Ana Sayfa Blog Sayfa 736

Kış aylarında kuşlara yardımcı olmak için yapmanız gereken 3 şey

Kış dönemi her canlı için yaşam daha zorlu geçer. Peki, kuşlara yardımcı olmak için 3 ufak adım atmanın yeteceğini ve kuşların kışın soğuk zamanlarını daha kolay geçebileceğini biliyor muydunuz?

Bu kış dışarıda yaşayan kuşları ve kendi kuşlarınızı beslemek için en iyi yollar şunlar:

  • Soğuk havada kuşların çok çeşitli yemek yemesi gerekir. Özellikle yağlı besinler kuşlar için önemlidir. Örneğin; yağlı tohumlar, ev yapımı kekler veya kurutulmuş meyveler gibi. Aynı zamanda mutfağınızda yemediğiniz artıklar da iyi iş görebilir. Pastalar ve tuzsuz, ufak parçalar halindeki etler de kuşlar için kışı geçirmede yardımcı olur. Yaban hayatı danışmanı Richard James yaptığı açıklamada, “Kuşlar için yağlı besinler faydalı olabilir; fakat aşırıya kaçılmamalıdır” dedi.

  • Havaların daha soğuk olduğu dönemlerde, kuşlar su bulmakta zorlanır. Çünkü sular genelde donmuş haldedir. WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), kuşların su içebilmesi ve aşırı soğuk havalarda donarak ölmemesi için pinpon topu büyüklüğünde kabın içine su doldurulmasını ve ufak bir yuva haline getirilmesini öneriyor.

    kışın bir kuş

  • Ayrıca daha soğuk havalarda, evinizin kuşlar için vazgeçilmez bir yer olduğunu unutmayın. Tıpkı kedilerin araba kaputlarına sığınması gibi kuşlar da evlerinizin pencere ve çatı kısımlarına içgüdüsel olarak gelebilir. Bu durumda çatınıza veya bacanıza, giriş ve çıkışın sağlanabileceği karton bir yuva yapabilirsiniz veya pencerenize yine aynı şekilde küçük bir kapalı kafes yapabilirsiniz.

Kaynak: Telegraph

Rusya’daki petrol sızıntısı Karadeniz biyomuna zarar verebilir

Tuapse şehri yakınındaki petrol boru hattında gerçekleşen sızıntı nedeniyle Rusya, petrol sızıntısına karşı bir an önce önlem almak istiyor.

Yetkililer, boru patlaması sonucu açığa çıkan petrolün insan vücuduna temasını engellenmek için temizleme operasyonlarına başladı. Fırtınalı hava sebebiyle çalışmalar aksayınca Acil Durum Bakanlığı ‘Perşembe Alarmı’ verdi.

Salı günü Tuapse şehrinde geç saatlerde gerçekleşen boru hattı patlamasının Chernomor Transneft adlı bir Rus petrol/yağ şirketine ait olduğu tespit edildi. Şirket açıklamasında “Heyelan sonucu duvarın aşınıp, borunun patladığını ve Tuapse şehri kıyısına 8.4 metre/küplük bir sızıntı yaydığını” belirtti. Fakat çevreci örgütler bu sızıntının, Cherno firmasının söylediğinden 100 kat daha fazla olduğunu iddia ediyor.

Petrol şirketi, boru hattının hasar aldığı kısmın Karadeniz’den 9 kilometre uzakta olduğunu ve sızıntının, Rosneft adlı alt firmanın bu boru hattını düzenlediği sırada gerçekleştiğini, bunun Cherno firmasıyla ilgili olmadığını belirtti. Rosneft firması, aynı zamanda Tuapse şehrinde büyük bir petrol rafinerisine sahip.

Tuapse şehri salı günü acil durum ilan etti ve Krasnodar şehri ile beraber yaklaşık 300 kişilik bir ekip acil hal durumu ile çalışmalara başladı. Tuapse Acil Durum Bakanlığı’nın Krasnodar bölgesel gazetesine verdiği demeçte; “Çalışma 10 metreyi bulan dalgalar ve fırtına sebebiyle aksamaya uğradı fakat en kısa sürede çalışmaya başlanacak” dedi.

WWF‘ın (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) verdiği demeçte; 15 kilometreye kadar alanın tamamen kirlendiğini ve bu konuda Rosneft ve Transneft şirketlerinin yavaşlığından şikayet ederek; işin bir an önce bitmemesi durumda Karadeniz biyomunun büyük zarar alacağını da belirtti. WWF ayrıca, “Yüzey alanı ve sızıntının denize dökülme hacmi 500-700 tonu çoktan geçti. Yaklaşık 800 metreküp. Bu da çevrecilerin tahmin ettiği oranla aynı olduğu tespit edildi” dedi.

WWF, şirketin bir an önce yaptığı gecikmelerden vazgeçmezse kazanın sonuçlarının kaçınılmaz olacağını da belirtti. Ayrıca şirket, durumla ilgili son bilgileri vermekte de geciktiği söyleniyor.

Kaynak: Phys

Çevre İşbirliği Protokolü imzalandı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında Çevre İşbirliği Protokolü imzalandı.

Çevre İşbirliği Protokolü’nün amacı çevre bilinici ve bir farkındalık yaratmak. Protokolden ilk ve ortaokul düzeyindeki öğrenciler, öğretmenler, veliler, yöneticiler ve destek personelleri faydalanabilecek.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında çevre, su, hava, enerji verimliliği gibi konularda eğitimler ve çalıştaylar yapılmasına yönelik işbirliği protokolü imzalandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda düzenlenen imza törenine Milli Eğitim bakanı Nabi Avcı ve İdris Güllüce katıldı.

Bakan Güllüce örnek bir okul çevresi planı hazırlanacağını kaydetti. Hazırlanacak olan plan önce pilot okul olarak seçilecek okullarda uygulanacak. Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce “Geri dönüşümün ve atıkların değerlendirilmesi konusunda çalışmaların yapılaması, fidan dikme kampanyalarının düzenlemesine yönelik çalışmaların yapılması, her yıl olmak üzere uygunluk durumuna göre, Milli Eğitim Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ve topluma mal olmuş sanatçıların da katılımı ile dünya çevre günü etkinlikleri kapsamında herhangi bir ilde çevre yürüyüşünün düzenlenmesi, çevre düzeni, çevre temizliği ve enerji tasarrufu ile ilgili başarılı çalışmalar yapan okullar bakanlıklar tarafından belirlenen kriterler çerçevesinde incelenecek. Belirlenecek kriterler çerçevesinde başarılı bulunan okullar turkuaz bayrak ile ödüllendirilecek” dedi.

Güllüce çevre, su, hava ve enerji verimliği gibi konularda, eğitim ve çalıştaylar gerçekleştirebilecek çevre eğitimine yönelik bu işbirliği için ‘’Çevre konusu çok daha fazla eğitime ihtiyaç duyulan bir alan” diye ekledi.

Protokolle öenmili bir adım atıldığını belirten Bakan Avcı, ”Bu bir başlangıç. Yapılması planlanan faaliyetler,daha çok proje anlamında, daha sonra bunu Türkiye genelinde, bütün okullarda yaygınlaştırmak istiyoruz” dedi. Protokolün genel hedefinin öğrenci, öğretmen ve velilere çevre bilincini aşılamak olduğunu kaydeden Avcı, katılımcılara da teşekkür etti.

Başlık Görseli: MEB

Bugün, foseptiğin son gününden yeni yıla merhaba

Bir yılın daha sonuna geldiğimizde görüyorum ki; en çok şikâyet ettiklerimiz en çok bağımlı olduklarımız aslında. Aynı klişelerin kurbanıyız yıllardır, hâlâ. Değişmeyen geleneklerin esir alınmış gelinleriyiz hepimiz, üstelik kızlı erkekli. Evet, bugün, foseptiğin son gününden yeni yıla merhaba.

Facianın eşiğinden dönme haberleri hiç bitmedi; her yıl olduğu gibi bu yıl da. Ve her yıl başımıza gelen klişe bu sene yine başucumuzda. 2014’ün en’leri, 2014’ün kadın cinayetleri, 2014’ün teknolojik keşifleri, 2014’ün unutulmaz capsleri şeklinde uzattıkça uzatabileceğimiz sonsuza çok yakın bir listemiz çoktan oluştu.

Son bir haftadır da Facebook sayfalarımız “harika bir yıldı, parçası olduğun için teşekkürler” videolarıyla doldu taştı. Bana da önerdi, Facebook’um. Yapamadım. Yıl içinde güzel anlarım elbette oldu. Ama çoğunu paylaşmaya utandım sosyal ortamlarda. Çünkü bu yıl da her yıl gibi çok kötü şeyler oldu.

Ağlayıp, acı paylaşmaya gittiğimiz, birlikte gaz yediğimiz sonra yaralarımızı sarıp birbirimizin gözüne süt-talcid karışımı sıktığımız insanlardı biz dediğim. Ama bu biz değişiyordu bazen, zaman zaman. Öfkeyle gidiyorduk eyleme ve bir anda halaya tutuşuyorduk. Sonra gülmek devrimci bir eylem dediler, yuttuk. Tamam dedim, ne olursa olsun bozuntuya vermeyeceksin; dik duracaksın günü gelince sokakta, sandıkta, parkta, eylemde, okulda, her yerde hesaplaşacaksın. Hesapsız kalamaz bu olanlar, katliamlar; insanlara hayvanlara ve doğaya yapılan katliamlar. Saygısızlıklar. Kandırmacalar. Aptal yerine koyduklarını nasıl unuturum?

Hesaplaşacağız elbette. İnançtan inanca değişir belki bu. Ama bahsettiğim hesaplaşmalar hiç de uzak değil. Bunun için çok okuyacak, çok çalışacak, çok izleyip dinleyeceksin. Bol bol düşüneceksin. Tembellik etmeyeceksin. Eyleme gidip, iki saat dikilip, yarım saat kaçıp, gaz ve sudan etkilenip, biraz da çevik kuvvetten nasibini alınca hangi hesabı görmüş oldun ki? Yeterli değil kardeşim. Bu kolayı işin. Bize kökten çözüm gerek.

Sonra düşünmelerim sonuç verdi. Hesap günü; sen molotofunla, o gaz fişeği ve robocopuyla, sokakta karşı karşıya gelmek değildi. O da bir yoldu ama tam verimli ve kesin sonuçlu bir seçenek değildi; olamadı, olmadı, yaşadık denedik. Hesap günü belki sandık da değil. Hesap dediğinOnun yerinde ben olsaydım öyle yapmazdım” dediklerini, gerekeni yapıp onun yerine geçip, yani sen olup düzgün yapmaktı çünkü. Dediğini yapmaktı. Kızmadık mı hep dediğini yapmayanlara. Lafta esip gürleyen, her şeyi bilen ama; icraata gelince balon gibi sönenlere kızmadık mı? Sinirimizden çatlamadık mı defalarca, basın açıklamalarında, cenazelerde, eylemlerde, ormanlar kesilirken, dereler kururken? Hesap gününün tanımını değiştirdim ben bu sene. Hesap derken; bir gezi, bir Berkin’im, bir yolsuzun bir çok paralık saati değil mevzu. Bir hoca efendi, bir fıtrat ve sadece birkaç insan hakkı da değil. Mevzular çok derin kardeşim. Öyle derin ki; içinde boğuluyorum bir kıyısından göz ucuyla bakınca.

Bundan böyle isteyenler birer köşe tutsun dedik. Arkadaşlarla konuştuk, anlaştık, çarşamba günü benim günüm oldu. Ben de içinde bulunduğum aralık ayında baş gösteren bu dik duruş ve yüksek egoya dayanarak yazmaya başladım. Zaten birkaç gündür istemsizce, Facebookun mutluluk dolu videolarına bakınırken bir analiz sentez içindeydim. Zaten ülke- millet- devlet- hükümet- parti- politika- çevre- din- fikir vicdan özgürlüğü- cinsel tercih- yaşama hakkı gibi mevzulara çok takarım kafayı. Takıp takıp ağlarım. Ağlıyordum, çünkü engel olamıyordum, yön veremiyordum gidişata. Yahu sen bir okulunu bitir hele, o zaman yap siyasetini eylemini. Şimdi kim takar seni” dediklerinde bir daha ağlıyordum. Panik oldum. Manik oldum. Dikkatimi toparlayamadım. Bocaladım. Nasıl oldu bunlar, bu noktlara nasıl geldik dedim. İnsan dediğin bu muymuş? Büyümek, hayat, yaşamak bu mu kardeşlik, cumhuriyet, hoşgörü, bu mu vicdan, hangisiydi merhamet?

Asiliğim asaletimdendir dedim. Kaldırdım başımı. Çok yol denedim. Sonra adeta bir foseptik desem az bile gelecek bir yılın sonunda iyi bir ay geçirdim. Aralık ayı benim teşhiş edip tanı koyduğum, iyice tahlil edip net çıkarımlar elde ettiğim bir ay oldu. Çok üzüldüğüm yıl boyunca, hiç bu kadar kararlı bir duruşum net bir bakışım olmamıştı. Gözümdeki acı perdesi kalktı ve mantıklı kesin hareketler yapmam gerektiğine karar verdim.

Tam egom böyle tavan yapmışken ne oldu dersin? Günlük haber okumamı yaparken hiç yapmadığımı yapıp; CNN Türk’ün internet sitesinde “2014’te Türkiye’de neler yaşandı?” adlı bir video izledim. 10 Ocak 2014’te Adana’da mit tırları krizi haberinin görüntüleriyle başlayan video; 17-25 Aralık soruşturmaları, Rıza Sarraf‘ın serbest kalışı, Ergenekon sanıklarının tahliyesi, Berkin Elvan‘ın binlerce insanın katıldığı cenaze töreni, Twitter ve Youtube‘un kapatılması, (twit mwit, kökünü kazıyacağız), Soma maden faciası, Kış Uykusuna altın palmiye ödülü, Nuri Bilge Ceylan’ın ödülü bu yıl Türkiye’de hayatını kaybeden, öldürülen gençlere armağan etmesi, paralel operasyonu, Şişlide düşen asansörde yaşamını yitiren işçiler, Kobani olayları, Ermenek‘te maden kazası, kazada hayatını kaybedenlerden birinin annesinin sözleri (oğlum yüzme de bilmezdi ya,ne yaptı kim bilir suyun içinde), Manisa’da zeytin ağaçlarının sökülmesi, Yırca muhtarının sözleri ,14 aralık operasyonları ve Fetullah Gülen için yakalama kararı haberiyle sona eriyor. Foseptiğin son günü de peşimi bırakmadı yaralı anlarım. yıkıldım.

Tabii eksikler var, hem de çokça. Bunları da yazacağım, köşe benim değil mi, size her çarşamba içimi açacağım. Bazen yıllarımı verdiğim kuramlarla insanlaşacağım. Bazen isyanlarım beni insanlaştıracak, bazen yaşamın içinden çıkıp gelecek burnu havada Adorno ya da Frankfurttan başka dostlar. İsyan şart ama. İnsan desen ona keza. Klişelerden kaçmayacağım. Sizi bunaltacağım. Çünkü Bilgi azaptır” der Voltaire. Azaplarla uyanıp sakinleşeceğiz. Azaplar bizi arındıracak günden güne. İsyan edip haykıracağım. İsyan dedim de, korkmayın sevgili aile büyüklerim, beni karakollardan toplamayacaksınız ve kendi iradem dahilinde polis tarafından bir gaz fişeğiyle ölmemek için mümkün olan üst düzeyde çabalayacağım. Ama bomba gibi geliyorum. Kendimi size ihbar ediyorum. Geliyorum. Yardım taşıyan tır gibi, patlayacağı ihbar edilen canlı bomba gibi geliyorum.

Nefret söylemlerim olacak bir kısım. Biraz üzüleceğim. Biraz da aforizmaya düşebilirim. Ama beyin bedava. Biraz daha okunsun diye biraz daha çarpıcı olacağım. Elektirğimi kendim üretim dokunanı yakacağım. Dokunmayın Şaban’ıma. Geliyorum.

İbn-i haldun “Coğrafya kaderdir” diyor. Kaderimizi seçemedikse madem, en azından coğrafyalara bir etkimiz olsun. Dağlarını delip tünel yapmak, deresine dur deyip hes yanaştırmak, kızlar işe yarasın diye gelin yapıp çocuk aşık oldu diye kafasına sıkmak dışında. Evet, evet, avm’den de başka.

Bir kişiye etki etsem gidip birine anlatsa. O da birine anlatacak. Azıcık çarpıcı olup biraz da sansasyon yarattım mı, of değmesinler keyfime. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Acı paylaştıkça azalır. Bilgi azaptır. Azaplarıma ortaksınız bundan sonra. Yeniden kuracağız el ele, insanlığı, doğayı, iktidarı. Yontmayacağız. Yapacağız. Ellerimizle, güzel yüreklerimizle gerçek kardeşliğimizle.

Evet, 2015’ten beklediklerim özet olarak bunlar. Biraz ‘uçuk’ derseniz şaşırmam. Ama şaşırtabilirim. Hadi biraz birbirimizi şımartalım. Bu yıl bizim yılımız olsun. Transparan olsun beyniniz bu yıl, yol açın geçsin hür cinsler. hür olalım.

Sevgili Nazım’a kulak verin:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”

Sevgili Nazım..

Son olarak az önce okuduğum haberi paylaşmak zorunluluğu hissediyorum: Bolu’nun en işlek caddesinde bir yeniçeri tarafından kovalanan noel baba kostümlü kardeşe selam olsun. Sıkma canını kardeş, düzelecek.

Hava kirliliği kalp krizini tetikliyor

Günümüzde kullanılan araçların yenilenebilir enerjiye dönüşmesi yaşamı uzatıyor. Yapılan açıklamalara göre ise hava kirliliği kalp krizini tetikleyebiliyor.

Taşıtlarda benzin yerine “yeşil enerji” kullanmak yaşamı uzatıyor. Eğer araçlarda benzin yerine yenilenebilir elektrik enerjisi kullanılırsa hava kirliliği sebebiyle ölen canlıların yüzde 70’inin yaşayabileceği tahmin ediliyor.

Günümüz toplumunun teknoloji kullanım ölçütleriyle oluşan olumsuz nedenlerinin araştırılması ile bulunan bu tahmin, insanların enerjiyi veya teknolojiyi yanlış kullanması sebebiyle ortaya çıkan ölümlerin ne derece azaltılabileceği konusunda yapılan araştırmalar sonucunda bulundu. Ayrıca bu araştırma, benzin yerine doğal gaz kullanımının bile çevreye daha uyumlu olduğunun gözlenmesi ile geliştirildi.

Durumun aksine eğer araçlarda benzin ve benzin çeşitlerinin (etanollü – güvenilir olmayan yağlar) kullanılması hava kirliliğini dört kat daha fazla artırıyor; bu da canlıların ölümünü yüzde 80 daha fazla artırıyor.

Minnesota Üniversitesi Bilim ve Mühendislik Bölümü Başkanı Chris Tessum yaptığı açıklamada, “Bu bulgular uygulanabilirse, çevrede oluşan ulaşım aksaklıkları ve buna bağlı nedenlerle hava kirliliği azalabilir. Doğal gaz ve elektrik enerjisi kullanılabilirse insanlara temiz elektriğin önemini aşılamış oluruz” dedi.

Minnesota Üniversitesi Araştırma Ekibi, ABD’de her yıl 100 bin kişinin hava kirliliğine bağlı sebeplerden öldüğünü söyledi. Hava kirliliği kansere, kalp krizine varacak düzeyde hastalığı tetikleyebiliyor. Uzmanlar, bir an önce harekete geçilmesi gerektiği konusunda fikir birliğine sahipler.

Tessum yaptığı açıklamada, “Hava kirliliğini önlemek şu anki teknolojiyle gayet mümkün gözüküyor. Ülkeler daha fazla yenilenebilir enerjiye yüklenmeli, ve çevreyi temiz hale getirmeli. Çevre adına yapabileceğimiz ufak adımlar bile ileride bizim yararımıza olacaktır. Dünyanın son yüz yılda gidişatını inceleyecek olursak, şimdiden harekete geçmemiz gerekiyor. Çünkü çok vaktimiz kalmadı. Ayrıca sadece Amerika’da hava kirliliği sebebiyle sadece insanlar ölmüyor. Bu yıl 100 bin insanın yanı sıra 1 milyondan fazla kuş, kedi, köpek yaşamını yitirdi” dedi.

Sakat ve eksik bir erkek olarak kadın ve Misojinizm

0

Kulağa biraz garip gelebilir ama bundan tam 2500 yıl önce Antik Yunan filozofu Aristoteles’in kadın tanımı tam olarak böyleydi. 2500 yıl önce “sakat ve eksik bir erkek” olarak tanımlanan kadının tanımlanış biçimlerinde aradan binlerce yıl geçmesine rağmen ne yazık ki bir değişim olmamış ve kadın; “ikinci cinsiyet ve cinsel bir obje” gibi tanımlamalarla erkeğe bağımlı hale gelmesine neden olabilecek her türlü düşünceyi körükleyen erkek egemen söylemin kalın duvarları arasına hapsedilmiştir. İşte tam da bu noktada, tarih boyu kadın ve onun toplumdaki yeri konusunda yazılmış hâkim anlatılarda yapılan cinsiyetçi ve nesneleştirici tanımlamaların bir adı var: Misojinizm.

Misojinizm

Kökeni eski Yunancada miso (nefret) + gyny (kadın) kelimelerine dayanan, kadınlara karşı duyulan nefret, kadın düşmanlığı anlamında bir terim.

Kadından nefretle ilgili en eski edebiyat belgesinin MÖ 7. yüzyıla tarihlendiği bilinmektedir. Antik Yunan yazarlarından Amargos’lu Simonides, “Kadınlara Değin Şiir” adlı eserinde kadınların erkekler gibi tanrının soyundan gelmediklerinden bir işe yaramadıklarını ileri sürer.

Kadın düşmanlığı, özellikle kadınlar kendilerini erkek egemenliğinden kurtarmaya giriştiklerinde en üst safhaya ulaşmıştır. Misojinizm bazı psikologlarca, gerek erkeklerde gerek kadınlarda çoğunlukla eşcinselliği konu alan bir iç çatışmanın dışa vurumu şeklinde yorumlanmıştır ve küçük yaşlarda oedipus kompleksiyle başladığı öne sürülür.

Sigmund Freud’a göre, “Erkeklik organına sahip olunmadığının anlaşılması sonucu kadının cinsel çekiciliği sarsılır. Özellikle ergenlik çağında bireyin çevresine yönelik algılayış biçiminin değişmesiyle birlikte kişi, karşı cinsten soğumaya başlar. Bu durum giderek kadına yönelik nefret duygusuna ve ruhsal bir çöküntüye neden olabilir. Erkek, dişi bireyi iktidarsızlaştırıcı bir etken olarak görür. Cinsel birliktelik sonrası yaşanan mest olma durumu bu korkuya verilebilecek en iyi örneklerden biridir.’’

Eserlerinde kadından nefret etme halini açıkça görebileceğimiz bazı misojinist yazarlar: Aristoteles, Schopenhauer, Hegel, Oscar Wilde, Napoleon, August Strindberg ve diğerleri…

Başlık Görseli: The Woman (2011)

Hükümetin 2014 çevre karnesi kırıklarla dolu

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın (ÇMO) açıklamalarına göre, hükümetin 2014 çevre karnesi kırıklarla dolu: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, dolayısıyla hükümet 2014 yılında çevre konusunda sınıfta kaldı.

Üçüncü havalimanı projesinden Yırca’da zeytin ağaçlarının kesilmesine, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yönetmeliğinin değiştirilerek AVM, golf sahası, büyük konut projelerinde ÇED’in aranmaması şartından Eymir Gölü’nün yapılaşmaya açılma tehlikesine kadar bir dizi konuda not veren Çevre Mühendisleri Odası, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, dolayısıyla hükümet 2014 yılında çevre konusunda sınıfta kaldı” açıklaması yaptı. Hükümet, “doğa sevgisi ve çevre sorunlarına duyarlılık”, “çözüm odaklı olma”, “takım çalışması”, “yönetmelik ve kanunları uygulama” gibi derslerden 0 notu aldı.

Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Başkanı Baran Bozoğlu, Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında hükûmetin 2014 çevre politikalarını değerlendirdi. Hükûmetin, çıkarılan yönetmelik, genelge ve kanunlarla çevreyi koruma yerine adeta katlettiğini belirten Bozoğlu şöyle konuştu: “2014 yılı, hükûmetin ustalık dönemi olması sebebiyle, söz verilen büyük projelerin hayata geçirilmek istendiği bir yıl oldu. Ancak bu projelerde gördük ki ne doğanın nasıl etkileneceği göz önüne alınıyor, ne mahkeme kararlarına uyuluyor ne de bu projelerin bilime, akla ve çevresel etkilere uygunluğu kontrol ediliyor. Uyarılara da kulak tıkandığına şahit olduk.

“Bakanlık sınıfta kalmıştır”

2014 yılında çevre sorunlarının arttığını ancak bu sorunlara karşı demokratik katılım anlayışının azaldığını belirten Bozoğlu, “Çevre mevzuatında gerilemeler, uygulamalardaki çelişkiler, halkın yatırım sürecine katılımında azalmalar, hava kirliliğinde ve su kirliliğinde artış, kuraklıkta belirgin yükseliş 2014 yılındaki olaylardan bazılarıdır. Bakanlığın 2014 yılı üzerinden yaptığımız değerlendirmede, kanaat notu bile fayda etmemektedir, Bakanlık sınıfta kalmıştır” ifadelerini kullandı.

Bakanlığın karnesi kırıklarla dolu

ÇMO’nun hazırladığı 2014 çevre karnesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, “AB çevre faslı”, “doğa sevgisi ve çevre sorunlarına duyarlılık”, “çevre sorunlarına halkın katılımı”, “iletişim ve sosyal etkileşim”, “çözüm odaklı olma”, “takım çalışması” ve “yönetmelik ve kanunları uygulama” gibi derslerde “sıfır” notu verilirken, sadece “kendini ifade etme” dersinde “beş” notu verildi. ÇMO Başkanı Baran Bozoğlu, bu notun verilme sebebini şöyle açıkladı: “2014 yılında gördük ki hem bakanlık hem de hükümet üyeleri, çevre sorunları ortaya her çıktığında istedikleri gibi konuşuyor, en olmaz dediğimiz yönetmelikleri savunuyor, hiç çekinmeden kendilerini gayet rahat ifade edebiliyorlardı.”

Çevre Mühendisleri Odası’nın 2014 yılına ilişkin açıkladığı çevre sorunlarından yani hükümetin 2014 çevre karnesi içinde kırık nota sebep olanlardan bazıları şöyle:

2014 Çevre karnesi kırık 1: Üçüncü havalimanı orman alanı talan edilerek yapıldı

Yüzde 80’i orman alanı olan, 2,5 milyon ağacı barındıran ve 70 sulak alanın bulunduğu bölgede, üçüncü havalimanı yapılması için acele kamulaştırma kararı 2014 Ocak ayının ilk günlerinde Bakanlar Kurulu Kararı ile alınmıştı. Ülkemizin en büyük havalimanı projesine dair normal kamulaştırma sürecinden kaçınılmış süreç yangından mal kaçırırcasına yürütülmüştür. Şubat 2014’de üçüncü havalimanı ÇED Olumlu Kararı’nın yürütmesi mahkeme tarafından durdurulmuş, Bakanlığın yayımladığı 2009/7 Genelgesi kapsamında yeni bir ÇED raporu hazırlanmış ve Bakanlık tam yeni ÇED’e olumlu kararı verirken bölge idare mahkemesi tarafından yürütme durdurma kararı iptal edilmişti.

2014 Çevre karnesi kırık 2: AOÇ’de hukuk işlemiyor

Atatürk Orman Çiftliği’ndeki (AOÇ) planlar açtığımız davalar sonrasında iptal edildi. 2014 yılında da iptal kararları gelmeye devam etti. Binlerce ağaç kesilerek, hukuk, mahkeme kararları yok sayılarak Saray inşaatı tamamlandı, Ankapark inşaatı devam ediyor.

2014 Çevre karnesi kırık 3: “Vazgeçilmez” projeleri için plan beklenmiyor

Milli Parklar Yönetmeliği değiştirildi, “İçme suyu temini açısından yapımı aciliyet gösteren ve kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk arz eden tesisler için uzun devreli gelişme planı/gelişme planı şartı aranmaz” ifadesi eklendi. Ülke tarihimiz kamu yararı açısından vaz geçilemeyen havalimanları, termik santral projeleri, boru hatları ile doludur. Milli parklar bu madde ile yok edilmekle karşı karşıya bırakılmıştır.

2014 Çevre karnesi kırık 4: ÇED davaları ivedi yargılama kapsamında alındı

ÇED olumlu veya ÇED Gerekli Değildir kararlarına açılacak davalarda süre 30 güne indirildi. 30 gün içerisinde dev projelerin ÇED raporlarına dava dilekçelerinin hazırlanması gerekecek. Bilimsel, teknik tartışma yapılamayacak. Ankara, Etlik ve Bilkent’te içerisinde yaklaşık 100 MW’lık doğalgaz çevrim santrali niteliğinde yapılar bulunduran hastanelerin kuruluş sürecinde ÇED raporu istenmedi.

2014 Çevre karnesi kırık 5: Tuz Gölü devlet eliyle, Bakanlığın sessizliği ile yok ediliyor

Tuz Gölü’nün 1. Derece doğal sit alanı olmasına rağmen plansız bir şekilde ihaleler gerçekleştirildi ve Tuz Gölü parsellendi. Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun suç duyurusuna rağmen Şereflikoçhisar ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı herhangi bir işlem gerçekleştirmedi. ÇED raporları mahkemelerce iptal edilmesine rağmen Bakanlık ÇED raporlarını tekrar tekrar onayladı.

2014 Çevre karnesi kırık 6:  Eymir Gölü ranta teslim ediliyor

Eymir Gölü’nün hemen yanına Özel Çevre Koruma Alanı’na otel projesi yapılmaya çalışılıyor. Bakanlık projeyi iptal etmedi ve ÇED sürecini başlattı. Ankara’nın doğal tek yeşil alanı da yok edilme tehlikesi altında. Yırca’da yapılması planlanan termik santral projesinin sahibi firma ağaçları hukuksuzca kesti. ÇED raporunda belirtilmeyen bu uygulamaya hala Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ceza kesmedi.

2014 yılının en önemli 8 bilimsel ve teknolojik keşfi

0

Phys.org‘un belirlediği 2014 yılının ‘en önemli’ 8 bilim ve teknoloji hikayesi açıklandı. Bilim ve teknoloji açısından 2014 yılında büyük gelişmeler yaşandığı ifade ediliyor. Bu yıl, uzayla ilgili çok daha fazla şey öğrenildi ve yeni maddeler bulundu. Bilgisayarların daha hızlı çalışması ve daha çok işlem yapması gibi onlarca bilimsel keşif yapıldı. Şimdi bu keşiflerden en önemli 8 tanesini sizinle paylaşmaktan gurur duyarız.

Süper ağır element 117 Almanya’daki bir araştırma ekibi tarafından onaylandı

 
Kurşundan %40 daha ağır olduğu belirtilen element yakın zamanda periyodik tabloda 117. element olarak yerini alacak. Almanya GSI araştırma ekibi tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda bulunan element, Uygulamalı Fizik ve Kimya Uluslararası Sendikalar Birliği tarafından resmi incelemesinden sonra resmi adını alacak. Elementin, bir hızlandırıcı kullanılarak ortaya çıktığı da ek bilgi olarak veriliyor.

Ununseptiyum 117

Mühendisler bilgisayar içindeki tellerin yerine ışık kullanarak büyük bir adım attı

 
Stanford’da çalışan bir grup araştırmacı ekip tarafından icat edilen bu nesne, bilgisayarlar arasında veri taşımacılığını elektriksel sistemden optiksel sisteme geçireceğini düşünüyor. Bilimsel Rapor makalesine verdikleri demeçte icat ettikleri bu nesneye ‘Optik Bağlantı’ adını verdiler. Belirli bir desen ile şekillendirilmiş silikon yapıda barkoda benzeyen bu alet oldukça da küçük.

Veri taşımacılığında büyük gelişme

Soğutmaya gerek kalmadan iletken madde elde edildi

 
Dünyanın her tarafından Max Planck enstitüsüne toplanan araştırmacılar ilk defa bir maddeyi öncelikle soğutmadan iletken hale getirmeyi başarabildi. Nature dergisine verdikleri makalede sistemin neden ve nasıl çalıştığı ile ilgili heyecan verici açıklamayı, “Saniyenin birkaç milyonda biri olmak suretiyle bir seramik parçasının iletken haline gelmesi için kısa kızıl ötesi darbeler uyguladık ve başardık” diyerek ifade ettiler.

Aşırı iletkenlik ile ilgili yeni keşifler

Eski Mısırlılar’ın piramiti nasıl inşa ettikleri hakkında önemli bir ipucu

 
Amsterdam Üniversitesi ve FOM Kuruluşu fizikçileri geçtiğimiz günlerde ilginç bir iddia ortaya attı. Eski Mısırlıların piramit taşlarını taşımalarında ‘ıslak kumun’ etkili olduğu düşünülüyor. Islak kumda bir maddenin taşınması ve ilerlemesi, -normal bir çöl ortamı olduğunu düşündüğümüzde- hem enerji gereksinimi yarıya indiriyor hem de işçi gereksinimini yarıya indiriyor. Taşları taşıyan kızakların ağırlığını ve gücünü artırmak için onlara su eklendiğini tahmin ediyorlar. Bu fikir aynı zamanda dönemin duvar taşlarına çizilen şekilerde de işlemin bu şekilde gerçekleştiğine dair oluşan kanıtlarla destekleniyor.

Taşların taşınması için ıslak kum kullanıldı.

Astrofizikçileri şaşırtan bir radyo patlaması gerçekleşti

 
Porto Riko’da Arecibo radyo teleskobu üzerine çalışan bilim insanlarının, Yeni Astrofizik Haberleri gazetesine verdikleri makalede, uzay boşluğunda büyüklüğü belirlenemeyen bir radyo dalgası patlaması kaydettiklerini bildirdiler. Bu kaydedilen bilgi, daha öncesinde de Avusturalya’da keşfedilen radyo patlamaları sinyallerine benzer olduğu için bu iddiayı destekler nitelikte oldu. Takım patlama için herhangi kesin bir bilgi veremiyor fakat olası ihtimaller arasında kara delikte gerçekleşen olaylar veya nötron çarpışmaları muhtemel.

Arecibo Radyo Teleskobu

Lityum anottan oluşan ‘kutsal kase’ adlı pil yaptılar

 
Geçtiğimiz yaz Stanford araştırmacıları Doğa ve Nanoteknoloji dergisine verdikleri demeçte, lityum anot piller üzerinde büyük aşamalar kaydettiklerini bildirdi. Lityum anot pillerin özelliği az madde ile verimliliği çok yüksek tutabilmesi. Şu anda Lityumun ‘kutsal kase’ nin işleyişi için en büyük potansiyel güç olduğu biliniyor. Çünkü Lityum inanılmaz derecede hafif ve yoğun bir madde. Araştırmacılar ileride elektrikli araçların şarjları konusunda da Lityumun kullanılmasının araçlara daha faydalı olacağını ve daha az maliyetle daha fazla enerji üretebileceklerini dile getirdi.

Lityum anot pil

Kuantum fiziğinin sırrı çözülmeye başladı

 
Henüz geçtiğimiz günlerde Singapur Ulusal Üniversitesi’nden Uluslararası Bilim Araştırma ekibinin Nature Communications dergisine verdikleri makalede, kuantumun dalga-parçacık ilişkisinin aslında kuantum belirsizlik ilkesinden çok da farklı olmadığını söylediler. Ekip bu iki konunun aslında aynı bağlantıya çıktığı ve yaptığı araştırmaların bunları kanıtladığı, önümüzdeki aylarda kuantumun daha kolay bir şekilde anlaşılabileceğini açıkladılar.

Kuantım Teorisi

Dünya habitatına en çok benzeyen gezegen keşfedildi

 
NASA’nın Kepler Uzay Teleskobu üzerinde çalışan bilim insanları Dünya dışarısında muhtemel yaşamın olabileceği yeni bir gezegen keşfettiler. Kepler 186f adını verdikleri bu gezegen dünya ile aynı büyüklüğe sahip olup, sadece hava bakımından farklılık göstermesine rağmen yer yüzünde su bulunduktan sonra yaşanabilecek bir ortam olduğu tahmin ediliyor. Kuğu takım yıldızında bulunan gezegen dünyadan 500 ışık yılı uzaklıkta.

Kepler 186f

Varoluş ya da Yok Oluş

Gelişim süreci ve sonuçları belirsiz aynı zamanda anlaşılması zor olan kanser, hücrelerin aşırı ve zamansız çoğalmasından ortaya çıkan bir hastalıktır. Pek çok farklı türü bulunan ve hemen hemen her türlü dokuda ortaya çıkabilen bu hastalığın sonuçları hepimizin bildiği üzere çoğu zaman ölümle sonuçlanır. Doğal işleyişinin dışına çıkan hücrelerin, farklı kademelerini kapsayan mutasyon sürecinin bir sonucudur bu hastalık.

Çoğu zaman tek ya da birkaç hücreden ortaya çıkan kanser hücreleri normal işleyişinin değişmesine ve olması gerekenden çok daha fazla çoğalmasına neden olan bir takım süreçlerden geçer. Düzeni bozulmuş ve farklı hareket eden bu hücreler büyüyerek bir kitle oluştururlar. Bu kitle uzun süreler hiçbir hastalık belirtisi göstermeden mevcudiyetini koruyabilir ve bir şekilde durdurulmazsa eninde sonunda büyüyerek fizyolojik düzeni bozmaya başlayacaklardır. Bu süreçte sadece en saldırgan hücreler hayatta kalarak diğerlerinin yerini alıp kitlenin büyüklüğüne göre çeşitli semptomlara neden olurlar.

Kanser hücreleri dayanıklıdırlar, normal işleyişlerinin dışına çıkarak bireysel bir hayatta kalma yolu bulurlar. Oluştukları organizmanın bağışıklık sistemine uyum sağlayarak varlıklarını sürdürürler. Çevresel koşullardaki değişimleri lehine kullanabilen bu hücrelerin genel tutumu bencil ve yukarıda bahsedildiği üzere agresiftir.

Bulunduğu organizmanın normal işleyişinin içerisinde sivrilen, normal mekaniklerinin içerisinde zararsız görünen fakat karmaşık ve değişken bir canlı olarak ortaya çıkarlar. Koşulları çıkarına kullanmasını bilen ve çevresini kendine göre değiştirebilen bu kitleler, zamanla birlikte yerleşik hayati benimseyerek bulunduğu yerleri kendi çıkarlarına göre değiştirmeye başlarlar. Bu karşılaştığı her problemin kökünü kazımasını bilen kitle, ihtiyacı olanla yetinmek zorunda değildir, düşünebilme yetisiyle kutsanmış ve içerisinde bulunduğu koca organizma sırf onun için orada imiş gibi davranırlar. Sürecin içerisinde çok fazla çoğalarak farklı organizmalara farklı şekillerde dağılırlar. Yeni yaşam alanlarında da çoğalmayı sürdürürler.

Four Horsemen of Apocalypse, Viktor Vasnetsov. 1887.
Four Horsemen of Apocalypse, Viktor Vasnetsov, 1887.

Organizmanın ona sundukları ile yetinmez ve açgözlü tavrını her alanda onu sömürerek yine ortaya koyarlar. Başka hücrelerin yaşam alanlarına el koyarlar, damarlardaki akıntının içerisinde yol almayı öğrenir, keşfedilmemiş yasam alanlarına ulaşırlar ve oraları da kendisi için alarak, bu yerlerde de kitleler oluştururlar, artık onun önünde kimse duramaz halinde geldiğinde bile bu onlar icin yetersizdir, ne de olsa her daim daha fazlasına sahip olunabilir. Tüm bu sürecin ve büyümenin sonuçları kaçınılmazdır; içinde bulunduğu organizma yavaş yavaş semptomları göstermeye başlar. Yüksek ateş, bazı kanser türlerinde ortaya çıkan sarılık gibi ciltte oluşan değişiklikler, ağrı, halsizlik…

Günümüzde dünya da ayni semptomların bir çoğunu göstermekte. Rengi değişti, kuraklık her geçen gün büyüyen bir problem haline gelmeye başladı, çocukluğumuzda bildiğimiz göller, nehirler yerlerini uzun toprak boşluklarına bırakmaya başladı. Dünyanın ateşi yükseldi, sera etkili gazların yayılımlarından dolayı gaz dönüşüm çemberi kırılarak yerine olması gerekenden çok daha fazla dönüştürülmesi gereken gaz salındı. Bu çemberin kırılımı aynı zamanda doğada yapılan kıyımla yani hem ormanların katledilmesiyle hem de diğer ırkları yavaş yavaş tükenmesine neden olunmasıyla desteklendi. Tükenmeyen büyük çoğunluğunu da bir ürünmüşçesine fabrikalara tıkıldı, etinden, derisinden yararlanıldı.

varolus-yada-yokolus2

Biricikliğimizle övündüğümüz bunca süre boyunca, sürekli bir işgal politikası uygulayarak her gittiğimiz yeri kendimiz için aldık, aldığımız yerleri doğal yaşam alanı olarak bilen hiçbir canlıyı umursamadan, metafizik güçleri kendimize destekçi bilip sadece kendi çıkarımızı düşünerek. Doğaya düşman kesildik, elindeki her şeye göz diktik. Uzun süreler yanımıza kar kaldı bu yaptıklarımız, fakat artık gezegenin katlanacak gücü kalmadı.

Bugün dünya için en büyük tehdidi oluşturan hastalık olarak bir dönüm noktasına gelmiş durumdayız. Ya artık doğayla olan savaşımızı durdurup, onun içerisindeki harmoniye katılarak bir bütün gibi onunla uyum içerisinde hayatımızı sürdüreceğiz ya da diğer kanser türleriyle hiçbir farkımız olmadığını göstererek, içerisinde yaşadığımız bu gezegen ile birlikte kendi sonumuzu da getireceğiz. Her şey tek bir seçime bağlı. Kendi hakkımızda uydurduğumuz yalanlardan arınıp, gerçekleri görmeye başlayarak hep birlikte başlattığımız bu sürece, topyekün bir kararla son vereceğiz. Kendi kendini iyileştirebilen tek kanser türü olacağız.

Başlık Görseli: © James Maher

2015’te uygulanacak çevre cezaları

Çevre Kanunu uyarınca verilecek idari para cezaları, 1 Ocak 2015 itibarıyla zamlanıyor. Çevreyi kirletenler için ceza artırımının caydırıcı bir etki olup olmaması ise merak ediliyor.

Yeni yıl zamları çevre kanununda yapılan değişiklikle başladı. 2015’in ilk gününden itibaren evde gürültü yapmanın ve sokağa çöp atmanın cezası ciddi bir biçimde artırılıyor. Çevreyi kirlettiği gerekçesiyle, yılın son çok konuşulan cezası, gerek hapis gerek para olarak, Ankara’da yaşayan bazı seks işçilerine ve onların kartvizitlerini basanlara verilmişti.

Umuma açık yerlerde her ne şekilde olursa olsun çevreyi kirletenlere verilen 100 TL’lik idari para cezası 186 TL’ye çıkarıldı. Emisyon ölçümü yaptırmayan motorlu taşıt sahiplerine uygulanan 500 TL’lik idari para cezası ise 1 Ocak 2015 itibarıyla 963 TL. Yönetmeliklerle belirlenen standartlara aykırı emisyona sebep olan motorlu taşıt sahipleri için kesilen 1000 TL’lik idari para cezası da bu tarihten itibaren bin 932 TL olarak uygulanacak.

Hava kirliliği yönünden önemli etkileri nedeniyle kurulması ve işletilmesi yönetmelikle izne tabi tutulan tesisleri yetkili makamlardan izin almadan kuran ve işleten veya iznin iptal edilmesine rağmen kurmaya ve işletmeye devam eden veya bu tesislerde izin almaksızın sonradan değişiklik yapan veya yetkili makamların gerekli gördükleri değişiklikleri tanınan sürede yapmayanlara uygulanan 24 bin TL’lik idari para cezası da yeni yıl itibarıyla 46 bin 501 TL olacak.Bu tesislerde, emisyon miktarları yönetmelikle belirlenen sınırları aşması halinde 48 bin TL olarak uygulanan ceza miktarı da 1 Ocak itibarıyla 93 bin 7 TL’ye çıkartıldı.

Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde verdikleri taahhütnameye aykırı davrananlara, her bir ihlal için verilen 10 bin TL’lik idari para cezası miktarı da 19 bin 372 TL olarak yeniden belirlendi. Kanunun ilgili maddesine göre, kurulması zorunlu olan atık alım, ön arıtma, arıtma veya bertaraf tesislerini kurmayanlar ile kurup da çalıştırmayanlar için belirlenen 60 bin TL’lik idari para cezası da 1 Ocak itibarıyla 116 bin 261 TL olarak uygulanacak.

Evde “standartlara” aykırı gürültü yapanlara 770 TL ceza

Kanunun belirlediği önlemleri almayan veya standartlara aykırı şekilde gürültü ve titreşime neden olan konutlar için belirlenen idari para cezası 400 TL’den 770 TL’ye, ulaşım araçları için ödenen cezalar bin 200 TL’den 2 bin 321 TL’ye, iş yerleri ve atölyeler için uygulanan cezalar 4 bin TL’den 7 bin 746 TL’ye çıkarıldı. Fabrika, şantiye ve eğlence gürültüsü için belirlenen ceza miktarı da 12 bin TL’den 23 bin 249 TL’ye yükseltildi. Kanunda ve yönetmelikte öngörülen yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya önlemleri almadan atıkları toprağa verenlere uygulanan 24 bin TL’lik idari para cezası da 46 bin 501 TL olarak uygulanacak.

Kanunda belirlenen koruma esaslarına aykırı olarak içme ve kullanma suyu koruma alanlarına, kaynağın kendisine ve bu kaynağı besleyen yer üstü ve yeraltı sularına, sulama ve drenaj kanallarına atık boşaltanlara verilen 48 bin TL’lik idari para cezaları, yeni yıldan itibaren 93 bin 7 TL olacak. Kanunun öngördüğü mali sorumluluk sigortasını yaptırmayanlara uygulanan 24 bin TL’lik idari para cezası da yeni yılla birlikte 46 bin 501 TL olarak uygulanacak. Yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak atık toplayan, taşıyan, geçici ve ara depolama yapan, geri kazanan, geri dönüşüm sağlayan, tekrar kullanan veya bertaraf edenlere 24 bin TL olarak uygulanan para cezaları, 1 Ocak’tan itibaren 46 bin 501 TL olacak.

Başlık Görseli: Life News