Ana Sayfa Blog Sayfa 505

10 fotoğrafta barış güvercini bir gönül adamı: Kardeşimiz Hrant Dink

0

19 Ocak 2007 tarihinde genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin Şişli’deki binası önünde dünyanın en güzel insanlarından birinin canına kıydılar.

Bir hain kurşun Hrant’ı; Rakel’inden, çocuklarından, İstanbul’undan, Anadolu’dan ve mesleği gazetecilikten kopardı, hayat hakkını elinden çekti aldı. Ama o kurşun milyonlarca insanı da Hrant ile buluşturdu. O müthiş insanı bu kez 10 fotoğrafın eşliğinde tekrar analım, tüm çirkinlikleri bir kenara bırakıp Hrant’ın bu dünyaya kattığı güzelliklerini tekrar hatırlayalım.

Büyük bir aşk: Hrant ve Rakel

Hrant’ın Rakel’i. Rakel’in Hrant’ı. Bir ömür boyu süren büyük bir aşk. Hrant ile Rakel’in ilk buluşması Tuzla’daki Ermeni Yetimhanesi’ne gerçekleşecekti. Hrant, yetimhanede Kürtçe’den başka lisan bilmeyen çocuklara Ermenice öğretmekle görevlendirilmişti. Aralarından biri de aşiret reisi Siyament Yağbasan’ın kızıydı. Siyament, Yakup Peygamber’in karısından esinlenerek kızına Rakel adını koymuştu. Rakel, kuzu anlamına geliyordu. 1959 doğumlu Rakel, 13 yaşında ilk kez Cudi’den inmiş ve İstanbul’a gelmişti. Hayatının aşkı onun karşısına İstanbul’da çıkacaktı.

İstanbul, deniz, erguvanların kokusu ve Rakel

Hrant Dink İstanbul vapurunda.

Hrant, yetimhanedeyken bazen diğer çocukları da alıp kenti gezdirmeye çıkarıyordu. Rakel de büyümüştü artık 15-16 yaşlarındaydı. Bir gün tüm çocuklarla Hrant, Boğaz’da vapura bindiler. Hrant, yol boyunca semtleri, yalıları, köşkleri çocuklara anlattı. İstanbul’a dair şiirler okuyordu. Vapur Beykoz iskelesine yanaşırken Hrant birden kollarını iki yana açtı. Büyük bir neşeyle “İşte bunlar erguvanlar” diye haykırdı. İşte Rakel, tam da o anda Hrant’a aşık oldu. Göz göze geldiler. Hrant’ın ise çok önceden Rakel’e aşkı gönlüne düşmüştü. Büyük bir aşkın başlangıcına erguvanların kokusu da tanık oluyordu.

Hrant’ların öksüz ve yitik şehri İstanbul

Hrant ve martılar

Sezen Aksu’nun Güvercin şarkısında dediği gibi “Gitti son İstanbul”. Onun ölümüyle İstanbul çok şey kaybetti, geçmişini, kültürünü, dilini. Bir İstanbul beyefendisi, bir İstanbul aydını idi Dink. İstanbul onun başka bir sevdasıydı, hayatı boyunca tutulduğu. Anadolulukla, Ermenilikle İstanbulluluğu harmanlayıp gerçek bir aydın, bilge bir derviş haline gelmişti.

Agos da Hrant’ın bir çocuğuydu

hrant agos

1995’in yazında Kınalıada’da Hrant eşine döndü, “Bir çocuğumuz daha olsun istiyorum” dedi. Rakel bir anda ciddi mi olduğunu anlamadı Hrant’ın. Hrant gülerek, “Evet, olsun. Adını da Agos koyarız” dedi. Agos’un anlamı “Sabanın toprakta açtığı iz” idi. Rakel ise Agos’un bir çocuk ismi için uygun olmadığını, artık yeni bir çocuk için de yaşlarının geçtiğini düşünüyordu. Hrant ise muzipçe “Yok be birtanem” dedi, “Bu aleme meramımızı daha iyi anlatabilmek için Türkçe ve Ermenice bir gazete çıkaralım, adını da Agos koyalım, toprağı yarıp tohum serpelim, belki bereketli olur büyür gider bizim çocuklarla birlikte” şeklinde sözlerini sürdürdü. Rakel anlamıştı Hrant’ın esas dediğini, “Ona varım Hrant” dedi. 5 Nisan 1996’da Agos’un ilk sayısı çıkıyordu.

Gazetecilikte farklı bir kulvar, bir cesur yürek

Hrant Dink Agos

Hrant’ın basınla ilk temasları, basında çıkan yanlış haberlere gönderdiği düzeltmeler ile oldu. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan Agos gazetesinin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlendi. Agos dışında Zaman ve Birgün gazetelerinde de köşe yazıları yazdı. Yazılarında ana teması hep barış ve halkların bir arada yaşaması, kardeşliği idi.

İçinde hiç bitmeyen bir tutku: Futbol

hrant futbol

Hrant futbolu hep çok sevdi. Çocukluğundan başlayarak futbol tutkularından biriydi. Dink, 1982-83 sezonunda Taksimspor forması da giymişti. “337569” numaralı lisansında ise Hrant Dink’in adı ise Fırat olarak yazılı idi. Hrant, solculuk faaliyetlerinin Ermeni kimliği ile ilişkilendirilebileceği ve cemaatin bundan zarar görebileceği endişesini taşıyordu. O yüzden ismini mahkeme kararı ile Fırat olarak değiştirmişti.

Çocukların sevgilisi, çocuklara sevgili

hrant bebek

2010 yılında Kınalıada sahilindeki bir çocuk parkına Hrant Dink Çocuk Parkı ismi verildi. Hrant bunu görse kuşkusuz çok sevinir, gururlanırdı. Hrant’ın çocukları çok sevdiği onlarla birlikte birçok fotosu olmasından, fotolardaki neşesinden açıkça belli oluyor. Aşağıda ise kızı Delal Dink ile, yine çok neşeli, sevimli, candan.

delal

Bir Anadolu rüyası: Halkların kardeşliği

hrant cocuklar

Bir Ermeni. Bir Türkiyeli. Ama hepsinden de öte Hrant’ı belki en iyi anlatacak kelime; Anadoluluk. Bir Anadolu insanı idi Hrant. Denizli’de sekiz ay yaptığı askerliğinde, bütün arkadaşları çavuş olduğu hâlde Hrant Ermeni olduğu için çavuş yapılmamış ve askerliğini er olarak tamamlamıştı. Bu ve bunun benzeri birçok ayrımcılığa rağmen o Anadolu’dan, Türkiye’den gitmeyi hiçbir zaman düşünmedi.

Ermenilerin köy enstitüleri: Kamp Armen

kamp armen

Hrant Dink ve biricik eşi Rakel, Tuzla’daki Çocuk Kampı’nın daha sonra yönetimini de üstlendi, pek çok kimsesiz Ermeni çocuğuna sahip çıktı. Kampa daha sonra “Ermeni militan yetiştirildiği” suçlaması ile devlet tarafından el konulacaktı. Fakat devletin tüm baskısı bu kampın ilerici, aydınlık ve çağdaş yönünü karanlığa çeviremedi. 2015’te Kamp Armen yine direndi, bu kez binasının yıkımına karşı durdu ve kazandı.

Milyonlar tek yürek: Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz

Dink Cenaze

Hrant Dink’in cenazesi, 23 Ocak 2007 Salı günü Şişli’de, Agos önünde bir törenle başladı. Cenazeye katılanlar “Hepimiz Hrant Dink’iz, hepimiz Ermeniyiz!” yazılı dövizler taşıdı. Topluluk Kumkapı’ya kadar yürüdü. Burada Meryem Ana Kilisesi’nde yapılan dinî törenin ardından Hrant Dink Balıklı Ermeni Mezarlığı‘nda toprağa verildi. Cenaze törenine kimi kaynaklara göre 100 bin, kimilerine göre ise yaklaşık 200 bin kişi katıldı. Bu öyle bir kitle idi ki; Türkiye’de örneği henüz yoktu, plansız, örgütlenmesiz, sadece acısını haykırmak, devlete isyanını haykırmak için sokaklara kendini atmış insanlardan oluşuyordu.

Rakel Dink’in anma toplantısında yaptığı konuşmada söylediği gibi: “O, bugün Türkiye’de milat yaptı, sizler de mührü oldunuz. Onunla manşetler, onunla konuşmalar, yasaklar değişti. Onun için dokunulmazlar veya tabular yoktu. Kelamda dediği gibi yüreğinden taştı. Büyük bir bedel ödedi. Bedellerin ödendiği gelecekler Hrantları severek Hrantlara inanarak olur, nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutarak olmaz. Bu yükseliş karşındakini kendin gibi görerek, kendin gibi sayarak, kendin sayarak olur.”

Not: Yazıdaki bilgiler ve görseller Hrant Dink Vakfı internet sitesi, Kamp Armen Facebook sayfası, Wikipedia, soL, Birgün, Onedio, Hürriyet, Agos sitelerinden alınmıştır.

Barış için ekoloji aktivistleri bu suça ortak olmayacak

Barış için ekoloji aktivistleri, içinde bulunulan savaş ortamına ve zulüm politikalarına ortak olmayacaklarını açıkladı.

Barış İçin Akademisyenler’in başlattığı “Bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla yayınlanan barış istemini paylaştıklarını belirten ekoloji aktivistleri barış metinlerine imzaya davet ediyor. İmzalar çarşamba gününe kadar [email protected] adresine gönderilebilir.

Barış İçin Ekoloji Aktivistleri bu suça ortak olmayacak!

Gaia Dergi‘nin de imzacısı olduğu barış metninin tamamı:

Devlet eliyle başlatılan bu kirli savaşa, baskı ve zulüm politikalarına karşı “Barış için Akademisyenler”in başlattığı ve ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlığıyla yayınlanan kalıcı barış istemini doğa savunucuları olarak sahipleniyoruz.

Özellikle 7 Haziran sonrasında yoğunlaşan ve yaşamın bütününe karşı başlatılan topyekün savaş politikalarına karşı biz doğa savunucuları olarak barışı savunuyoruz. Bu topyekün savaş politikaları kapsamında Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin başta olmak üzere birçok kent ablukaya alınmış, insanlar açlığa-susuzluğa mahkum edilmiş, ana karnında bebekler katledilmiş, ekmek almaya giden dedeler sokak ortalarında keskin nişancılar tarafından vurulmuş, yüzbinlerce insan yerinden yurdundan edilerek göçe zorlanmış, okullar-evler bombalanmış, binlerce hayvan öldürülmüştür. Tanklarla-toplarla sokağa çıkma yasağı adı altında kentler ablukaya alınarak tarih silme operasyonuna girişilmiştir. Çocuklarıyla, gençleriyle, nineleriyle kentler yok edilmeye çalışılmaktadır.

Bu savaş yaşamın bütününe ilan edilmiş bir savaştır. Egemenlerin, cennetlerinin devamını sağlayabilmek adına insanından hayvanına, mahallesinden kültürüne, ağacından deresine kadar azgınca saldırdıkları bir savaştır. Tahir Elçi’yi 90’lardaki faili ‘meçhul’leri aratmayacak şekilde sokak ortasında infaz edenler; duvarları ırkçı-faşist yazılarla donatarak, sokak başlarına yerleştirdikleri keskin nişancılarla, özel timlerle yürütülen bir savaştır.

Bizler Doğa Savunucuları olarak; hayvanların, kentlerin, doğanın toptan yok edilmesine sebep olan bu savaşa karşı yaşam alanlarımızda barışın ve kardeşliğin sesini büyütüyoruz.

Tüm ekoloji aktivistlerini, doğa savunucularını barışa çağrı metnini imzalamaya davet ediyoruz.

Jimmy King’in objektifinden David Bowie’nin ölmeden önceki son fotoğrafı

Rock müziğinin önemli isimlerinden David Bowie, 1969 yılında Space Oddity albümü ile hayatımıza hızlı bir giriş yapmış ve ilerleyen dönemde dünya tarihinin gördüğü en başarılı sanatçılardan biri olarak karşımıza çıkmıştı. Günümüzde Madonna, Lady Gaga dahil olmak üzere pek çok şarkıcıya ilham veren Bowie, kariyeri boyunca sayısız albüm ve filme imza atmıştı.

Geçtiğimiz günlerde son albümü Blackstar‘ı dinleyiciye sunmasının ardından, 10 Ocak 2016’da hayata veda eden usta sanatçının Jimmy King‘in kamerasıyla çekilmiş fotoğrafları ortaya çıktı.

David Bowie Son Fotograf 1

Albüm tanıtımı için kamera karşısına geçen Bowie’yi siyah bir takım elbise ve inanılmaz güzel bir gülümseme ile görüyoruz. Fotoğrafların yayınlandığı sitede “Bu adam niye bu kadar mutlu? 69 yaşına girdiği ya da 28’inci albümü çıktığı için olabilir mi acaba? Kim bilir? Her ikisini de kutlayacağız, bize katılın” şeklinde açıklama yapıldı. 18 aydır yoğun bir kanser tedavisinin etkisinde olan Bowie deli dolu halleriyle objektife gülerken, sanatçıya albümde bulunan Lazarus şarkısının ”Yukarıya bakın, ben cennetteyim” sözleriyle veda ediyoruz.

David Bowie Son Fotograf 2

David Bowie’ye veda: Yukarıya bakın, ben cennetteyim” yazısını okumak için tıklayınız.

Kaynak: Bored Panda

Anne, kızının çizdiği hayalleri mükemmel eserlere çeviriyor

Küçükken hayallerimizi her birimiz kendi çizgilerimizle kâğıda döktük. Belki tam aktaramadığımız duygular vardı; belki de, annesi kızının çizdiği hayalleri mükemmel eserlere çevirerek o duyguların tercümanı oldu. İşte bu anne de üç yaşındaki kızının hayallerini canlandırmasına yardımcı oluyor.

Kızı Eve de, sanatçı annesi Ruth Oosterman’ın yolundan ilerliyor. Eve’in çizdiği her bir resim, Ruth için bir şaheser niteliğinde; kızının keçeli kalem ile yaptığı resimlere bir parça daha boya katarak yeni resimler oluşturuyor. Eve’in kâğıda döktüğü her bir çizgi, Ruth için farklı bir anlam taşıyor.

Bu anne-kız ikilisinin yaptığı işler, oldukça beğeni topluyor ve seviliyor. Ayrıca bu ikili, işleri ilerletmekte de oldukça kararlılar.

Ruth, bir açıklamasında; “Bu güne kadar hızlı bir şekilde çalışmak ve işlerimi tamamlamak için çabaladım fakat Eve ile farklı bir bakış açısı yakaladım. Eve’i bu yolda ilerletmek ve onun katkısını da sanata teşvik etmek amaçlı bir yolda ilerliyorum” diye belirtiyor ve ekliyor; “Pablo Picasso da demiş ‘Ama hep bir çocuk gibi çizmeye çalıştım’, ben de bunu kendime yansıtmaya ve resimleri onun gözünden görmeye çalıştım.

Ayrıca Ruth Oosterman’a Blogspot, Youtube veya Facebook üzerinden ulaşabilirsiniz.

bir-cocugun-gozunden-cizmek4

bir-cocugun-gozunden-cizmek10

bir-cocugun-gozunden-cizmek5

bir-cocugun-gozunden-cizmek11

bir-cocugun-gozunden-cizmek3

bir-cocugun-gozunden-cizmek7

bir-cocugun-gozunden-cizmek1

bir-cocugun-gozunden-cizmek8

bir-cocugun-gozunden-cizmek2

bir-cocugun-gozunden-cizmek6

bir-cocugun-gozunden-cizmek9

Kaynak: Bored Panda, The Mischievous Mommy

Gökyüzüne uzanan ağaç evler ve cadı avı: İlkel Korowai Kabilesi

Endonezya’nın Batı Papua bölgesinde yaşayan Korowailer, antropolog Peter Van Arsdale ile ilk karşılaşmalarının ardından 40 yıl geçmesine rağmen izole yaşamaya devam ediyor. Yaklaşık 3 bin yerliden oluşan kabilenin çoğu, hayatı boyunca “beyaz bir insan” (laleo, onların dilinde hayalet/şeytan anlamına geliyor) görmemiş.

Kabilenin yamyamlığı sürdürdüğü biliniyor, tabii yalnızca “bazı” durumlarda. Erkek cadıların (khakhua) öldürülmesi bir gelenek.

Korowai Kabilesi 2

Dış dünyayı merak ederek bölgeden ayrılan ve döndüğünde kabile tarafından kabul edilmeyen Boas ise bu geleneği şöyle anlatıyor: “Khakhua öldürmek istediği kişilerin yakını ya da arkadaşı kılığına girer, onlar uykudayken iç organlarını yemeye başlar. Organların yerine küller koyar, böylece kurbanlar hiçbir şey fark etmez. Khakhuanın kim olduğu ortaya çıkarsa, bu defa kurban o olur. Kalbine bir ok saplanır ve diğerleri tarafından yenir.

Khakhua var olduğuna inandıkları bir tür kötü ruh, hastalık nedeniyle ölmek üzere olan kabile üyeleri, ölümlerinden sorumlu tuttukları bir erkeğin adını fısıldıyor. Böylece yeni “kurban” belirlenmiş oluyor. Korowailer yalnızca kötü ruhları yediklerine inanıyor, bu nedenle başka herhangi bir nedenle insan öldürmüyorlar. Aynı zamanda çocuklar khakhua avına dahil edilmiyor. Keşfedilmelerini izleyen yıllar boyunca, dış dünyayla kurdukları temaslar ise bu geleneği neredeyse yok etmiş durumda.

Korowai man in front of traditional treehouse, West Papua

Korowailer kötü bir üne sahipler ancak bu, mimari harika sayılabilecek ağaç evlerinin neredeyse gölgesinde kalıyor. Yaşadıkları çevreyi çok iyi tanıyorlar, atalarından kazandıkları deneyimler sayesinde ise yeteneklerini geliştirmişler.

Selden ve olası tehlikelerden korunmak için evlerini 50 metre uzunluğundaki demir ağaçlarının üzerine inşa ediyor; kille sıvadıkları palmiye yaprakları ve ağaç kabuklarını da çatı yapımında kullanıyorlar. Evin inşasında tüm aile üyeleri çalışıyor, taşınma esnasında ise evcil hayvanlar dahil olmak üzere herkes devasa merdiveni tırmanarak yuvaya kavuşuyor. Yeni evi kutsamak için bir ateş yakılıyor ve orman selamlanıyor.

Korowai Kabilesi 4 Korowai Kabilesi 9Korowai 12Korowai Kabilesi 7Korowai Kabilesi 10Korowai Kabilesi 5Korowai Kabilesi 6

Kaynak: The Plaid Zebra, Daily Mail

Kendinizi gerçekleştirme yolunda sizin motivasyon kaynağınız hangisi?

0

Doğumdan ölüme kadar devamlı bir faaliyet halindeyiz çünkü fiziksel, biyolojik ve sosyal çevremizle sürekli ve karşılıklı etkileşim yaşıyoruz. Öyle ki yaşamımızın her anında belirli bir davranıştan bir diğerine geçiyoruz. Zihinsel kapasite, yeteneklerimiz, kişisel ve biyolojik özelliklerimiz, geçmiş yaşantılarımız, ekonomik durum ve çevre şartları ne zaman ne şekilde ve nasıl davranacağımızı etkiliyor. Acıktığımızda hangi yiyeceği seçeceğimiz, nerede (restoran-ev) ne şekilde yiyeceğimiz (çatal-kaşık-bıçak-el) bu şartlarımız tarafından şekilleniyor. Ancak davranışlarımızın daha temel ve hepimize genellenebilir olan ortak bir noktası var ki o da motivasyon yani güdülenmedir.

Yiyecek, tuvalet, eş aramadan ait olma, muhabbet etme, kuaföre, okula, alışverişe gitme, diğerleri tarafından beğenilme, kavga etme, savaşma ya da acı, üzüntü, mutsuzluk yaratan olumsuz durumlardan kaçma-uzak durma ve benzeri daha birçok davranışımızı kişisel ve sosyal ihtiyaçlarımızdan doğan motivasyon ve heyecanlarımız belirliyor.

Davranışlarımızın nedenini bilmek kendimizi, diğerlerini anlamanın ve de davranışlarımızla birlikte hayatımızı düzenlemenin ilk adımıdır.

Motivasyon genel anlamıyla bizi belirli bir hedefe yönelik belirli bir şekilde davranmaya iten, davranışlarımızın şiddetini (hareketlerin yapılması için gerekli enerji düzeyi) belirleyen, bunlara yön veren ve bunların devamlılığını sağlayan ve hedefe ulaştığımızda da bizi durduran fizyolojik ve psikolojik sebeplerimizdir. Örneğin; açlık bizi yiyecek bir şeyler aramak üzere harekete geçirir. Açlık süresi ne kadar uzunsa yiyecek o kadar hızlı aranır. Dolayısıyla acıktığımızda kitap okumak yerine yiyecek aramaya yöneliriz.

Yiyeceği bulduğumuzda arama davranışımız ve nihayetinde bir şeyler yediğimizde – doyduğumuzda da yeme davranışımız durur. Hedefe (yemeğe) ulaşmış olmamız bizde ödül kazanma etkisi yaratır ve böylelikle bizi seçtiğimiz hedefe ulaştıran davranışlarımızı bir sonraki açlık durumumuzda tekrarlamamız gerektiğini öğreniriz.

Abraham Maslow 1970 yılında yayınlanan Motivasyon ve Kişilik adlı kitabında yer alan kişilik teorisiyle devrine göre insan davranışlarına daha bütüncül bir açıdan bakan ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini ortaya attı. Maslow’a göre insan bir bütün halinde motive olur yani acıktığı zaman sadece mide ve bağırsak işleyişi değil aynı zamanda algı (yiyecekle ilgili şeylere seçici bir şekilde dikkat etmeye başlar), bellek de (yiyecekle ilgili deneyimlerini hatırlar) işin içindedir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki tüm ihtiyaçların tatmini için gerekli bazı önşartlar var. Bu önşartlar insanın içinde yaşadığı koşullarla ilgili olan konuşma özgürlüğü, başkasına zararı olmadıkça istediğini yapma özgürlüğü, kendini ifade etme özgürlüğü, araştırma ve bilgi edinme özgürlüğü, kendini savunma özgürlüğü ve adalet, hakkaniyet, doğruluk, dürüstlük ve tarafsızlığın hâkim olduğu bir toplum ya da toplulukta yaşayabilmesidir. Kişisel kapasitemizin engellenmesi ya da bu özgürlüklerden mahrum kalmamız durumunda temel ihtiyaçlarımız tehlikedeymiş gibi tepkiler veririz. Bu tepkiler dolaylı yoldan da sergilenebilir yani belirli bir ihtiyaç diğer ihtiyaçların ifade edilme yolu olarak da karşımıza çıkabilir çünkü içinde yaşadığımız ya da yaşamak zorunda olduğumuz toplumun kültürü, eğitim seviyesi ya da değerler sistemi bize bazı ihtiyaçlarımızı açığa vurmamamızı öğretiyor. Örneğin; engellenmiş, kırılmış ya da başarısızlığa uğramış bir kişinin çılgıncasına yemek yediğine şahit olabiliriz. İhtiyaçların hiyerarşik oluşu bir ihtiyacın farkına varılması daha alt ihtiyaçların tatminine bağlı olduğunu gösteriyor buna göre alt seviyedeki ihtiyaçlar belirli bir oranda tatmin edilmedikçe daha üst ihtiyaçlar ortaya çıkmıyor.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi

Davranışlarımızın nedenini bilmek kendimizi, diğerlerini anlamanın ve de davranışlarımızla birlikte hayatımızı düzenlemenin ilk adımıdır.
(Çizim: CityPrincess01/Deviantart)

1. Fizyolojik ihtiyaçlar: Açlık, susuzluk, boşaltım gibi hayatın devamını sağlamak için zorunlu olan ihtiyaçlar ve hayatın devamlılığıyla doğrudan ilişkili olmayan cinsellik ve üreme (türün devamı için) ihtiyacıdır.

2. Emniyet/Güvende olma ihtiyacı: Tehlike, kaos ve belirsizliklerden uzak istikrarlı bir ortamda yaşama ihtiyacıdır. Güven ortamını sağlaması beklenen ailenin özellikle çocukların güven ihtiyacının tatminindeki etkisi önemlidir. Bu nedenle aile içi kavga-şiddet, huzursuzluk, boşanma ya da aile bireyinin ölümü oldukça travmatiktir. Diğer yandan barışçı, düzenli, adil ve tutarlı biçimde işleyen toplumsal sistem (işletme-devlet) üyelerini/insanlarını (işçi-vatandaşlarının) haksızlık, adaletsizlik, duygusal ve fiziksel şiddet, suç, taciz, tecavüz, zorbalık, mobbing, düzensizlik, iş kazaları gibi olumsuz durumlardan koruyabilmesi emniyet içinde hissedilmesini sağlıyor. Yoksa her yerde nevrotik insanlarla karşılaşılması mümkün.

3. Ait olma/bağlanma ihtiyacı: Dost, arkadaş, eş-çocuklarla kurulan ilişkilerde sevme, sevilme (birinin gönlünde yer tutma), şefkat (acıyarak ve koruyarak sevme) ve bağlanma ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın karşılanmaması ya da engellenmesi durumları olan reddedilme, dışlanma, yalnızlık, çeşitli nedenlerden dolayı aile bağlarının zayıf olması ya da ölüm nedeniyle hiç olmaması, ötekileştirilme veya arkadaşsızlık uyum bozukluğu ve psikopatolojik bir çok hastalığa yol açıyor.

4. Değer ve saygı ihtiyaçları: Başarılı, yeterli, bağımsız, özgür, becerikli, güvenilir, ve faydalı olmanın yanı sıra şeref, mevki, yetki sahibi olma, takdir edilme, tanınma, önemli olma ve saygı görme ihtiyaçlarıdır. Benliği ve özsaygıyı belirleyen bu ihtiyaçların tatmin olmaması halinde yetersizlik, acizlik ve çaresizlik duygularıyla baş etmeye çalışılırken özel ve sosyal ilişkilerde sorunlar yaşanıyor.

5. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı: İnsanın beceri ve donanımına yani kapasitesine uygun bir hayat yaşaması, kendi potansiyelini icra etmesine ve gerçekleştirmesine duyduğu ihtiyaç olmakla birlikte kişiden kişiye değişiyor.

Davranışlarımızın nedenini bilmek kendimizi, diğerlerini anlamanın ve de davranışlarımızla birlikte hayatımızı düzenlemenin ilk adımıdır.

Maslow bu aşamada Albert Einstein, Spinoza, Goethe, Jozeph Haydn, William James, Albert Schweitzer, George Washington, Benjamin Franklin, Pierre Renoir, Abraham Lincoln, Elenor Roosvelt gibi ünlü, önemli kişilerin hayatlarını ve onlar hakkında yazılanları inceleyerek kendini gerçekleştiren insanın özelliklerini belirlemeye çalışmış. Sonuçlara göre kendini gerçekleştiren insanın özellikleri şöyle:

Gerçeği daha doğru ve isabetli bir şekilde algılar, gizlenen veya çarpıtılan gerçeği herkesten daha kolay ve doğru bir şekilde görürler. Yüzeyselliği, yapmacıklığı, sahtekarlığı ve yalanı tespit etmede, gelecekle ilgili isabetli tahmin yürütmede başarılıdırlar. Kendilerinin ya da ait oldukları grubun beklenti, inanç, kaygı ve korkuları yerine gerçekte ne olduğunu anlama yetileri diğerlerine göre oldukça gelişmiştir.

Bilinmeyenden korkmaz ya da kaçmaz, bilinmeyeni önyargılarıyla hemen bir kalıba sokmaya çalışmazlar.

Kendilerini, diğerlerini ve doğayı olduğu gibi kabul ederler. Tüm eksiklikleri, iyi ve kötü yönleriyle barışıktırlar. İdeal insandan farkları olduğu gerçeğiyle yüzleşmişlerdir. Fizyolojik ya da yüksek seviye olsun tüm ihtiyaçlarını komplekssiz bir şekilde doğa yapısı olarak kabul ederler. Seks, işeme, hamilelik, adet görme, ihtiyarlama gerçekliğin birer parçasıdır ve dolayısıyla kabul edilmelidir. Savunmacı ya da suçlayıcı değildirler, suçlanma ve eleştirilerle baş etme ya da baş edemeyecekleri endişesi taşımazlar. Kendilerini suçsuz ya da kusursuz göstermek için bahane, yalan ve benzeri saçmalıklara başvurmaya tenezzül etmezler.

Davranışları kendiliğinden sade, içten ve doğaldır. Yakın arkadaşlık kurma konusunda çok seçicidirler. Küçük şeyleri büyütmezler. Kendi kişisel özelliklerinin ne olduğunun, isteklerinin, kapasitelerinin farkındadırlar. Küçük, dar, sınırlı, yöresel ve etnik bir değer sistemi değil bütünü gören, evrensel ve zamandan bağımsız bir değer sistemleri vardır. Toplumsal sınıf, eğitim seviyesi, meslek ya da konumları, siyasal görüş, ırk veya renkleri ne olursa olsun davranış-karakterlerini uygun buldukları herkese dostça davranırlar. İnsanlıkla şefkatle özdeşleşir, herkese aynı ailenin üyeleriymiş gibi yaklaşırlar.

Davranışlarımızın nedenini bilmek kendimizi, diğerlerini anlamanın ve de davranışlarımızla birlikte hayatımızı düzenlemenin ilk adımıdır.
Kaynak: ryansnook.com

Kendileri yerine kendilerinin dışındakilerin problemleriyle uğraşırlar. Sorumluluklarını zorunluluk olarak görürler. Kişisel, bencilce isteklerinin değil etrafındakilerin, toplumun ya da insanlığın yararına olan sorunları çözme, işleri yoluna koymak için uğraşlarda bulunurlar.

Yalnız kalmaya, dış dünyayla fiziksel teması kesmeye ihtiyaç duyarlar. Sahiplenilme, kontrol edilme, sıkı-fıkı olma gibi ihtiyaçları yoktur. Gerek duyduğunda karşısındakilerle arasına mesafe koyma ve uzak durmayı ustalıkla yaparlar. Onurlarını zedeleyen durumlarda ağırbaşlılıklarını korurlar. Olayları herkesten daha objektif bir şekilde değerlendirirler. Herhangi bir kültürün etkisi altına girmeye direnirler zaten belirli bir kültürü aşmışlardır. Özellikle kültürden kaynaklanan haksızlıklara, insafsızlıklara tepkilidirler.

Fiziksel çevre ve toplumdan bağımsız yaşayabilirler. Temel ihtiyaçları için diğerlerine veya bir gruba ait olmaya ihtiyaç duymazlar. Motivasyonlarını sağlayan temel nokta yeteneklerini ve manevi olan öz kaynaklarını geliştirmelerine duydukları ihtiyaçtır.

Her an hayatın kıymetini takdir eder, hayatın güzelliklerini bir çocuk gibi her seferinde ilk defa görüyormuşçasına merakla, hayranlıkla, zevkle karşılarlar ve ilham alırlar. Zaman ve mekan algısından, maddi varlıklarından çıkabilir, çoşkunluk, hayret ve huşu içinde olabilirler.

Kararlı, tutarlı ve standartları olan bir ahlak yapıları vardır. Kendini gerçekleştirmiş insanlar için herhangi bir hedefe varmak kadar o hedefe doğru yoldan gitmek de önemlidir. Her şeyi tat alınabilecek, zevkle öğrenilebilecek bir oyuna dönüştürebilirler.

Birilerini aşağılayarak, üzerek, kırarak, inciterek ya da müstehcen konularla insanları güldürmeye çalışanlardan oldukça farklı ve saldırgan olmayan felsefi bir mizah duyguları, espri yetenekleri vardır. Bu ölçütlerle kendileriyle de alay ederler. İnsanların günlük yaşayışlarındaki koşuşturmaları nedeniyle evrendeki gerçek konumlarını unutmaları ya da kendilerini olduğundan başka göstermeleri gibi durum ve olaylara ilişkin felsefik espriler yaparlar.

Her karşılaştıkları şeyi ya da olayı yeni ve kendilerine özgü bir bakış açısıyla görmeye çalışırlar, yaratıcıdırlar.

Davranışlarımızın nedenini bilmek kendimizi, diğerlerini anlamanın ve de davranışlarımızla birlikte hayatımızı düzenlemenin ilk adımıdır.

Bu özelliklere sahip olmalarının olumsuz getirilerinin de olacağını tahmin etmek çok da zor değil. Kendini gerçekleştirmiş insanlar çevresindekilerce kendini beğenmiş, burnu havada olarak algılanabilirler. Neyse ki onları bu şekilde algılayan ya da önyargılarıyla hareket eden insanlara ihtiyaç duymayacak kadar kendileriyle barışıklar. Diğer yandan kendini gerçekleştirmiş, potansiyellerini yaşıyor da olsalar onların da insan olduğunu unutmamak gerekli, tabiki onların da biryerlerde hataları vardır mesela hassasiyetleri nedeniyle samimi-yakın davranışları karşısındakilerce farklı yorumlanabilir veya hata yapmalarına neden olabilir. Örneğin; yardım duygusuyla norm dışı olan konu ya da davranışlara gerektiğinden fazla ilgi ya da tolerans gösterebilirler ya da acıdıkları için evlenebilirler. Bu noktada herkeste olduğu gibi onların da hatalarının nedenlerine, devamlılığına ve sıklığına bakmamız gerekiyor.

Bu yazının büyük kısmını Prof. Dr. İsmail Alev Arık’ın Motivasyon ve Heyecana Giriş (1996) adlı kitabından yararlanarak tamamladım. Kendisini ve yetiştirdiği hocalarımı sevgiyle anıyorum.

Bu teoriye birçok eleştiri yöneltilebilir ancak bu noktada bence önemli olan insanın olumlu yanlarına vurgu yapan ve insanlık için ümit içeren model olması. Umarım bu yazı eksikliklerinizi fark edip kendinizi kötü hissetmeniz yerine olduğunuzdan daha da iyi olabilmek adına ilham verici olmuştur. Kötü davranmanın da iyi davranmak kadar insansı, insana ait olduğunu ve hangisini seçeceğimizin de yine bize ait olduğunu hatırlayarak yaşarsak bir şeylerin değişmeye başlayacağına inananlardanım. Yaşamak istediğimiz dünyanın modelini kendi iç dünyamızda oluşturabilir ve bunu yayabiliriz. İyilik önce içinizde sonra etrafınızda olsun…

Başlık Çizimi: Ecartoon Man

Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yol çalışmaları yüzünden onlarca ağaç kesildi

0

Kadıköy’ün Rasimpaşa mahallesine bağlı olan Yeldeğirmeni’nde yol çalışmalarında onlarca ağaç kesildi.

Metropolün arkasında gizlenmiş olan bir köprünün, masallardaki evleri arka planına bırakacak küçük bir yerleşimde meydana gelen büyük hüsranı.

Kadıköy'ün Rasimpaşa mahallesine bağlı olan Yeldeğirmeni'nde yol çalışmalarında onlarca ağaç kesildi.

Kadıköy’ün Rasimpaşa Mahallesine bağlı olan Yeldeğirmeni‘nde şu sıralarda yeşillikler birer birer soluyor. Yeldeğirmeni’nde bulunan tarihi Taş Köprü‘nün etrafında yeşil güzellikler kayboldu. Köprünün altında yol çalışmaları sebebiyle etrafındaki onlarca ağaç kesildi. Eski görüntüsü masalları andıran bu manzara şimdilerde kuru bir topraktan ibaret.

İnsanlar bu tarihi köprüye gelip, doyumsuz manzarayı uzun seyrederdi ve şu sıralar ne yazık ki köprü yalnız geçiş özelliği gösteriyor. Taş Köprü’nün hemen arka tarafında bulunan ve İstanbul’a adeta meydan okuyan müstakil küçük evler kendi dokusunu devam ettiriyor. Bu evlerin dokusunun ne kadar korunacağını bilinmemekle beraber rengârenk oluşu ve ağaçların evlerden daha uzun olduğu bu küçük sokakta insanlar kendi dünyalarını oluşturuyor.

Kadıköy'ün Rasimpaşa mahallesine bağlı olan Yeldeğirmeni'nde yol çalışmalarında onlarca ağaç kesildi.

Evlerin caddeye bakan kısımlarında ise bir tarihi mezarlık bulunuyor. Bu mezarlığın uzun yıllardır bakımı olmadığı aşikâr. Üst üste binmiş mezar taşları, toprağın yarısında gömülü ve otların sarmaladığı bir görünüm, insanları dehşete düşürmeye devam ediyor.

Yazı ve fotoğraflar: Selma Cengiz

Jazz Manouche: Cazın çingene hâli

0

Daha kıpır kıpır, daha hareketli ve gitarın ön planda olduğu bir caz ekolü… Bu harika caz türüyle ilgili daha fazla şey öğrenmeye ve en güzel örneklerini dinlemeye hazır mısınız?

Jazz Manouche – Çingene Cazı’nın kökeni Fransa’ya dayanıyor. 1928 yılında çıkan bir yangında kollarında ve bacaklarında ciddi deformasyonlar oluşan Çingene Cazı’nın 1910 doğumlu öncüsü, Belçikalı gitarist Django Reinhardt‘ın sol elinin yüzük ve serçe parmakları ise kullanılamaz hâle geliyor. Doktorlar tekrar gitar çalmasının imkânsız olduğunu söylüyor, ancak Django yalnızca iki parmağını kullanarak gitar çalmaya devam ediyor. Gitarın caz müziğe dahil edilmesinin öncülerinden olmasının yanı sıra, ortaya koyduğu yeni akor ve vuruş teknikleri sayesinde müzik dünyasının efsanevi isimlerinden biri oluyor.

Çingene cazı, 1930’lu yıllarda Paris kulüplerinde Django’nun beraber müzik yaptığı gruplar ile duyulmaya başlıyor. En ünlü grubu ise kemancı Stephane Grapelli’nin de içinde bulunduğu “Quinette du Hot Club de France”dır. Grubun en ünlü eseri ise Minor Swing.

Çingene cazında temel enstrümanlar gitar ve kemandır; bunun yanında klarnet, kontrbas ve akordeon kullanımı da yaygındır. Vurmalı çalgılar ise görülmez. Bunun sebebi ise “la pompe” denilen özel bir ritim tekniği ile bir veya iki gitaristin “vurmalı etkisi” yaratarak davul gibi perküsyon aletlerinin yerini almasıdır. Çingene cazı için Selmer tarzı akustik gitarlar tercih edilir.

Django Reinhardt

Çingene cazının kurucusu Django’dan…

Angelo Debarre, Django’dan sonraki efsane isimlerin başında geliyor.

Rosenberg üçlüsü de efsane bir grup.

Rosenberg üçlüsüne yine efsane bir isim olan gitar virtüözü “Bireli” katılıyor bu konserde.

Minor Swing adlı parça jazın baş eserlerinden biri…

Bu video çok önemli, zira Çingene Cazı’nın ustaları birlikte çalıyor.

Gaia Dergi 5’nci sayısını satın alarak “Sınırsız gökyüzünü şarkılarıyla renklendiren insanlar: Çingeneler” başlıklı dosya konumuzu inceleyebilirsiniz. 

Kaynak: Biography, Gökhan Çete, Wikipedia, Cazkolik

Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu

Manny adlı kedi selfie çekmeye bayılıyor, GoPro kameralarını okşamayı çok seviyor. Instagram kullanıcısı @yoremahm’a göre Manny bir fotoğraf çekimi sırasında kameraya dokunarak fotoğraf çekmeyi şans eseri öğrendi. Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen kedi Manny şimdi ise çektiği fotoğraflar ile internet fenomeni oldu.

Bir köpek grubunun sürekli arka planda olması hakkında “Köpeklerin patronu o” diyor @yoremahm. Manny ile şans eseri tanışan @yoremahn, kedi dostu öldükten kısa bir süre sonra onunla sokakta karşılaşmış. O zamandan beri de birlikteler.

Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu many Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu manny Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu manny Şans eseri selfie çekmeyi öğrenen Kedi Manny internet fenomeni oldu

Kaynak: Bored Panda 

İnternette viral olan kanguruların fotoğrafı göründüğü kadar masum değil

İnternette hızlıca yayılan ve tartışmalara yol açan kanguru fotoğrafı başlarda herkesin yüreğinini ısıtsa da işin aslı beklenenden çok daha karanlık.

Avustralya’nın güney ve doğu bölgelerinde yaşayan Doğu boz kangurularının bulunduğu fotoğraf aslında bir aile tablosu: Erkek kanguru ölen dişinin başını ellerinin arasına almış, yavruları ise onları izlemekte. İlk bakışta görenleri başka alemlere götüren bu duygu fotoğrafa vahşi yaşam uzmanlarından yanıt gecikmedi: “Gerçek sandığınız kadar masum değil.”

Doğu boz kangurusu
(Fotoğraf: Evan Switzer)

Kareyi Avustralya‘nın Queensland eyaletinde yakalayan fotoğrafçı Evan Switzer erkek kangurunun “korumacı” bir davranışta bulunduğu söylese de Sydney Üniversitesi’ndeki Dr. Derek Spielman’ın The Guardian gazetesine yaptığı açıklamaya göre erkek kangurunun dişi kanguruyla çiftleşmeye çalıştığı “oldukça açık”. Ayrıca Spielman; dişi kangurunun, kangurularda görülen yoğun çiftleşme davranışlarından olan ciddi taciz ve fiziksel şiddet sonucu öldürülmüş olabileceğini söylüyor. Ardından da erkek kanguru, dişiyi diğer rakiplerinden uzakta tutmaya çalışmış.

Spielman, The Guardian’a yaptığı açıklamaya göre dişilerle çiftleşmek için erkeklerin aralarındaki mücadele oldukça şiddetli ve çoğu zaman ciddi mücadelelere sahne olabiliyor. Çoğu zaman da, özellikle hedefteki dişi erkeğe karşı tepkisizse bu durum dişinin yoğun taciz ve fiziksel şiddetle karşılaşmasına yol açıyor ve hatta dişinin ölmesine sebep olabiliyor. Spielman, erkek kanguruların esasen öldürme amacı taşımadıklarını ama sonucun çoğunlukla bu yönde olduğunu da söylüyor. Bu yüzden de fotoğrafta dişi kanguruyla “ilgilenen” erkek ve yavru kanguru figürleri büyük bir yanlış anlaşılmadan ibaret.

Kanguru
(Fotoğraf: IB Times)

Avustralya Müzesi’nin önemli araştırmacılarından Dr. Mark Eldridge de fotoğraf hakkında görüşlerini paylaştı. Yanlış anlaşılma konusunda Spielman ile aynı fikirde olan Eldridge’ye göre yavru kanguru annesinin ölümünden habersiz bir şekilde süt içmek için annesine yanaşıyor. Yavru kanguru hakkında BBC’ye konuşan Eldridge kangurularda anne-yavru ilişkisinin çok güçlü olduğunu, bu yüzden de ölüm gibi zor durumlarda tepkilerinin ne olacağını kestirmenin pek mümkün olmayacağını söylüyor.

Maymunlar ve filler gibi daha zeki memelilerin tepkileri hakkında daha net ipuçları olsa da kanguruların nasıl davranacaklarına dair kesin kanıtlar şimdilik tam olarak bilinmiyor.

Kaynak: IFL Science