, yazıya buradanulaşabilirsiniz.
Temiz su erişimi ve kullanımı
Her çocuğun temiz su hakkı vardır:
Su miktarı ve kalitesi: Kirli içme suyu sayısız hastalığa neden olabilir. Fakat, nasıl su olduğunun yanı sıra “ne kadar su” olduğunun sorgulanması da gerekir. Yeme, içme ve en basit seviyede hijyen için bir kişinin ihtiyacı günlük 30-40 litre arasında değişkenlik gösterir. Çok az miktarlarda su maalesef bunları karşılamak için yeterli değildir.
Suya erişim: Temiz su kaynaklarına olan uzaklık ve buralara erişimin zorluğu, suyun fiyatı, su edinmek için girilen uzun kuyruklar ve suyun ne zaman sağlanacağının belirsizliği gibi sorunlar çocukların suya erişimdeki en büyük engeller. Bu durumlarda yiyeceklerin, çatal kaşık gibi mutfak gereçlerinin, yiyecek saklanan ve pişirilen alanların temiz tutulması oldukça zorlaşır.
Eğer su, barınma alanına veya evlere borular ile dolaşım yoluyla sağlanamıyorsa depolarda biriktiriliyor. Ama bu depolar kirlenme risklerine oldukça açık durumda olabiliyor. (Fotoğraf Kaynağı: childcareworldwide.org)
Hijyenik olmayan su depoları: Eğer su, barınma alanına veya evlere borular ile dolaşım yoluyla sağlanamıyorsa depolarda biriktiriliyor. Ama bu depolar kirlenme risklerine oldukça açık durumda olabiliyor.
Hijyen sorunlarına bağlı hastalıklar: Bu hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Çünkü çocuklar bağışıklık sistemi bakımından daha güçsüz konumdalar. Ama aynı zamanda harekete ve oyuna ihtiyaçları var ve hijyene dikkat etme eğilimleri az. Dışkı temasından dolayı ishal benzeri hastalıklar geçirme riskleri de yükselebiliyor.
Organik atıkların yok edilmesi: Dışkılarının sağlıklı yöntemlerle insan temasından uzaklaştırılması ve yok edilmesi hijyen ve sağlık bakımından oldukça önemli. Düzgün bir lağım sisteminin olması çok defalar el yıkamadan bile daha efektif hijyen sağlayabilir. Ama dünyada yüzde 60 kadar evin temiz bir tuvalet sistemleri bulunmuyor. Uygun tuvaletin bulunmaması da çocuklar için psikolojik açıdan nahoş ve korkutucu olabiliyor. Buna rağmen birçok çocuk ihtiyaçlarını sokaklarda, açık alanlarda ve hatta açık lağımlarda gidermek zorunda kalıyor.
Hastalıkların yayılması çocukların hep bir arada olduğu zamanlarda daha hızlıdır. Okullar veya bakım evlerinde yetersiz tuvalet ve el yıkamak ünitelerinin olması riski oldukça artırabilir. Bu tarz alanlarda yaşam devam ederken karşılaşılabilen en büyük sorunlardan biri de yetersiz alt yapıdan dolayı lağım çukurlarında biriktirilen atıkların tıkanıklık yapmasıdır. Tıkanıklık nedeniyle de biriken gider veya yağmur suları da daha sonra sele neden olabilir ve atık maddenin sel suları ile yayılımı hızlanır. Selin oluştuğu alanlar genelde kaçak yerleşim yerlerinde, dik yamaçlara kurulmuş alanlarda ve uygun olmayan arazilerde görülebilir. Tıpkı zincirleme bir reaksiyon gibi, bununla birlikte sivrisinek, kemirgen hayvanlar ve sinekler gibi zararlı haşerelerin üremesi hızlanır.
Bu yüzyılda bile hâlâ maalesef her çocuğumuzu en değerli varlıklarımız olarak yetiştirmekten aciz kalıyoruz. Sayılar ve istatistikler iyiye gitse de, o sayılarla ifade edilenler gerçek çocuklar ve eşit ve insanca bir hayat yaşamaktan çok uzaklar. “Tuzu kuru” olduğumuzu bir kez daha hatırlayıp belki de çevremizde çocuklar için neler yapabiliriz bir defa daha düşünmek gerekir.
Kaynak:Çocuk Vakfı Sayısal Çocuk Uyarı Raporu/2000
Üçüncü derece SİT alanında bulunan Ihlamur Kasrı’nın yanındaki açık otoparkın, katlı otoparka dönüştürülmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin çıktı.
Özlem Güvenli’nin Cumhuriyet’te yer alan haberine göre, Emirgân Korusu’nun komşu parselinin yapılaşmaya açılmasının ardından üçüncü derece SİT alanında bulunan Beşiktaş Ihlamur Kasrı’nın komşu parselindeki açık otoparkın, katlı otopark haline getirilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin çıktı.
“Beşiktaş Ihlamur Kasrı Üçüncü Derece Doğal SİT Alanı ve Etkileme Geçiş Sahasına İlişkin 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nâzım İmar Planı Değişikliği”, 4 Şubat günü Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde askıya çıktı. 5 Mart’a kadar askıda kalacak plana 30 gün içinde itiraz edilebilecek. Bir maddeden oluşan plan değişikliğinde, “Plan hükümlerine göre belediyeler veya diğer kamu kuruluşları ve özel kişiler tarafından kapalı veya katlı olarak kültür ve tabiat varlıkları yer altı, yer üstü envanter ile mevcut ve kayıp korunması gerekli kültür varlığı araştırma envanterinde yer alan eserler korunmak şartı ile topografyaya uyarak görsel etkiyi bozmayacak şekilde ilgili kurumların görüşleri ve ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonunun uygun görüşü alınmak koşulu ile otopark yapılabilecek” deniliyor. Bu değişiklik, Ihlamur Kasrı’nın komşu parselindeki açık otoparkın koruma kurulu kararı ile çok katlı otoparka dönüştürülmesi anlamına geliyor.
Plan değişikliğini inceleyen İBB Meclis Üyesi Hüseyin Sağ“Kasrın yanında, aynı Zeytinburnu’ndaki gibi 16-9 gibi bir katlı otopark yükselebilir” şeklinde uyarıda bulundu. Plan değişikliği ile Yıldız Parkı’nın yanındaki park fonksiyonundaki başka bir parselde, yüzde 17 olan yapılaşma oranının yüzde 28’e çıkarıldığını da vurgulayan Sağ, “Çok önemli birinin ayrıcalıklı yeri olmalı ki araya bu değişikliği de sıkıştırmışlar” diye konuştu.
Korunun komşu parselindeki cami inşaatı ve Emirgân Korusu’nun yanındaki otel ve konut projesi, kamuoyunun büyük tepkisini çekmişti. Kentin ortasında kalan son yeşil alanlar, birbiri ardına yapılan plan değişiklikleri ile yoğun bir şekilde imar baskısı altına alınıyor.
Ihlamur Kasrı nedir?
Ihlamur Kasrı Beşiktaş ve Nişantaşı arasındaki vadide yer alan Ihlamur Mesiresi’ndeki kasırdır. Buraya Abdülmecit tarafından Nigoğos Manyan’a, “Merasim Köşkü” ile “Maiyet Köşkü” olarak adlandırılan iki kasır yaptırılmıştır. Bunlardan Merasim Köşkü, asıl Ihlamur Kasrı’dır.
Bugün, çevresinin gürültü ve karmaşasından kendini yüksek duvarlarla koruyan Ihlamur Kasrı çok eskilerden bu yana Ihlamur Mesiresi adıyla anılan bir dinlenme alanının içinde kurulmuş iki yapıdan oluşur. Yapılardan biri Merasim Köşkü, öbürüyse Maiyet Köşkü anılmış; ikisine birden de Ihlamur Kasrı (ya da kasırları) adı verilmiştir.
Kentin seyrelen ferah alanlarından biri olan Ihlamur Kasrı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan çıkan izne itiraz edilmezse; inşaatlar ve otoparkın arasında sıkışıp sonunda da her ‘güzel, yeşil ve sahip çıkılması gereken ama sahip çıkılamayan alan’ gibi yok olma tehdidi altında kalacak.
Atmosferdeki sera gazlarını azaltacak teknolojiyi, belki de çok uzaklarda aramaya gerek yoktur. Yapılan araştırmalara göre, kabartma tozunun ana maddesi olan sodyum karbonattan yapılmışmikrokapsüllerle havadaki karbondioksiti hapsetmek mümkün olacak.
Illionis Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’nden bilim insanlarının, Lawrance Livermore Ulusal Laboratuvarı’nda çalışan bilim insanlarıyla ortaklaşa yürüttükleri bir çalışma sonucunda geliştirdikleri yüksek geçirgenlik özelliğine sahip sodyum karbonat kapsüller, karbondioksiti emme özelliğine sahip.
Bu kapsüller, daha öncesinde, ilaçların kontrollü salınımında, besinlere aroma katmakta ve kozmetik sektöründe kullanılıyordu. Karbondioksiti emme özelliği keşfedilen kapsüller, karbondioksiti atmosferden uzaklaştırmakta kullanılan diğer alternatiflerine oranla, çevreye daha az zarar veriyor.
Teknolojik açıdan hedefe yönelik olduğu düşünülen soydum karbonat kapsülleri, alternatiflerinin aksine sadece karbondioksit ile tepkimeye giriyor.
Diğer geleneksel yöntemlerin aksine kapsüllerin bir diğer özelliği de, yüzey alanı geniş olduğu için emme potansiyelinin yüksek olması. Araştırmacılar, bu yenilikçi yöntemin doğal gaz ve kömür ile çalışan tesislere uygulanarak, hava kirliliğinin önüne geçebileceğini, hatta çelik ve beton sektöründen atmosfere salınan karbondioksiti de engelleyebileceğini umut ediyor.
İngiltere Cornwall’de ziyaret edenleri hayranlık içinde bırakan yapay biyom sergisi Eden Projesi, ismini cennet kavramından alıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden getirilip, kubbeler altında toplanılan bitkilerle insanlara, doğanın yalın estetiğinde kaybolma imkânı sağlıyor.
Kompleks, kocaman bitişik kubbelerle çevrelenmiş biyomlardan oluşuyor. Binlerce bitki türü, doğal ortam ilişkileri yaratılacak şekilde kubbelerin altında yerini almış. Bitkileri çevreleyen kubbeler, yüzlerce altıgen ve beşgen plastik hücreden oluşuyor ve hücreler çelik ile çevrelenip desteklenmiş. İlk kubbede tropikal yağmur ormanı, ikincisinde ise akdeniz biyomu şartları taklit edilmiş.
Ziyaret edenlerin karşılaşacağı güzelliklere gelince:
1. Dünyanın en büyük yağmur ormanı 2. Son teknoloji mimari ve yapılar 3. Tüm yıl boyunca, büyüleyici bahçe sergisi 4. Birinci sınıf heykel ve sanat 5. Akşam gösterileri, konserler ve kışın buz pateni pisti 6. Eğitim merkezi ve her yaşa hitap eden gösteriler 7. Restoran ve kafelerde uygun fiyatlı yemekler 8. ağaç tepelerinin üzerinden yağmur ormanı seyri 9. Rejenerasyon ve sürdürülebilir yaşam örneği 10. Bir traktor tarafından çekilen serbest kara treni
Denizleri ve okyanusları koruma örgütü OceanCare, “Beyaz plajları ve nefes kesici su altı dünyası ile bilinen Maldivler Cenneti bile “petrol hırsını” durdurmaya yetmiyor” diye açıkladı.
OceanCare’in yaptığı açıklamaya göre, petrol aramaları, Maldivler’in kırılgan ekosistemini ve deniz hayvanlarını tehdit eden çevresel sorunları beraberinde getirdi. OceanCare yetkilisi Sigrid Lüber yaptığı açıklamada, “Hint Okyanusu’ndaki bu su altı cennetinin dengesi büyük bir tehditle karşı karşıya” dedi. Lüber’e göre, resifler, aşırı kullanımın ve bunu takip eden iklim değişikliğinin güçlü baskısı altında. Yunuslar, kaplumbağalar, balıklar ve Maldivler etrafındaki diğer deniz canlıları petrol aramalarının yarattığı tehlikeden etkilenecekler. Lüber, “Bu su altı dünyasını, basınçlı hava silahlarından korumak istiyoruz” dedi.
Denizleri koruma örgütü, internet sitesinde kullanıcılara standart bir protesto e-postası gönderme seçeneği de sunuyor. E-posta Maldivler’in turizm bakanına gönderiliyor. Kasten seçilmiş bir alıcı olduğu çok açık, çünkü Maldivler’in gelirinin ana kaynağı turizm. Geçen yıl, 1.2 milyon turist ada halkına zenginlik getirdi. Ama açıkça sorgulanabilir olan hazine yer altında giderek değerlenirken, Başkan Abdulla Yameen seçim kampanyası olarak Maldivler’de petrol arama sözü verdi.
Başkan Abdulla Yameen seçim kampanyası olarak Maldivler’de petrol arama sözü verdi.
Alman araştırma gemisi kanıt buldu
Projenin detayları ve devletin tasarıları gizli tutuluyor. Ama gerçek şu ki, amacı küresel ısınmanın denizaltı hayatına etkilerini araştırmak olan bir alman filosu, daha şimdiden ön araştırma sürecinde bazı kanıtlar buldu. Bu proje, şans eseri petrol rezervlerinin varlığına dair kanıt buldu ve bunu Maldivler Hükümeti’ne bildirdi. Bu noktada eller ovuşturuldu ve derhal Maldivler Ulusal Petrol Şirketi ile bağlantı kuruldu. Bu noktada sismik testler ve sondaj testleriyle karşı karşıya kalınmış oldu. OceanCare’dan Nicolas Entrup,“Bu denli küresel ısınma tehdidiyle karşı karşıya olan bir bölgenin fosil yakıtları açtırmak istemesi gerçekten ironik” şeklinde yazdı. Ayrıca Hindistan, Sri Lanka ve Singapur da çoktan durumdan fayda sağlamayı düşünen şüpheliler arasında, Hindistan tıpkı Sri Lanka ve Singapur gibi refineler işlenmeden ham petrole ortak olacağını belirtti.
Halk protestosu gerekiyor!
Yerel çevre grupları bu konu hakkında oldukça endişeli. Hatta bu gruplardan EcoCare Maldives yardım istemek için özellikle OceanCare ile bağlantı kurdu. Lüber yaptığı açıklamada, “Şimdi halkın ve turizm endüstrisinin protestomuza katılmasını umuyoruz.”. Buna yönelik eylemlerin nasıl sonuçlanabileceğini Balerik Adası kanıtladı. OceanCare, bu ada gruplarındaki suları tanıyor, koalisyon eşleriyle birlikte ve halkın şiddetli protestosu sayesinde zararlı ses bombaları şimdilik engellenmiş durumda. Ayrıca Kanarya Adaları’ndaki yerel halk da protestolarıyla bir petrol ofisi olan Repsol’ün bölgeden çekilmesini sağladı.
Artan tecavüzolayları ve kadına yapılan saygısızlıklar sebebiyle Hindistan’da başlayan başkaldırı, yeni meyvesini bir çizgi roman olarak verdi. TanrıçaParvati’den aldığı güçle, kaplanına atlayan tecavüz mağduru genç kadın Priya’nın, dünyayı değiştirme yolundaki maceraları yeni nesil Hint kadınlarına ışık olacağa benziyor.
Yıl 2012, 23 yaşında tıp öğrencisi genç bir kadın, yanında bir erkek arkadaşıyla otobüsle seyahat ediyor. Yer ise Hindistan Güney Delhi. Otobüste kendisi, arkadaşı ve şoförle birlikte erkek demeyi yakıştıramayacağım beş kişi daha var. Yolculuk sürerken bakışlar kızı rahatsız ediyor. Bakma diyemiyor, adamlar gözleriyle genç kadını soyarken… Yanında bir erkek olduğu için içini ferah tutmaya çalışıyor. İhtimal de veremiyor belki, işlerin hissettiği kadar vahşi bir yere varabileceğine. İnsanların bu kadar kötü olabileceklerine henüz şahit olmadığı, hâlâ iyiliğe inandığı bir yaşta…
Sonra film kopuyor. Otobüs sapa bir yola saptığında ve otobüstekilerin bakışları iyice değiştiğinde, genç kadına yapacak hiçbir şey kalmıyor. Şoför de dahil aralarında 18 yaşın altında bir kişinin de olduğu altı kişi, önce genç kadının arkadaşını döverek etkisiz hale getiriyorlar, sonra da kadına defalarca tecavüz ediyorlar. Elbiseleri parçalanırken bağırdığında, ağzından akan kan koltuklara desen oluyor. Hayatında şeytanı hiç bu kadar yakından görmemiş genç kadın, korkudan bitap halde bayılıyor. Bütün değerleri aşağılanmış bir şekilde yolun kenarına atılıyor. Daha sonrasında ise boğazlanmış küçük bir kedi gibi son nefesini veriyor.
Olayın buradan sonrası, Hindistan’da belki de bir dönüm noktası oluyor. Suçlular yakalanıp idam cezasına çarptırılıyorlar ve halk dalga dalga ayaklanıyor. Devlet, kadınların haklarını korumak için yasal düzenlemeleri sıkılaştırma yoluna giderken, ülkenin ileri gelen isimleri de kadınlara yapılan bu ayrımcılığı ortadan kaldırmak için kolları sıvıyor.
2012 yılında Hindistan’ın başkenti Delhi’de düzenlenen tecavüz karşıtı protestolardan bir görüntü.
Film yapımcısı ve aynı zamanda Rattapallax film şirketinin kurucusu olan Ram Devinenide bu konuda bir şeyler yapmak istemiş ve çizer Dan Goldman ile bir araya gelerek “Priya’s Shakti”yi ortaya çıkartmış. Çizgi kahraman Priya da 23 yaşındaki genç kadın gibi ilk önce tecavüze uğruyor. Daha sonrasında ise ailesinin yanına gidiyor fakat ailesi, tecavüzcüleri suçlayacağına genç kadını aşağılıyor ve suçun kendisinde olduğunu söyleyerek Priya’yı evden kovuyor. Çaresizlik içerisindeki Priya’nın ağlayışını duyan Tanrıça Parvati, Priya’ya kendi gücünden bahşediyor. Zaten “Shakti” sözcüğü Sanskritçe’de “kadının ilahi gücü” manasına geliyor. Kaplanına atlayan Priya daha sonrasında köy köy gezerek kız çocuklarının okumasına, kadınlara yapılan şiddete karşı ayaklanılmasına ve kadına saygının artmasını sağlıyor.
Priya’s Shakti
Devieni çizgi roman hakkındaki görüşlerini şöyle belirtiyor, “Tecavüz hakkında olsa da, hikâyeyi keyifli bir hale getirmeye çalıştık ve ataerkil yargıların yıkılmasını amaçladık. Genç okuyucular için mükemmel bir hikâye oldu. 15 dakika içerisinde okunabiliyor ama verdiği mesaj akıllara kazınıyor ve mesajların etkisi yer ediyor.”
Rattapallax ayrıca okuyucularından Priya ile bir fotoğraf çektirip, #standwithpriyaetiketi ile sosyal medyaya atmalarını ve bu sayede kadına uygulanan şiddetin karşısında olduklarını göstermelerini istiyor. Bu hareketi kadınları korumak için kurulmuş Apne Aap Women Worldwide sivil toplum örgütü ile birlikte yürüten Rattapallax, bunu dünyaya yayılan bir kadına saygı hareketi olarak görmeyi umut ediyor.
Priya’s Shakti’nin internet sitesi için tıklayınız.