Ana Sayfa Blog Sayfa 243

Yeni rehber kitap milenyum kuşağı veganların ihtiyacı olan her şey

0

Kendilerinden 75.4 milyon olduğuna bakacak olursak, milenyum kuşağı cidden etkili bir jenerasyon ve etkileyici rakamda vejetaryen olmakla övünüyor.

The New York Times alıntısını dikkate alın: “X kuşağının yüzde dördü ve ikinci dünya savaşı sonrası doğan baby boomer kuşağının yüzde birine kıyasla milenyum kuşağının tahmin edilen yüzde on ikisi ‘sadık vejetaryen’, olduklarını söylüyor.”

Hayvan ürünlerinden kaçınmaya gelince bu kayda değer bir yükseliş. Ve şimdi milenyum kuşağı veganları, hayvan savunmasının çalkantılı sularında yönlerini bulmaya yardımcı olacak kendi rehber kitaplarına sahip.

Kitabın adı Milenyum Kuşağı Veganı ve vegan yayıncılar tarafından yayınlanmış en yeni büyük kitap. Yazar Casey T. Tafth, doktor, şirketin kurucu ortağı ve Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatri profesörü.

Genç veganlar tarafından oldukça etkilendim ve onları desteklemek için bir şeyleri bir araya getirmek istedim,” diyor Taft.

Vegan Yayıncılar’ın sayfasına genç veganlardan gönderilmiş, kitapta tartıştığım zorlukların çoğunu tarif eden yüzlerce e mail aldım. Mesela başkalarının tacizleriyle başa çıkma, kabul etmeyen aile bireyleriyle iletişim kurmaya çalışma ve zihinsel sağlığı korurken kendini savunmanın en iyi yolları gibi. Bu sorunlarla yetişmiş bir psikolog olarak bir rehber önerebilmek için kendimi elimden geleni yapmaya mecbur hissettim.

Gösterişli cilt, yalnızlıktan vegan flörtüne ve hatta yeme bozukluklarına kadar önemli sorunların sıralanmış çözümünü içeriyor. Ayrıca öfkeye hitap ediyor – dünyanın adaletsizlikleri ile ilgili olanlar için önemli bir sorun. Aslında, Taft genç veganların günlük olarak karşılaştığı tüm sorunlara hitap ediyor.

Öyleyse bu özel jenerasyona ne tavsiye önerebilir? “Büyürken maruz kaldığımız doktrinlerin ötesini gördükleri için muhteşem olduklarını asla unutmamalarını isterdim.”

Gerçek farkındalık sahibi genç veganlar benim için oldukça etkileyici. Her kimse kendilerine tam tersini söylerse daima bilin ki bu onların problemi, sizin değil. Etrafı daha az farkında olan insanlarla çevrili olmanın kolay olmadığını biliyorum, özellikle çok önem verdiğimiz insanlar olduklarında, ancak işler daha iyi bir hal alıyor. İlişkilerimiz ve savunmamız konusunda açık ve dürüst olduğumuzda bundan her iki taraf da yararlanmalı.

Milenyum Kuşağı Veganı Amazon’dan satın alınabilir.

Kaynak

Uranüs, bugün çıplak gözle görülebilecek!

1

19 Ekim’de gözleriniz gökyüzünde olsun. Çünkü Güneş sistemimizin en uzak ve soğuk gezegeni Uranüs’ü bile görebilirsiniz.

Güneş’e en uzak üçüncü gezegen Dünya ve en uzak 8. -ve son- gezegen Uranüs’ün yörüngeleri 19 Ekim’de yakınlaşıyor. Bu yakınlaşma sırasında Uranüs nadir bi fenomeni gerçekleştirerek Dünya’dan görülebilecek. İki gezegen arasındaki maksimum uzaklık 3.2 milyar kilometreyken yakınlaşma sırasında bu mesafe, 2.7 milyar kilometreye kadar düşecek.

Uranüs, çıplak gözle ve dikkatli bir şekilde Balıklar Takımyıldızı (Pisces) dolaylarında mavi-yeşil bir renkte görünecek: 

Bir dürbün ya da bir teleskop işinizi çok daha kolaylaştıracaktır.

Uzmanlara göre Uranüs’ün bu kadar rahat görülebildiği son tarih Şubat 1963’tü. Ayrıca bu tarihteki yakınlaşmasına kıyasla daha parlak ve daha yüksek olacağı için daha rahat görülebilecek. Aslında temel düzeyde ve gayet uygun fiyatlarda satın alınabilen teleskop ve dürbünlerle, Mars ve Venüs’ü de rahatça görebiliyoruz. Uranüs’ü büyüleyici kılan şeyler, rengi ve uzaklığı olsa gerek.

Eğer Güneş Sistemi’nin ekvatoral üyelerini görmek yeterli değilse, 20 Ekim’de Orionids gök taşı yağmuru var. Bir gün sonraki gece vaktinde Orion takım yıldızına baktığınızda 10 ila 15 meteoru gözlemleyebilirsiniz.

Eğer takımyıldızlarının yerlerini ve onlar hakkındaki bilgileri merak ediyorsanız, sizi ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu’nun şuradaki sayfasına alalım.

Alıntı : webtekno.com/

“Zer” filmi yeniden Ankara izleyicisiyle buluşuyor!

Sinema izleyicisinin Fırtına / Bahoz filmideki yönetmenliğiyle hatırlayacağı Kazım Öz’ün yeni filmi “Zer” özel gösterimle Ankara’daki izleyicisiyle yeniden buluşuyor. Birçok şehide özel gösterimlerine devam eden filmde Nik Xhelilaj, Güler Ökten, Füsun Demirel ve Levent Özdilek ve Tomris İncer gibi oyuncular rol alıyor.

Zer, dünya prömiyerini 36. İstanbul film Festivali’nde yaparken uluslararası prömiyerini dünyanın sayılı festivallerinden olan 71. Edinburgh Uluslararası Film Festivali’nde yaptı. En son 23. Nancy Uluslararası Film Festivalin’nden En İyi Film ödülü ile dönen film festival yolculuğuna Amerika, Yunanistan, Almanya ve Türkiye’deki festivallerle devam ediyor.

Film, 3 Kasım 2017 Cuma günü, Ankara izleyicisi ile Kızılırmak Sineması’nda saat 19.00 seansında yeniden buluşacak.

Etkinlik detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Filmin konusu ise kısaca şöyle:

Zer ölüm döşeğinde Dersim 38 katliamının yaşayan tanıklarından olan babaannesinin kendisine söylediği şarkının peşinden giden Jan’ın hikâyesidir. Zarife bugüne kadar bu şarkıda kimliğini, geçmişi ve kendi tarihini saklamıştır. New York’tan Dersime bir arayış hikâyesine çıkan Jan yolun sonunda kendisine ulaşmayı amaçlar.
Zarife kanser tedavisi için New York’a getirildiğinde birbirlerini çok az tanıyan Jan ve babaannesi, daha da yakınlaşırlar ve Jan’ın hayatı değişmeye başlar.

Zarife öldükten sonra, Jan Zarife’nin kendisine söylediği şarkının izini sürmek için bir yolculuğa çıkar. Kendisini bir katliamın kalıntıları arasında; Dersim’de Kürdistan’da bulur. Jan Zarife’nin en derin sırrına değmiştir.

Müzikseverlerin doldurduğu harika bir etkinlik: Milyonfest Ankara

Türk rock müziğine birçok önemli grubu kazandıran Ankara, 12-15 Ekim tarihleri arasında ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisi’nde Umut Kuzey’in öncülüğünde 4 gün boyunca 2 ayrı sahnede 48 değerli sanatçıya ev sahipliği yaptı. Ankara ve çevre illerden birçok müzikseverin akın ettiği festivale toplamda 75 bin kişi katıldı. Ankara’da uzun zamandan sonra ilk kez gerçekleştirilen rock festivali olma özelliğini taşıyan Milyonfest Ankara, ilk senesinde büyük başarıyı yakalayarak gelenekselleşeceğinin sinyalini verdi.

Festivalin ilk gününden itibaren, gelecek günlerde daha büyük kitlelerin yalnız bırakmayacağının sinyallerinin geldiği Milyonfest Ankara, katılımcıları 4 gün boyunca müzik bombardımanına soktu. İlk günün konukları olan Mor ve Ötesi, Mabel Matiz, Pera, Zakkum, Emre Aydın sahneleri büyük kitlelerce dinlendi.

Hayko Cepkin, Moğollar sahnesine konuk oldu!

4 günlük %100 müzik ve eğlence maratonun son gününde sırasıyla Dört, Set, Nadas, Gökcan Sanliman, Murat İlkan & Metin Türkcan, Metropolis, Senforock, İskender Paydaş, Hayko Cepkin, Moğollar, Athena ve Pilli Bebek sahne aldı. Athena yine bitmeyen enerjisi ve muhteşem performansıyla müzikseverleri büyülerken festivalin kapanışını Ankara’nın en önemli gruplarından Pilli Bebek yaptı. Türk rock müziğinin güçlü sesi Hayko Cepkin sahne şovlarıyla da yine büyük beğeni topladı. Ardından Moğollar sahneyi devraldı ve bir süre sonra Hayko Cepkin, ustalarının sahnesine konuk oldu. Birlikte unutulmaz anlara imza atan Moğollar ve Hayko Cepkin Ankaralı dinleyiciye özel bir müzik ziyafeti çekti.

Milyon Yapım’dan muhteşem sezon kapanışı

Başta kamplı festival kültürünün lokomotifi Zeytinli Rock Festivali olmak üzere bu yıl Kuşadası Gençlik Festivali, Çukurova Rock Festivali, Samsun Gençlik Festivali ve Milyonfest Erdemli ile onbinlerce müzikseveri Türk rock müziğinin yıldızları ile buluşturan Milyon Yapım yılın sürpriz ve son festivali Milyonfest Ankara ile unutulmaz bir sezon finali yaptı. Müzikseverler 4 gün boyunca Şebnem Ferah’tan Manga’ya, Teoman’dan Athena’ya, Selda Bağcan’dan Mor ve Ötesi’ne unutulmaz bir festival deneyimi yaşadı.

Marihuana içmeyi bıraktığımızda neden hiç olmadığı kadar canlı rüyalar görürüz?

1

İnsanlar marihuana içmeyi bıraktığında bunun pozitif etkilerini görürler; daha enerjik olunur, bir şeyleri hatırlamak daha kolay hale gelir, paranız cebinize kalır ve bu makalenin konusunda olduğu gibi kişiler şu ana kadar hiç görmedikleri kadar canlı ve gerçek rüyalar görmeye başlarlar. Oysa birçok stoner genelde pek rüya görmez. Peki bunun makalenin konusu ile ne alakası var?

Vice.com’dan Twan Stoffels bu durumu açıklığa kavuşturmak için nörolojist, uyku uzmanı, Avrupa Uyku Araştırması Laboratuvarları, nöroloji ve uyku bozuklukları bölüm başkanı Dr. Hans Hamburger’e danışmış.

Hamburger, bu yenilenmenin bırakanlarla eski içicilerde sık rastlandığını belirtiyor; “Marihuana uykunuzun REM sürecini baskılar. Bir süreliğine ya da tamamen bunu içmeye ara verdiğinizde REM uyku süreciniz serbest kalır ve daha kaliteli bir uyku elde edersiniz.

Yazarın sorusu üzerine doktor REM uyku süreci hakkında da bilgi veriyor: Her gece 4 ya da 5 uyku döngüsünden geçersiniz, her döngüde farklı fazlara geçişiniz yaklaşık doksan dakikadır. Bu döngüler; yüzeysel uyku, derin uyku ve son olarak REM uykusu dur. Rüyalarınızın çoğunu bu REM uykusu sürecinde görürsünüz. Eğer uyumaya devam ederseniz genellikle rüyalarınızı hatırlayamazsınız. Uyanmadan önceki son REM süreci en uzun olanıdır. Ve bu süreçte uyanırsanız gördüğünüz rüyayı hatırlayabilirsiniz.

Uyurken etrafımızda neler olduğunu hatırlamayız çünkü uyku sırasında düşük bilinç seviyesinde bulunuruz. Bu sırada beyniniz gün boyu edindiğiniz bilgileri ve yaşadığınız olayları işler ve sınıflandırır, kaydeder, kısacası onları beyninize doldurur.

Rüyalar bir şekilde gün boyu yaşadıklarınızı beyninizin işlemesine yardımcı olur. Esrar içerek REM uykusunu ve uykunun bir çok fonksiyonunu bastırmış olursunuz. Bu işlevlerden biri de yaşadıklarımızı tekrar yaşayarak onları olduğu gibi kaydetmeye çalışmaktır. Psikolojik etkilerin tüm türleri gene REM sürecinde işlenir. Hatta bu süreçte düşünerek bazı kararlar bile alabilirsiniz. Marihuana içilerek REM süreci baskılandığı için o dönemde rüya görmek zor hale gelir.

Ve uykunuza bu süreç için daha az şans tanıdığınızda ertesi gün dağılmış ve karmaşık hissedersiniz. Belki bu da stonerların işlerini neden hep son dakikada yaptıklarını ya da ertelediklerini açıklayabilir.

Peki tam olarak neden marihuana içmeyi bıraktığınızda rüyalarınız ekstra gerçek ve canlı olur? 

Biz buna geri-tepki (rebound) etkisi diyoruz. Aynı zamanda uyku ilacı kullanan birçok kişide de görülmektedir. Onlar da zamanla uyku ilacına bağımlı hale gelmekteler.

Marihuana içmeyi bıraktığınızda artık REM sürecini ve uyku döngülerini kontrol eden bir etki bulunmadığı için vücut bu kısmı yeniden düzenleyerek işleve koyar ve bu sayede her zamankinden daha gerçekçi ve canlı rüyalar görürsünüz. Diğer bir deyişle vücut süratli-rüya-moduna geçiyor ve bu nedenle daha yoğun rüyalar görüyoruz. Vücut zamanla bu geri-tepki etkisinden kurtularak uyku düzenini kurtarıyor ve yeniden düzenliyor. Ortalama birkaç hafta sonra vücut bu süreci gene normale döndürmüş oluyor.

Kaynak: Vice

Dünya dışı yaşam varsayımı üzerine

1

Canlılığın var olduğunu bildiğimiz tek yer Dünya. Muhteşem büyüklükteki evrenin içinde soluk mavi bir nokta, Pale Blue Dot (Gözlemlenebilir Evren, yaklaşık 46,5 milyar ışık yılı yarıçapında bir küreyi temsil eder, Dünya’nın çapı ise 12.756 km’dir.)

Böylesi uçsuz bucaksız evrende yaşamın yalnızca Dünya gibi, evrende oldukça önemsiz bir büyüklüğe sahip bir gezegende olduğunun bilinmesi, bunun nedeninin evrene dair henüz keşfedemediğimiz çok fazla gerçeklik olduğunun bir kanıtı olabilir. Dünya dışında yaşam aramak uçuk bir bilim kurgu fantezisi değil, temelsiz bir komplo teorisi değil, bilim dünyası açısından araştırmaya değer kuvvetli bir varsayım.

Dünya dışı yaşam arayışlarından bahsederken önce yaşamı tanımlamaya çalışmak isabetli olacaktır. Yaşamın nasıl başladığına ilişkin bugün en kuvvetli teori Abiyogenezdir (canlıların cansızlardan evrimleşmesi).

“DNA’mızdaki karbon, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, içtiğimiz sudaki oksijen kendi içine çökmüş bir yıldızda yapılmıştır.
Bu da bizi yıldız tozu yapar.” Carl Sagan

Canlı ve cansız diye ayırdığımız maddeleri oluşturan atomlara baktığımızda büyük oranda ortaklık görürüz. Örneğin bugün yaşam olarak nitelendirdiğimiz form, karbon temellidir. Ancak karbon atomu cansız olarak sınıflandırdığımız bazı maddelerin de temelini oluşturuyor. Yani aslında canlı ve cansız sınıflandırması çok belirgin fiziksel temellere dayanmıyor. Ancak bu sınıflandırma hala geçerliliğini korumaktadır.

Öyleyse bir maddeye canlı dememiz için gereken özellikler nelerdir? Evrim Ağacı kurucusu Çağrı Mert Bakırcı bu konuyu şöyle özetliyor:

1) Organizasyon: Bu kavrama birçok farklı açıdan yaklaşmak mümkündür. Ancak bu noktada bizim ilgilendiğimiz organizasyon tipi, bütünlüğünü belli bir düzeye kadar koruyabilen ve dış etkilere karşı belli bir düzeye kadar dağılmayan bir yapının bulunmasıdır.

 2) Aktivite: Bahsedilen, belli bir düzeye kadar dengeli olan organizasyon içerisinde, temel olarak iki biyolojik amaca hizmet edecek çeşitli aktivitelerin düzenli olarak sürdürülmesi demektir.

Canlılığı tanımlamamızı sağlayan aktivitenin en önemli bileşeni, genetik materyaldir. Çünkü organizasyonun sürdürülebilir olmasını sağlayacak olan aktivite, genetik kod tarafından düzenlenir.

Dünya dışında yaşam araştırmalarının çok kapsamlı olmadığını söyleyebiliriz. Gözlemlenenler keşfedilmeyenlere göre oldukça küçük. Ancak buna rağmen Mars’ın bir zamanlar su bulunduran bir gezegen olduğunu ve yaşam bulundurma olasılığının hiç de düşük olmadığını biliyoruz. Bu bize gözlemleyemediğimiz, henüz araştıramadığımız evrenin çok büyük bir kısmı için de yaşam için gerekli bileşenleri bulundurma olasılığını yüksek olduğunu gösteriyor.

Eğer dünya dışı zeki varlıklar gerçekten varsa tutumumuz ne olmalı? Sessiz mi kalmalıyız?

Bu konuda da çeşitli görüşler var. Çoğumuz Stephen Hawking’in öyle bir durumda sessiz kalmamızın yararımıza olacağını söylediği açıklamayı okumuştur. Hawking bu görüşünde; yeryüzünde gelişmemiş uygarlıkların, gelişmiş uygarlıklarla karşılaşmasının sonucunun ilkel uygarlığın ezilmesi ya da yok olduğu tarihsel olguları dayanak alıyor.

Carl Sagan ise bu konu hakkında şöyle diyor:

“Dünya dışı uygarlıkları arayan en basit, belki de başarısız tasarım ise onlarca yıl ya da yüzyıllar alacaktır; bu uzun vadeli bir programdır. 300 yıl önce gönderilmiş bir mesaj alsak bunun tartışılması , cevap gönderilmesi ve yeni mesajlar beklenmesi bir 600 yıl daha sürecektir. Bu çeşit bir haber alışverişi insan standartlarına göre çok uzun bir zamandır ve alışılmamış derecede uzun süreli bir programdır.

Yıldızlararası iletişim, kuşaktan kuşağa devredilecek bir tarihsel görev gibi olacağından, uygarlığımızın ömrünü uzatmakta faydalı görülebilir.” Carl Sagan, Kozmik Bağlantı, Say Yayınları, s.250

Carl Sagan’ın bu olumlu tutumunu eseri Contact’te de görüyoruz. İzleyenler / okuyanlar bilir, astronom Eleanor bir solucan deliğinden geçer ve başka bir galakside yaşayanlarla görüşür. Tahmin edildiği gibi Dünya’dakinden oldukça ileri bir uygarlık söz konusudur. Ancak eser bu varlıkları bize, Dünya’ya dair bilgilerle dolu zihnimizin üretebileceği fantastik bir yaratık şeklinde göstermek yerine karakterin babası olarak gösterir. Bu hem eseri riskli bir yaratık sahnesinden kurtarır hem de oldukça mantıklı bir altyapısı vardır. Bir insan başka bir galaksiye “uzaylılarla” tanışmaya gitmiştir, elbette zihni rahatlamaya ihtiyaç duyacaktır. Ayrıca Eleanor’un görüştüğü canlı diğer gezegenlerle yaptıkları görüşmelerin nesillerdir devam ettiğini söyler ve uzaylı istilası ya da gelişmemiş uygarlıkların yok edilmesi gibi senaryolar söz konusu değildir.

Benzer olumlu tutumu Arrival adlı eserde de görüyoruz. Dünya dışı varlıklar yeryüzüne indiğinde insanlık onları anlamaya çalıştığı gibi tehlike olarak da görür. Anlayamadığı olgudan korkar ve düşman olarak konumlandırır. Ancak Dünya dışı varlıklar yeryüzüne istila ya da saldırı için değil yardım istemek için gelmişlerdir.

Yeryüzünde bu tutum sadece Dünya dışı varlıklara yönelik değil bildiğiniz gibi. Anlayamadığını, yabancı olanı tehlike olarak görmek türümüz için oldukça yaygın bir davranış.

Henüz Dünya dışı varlıklara ait olduğunu bildiğimiz sinyaller almadık. Ancak insanlık bunu evrenin diğer gizemleri gibi araştırmaya devam ediyor. Teoriler üretiliyor, farlı bakış açıları sunan sanat eserleri yaratılıyor. Dünya dışı yaşam, keşfedilen bilgiler doğrultusunda oldukça tutarlı görünüyor ve “eğer ki evrende sadece biz varsak, bu çok büyük bir yer israfı olurdu”* değil mi?

*Carl Sagan

Kaynakça

http://evrimagaci.org/article/tr/abiyogenez-1-kimyasal-evrim-canlilik-ve-cansizlik-tanimlari

https://www.fizikist.com/uzaylilar-mesaj-gonderirse-cevap-vermeyin/

Kozmik Bağlantı – Carl Sagan

“Kayyım rektör”ün kısa tarihi: Erdoğan’dan bir yılda 33 atama

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, KHK’yla yetkilendirildikten sonra bir yılda 33 rektör atadı.

Erdoğan, 18 Ekim 2016’daki “Akademik Yıl” açılış töreninde “yıkıcı bir süreç” olarak tanımladığı rektörlük seçimlerinin kaldırılmasını istemişti.

Yasa yok KHK verelim

Bundan birkaç gün sonra, 29 Ekim 2016’da 676 sayılı KHK yayınlandı. 

KHK’yla 2547 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesi değiştirildi. Bu madde, üniversitede seçim yapılmasını, seçilecek adaylar arasından da bir kişinin rektör olarak atanmasını öngörüyordu.

Ancak madde şöyle değiştirildi: “Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır.”

Daha sonra buna vakıf üniversiteleri de eklendi.

Bir yılda 33 atama

Diken’in cumhurbaşkanlığının internet sitesinde yer alan bilgilerden derlediğine göre Erdoğan KHK’nın ardından bugüne dek bir yılda 33 rektör atadı.

Atama yapılan üniversitelerden üçü yeni kurulan okullardı.

Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Erbaş, atandıktan birkaç ay sonra Diyanet işleri başkanlığına getirildi. Üniversitede rektörlük koltuğu halen boş. Rektör vekilliğini Prof.Dr. Güler Alkan yürütüyor.

Erdoğan, KHK yayınlandıktan sonra ilk atamayı Boğaziçi Üniversitesi’ne 12 Kasım 2016’da yaptı.

Son atama ise 17 Ekim’de Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Atama listesi

1- Boğaziçi Üniversitesi – Prof. Dr. Mehmed Özkan

2- Uluslararası Antalya Üniversitesi – Prof. Dr. İsmail Yüksek

3- Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi – Prof. Dr. Abdulhalik Karabulut

4- Ardahan Üniversitesi – Prof. Dr. Mehmet Biber

5- Artvin Çoruh Üniversitesi – Prof. Dr. Fahrettin Tilki

6- Batman Üniversitesi – Prof. Dr. Aydın Durmuş

7- Bitlis Eren Üniversitesi – Prof. Dr. Erdal Necip Yardım

8- Gümüşhane Üniversitesi – Prof. Dr. Halil İbrahim Zeybek

9- Hakkari Üniversitesi – Prof. Dr. Ömer Pakiş

10- (Yeni kurulan) İzmir Demokrasi Üniversitesi – Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper

11- Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi – Prof. Dr. Mehmet Akgül

12- Kilis 7 Aralık Üniversitesi – Prof. Dr. Mustafa Doğan Karacoşkun

13- Kırklareli Üniversitesi – Prof. Dr. Bülent Şengörür

14 – Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi – Prof. Dr. Murat Türk

15- Abdullah Gül Üniversitesi – (Yeniden) Prof. Dr. İhsan Sabuncuoğul

16- Çankırı Karatekin Üniversitesi – Prof. Dr. Hasan Ayrancı

17- Iğdır Üniversitesi – Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma

18- Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi – Prof. Dr. Mazhar Bağlı

19- Siirt Üniversitesi – (Yeniden) Prof. Dr. Murat Erman

20- İbn Haldun Üniversitesi  – Prof. Dr. Recep Şentürk

21- Bartın Üniversitesi – Prof. Dr. Orhan Uzun

22- Bayburt Üniversitesi – (yeniden) Prof. Dr. Selçuk Coşkun

23- Pamukkale Üniversitesi – Prof. Dr. Hüseyin Bağ

24- Türk Hava Kurumu Üniversitesi  – Prof. Dr. Ahmet Erman Akbulut

25- İstanbul Bilim Üniversitesi – Prof. Dr. Çavlan Çiftçi

26- İstanbul Kültür Üniversitesi – Prof. Dr. Erhan Güzel

27- Yalova Üniversitesi – Prof. Dr. Ali Erbaş (Daha sonra Diyanet işleri başkanı oldu)

28- Abant İzzet Baysal Üniversitesi – Prof. Dr. Mustafa Alişarlı

29- (Yeni kurulan) İzmir Bakırçay Üniversitesi – Prof. Dr. Mustafa Berktaş

30- Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi – Prof. Dr. Muhsin Kar

31- İstanbul Kent Üniversitesi – Prof. Dr. Hatice Zehra Neşe Kavak

32- (Yeni kurulan) Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi – Prof. Dr. Erol Parlak

33- Ege Üniversitesi – Prof. Dr. Necdet Budak.

Alıntı: Diken

“Gençlerle Güvenli İlişkiler Üzerine Çalışmak”: Eğitimciler ve danışmanlar için uygulama önerileri ve egzersizler

CŞMD, cinsel şiddetin kültür yoluyla öğrenilen ve normalleştirilen; dolayısıyla gerekli müdahaleler yapılırsa önlenebilen bir sorun olduğunun altını çizerek çocuk ve gençlik alanında uygulamak üzere, cinsel şiddete karşı koruyucu-önleyici çalışmaların sayısının ve kapasitesinin artırılmasına yönelik adımlar atıyor. Şiddet artmadan müdahale edebilmenin araçlarını üretmeye çalışıyor.

Dernek; lise gençlerinin ve eğitimcilerin toplumsal cinsiyet, ayrımcılık, sanal zorbalık ve flört şiddeti konularında farkındalıklarının artırılmasına yönelik pilot bir çalışma olarak tasarladıkları ve uyguladıkları “Ne Var Ne Yok?!” projesi kapsamında yeni bir yayın çıkardı. “Gençlerle Güvenli İlişkiler Üzerine Çalışmak” isimli kitap; dernek ekibinden psikolog Nurgül Öztürk, Merve Karabulut ve cinsel sağlık eğitmeni-danışmanı Efsun Sertoğlu’nun eğitimciler ve danışmanlar için hazırladığı bir uygulama kitabı. Kitap; gençlerin zarar görmedikleri güvenli ilişkiler yaşamalarını destekleyebilmeleri için; eğitimcilerin yürüttükleri ve yürütecekleri çalışmalara katkı sunmayı amaçlıyor.

Kitabın ilk bölümünde proje süreci hakkında detaylı bilgiye, projeye katılan eğitimcilerin ve gençlerin konu hakkındaki paylaşımlarına ve proje kapsamında yürütülen araştırmanın sonuçlarına değiniliyor.

İkinci bölümde; kavramlar sözlüğü, şiddet türleri ve tanımları, şiddet döngüsünün işleyişi, flört şiddetini besleyen mitler, ilişkilerde güvenlik cetveli, güvensiz ilişkiler yaşayan gençlerde gözlemlenebilecek uyarı işaretleri gibi eğitimcilerin uygulama öncesi ihtiyaç duyabileceği genel bilgilere yer verilmiş.

Üçüncü bölümde gençlerle güvenli ilişkiler üzerine konuşmak için sunulan 10 öneriyi, grup çalışmalarında güvenli alan oluşturma yöntemlerini, kapsayıcı – güçlendirici dil ve yaklaşımın sağlanmasına yönelik adımları; yani uygulama öncesi önerilerini okumak mümkün.

Son bölümde ise hem proje süresince uygulanmış olan, hem de yararlı olabilecek farklı uygulama egzersizlerinin bir araya getirildiği detaylı uygulama örnekleri sunuluyor. Uygulamalar arasında toplumsal cinsiyet temelli şiddet, akran zorbalığı, dijital şiddet, kişisel sınırlar, onay kavramı, şiddetin farklı türleri, güvenli ilişkilerin özellikleri, flört şiddeti gibi konuların odakta olduğu egzersizler bulunuyor.

Proje koordinatörü Nurgül Öztürk, eğitim alanında böyle bir kaynağa ihtiyacın yoğun olduğunu; kitabın yayımlanmasını takip eden 1 hafta içinde Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden, 100’ün üzerinde okul psikolojik danışmanı ve eğitimciden talep aldıklarını ve geri dönüşlerin çok olumlu olduğunu belirtti. “Kitabı hazırlarken en önem verdiğimiz nokta; kitabın kapsayıcı ve güçlendirici bir dile sahip olmasıydı. Bu alanda çalışırken gençlerin ilişkilerine dair varsayımlarda bulunmak, neyin doğru-yanlış olduğunu dayatmak yerine iyi bir dinleyici olmak ve bu konuların konuşulabilir olduğunu öğrencilere hissettirmek gerekiyor. Eğitimcilere, çalışmalara başlamadan önce onlar için hazırladığımız soruları kendilerine sormalarını tavsiye ediyoruz. Gençlerle çalışmaya başlamadan önce kendimizle çalışmamız bir koşul. Umarız bu kitap eğitimcilerin kendi yaklaşım ve önyargıları üzerine çalışmaları için de bir vesile olur.”

Tasarımını Büşra Erinkurt’un yaptığı, Hollanda Başkonsolosluğu’nun desteğiyle yayımlanan kitabın PDF versiyonuna erişmek için buraya tıklayabilir, basılı olarak edinmek için Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne mail atabilirsiniz.

www.cinselsiddetlemucadele.org
[email protected]

Nirvana temalı vegan kafe Glasgow’da açıldı

Yeni bitki temelli kafe -ismi grubun “in bloom isimli şarkısından esinlenilmiştir- müşterilerine temiz ev yapımı vegan makarna, hamur işleri ikram ediyor ve Kurt Cobain’in yönettiği zamana geri adım atıyor.

In Bloom vegan kafe, 90’ların grunge grubu Nirvana’ya bir hayranlık göstergesi olarak İskoçya Glasgow’da açıldı. Sahibi Rachel Sharp, basın kuruluşu Munchies’e, kendisinin ve kocasının gruba ve üyelerine sevgilerini yansıttıkları bir kafe açmak istediklerini anlatmıştır. Dekor bilet koçanları, eski promosyon posterler ve fotoğraflar ile diğer ucuz nostaljileri ön plana çıkarırken; menü vegan yahniler, sandviçler, taze yapılmış makarnalar, kebaplar ve hamur işlerinden oluşturulmuştur. Sharp komşulara buluşma duyurusu yapmadan bir öğle arasında açtıklarını ve harika geri dönüşler aldıklarını söyledi. Bir sürü insanın büyük destek gösterdiğini, bunların genellikle meraklı veganlar ve Nirvana hayranları olduğunu ve komşuların da geçerken bir bakmak için uğradıklarını sözlerine ekledi.

Glasgow’un Sharp In Bloom için mükemmel bir konum olduğunu çünkü grubun düzen karşıtı karakterlerinin en iyi bu şehirde temsil edildiğini söyleyerek Gary Yourofsky’den çoğu veganın bastırılmış topluluklardan olduğuna dair güzel bir alıntı yapar. Glasgow bölgelerinin tarihsel olarak ve şu anda yoksul olduğu için böyle hissettiğini söyleyerek insanların diğer bastırılmış varlıkları daha çok önemsediklerini düşündüğünü belirtmiştir.

Kaynak: VegNews

ODTÜ’de bilim sanatla buluşuyor

Birçok alanda ilkleriyle bilinen ODTÜ, şimdi de kurduğu “Bilim İletişimi Grubu” ile bilimi ve bilim insanlarını fotoğraf sanatıyla birleştiren bir sergi gerçekleştiriyor.

Dünya yıldızlarını fotoğraflayan Mehmet Turgut; objektifini bu kez ODTÜ’lü bilim insanlarına çeviriyor.

Eğitim ve araştırma alanlarında önemli başarılara imza atan Orta Doğu Teknik Üniversitesi; bilimi topluma tanıtma ve bilimin eğlenceli yüzünü gösterme misyonu ile etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. Bu doğrultuda; ODTÜ Bilim İletişimi Grubu (BiG) tarafından düzenlenen, 18 Ekim 2017 Çarşamba günü, saat 18.00’da, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda “Bilim Sanatla Buluşuyor” isimli fotoğraf sergisi hem sanatseverler hem bilimseverlerle buluşturulacak.

Türkiye’den ve dünyadan ünlü sanatçıların fotoğraflarını çeken Mehmet Turgut’un ODTÜ’de görev yapan 13 bilim insanını yaptıkları araştırmalar çerçevesinde fotoğraflamasıyla oluşan eserlerden oluşan sergi, bir hafta açık kalacak.

ODTÜ Bilim İletişimi Grubu’nun, bilim insanlarının ve bilimsel araştırmaların çoğu zaman gözden kaçan eğlenceli ve keyifli yüzünü daha çok kişiye göstermek, insanların bilime karşı önyargısını yıkarak onları bilimle kaynaştırmak amacıyla düzenlediği fotoğraf sergisi; ülkemizde çalışmalarını sürdüren bilim insanları ve onların yürüttükleri projelerin bilimsel makale ve haberler dışında fotoğraf sanatıyla bir araya gelmesi açısından da bir ilki gerçekleştirmiş olacak.